Karalahana.com! Laz uşaklarının gayrıresmi web sitesi

E-Mail gönder Sık kullanılanlara ekle       ENGLISH
 RİZE

 ARTVİN

 ORDU

 BAYBURT

 SAMSUN

 SİNOP

Karadeniz kültürü, karadenizliler, Lazlar

Neden Karalahana.com?

 KARADENİZ MÜZİK

 KARADENİZ TARİH

KARADENİZ ÇEVRE EKOLOJİ

 KARADENİZLİLER: KİM KİMDİR

 KARADENİZ GEZİ REHBERİ

 KARADENİZ MUTFAĞI

Karadeniz Yemekleri, Karadeniz Mutfağı

Karadeniz Yemekleri, Karadeniz Mutfağı

 KARADENİZ FORUM

 EDİTÖRDEN

KARADENİZ GAZETELERİ

Tüm Karadeniz Gazeteleri ve Karadeniz Televizyonlarına tek bir sayfadan ulaşın

Yeni Ansiklopedi: Kim, nedir, nasıl, neden, nerede, niçin sorularına cevap bulun! BİLİM, TEKNOLOJİ, COĞRAFYA, TARİH, KÜLTÜR, SANAT, YAŞAM, Sağlık, hastalıklar, tıp, bilgisayar, hukuk, teknoloji, eğitim, biyografiler, tarih, coğrafya, fen bilimleri

YENİ ANSİKLOPEDİ

En iyi Türkçe Ansiklopedi sitesi

Yeni Ansiklopedi: Kim, nedir, nasıl, neden, nerede, niçin sorularına cevap bulun! BİLİM, TEKNOLOJİ, COĞRAFYA, TARİH, KÜLTÜR, SANAT, YAŞAM, Sağlık, hastalıklar, tıp, bilgisayar, hukuk, teknoloji, eğitim, biyografiler, tarih, coğrafya, fen bilimleri hakkında detaylı ve özgün bilgi kaynağı!

Temel fıkraları, Karadeniz Fıkraları analizi, yeni ansiklopedi

Temel Fıkraları ve Karadeniz kimliği

Karadeniz Bölgesi Yeni Ansiklopedi

Karadeniz Bölgesi (Yeni Ansiklopedi)

LİNKLER

 ARTVİN SİTELERİ

 ORDU SİTELERİ

 BAYBURT SİTELERİ

 SİNOP SİTELERİ

 KARADENİZ BÖLGESİ

KARADENİZ HABER

Folklor ve Mitoloji Sözlüğü

Folklor ve Mitoloji Sözlüğü

Folklor ve Mitoloji Sözlüğü

Yunan mitolojisi

 Yunan Mitolojisi

Felsefe Sözlüğü

Felsefe

Karalahana Karadeniz Forumdan sıcak Tartışmalar
Karadeniz Forumda sıcak Tartışmalara katılın
Karadeniz Bölgesi
Karadeniz Haberleri
Karadeniz Haberleri
Karadeniz Fotoğrafları, Trabzon, Rize, Giresun, Ordu, Gümüşhane, Artvin, Samsun, Çay ve fındık, Kaybettiklerimiz, Karadeniz Sağlık sorunları, Çevre Sorunları, Karadeniz Politika
Karadeniz gezi - tatil -turizm
Düzce, Karabük, Rize, Bartın, Gümüşhane, Bayburt, Giresun, Zonguldak, Kastamonu, Ordu, Samsun, Trabzon, Sinop, Tokat, Çorum, Bolu, Artvin, Amasya

Karadenizliler buraya

Avrupadaki Karadenizliler, İstanbullu Karadenizliler, Ankaralı Karadenizliler, Üniversiteli Karadenizliler, Karadeniz Dernekleri

Karadeniz Tarihi, Karadeniz kültürü makaleler, haberler
Karadeniz Kültür ve Tarih

Karadeniz Mutfağı, Hemşinliler, Lazlar, Pontus Rumları, Gürcüler, Karadeniz Türkleri

Karadeniz Yerel kelimeler
A, B, C, Ç, D, E, F, G, H, I-İ, K, L, M, N, O, P, R, S-Ş, T, U-Ü, V, Y, Z

