Borçka, Şavşat: Dumanlı dağlar ve saklı göller eşliğinde gezi ve turizm


Dağların eteklerinde, çamların içinde bir göl… Doğu Karadeniz’deki saklı güzelliklerden biri daha çıkıyor karşıma Borçka’da… Oradan Gürcistan sınırında, doğası da insanı da güzel Macahel’e ve ardından uçsuz bucaksız vadi manzaralarıyla dolu Şavşat’a yol alıyorum.


Alternatif tatil meraklıları için Doğu Karadeniz’in yeri her zaman ayrıdır. Tarif edilemez bir durumdur bu, yanıbaşınızda vahşi, el değmemiş bir dünya sizi çağırır. Bu çağrıya turizm şirketleri çeşit çeşit Karadeniz turu paketleriyle karşılık vermeye çalışır. “Trans Kaçkarlar: bir haftada dağcılık”, “Trabzon’dan Artvin’e Kaçkarlar: zorlu ekspedisyon!”, “Sahilden motorla Karadeniz macerası”, “Yayla safari!” ve daha niceleri… “Bu turlardan birini mi seçeyim yoksa kendi imkanlarımla olur mu bu iş?” diye düşünürken, sonunda bütün turlardan vazgeçtim. Artvin sınırlarına geldiğimde rotamı çoktan çizmiştim. Borçka’dan Şavşat’a yol alacaktım. Karadeniz ikliminden kara iklimine geçiş rotası olacaktı bu.
Borçka – Şavşat: Dumanlı dağlar ve saklı göller eşliğinde gezi ve turizm

Borçka’ya güneşli bir günde vardım. Çoruh nehri Borçka içinden geçerken süt dökmüş kediyi andırıyordu. Oysa ki Çoruh, dünyanın en hızlı akan nehriydi, dolayısıyla burası da dünyanın en zorlu ve heyecan verici rafting ve nehir kanosu parkurlarına sahipti. Borçka, nehrin yardığı vadide sarp araziye kurulu Artvin’in ilçelerinden biri. Vadi eteklerindeki geleneksel Karadeniz evleri, şehir merkezine doğru yaklaştıkça yerini beton apartmanlara bırakıyor. Bu apartmanların tam önündeki ahşap köprüler, beton yapılarla oldukça tezat oluşturuyor. Ama bu zıtlıkları her zaman ilginç bulduğumdan ahşap köprüden geçip karşıdaki internet kafede maillerimi kontrol ediyorum. Teknoloji ve gelenekselliğin birarada harmanlanması keyifli olabiliyor bazen.

Borçka – Şavşat: Dumanlı dağlar ve saklı göller eşliğinde gezi ve turizm
Borçka, ilçenin doğusundaki Karçal Dağları’nın (3.400 m) eşsiz manzaraları, buzulları, buzul gölleri, buzulların erimesinden doğan dereleri, yaylaları ve tarihi kemer köprüleriyle zengin bir turizm potansiyeline sahip. Özellikle Borçka Karagöl; alabalığı, buz gibi soğuk suyu ve eşsiz manzarasıyla önemli bir kamp yeri. Buraya geç saatte varınca, göl kenarındaki konaklama tesisinde, karanlıkta nasıl bir yerde olduğunu farketmeden uykuya daldım. Sabah, karşılaştığım manzara gerçekten büyük sürprizdi. Dağların eteklerinde, çamların içinde bir göl, gölde yüzen ördekler, kırmızı pullu alabalık, bulutların yansımaları ve el değmemiş bir tabiat.

GÜRCÜ BÖLGESİ MACAHEL VADİSİ
Karagöl’den doğuya doğru zorlu dağlık arazide yaptığım yolculuktan sonra Macahel vadisine varıyorum. Macahel, Borçka’nın doğusunda, tam Gürcistan sınırı üzerinde bir bölge. Altı Gürcü köyü var bölgede. 1921 Moskova Anlaşması’na göre çizilen Gürcistan sınırının diğer tarafında da oniki köy var. Zaten buradaki sınırlar da bildiğimiz sınırlardan değil. Konaklamak için evinin bahçesine çadır kurmama izin vermeyen, bunun yerine evinde kalmam için ısrar eden Mikhael amcanın arka bahçesinde, mısırların bittiği yerden itibaren Gürcistan toprakları başlıyor mesela. Buradaki sınırlar da insanlar kadar samimi görünüyor.

