İSHÂK NÛRÎ RİZEVÎ VE
ZÜBDETÜ’L-İZHÂR ADLI ESERİ
Musa YILDIZ
Bu çalışmada, Osmanlı devletinin
son dönemlerinde yaşamış olan ilim adamı Rizeli İshâk Nûrî
Efendinin hayatı ve Zübdetü’l-İzhâr adlı eseri konu
edilecektir.
Ancak konuya geçmeden önce, bu
vesileyle bir hususu da burada vurgulamak yerinde olacaktır.
Süleymaniye Kütüphanesi başta olmak üzere, ülkemizin
kütüphanelerinde ve şahsî koleksiyonlarda çok sayıda yazma eser,
araştırmacıların ilgisini beklemektedir. Bu kütüphanelerde
edebiyat, tarih, felsefe, matematik, astronomi ve bu şerhte
olduğu gibi Arap dili alanında çok sayıda yazma eser olduğu
malumdur. Bunlardan bazıları da Arapça ve Farsça yazılmıştır.
Osmanlıca eserlerle uğraşanlar yetersiz olmakla birlikte, Arapça
ve Farsça eserlerle uğraşanlara göre daha fazladır. Ancak
ülkemiz kütüphanelerinde bulunan Arapça ve Farsça eserlere
gereken ilgi gösterilmemektedir. Bunların en önemli
sebeplerinden birisi, klâsik Arapça ve Farsçayı bilenlerin az
olmasıdır. İkincisi de bu eserler üzerinde çalışmaya teşvik
edici bir motivasyonun olmamasıdır. Böyle olunca da milletimizin
hafızası denilebilecek bu eserler, kütüphanelerimizin tozlu
raflarında kaybolmaya yüz tutmaktadır.
Kültür mirasımız olan bu değerli
eserlerin disiplinler arası çalışmalarla süratli bir şekilde
bugünkü dilimize aktarılması ve matbu hâle getirilmesi
gerekmektedir. Bu açıdan Arapça ve Farsça bilen değerli ilim
adamlarımızın kendi alanlarında yapacakları çalışmalar yanında,
farklı alanlarda uzmanlaşmış ilim adamlarıyla ortak çalışmalar
yapmaları yararlı olacaktır. Zira tarihin bütün yükselişlerinin
temelinde, önce kendini tanıma ve dolayısıyla hatalı yanların
tespiti, sonra revaçta olan medeniyetin tahlil edilmesinin
yattığı ortadadır. Geçmişi bir kenara bırakarak hiçbir
ilerlemeyi meydana getiremeyiz. Bu nedenle yükselişin ilk
basamağını, kendini ve tarihini tanıma oluşturur. Kendini ön
yargılardan kurtararak değerlendirmeyen milletlerin hatalardan
kurtulamaması kaçınılmazdır.
Osmanlı kültüründe kişinin
devletine ve milletine iki borcu vardır. Bunlardan birincisi
Arapça öğrenmek, ikincisi de Farsça öğrenmektir. “Kim ki
bilir Fârisî, gider deynin yarısı” sözü yaygındır. Bu söze
göre, Farsça öğrenen kişi borcunun yarısını ödemiş olur. Kişi
borcunun geri kalan yarısını ise, Arapça öğrenerek öder. Bu
düşünceden hareket eden Osmanlı âlimleri, bu iki dili, aldıkları
sağlam bir medrese eğitimiyle iyi bir şekilde öğrenmişlerdir.
Aynı ilmî düşünceden hareket ettiğini düşündüğümüz İshâk Nûrî
Efendi’nin bu dillerden Arapçaya olan hakimiyeti, Arapça olarak
kaleme alınan İzhâr adlı esere yazdığı Osmanlıca şerhte
açıkça görülmektedir.
İshâk Nûrî Efendi,
1855 (r. 1269/h.1271)
yılında Rize’nin Akatoz
Köyünde doğmuştur. Mânioğlu Hâcı Kâsım Efendi’nin oğludur. 1869
(h. 1285) yılında İstanbul’a gelerek Süleymaniye medreselerinde
ilim tahsil etmiş, 11 Temmuz 1880 (r. 28 Haziran 1296) tarihinde
ulûm-ı Arabiyyeden icazetnamesini ve Dâru’l-Mu‘allimîn’in
rüşdiye kısmından vasat dereceyle diplomasını almıştır. 30 Ocak
1881 (r. 17 Kanûn-ı Sânî 1297) tarihinde Beylerbeyi ve Şehzade
Galata Rüşdiyeleri muallim-i sânîliğinde bulunmuştur. 6 Şubat
1889 (h. 5 Cemaziyelahir 1306)’da İbtidâ-i Hâric İstanbul
Müderrisliğine tayin edilmiştir. 15 Mayıs 1897 (r. 2 Mayıs 1313)
tarihinde devamsızlığı sebebiyle görevinden azledilmiştir. 2
Aralık 1897 (r. 19 Teşrîn-i Sânî 1313)’de Unkapanı Rüşdiyyesinde
muallim olmuştur. 8 Mart 1905 (r. 23 Şubat 1321) tarihinde
Mekâtib-i Rüşdiyye müfettişliğine terfi etmiştir. Nisan 1907
(Rebiulevvel 1325)’de İbtidâî Altmışlı’ya terfî etmiştir. 1908
(h. 1326) yıllarında Fatih’te Hasanzâde ile Pir Mehmed Paşa
medreseleri müderrislikleri de uhdesinde olmuştur. Süleymaniye
Câmii Dersiâmlığı da yapan İshâk Nûrî Rizevî, Temmuz 1910 (r.
1326)’da kadro harici ve Haziran 1911 (r. 1327)’de ma‘zûl
addedilmiştir. Toplam 28 sene muallimlik ve müfettişlik
hizmetlerinde bulunan İshâk Nûrî Efendi, 5 Haziran 1913 (r. 23
Mayıs 1329) tarihinde İstanbul’da vefat etmiştir.
Yapılan geniş çaplı araştırmada,
İshâk Nûrî Rizevî’nin hayatı ve eserleri konusunda, İstanbul
Müftülüğü, Meşihat Arşivinde bulunan 197 nolu dosya içerisindeki
6941-6950 arası 10 adet belgede yer alan bilgiler dışında bir
bilgiye rastlanamamıştır.
İshâk Nûrî Rizevî’nin 1883
(h.1301) yılında basılan Zübdetü’l-İzhâr adlı eseri,
İmam Birgivî’nin İzhâru’l-Esrâr adlı kitabının şerhidir.
İmam Birgivî’nin asıl adı, Mehmed
b. Pir Ali Efendi’dir. 27 Mart 1523 (h. 10 Cemaziyelevvel 929)
tarihinde Balıkesir’de doğdu. Birgivî, ilk tahsilini kendisi
gibi müderris ve fâzıl bir zât olan Ali Efendi’nin yanında
tamamladı. Daha sonra İstanbul’a giderek sırasıyla Küçük
Şemseddîn, Ahîzâde Mehmed ve Rumeli Kazaskeri Abdurrahman
Efendilerden dersler aldı ve icazet alarak müderrislik payesini
elde etti.
İstanbul’da çeşitli görevlerde
bulunduktan sonra, sultan II. Selim’in hocası Atâullah
Efendinin, günümüzde İzmir’e bağlı Ödemiş kazasının bir nahiyesi
olan Birgi’de yaptırdığı medreseye müderris tayin edildi ve
ömrünü burada tedris, irşat ve telif faaliyetleriyle geçirdi.
İmam Birgivî, bir İstanbul seyahati
sırasında veba hastalığına yakalanarak, 21 Eylül 1573 Pazartesi
(h. 24 Cemaziyelevvel 981) günü 52 yaşında vefat etti ve
Birgi’ye götürülüp defnedildi.
Kendisinden geriye Arap dili
grameri, ahlâk-tasavvuf, fıkıh, akait, tefsir-kıraat, hadis gibi
sahalarda, çoğu Arapça, birkaçı da Türkçe olmak üzere tespit
edilebilmiş altmışa yakın eser kalmıştır.
Birgivî’nin İzhâru’l-Esrâr
adlı eseri, Arap nahvi (sentaksı) konusunda kaleme alınmış bir
eserdir.
