Karadeniz kültür ve müziği hakkında
tartışmak, Karadenizli hemşerilerinizle
tanışmak ve her konuda seviyeli söyleşmek
için Karadeniz
Forum
sayfamıza gidebilirsiniz.

Beşköylü Adem (Adem Ekiz) ile
Söyleşi

1. Dünya Savaşı sırasında
Trabzon'un Rus ordusunca işgali
10 dakikalık video
Trabzon'un Düşüşü. Rus ordusu
tarafından çekilen yaklaşık 10
dakikalık videoda Rus topçusunun
Türk istihkamlarını bombarduman
etmesi, Ruslara esir düşen ve
siperlerde ölen askerlerimiz,
Rus askerlerinin kente girmesi,
Muhacir çıkan Müslümanların
durumu, Trabzon kent merkezinin
panoromik görüntüsü, kent içinde
dolaşan insanlar, resmi
binalardan Osmanlıca tabelaların
indirilmesi izlenebilir.
İzlemek için tıklayın

Trabzon Ayasofya Müzesi, Müze olarak Kalmalıdır!,
kampanyasına Katılın!
Karadeniz Bölgesinin en önemli tarihi
yapısı olan 700 yıllık Trabzon Ayasofya
kilisesi, 1958-62’de Edinburgh Üniversitesi
ile vakıfların işbirliğiyle Osmanlı döneminde
tarihi fresklerin üzerine sürülen ziftler
temizlenip, restore edilerek müzeye
çevrilmiştir. Her yıl yerli yabancı on
binlerce turist tarafından hayranlıkla ziyaret
edilen Trabzon Ayasofya tıpkı Cumhuriyetimizin
kurucularının bilgeliğiyle müze statüsü
verilen İstanbul'daki adaşı gibi, ulusal ve
evrensel kültür mirasımızın eşsiz bir
parçasıdır. Trabzon Ayasofya’nın siyasi
menfaat sağlamak uğruna bürokratik kağıt
oyunlarıyla gerçekleştirilen bir oldu bitti
ile hiç bir ihtiyaç olmadığı halde camiye
dönüştürülmesi ve ibadete açılması ve
planlanmakta olup, bu eylemin gerektirdiği
fiziki değişiklikler ile yapı telafisi mümkün
olmayan şekilde zarar görmesi kuvvetle
muhtemeldir. Sözün özü, müze özelliği taşıyan
bir tarihi eserin medeni dünyada benzeri
olmayan bir şekilde ve Taliban’ın put olduğu
gerekçesiyle Afganistan Baminyan'daki 53
metrelik Buda heykelini top atışıyla
parçalamasıyla yarışacak hoyratlıktaki bu
dönüşümünü desteklemiyor, Trabzon Ayasofya’nın
müze olarak kalmasını arzu ediyoruz.
Trabzon Ayasofya hakkında
detaylı bilgi ve fotoğraf
galerisini görmek ve İmza
kampanyasına
katılmak için tıklayın!

