Karalahana.com! Laz uşaklarının gayrıresmi web sitesi

 

|  Mail gönder Sık kullanılanlara ekle       ENGLISH
 RİZE

 ARTVİN

 ORDU

 BAYBURT

 SAMSUN

 SİNOP

Karadeniz kültürü, karadenizliler, Lazlar

Neden Karalahana.com?

 KARADENİZ MÜZİK

 KARADENİZ TARİH

 KİM KİMDİR

 

 

 

 KARADENİZ FORUM

 EDİTÖRDEN

KARADENİZ GAZETELERİ

Tüm Karadeniz Gazeteleri ve Karadeniz Televizyonlarına tek bir sayfadan ulaşın

 

 

LİNKLER

 ARTVİN SİTELERİ

 ORDU SİTELERİ

 BAYBURT SİTELERİ

 SİNOP SİTELERİ

 KARADENİZ BÖLGESİ

KARADENİZ HABER

 

Hemşinliler Ermenistan'da Ermenistan hemşin tarihi konferansı

Yazı Dizisi: Hemşinliler Ermenistan'da

 1. Hemşin Tarihi ve Kültürü üzerine konferans

 2. Hemşin Tarihi ve Kültürü üzerine konferans

3. Hemşinliler konferansı

Türk Halk Oyunları

A  - B - C - Ç - D  - E - F - G - H - I - İ - K - L - M N  - O - P - R - S - Ş - T - U  - V - Y - Z

Karadeniz Folkloru




Maçka Livera (Yazlık) Köyü Tarihi

Makale: İlyas Karagöz

Livera’da doğmadım, aslen Tonyalıyız ve ailece 1938 yılında Livera’ya taşındık. O günlerde beş, altı yaşında bir çocuktum. Çocukluk anılarım da dâhil olmak üzere Livera’da filizlenip geliştim. Ve yeni köyüm hafızamda derin izler bıraktı. Aşık olurcasına bağlandığım köyümü her yönüyle, her şeyi ile sevdim. Ne var ki geçmişi ile ilgili olarak hiçbir bilgiye sahip değildim.
Adının kökeni nereden kaynaklanıyordu?
Buradan sürülen ve Rum diye isimlendirilen insanlar kimlermiş?
Nereden gelmişlerdi?
Köy ne zaman iskân edilmişti gibi pek çok soru hafızama takılıp kalmıştı.
Siyasi, dini bir amacım yoktu. Köyümün geçmişini öğrenmek gibi bir merak sarmıştı içimi.

Köyümüzde Molla Hasan ve Kantarcı oğulları adında iki Türk ailesi vardı. Geri kalanı 1200 nüfustan oluşan Rum milleti idi.
Kantarcı oğullarından İsmail, dedelerinden kalan bazı belgeleri halen muhafaza ediyor. Bu belgeler 18 ve 19. Asırdan kalan ve Livera yaylalarına dışarıdan yapılan ve mahkemelere intikal eden mahkeme kararları ile ilgilidir. Hiçbirinde köyün tarihi hakkında herhangi bir veri yoktur
Molla Hasan oğullarında rahmetli “Yerli Salih” köyün geçmişi hakkında biraz daha çok bilgiye sahipti. Ne var ki onun anlattıkları da bir bütünlük arz etmiyordu.
Ancak; 1515 ve 1520 tarihli Trabzon tahrir defterlerinde bazı kısıtlı bilgilere ulaşabiliyoruz.
Liveranın son Rum Muhtarı Şalvaroğlu

Birinci Selimin annesi Gülbahar Sultan’ın Livera’lı olduğunu Rum yazılı belgelerinden öğreniyoruz. Aynı konunun Türk yazılı kaynaklarında farklı şekilde anlatıldığını görüyoruz. O nedenle net ve kesin sonuca ulaşılamıyor.
Gülbahar Hatundan hareket ederek, öncelikle Rum ve batılı kaynaklara ulaştım. Bu belgelerin verdiği bilgiler ışığında pek çok bilgiye bu arada Livera bilgilerine de ulaşabildim.
Öncelikle, Atina’daki Küçük Asya Araştırmaları Merkezi ile yazışmaya başladım. Tavsiye edilen kaynakların pek çoğuna ulaştım. Böylece Bazı izleri takip ederek Rum kaynaklarından daha başka belgelere de ulaşmak şansım oldu. Livera’nın karanlık tarihi aydınlanmaya başladı. 1998 yılında Livera için edindiğim bilgilere bugünkü halkın durumunu da ekleyerek bir kitap haline getirdim.

1998 yılında başlamak üzere Yunanistan’a sürülen Livera’lı Rumlarla tanışmaya başladım. Onlardan edindiğim bilgi ve belgelere bakarak, yazdığım kitabın eksik olduğunu fark ettim. O nedenle yeniden çalışmalara başladım. 2003 yılında ziyaretime gelen bazı Rumlar kitabı Yunancaya çevirerek yayınlamak istedi. Doğrusunu söylemem gerekirse; kitabı onlara vermek konusunda çekingenlik duydum, vermedim. Ne var ki daha sonra defalarca mektup yazarak beni ikna ettiler. Ben de kitabı gönderdim.