Müellifin Avâmil adlı eserinin ayrıntılı bir şerhi
niteliğindedir. Uzun zaman Osmanlı medreselerinde ders
kitabı olarak okutulmuş
ve Arapça öğrenmek isteyen herkesin bildiği bir eser olmuştur.
Bu şöhretinden ötürü eserin yalnızca Osmanlı döneminde kırktan
fazla baskısı yapılmıştır.
Eserde müellif meselelerin
ayrıntılarına girmez; nahivciler arasında ihtilaf konusu olan
hususlardan söz etmez. Zira onun gayesi, dilin detaylarını değil
de, esaslarını öğrenmek olan başlangıç düzeyindeki öğrencilere
yol gösterecek bir kitap telif etmektir. Kendi ifadesiyle bu
kitap: “Her mu‘ribin (nahiv kâidelerine uygun olarak düzgün
ve güzel konuşan ve nahiv kaidelerini uygulayan kimse) en muhtaç
olduğu husûslar hakkında bir risâledir.”
Arap nahvi (sentaksı), üç ana
başlıkta sistematik bir şekilde işlenmektedir. Bunlar; âmil,
yani etkileyenler. Ma‘mûl, yani etkilenenler ve i‘râb, yani
etkidir. Arap nahvine dair konuları, bu üç ana başlık altında
alt başlıklara da ayırarak özlü bir şekilde işleyen
İzhâru’l-Esrâr adlı bu eser üzerinde bir çok ilim erbabı
Arapça ve Türkçe olmak üzere çalışmalar yapmışlardır. Bu
çalışmaların amacı, bu değerli eserden Arapça öğrenmek
isteyenlerin en iyi şekilde yararlanmalarını sağlamaktır.
Kendisi şerhinin başında belirtmemesine rağmen, İshâk Nûrî
Efendinin de bu düşünceden hareketle bu eseri şerh ettiği
düşünülmektedir. Ancak İshâk Nûrî Efendinin şerhine geçmeden
önce, bu eser üzerine yazılan şerhlere bir göz atmamız yararlı
olacaktır:
1. Birgivî’nin talebelerinden
Avlamışlı Muslihuddîn Efendi tarafından Keşfu’l-Esrâr
adıyla şerh edilmiştir.
2. Kuşadalı Mustafâ b. Hamza’nın
1085/1674-75’te yazmış olduğu Netâicü’l-Efkâr adlı şerhi
İzhâr şerhlerinin en meşhurudur. Geniş bir inceleme ürünü
olan bu şerh matbudur.
3. Abdullah b. Muhammed b. Velî’nin
Zübdetü’l-İzhâr’ı 1122/1710-11 tarihinde yazılmıştır
(Müellif nüshası, Süleymaniye, Denizli, nu: 292).
4. Subicalı Muhammed b. Muhammed b.
Ahmed (ö.1141/1728)’in Fethu’l-Esrâr adlı şerhi,
1271/1854-55’de Matbaa-i Âmire’de Adalı’nın şerhinin kenarına
basılmıştır.
5. Dâvûd b. Muhammed el-Karsî
(ö.1160/1747)’nin de bir şerhi vardır (Süleymaniye Ktb, Fatih,
nu: 4933, 1b-96b).
6. Reîsü’l-Küttâb Süleyman Feyzî
Efendi (ö.1206/1791-92)’nin Feydu’l-Bihâr alâ
Riyâdi’l-İzhâr adlı şerhi (Çorum İl Halk Kütüphanesi,
nr.2660, 283 vr.).
7. Kasapzâde İbrahim Efendinin
şerhi.
8. Reîsü’l-Kurrâ Eyyûbî Abdullah b.
Muhammed b. Sâlih b. İsmâilî (ö.1252/1836-37)’nin
Fevâyihu’l-Ezkâr fî Halli Netâici’l-Efkâr adlı şerhi, 1310
yılında İstanbul’da basılmıştır.
9. Osmanpazarî Niyazî Şeyh İsmail
Efendi’nin Ref‘u’l-Estâr fî Halli Muğlakâti’l-İzhâr
isimli şerhi de, Eyyûbî’nin şerhinin kenarına basılmıştır.
10. Karslı Hâmid Efendi’nin İzhâr
şerhi.
11. Mustafa Tevfîk Efendi’nin
İmtihân adlı şerhi.
12. Hâfız Mustafâ b. el-Hâc Mustafâ
el-Mihaliçî’nin Şerhu Şevâhidi Netâici’l-Efkâr ma‘a
İzhâri’l-Esrâr adlı şerhi, 1286/1869-70 yılında İstanbul’da
basılmıştır.
13. Harputlu Ömer Naimî Efendi’nin
(ö.1299/1881-82) şerhi.
14. Edirne Müftüsü diye meşhur olan
Mehmed Fevzî Efendi (ö.1318/1898-99)’nin Miftâhu’l-Merâm
adlı şerhi, 1305 yılında Matbaa-i Âmire’de basılmıştır.
15. el-Hâc Şamlı Mustafâ Efendi’nin
Bedâi‘u’l-İzhâr adlı şerhi, 1309/1891-92 yılında İsmail
Efendi Matbaasında basılmıştır.
16. Mehmed Hâlis Efendinin
Telhîsu’n-Nahv adlı tercüme ve şerhi, 1328/1910-11 yılında
İstanbul’da basılmıştır.
Birgivî’nin İzhâr’ının
şerhlerine bir göz attıktan sonra, onun bu eserinin Osmanlı
medreselerinde okutulan Arapça kitaplar arasındaki yerine
bakmamız uygun olacaktır. Osmanlı medreselerinde okutulan
dersler iki ana bölümde incelenir. Bunlardan birincisi; ulûm-i
âliyye denilen, âlet ilimleridir. Ulûm-i cüziye ya da muhtasarât
da denilen âlet ilimleri, kelâm, mantık, belâgat, nahiv,
hendese, hesap, heyet, felsefe, tarih ve coğrafyadır. İkincisi;
ulûm-i ‘âliye denilen yüksek ilimlerdir ki, bunlar âlet
ilimlerinin öğrenilmesine yardımcı olan Kur’ân, Hadis ve Fıkıh
ilimleridir.
Dolayısıyla Arap grameri de,
öğrencileri ulûm-i ‘âliye denilen yüksek ilimlere hazırlayan
âlet ilimleri arasında sayılmaktadır. Medreselerde Arapça
derslerine önce Sarf denilen morfoloji ilmiyle başlanıyordu.
Sarf ilminden şu kitaplar okutulmaktaydı:
1. el-Emsile: Yazarı
bilinmeyen bu kitapta, Arapça sülasî mücerred fiil örneği
üzerinde durulur ve onun yirmi dört sîga çekimi yapılır.
2. Binâu’l-Ef‘âl: Yine
yazarı bilinmeyen bu kitapta da, Arapça fiillerin bütün
şekilleri ele alınır. Sarfın babları otuz beş olarak gösterilir.
Kitabın sonunda; sahîh, ecvef, mudâaf, misâl, mehmûz, nâkıs ve
lefîf kavramları birer misalle îzâh edilir.
3. el-Maksûd: Müellifinin
kim olduğu ihtilaflıdır. İmam Birgivî Maksûd’u İmam-ı
Azam (ö.150/767)’a izafe eder.
Binâ’daki gibi önce sahih fiiller tekrarlanır. Sonra
sahih olmayan fiillerden bahsedilir ve burada i‘lâl kâideleri
ile illetli harfler izah edilir. Ardından ism-i fâil, ism-i
mefûl, mimli masdar vb. açıklanır.
4. el-‘İzzî: İzzeddîn
ez-Zencânî (ö.655/1257)’nin yazdığı bir sarf kitabıdır ve
müellifin isminden dolayı ‘İzzî diye tanınır. Tasrîfu
Zencânî, Tasrîfu ‘İzzî veya el-Muhtasar
adlarıyla da anılır. ‘İzzî’de, fiillerin harf sayılarına
ve türlerine göre tasnifi yapılır. Emsile-i muhtelife sırası
takip edilerek, fiiller tasnife tabi tutulup, bir veya birkaç
örnek verilir. İ‘lâl kâidelerinin açıklaması yapılarak, illetli
fiillerin istisnaî hâlleri zikredilir. Kitabın sonlarında ise,
ism-i zaman ve ism-i mekân konu edilir.
5. Merâhu’l-Ervâh: Hayatı
hakkında bilgi bulunmayan Ahmed b. Alî b. Mes‘ûd’undur. Müellif
bu eserinde fiillerin yapısını tahlil eder ve fiilleri yedi
kısma ayırır. İ‘lâl kâideleri üzerinde ısrarla durur.
Nahiv ilminde okutulan kitaplar
şunlardı:
1. Avâmil: İmam Birgivî’in
eseridir. Âmil, Arapça gramerde kelimelerin sonuna tesir eden
edat gibi kelimeler, ismin hâlleri denen “cerr” harfleri;
“için”, “gibi”, “-den beri”, “eğer”, “niçin” gibi kelimelerin
kullanışları, temenni, ümit, mutlaklık, istisna, nedensellik vb.
gibi durumları bildiren harflerin kullanışları üzerinde durur.
25 sayfalık bu küçük eser, genelde Arapça cümlelerde çok önemli
olan kelime sonlarındaki değişmeler (i‘râb) üzerinde durur.
2. İzhâr: Çalışma konumuz
olan İshâk Nûrî Efendi’nin de şerh yazdığı bu kitap, Nahiv
ilminde ikinci kitap olarak medreselerde okutulmaktaydı.
3. Kâfiye: Sarf ve nahiv
ilimlerinde üstat olan İbn Hâcib’in nahiv alanında ileri düzeyde
okutulan eseridir. Sadece örneklerle öğretmeyi amaçlamayıp,
konuların felsefesine de giren bir kitap idi.
4. Molla Câmi: Kâfiye
şerhidir. Asıl adı el-Fevâidü’z-Ziyâiyye fî Şerhi’l-Kâfiye
olduğu hâlde, Molla Câmî (1414-1492) tarafından hazırlandığı
için Molla Câmî adıyla bilinmektedir.
Görüldüğü gibi, İmam Birgivî’nin
İzhâr adlı bu eseri, Osmanlı medreselerinde âlet ilmi
olarak okutulan, Arapçanın nahiv bölümünde, ikinci kitap olarak
uzun yıllar derslerde okutulmuştur.
İshâk Nûrî Efendi,
Zübdetü’l-İzhâr adlı eserinde, İmam Birgivî’nin İzhâr’ını
şerh ederken takip ettiği metot şu şekildedir:
Eserin Birgivî’ye ait olan Arapça
metnini, cümle cümle Osmanlıca olarak şerh etmiştir. Önce
çiçekli parantez içinde Arapça bir cümle vermiş, bu parantezden
sonra Osmanlıca olarak o cümlenin açıklamasını yapmıştır. Buna
örnek olarak, kitabın ilk başlarındaki “Öncelikle bil ki kelime
müfret bir anlam için konulmuş lafızdır.” anlamındaki “i‘lem
evvelen enne’l-kelimete ve huve’l-lafzu’l-mevdû‘u li-ma‘nen
mufredin.” cümlesini verebiliriz.
İshâk Nûrî Efendi bu cümleyi şu
şekilde şerh etmiştir:
“İmdi maksûda şurû‘dan evvel
ma‘lûm ola ki, kelime ma‘nâ-yı müfrede vad‘ olunan bir lafızdır.
Bu lafızdan murâd insânın ağzından çıkıp mehâric ve hurûfâtı
belli olan sadâdır. Zîrâ mehâric ve hurûfâtı belli olmayan
veyahut sâir hayvânât ve cemâdâttan sâdır olan sadâlar bir
ma‘nâyı ifâde etmedikleri gibi, onlara lafız dahi ıtlâk
olunmaz.”
Bu örnekte görüldüğü gibi, yapılan
şerh çok açık, seçik ve herkesin anlayabileceği bir tarzdadır.
Böylece 125 sayfada şerhini tamamlayan İshâk Nûrî Efendi, 126.
sayfa da “ta‘birât” başlığı altında, i‘râb, binâ gibi tabirlerin
açıklamalarını yapar. Aynı sayfada “ba‘zı ta‘rîfât” başlığı
altında âmil, ma‘mûl, i‘râb, merfû‘, mansûb, mecrûr’un
tariflerini yapar. 127. sayfada “ba‘zı fevâid” başlığı altında,
“fiil fâilsiz olmaz, mübteda habersiz olmaz, âmil ma‘mûlsüz
olmaz.” gibi bazı yararlı ifadeler verilmiştir. Aynı sayfada
mef‘ûl leh, masdar, mef‘ûl bih sarîh ve gayr-ı sarîhle ilgili
özet bilgiler verilmiştir. 128. sayfada isim ile fiilin ve kelam
ile cümlenin farkı üzerinde durulur. 128. sayfada başlayıp, 129.
sayfada devam eden “ilâve” başlığı altında nahiv ilmi, lâm-ı
ta‘rîfin anlamları konu edilerek “ba‘zı esmâ-yı Arabiyye”
başlığı altında birkaç Arapça kelime verilerek karşılarına
anlamları yazılmıştır. Örnek olarak: Eb-Baba, bint-kız evlat,
uht-kızkardaş gibi. 130. sayfada “esmâ-yı hayvânât” başlığı
altında Arapça bazı hayvan isimleri ve Türkçe karşılıkları
verilmiştir. Bakar-sığır, bağl-katır, ibil-deve gibi. Aynı
sayfada “esmâ-yı cemâdât” başlığı altında başlayıp, 131. sayfada
devam eden Arapça bazı cansız varlık isimleri ve Türkçe
karşılıkları sıralanmıştır. Semâ-gök, arz-yeryüzü, hacer-taş
gibi. Zübdetü’l-İzhâr’ın son sayfasında yer alan “ifâde-i
mahsûsa” başlığını taşıyan şu cümleleri de burada zikretmek
yararlı olacaktır:
“Bi-tevfîkihi Te‘âlâ İmâm
Birgivî –‘aleyhi rahmetu’l-Bârî- Hazretlerinin beyne’n-nâs
müte‘âref ve mütedâvil olan (İzhâr) nâm kitâb-ı
fazîlet-nisâbının çiçekli kavslar dâhili metin ve hârici ona
şerh olmak tarzıyla hülâsaten teşrîh ve tercümesine sâye-i
terakkiyyâtvâye-i cenâb-ı hilâfet penâhîde hizâne-i vüs‘atinde
meknûz nukûd-ı iktidârın bezl ü nisâra ictisâr etmiş olan
muharriru’l-hurûf Rizevî İshâk Nûrî -‘afâ ‘anhu ve ‘an vâlideyhi
el-Bârî- kem bizâ‘anın hilâle sutûrda nevk-i kalem-i sehv-i
rakamdan mütekattire olan galatâtın udebâ-yı uli’n-nühâdan lütf
ü ‘atâ ile hakk ve imhâ buyurulması mercû ve mütemennâdır. Ve
huve hasbunâ ve ni‘me’l-Mevlâ ve’s-selâmu ‘alâ meni’stekâme ‘alâ
nehci’l-hudâ. Ve’l-hamdu ‘alâ âlâi Rabbinâ’l-A‘lâ fe kad
veka‘a’l-ferâğu min nukûşi tercemeti hâze’l-kitâbi’l-müstetâbi
bi-‘inâyeti’l-Meliki’l-‘Azîzi’l-Vehhâb fî evâhiri Rebî‘i’l-Âhar
li-seneti ihdâ ve selâsi mie ba‘de’l-elfi min hicreti men lehu
kemâlu’l-‘izzi ve nihâyetu’ş-şeref sallâ’llahu Te‘âlâ ‘aleyhi ve
‘alâ âlihi ve selleme teslîmen kesîra.” (s.132)
Bu cümlelerden anlaşıldığına
göre, İmam Birgivî’nin İzhâr adlı eseri Sultana sunulmak
üzere İshâk Nûrî Efendi tarafından şerh ve tercüme
edilmiştir. Kitabın basım tarihi olan, Hicrî 1301 yılına tekâbül
eden 1883 yılı dikkate alındığında, o zaman tahtta bulunan
Osmanlı sultanı II. Abdülhamit Han (1842-1918)’a sunulduğu
anlaşılmaktadır.
Sonuç olarak; İmam Birgivî’nin Arap
gramerine dair olan eserlerinden, özellikle Avâmil ve
onun mufassal bir şerhi sayılabilecek İzhâr’ı, yaklaşık
dört asır süreyle Osmanlı medreselerinde ders kitabı olarak
okutulmuştur. Arapçanın nahvini keskin ve berrak bir mantık
sırası içinde özetleyen bu eserler, örneğine az rastlanır bir
kabiliyetin mahsulüdür. Asırlardır Türk ve Müslüman öğrenciler
bu eserleri okumuş ve zihinlerine bu eserler sayesinde Arap
dilini ve Kur’ân-ı Kerim’i kavrayacak bir kabiliyet ve parlaklık
vermiştir. Bu vesileyle kendisini vefatından yaklaşık doksan üç
sene sonra rahmet ve minnetle doğup büyüdüğü bu topraklarda
andığımız İshâk Nûrî Rizevî, İmam Birgivî’nin asırlardır Osmanlı
medreselerinde okutulan İzhâr adlı değerli eserini
pedagojik bir üslupla Osmanlı Türkçesiyle şerh ederek,
öğrenciler tarafından kolay anlaşılabilir hâle getirmiştir. Onun
bu şerhi yazmaktaki amacının, Türk çocuklarının dinlerinin dili
olan Arapçayı kolayca öğrenebilmeleri olduğu, açıkça
görülmektedir. Bu ufku geniş insanların torunları olan bizlere
düşen görev, onların eserleri üzerine bilimsel çalışmalar
yaparak, Arapçanın modern metotlarla öğretimine katkıda
bulunmaktır. Öte yandan bu tür sempozyumlar vesilesiyle illerin
kültür tarihlerinde yer etmiş olan abide şahsiyetler de, onlara
bir vefa borcu olarak, gün yüzüne çıkarılmış olacaktır.
Klâsik Arapça
eserler konusunda ayrıntılı bilgi için bkz. Nasuhi Ünal
Karaarslan, Enseignement en Langue Arabe Chez Les
Turcs Ottomans Jusqu’aux Tanzimat, Yayınlanmamış
Doktora Tezi, Paris Üniversitesi, 1976; Ramazan Şeşen,
“Osmanlılar Döneminde Arap Dili ve Edebiyatı Öğretimi”,
Studies on Turkish-Arab Relation Annual 1986,
Foundation for Studies on Turkish-Arab Relations
(TAİV-İstanbul), s.267-268; Mustafa Ergün, “Medreselerde
Okutulan Dersler ve Ders Kitapları”, A.K.Ü. Anadolu
Dil-Tarih ve Kültür Araştırmaları Dergisi, Afyon
1996, s.65-78; Emrullah İşler, “Klâsik Arapça Gramer
Kitaplarının Modern Öğretimdeki Yeri”, Ankara
Ü., TÖMER Dil Dergisi, Sayı: 45-Temmuz 1996,
s.15-26; Mehmet Yavuz, Arap Gramerine Dair Eser Yazan
Osmanlı-Türk Âlimleri (XVI. Asra Kadar), İstanbul
2001; Dursun Hazer, “Osmanlı Medreselerinde Arapça
Öğretimi ve Okutulan Ders Kitapları”, Gazi Ü., Çorum
İlahiyat Fakültesi Dergisi, cilt I, sayı 1, 2002/1,
s.272-284; Kerim Açık, Tanzimattan Günümüze Arapça
Öğretimi (Kaynaklar ve Yöntemler), Yayınlanmamış
Doktora Tezi, Marmara Üniversitesi, Sos. Bil. Enst.,
İstanbul 2002; Şükran Fazlıoğlu, “Manzûme fî Tertîb
el-Kutub fî el-‘Ulûm ve Osmanlı Medreselerindeki Ders
Kitapları”, Değerler Eğitimi Dergisi, C.1, S.1,
Ocak 2003, s. 97-110; a.mlf., “Ta‘lîm ile İrşâd
Arasında: Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın Medrese Ders
Programı”, Dîvan İlmî Araştırmalar Dergisi,
Yıl:10, S.18, 2005/1, s.118-173.
|