Karadeniz horonları
Müzik

Kemençe ve kemençeciler, Tulum ve tulumcular, Kaval ve kavalcılar, Davul zurna, Karadenizli Müzisyenler, Müzik aletleri ve müzik teknolojileri, Atma Türküler
Karadeniz video ve belgeselleri

Siyaset Gündemi
Siyaset Gündemi, dünya haberleri, politika yorumları
Dünya
Avrupa Birliği Haberleri, ABD Haberleri, Ortadoğu Haberleri, Yunanistan Haberleri, Ermeni Sorunu, Yurtdışındaki Türkler, Rusya Haberleri, Kafkasya Haberleri, Türk devletleri

Türkiye
Doğu-Güneydoğu Anadolu, Marmara Bölgesi, Akdeniz Bölgesi, İç Anadolu Bölgesi, Ege Bölgesi, Eğitim Öğretim, Ekonomi, Türk Medyası

İdea Politik
Serbest Kürsü, Kemalizm, Siyasi İslam, Irkçılık - Aşırı Milliyetçilik, Marksizm ve Diyalektik, Gizli Örgütler ve Ezoterik Topluluklar, Milliyetçilik....



Karadeniz Ansiklopedik Sözlük

Karadeniz Ansiklopedik Sözlük.

Folklor ve Mitoloji Sözlüğü

Folklor ve Mitoloji Sözlüğü.

Pontus & Antikçağ'dan Günümüze Karadeniz'in Etnik ve Siyasi Tarihi. GENESİS KİTAP. Ankara, 2011  

Pontus

 

Kıyı Dergisi 275. sayı

Kıyı Dergisi 275. sayı

Kıyı Kültür ve Sanat Dergisi, yayın hayatına 1961’in Ekim ayında başladı. Yayını, kesintilerle beraber 2002’nin Mart ayına kadar devam etti. Günümüzde yeniden yayınlanan dergi bu ay 275. sayısını çıkarıyor.

 

FOTOĞRAF GALERİLERİ

eski karadeniz fotoğrafları, old pictures of Pontos, post cards

Eski Karadeniz fotoğrafları

Karadeniz etnografik materyaller, tarihi eşyalar, eski araç gereçler, antikalar

Karadeniz etnografik materyaller

Karadeniz yemekleri fotoğrafları

Karadeniz Yemekleri fotoğrafları

iPhone 4 Wallpapers, iPhone 4s Wallpapers

iPhone 4 Wallpapers

wintersnow~0.jpg

iPhone 4s Wallpapers, iPhone 5 Backgrounds, iPhone 4s Themess

Wide Screen Photos 1920x1080, Best Win 7 Walpapers 1920x1200

Wide Screen Photos 1920x1080

Yunanistan fotoğrafları, Greece Walpapers

Yunanistan fotoğrafları, Greece Walpapers

Doğa, Tabiat, manzara resimleri,Nature Walpapers

Doğa, Tabiat, manzara resimleri,Nature Walpapers

Osmanlı imparatorluğu dönemi resimler, Engravings of Ottoman Empire

Osmanlı imparatorluğu dönemi resimler, Engravings of Ottoman Empire

otomobil resimleri, araba fotoğrafları,Car wallpapers

otomobil resimleri, araba fotoğrafları,Car wallpapers

architecture-wallpapers-city-photos-best-free-pics_2829729.jpg 

City Wallpapers, HDR photos

img_127.JPG

Aviation, Aircrafts and Helicopters Wallpapers

00000619.jpg

Klasik arabalar, Classic Cars wallpapers

Image_0701_Virginia_Colonial_National_Historic_Park_Yorktown_Battlefield.jpg

Gezi fotoğrafları,  Travel All Around the Worl Full HD Wallpapers

1914-1918_Ze_n_ai_pas_peur_des_Boches_I_se_not_afraid_of_the_Germans.jpg

1. Dünya Savaşı resimleri, World War I Photos 1914-1918

44~1.jpg

Hayvan resimleri,Amazing Animals Wallpapers

Macro-flowers-photos-Wallpapers_284529.jpg

Makro fotoğraflar, Macro Flowers photos Wallpapers

new-year-wallpapers_38.jpg

Yeniyıl resimleri, New Year Wallpapers,

War-Plane-Images.jpg

2. Dünya savaşı uçakları resimleri, World War 2 planes


105_WideScreen_Nature_Wallpapers_2810529.jpg

Tabiat resimleri, WideScreen Nature Wallpapers

love-photos-Romantic-wallpapers_281029.jpg

Romantik resimler, Romantic Wallpapers

UNUTULMUŞ BİR TRAJEDİ: KARADENİZ'DE BATIRILAN MEFKÛRE-II

DR. ESRA DANACIOGLU


SALDIRIDA BAZI KARANLIK NOKTALAR

 