Kitap tercüme edildi ve çok beğenildiğini yazdılar bana. Daha sonra Atina Üniversitesinden bir tarih Profesörüne kontrol ettirildi. Sonuçta Yunan tarihi kaynakları ile çakışmadığı gerekçesi ile olumsuz rapor verdi. Rapor olumsuz çıkınca da yayınlanması uygun bulunmadı, askıya alındı.

Aradan epey zaman geçti. 2008 yılı sonunda kitabın yayınlanacağı haberini aldım.
Diğer yandan 2008 yılı içinde üçüncü Livera kitabımı yazmaya başladım. Adını (Destanlaşan Livera) olarak koydum. O da tamamlandı ve orada daha ziyade Rumlardan sonrası ile ilgili konuları işledim.

Köyüm ile ilgili olarak ulaştığım bazı bilgileri yayınlanmak üzere Yazlık köyü sitesi editörünün isteği üzerine onlara veriyorum. Bazılarını dernek dergilerinde yayınladılar.

Rumlardan alınan bilgilerin yayınlanmasından rahatsız olan köylülerimin varlığını haber alıyorum. Onlara kalırsa Livera’nın Rumları ve Kiliselerinden başka yazılacak bir şey yoktur.
Gereken ortamlarda bu konu ile ilgili düşündüklerimi anlatmaya devam edeceğim.

Ve 4 Ocak 2009 günü Momoyer şenliklerini kutlamak için Livera’ya gelen Rum gurubu hakkında yazdığım yazı İstanbul’daki Yazlık köyü derneği sitesinde de yayınlandı. Ne var ki bazı komşularımın yazım nedeniyle çok rahatsız olduklarını duydum. Şimdi onlara cevap hakkımı kullanıyorum.

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki yazdıklarımdan rahatsız olan Livera’lı komşularım, “Livera” dendiği zaman 1929/30 yıllarında çevreden gelen muhacirlerin köyü olarak anlayabiliyorlar. Onlar için Livera yok. 1963 yılında adı değiştirilerek Yazlık Köyü yapılan öylesine bir yer var.
Onlar için; eskileri karıştırıp eşelemeye gerek de yoktur.
Yazlık köyü bir Müslüman köyüdür, Rum ve Hıristiyan olan bazı insanlar hiç olmamış, buralarla ilgili bir bağlarının var olmasını söylemek hainliktir.
Liveranın son Rum Muhtarı Şalvaroğlu
Bana göre ise gerçekler öyle değildir. Öncelikle Yazlık değil, Livera vardır. Livera adını duyduğumda; MÖ 400 yılında yaşayan Driller ve Makronları hatırlarım. Kale harabelerine, Livera yollarına ve kaldırım taşlarına baktığımda O insanların izlerini görür gibi olurum. Yıkılmış Kiliselere, tarla duvarlarına, nesli tükenmekte olan yerli meyve ağaçlarına baktığımda da Rumlar gelir aklıma. Bunun insani bir duygu olduğunu ayrıca anlatmama gerek yok sanırım.
Bütün o insanlar, uzun vadede Persli, Pontoslu, Romalı, Bizanslı ve Rum adı ile Osmanlı döneminin sonuna kadar anılıp geldiler. Türkiye Cumhuriyeti döneminde ise inanç bakımından Hıristiyan olanlar sürülecek Müslüman olanlar kalacaktır.

Bizans’ın ilk dönemlerinde 6 – 7. Yüzyıllardan sonra bu insanlara yabancı unsurlar karışacaktır. Karadeniz’in kuzeyinden Balkanlara sarkan Türk toplulukları doğu Karadeniz bölgesine de ulaştılar. Böylece bölgenin etnik yapısını yeniden değiştireceklerdir. Orta Asya kökenli olan bu yeni gelenler, olanca kültürleri, milliyetleri, dilleri ve dinleri ile eriyip yerli halk ile beraber “Rum” genel adı altında anıldılar.

Bizans yazılı belgelerinde Hıristiyan Türklerle ilgili pek çok bilgi var. Nedense Toprağı, insanı ve kültürü ile Bizans’tan aldığımız miras yadsındı. Göz ardı edilip silinip yok edilmesine çalışıldı.
Bizans kaynaklarına göre 5 ve 6. asırlarda Hunlar, Bizans ordusunda paralı asker olarak görev yapıyordu. 9 ve 10. asırlarda ise Bizans’ın saray askerleri arasında Hazar Türkleri de vardı. Bizans arazisine yabancı yerleştirmek ve onları zaman içinde asker olarak kullanmak Bizans devletinin politikasıydı. Her dönemde Bizans ordusunda çok miktarda paralı Türk askerleri vardı. Bu yol ile Bizans’a dahil olan Türkler, Hıristiyanlığı da kabul ettiler. Zaman içinde tamamen asimile olmuş, Bizans ülkesinde; “biraz Grekleşmiş barbarlar” olarak anılır oldular. (Byzantınoturcica II. S. 1-4, 92)

1259 yılında Kuman Türkleri Bizanslılar tarafından yenildiler. Trakya, Makedonya ve Anadolu’nun bazı bölgelerine yerleştirildiler.
Çok kısaca özetlemeye çalıştığım bu bilgilerden anlaşılıyor ki Türk soylu insanlar uzun vadede kökenlerini, milliyetlerini, dillerini unutacak kendilerinin Rum olarak tanıtılmasında bir sakınca görmeyecekler. Sadece inançları yüzünden Müslüman ve Hıristiyan olarak guruplaşmalara da engel olamamışlar. Milliyetçi ideoloji etkisi altında dini guruplaşmalar etnik guruplaşmalara dönüşmüş bu ayrışmalar da çatışmalara neden olmuş. Ardından Hıristiyan ve Müslüman halkın asırlar boyunca birlikte yaşadığı bu topraklar kesin bir ayrışmaya şahit olmuş. En az diğerleri kadar bu toprakların sahibi olan Hıristiyanlar hiç bilmedikleri tanımadıkları Yunanistan’a doğru sürgüne gönderildi. Ne var ki ata dede toprakları onların nesli için “yitirilmiş cennet, kutsal topraklar” olarak bir çivi gibi hafızalarına çakıldı. O nedenle her fırsatta bu toprakları ziyaret etmek gereği duyuyor ve ziyaret edip dönüyorlar.

Rum yazılı kaynakları Livera köyünde 39 aile lakabı olduğundan söz eder. Bu lakapların çoğunluğu Arap ve Fars dilindendir. Bazıları da yaptıkları işe, mesleklerine göre lakap ( Aile adı) alır. O nedenle o isimlerin kökenlerini saptayamadım. Tespit edebildiklerimden biri Çepni olmak üzere diğerleri Kumanlarla ilgilidir.

Türk Soylu Hıristiyan Liveralılar.


Bayramant Ailesinden Astemi ve Aleksandres
Bayramoğulları:

Livera’da Bayram / Bayramant adı ile anılan bir sülale vardı. Bayramant, Bayramlı, Bayramlılar anlamına gelir.

Trabzon İmparatoru 3. Manuel (1390-1417) döneminde, Ünye ile Giresun arasında bir beylik vardı. Beyliğin kurucusu olan Hacı Emir Trabzonlu bir Prensesle evliydi. Hacı Emir’in babası Bayram Bey dağlardan giderek 1332 yılında Maçka’ya saldırdı. Bu saldırıda Bayram Bey yenildi. Askerlerinin pek çoğu öldürüldü. Kaçabilenler çevre köylere sığındılar.

Bu kaçanlardan biri de Livera’ya sığındı. Bayramın askerlerinden olduğu için lakap olarak Bayramlı anlamına gelen “Bayramanton” olarak anıldı.

592 sene Liverada yaşayan Bayramlılar ailesi 1924 yılında Yunanistan’a sürülecek ve “Phlippidis” soyadını almak zorunda kalacak. Ve Bayramoğulları Pontos Heleni olarak halen Yunanistanda yaşamaya devam ediyorlar.



Pilikoğulları:

Livera sülale adları arasında geçen Pilikoğolları sözcüğü[1] Yunan veya Pontos Rumcası dillerinde yoktur. “Doğu Avrupa’da” Romanya Hıristiyan Türklerinde Bilik, Rus kaynaklarında ise Belür şeklinde geçen kişi ismi[2] olarak görülüyor.

Kumanlarda Bilik ve Bilgi adında pek çok tarihi şahsiyetler vardır. Kıpçakların önemli oranda Rumenleştiği 14. asırda Ortodoks adı almaya başladıkları görülür. 15 ve 16. asırlarda Romen devlet adamları ve soylu aileler arasında “Bilik” adında kişiler geçer.[3]

Sözcük aslının bilik olduğu, Pontos lehçesinde B harfi olmadığından P olarak dönüşür ve Bilik, Pilik olur. Yani her iki sözcük de aynı şeyi anlatır.

Livera kayıtlarında “Bilakoğlu” şeklinde yazılan bu aile adının Bilit adının bozulmuş bir şekli olduğunu anlıyoruz. Köy kayıtlarında bu aileye ait olmak üzere, Huzurcu mevkiinde 1,5 / Bayırda mevkiinde 2,3 / Anavla mevkiinde 3 dönüm tarla ile yine bayırda mevkiinde 2,5 dönüm otlak ve 1,5 dönüm çalılık arazi kaydı vardır.[4]



Katsas / Kocas Ailesi

Livera’da, Pontos aile adları arasında Katsas adında bir aile vardı. Anlamı keçe sözcüğünden geldiği belirtilir.[5] Bizans kaynaklarında aynı sözcük Katzaz şeklinde verilir. Katzaz, 1204 senesinde Kuman komutanının adıydı.[6]

İstanbul’daki Latin imparatorluğu (1204-1261) kuruluşundan sonra Kumanlar önemli derecede rol üstlenirler. Bulgar Çar’ı Kaloyan’ın müttefikleri olarak Kumanların kumandanı Kotsas’ın muharipleri Edirne’de 1205 de yapılan savaşta ilk Latin imparatoru L. Bacudouin’i esir aldı. Latinler Moğollardan yardım istedi. Moğollarla başa çıkamayacağını anlayan Kumanlar İznik İmparatoruna sığındı.

1237’den sonra askeri mülk olan Trakya, Makedonya ve Anadolu’ya yerleştirildiler.[7]

Anadolu’ya yerleştirilenler, Timar sisteminde “Pronoıa” Trabzon bölgesine ama özellikle Hamsiköy vadisine yerleştirildiler.



Konumuz olan Livera’daki Katsas ailesi bu yerleştirilenlerden birisi olmalıdır. İsimlerinden Kuman asıllı oldukları anlaşılıyor.



Lazaridis Ailesi

Bizans kaynaklarında Lazaros şeklinde ve bir Kuman Bey adı olarak geçiyor. [8]



Şişmanon – Şişmanos – Şişmanis – Şişmanidis Ailesi

Yukarıdaki şekillerde geçen bu aile lakabı Türkçe şişman sözcüğünün değişik şekillerde söylenişidir. Bizans kaynaklarında 1. İvan Stephan Sisman, Kuman kökenli Bulgar Çar’ı olduğu bildirilir.[9]

Romen kaynaklarında ise Karaboğdan’da 1427 yılında Şişman adı vardır.

Macar kaynaklarında, Romenlerin Kuman kenzleri arasında XV. yüzyılda birçok şişman adı görülür. Ayrıca eski Kumanistan arazisinde 1700’lü yıllarda Sisman isimli köyler vardır.[10]

Osmanlı kaynaklarında geçen Şişman, Sasmanos, Susmans şekillerinde geçen aile adı, Bulgar kralı ve birinci Murat’ın kayınbiraderidir. Birinci Murat’ın kayın biraderi Şişman, Türklere ihanet etmiş fakat bu ihaneti bastırılmıştır. Kontrolü altındaki topraklar alınmış fakat birinci Beyazıt sayesinde boynu vurulmamış, Osmanlı bölge Valisi sıfatı ile yeniden görevlendirilmiştir. Oğlu Aleksandros Müslümanlığı kabul ederek Osmanlı hizmetine girmiş ve Samsun’a Vali olarak atanmıştır.[11]



Böylece Şişmanoğlu hanedanını Samsuna kadar izleyebiliyoruz. Kuvvetle muhtemeldir ki, Tonya’daki ünlü Şişman oğulları ailesi de bu hanedandan gelmektedir.

Livera’daki Şişmanoğlu ailesini de bu serüven içinde düşünmek gerçekçi bir yaklaşım olur demek, çok da yanlış olmasa gerek.



Telpis – Telbis Ailesi

Pontos yazılı kaynakları, Telpis şeklinde geçen aile adını Livera’lı olarak gösterir.

Telpis sözcüğü “Telbis” şeklinde Fütühatül Büldan adlı kitapta geçer ve bir yer adı olduğu anlatılır.

Fütühatül Büldan’dan esinlenen Bizans kaynakları böyle bir yer adından söz etmez.

Fırat bölgesinde, Hıristiyan Arap kabilelerinden 3000 kişilik bir gurup Bizans ile anlaşarak onlara sığınır. O insanların içinde Telbis adında olanlar vardı.

Gagavuzlar arasında da aynı aile adlarını taşıyanlar var.

Gagavuzlar ile Trabzon yöresindeki bazı kabileler arasında efsanevi akrabalık bağları vardır. Kumanlar ile iç içe oldukları düşünüldüğünde bugün bile benzer bir Türk lehçesi kullanıldığı görülen Livera’lı Telpis ailesinin Türk soylu olduğu yadsınmaz.


Turna Oğulları Ailesi 1905 - Soldan sağa/ Dimitrios, Nikola, Savas, Panagiodis, Yannis ve Ortada oturan babaları Georgios.
Turna Oğulları Ailesi 1905 - Soldan sağa/ Dimitrios, Nikola, Savas, Panagiodis, Yannis ve Ortada oturan babaları Georgios.
________________________________________

[1] Arxieon Pontoy, 6. S. 225

[2] L. Rasonyı, Doğu Avrupanın Türklüğü/ ist. 2006(186)

