ŞAİR CEKETLİ
ÇOCUK: KAZIM KOYUNCU
Hesabın kitabın, ömrün mömrün olmadığı SAHNEDE ve her yerde o
hep KRAL
Umay Umay: çok güzel görünüyosun..
Kazım Koyuncu: bir hasta oldum var ya, hepinize güzel görünmeye
başladım arkadaş yaa=)
Umay Umay: biliyorsun ki senle konuşmak çok zor. Çok sinirlisin
Kazım Koyuncu: sinirliiii, yakışıklıııııı, konuş konuş,
kızmayacağım=)
Umay Umay: bensenle her zaman müzik konuşmayı sevdim. Bugün de
müziği ve müzikle arandaki meseleden başka bir şey konuşmak da
pek gözüm yok..
Kazım Koyuncu: müzikle aramda bir sorun yok=) benim bildiğim
hayatla aramda bir mesele var…. Öyle olunca..
Umay Umay: biliyorum ama..
Kazım Koyuncu: aslına bakarsan 5 aylık hastalık sürecimde müzik
içinde olmalıydım ama olmadı. Bazen hastalığın seyri, bazen
konsantre bozukluğu, insan düşenemiyor bile.
Umay Umay: hiç mi…
Kazım Koyuncu: üretme noktasında bir sorunum var, müziği düşünme
noktasında bir sorunum vardı ama tedavim kötüye gitmeye
başladıktan sonra müziğe takrar-gönülden yönelme süreci başladı
içimde. Müziği tekrar yaratmak, yeni müzikler yaratmak gibi
değil de sahneye çıkma arzum çok yükseldi. Bu da sanırım yaşama
çabamla ilgili.. bir konser yaptım ya Trabzon da…,
Umay Umay: ya evet bunu soracağım. Doktorlar endişelenirken,
uyarırken nasıl bu kadar cesur davranabiliyorsun? Bir de çok
dinamik konserler veriyorsun.. çok şaşırıyorum..
Kazım Koyuncu: aslında olay bostancı daki konserde başladı.. o
gece çok konser vermek istediğimi fark ettim.
yeni şarkı yaratmayı çok isterim tabi. Bir tane bile yapsam çok
güzel bir şey yapacağımı biliyorum ama bu durumda yaratmak çok
zor. Hastalığım dışardan bakıldığında bir sanatçının yaratması
için biçilmiş kaftan gibi duruyor. Bunalımlar, savaşlar,
bilebileceğimiz bütün kötü şeyler sanki sanatçıların yaratması
için yaratılmıştır. İnsanlar dışardan hep böyle sanırlar. Bence
bu müziği dinleyenlerin, resmi görenlerin, tiyatroyu
izleyenlerin söyleyebileceği şeyler. Sanatı takip eden
insanların sanrısı yani. Asla küçümsemek için söylemiyorum ancak
başına gelmeyenin bilebileceği bir durum değil bu hastalık hali.
Sanatçı her zaman hayatla bir sorun yaşar !! haa bu tabi bir
sanat eseri olarak ortaya çıkabilir,,,, ama hiçbir şey olarak da
çıkabilir. Bu ne benden ne de benim durumumda olan bir
sanatçıdan değer kaybettirmez. Yaşadığım süreci bir sanatçının,
kazım ın, hatta en önemlisi bir devrimcinin süreci gibi
yaşadığımı düşünüyorum.
Umay Umay: Sözlerinde hiç düşmediğini görüyorum..
Kazım Koyuncu: Her ne kadar çok istediğim şeyleri yapmakta
zorlanıyorsam da pes etmedim. Düşmedim yani.. bir devrimci gibi
duruyorum ki zaten devrimci olmakla sanatçı olmak arasında benim
için ciddi bir bağlantı var. 2 sinin bağlamında yapmak gereken
tek şey sahneye çıkmak diye düşünüyorum. Bundan sonra sürekli
sahnede olmak ve müziğin tam içinde olmak istiyorum.
Umay Umay: ben hala sahnede nasıl o kadar korkusuz, cesur ve
güzel kalmayı başardığını merak ediyorum. İlk bostancı, sonra
volkan ın gecesi, sonra da Trabzon.. sahnede yaşadığın ne kazım?
Kazım Koyuncu: çok endişeliydim. Bir şarkı tolere edilebilir.
Herkes katılır ve o şarkı mutlaka söylenir biter. Hatta hasta
olduğum için seyirciye sempatik bile gelebilir. Şimdi……………..:)))
bizler zeki olmak zorundayız. Durumları, yaz aylarını, kış
aylarını, soğuğu-sıcağı sevip sevmediğimizi oturup kendi
durumlarımıza göre ayarlamalıyız. Orda herkes senden bir şey
bekleyebilir, ben de kendimden bekleyebilirim ama geleceğe dair
işaretleri bulmak durumundayım. Şarkıyı söylerken başında-
ortasında-sonunda nasılım,neler hissediyorum diye ölçüyor insan.
Bu yüzden kendimi duygu seline fazla kaptırmamaya çalışıyorum.
Umay Umay: trabzon da, üniversitede verdiğin konser çok yoğun ve
uzundu…
Kazım Koyuncu: İnsana güç veren şey kendi istediklerini yapmak.
Kendi olmak. Moral dedikleri kendin olabilmekle ilgili bir şey.
O gün hareketli bir şarkıyla başladım konsere, 3. – 4. şarkıda
her şey normale döndü ve unuttum hastalığımı. Gittiği yere kadar
böyle gider. Acayip şeyler beklemiyorum, hep sahnede olsam ömrüm
100 yıl uzayacak sanmıyorum, nereye gideceğimi düşünmenin manası
yok..zaten sahnede zaman yok. Belki 1 gün- belki 100 sene
gibi..,,………………………………………………………………….bir konsere çıktığımda ne
kadar yaşayacağımı veya uzun yaşamak için ne yapmam gerektiğini
asla düşünmüyorum. Orda ben varım, beni anlayanlar var, benle
beraber müziği yaratanlar var; BAŞKA BİR YERDESİN VE
GÜVENDESİN.. sahne hayat saldırısını en fazla hissettiğim ama
her şeye rağmen en güvendiğim yer.
Umay Umay: .....................;
Kazım Koyuncu: Eskiden korktuğum rüyalarım, saldırılar.. umay
ben bir şey büyüttüm. 3-5 kişilik bişey değil. O sevgi denen şey
herhalde.., o büyüdüyse, büyüdüyse, büyüdüyse….., bu yüzden
başıma orda bir şey gelmeyeceğini düşünüyorum. Gelecekse; o bile
bizdendir diye düşünüyorum. Anlatabiliyor muyum?
…………………………………………………………….sahnede hesap kitap yok umay. Orda ömür,
mömür, uzun, kısa, mısa, neyse işte. tek önemli şey müziği
yaratmak, yapmak, söylemek önemli.
Umay Umay: tabii bunu söylemek sana kolay. Bu kadar büyük ve
içten bi sevgi, böylesi zor bulunur bi sempati, violensel gibi
bir ses, yüksek ahlak…, tabi saldırılardan korkmazsın. Orda
savaşı senin hep kazandığına çok tanık olduk,,, kendi adıma
söyleyeyim; bu savaşa tüm kalbimle katıldım..
Kazım Koyuncu: orda kazanıyorum evet, orda kral benim=)))))
kendimi çok adil hissediyorum ki umay. Nasıl desem.., adil,
şevkatli, paylaştıran bir kral.. biliyor musun çocukluk
ütopyalarımı gerçekleştirdim, müzisyen oldum, devrimci oldum,
hep güzel olmasını istedim hayatın ama onlar bile bana yetmedi.
O kadar güzelini istiyorum ki sanatçılar bunu yaratabilirler. Bu
beni bazen ürkütür, bazen de içimde tertemiz olduğunu düşündüğüm
vicdanımla iyi hissederim. Sevmenin içine ettik, anlamı bozuldu.
Ama bizim sahnemizde bu var, hep de oldu. Bütün insanları mutlu
etmek istiyorum şarkı söylerken. Belki bu yüzden hastalandım,
belki büyük sevgimden ürken güçler var, durdurmak istiyorlar
belki=)) sevgi krallığı istiyorum işte.. şarkı söylerken her şey
her şeyi, herkes herkesi tutuyor sanıyorum. bu yüzden sanırım
kendimi bırakmıyorum.
Umay Umay: tıp,la ilgili ne düşünüyorsun?
Kazım Koyuncu: Bir kere masum sempatilerinden bahsetmem lazım.
Özellikle Türkiye de herkes doktorlara sempati duyarlar. Ben
hala öyleyim. Sistemle ilgili konuşursak işler bozuluyor. Ya da
bilimle ilgili konuşursak… bilim, tıp sistemin bir parçası
olursa eğer _ki öyle_ , benim için çok da fazla bir şey ifade
etmiyor. Yine devrimcilik meselesi umay, bence iyi bir bilim
adamının da devrimci olması gerekiyor. Hayatı yönlendiren,
etkileyen, değiştiren insanların devrimci olması lazım, sistemin
bir parçası değil. Bilimin ışığına hep inandım ama tıp bende
hayal kırıklığı yarattı. Her şeyin sadece bir standart olduğunu
görmek dayanılmaz bir şey. Bu standartlar içinde hastalığımı
beğenmedim. ………………………..bir kanser panelinde şunu söyledim;
vicdan ve cesaret bilimde yoksa benim için hiçbir şey ifade
etmiyor. Sadece bilgi yetmiyor. Bilginin vicdanla sınanması
gerekiyor artık. Dediğim gibi devrimci olmaları, normal algının
ötesine geçebilmeliler. Bu olmadığı sürece kimse tıptan fazla
medet ummasın. Tabi ki önemli tıp, böbreğin ağrıması, diş
ağrılarının durdurulması, acısız tedaviler ama özünde başka
şeyler de var. Hayatı sonsuzlaştırsınlar, tıp ölümü yok etsin
demiyorum fakat….. …………………hayatı politikacılar yönlendirmiyor ki
umay. Doktorlar, sanatçılar, mühendisler..,bunlar yönlendiriyor
hayatı. Aptallar sadece yönetiyor.
Umay Umay: hayatı müziğin gibi anlatıyorsun,,
vicdan,cesaret,adalet, yüksek algı…
Kazım Koyuncu: Bütün bunlar hayatın karşısında bir yer kaplama
hikayesi. Gücüme gitti.. ta başından bu yana. Gücüme giden
müzisyen olmam değil. Hiçbir şey yapmayan insanın da büyük yer
kaplayan hikayesi vardır.
Umay Umay: ben hep senin dünyaya ses taşıyacağına inandım. Buna
hala inanıyorum. Yeni bir albüm daha yapma isteğin var mı? Belki
5 şarkılık bir albüm..?
Kazım Koyuncu: Bilmiyorum ki.. sağlığımla çok ilgili. Müzik çok
önemli, müzik insanı yaşatan bir şey de… yapacak çok şey var ama
yaşamak gerekiyor. Yaşarsam yaparım ya da yaparsam yaşarım.. her
şey olabilir. Başak bir şey düşünmüyorum aslında. Hayat biter
umay, önemli olan yaşarken neyin bittiği. Müzik bitmedi.. müzik
biterse yerine ne korum bilmiyorum. Mesela şurda yatarken bile
aklıma enstüramanlar geliyor, melodiler geliyor, melodiyi
çoğaltmak geliyor, yan yana koymak istediğim sesler geliyor.
Eğer bunlar olmasaydı kanser olurdum=) çeşitli sesler, daha
çıkarılmamış, yan yana gelmemiş sesler duyuyorum.
Umay Umay: sende hep çok örtük ve tatlı bir şairlik durumu
hissettim. Ama onu hep gizlediğini de. Hep algı ötesi bir
savaşcı olduğun için mi bu sende öne çıkmadı acaba=)))))
vicdanla sevişirken şiiri es mi geçtin=)
Kazım Koyuncu: Çocukken şiirle güzel oynuyordum. Şairlerle çok
uğraşıyordum. Bir ceket yaptırmak istedim o zamanlar İstanbul a
gelirken..,şair ceketi=) geldiğimde şairlerin köprü altına
gittiğini biliyordum. Kocaman bir yalana hazırdım, muhtemelen ne
ceketler diktiridim kendime.. köyümden çıkıp gelmiştim, orda
başka şeyler okuyordum, burada başka başka şeyler okumaya
başladım, açtırma ağzımı şimdi=)))). Bak solcu bir babanın solcu
oğluydum. Solcular saçlarını uzatmıyordu o zaman. Dik yakalı
devrimci kazağım………………. Biliyor musun, o çocuk doğru bir
çocuktu. Hep o çocuk oldum. Hiçbir şeyi terk etmedim. Şiir
yazamadım evet..,vaktim yoktu.
Umay Umay: şiiri yaşadım diyorsun haa.. bir de solculuğu
sollamışsın, anladığım bu..
Kazım Koyuncu: Bu senin yorumun=))
Umay Umay:
Kazım Koyuncu: Sevgilimin hep yanımda olmasını istiyorum…
Umay Umay: son kez müziği sorsam
Kazım Koyuncu: Hep yanımda kalmasını istiyorum…
Haber: Birgün 22.05.2005
DENİZİN ÇOCUĞUNA
VEDA
TUĞÇE TABAK 27.06. 2005 Kanserin aramızdan aldığı Kazım Koyuncu,
dün Açıkhava Tiyatrosu'ndan '5 bin kişinin ağladığı' bir törenle
uğurlandı
Akciğer kanseri nedeniyle 6 aydır tedavi gören ve dün yaşamını
yitiren Karadeniz müziğinin ve Türkiye'nin sevilen sesi Kazım
Koyuncu (33), ailesi, sevenleri ve sanatçı dostlarının katıldığı
cenaze töreniyle uğurlandı. Tören, Koyuncu'nun ölümüyle iptal
edilen 'Hey Gidi Karadeniz' konserinin mekânı olan Harbiye
Açıkhava Tiyatrosu'nda düzenlendi. Törene, Volkan Konak, Şevval
Sam, Davut Güloğlu, Sunay Akın, Şenol Güneş'in de aralarında
bulunduğu 5 bini aşkın kişi katıldı.
Arkadaşı için gözyaşı döken Volkan Konak, "Eğer insanın sol
memesinin altındaki şey yoksa adam olamaz. Kazım, adam gibi
adamdı. Bulanık camiamızda başımı omzuna yaslayabileceğim bir
kişiydi" dedi ve sözlerini şöyle bitirdi: "Ben artık şarkı
söylemek değil, ağlamak istiyorum."
Çernobil kınandı
Baba Cavit Koyuncu'nun "Bütün sevenleri ben de seviyorum.
Hepiniz benim çocuklarımsınız" dediği törende, Çernobil faciası
da lanetlendi. Uçakla Trabzon'a götürülen cenaze, Koyuncu'nun
memleketi Hopa'da toprağa verilecek.
'Koyuverdun gittun'
İlk Lazca rock grubu Zugaşi Berepe'yi (Denizin Çocukları)
Koyuncu'yla birlikte kuran Memedali Barış Beşli, "Kazım ölmedi,
ölümsüzlüğe uğurlanıyor şu an" dedi.
Koyuncu'nun müziğini yaptığı Gülbeyaz dizisinde oynayan Şevval
Sam, 'Koyverdun Gittun Benu' şarkısını okurken gözyaşları sel
oldu. Tören boyunca da Koyuncu'nun, Lazca büyükanne anlamına
gelen 'Dido' isimli parçası çalındı. Sunay Akın ise sanatçıyı
şiirlerle anlattı. Basın mensuplarının da gözyaşlarına hâkim
olamadığı tören, cenazenin alkış ve tulum sesleriyle
uğurlanmasıyla son buldu.