Macahel’i ayıran sınır, ayrı köylerde yaşayan birçok akrabayı da birbirinden ayrı düşürmüş. Bölge, kışın en az 6 ay karlar altında kalıyor. Yazın bile güçlükle ulaşılan zorlu yolun kış boyunca kapalı olması, köylerden göçe yol açmış. Bir hastalık durumunda dahi, hayati tehlike söz konusu olabiliyor tıbbi destek olmayınca. Tema Vakfı’nın bölgedeki konaklama tesisi ve Kafkas arıcılığının geliştirilmesi çalışmaları ekonomik anlamda olumlu etkilemiş Macahel’i, göçler bir nebze olsa da azalmış. Yöredeki Gorgit Yaylası’nın doğal ve yaşlı ormanları, kalın gövdeli kayın ve ladin ağaçlarıyla, Türkiye’den ‘UNESCO İnsan ve Biyosfer Rezervi Projesi’ne dahil edilen ilk bölge. Macahel’in beni en çok etkileyen yanı, balından bile tatlı olan insanlarıydı kuşkusuz. Herhangi birine adres ya da bir soru sorduğunuzda, kendinizi o Macahelli’nin evinde baş köşede oturmuş, yörenin yemeklerini yerken bulabiliyorsunuz. Hatta araçla ilerlerken yaşlı bir amcaya verdiğiniz selamın ardından, amcanın peşinizden koşup aracınızı durdurmasına kadar varıyor bu canayakınlık. “Erik yer misin?” diye sordu bana. “Aman amca zahmet etme” demeye kalmadan ağaca tırmanıp elindeki sepeti doldurdu. Sonra eşi geldi, “Bu gece burada kalacaksın, bir yere bırakmayız” dediler. Hiç tanımadığı insanların karşılıksız yardımları ve azami misafirperverlik göstermesi, bir kentliyi hayli şaşırtıp duygulandırıyor doğrusu.

Vadiden ayrılırken dönüş yolunda karşılaştığım kocaman kedinin de vaşak olduğunu öğrenince, buradaki yolun çoğu zaman kapalı olmasının belki de insanların ve doğal hayatın bozulmadan kalması için gerekli olduğunu düşündürdü bana.

Borçka’dan Şavşat’a doğru giderken, Artvin ilini uzaktan selamlayıp Şavşat yoluna doğru Çoruh boyunca devam ediyorum. Karadeniz’den Doğu Anadolu’ya geçiş o kadar belirgin ki, yeşillik hafiften seyrekleşmeye başlıyor, renkler birden sarıya dönüyor. Artvin’den yaklaşık 65 km sonra Şavşat’a varıyorum. İlçe tipik, şirin bir Anadolu kasabası görünümünde. Burada 9. yüzyıla ait Tbeti Kilisesi’nin yontma taştan yapılmış çatısının tüm cephelerindeki koç heykelleri görülmeye değer. Şavşat’da da Borçka’dakine benzer bir Karagöl var, Sahara Milli Parkı içerisinde. Coğrafya ve iklim yine birden Karadeniz’e dönüyor Karçallar’a yaklaştıkça. Şavşat ve çevresi, derin vadiler, yüksek dağlar, balta girmemiş doğal ormanlar, buzul gölleri, yaylalar, fauna ve flora zenginliği, kaleler, kemer köprüler, geleneksel ahşap mimarisi ve yerel festivalleriyle birçok turizm değerini içinde barındıran özelliklere sahip. Sahara’daki köy evleri ile dağ evlerinin karışımı ahşap yapılar, ucu bucağı olmayan yeşil vadi manzaralarıyla son derece uyumlu. Burada da Artvin’in çoğu yerinde rastladığım tulum ezgileri karşıma çıkıyor. Uzaktan gelen bu tınılara gökyüzünde özgürce süzülen atmaca çığlıkları karışıyor.

TURİZM CENNETİ ŞAVŞAT
Borçka’dan Şavşat’a doğru yaklaşık 110 km’lik yolculuğum boyunca el değmemiş bir doğa eşlik etti bana. Dumanlı dağlara aynı düzlemden bakmak, bugüne kadar belgesellerde gördüğüm vahşi hayvanlarla burun buruna gelmek, hiç görmediğim hızda akan bir nehir, kartal yuvalarını andıran yükseklerdeki evler, huzur veren romantik göller, yaylalarda horon oynayanlar, uçsuz bucaksız ormanlar, sınırın ayırdığı köyler aklımda kalanlar. Ama “en güzeli hangisiydi?” diye sorduğumda kendime, hiç düşünmeden “insanıydı” diyorum. Karşılık beklemeyen, sadece karşısındakini mutlu görmek isteyen ve bunun için çabalayan insanlar var orada hâlâ.

Yazı: UFUK SARIŞEN

Please follow and like us:

Enjoy this blog? Please spread the word :)