Karalahana.com! Laz uşaklarının gayrıresmi web sitesi

 

|  Mail gönder Sık kullanılanlara ekle       ENGLISH
 RİZE

 ARTVİN

 ORDU

 BAYBURT

 SAMSUN

 SİNOP

Karadeniz kültürü, karadenizliler, Lazlar

Neden Karalahana.com?

 MÜZİK

 TARİH

 KİM KİMDİR

 

 

 

 FORUM

 EDİTÖRDEN

 AJANDA

 

 

LİNKLER

 RİZE

 ARTVİN

 ORDU

 BAYBURT

 SAMSUN

 SİNOP

 KARADENİZ BÖLGESİ

Karadeniz haber, deneme

DOSTLAR

 

Karadeniz gazete okuyun



KARALAHANA DA YAZAR OLUN


Yazılarınızı yayınlamamız için bize gönderebilirsiniz


PONTOS KÜLTÜRÜ VE GEÇMİŞE KÜRESEL BAKMAK-1



OLAY GAZETESİ- – Haftada bir 26.6.1996

Ben, uzun yıllar Erzurumda yaşamış ve değişik çalışmalar yapmış birisiyim.
Bir akşam süt içmek için eski garajlar mevkiindeki bir pastanede (Karadeniz pastanesi) oturdum. Karşı masada pastanaeyi yöneten yaşlı amca ile, iri kırmızı yüzlü, beyaz saçlı, takım elbiseli birisinin konuştukları meseleler ilgimi çekti.
Önlerinde bir harita vardı ve onunla ilgili görüşüyorlardı. İzin isteyip oturum. Müşteri olarak da pastane yöneticisi beni tanıdığı için tabii bir tarzda masaya dahil olduk. Önlerinde 1945 tarihli bir harita vardı. Üzerinde bulunan isimler otantik ve etnografik ve diğer sebeplerde olduğu gibi yazılmıştı. Kırmızı yüzlü, beyaz saçlı adam haritadaki ismi okuyor, ses farklılığını tesbit edince transkripsiyon işaretiyle düzeltme notları alıyordu.
Ben bu durumu farkedince zaten masalarına dahil olmak istemiştim. Tanışma faslından sonra misafirin Alman araştırmacısı olduğunu, tarihi coğrafya araştırması yaptığını söyledi. Pastane yöneticisi Hemşinliydi sanıyoru. Önlerinde de Rize haritası duruyordu. Benim de Türk Dili ve edebiyatı lisansım olduğunu ve bitirme tezimin köy incelemesi (monografi) üzerine yazıldığını söyleyip kendisine yardımcı olabileceğimi söyledim.
O da hemen Trabzon haritasını yanında bulunan çantadan çıkardı. Masanın üzerine açtı. Of boğazının yerleşim alanlarının eski adları tek tek yazılıydı. Gerekli fonetik transkripsiyonları yaptıktan sonra, derin bir memnuniyetle kartvizitini Bay Prof.Frederik (Soyadını hatırlamıyorum, çünkü daha sonra tartışmaya başlayınca geri aldı) bana verdi. Notlarını çantasına yerleştirdi.
“Siz ne yapmak istiyorsunuz Bay Frederik? Dedim. O, gayet masumane tekrar milli- tarihi coğrafya araştırmalarından bahsetmekle, işi geçiştirmeye niyeti olmayan muhatap olarak tartışmalarımız başladı. İlk başlarda tartışmayı bitirmek maksadıyla kartını geri aldı. Benim verdiğim haritadaki isim düzeltmeleri ile ilgili bilgileri yazdığı kartları iade etmek istedi. Almadım. Sizin yaptığınız çalışmanın tersi olarak tez sunmuş birisiyim” dedim. Bu bilgileri her halükarda elde edebileceğini belirttim.
1960’lı yıllarda Amerika Devlet Başkan’ının adı ile “Jhonson Barış Gönüllüleri” Türkiye’ye, İngilizce öğretmek görünüşlü maksatla gönderildiler. Halk edebiyatı hocalarımızın ifadeleri ile sadece Nevraska Üniversitesi için 250 bin teyp bandı kaydı yapıldığını burada belirtelim.
Arkasından biliyorsunuz “68 kuşağı” maceraları başlıyor. De Gol Fransa'sından etkilendiği rivayet edilse de...
Yukarıda anaektodu Bay Frederik’e anlattıtan sonra ona şöyle sordum.”Türkiye parçalanırsa elinize ne geçecek? Doğu Anadolu’da bir Kürt devleti kurdurursanız (ki PKK nın marksistliği ve o zamanki Sovyetler bağlantısını kurarak) Sovyetler, Basra Körfezine iner ve boğazınızı keser, petrolünüzü (babalarının malı nasıl olsa) kontrol eder” dedim.
Adam ikide bir benimle İngilizce konuş diye itiraz ediyordu. Türkçeyi okuyup yazan Bay Frederik, bir de anlamakta güçlük çekiyorum diye beni yavaş konuşmaya davet ediyordu.
Uzatmayayım, bu tartışma yaklaşık 3.5 saat kadar sürdü. Israrla bana okul bitirme tezimin yayınlanıp yayınlanmadığını sordu.
Ona şöyle diyordum: Siz bu çalışmalarınızla bir yere varmak istiyorsunuz. Orası da şu. “Ey Anadolu’da yaşayanlar, sizler kılıç zoruyla müslüman edilmiş Bizans torunusunuz, Gutilersiniz, Khaltlarsınız, Pontoslarsınız. Siz’leri Avrupa’dan geri bırakan İslam medeniyetini terkedini. Bakınız dağ, nehir, ova, şehir, mimari eserleri ve onların isimleri İslam medeniyeti alanının dışında. Bir tarzda ( o zamanlar Ortak Pazar’a Türkiye kesinlikle alınacak varsayımı ile) birlikte olduk. Küllenmiş Helenistik kültürü ateşlendirin.”
Tartışmamız uzundu dedim ya. Ben ona Helen ve Bizans hakimiyetinin az bir idareci nüfus ve komuta eden askerle yapıldığını, çoğunluk nüfusun göçebe Asyalı nüfus olduğunu, Trabzon yöresinde konuşulan Rumca’nın içerisinde bir hayli eski Türkçe kelimeleri şahit göstererek anlatmaya çalışmıştım. Bu tez onun ilgisini çekmişti. Örnek olarak büyük taş parçası anlamında “kaya” kelimesi, bir diğer örnek olarak “kodarmak” koşa koşa uzaklaşmak veya gitmek, bu kelimeler yanında başka bir çok kelime verilebilir. Bir diğer durum; geleneksel yaşayış tarzında yaylacılık ve köy hayatının, yani yarı göçebeliğin şehir hayatı süren Helen ve Pontiki unsurlarının yaşama tarzı olmadığını anlattım.
Fazla söyleyecek bir şeyi olmadı. Ne zamanki bu tartışmanın ona faydası olmayacağını anladı, bana ısrarla – masasına oturduğum için olacak- bir şey ikram etmek istediğini belirtti, yanılmıyorsam Bay Frederik’in meyve suyunu içtim ve ayrıldım.
Aradan birkaç aya geçmişti. Bir akşam tekrar Karadeniz Pastanesine uğradım. Pastaneyi yöneten dayıya “ne var, ne yok? Diye sordm. Oğlu askerden gelmiş bir baba heyecanıyla bana ilgi gösterdi.
Frederik’i sordum. Bir daha o gün bugün uğramamış. Halbuki her yıl geldiğinde uğrarmış. Bizim dayı ve diğer sakinleriyle sohbet edip tarihi coğrafya araştırmalarında bulunurmuş.
Gelecek yazımda Ömer Asan’ın “Pontos Kültürü” isimli yeni yayınlanan kitabı üzerinde duracağım. İyi haftalar diliyorum.