[3] İ. Kafesoğlu/ Türk milli kültürü s. 98

[4] Livera kariyesi yoklama defteri/1289. S. 139

[5] Arxein Pontou/ 6.s.215

[6] Byzantinoturcica/ 2. S.177

[7] L. Rasonyi/ Tarihte Türklük, Ank. 1971. S.154

[8] Byzantınoturcacica/ 2. S. 177

[9] G. Moravcsik, Byzantinoturcica /2- s. 277

[10] L. Rasonyi, Doğu Avrupa’da Türklük/ İst. 2006. S.241

[11] İ. H. Danişmend,Osmanlı Tarihi Kronolojisi/ 1. -1947. – s. 58


Traxanon / Tarxanant Ailesi
Bu aile adı Rum kaynaklarında Liveralı olarak verilir.[1]
1298 (1874) tarihli Livera arazi kayıtlarında Tarhanoğlu Todor Veledi, yani “Yani’nin oğlu Todor” ve kızları Balaha, Parise, Oynı, Lisaf ve Parsena olarak görülür.[2]

Bizans yazılı kaynaklarında Tarxonon şeklinde geçen unvan, VI. Asırda Türklerde, IX – X. Asırlarda da Bulgarlarda Targan / Tarhan şeklinde görülür, diye geçer. Bu unvan Türkler arasında sıkça kullanıldığı gibi, Bizanslılarda da XI – XIV arası asırlarda çok kullanılan bir unvan idi.[3]

XI. asırda Bizans ordusunun çoğunluk kısmı yabancı, ama ücretli askerlerden oluşuyordu. Vareg muhafız alayı İskandinavyalı, diğer ordu birlikleri Batı Avrupadan Frank, Normanlardan, Kuzey Slavlarından ve güney Rusya steplerindeki Türk, Peçenek, Kuman ve Oğuzlardan oluşuyordu. Bu paralı askerler arasında doğuştan Türk olan Joseph Tarhanıotis kumandasındaki Kuman Türkleri en büyük birliği oluşturuyordu.[4]

Bizanslılarda aynı ismin, aristokratlar arasında yaygın olduğu görülüyor. Anlaşılan o ki Tarxanıtotıs ailesi üst yönetimde de söz sahibiydi. Ne var ki pek çok soylu aileler gibi 1472 yılında Rusya’ya göç etmişlerdir.[5]

Türklerde rütbe adları ekseriyetle kabile adları şeklinde görülür. Macarlardaki Tarhan adı buna örnektir.[6]

Çeşitli kaynaklarda farklı biçimlerde verilen bu isim Livera kayıtlarında Tarhanoğlu şeklini almış. İlk bakışta Farsçadan Türkçeye geçmiş Tarhana sözcüğü anlamında kullanılsa bile Tarhana çorbası adlı yemekten değil, görüldüğü üzere VI ve XIV. Asırlarda Hıristiyan olmuş Türklerde unvan olarak kullanılmış bir isimdir.

Asırlar boyunca unvan olarak yaşamasını başaran bu isim küçülerek Livera köyünde yaşamış ve zamanımıza kadar gelebilmiştir. Ne yazık ki 1924 mübadelesinde Hıristiyan oldukları için Yunanistan’a sürülmüşlerdir. Bu Hıristiyan Türkler pek çok örnekte olduğu gibi Pontoslu Hellenler olarak anılmış ve tanınmışlardır.

Tsortanas / Çortan Ailesi
Livera’da gösterilen bu aile adı Pontos dilinde arandığında, Ermenice çor adından geldiği görülüyor.[7]
Livera laografisinde de Ermeni adı[8] olduğu, Hapsiköy deresinde bir ermeni kadın adı olan Tsourta’dan alınmış yer adı[9] olarak da görülüyor.

Pontos dilinde Tsortanas, Tsontanin yabancı sözcüğünden gelme güneşte kurutulan “Minzi” (Kurut) anlamında[10] olduğu belirtilir.
Görülüyor ki sözcük yöre ağızlarında çeşitli anlamlara geliyor.
Ermeni dilinde “Çor” kuru, Yunanca “Ziros” sözcüğünden geldiği[11] belirtiliyor.
Sözcük yöre ağızlarında çeşitli anlamlara geldiği gibi, yabancı bir sözcük olduğu da iddia ediliyor.
Macar ve Kumanlar ile ilgili olarak yazanlar; Çurtan, Kumanların Kıpçakta 1327’den önce Çortan, Macaristan’da ise 1347 yılında adı geçen bir Kuman oymağı, 1521 Romanya Karaboğdan’da, Chortan/ Chertan/ Ciortan adında kişiler olduğunu kaydederler. Bu isime Kazaklarda da rastlanır.[12] Kumanlarda ise Çortan, Turna balığına söylenir. Eski arşiv belgelerinde 7 kuman oymağından birisi de Çurtan, Çerten adı ile anıldığı kayıtlıdır.[13] Ayrıca Çortan adı Kumanlarda “Totemizm” olarak da kullanılır.[14]

Denilebilir ki Çortan/ Çurtan adı Kumanlarda oymak, kabile ve kişi adı olarak kullanılmakta olduğunu anlaşılıyor. Öyle olunca da; Livera’daki Tsortan ailesinin de Kumanlardan geldiği açıklık kazanıyor.

