Karalahana.com! Laz uşaklarının gayrıresmi web sitesi

 

|  Mail gönder Sık kullanılanlara ekle  ENGLISH
 RİZE

 ARTVİN

 ORDU

 BAYBURT

 SAMSUN

 SİNOP

 

 

 MÜZİK

 TARİH

 KİM KİMDİR

 

 

 

 KARADENİZ FORUM

 EDİTÖRDEN

 AJANDA

 

 

LİNKLER

 RİZE

 ARTVİN

 ORDU

 BAYBURT

 SAMSUN

 SİNOP

DOSTLAR

 TV SEYRET, FREE TV


karalahana karadeniz gazete, karadeniz gazetesi, karadeniz haber
Yukardaki logoyu tıklayarak Bağımsız Karadeniz Gazetesini okuyabilirsiniz.

Önemli linkler, gazete oku, tv seyret
 Dünyanın tüm televizyonlarını Canlı seyretmek, tüm gazeteleri tek bir sayfadan okuyabilmek için önemlilinkler.com
www.lahana.org
sitesini sık kullanılanlara ekleyin.


KARADENİZ FOTOĞRAFLARI
Değerli Lahana forum üyeleri
Karadeniz fotoğraflarınızı  galerimizde otomatik olarak yayınlayabilirsiniz.
TIKLAYIN

KARALAHANA DA YAZAR OLUN


Yazılarınızı yayınlamamız için bize gönderebilirsiniz

Sümela Manastırı gezisi

Özel Arama
 
 

Sümela Manastırı 

 

Sümela Manastırı

Onun yazgısı, Trabzon'un yazgısıdır. Karadağ'ın yükseğinde, sisler içindeki bir kale gibi görünür ziyaretçiye. 9 0'lı yılların başında dersten çıkar çıkmaz fakültemizin bulunduğu tepeden iner, hayatımda bir daha o kadar güzelini görmediğim lale ve gül bahçeleriyle çevrelenmiş evlerin önünden geçip, bulduğumuz ilk ara yoldan sahile koşardık. Dalgalarla oynarken içimizden biri bağırırdı: “Yunuslar geçiyor!” Bu, duymayı beklediğimiz sözdü, hızla geçerlerdi Karadenizimizden bir batıp bir çıkarak... Sonraları hangi denize baktımsa böyle sürü halinde geçen yunusları aradım, açıklardaki bir yunusu fark edip sevinç çığlıkları atanları gördükçe hüzünlendim, nasıl anlatabilirdim onlara yunusların sürü sürü geçtiklerini gözümün önünden, hem de yıllarca... Hızla değişen zaman hepimizi nadide anların son tanıklarına çeviriyor. Trabzon'un en meşhur yeri, aşıkların buluştuğu, günbatımının seyredildiği Ganita civarında poyrazlı günlerde dalgalar kıyıya eski sikkeler atarmış. Her şeye rağmen Trabzon söz ettirir kendinden. Şimdiyse geçmişin tanıkları kiliseler, camiler, surlar, Ayasofya Camisi'ndeki gemi çizimleri, kadınların bellerindeki peştamal, sofralarındaki kuymak yerli yerindedir.



Çömlekçi'den kalkan minibüs

Temelleri Bizans döneminde atılmış kale, kuzey-güney doğrultusunda kenti ikiye bölerek Boztepe'ye varır. Kentin panoramasını görmek isteyenler için bu 300 metrelik yükseklik yeterli olacaktır. Trabzon, sahilden Boztepe'ye doğru kat kat yükseliyor gibidir, bu da ahşap ya da taş evlerle dolu dar sokaklar, sürekli inilip çıkılan dik merdivenler demek... Meydan, Trabzon'un kalbidir. Arnavutkaldırımı döşeli sokaklar Meydan'a çıkar, halk burada buluşur; çay bahçesinde çaylar yudumlanırken, Trabzonlu yazarlar Sebahattin Eyüboğlu'nun, Hasan İzzet Dinamo'nun büstlerinin önünden geçip giden kalabalığa göz atılır. ‘Bir Tutkudur Trabzon' deyip, Trabzon'u anlatmayı bırakalım. Büyük Liman'ın karşısındaki Çömlekçi'den kalkan bir minibüse atlayıp Maçka yoluna düşelim. Gökyüzü siyah bulutlarla kaplandı, kuşlar gemilere sığındı, bu fırtına kopacak demek, ardı da yağmur, hem de ne yağmur...




Duman aldı dağları...

Çömlekçi'den Zigana Dağı girişine kadar giden yol Trabzon'un en güzel yollarından biridir, burası aynı zamanda Gümüşhane'ye giden yoldur. Köy otobüsleri bu sürekli yükselen yolu zorlana zorlana tırmanır; yemyeşil dağlar kimi zaman sağınıza, kimi zaman solunuza düşer, ya da birden karşınıza çıkıverir, sonra ardınızda kalır. 1993'teki heyelandan sonra yatağı iyice bozulmuş dereler bile güzel görünür gözünüze. Karadenizli sise, ‘duman' der, ‘duman aldı dağları' türküsü tam da buralar için yazılmışa benzer. Hele bu mevsimde dağların başından hiç eksik olmaz sis. Bahçelerine odun yığılı evler, küçük camiler geçilir yol boyunca. Asıl güzellik yoldan yukarılara doğru ayrılan dağ yollarındadır. Paparza, Kıranoba yaylalarına bu yollardan gidilir.

Tonyalı silahıyla, Oflu kurnazlığıyla, Sürmeneli bıçağıyla, Maçkalı delidoluluğuyla tanınır. Hepsinin ortak özelliği ise tüm sıkıntılara rağmen neşelerini korumalarıdır. Her tür zaaf, tik, taşkın hareketler gülme nedenidir Karadenizli için. Daha önce Karadeniz ağzını duymamış bir yabancı söylenenlerden tek kelime anlamasa da bu doğal neşeden pay almak için katılır eğlenceye. Dağlara sırtını vermiş Maçka, gelip geçilecek yer değildir. Bir şeyler öğrenmek için Maçkalıyla yaşamalı, deresinden kırmızı benekli alabalık tutmalı, onu köy tereyağında pişirip yemeli, sonra da Maçka'nın içinden ayrılan yolla manastırın yolunu tutmalı.


Kaleyi fethetmeye gidiyoruz

Milli Park sınırına girdiğinizde, Altındere'yi coşkun akarken görürsünüz. Üzerine yer yer tahta köprüler kurulmuştur, piknik alanı olarak düzenlenmiş yerler iki yanındadır. Manastıra iki yol çıkıyor, biri çok eskiden beri kullanılan patika yol (katır yolu); diğeri belli bir mesafeye kadar çıkan, Altındere'nın gürül gürül çağlayanlar oluşturarak eşlik ettiği araba yolu. Bu yolu tercih edenler arabayla tırmanıştan sonra kısa bir yürüyüşle manastıra çıkabilir. Bu mevsimde araba yolu daha uygun düşer, ama güneşli bir havaya denkgelirseniz patika yolu kullanın, tadına vara vara dağa tırmanın. Yosun tutmuş dallar, kökler, toprağın koyu kahverengi rengi, soluklanmak için durduğunuzda yanı başınızda beliren yemyeşil bir uçurum, aşağıdaki ormanları ayaklar altına seren bir manzara, kale görünümüyle bir görünüp bir kaybolan gittikçe daha da yaklaştığınız manastır... Bir kaleyi fethetmeye gidiyoruz sanki.




Kralların taç giydiği manastır

Karadeniz'in bu en ünlü manastırı 4. yüzyılda denizden 1300 metre yükseklikteki bir dağ gövdesinin içerisine Hıristiyanlığın ilk günlerinde gizli bir tapınak olarak yapılmış. Zamanla 17 metre yüksekliğinde, 40 metre uzunluğunda, 14 metre genişliğinde 72 odalı, odalarını İsa'nın, Meryem'in, Havarilerin fresklerinin süslediği, Komnenos krallarının taç giydiği bir manastır halini alır. Önemli din adamlarının ziyaretleriyle bazen çok ünlü bir dinî merkezi olur, bazen de sürgün ve hapis yeri... Manastıra hediye edilen altın şamdanların, ceylan derili İncillerin, elyazması kitapların, İsa'nın çarmıhından bir parça taşıdığı öne sürülen haçın akıbeti de manastırın kuruluşunu anlatan efsanelere karışır. Bu değerli hediyelerin bir bölümü Ankara'ya, Atina'daki Bizans Müzesi'ne gider, çoğu kayıplara karışır.

Gelelim Sumela'nın anlamına… Melas kökünden gelen bu sözcük Yunanca siyah, karanlık demek. Semavi Eyice de manastırda bulunan (şimdi Yunanistan'da) ‘Siyah Meryem' ikonası yüzünden manastırın bu adla anıldığını söylüyor. Dağın adı da buna izafeten Oros Melas'tır, (Karadağ). Yağmalanan ve yakılan manastırın bugün görülen freskleri 1740 yılında yapılan restorasyonun eseridir. Kültür Bakanlığı'nın restorasyonu ise on yılı aşkın süredir devam etmekte.

Manastırı gezdikten sonra, arka bahçesindeki ayazmanın kenarında oturun. Pek çok Hıristiyan ve Müslüman'ın şifa bulmak için geldiği yerdi bu ayazma. Dinlerin kaynaştığı, unutuşa baş kaldıranların gezindiği yerdir Trabzon.

 

Yazı: Nezahat Turkan

 


        
   

Karalahana.Com! Doğu Karadeniz Bölgesi gezi, kültür, tarih ve müzik rehberi © 2007 | Tüm hakları saklıdır