Trabzon’da yeşilin tonunun
değişmesini, Tonya’da çimento
fabrikası istemiyoruz!
Bizzat
Çevre Bakanlığı’nın hazırladığı
raporlara göre yılda 1 milyon
ton üretim kapasitesi olan bir
çimento fabrikası havaya günde
15 bin ton partikül saçıyor [1].
Çimento fabrikalarındaki
filtrelerin verimsiz çalıştığı,
özellikle özel sektöre ait
olanların elektirik tasarrufu
yapmak için kullanılmadığı hatta
çalışmadığı örnekleriyle
ortadır. Adıyaman Göksu’da 1983
yılında faaliyete geçen çimento
fabrikasına başta ayıp olmasın
diye konulan filtre bir süre
sonra çalışmaz hale gelince
etrafındaki 10 köy de hayat
yaşanma hale gelmişti.
Diyarbakır Ergani’deki çimeto
fabrikası aynı şekilde
çevresindeki Kemertaş, Saray ve
Şirinevler mahalleri etrafı
zehirli toza bulayan fabrikayı
mahkemeye verince bağımsız Türk
yargısı köylülere “komşuluk
hakkı açısından çimento
fabrikasına katlanmalarının
gerekli olduğu” öğüdünü vererek
çevre açısından hukuk tarihine
altın harflerle geçecek bir
kararı dayatmıştı.
Yemyeşil Tonya ilçesinde
çimento fabrikası açmak bölge
halkını üzeri zehirli tozlarla
örtülü sebze ve meyveleri
yemeye, zehirli tozları
solumaya,
sığırlar çimentolu
otlarla beslenmeye mahkum
etmektir ki geçimi tarım ve
hayvancılığa dayalı bir ilçeyi
tükenmenin kıyısına getirecek
bir gelişme olduğundan kimsenin
şüphesi olmamalıdır. Trabzon bir
sanayi kenti değil geleceği
turizmde olan tarih, kültür ve
doğanın başkenti olup, zehirli
atık saçan fabrikanın yaratacağı
istihdam turizm, tarım ve
hayvancılık sektörüne ama en
önemlisi bölgenin yaşam kalitesi
üzerinde yaratacağı zararla
kıyaslanamaz değerdedir.
Sözün özü Trabzon’da
yeşilin tonunun değişmesini,
Tonya’da çimento fabrikası
istemiyoruz.
Devamı:
Trabzon’da yeşilin tonunun
değişmesini, Tonya’da çimento
fabrikası istemiyoruz!

Değişen Ortadoğu Jeopolitiği ve Kürtlerin Yeri
Bölgemizde siyasi
hava ısınıyor ve yeni bir kriz
mayalanıyor.Geçtiğimiz haftalarda önemli tarihsel
gelişmeler yaşandı.Öcalan’ın
mektubu,öncesi-sonrasında
İmralı
görüşmeleri,Netenyahu’nun özür telefonu,Esad’ın
Suriye Kürtlerini bombalamaya
başlaması,faaliyetini tatil etmiş olan PEJAK’ın
10.kuruluş yıldönümünde tüm İran Kürt partilerinin
tek çatı altında toplanmaya davet etmesi vs.gibi.
Tek başına analiz
edildiğinde fazla bir anlamı yok gibi görünen bu
olgular bütünün parçaları olarak
değerlendirildiğinde ise karşımıza Ortadoğu
jeopolitiğinin değiştiği gerçeği çıkıyor.1991’de
SSCB dağıldıktan sonra bölgede tek oyun kurucu
olarak kalan ABD elebaşılığındaki emperyalizm,
Obama döneminde 2012 senesinde açıklanan YENİ
SAVUNMA STRATEJİSİ raporunda anlatıldığı üzere
güvenlik yönelimini Asya Pasifik bölgesinin ve
Afrika’nın öneminin artmasına bağlı olarak yeniden
dengeliyor.ABD yönetimi stratejik konumlanmasının
ağırlığını 3 nedenle tedricen gezegenin yeni
ağırlık merkezine doğru kaydırıyor
Değişen Ortadoğu Jeopolitiği ve Kürtlerin Yeri

2. Sarkisyan dönemi ve Türk
Ermeni İlişkileri
Ermenistan’da
18 Şubat günü yapılan seçimler
sonucunda mevcut cumhurbaşkanı
hatırı sayılır bir oyla (% 59)
2.kez
yeniden
seçildi.Sarkisyan’ın birinci
döneminin,tüm çabalarına karşın
başarılı geçtiği
söylenemez.Ülkenin en büyük
sorunu ekonomideki gerilik ve
yoksulluk.Halkın % 30’u
yoksulluk sınırının altında
yaşam mücadelesi
veriyor.2012’deki yüzde 7 gibi
yüksek kalkınma hızına karşın
işsizlik oranı yüzde 16.Dış
ülkelere göç yoğun bir şekilde
devam ediyor.
Dış
politikada da Ermenistan ciddi
sıkıntılar yaşıyor.Karabağ
sorunu kangren olduğu için
Azerbaycan ile ilişkiler
gergin.Azerbaycan’a
endeksli politikalar yürüten
Türkiye ile ilişkiler de
sorunlu.Ermenistan’ın yaşadığı
sıkıntılarda Azeri gerginliğinin
ve Türkiye ile ilişkilerin
kilitli olmasının belirleyici
rolü var.
Devamı:
2. Sarkisyan dönemi ve Türk
Ermeni İlişkileri