Tournas / Turna Oğulları Ailesi
Turnant, Turnas şekillerinde anılan bu ailenin köken ve kimliğine bakalım.
Codex Cumanikos adlı eserde Turna sözcüğünün de Kumanlardan geldiği yazılıdır.[15] Bizans yazılı kaynakları; Komanoı, Komanıkos, Komanon, Xumaon, Xunabon biçimlerinde geçen sözcüğü, Bizanslı aile adı olduğunu yazar.[16]

Türk yazılı kaynakları Kuman adı yerine Kıpçak adını kullanır. Kuman sözcüğünün Türkçe olmadığı belirtilir. Fakat Kumanlar ile Kıpçaklar arasında bir akrabalık bağı olduğu da söylenir. Kıpçak milleti de Orta Asya kökenlidir. Kafkaslara geldiklerinde Kafkas kökenli Kumuhlarla tanışırlar. Onlarla karışıp kaynaşır ve bütünleşirler. Bunun sonucu olarak Kumuh adı, Kuman adına dönüşür. Böylece Türk ve Bizans yazılı tarihinde geçen Kuman milleti çok eski çağlarda yaşayan Kumuklarla Kıpçakların karışımı olduğu kaydedilir.

Kumanların bir kısmı, Kafkaslar üzerinden geçerek Pontos bölgesine gitmiş ve yerleşmişlerdir. Bunun dışında 12 ve 13. Yüzyıllarda Bizanslılar, Balkanlardaki askeri sürgün yerlerine yerleştirdiği Kumanlar da vardır. Livera’lı Turnas ailesinin bu sözü edilen Kumanlardan olduğu anlaşılıyor.

Araştırmalarım sonucu Livera’da sekiz Hıristiyan Türk Ailesi (Sülale) olduğunu gördüm. Bunların tamamı 1924 yılındaki mübadelede Yunanistan’a gönderilmiş.

Türkçe lakap taşıyan ailelerin Hıristiyan Türk olduklarını ne Pontoslular ne de Yunan halkı kabul etmez. Onlara göre Türkçe ad taşıyanlar gizli Hıristiyanlardır.
Benim bu tezlerimi gerçekçi görmüyorlar. Neden olarak da bu isimlerin öz ad değil aile lakabı olduğunu gösteriyorlar.
Yine de kim nasıl yorumlarsa yorumlasın, inançları yüzünden bölünen aileler, birbirinden ayrılan ana baba ve kardeşler Yunanistan’da Pontos Helenleri olarak tanımlanıyorlar. Belki hepsi değil ama pek çoğu gerçek kimliklerini biliyor ve her şeyin farkında olduklarını düşünüyorum.

Bu gün bile Müslüman olan ve Sürgüne giden Hıristiyanlardan akrabalık bağlarını devam ettirenler vardır.

Bizans İmparatoru İoannis Vatatzes (1222-1254) döneminde Kumanların bir kısmını Trakya, Makedonya ve Anadolu’ya hudut muhafızları olarak yerleştirildi.[17] 1204 yılında Trabzon İmparatorluğu kurulduğuna göre, Kumanlar o dönemde bölgeye ve dolayısı ile Liveraya yerleşmişlerdir.

Bu yerleşim Livera’nın kuruluşu anlamına gelmiyor. Çünkü MÖ. 400 yılında Xenophon ordusunun yağmaladığı Drillerin kalesi, 1993 yılında yıkılan Livera kalesi olduğuna göre köyün kuruluşu çok daha eskilere dayanıyor.

Bu hesaba göre; 1924 yılında Yunanistan’a sürülen Liveralı Hıristiyan Türkler bu topraklarda 700 yıldan daha fazla yaşadıkları anlaşılıyor. O nedenle olmalı ki yaklaşık bir asırdır ayrı kaldıkları bu toprakları “Yitirilmiş Cennet, Kutsal topraklar” olarak her yıl yaz aylarında ziyaret etmeyi bir anane haline dönüştürmüşlerdir.

[1] Arheion Pontou 6,s.220,224
[2] 1298 Livera kariyesi yoklama defteri, s.221
[3] Byzantınotturcica 2, s. 299 - 300
[4] Runciman, Haçlı Seferleri Tarihi 1 , s.48
[5] Epe, 5,s.263
[6] L.Rasonyı, Doğu Avrupanın Türklüğü, İst. 2006, s. 71
[7] Arxeion Pontoy, 6. S. 221
[8] Arxeion Pontoy, 13. S.285
[9] Arxeion Pontoy, 24. S.285
[10] ILP II. S. 436
[11] H.Hübschman, Armenisch Granmatik, Hildisheim 1992/s.485
[12] L.Rasonyı, Doğu Avrupada Türklük, İst. 2006. S.278
[13] L.Rasonyı, Tarihte Türklük, Ank. 1971. S.144
[14] L.Rasonyı, Doğu Avrupada Türklük, İst. 2006.s.129
[15] K.Gronbech Codesk Cumanikos- Kopenhagen,1942. S.257
[16] G.Moravcsik, Byzantinoturcica ll. S.168
[17] G.Moravcsik, Byzantionturcica l, Leiden, 1983. S.92

Livera Müslüman Köyüne Dönüşüyor.
Trabzon fethedildikten sonra tedrici olarak Müslümanlık da yayılmaya başlamıştı. 1924 mübadelesine kadar 581 sene, Hıristiyanlık özellikle Trabzon’un güneydeki dağlık kesimlerinde kendisini korudu. Bunun ana nedeni, bölgede bulunan ünlü; Vazelon, Sümela ve Peristereota gibi manastırların aktif olmalarıydı. Daha da önemlisi Gülbahar Hatunun Livera kızı olması nedeniyle köy hakkında çıkan ve bir bakıma Hıristiyan ahaliyi koruyan özel yasa çıkarılmıştı. Bu yasadan yararlanan pek çok kilise vakfı, merkezlerini Liveraya taşıdı. Bir bakıma Maçka devlet eliyle koruma altına alınmıştı. Trabzon’un diğer yerlerinin aksine Müslümanlığı tercih etmek gibi bir zorunlulukları olmadı.

Mübadelede sürülen Hıristiyan sayısının 26000 kadar olduğu söylenir. Maçka ve köylerinde bugün bile 45000 kadar insan yaşadığı düşünülürse verilen rakamın gerçeğe uygun olduğu düşünülebilir. O günlerde Livera 1200 insanı barındırıyordu. Sadece 6 veya 8 hane Müslüman vardı.

1924 yılında köy Hıristiyanlardan temizlendi. 1929 yılına kadar çevre köylerden gelen istilacılar tarafından gayri meşru şekilde iskân edildi.
1929/30 yıllarında çoğunluğu Of’dan gelen muhacirler devlet eliyle köye yerleştirildi.
Daha önce gayri meşru şekilde gelip yerleşenler kovuldu. Kimileri geldikleri yere döndü, dönecek yeri olmayanlar da köy kenarlarında tutunmaya çalıştı.
Of’dan gelen Muhacirlerin bir kısmı yeni köylerine alışamadı. Yerlerini köyün ağası sayılan Ahmet Efendiye teslim ederek geri dönenler oldu.

Livera, ilk kez tamamen Müslümanlardan oluşan bir köy haline gelmiş oluyordu.
Rumlar gidince geride bıraktıkları malları devlet tarafından kontrol edilemedi, kimliği belirsiz kişilerce talan edildiler. Farkında olunabilen malların bir kısmı memurlara veya savaşta mağdur olanlara verildi.

Karadeniz bölgesinde Rum köylerine ilişkin olarak beş yüzü aşkın köye karşılık beş köy, hatta beş hane bile bulunamadı.[1] Rumlardan kalan taşınır taşınmaz malları yıkıma uğratan bir faktör de bu malların çevre sakinleri tarafından büyük çaplı bir yağma olayına maruz kalmalarıdır.

[2]

Livera’nın çevre halkı tarafından yağmalandığını bu bilgiler doğrulanmış oluyor. Rumların sürülmesinin hemen ardından hükümet tarafından, tapu verilerek köyün en iyi ve geniş yerlerinden verilen iskan sahipleri üç haneydi.
1.Dağıstan muhacirlerinden Hacı Mehmetoğlu Hacı ve karısı Zehra.
2. Erivan mültecilerinden İsmailoğlu Abdullah, Zevcesi Ummi ve çocukları Emin ile Ferhat.
3. Mülteci Sultanzade Eyüp Bin Hüseyin. Karısı Zekiye, kızları Nadide, Edile ve oğlu Mehmet Kemal.

Bu üç hane yukarıda da belirttiğim gibi Hükümetin iltimaslı memur ve subaylarına verilen köyün en geniş ve en iyi mülklerini aldılar.
Of’dan gelen göçmenlerin tamamı 52 hane olarak biliniyor. Maçka tapu kayıtlarında ise 55 hane gözükmektedir.
Köyde yaşadıkları halde iskân kayıtlarında görülmeyen 8 hane daha vardır.
Köyde iskân edilen Oflular zaman içinde arazilerinin ya tamamını veya bir kısmını sonradan gelerek köye yerleşmek isteyen insanlara sattılar. Bu satışlar daha ziyade Tonya’dan gelenlere yapılmış. Aynı yerin birkaç kez aynı kişiye satıldığı da olmuştur.

Zaman içinde köyü beğenmeyerek geri dönenler de olmuştur. Gerek bu yol, gerekse kısmi satışlar nedeniyle Akçaabat ve Yomra’dan gelen insanlar da oldu. Ayrıca çevre köylerden de gelenler olmuştu. Bu sonradan gelen ailelerin sayısı da 35’dir.

Bütün bu gelen ailelerin tamamı 98 hane ve hepsi Müslüman’dı. Yani ayrıca bir Müslümanlaşma veya dinden dönme gibi bir olay yaşanmamıştır.

Trabzon kırsalında Müslümanlığı ilk benimseyenler 17. Yüzyılda Of ve Tonyalılar olmuştur. Hıristiyanlıktan Müslümanlığa geçen bu insanlar, fanatik dindar olarak tanınır ve bilinirler.

Livera köyünün Rumlardan sonra Müslümanlığa dönüşünün öyküsü kısaca böyle.
Şimdi şu soru sorulabilir; Müslümanların iskân edildiği köyde ne gibi yapılanmalar, gelişmeler oldu?

Hıristiyanlardan kalan Livera’da mabetler, kaleler, sosyal yapılar, tarla duvarları, kaldırım döşenmiş yollar ve pek çok sayıda çeşitli ve büyük meyve ağaçları vardı. Yani o güne göre, tam anlamıyla imar edilmiş bir köydü.

Livera’lı Barbara Sıdıropolo anılarında liverayı anlatırken şöyle der; “Uzaktan bakıldığında her yanı kiliselerle doluydu. Toplam 40 kilise vardı. Dedemin dedesi zamanında da harabe olmuş kiliseler vardı köyde. Köyde iki tane büyük ve ünlü kilise vardı. Onlardan başka Rakan semtinde bir büyük kilise daha vardı ki o sadece mezarlığa ait idi.”

Barbaranın anlattıklarına bakılacak olursa Liverada gereğinden çok kilise olması başka bir tezimizi doğruluyor. Gülbahar Hatun faktörü nedeniyle köye tanınan bazı haklar. Bu haklardan yararlanmak isteyen kilise vakıflarının köyde birer (bir tür genel merkez) kilise ile temsil ediliyor olması gerçeği.

Müslümanlar köye gelince ilk iş olarak kiliseleri yıkmaya başladılar. En büyük kilise olan Metropolitlik kilisesi Aya Yorgi ile küçük Livera’daki Aya Ğorğor kiliseleri camiye dönüştürüldü ve yıkımdan kurtuldular. Adı geçen kiliseler 1945 yılına kadar kilise görüntüleri ile cami olmaya devam ettiler. O sene tamirden geçirilerek kilise biçimleri değiştirildi, camiye benzetildiler. Büyük caminin yanındaki papazların barındığı bina 1979 yılında tamir edilerek iki katlı Kuran kursu ve İmam lojmanı olarak yeniden düzenlendi.

Küçük Livera’daki Aya Ğorğor kilisesi ise 1970 yılına kadar cami olarak kullanıldı. Yeni cami yapılınca boş kaldı. Bir süre sonra ahır olarak da kullanıldı. Bunun üzerine, orada uzun süre imamlık yapan Osman Hoca, kötü bir rüya görmüş. Gördüğü rüyayı Maçka müftüsüne anlatmış.
Müftü de;
“Eski camiyi ahır olmaktan kurtar” demiş ona.
O da köye dönünce eki kilise ve camiyi temizletip kapısını kilitledi.

Küçük Livera bayırında hayırseverlerin katkısı ile 3 katlı bir Kuran kursu binası yapıldı. Aslında büyük caminin yanında bir kuran kursu binası vardı. Muhtemelen siyasi nedenlerle yapılmıştı küçük liveradaki. Bina yapıldı ama Kursa gidecek yeteri kadar öğrenci olmayınca işlevini yapamadı, hizmet veremedi.

Köydeki üçüncü büyük mezarlık kilisesi, şu anda harabe halindedir. Çevresindeki Rum mezarlığı ise fındık bahçesi olarak hizmet veriyor. 2005 yılında oradan araba yolu geçirildi, insan kemikleri yayıldığı ortalığa.

Tarafsız bir gözle bakanlar Müslümanların köye hiçbir katkıda bulunmadığını, var olan pek çok yapının, meyve ağaçlarının kaybolduğunu fark ederler.

Bütün bu sözünü ettiğim durumlar dışında oluşan olaylar, köye gelen, giden muhacirlerin isimleri gibi pek çok bilgiyi “Geçmişten Günümüze Livera” adlı kitapta anlatıyorum.
Bu konu ile ilgili seri yazılarım burada sona eriyor.
Umulur ki geçmişi bilmek bakımından biraz faydalı olalım.

[1] Pervin Erbil, Anadoluya Ağlıyordu Niobe, İst. 2001/s.70
[2] Age.s.71
TURKEY BLACK SEA (PONTIC) REGION TRAVEL GUIDE

ENGLISH

TURKEY BLACK SEA (PONTIC) REGION TRAVEL GUIDE, CULTURE, FOLKLORE, TRAVEL TIPS, HISTORY, COUSINE, HOTELS, TRABZON, RIZE ...

Karalahana Bağımsız Karadeniz Gazetesi'nden makaleler: Karadeniz Bölgesi haberleri

 

     Çay, Türkiye'de en çok tüketilen içeceklerden biri. Ancak çayın sofralara nasıl ulaştığını yöre insanları dışında pek bilen yok. İnce Belin Buğusu: Çay belgeselinin yönetmeni İsmail Şahinbaş ile konuştuk.  Çay Belgeseli söyleşisi



        

Karalahana.Com! Doğu Karadeniz Bölgesi gezi, kültür, tarih ve müzik rehberi © 2007 | Tüm hakları saklıdır