PONTOS KÜLTÜRÜ VE GEÇMİŞE KÜRESEL BAKMAK-II

OLAY GAZETESİ- Mehmet Kazancı – Haftada bir 3.7.1996 Çarşamba


“İnsanların sık sık dediği gibi dünya küçülmekte, ama bütünleşmemektedir. Ekonomiler birbirine yaklaştıkça uluslar, kentler ve bölgeler birbirinen ayrılmaktadır. Küresel ekonomik bütünleşme süreci, politik ve sosyal dağılmayı hızlandırmaktadır. Aile bağları kopmakta, yerleşik otoriteler sarsılmakta, yerel toplum bağları zorlanmaktadır. Uluslar da tıpkı hücreler gibi bölünerek çoğalmaktadır. (Richard J.Barnet ve John Cavanagh- Küresel Düşler).
“Geçmiğşe Küresel Bakmak” yazı başlığı Ömer Asan’ın Pontos Kültürü isimli kitabına bir ithaf yazan Yunanlı profesörün kullandığı tanımlamadır. Bu bakış tarzı judeo-grek kültürün dünyaya bakışının yeni adıdır. İmparator şirketler ve yeni edünya düzeninin “evrensel soyguncularının” post- modern dünyayı algılayış biçimidir. Bu bakış tarzı kavimleri atomlarına ayırmak ve rahat bir tarzda gütmek maksadiyla, artık kenilerine ulus- devletlerin maliyetlerinin pahalılaştığını düşünen dünya efendilerinin ulus devletlerden daha az güçlü sosyal birimler ( ki bunun adına yerelleşmee, mahalli renklerin Benetton vari vulgarize edilişi küresel düşlerde kendini bul denebilecek işaret edişler) oluşturma arzularının su yüzüne çıkmasıdır.
Ulus–devletler madem rollerini tamamlamışlardır, o halde devreden çıkmalıdırlar. Peki yerine konacak olan nedir? “Her kabile, tuz buz olan evrensellik hayalinin kırık bir parçası gibi kendi toprağına çekilip kendi diline dönme peşinde. Bizim modern kuşaklarımıza rağmen, öyle görünüyor ki özgün bir kimlik, ait olunacak bir yer ve kültürel bir yuva sağlayan toprak, insanlık için hava ve sudan farksız bir ihtiyaç.”
NPQ’ nun yayın yönetmeni Nathan Gardels’e göre bu böyle de İstanbul’a işletme tahsili görmeye gidip hemşehri derneklerinde kinlik arayışına düşen ve “Pontos Kültürü” ne ulaşan Ömer Asan’a göre farklı mı olacak?
Yunanlı profesörün yazdığı takdim yazısında dedindiği eski Elence’ye karışmış Kardukça’Nın (Antalya-Mersin yöresinde konuşulan dağ köylerinde yapılmış bir araştırmaya atıf var) olduğunu buradan hareketle yörede yaşayan Karduklar’ın Elenceyi konuşmaya başlayıp, Elenleştirdikleri ya da onlarla karıştıklarını kritik etmemiş yazarımız.