Osmanlı arşivlerinde
İnebolu ve İnebolu adının kökeni
İnebolu” adı ”Ionopolis”ten
uyarlanmıştır. lonopolis’in
sonundaki ”s” kimi dillerde
(örneğin Fransızca) okunmaz.
Kimi durumlarda Yunancada da
okunmaz. Bu sözcük Türkçeye
şöyle aktarılabilirdi: İonopoli.
Ama biz bu sözcüğü Latince
kökenli bir dilden değil,
Arapçadan aktarmışız (o dönemde
”Doğu Uygarlığı” daha öndedir).
Arapçada ”p” sesini karşılayan
tilcik (harf) olmadığından,
”p”ler de “b” ile yazılıyor. Bu
nedenle Ionopolis, Türkçeye
”İnebolu” olarak aktarılmıştır.
Bu durumdan Abana da etkilenmiş;
özgün adı ”Apana” olmasına
karşın, Türkçeye ”Abana” olarak
geçmiştir. İnebolu’nun
Ionopolis’ten önceki adı
”Abonutechos”tur(*). Bu sözcüğün
Abonteichos, Aboni Teichos,
Aboni Tichos, Abonitichos,
Abonitychos, Abonoteichos, Abonu
Teichus, Abonuteichus,
Avonotichos, Aponi Tichos gibi
yazılışlarına rastlıyoruz
Devamı:
Osmanlı arşivlerinde İnebolu ve
İnebolu adının kökeni

HES nedir, hes dosyası,
HES'ler neden gerekli veya
zararlı görülmektedir?
Farklı bakış açılarıyla HES
projeleri hakkında detaylı bilgi
veren sayfada önce Devletin
neden ısrarcı olduğu konuyla
ilgili bir bürokratın ağzından
dinleniyor. Ardından HES
muhaliflerinin çekince ve itiraz
gerekçeleri dillendiriliyor.
HES nedir, hes dosyası, HES'ler
neden gerekli veya zararlı
görülmektedir?

İngiltere ve ABD kontrol
subaylarına göre Karadeniz
Bölgesinde Rum Ermeni Sorunu
İtilaf
Devletleri’nin lideri
durumundaki İngiltere ve
Karadeniz Bölgesi’nde ticarî
çıkarları olan ABD İstanbul’daki
Yüksek Komiserleri ve bölgeye
gönderdikleri kontrol subayları
vasıtasıyla mütarekeyi uygulama
ve kontrol etme adı altında bu
iki azınlık unsurunu gözetip,
kollama çabası içinde
olmuşlardır. Ermenistan ve
Gürcistan’la işbirliği
içerisinde olarak Türklere ve
Bolşeviklere karşı sağlam bir
set oluşturarak Karadeniz’den
Hazar’a uzanan coğrafyayı
kontrol etmek isteyen İngiltere,
Karadeniz kıyılarına yönelik
faaliyetlerine gerekçe olarak
da; Ermeni ve Rumları koruma,
asayişsizliği önleme ve
mütarekeye göre bölgedeki askeri
kuvvetlerin terhis ve
silahsızlandırılmasını
gösteriyorlardı. Trabzon ve
çevresindeki asayişsizliğe Rum
ve Ermeni çeteleri sebep olduğu
halde İngilizler, Hristiyanlann
baskı altında olduğunu ileri
sürüyorlar ve bu durumu yerinde
incelemek üzere bölgeye inceleme
heyetleri gönderiyorlardı.
Karadeniz Bölgesi’nde
incelemelerde bulunan İngiliz ve
ABD kontrol subayları Rum-Ermeni
sorununa, ülkelerinin Türkiye
politikalarının bir yansıması
şeklinden başka, geleneksel
Hristiyanlık sempatisi, başta
din adamları olmak üzere
gayrimüslim toplum ileri
gelenlerinin verdiği bilgiler,
talepler ve bölgedeki şirket
temsilcilerin yönlendirmeleri
doğrultusunda yaklaşıyor,
raporlarım da buna göre
hazırlıyorlardı. Hazırlanan bu
raporlar genelde ön yargılı
olmakla birlikte zaman zaman
Rum-Ermeni iddialarının
geçersizliğini ortaya koymakta
ve Avrupa devletlerinin
Karadeniz Bölgesi’ne yönelik
politikalarım deşifre
etmekteydi.
İngiltere ve ABD kontrol subaylarına göre
Karadeniz Bölgesinde Rum Ermeni Sorunu
Anahtar Kelimeler: İngiltere,
ABD, Karadeniz, Rum, Ermeni.