Kaptan Strizak kumandasındaki S 215 adlı denizaltının 5 Ağustos gecesi saldırıp batırdığı deniz aracına (yelkenli), saldırı silahına (top), batan teknenin güvertesinde 200 silahlı kişi olduğuna ve hatta peşi sıra bir büyücek kayığı, iskampaviyeyi de batırdığına ilişkin verdiği detaylar bunun Mefkûre olduğunu gösteriyor. Bence bu detaylardan en önemlisi güvertede 200 silahlı (!) kişinin olduğuna dair ifade. Bu ifade aynı günlerde tğneada-tstanbııl arasında kaybolan -daha sonra Kilyos açıklarında kayalara çarparak battığı iddia edilen, belki de benzer bir saldırı sonucu batırılan- Hüdakerim motoru üzerine bir varsayım geliştirmemizi engelliyor.1 Dahası Rohwer, çalış-masında sunduğu Rus kaynaklarından başka, Alman kay-naklarını da kullanarak neredeyse Rus denizaltısının hangi noktada Mefkııre’ye saldırmış olduğunu göstermekte: Bu kaynak Bulgaristan’da Pomoıi- ye burnunda bulunan ve telsiz/radyo dalgalarını yakalayıp mevki tayininde bulunan Alman istasyonu. İstasyon 5 Ağustos gecesi Alman saatiyle 02.00’da 116 dereceden telsiz mesajı yakalıyor.2 Kâzım Kap- tan’ın geçen sayımızda verdiğimiz raporunda saldırının 02.10’da başladığına dair ifadesini aktarmıştık. Kâzım Kap- tan’ın zaman tespiti Türkiye saatine göre. Rohwer bunun Romanya saatiyle 01.10’a tekabül ettiğini belirtiyor. Almanya’nın müttefiki olan Romanya ile Almanya arasında bir saat farkı olmadığını kabul ettiğimizde telsiz dalgalarının saldırının başlamasından 1 saat sonra yakalandığını ileri sürebiliriz. İfadelerden saldırının bir saatten uzun sürdüğü anlaşılıyor, dolayısıyla telsiz sinyalleri yakalandığında Rus deniz aracı hâlâ saldırı bölgesinde olmalı. Rohwer, üçgemiye verilen ıota ile Pomoıiye’de 116 dereceden alınan telsiz sinyalinin kesiştiği noktayı saldırı bölgesi olarak saptıyor (bkz. Harita).
Ancak gene de tüm bu detaylara rağmen hâlâ sorulacak sorular var ve bunlardan bir kısmı yanıtsız. Bunları şöyle sıralayabilirim:
1. Almanların Köstence’de üç motora verdikleri 43 derece 43 dakika kuzey / 29 derece 08 dakika batı koordinatları aslında Rus ve Romen gemilerinin Boğaz-Köstence güzergâhında kullandıkları koordinatlar. 3 Alınanların bu koordinatlardan inmek zorunda bırakarak bu üç gemiyi Rus saldırısı için hedef haline getirdikleri düşünülemez mi? Eğer üç gemi bu koordinatlardan Boğaz’a doğru seyrettiy- se, karşılarına çıkan bir Rus savaş gemisinin onları Romen veya Alman gemisi sanması doğal gözükmektedir. (İlk yazımızda belirttiğimiz gibi Türk ge-milerine Romanya’ya seyir yasağı vardır.)
Ancak Kaptan Stıizak silahlı 200 kişi taşıdığını düşündüğü ve muhtemelen sadece siluetinden yelkenli olduğunu saptadığı (yelkenlerin açık olduğuna dair tanıklıklarda hiçbir ifade yoktur) bu deniz aracının bütünüyle savunmasız olduğundan nasıl o kadar emin olmuştur da yelkenliyi torpillemek yerine top ateşi ile batırmayı tercih edebilmiştir? