Makale:Wolfgang Feurstein

Viyana’da yapılan “İkinci Kafkas Sempozyumuna sunulan bir Laz Alfabesi, pek az değiştirilmiş biçimiyle, Laz dili ve kültürü üzerine hazırlanmakta olan bir yazı dizisinin ilk yayını olarak önümüzde duruyor: “Parpali” 

Güney Kafkasya etnolojisiyle ilgili aşağıdaki yazı, Oslo’da yapılan 3. Kafkas Sempozyumu’na sunulmuş olan bildirinin biraz genişletilmişidir. Yanında Lazca metni özgün biçimiyle basmakla da amaca daha uygun hareket edildiği düşünülmüştür.
Bu kollokyumun iki bildirisi eskiden Kolhis’te (Kolchis) yaşayan eski bir Güney Kafkasya halkı ile ilgilidir. Bunlar, Türkiye’nin kuzeydoğu ucunda, esasen eski Lazistan sancağında yerleşmiş olan Lazlardır. Lazların on binlercesi 1878’de Rusya ile Osmanlı İmparatorluğu arasındaki savaşta Batı Türkiye’ye göç etmek zorunda kalmıştı. Bugün orada da Lazların kapalı yerleşim bölgelerine rastlanır.
Laz dili, Gürcü, Megrel ve Svan dili ile birlikte Güney Kafkas Dil Grubu‘na dahildir. Lazca ile Megrelce arasındaki akrabalık dikkati çekecek kadar yakındır. Nitekim bir Laz ile bir Megrel biraz zor da olsa kendi dillerini kullanarak iletişim kurabilir. Fakat bir Laz ile bir Gürcü arasında dilsel bir anlaşma hemen hemen olanaksızdır.
Ne var ki, maddi ve manevi kültürde ortak yanları olduğu konuyu bilenler tarafından kabul edilse de, Lazca ile Megrelce yüzyıllar içinde birbirlerinden uzaklaşmışlar, bağımsız birer dil haline gelmişlerdir.1
Gürcü yayınlarında, Lazcayı Gürcücenin bir lehçesi olarak görme eğilimini dile getiren yazılar son yıllarda giderek artıyor.2
Gerçeğin sınırlarım zorlayan bu değerlendirmeler, günümüze kadar ulaşabilen Kolhis’teki dillerin varlığını tehdit eder bir görüntü ortaya koymaktadır.
İki yıl önce Viyana’da yapılan “İkinci Kafkas Sempozyumu”na sunulan bir Laz Alfabesi, pek az değiştirilmiş biçimiyle, Laz dili ve kültürü üzerine hazırlanmakta olan bir yazı dizisinin ilk yayını olarak önümüzde duruyor: “Parpali”.3
Pratik nedenlerle Türk Latin Alfabe si’ne dayandırılan Laz Alfabesi “Lazuri Alfabe”, fonolojik olarak düzenlenmiştir. Bu alfabe, doğruluk ve kullanılabilirlik
açısından Güney Kafkasya dillerinin transkripsiyonunun gerisinde değildir. Türkçenin yazı alışkanlıklarının dikkate alınması nedeniyle dilbilimde bilinen transkripsiyon işaretleri Lazcada çok defa bir başka ses değeri alıyor.
Günümüze değin gerek Lazcanın, gerek Megrelcenin sözcük dağarcığının önemli bölümleri incelenmedi. Marr ile Qipsize tarafından yazıldığı bilinen sözlükler Çarlık Rusyası’na kadar gidiyor.4 Uluslararası düzeyde saygınlık kazanmış Gürcü dilbilimiyle kıyaslandığında, bu durum biraz tuhaf kaçıyor. Öte yandan Makalatia, Saxokia, Çitaia, Çikovani gibi mükemmel bilimadamlarının etnoloji ile ilgili yapıtları da maalesef Batı’da hiç tanınmıyor. Kafkasya’nın etnolojik bakımdan incelenmesi Avrupa’da nedense hemen hiç ilgi görmedi.
“Germakoçi”nin buraya eklenen betimlemesi, Lazların halk inançları ve manevi kültürleri üzerine yapılmış kapsamlı bir çalışmanın bir bölümüdür. Bu çalışma, yerinde, yani Lazoni’de yapılan araştırmaya dayanıyor.
Arkabi’nin güneydoğusundaki Orçi yöresinin uzak dağ köylerinde, öyle görülüyor ki, “orman insanı” figürü insanların bilincinde güçlü bir biçimde kök salmış.
Yıllar önce, İstanbul’da öğrenim gören bir Lazdan “Germakoçi” ile ilgili bir hikayeyi ses bandına kaydetme fırsatı olmuştu. Sonradan Almaya’daki Laz konuk işçilere de sorularak bu materyal tamamlanabildi.
Zaman zaman, Gürcüstan’da ve Fransa’da yayımlanmış bulunan Laz dili üzerindeki metinler külliyatında da “orman insanı” ile karşılaşılıyordu. Bunları da değerlendirmek gerekiyordu.
“Germakoçi” Lazcada daha çok “orman insanı”, “orman adamı” anlamına geliyor. “Koçi” bir değişikliğe uğramaksızın dört Laz lehçesinde de var. “Orman”ın karşılığı olan “germa” ise, orta ve doğu Lazoni’de kullanılıyor. Ancak buralarda da pek az sayıda Laz bu sözün anlamını biliyor. Öte yandan, “germa” sözcüğünün varyantları olduğu kanıtlanmış bulunan “gema”, “cerma”, “girma” sözcükleri Orta Lazoni’de biliniyor.5
Marr’ın Lazca ile ilgili sözlüğünde “Orman insanı” kaydedilmemiş. Bu sözcük ilk kez Çikobava’nın 1929’da yayımlanan bir öyküsünde ortaya çıkıyor. Du mezil onu ilk yayınında yanlışlıkla “kurt adam” (hommeloup)’1 olarak alırken, Zğenti, 1938 yılındaki metinler külliyatına eklemiş olduğu sözlükçeye doğru Gürcüce çeviri kaydetmiş.
“Orman insanı”nın Türkçede nasıl bir karşılığının bulunduğu sorusuna verilen yanıtlar her zaman birbirini tutmuyor.
Çoğu zaman “dağ adamı” ya da “dağ insanı” karşılığı veriliyor. Ama dağ ile orman, Lazoni’nin genel görünümü dikkate alındığında pek yadırganmıyor. Ayrıca konuyla yakından ilgilenecekler için, Türkçedeki “dağ insanı”nın, Lazca “orman insanı”nın karakter özelliklerinin bir bölümünü taşıdığı söylenebilir.
Aşağıdaki metin, Sidereli bir öğrenciden alınmıştır. Bu köy, Arkabi’nin güney doğusundadır ve Orçi ile sınırdaştır. Metnin dili, çevrenin bazı yerleşim yerleri ile birlikte Arkabi’de konuşulan Orta Laz ağzı içerisinde bir alt ağzı oluşturmaktadır.
Laz öğrencinin hazırlıksız bir biçimde banda anlattığı hikaye, öteki Laz öğrencilerde de hayret ve hayranlık uyandırmıştı. Birkaç Türkçe deyim dışında anlatım tamamen anadilledir. Aşağıdaki Almanca çeviride metnin içeriğine yönelik daha serbest bir form seçilmiştir.
Size şimdi ‘orman insanı’nın hikayesini anlatmak istiyorum.

“Çok yıllar önce Arkabi’den oldukça uzakta bir dağın eteğinde bir değirmen vardı. Bu değirmende yaşlı bir adam yaşıyordu. Bir gece yaşlı adam değirmende uyumaktaydı ve kapı çalındı. Yaşlı adam kalktı, kapıya doğru gitti. Kapıyı açtı. Açar açmaz da yere yığıldı. Kafasını biraz kaldırıp baktı. Bütün vücudu kıllarla kaplı bir adam gördü. Gördükleri karşısında yaşlı adam korkudan bayılmıştı, tekrar olduğu yere yığıldı.
Orman insanı değirmene girdi ve yaşlı değirmencinin başucuna oturdu. Yaşlı adam bir süre sonra kendine geldi, gözlerini açtı. Ne var ki, orman insanı hala oradaydı. Yaşlı adam bir daha bayıldı. Yeniden kendine geldiğinde yaşlı adam artık korkmadı. Kendisi ne yapıyorsa orman insanının da aynı şeyleri yaptığını fark etti. İhtiyar gidiyor ve eline bir mısır koçanı alıyordu, orman insanı da mısıra uzanıyordu. Yaşlı adam gitmek istiyor, orman insanı da gitmeye hazırlanıyordu.
Yaşlının aklına şu düşünceler geldi: Ben ne yaparsam orman insanı aynısını yapıyor. Yani ben şimdi ne yaparsam, orman insanı da aynısını yapacak. Şurada gazyağı var. Ben onunla kendimi yağlarsam, orman insanı da kendisini gazyağıy la yağlayacak. Sonra bir kibrit çakarım. Orman insanı da kibrit yakacaktır. Sonuçta orman insanı ateşle tutuşur, bu şekilde ben de kendimi ondan kurtarabilirim.
Yaşlı adam gazyağını aldı ve iyice yağlandı. Orman insanı da hemen gaza uzandı ve o da bir güzel yağlandı. Sonra, yaşlı adam, bir kibrit çaktı. Sonra orman insanı hemen bir kibrit tutuşturdu. Kibritle birlikte bütün kılları alev aldı. Orman İnsanı korkunç sesler çıkararak ve alevler içinde ırmak boyunda kayboldu gitti. Orman insanının bağırışının gürültüsünden korkan yaşlı adam, bir kez daha bayıldı. Ertesi sabah insanlar geldiler, yaşlı adamı baygın durumda buldular. Onu kaldırdılar ve birlikte götürdüler. Yaşlı adam kırk gün daha yaşadı, sonra öldü.
Yöremizde bu orman insanı ile ilgili olarak daha pek çok hikaye anlatılır. Eskiden, biz henüz küçükken anne ve babalarımız bizi şöyle korkuturlardı:
‘Orman insanı gelecek! Orman insanı gelir! Uslu durmazsanız bu gece orman insanı gelir!’
Yaşlılarımızın bize anlattıklarına göre orman insanı temmuz ayında gelir, korkunç naralar atarak ırmak boyunca ilerler, aşağılara denize gidermiş.
Şayet insanlar orman insanının gürültüsünü duyarlarsa hemen ışıklarını kısar, perdelerini çekerlermiş. Korkularını bastırabilmek için de yataklarına girerlermiş.”

Sidere’den derlenen yukarıdaki anlatı, Germakoçi figürünün bellibaşlı özelliklerini kapsıyor. Bu orman insanının vücudu bir hayvan vücudu gibi kıllarla kaplıdır. Olağanüstü bir fiziksel gücü vardır. Görünüşü, insan şeklindeki bir devin görünüşüdür.
Anlatıcının, Germakoçi’nin vücudu üzerine bunun dışında hiçbir ayırıcı nitelik vermemesi ilginç. Başka anlatılarda da orman insanı, onu anlatan kişinin korkusunun derecesine göre betimleniyor. Ama özellikle düşsel olana daha çok inanılıyor ve bu durumda canavar daha büyük korkuya ve dehşete neden oluyor.
Germakoçi, beklenmedik zamanlarda ortaya çıkıyor. İnsanlara çoğunlukla sessiz ortamlarda, uyurken veya dinlenirlerken sürpriz yapıyor. Her hareketi taklit edebildiğinden insanların onu fark edebilmeleri ve ondan korunmaları kolay olmuyor. Sadece ateşin etkisine yabancı olduğundan orman insanı ancak bu yolla insanlardan uzaklaştırılabiliyor.
Orçi yöresinden derlenen bir başka kısa anlatı, buradaki temel içeriği özetliyor. Lazoni’nin bu uzak bölgesinde Germakoçi bugün bile pek çok insan için gerçek bir figür olma özelliğini sürdürüyor.
Eskiden insanlar avlanmak amacıyla dağlara gidip konakladıkları yerlerde ateş yaktıklarında orman insanı da aniden ortaya çıkar, avcılara katılırmış. Avcılar ne yaparsa orman insanları da aynısını yaparlarmış.
O arada avcılardan birinin aklına yanmakta olan bir dalı alıp giysisine tutma düşüncesi gelmiş. Orman insanları da aynı şeyi yapmışlar: Birden kılları tutuşmuş. Korkunç çığlıklarla oradan uzaklaşmışlar.
Yanmakta olan dal motifi yerine, Sidereli öğrencinin metninde, zamana uygun olarak gazyağı ile kibrit geçmişken, bu öykünün eski biçimi ilginçtir. Ziyaretleri ile avcıları rahatsız eden, bir değil, birçok orman insanının ortaya çıkması da ilginçtir. Böyle durumlarda tek bir orman insanının yakalanmış olması da canavarların uzaklaştırılmasını sağlamaya yetmemektedir.

Aşağıdaki ömek, Arkabi’nin (Arhavi) arkasındaki Aborala’dan bir Laz kadının ağzından derlenmiştir ve hemen hemen günümüzün çizgilerini taşımaktadır. Olaylar, Arkabi’nin batısında ve kıyıda bulunan Kapisre yöresinde geçmektedir:

“Orman insanı birkaç yıl önce Kapris re’ye gelmişti ve bir evin kapısının önünde yatıyordu. Ertesi sabah kadınlar kapıyı açtıklarında onu gördüler: Vücudunun bele kadar olan kısmı post gibi kıllarla kaplıydı. Alt kısmı ise tamamen çıplaktı.Kadınlar bağlaştılar ve erkekleri imdada çağırdılar. Erkekler orman insanını öldürdüler.”

Genel olarak orman insanının cinsiyeti Laz öykülerinde önem taşımamaktadır. Çıplaklığı ile kadınları korkutan Germakoçi, bu öykünün dışında öyle belirgin bir biçimde “erkek canavar” veya “erkek dev” olarak anlatılmamıştır.
Yalnız bir kez, bir erkek anlatıcı, bir orman insanının yakalanmış olduğuna anlatısında yer vermiştir. Bunun da Lazo ni’nin dışında Artvin’in güneyinde gerçekleşmiş olması düşündürücüdür.
Elbette bu garip varyant psikolojik bakımdan kolayca yorumlanabilir: Laz erkeği, orman insanını bile öldürür! Ne var ki, avcıların orman insanları ile ilgili serüvenlerinde dikkatimizi çeken yan silah kullanamamasıdır ki bu, gerçeğe uymuyor. İnsanlar Germakoçi’nin etkisinde kalıyor ve ondan sadece ateşle kurtulabiliyor.
Kapisre’den derlenen kısa bir öykü de orman insanı ile ilgili tasarımların sadece iç bölgelerle sınırlı kalmadığını, kıyıda da canlı bir biçimde var olduğunu kanıtlamaktadır. Öyle ki, Peroniti köyünden orta yaşta bir Laz, orman insanı ile bizzat karşılaştığına yemin etmiştir. Özellikle sahil bölgesinde bu tür anlatılarda tema daha da zenginleşmektedir. Orman insanı hayvan gibi bağırarak nehir boyunca gitmekte, kendini denize atmakta ve suya dalıp çıkmaktadır.
Dumezil, 1937’de yayımlanan Laz Masalları (Contes Lazes) adlı yapıtında ilginç bir varyant kaydeder.7 Kaynak kişi uzun bir süre Batum’da yaşamıştır. Aslen Laz olup, daha önce sözü edilen Sidere’nin yakınlarındaki Pilargeti köyündendir:

 

“Dağlar orman insanları ile doludur. Bunlardan biri, geziye çıkmış bir gruba katılır. Ve artık bildiğimiz şekilde kendini kamp ateşi ile yakar. Onun çığlıkları üzerine öteki orman insanları uzaktan şöyle seslenirler:
Ne oldu sana? Kim ne yaptı sana? Germakoçi yanıtlar:
Kimse bir şey yapmadı, ben kendim yaptım!
Ertesi gün orman insanları yanmış durumdaki arkadaşlarını bulurlar:
Onun başına gelen, bize de olur, derler ve bunun üzerine dağlara geri çekilirler.”

Büyük bir olasılıkla bu derleme, orman insanı öykülerinin asıl içeriğiyle ilgili değildir, süslemedir. Kendi beceriksizliğinin itirafı olarak bu kendi kendini suçlamayı Batı Lazoni’nin halk inancındaki bir başka figürde, Koncolozi‘de buluruz. Bu nokta ileride daha ayrıntılı olarak ele alınacaktır.
Orman insanının “insan yiyen Gulyabani” rolü, motife sonradan eklenmiş olmalı. Öyle anlaşılıyor ki bu katkı, pedagojik amaçlarla yapılmış. Orta ve Doğu Lazoni’de Germakoçi sözcüğünün özellikle “kaba, aptal ancak tehlikeli” insanlar için kullanılması da adettendir.8
Dumezil tarafından yayımlanan “Ziputina” hikayesinde orman insanı tamamen düşsel, acayip çizgiler alıyor.9 Garip bir insan yeme partisinde olduğu gibi, orman insanı, genç bir erkek tarafından kafası kesilen karısının etiyle hazırlanarak kendisine servis yapılan yemeği, hiçbir şeyin farkında olmadan yiyor.
Arkabi’nin arkasındaki yöreden ve kültürlü bir Laz olan kaynak kişi, yukarıdaki olayı anlatırken büyük bir olasılıkla masal ve efsanelerle ilgili bilgilerinden katmalar yapmıştır.10 Çünkü bu hikayede asıl Laz hikayelerindeki temalardan hiçbiri bulunmuyor.
Gürcü tarafının yayımladığı metinler külliyatının incelenmesi sırasında anlatılanların içerikleriyle ilgili güvenirlik sorunu gene ortaya çıkıyor. Değişik özgün örnekler, bozulmamış şekillerin farklı yansımaları, yani başka yerde işitilmiş olanlar zaman zaman ve belki de farkında olunmadan kendi yaratıları olarak veriliyor.
Marr ile Qipsize’nin metin koleksiyonlarındaki anlatılar oldukça kısadır ve hemen hemen sadece Laz kıyı bölgesinde bulunmuş gezginlere dayanmaktadır. Bu kaynak kişiler uzun zaman Gürcüstan’da kalmışlardı ve kısmen Gürcüce biliyorlardı.”
Daha sonraları yayımlanan materyal, Türkiye ile Gürcüstan arasında bölünmüş olan ve Lazca konuşulan Şarpi köyü dışında, Lazca dil bölgesi dışından toplandı.«Gürcüstan’ın Karadeniz sahiline yerleşmiş olan asıl Lazonili az sayıdaki aile, yok olan bir azınlık olarak kültürünü kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Çoğunlukla islamiyeti seçmiş olmaları, ancak İslam kültür topluluğunun bölgesini terk etmeleri, komünist bir ülkenin tarafını tutmaları Lazları, Gürcüstan’ın dilini ve kültürünü benimseme ve bu kültüre uyum gösterme konusunda teşvik etmiş olmalı.
Çikobava tarafından yayımlanan Doğu Laz lehçesindeki varyantta yabancı etkilerin izleri açıkça görülüyor. Torun, büyükannesine, edebi sanatlı masal diliyle orman insanını soruyor. Büyükanne, orman insanını “kıllı, ayaklan pençeli, karnından kemikler çıkmış, kızgın çeneli, küçük kafalı” olarak betimliyor. Büyükanneye göre orman insanı dağlardaki mağaralarda yaşıyor ve hayvan gibi, insan yiyor.12
Bu noktada daha çok Megrellerin “Oçokoçi“si, teke insanı örnek alınmış olmalı. Ama tüm Transkafkasya’da yaygın olan iri adam, “Dev” düşlemesi burada da düşünülebilir.
Kısa bir süre önce Gürcüstan’da çıkan Lazca bir yayında gerçek orman insanından isim dışında hiçbir şey kalmamıştı. Hikayeler de belirgin bir biçimde edebi örnekleri izliyordu.13
Buna karşın Zğenti’de toplanmış olan metinler içerisinde, içerik olarak Batı La zoni’de geçen bir kısa hikaye oldukça ilginçtir:14
Orman insanı burada kocaman dişleri olan siyah bir varlık olarak ortaya çıkıyor. Bir mezarlık yolunda, balık avından dönmekte olan bir erkek çocukla karşılaşıyor. Çocuk, Germakoçi’den yolu açmasını istiyor. Korku nedir bilmediğinden, orman insanını tehdit bile ediyor. Ama canavar dev onu kaptığı gibi bir ırmağa atıyor. Ama çocuk, bu sırada oğlunu aramak üzere oralara gelmiş bulunan annesi tarafından kurtarılıyor.
Pedagojik maksat doğal olarak burada açık: Çocuk zamanında eve dönmelidir, çünkü cesaretin de orman insanı karşısında yararı olmaz. Kaldı ki ‘dev’le karşılaşmak bile insanı hasta eder. Böylelikle bu olaydan sonra çocuğun uzun süre hasta yattığını da öğreniyoruz. Bu hikaye ile Siderelli’nin hikayesinin ölümcül son kısımları arasında dikkati çekecek kadar paralellik de var.
Germakoçi motifi sadece Doğu ve Orta Lazoni’de kullanılmaktadır. Batı Lazo ni’de başka figürler orman insanının işlevini üstlenmişlerdir. Bunlar arasında Atina yöresinde siyah, kıllı, denizin içinde oturan, kötü yürekli bir yaratık olan Kon colozi, en bilinenidir. Koncolozi, sadece yeni yılda ve yedi,gün boyunca denizi terk ediyor, çevre köylerde karışıklık çıkarıyor. Gelip geçenlere adlarını soruyor ve ancak beklediği yanıtı aldıktan sonra onların gitmelerine izin veriyor. O da orman insanı gibi her şeyi taklit ediyor ve sadece ateşten kaçıyor.
“Koncolozi”ler de orman insanları gibi gruplar halinde ortaya çıkabiliyorlar. Kendilerini suçlamaları da tipik. Qipsi ze’nin tuttuğu kayıtlardan birinde kılları yanan bir arkadaşına Koncolozi şöyle soruyor:15

Mik goğodu kim sana bir şey yaptı?
Soru sorulan, yanıt veriyor:
Mitik var, ma pi, ma pi! Hiç kimse; ben yaptım, ben yaptım.
Şurası muhakkak ki Koncolozi bir Laz motifi değil. Bu türden hikayeler Pontus Rumlarında oldukça yaygındı. Bugün Türk halk inançlarında Karakoncolosun önemli bir yeri var.16
Bu kötü yürekli varlığın taklit etme ve ateşin etkisi hakkındaki bilgisizliği gibi motifler Lazcanın etki alanından epey uzakta bulunan Of un güneyinden derlenmiş bir hikayede de göze çarpmakta. Bu köylerde günümüze kadar Rumca kulla nılagelmiş. Karakteristik bir şekilde oradaki Karakoncolos da Rumca konuşmaktadır.17
Timisvati köyünde (m)çika adıyla anılan ve ateşten korkan kıllı bir devden söz ediliyor. Ama Duta köyünde yaşayanlar Çika’yı iri hayaları olan küçük bir çıplak çocuk olarak görüyorlar. Çika beklenmedik zamanlarda ormanda insanların karşısına çıkıyor ve onlara adlarını soruyor. Gezginleri sorguya çekiyor ve çoğu zaman da taciz ediyor onlan. Çika’yı uzaklaştırmak, ancak bir meşale yakmakla mümkün. Kıyıya yakın Gera yöresinde de Çika ateşten korkuya kapılan bir tiple ilişkilendiriliyor.
Batı Lazoni’deki Çika ile Megrel ya’daki Çinka, hayretle görüyoruz ki, aynı Çinka’dır. “Ormandaki bu çocuğun”, doğu ve orta Lazoni halkı birbirleriyle ilişkide olmadığından, bir anlatı malzemesi olarak Megrelya’dan Lazoni’ye yayıldığını düşünmek yanlış olur.”
Yayılma genelde batı Lazoni’de olduğundan, Mengelya’daki anlatıların, eskiden buraya çalışmaya gitmiş göçmen Laz işçilerin etkisiyle oluştuğunu söylemek yanlış olmaz.
Bugün hâlâ orta Lazoni’deki yaşlı in sanlann bilincinde orman insanı ile verimlilik ve bol ürün arasında bir ilişki kurulmaktadır. Şayet Germakoçi hangi nedenle olursa olsun denize ulaşamazsa o yıl kötü üründen ya da yeterli balık tutulamayacağından kaygı duyulur.1’
Orman insanının kendini temmuz ayında bağırarak denize attığı düşünülürse, kuşkusuz bunun nedeni daha iyi anlaşılır. Bu ay Lazcada “giz dolu çürüme ayı” anlamına gelen “kzala” veya “kzala pa”dır. İlginçtir, bir şekilde Lazcada temmuz ayına “çuruği” denir ve bu sözcük Türkçedeki “çürük” sözcüğünden gelmektedir.20
Yşni Laz inancına göre orman insanının yıkanmak üzere denize dalması verimliliğe yol açar. Bu durumda Germako çi’nin çok canlı olarak anlatılan ateşteki ölümü daha sonra eklenen bir süsleme olmalı. Zorunlu denize gidiş ve buna bağlı olarak hasat zenginliği muhtemelen daha çok, yaşamakta olan bir orman insanı hakkında düşünülebilir. Veya kıyı ile ülkenin iç kısımlarının aslında ikiye ayrılmış malzemesi bu canavar figüründe birleştirilmiş midir?
Germakoçi’nin yorumlanmasında aşırı dikkatli olunmalı. Önce Laz halk inançla n genel olarak incelenir ve komşu halkla nn düşlemleriyle karşılaştırılırsa sağlıklı bir yoruma ulaşılabilir. Bu arada doğal durumlar da kesinlikle göz önünde tutulmalıdır. Şayet Lazoni’nin uçurumlannda, dağ geçitlerinde tufan gibi yağmurların düşmesinden sonra muazzam yükselen ırmakların çağıldaması yerleşim yerlerine ulaşıyorsa, bağırarak denize doğru yol alan dev yakında görünecektir.