Giresun'da Bakırcılık
Giresun'da
bulunan zengin bakır madenleri,
19. ve 20. yüzyılda yabancı
uyruklu kişi ya da Osmanlı
Devleti vatandaşı
gayrimüslimlere, işletilmesi
için imtiyaz olarak verilmiştir.
Madenlerden çıkarılan bakır
cevheri "kalhane" denilen
tesislerde işlenerek külçe
haline getirilmiş ve çevre
illerle birlikte yurt dışına
gönderilmiştir. Bölgedeki
hammadde zenginliği, bakırcılık
sanatının gelişmesine zemin
hazırlamış, bu bağlamda çok
sayıda usta, mesleğe
yönelmiştir. İl merkezindeki
Kazancılar Çarşısı'nda kümelenen
bakırcı esnafı, bilindik
ürünlerin dışında Giresun
İbriği, Giresun Tavası, Fındık
Mangalı gibi sanat değeri
taşıyan kap-kacaklar üreterek
meslekte fark yaratmıştır.
Günümüzde bakıra olan talebin
azalmasıyla, bu sanat dalı yok
olmaya yüz tutmuş; sayısı
onlarca olan esnaftan sadece bir
tanesi kalmıştır. Bu araştırma,
Giresun'da bakır madenleri,
bakırcılık, bakırcı esnafı ve
Giresun İbriği'nin yapım
aşamaları gibi konuları
içermektedir.
Giresun'da Bakırcılık
Anahtar
Kelimeler: Giresun, El Sanatı,
Bakır, Bakırcılık, İbrik.