Benzer durumun Of boğazında mümkün olacağını biz daha öncesinde de iddia etmişti. Geçen yazımda değindiğim tartışmanın ekseninde de bu tez söz konusu edilmiştir.
Bir örnek olması bakımından (her nedense Öömer Asan o yemeğin adını yöreselliğiyle zikretmemiştir9 şurva lahana ismini ve de bezergen aşı yemeklerini hatırlayalım. Şurva kelimesi etimiyolojik perspektiften bakıldığında “çorba” kelimesinin arkaiki olduğu dil uzmanlığına gerek olmadan anlaşılır. “ç” “ş” ses değişimi ve “b” “v” arasındaki mahreç yakınlığı sonraki dönem Türkiye Türkçesinde yer almış Of boğazı bu sesleri muhafaza etmiştir.
Araştırmacı arkadaş Yunanistan’a kadar zahmet edip gitmiştir de bir Türk Dili uzmanıyla, topladığı malzemeyi bir edisyon kritiğe tabi tutmamıştır.
Bir diğer yemek adı “bezergen aşı” dır. Bu yemek her nedense “Pontos Kültürü” isimli kitapta yer bulamamış, Bazergan kelimesi Farsça bileşik isimdir. Aş kelimesi ise Türkçedir. Muhtemeldir ki bu yemek ipek yolu üzerindeki kadim Oflu Türklerin İran’la olan temaslarından yörede kalan bir tesirdir. Bu arada Prof. Dr. Fahreddin Kırzıoğlu’nun, Doğu Anadolu’da kurulmuş Hristiyan Türk Devleti isimli kitabını salık veririz.
Bu yaklaşımlardan “Güneş Dil teorisi” veya “Güneş Tarih teorisi” yapmaya niyet ve hevesimiz yoktur. Ama durup dururken de ne menem olduğu belirsiz “Pontos Kültürü”ne ciro edilmeyi kabul edecek halimizde yoktur.
XV ve XVI.yy Of ve Çaykara tarihi üzerinde doktora çalışması yapan M.Hanifi Bostan’ın “Çaykarlılar” dergisinde yayınlanan tezinde; Osmanlı kayıtlarına “Hristiyan” olarak kayda geçmiş Türkçe adlı hane sahiplerini ilginç bulmuştur. Mezkür yazar gibi o da iktisatçı olduğundan buna bir anlam verememiştir.
Ayrıca bu çalışmasında Ömer Asan, Osmanlı kayıtlarına, halk edebiyatı mahsüllerinin taşıdığı genel karakterlerin antik Yunan ve helen mitoslarına olan zıtlıklarına dikkat etmemiştir.
Böyle bir çalışma yapan araştırmacı (özellikle dil alanında bir derleme iddiasındadır) dildeki anlam unsurlarının en az vazife unsurları kadar önemli olduğunu kavramalıdır.
Efsane , masal, destan, mitoloji, inançlar, halk hukuku, halk tababeti açısından çalışmanın dayandırılmak istenen tezle derin çelişkileri üzerine haftaya durmak istiyorum.
Her ne kadar bazı dostların bu konuyu gereksiz bir uğraş olarak nitelemesine rağmen....



PONTOS KÜLTÜRÜ DEYİP GERÇEKLERİ ES GEÇMEK- III

OLAY – 10 Temmuz 1996- Çarşamba

Pontos adlandırması, Ömer Asan’ın kitabında Sinop’tan Of’a kadar sahil şeridini kapsayan bir adandırma olarak geçtiği gibi bazan tüm Anadoluyu kapsıyor.
Bunun yanında, bir köy incelemesi olan kitabın Of Çaykara havalisine atıflarda bulunmakla beraber, uzaktan alakalarla eski Yunan mitolojisine bağlantılanmak istemesi, Anadoluculuğun İyonya’ya irtibat kuran kesiminin bir devamı olduğu kanaatinin göstergesidir.
Samimi bir kimlik araştırması (etnografik anlamda) olarak algılamak istediğimiz bu çalışma derin hatalarla dolu yorumlar kapsamaktadır.
Bunlardan bir tanesini alalım “Çuruk ortası” şenlikleri hiç bir zaman “Karnes bayramı” diye anılmaz. Yazar, bir uzun ot adlandırması olan (çayır ve çimenlerde yetişen tüm otlara verilen bir isim olmakla beraber öyle bolca rastlanan çeşit de değildir) bir otla baltayı iyice taşa vurmaktadır.
Çalışmanın önemli yanlışlarından biri de “Pontos Kültürü” tanımlmasıdır. Analizlere genişçe girmeden, alandaki tanımlamaları titiz değerlendirmeden böyle bir adlandırma, balıklamacasına meselelere girip boğulmayı getirir.
Kitapta bulunan Osmanlı belgelerden yapılmış alıntılamalarda şuna dikkat edilmeliydi.
“921 tarihli tahrir defterine göre Of’ta bulunan köyler sayılırken “namı diğer” diye verilen iki isim dikkat çekici değil midir?
Önemli bir metodik yanlışlık idari dönemler, kültür değişimlerinin olduğu devirler ile tarih bğlantılarının gösterilmemesidir. Bir başka husus da “göçler” ile ilgili meydana gelen etnografik birikimlerdir.
Bu sorunu çözümlemede önemli bir anahtar rolü üstleneceği kadar, dil bilim- tarih bağlantısını, mitoloji dil bağlantısını, yaşayış tarzı- nüfus hareketleri bağlantısını ortaya çıkaracaktı.
İpek yolunun güzergahında bulunan yörenin, bu vechesi irdelenmemiştir. Masal, efsane, mitoloji, halk hikayeleri gibi monografi çalışmalarının belkemiğini oluşturan malzemeler gereği gibi sınıflandırılmamış, çalışmaya çok az katılmıştır.
Yer adları ilgili analizler, yöre dialekti ile ilgili bir çalışma olduğu iddiasına rağmen gerekli titizlikle etimiyolojik tahlillere girmeden, “grek” alfabesi ile yzama hassasiyetine rağmen icap eden çalışmalar es geçilmiştir.
Shf.136’da yer adı olarak geçen “Kufokaya” ismini ele alalım. Kufo ya da kofo sağır, duymayan, ses vermiyen anlamında bir kelime. Kaya kelimesi neden burada vardır? Yoksa Pontuslular tarafından Türkçe’ye karıştırılmış bir kelime midir? “Kaya” yörede büyük taşlık, azametli taş parçası anlamında, yani Türkçe’de kullanılan manasındadır.
137.sahifede yer adı Sakalar, Kalencuk, türkülerde geçen dağ adı Kazankıran, 143.sahifede geçen inek adları Altuna, Zeytina, Tursuna, Nazara, Boğteli (Buğdaylı), Çiçeka, Yıltuza, Meyveli, Kuntura (Kundura), Yağluka, Kınali, Kemera, Aynali, Saıkız, Karakız diye geçen inek isimlerinde dişil eki - , a oluşu dikkate değer bulunup yorumlanmamıştır.19 inek adından dört tanesinin Rumca diğerlerinin Türkçe oluşu üzerinde düşünülmemiştir.
Burada genel bir eksiklik kaynaklara yönelme kaygusunun fazla olmayışıdır.
Hasan Umur’un Kuman, Kıpçak, Peçenek kökenler uyarısı dikkatae alınıp bu Türk boylarının şiveleri tetkik edilip yörede Rumca diye bilinen bir çok kelimenin kökeni anlaşıldı.
İpek yolu üzerinde oluşun getireceği önemli bir done de Farsça, Arapça dil etkileyişi ile Zerdüştlüğün ne gibi tesirler bırakmış olabileceği çalışmaya bir başka boyut kazandırabilirdi. Ş.Günaltay’ın bu işareti yeterince değğerlendirilmemiştir. (Ahura Mazda ahlakı ve Pontus Devletine tesiri konusu). Bağlı olarak “Büyük Mithridat’ın Doğu- Batı sentezi benzeri bir medeniyet kurma isteği sanki Of boğazında gerçekleştirilmiş gibifir.(Peyami Safa – Doğu Batı Sentezi)
Ömer Asan, Of’un ismi ile ilgili etimiyolojik tahlillere girerken önce bu ismin Grek kökeni üzerinde durmak istiyor. Doneler onu da tatmin etmiyor. Gerçi daha sonra Of ile Ofid kelimesi arasında kendisini de tatmin etmeyen yakıştırmalardan sonra şu sonuca varıyor. “Of tarihini inceleyen yerli tarihçilerimiz” resmi tarih” mnatığıyla, tarihi Türkleştirmeye çalışıyorlar. Böylesi bir tavır, yapılan çalışma veya araştırmanın inandırıcılığını zedeliyor. Oysa aynı çalışma, gerçeği, yalnızca gerçeği aramak ilkesiyle yapılsa belki de aynı sonuca varılabilecek.”
Bir başka çalışmada bu onu üzerinde duracağız sanırım. Serin günlerle beraber olun.

        

Lahana.org forum Akademi Karadeniz


Karalahana.Com! Doğu Karadeniz Bölgesi gezi, kültür, tarih ve müzik rehberi © 2007 | Tüm hakları saklıdır