Gürcüstan ile Mengrelya’ya kısaca bir göz atalım. Gürcü dağ insanı “Mita kaçı”, muhakkak ki Laz “orman insanı”na çok yakın bir figürdür. Avcılara yaklaşan, buna karşılık ateşi görünce tabana kuvvet kaçan Gürcülerin orman insanı veya orman ruhu (orman yaratığı) “tgis kaçi” dilsel bakımdan da aynı anlama gelmektedir. Ne yazık ki Çikobava’nm akademi tarafından yayımlanan sözlüğünde bu konudaki bilgiler yetersiz denecek kadar kısadır.
Gürcü orman insanı hakkında yazılmış özel yapıtların bulunup bulunmadığı bugüne dek aydınlatılamadı. Kartvel halkbilimi üzerine yapılmış iki ciltlik yapıt da tuhaftır ki bu konuda hiçbir bilgi vermiyor.21
Megrelya mitolojisinde Ocokoci büyük bir rol oynuyor. Qipsize ile Makala tia onu bir tür Minotauros (tekeerkeç insan) olarak yorumlarken Saxokia açıkça bu görüşe katılmıyor. Ocokoci dağların doruklarında yaşıyor ve geceleri yıkılmış kalelere, harabelere, mağaralara çekiliyor. Omuzunda taşıdığı demir bir balta ile insanları pusuya düşürüp öldürüyor ve sonra da onları yiyor. Megrellerin inanışlarına göre Ocokoci, tgasimapa adlı “orman kıralı”nı doğruyor. Ormanın bu koruyucusu yolcularla avcılara yol soran, geceleri berrak derelerde yıkanan, gerçekte bir kadındır. Lazların denizlerinde yıkanan orman insanı ile paralellik gösterir.
Germakoçi’nin avcılıkla olan ilişkisi, bize, orman hayvanlarının efendisini, Gürcü dağlı halkların av tanrısını düşündürüyor.
Lazoni’nin güneydoğusundaki Yusufeli ilçesinde aynı şekilde ateşten korkan meşe adamı figürü biliniyor.22 Türkçede ise dağ adamı ya da dağ insanı, yukarıdaki anlamının dışında kaba, aptal insan için kullanılmakta.
Karakoncolos dışındaki Pontus Rumlarının belgeleri eksiktir. Bu yörede sağlam kaynaklara ulaşmak güçtür.23 Asıl yurtlarının dışında anadilleri Ermeniceyi kısmen koruyan, çok geç Müslümanlaş mış Hamşen’in sakinlerinin eski inançları üzerine bugüne kadarki bilgilerimiz pek yetersizdir.24 Doğrudan sahildeki Laz yerleşim merkezlerine komşu Hamşen’in (Hemşin) dağ köylerinde uzun süre kaldığım halde hiçbir kanıt elde edemedim.
1922’de, Danimarkalı Olrik’in, dünyanın sonuyla ilgili Kafkas söylence malzemelerinin olağanüstü bir külliyatı olan ünlü yapıtı Ragnarök’ün Almanca çevirisi yayımlandı. Burada sık sık ateş motifiyle karşılaşıyoruz. Kafkas söylencesinin bu bölümlerine Laz orman insanının efsanesi de yerleştirilmiş.
Aşağıdaki şema, buraya dek anlatılanları netleştirmek için, yatay düzenlemede konulann akrabalık ilişkilerini ve onlann mekansal konumunu gösteriyor. Dikeyler ise anlatının konusunu gösteriyor.
Burada Laz halk inancıyla ilgili bölüm tamamlanmış olmuyor. Bu geçici tablo, bu kaba çerçeve bir halkın arkaik ruhunun, daha araştırılıp ortaya çıkarılacak olan mozaiğinde küçük bir taş oluşturuyor. Bu araştırmanın bizzat Lazlar tarafından yapılacağının haklı umudunu taşıyorum.25