Trabzon yöresi doğum sonrası inanışında
cadı, obur
Bu
çalışmamızda, loğusaya değil de
genelde yeni doğana zarar veren,
hatta ölümüne sebep olan ve
genellikle “cadı” denilmekle
birlikte “obur” diye de
adlandırılan habis dişi varlık
hakkında, Doğu Karadeniz
yöresinden derlenen doğum
sonrasıyla ilgili inanış ve
uygulamalar esasında tespit ve
yorumlarda bulunmaya
çalışacağız. Cadı kelimesi, Doğu
Karadeniz’deki yerel söyleyişte
“cazu”, “cazi”, “cadi”
şekillerinde karşımıza
çıkmaktadır. Yörede cadıyla
birlikte “alkarısı”,
“albasması”, “albız” adı verilen
varlıklara da inanıldığı
görülmektedir. Yalnız yöre
halkının, alkarısının loğusaya,
cadının ise yeni doğan insan ve
hayvan yavrularına zarar verdiği
noktasında bir ayrıma gittiği
görülmektedir. Çalışmamızın
giriş kısmında, iyi ve kötü
ruhların doğumla ilgili inanış
ve uygulamalardaki rolü hakkında
açıklayıcı mahiyette bilgiler
verilmeye çalışılmıştır.
Çalışmamızın ana bölümünde ise,
insan ve hayvan yavrularına
musallat olan cadılarla ilgili
inanışlar ve uygulamalar
sunulduktan sonra, bunlar
üzerinde değerlendirmeler
yapılmaya çalışılmıştır. Bu
bölümde insan ve hayvan
yavrularına musallat olan
cadıların görünümleri ya da
kimlikleri, tanınma yöntemleri,
yaşadıkları ve geldikleri
yerler, zarar verme yöntemleri,
onlardan korunma yolları ve
cadılık yeteneğine son verilmesi
üzerinde durulmuştur. Sonuç
bölümünde ise yöreden derlenen
anlatmalar ışığında, cadıların
doğum sorası inanış ve
uygulamalarındaki rolü ve
yöredeki cadı inancının kökeni
üzerinde değerlendirmeler
yapılmaya çalışılmıştır.
Çalışmamızın temelini oluşturan
anlatmalar, alan araştırması
yöntemiyle sözlü gelenekten
derlenmiştir. Giresun, Trabzon,
Bayburt ve Artvin yörelerine ait
on altı anlatmaya dayalı olarak
karşılaştırmalı bir inceleme
yapılmaya çalışılmıştır. Bu
anlatmaların altısı tarafımızdan
derlenmiş olup, bunlardan beşi
Giresun Çepnilerine, diğeri
Trabzon’un Çarşıbaşı ilçesine
aittir. Diğer anlatmalar ise,
başka araştırıcılarca daha önce
derlenip yayınlanmıştır.
Çalışmada, sözlü kaynakların
yanı sıra, yazılı kaynaklardan
da yararlanılmıştır.
Trabzon yöresi doğum sonrası inanışında
cadı, obur
Anahtar Kelimeler: Cadı,
İnanış, Uygulama, Anlatma, Doğu
Karadeniz
PONTUS KİTABI ÇIKTI
PONTUS: Antikçağ'dan Günümüze
Karadeniz'in Etnik ve Siyasi
Tarihi 2.
Baskı
Özhan Öztürk
Bu kitap, Karadeniz çevresinde
beliren ilk yaşam izlerinden
günümüze dek gerçekleşen tüm
tarihî gelişmeleri jeopolitik
odaklı değerlendiren bir tarih
anlayışının yanı sıra; coğrafya,
arkeoloji, etnoloji, folklor,
hatta genetik kaynaklar da
kullanılarak oluşturulmuş
disiplinlerarası bir çalışmadır.
Karadeniz kıyısında ortaya çıkan
yerleşimleri; otokton halklar
ile istilacılar arasında doğal
kaynakların paylaşımına paralel
olarak gelişen yerleşim ve
çatışma ilişkisini; Karadeniz’e
egemen olmak isteyen güç
odaklarının mücadele ve yönetim
modellerini; zaman içinde
yaşanan göç, sürgün ve
çatışmaları; mümkün olduğunca
20. yüzyılın ideolojik
kurgularından uzak durmaya
çalışılarak okuyucuya
sunulmaktadır. Dolayısıyla
Pontus: Antikçağ’dan Günümüze
Karadeniz’in Etnik ve Siyasi
Tarihi, Türk arşivlerindeki
verileri pek alışılmadık bir
biçimde İngiliz, Yunan, Ermeni,
Rus arşiv ve kaynaklarıyla
kıyaslayarak ele alan, güncel
makale ve bulguların yanı sıra
yerel dil ile folklorik
arşivleri de yorumlayarak
kullanan devrimci bir çalışma
olup tarih, arkeoloji ve
etnoloji meraklıları kadar
Karadeniz havzasının
jeopolitiğini anlama bağlamında
kapsamlı içeriğiyle siyaset
öğrencilerine de özgün bir
vizyon kazandıracak niteliktedir.
Yayıncı:
Genesis Kitap,
Yüksel cad. 34/A Kızılay Ankara
Tel: 433 50 41 - 433 77 17
Daha fazla bilgi ve
güncellemeler için:
PONTUS: Antikçağ'dan Günümüze
Karadeniz'in Etnik ve Siyasi
Tarihi