Haber: Milliyet gazetesi
UŞAKLAR ARTIK KAZIM YOK
Özlem YILMAZ 27.06. 2005 Son konserinde "ha kanser, ha konser
gelmemi hiçbir şey engelleyemez" demişti. Ama amansız hastalık
onun yarın geceki konsere katılmasını önledi. Kazım Koyuncu,
kanser hastalığına yenilerek yaşamını yitirdi.
Karadeniz müziğinin sevilen sesi Kazım Koyuncu, kanser tedavisi
gördüğü Amerikan Hastanesi'nde dün yaşamını yitirdi. Göğüs
kafesindeki tümörle altı aydır mücadele eden Koyuncu, yarın
Harbiye Açıkhava Tiyatrosu'nda gerçekleştirilecek olan "Hey Gidi
Karadeniz" konserine katılacaktı. Ancak Koyuncu'nun acı
sürprizi, yakınlarını ve hayranlarını yasa boğdu. Tulum ve
kemençe gibi geleneksel çalgıları rock öğeleriyle birleştirerek
evrensel bir çizgi yakalayan Kazım Koyuncu, Karadeniz müziğine
yeni bir soluk getirmişti. Koyuncu'nun ölümüyle acı haberini
alan yakınları ve hayranları Amerikan Hastanesi'ne koştu. Volkan
Konak, Fuat Saka ve Bayar Şahin gibi ünlü sanatçıların da
aralarında bulunduğu topluluk, gözyaşlarını tutamadı. Yaşadığı
acıyüzüne yansıyan Volkan Konak, "Kardeşimi çekmeceye koymuşlar,
ne diyeyim" diyerek acısını dile getirdi.
'KONSERE GİDİYOR OLACAKTI'
Ağabey Oğuz Koyuncu, "Kardeşim şimdi konsere gidiyor olacaktı"
diye gözyaşlarına boğulurken, diğer ağabeyi Hüseyin Koyuncu
yarın gece yapılacak konsere değindi: "Kardeşim bu konseri çok
istiyordu. Ama sesi çok kısılmıştı. Yavaş yavaş her şeyini
kaybediyordu. En önem verdiği şeyi sesiydi ki, 'Sesimi
kaybettikten sonra yaşamın önemi yok' diyordu. O konserin her
şartta devam etmesini istiyordu" diye konuştu.
MEMLEKETİNE GÖTÜRÜLECEK
Koyuncu'nun kuzeni Doğan Koyuncu da, sanatçının konsere
katılmayı çok istediğini, sesi kısık olsa dahi yine de konsere
gitmeyi düşündüğünü söyledi ve ekledi: "Kazım'ın en mutlu olduğu
yer, sahneydi. Bu nedenle her şartta konsere katılmak istiyordu.
Onu sahne arkasından arkadaşları destekleyecekti. 'Hey Gidi
Karadeniz' konserine çok önem veriyordu. Sabah 07.00'ye dek
beraberdik. Güçlükle konuştuğu halde, mimikleriyle ne söylemek
istediyse anlattı. Son ana dek, 'Arkadaşlarım gitsinler, ben iyi
olacağım. Ben kanseri yeneceğim ve nasıl yendiğimi herkese
anlatacağım' diyordu. Son sözleri bu oldu" Koyuncu'nun cenazesi,
bugün saat 11.00'de Harbiye Açıkhava Tiyatrosu'nda düzenlenecek
törenden sonra saat 16.00'da kalkacak uçakla Trabzon'a, oradan
da memleketi Hopa'ya götürülecek.
KARADENİZ'İN ASİ SESİ SUSTU
ORHAN KAHYAOĞLU 27.06. 2005
Rock'çı Kazım Koyuncu, 'Zuğaşi Berepe' (Denizin Çocukları)
grubuyla adını duyurmuştu.
Karadeniz'in sevilen Laz-rock'çısı Kazım Koyuncu kansere
yenildi. Sanatçı bugün son kez hayranlarıyla buluşacak
Etnik müziklerin, özellikle de Laz müziğinin gitgide poplaştığı
günlerde bu sıradanlaşmaya alternatif işler yapan birkaç isim
arasında Kazım Koyuncu'nun adını da özenle anmıştım. Bu
saptamayı, şarkıcının kendi adına yaptığı ilk solo albümü
'Viva!'yı merkez alarak yapmıştım. Hatta, yazının bir kesitinde,
Koyuncu'nun en 'umut verici' isim olduğunu vurgulamıştım. Bu
konuda yanılmadığıma dair saptamanın doğrulanmasıysa ikinci
albüm 'Hayde'de gün ışığına çıkmıştı. Lazca söyleyen ilk rock
grubumuz 'Zuğaşi Berepe'nin de yaratıcı ismi olarak ilk
Koyuncu'yu anıyorduk. Anadolu'nun etnik kültürlerine yönelik
yoğun baskıların yaşandığı bu zaman diliminde Koyuncu ve grubu
müziğin, rock'un ana prob-lemlerini gözeterek ilginç etnik-rock
deneyler yapmaktaydı. Müzik dünyamızda ciddi bir boşluk var
artık. Onu dinleyenlerin başı sağolsun.
Karadeniz matemde...
İSTANBUL - Lazca rock'un öncüsü Kazım Koyuncu, 2005'in başından
beri mücadele ettiği kansere yenik düştü. Son yıllarda Karadeniz
müziğinin geniş kitlelere duyurulması ve beğenilmesinde büyük
payı bulunanan 33 yaşındaki sanatçı dün İstanbul Amerikan
Hastanesi'nde yaşamını yitirdi.
1972 Hopa doğumlu olan Koyuncu'nun müzikle ilişkisi küçük yaşta
başladı. Ortaokulda mandolin çalan ve sonrasında gitara merak
saran Koyuncu 1989'da üniversite eğitimi için geldiği
İstanbul'da müzikle iyice haşır neşir oldu. Koyuncu, İstanbul
Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğrencisiydi ancak aklı
hep müzikteydi.
İki grup birden kurdu
İlk grubunu 1992'de kurdu. 'Dinmeyen' isimli Türkçe müzik yapan
politik bir gruptu bu (grup, 1996'da 'Sisler Bulvarı' isimli
albümü yaptıktan sonra dağıldı). Koyuncu ve arkadaşları, grubun
dağılmasından sonra, 1993'te 'Zuğaşi Berepe' (Denizin Çocukları)
isimli yeni bir grup kurdu. İki grup, aynı anda çalışmalarını
sürdürdü. Zuğaşi Berepe, 1995 yılında 'Va Mişkunan'
(Bilmiyoruz), 1998 yılında ise 'İgsaz' (Gidiyor) isimli
albümleri yaptı. Grup, yaptığı Lazca rock'la büyük beğeni
kazandı.
Zuğaşi Berepe 1998'de dağılınca Koyuncu tek başına müzik yapmaya
devam etti. 2001'de ilk solo albümü 'Viya'yla adını duyurdu. Bu
albümden sonra Kanal D'de yayımlanan 'Gülbeyaz' isimli dizininin
hem müziklerini yaptı, hem de bazı bölümlerinde oynadı. 'Sultan
Makamı' dizisinin de müziklerini yapan sanatçı 2004'te ikinci
solo albümü 'Hayde' ile yine Karadeniz'in rüzgârlarını
müzikseverlere taşıdı. Koyuncu'nun albümlerinde seslendirdiği
'Didou Nana', 'Hey Gidi Karadeniz', 'Narino', 'Uy Aha', 'Hayde'
gibi şarkıları dillere dolandı.
Kazım Koyuncu 2004 yılının aralık ayında grip ya da bronşit
olduğundan şüphelenerek gittiği hastanede kansere yakalandığını
öğrenerek tedaviye başladı. Ağır tedavi nedeniyle sahnelere veda
etmek zorunda kalan Koyuncu, Radikal'den Oktay Öztürk'le yaptığı
bir röportajda "Bazıları farkına varmadan yaşıyor ve farkına
varmadan ölüyor. Ben yaşarken ölümün farkına varanlardanım" diye
konuşmuştu.
Kazım Koyuncu 2003 yılında başlayan ve her yıl yapılan 'Hey Gidi
Karadeniz' konserlerinin de mimarlarından biriydi. Sağlık durumu
nedeniyle yarın yapılması planlanan konsere katılamayacağını
belirten Kazım Koyuncu, internet sitesinde yaptığı açıklamada
enfeksiyon kapma tehlikesi nedeniyle geceye seyirci olarak dahi
gelemeyeceğini ifade etmişti. Kendisi olmasa da etkinliğin devam
etmesi gerektiğini belirten Koyuncu, "Karadeniz dev bir
dalgadır, özgür bir sudur. Bir olguya, bir kişiye bağımlı
değildir. Bu nedenle 'Hey Gidi Karadeniz Geceleri' devam
etmelidir" demişti.
Koyuncu bugün saat 11.00'de Harbiye Açıkhava Tiyatrosu'nda
düzenlenecek olan törenle hayranlarıyla son kez bir araya
gelecek. Sanatçının cenazesi saat 16.00'da uçakla önce Trabzon'a
oradan da Hopa'ya götürülerek defnedilecek.
Koyuncu'nun müziği Lazların 'varız' sesidir
DERYA SAZAK
04.07. 2005
Konak, "Kazım Koyuncu, devrimciydi, hümanistti. Ancak hiçbir
zaman müziğinde insanları isyana, bölgeciliğe, ırkçılığa teşvik
etmedi. Lazların da bayrağını taşıyordu. Ama Tuncelili de sevdi"
diyor
asiy.jpgDERYA SAZAK: Geçen hafta kaybettiğimiz Kazım Koyuncu'nun
ardından 15 bin kişi yürüdü. 'Etnik müzik' yapan, solcu bir
sanatçıyı böylesine sahiplenmenin nedeni Çernobil'e bağlanan
kanserden ölümlerdeki artışa karşı duyarlılıkla sınırlı olmasa
gerek. Yakın arkadaşı olarak Kazım'ı Karadenizlilere sevdiren
müziğin felsefesi neydi?
VOLKAN KONAK: Kazım'ın Çernobil ve kanserle anılmasını
istemiyorum. Canım acıyor. Kazım'ın müziğini konuşmalıyız.
Kişiliği, son yolculuğunda onu uğurlamaya gelenleri birleştiren
sosyal olgular nedir, bunları görmeliyiz.
Sanatçı, devrimci olmalıdır. Hümanist olmalıdır. Kazım,
devrimciydi, hümanistti, insandı. Lazların da bayrağını
taşıyordu.
Karadeniz'de, Laz, Gürcü gibi gruplar var. Kazım, Laz'dı.
Hopalı. Laz kültürünü temsil ettiği için de geniş bir destek
gördü. Trabzon'un aydın bir yapısı vardır. Milattan önce 753
yılında kurulan şehrin tarihi, Londra, Paris, İstanbul ve
Roma'dan önceye gidiyor. Kent bu kültür mirasının üzerine
oturuyor, bakmayın Trabzon'daki son linç hadisesine, o bir
provokasyondu. Kazım Koyuncu'ya da Trabzon'un sosyal demokrat
yapısı sahip çıkmıştır.
Tulumun yükselişi
Karadenizli olma kimliğinin, müziğine yansıması nasıl oldu?
Kazım'ın müziğinde kemençe var, tulum var. Bizim kokumuz,
rengimiz var. Ben Volkan Konak müziği yapmıyorum, beste müziği
yapıyorum. Medya öyle algılamıyor. 'Karadenizli şarkıcı' diyor.
1992'de beste müziğini Karadeniz'e getirdiğimde Kazım liseyi
bitiriyordu. Laz rock grupları vardı, amatörce çalışıyordu,
1995-96'larda İstanbul'a geldi, kendi orkestrasını kurdu ve daha
sonra ilk albümünü çıkardı. Kazım'daki o devrimci boyutu gördüm.
Müziğe asla bencil bakmadı. Kazım Koyuncu'nun müziği bir yaşam
biçimi, bir duruştu. Trabzon muhalif bir şehirdir. Bu protest
ruh, Kazım'ın müziğine yansımıştır.
Yöreden kopmadı
Kazım'ın yükseliş serüveni nasıl başladı? Son dönemde Karadeniz
türküleri söyleyerek, horon teperek şöhret olan pop sanatçıları
görüyoruz, sizlerin farkı nerede?
Kazım etnik rock, hatta zaman zaman folk müzik yapıyordu.
Yöreden, köklerden kopmadığı için seviliyordu. Karadeniz
derlemelerini seslendiriyordu. Mekrel (Laz) halk şarkıları
vardır. Gürcü ve Laz müzikleri çok yakındır. Mesela Dido,
Gürcistan'da söylenen bir halk şarkısıdır; Kazım onu derleyip
Türkiye'ye kazandırdı. Türkçe söylediği şarkılar da çok: 'Oy
dumanlar dumanlar, hep dağları sardınız, yüreğimin derdini
bilseniz, ağlardınız.'
Balkan ezgilerini Türkiye'ye taşıyan Goran Bregoviç gibi, Kazım
Koyuncu da Karadeniz'in sesini, pop arabeskten sıkılan kentli
dinleyiciye, üniversite gençliğine sevdirmeyi başarmış ve yeni
bir trend yakalamıştı.
Kazım'ın müziği ve sesi, Lazların bir çıkışı, 'Bu ülkede biz de
varız' mesajının ifadesiydi. 'Bu ülkeyi biz karşılıksız
seviyoruz' diyenlerin dışa açılımıydı.
Lazların çıkışı
Şöyle bir eksen kullandı: Yöresellik, ulusallık sonra
evrensellik. Kazım bu geçişleri iyi yaptı. Lazca halk ezgileri,
Hemşin türküleri. Müziği insanlara çok samimi ve sıcak geldi.
Vazodaki bir çiçek değildi Kazım, topraktaki bir ağaçtı. Etnik
motifleri çağdaş değerlerle birleştirince insanlar daha iyi
algıladı, daha evrenselleşti ve geniş kitlelere ulaştı. Lazlar
çok sahiplendi ama Tuncelili de sevdi Kazım'ı, Karadenizli
olmayan kesimler de.
Kazım Koyuncu gitar çalıyordu ama yerel enstrümanlar da vardı
müziğinde, kemençe, tulum gibi. Türküden rock'a geçiş nasıl
oldu? CD dışında, film müzikleri de yaptı.
Gülbeyaz'ın müzikleri beğenildi. Televizyon çok etkili bir araç,
Şevval Sam'la bir düetleri oldu. Dizi müziği de Kazım'ın
tanınmasına katkı yaptı. Müziğinde etnik sazları öne çıkardı,
mesela kemençe ve tuluma çok büyük katkı yapmıştır.
Müzikten para kazanmadı
Tulumu alıp, klavye, bas gitar, davulla iyi kullandığınız zaman
İskoç, İrlanda müziği gibi enteresan bir tını çıktı ortaya.
Yüzyıllardır bu müzik Karadeniz yöresinde dinleniyor. Mesele
bunu çağdaş bir yorumla yeni bir dinleyici kitlesine iletmekti.
Kazım o demir kafesin içinde yanan mumu insanlara açtı. Laz
müziğini, evrensel bir dille yurtdışındaki insanlara ulaştırdı.
Kendi genç dinleyici kitlesini yarattı. Gökkuşağına yeni bir
renk ekledi.
Konserler de bu yükselişte etken olmalı.
İdealist konserlerdi, ücretsiz yüzlerce konser verdi.
Üniversiteler, yardım konserleri. Kazım müzikten para kazanmadı
diyebilirim.
İsyana teşvik etmedi
'Karadeniz'in hırçın çocuğu' imajını konserler mi sağladı?
Bence duruşu. Müziğin içindeki ses, ritim, coşku hepsini
koyabilirsiniz. Ama en önemlisi DNA. Solcu, devrimci bir aileden
geliyor. Ancak Kazım hiçbir zaman müziğinde insanları isyana,
bölgeciliğe, ırkçılığa teşvik etmedi. Hayır. Kazım, halk
ezgileri okudu. 'Ben seni sevdim', 'Gelavara deresi', 'Dido' bir
halk türküsüdür. Bunları söylerken, duruşundan kıyafetine her
şey Kazım'ın bir hümanist, devrimci, halkçı olduğunu
gösteriyordu.
Kazım'da şiddet olgusu hiç yoktu, inanılmaz geniş yürekli,
yumuşak tonlarda bir insandı. Ben mesela agresifim. Herkes
Fatih'in torunu olamaz, ben Deli İbrahim'in torunuyum. Kazım
beni bile törpülemişti.
Kazım Koyuncu bir devrim yaptı
Geriye baktığınızda, anılar galerisinde ne görüyorsunuz?
Sunay Akın, oyuncak müzesini açıyor. Oyuncaklar arasında
oynarken babası içeriye giriyor. Babasının lafı şu: 'Döndük bir
daha başa!..' Kazım'dan sonra ben de döndüm başa. Yoldaşımı
kaybettim. Kazım müziğiyle öne çıktıkça, ben başka alanlara
kayacaktım, belki siyaset yapacaktım. Tekrar başa döndük.
Hastanede beş aydır yanındaydım. O kadar yufka yürekli ve saftı
ki... Kemoterapi görüyor, bana diyordu ki, "Abi sana çok
üzülüyorum!" Niye?.. "Süratli araba kullanıyorsun, kaza
yapacaksın."
Bir popülist akım gidiyor, Kazım öldü, Çernobil. Nişanlısıyla
konuştuk, buna çok üzülüyoruz. Kazım, kanserle değil
tebessümüyle, müziğiyle anılmalı.
Kazım, 'star' olmak istemeyen, ancak ölümüyle birlikte peşinden
15 bin kişinin yürüdüğü medyatik olmayan bir sanatçıydı, öyle
mi?
Biz sahne sanatçısıyız, konserlere çıkarız, televizyon
şovlarında pek fazla görünmeyiz. Sahne sanatçısının ölümü bir
kayıptır, televizyon sanatçısının yerine yenisi gelir. Kazım
giderken, karanlığa ışık yaktı. Dedi ki, 'Ey insanlar, porselen
dişleri ve selülitlerin konuşulduğu şöhretlerle, sahne
sanatçıları farklıdır.'
Halk bu ayrımı gördü. Kazım bir devrim yaptı, ona teşekkür
borçluyuz.
Nâzım gibi Türkiye sevdalısı
Türkiye'de etnik kimlik, müzik, televizyon denince akla önce
Doğu, Güneydoğu geliyor. Karadeniz'de 'etnik müzik' yapan, Lazca
şarkı söyleyen Kazım Koyuncu'nun ardından, Trabzon'da sergilenen
dayanışmanın 'sol' bir içeriği de olduğuna göre, birkaç ay önce
yine Trabzon'da bildiri dağıtan bir gruba karşı sergilenen
şiddet ve yükselen 'milliyetçi dalgayı' nasıl yorumlamak
gerekiyor?
Bunu Trabzon olayına indirgememek lazım. Kazım'a üzülmeyen
hiçbir bölge yok Türkiye'de. Birçok şeyi yaşayamadı, müziğe
doymadı, Karadeniz'de her evde bir kanser vakası olduğu için
Çernobil'le ilgili çağrışımlar uyandırdı.
Trabzon'da bildiri olayı bir provokasyondu fakat bir maçtan
sonra yürüyüş yaptı Trabzon halkı. Onun üzerinde niye
durulmuyor? Dünyada futbol için miting yapılan tek şehirdir
Trabzon. Bu da bir başkaldırıdır.
Karadeniz uçlardadır. Ama deniz insanından çekinmesinler. Deniz
insanının şeriatçısı bile Cumhuriyet'i sahiplenir. Korkmasınlar.
Kazım, Türkiye sevdalısıydı. Ondaki Türkiye sevdası Nâzım
Hikmet'inki kadar yamandı. Hümanistti. Laz müziği yaptı, kendi
kültürünü yaşatmak istedi. Ama şoven değildi.
MİT gelenleri izliyor
Karadeniz'de ırkçılık olmaz. Deniz insanı dünyalıdır. Denizdeki
savaşlar bile bir hafta sürmüştür. Küçülmeyi değil, büyümeyi
düşünür. Hemşin yaylalarından İrlanda çayırlarına kadar dünya
benim olsun ister. Oradaki etnik zenginliği, kültürü lütfen
elimizin tersiyle itmeyelim. Bazı kesimler aşırı milliyetçiliği
kaşıyarak turizmi öldürüyorlar. Esnaf çok rahatsız.
Nasıl?
Sumela Manastırı'na niye gelemiyor insanlar? 20 kişilik grup
gelse MİT peşlerine takılıyor. Bu işgüzarlıktır. Rumlar gelsin,
Sumela'da hacı olsun. Biz Arabistan'a gidiyorsak, oraları almaya
mı gidiyoruz? Rum'u, Ermeni'si... Bırakın insanlar bu zenginliği
yaşasın. Bu bir kültür mozaiği.
Çok iyi gitarcı değildi...
Kazım Koyuncu'nun bir müzik eğitimi var mıydı?
Alaylıydı ama kendini yetiştirmişti. Bu o kadar önemli mi? İnce
Memed romanını yazan Yaşar Kemal de Çukurova'dan çıktı. Ben
konservatuvar mezunuyum, ölçü değil ki bu. Müzik samimiyettir.
Aşık Veysel üç tane perdeye bastı, biz o sesleri bulamıyoruz.
Konservatuvarda beş yıl bağlama okudum sonra klasik gitara
geçtim. O sesleri bulamadım. Ruhi Su, çok mu iyi bağlama
çalıyordu? O kadar güçlü bir sesti ki, bu bir renk.
Kazım belki çok iyi bir gitarcı değildi ama çok iyi bir
virtüözdü. Çok iyi tınılar yakalamıştır. Kemençeye, tuluma
müziğiyle katkı yapmıştır. Etnik sazları, rock gitarı
birleştirmek kolay bir şey değil. Büyük kayıp, çok üzüntülüyüm.
4 aylık anket çalışması başlatacağız
Koyuncu kanserden ölünce, Karadeniz'de yaygınlaşan hastalığın
1986'da Çernobil'deki kazayla bağlantısı tartışmaları
güncelleşti. Siz buna inanıyor musunuz?
Bunu araştıracak olan üniversiteler. Ölmeden önce şunu
söylediğine tanığım. 'Ah abicim' dedi, '1986'da lisede
okuyordum, o yağmurları hep yedik.' Kafasında radyasyon kuşkusu
vardı. Biz Türkiye'de kendimizi ifade edemiyoruz. Atom Enerjisi
sınıfta kalmıştır, onlar Çernobil'i örtbas etmek zorundadır,
aksi halde nükleer enerjiyi savunamaz.
Bakanlıkta araştırma yok
Benim ailemden 7 kişi kanserden öldü. Kazım'ın ölümünden sonra
bir profesörle tartışıyoruz, Sağlık Bakanlığı'nda böyle bir
araştırma olmadığını itiraf etti. Hastanelerde sadece kanserden
ölenlerin istatistiği tutuluyor. Oysa bunları Çernobil öncesi ve
aradan geçen 20 yılda gözlenen artışla vakalardan yola çıkarak
karşılaştırmak gerekiyor.
Karadeniz'de travma var
Karadeniz'de büyük bir travma yaşanıyor, Çernobil'i kader gibi
görüp doktora gitmiyorlar.
Nagasaki ve Hiroşima'ya atılan bombanın bin misli büyüklükte bir
patlamadan söz ediliyor Çernobil'de, ben söylemiyorum Discovery
Channel'de belgeseli var. Bin misli patlamanın yüzde bir de
etkisi yok. Doğu Avrupa altı ay konserve yiyor. Benim ülkem elde
kalan fındıkları askeriye ve okullara dağıtıyor. Belki de hiç
etkisi yok, Karadeniz'deki kanser vakaları kalıtsal.
Servetimi harcarım
Bilime çok inanıyoruz, neyse doğrusu araştırılsın. Bütün
servetimi harcamaya hazırım, 4 aylık bir anket çalışması
başlatacağız. Alana ineceğiz. 1986'dan sonraki ölümleri
çıkaracağız. Ekime kadar süre verin, bu araştırmanın sonuçlarını
açıklayacağım. Karadeniz Teknik Üniversitesi ne yapıyor? Bunları
yapmak hastanelerin, onkoloji enstitülerinin görevi değil mi?
Çernobil olduğunda ilk yasaklama üniversitelere geldi.
Güvercinlerim 4 bacaklı doğuyor
İsveç açıklamasa, Ruslar gizleyecekti. Bizim bakanlar da
Çernobil'in etkilerini azaltmak üzere radyasyonlu çayları
'temiz' diye içtiler.
Cahit Aral kurban seçilmiş, o çayları içti. Karadeniz halkı şunu
istiyor, bir özür dilensin! Sağlık taraması yapılsın. Ailemden 7
kişiyi gömdüm, 42 yaşında ölenler var.
Bende güvercin besleme merakı var. Benim güvercinlerim Maçka'da
dört bacaklı doğmaya başladı, kanatlarından ayakları çıkmaya
başladı, bunlar Malboro mu içiyordu? Lösemili çocuklarımız da
sigara mı içiyordu?
KAZIM KOYUNCU HAKKINDA LİNKLER
Kazım Koyuncu
Kazım Koyuncunun hayat
hikayesi ve biyografisi
Kazım koyuncunun cenaze töreni
Karalahana.com: Doğu
Karadeniz bölgesi halk kültürü, yöresel tarih, folklor ve gezi
rehberi
Kazım Koyuncu'nun ardından
Ölümünün Birinci Yılında
Kazım Koyuncu ve Çırpınan Karadeniz’in Sessizliği
KAZIM KOYUNCU ŞARKI SÖZLERİ
|