Dipnotlar

1 Gürcü yazı dili fiil sisteminde (Praeverb) zenginliği ile oldukça üstündür. Anlaşma bakımından, örnek olarak İzlandaca ile Almanca arasındaki bir karşılaştırma gerçeğe çok yaklaşabilir.
2 Metinler külliyatı olan Lazuri Paramite (1982) adlı yapıt için C. Narakize’nin yazmış olduğu, bir sayfayı biraz aşan giriş kısmında (sayfa 3/4) lehçe sözcüğü (dialekti olarak yazılmış. Çevirenin notu) 12 defa karşımıza çıkıyor.
3 Dergi 1985’te yayımlandı. Bir de LazcaTürkçe Almanca sözlük hazırlanıyor.
4 Her iki yapıt da Güney Kafkasya etnolojisi için mükemmel kaynaktır. Daha şimdiden Kolhide sözcük hâzinesinin muhtemelen sayıca Gürcü devlet dilini aştığı görünüyor. Kapsamlı bir Megrelce sözlüğe süratle gereksinim var!
5 Bant kayıdındaki Laz öğrencinin telaffuzu cer ma iken cema şekline dönüşüyor. R’nin düşmesi orta Lazoni’ye özgüdür. Genel olarak bu ünsüzün kullanılması bireyin konuşma tarzına çok bağlıdır.
6 Dumézil: 1937,112
7 Dumézil: 1937,113
8 Aynı şekilde Lazca “germakoçisteri” terimi “Orman insanı” gibi olmalı.
9 Dumézil: 1967,52
10 Kendisinin bildirdiğine göre Dumézil hiçbir zaman Lazoni’de bulunmadı. Laz öğrencilerin verdikleri bilgilere göre bant kayıtlan İstanbul’da doğrudan öğrenci yurduna komşu olan bir otelde yapıldı.
11 Bu kayıtlarda gezgin, yani konuk önplanda bulunur. Bugün bile Laz anlatıcılar onu olaya dahil ederek yabancının hoşuna gitmeye çalışırlar.
Laz olan biri doğal olarak Gürcüstan’da uzun süre ikamet etmiş olması nedeniyle kraliçe Tamar’a kendi ülkesiyle Gürcistan’ı karşılaştırdığında sempati duyardı.
12 Çikobava 1929: 162
13 Lazuri paramitepe: 1925
14 Zğenti 1938: 4
15 Qipsize 1938: 78 (yazarın ölümünden sonra yayımlandı)
16 Öteki göndermeler ile yapıtlar için bakınız: Karapotosolou, K.,: Disetimologites Pontiaxes lexis. Archeion Pontou. Cilt 37, Atina 1980: 213
17 Oslo’dan Dr. Brendemoen’e bir metin konusunda dikkatimi çektiği ve bunu verdiği içi teşekkür borçluyum.
18 Orta Lazono’da da doğadaki kendisine has olaylar çinka olarak nitelendirilir. Böyle kendisine has çağıldayan ya da çınlayan bir ırmak için çin kaş(i) ğali denir.
Brüksel’den Dr. van Esbroek’e bu konu hakkında ilginç bir metne dikkatimi çektiği için çok teşekkür ediyorum:
Maşurko, M..: İz’ oblasti narodnoy fantazii i byta. Sbomik materialov’ dlya opisaniya mestnostev i piemen’ Kavkaza. Cilt 18, Tiflis 1894: 364375 “Çinka” figürü mutlaka bir açıklamayı hak ediyordu. Aslında onun karakterinin özünde bir kötülük bulunmuyordu. En büyük kötülüğü, insanları rahatsız etmesiydi. (Makalatia 1941: 337
19 Moxora ve Peroniti köylerinden olan enformasyonlar
20 İddia edildiğine göre, cilt hastalığı olarak da başgösteren bu gizemli çürümeye karşı yıkanmada kullanılan suyun içerisine atılan küçük bakır parçalan yararlı oluyor.
21 Kartuli Polkloris Leksikoni içerisindeki makaleler çok değişik kalitelere sahiptir. Tandilava’nm Laz etnolojisi üzerine yazıları da parçalar halinde kalıyor.
22 Yusufeli yakınındaki Barxal’in aşağısında dilsel yönden izole olmuş Gürcü dilli yüz köy bulunuyor. Mukayese noktaları elde etmek için ne yazık ki kalışım çok kısa idi.
23 Eckert ile Formozis’e göre bitirelim. Pontos Rumlanndaki halk inancı aslında başka içeriklere sahipti. En çok nazar ile Lazlann “Torisi” arasında koşutluklar bulunuyor.
24 Ermenistan dışında sadece Dumezil’in etnolojik bakımdan gerçi az yararlı, metinler külliyatı vardır. Bunlar şunlardır:
a Notes sur le parler d’un Arménien musulman de Hemşin. Academie royale de Belgique. Classe des Lettres et des Sciences Morales et Politiques. Mémoires. Tome LVII. Bruxelles 1964: 152 b Notes sur le parler d’un Arménien musulman d’Ardala. Revue des etudes arméniennes. N.S. Tome II. Paris 1965: 135142 c Trois récits dans le parler des arméniens musulman de Hemşin. Revue des etudes arméniennes. N.S. Tome IV. Paris 1967:1935
25 Laz halk bilimcisi Çakmak’ın mükemmel çalışması aynı zamanda diline taraftar olduğunun beyanıdır.
Kaynakça
Asatiani, 1.1974. Çanuri (lazuri) tekstebi. I. Xopu ri kilokavi. (Tschanische (lazische) Texte. I. Dialekt von Xopa.) Tbilisi.
Bleichsteiner, R. 1919. Kukasische Forschungen. Erster Teil. Georgische und mingrelische Texte. Wien.
Cagareli, A. 1880. Mingrel’skie etjudy. 2. Ming rel’skie teksty. (Mingrelische Studien. 2. Mingrelische Texte.) S. Petersburg.
Çakmak, Şener 1973. Arhavi ve yöresi folklorunda ölüm temi ve bu temle ilgili inanlar üzerinde bir inceleme. (Untersuchungen über die mit dem Thema Tod zusammenhängenden Glaubensvorstellungen in Arhavi und Umgebung.) Arhavi Dergisi, Sayı 4. Ankara.
Çikobava, A. 1929. Çanuri tekstebi. (Tschanische Texte) Tbilisi.
Dumézil, G. 1937. Contes lazes. Travaux et Mémoires de l’institut d’Ethnologie. XXVII. Paris. Dumézil, G. 1967. Documents anatoliens sur les langues et les traditions du Caucase. IV: Recist la zes (dialecte d’Arhavi). Bibliothèque de I’Ecole des Hautes Etudes. Section des Sciences religieuses. Vol. LXXIV. Paris.
Çevirinin yapıldığı kaynak: Studia , Caucasian Colloguim, Oslo, July 1986 Edited by Fridrik ThordarsonNorwegian Universty Press, Oslo 1988, sayfa 6985
Çeviri : ibrahim Dipşov
Not: Çeviri Almanca’dan yapıldığı için Lazca Metni aynen yayınlıyoruz (KY)

Ha3i ma Ikva cermakoçişi meseli gi3vaten.
Dıdo dido mendraşen 3oxle Arkabişi mendra ar dağişi tude ar karmate kortu doren. Ha karmates ar badi tudoren. Ar seyis karmates cantuşi ııekna ikankudo ren. Koçi onciyeşen eyiseludoren do nek ııaşe idudoren.
Nekna goıı3kudoreıı nekna na gon3kusteyi koçi tude meludoreıı. Ar ti ezdudoren, o3 kedudoı en ki ar didi koçi. Koçi na rensteri tomoniren. Haşo o3kedudoren koçi oko nağurdoren xolo tude meludoreıı.
Germakoçi kamaxtudoren doloxe koçiş jiıt tis koyodgitudorerı. Koçik toli gon3kudo ren xolo yanimuşis cermakoçi dgin koçi xolo okorıağurdoren. Okaçxe koçik toli gorı3kudoren xolo yanimuşişen cermakoçi, koçik ar daha okonağurdoren.
Hemuşkule ar daha var aşkuıinudoren. O3kedudoren koçik mu ikoms cermakoçikti heya ikoms. Koçi ulun lazutis xe usumes, cermakoçiti ulun hemukti lazutis xe usu
mes. Koçik eyselun, cermakoçiti eyselun.
Koçik iduşunudoren: Ma mu bikom cer makoçikti heya ikoms, heşoyenşi ma mu pare cermakoçikti heya vasen ya do haşo şeyepe iduşunudoren. Hak ya gazyağiyen ya, gazyaği ma mebisfa ya, ma mebisfaşi cermakoçikti ezdasen do nisfasen ya. He müşküle ma ebza gelebincaxare ya cermakoçikti ebza gelincaxasen. Hemindoras cermakoçis advasen heşoten cermakoçi şen bimtare ya do iduşunudoren.
Koçik gazyaği ezdudoren, konisudoren. Cermakoçik hemen xeşen koyuçopudoren, muk konisudoren. Okaçxe koçik ebza ezdudoren, ar gelincaxudoren. Hemen cermakoçik koyuçopudoren, cermakoçik muk gelincaxams, cermakoçik gelincaxaşi to moni na rensteı i adven cermakoçis.
“Oh, oh, oh” mğoğeri mğoğeri cermakoçi ğal gali imten. Koçik cermakoçişi omğo ğinuşi sesite ar daha okonağurdoren. Sa bahleyen koçepe moxtesdoren, koç oko nağurineri karmates cans. Koç i ezdesdo ren

Kafkasya Yazıları
1997 Yaz İki

Please follow and like us:

Enjoy this blog? Please spread the word :)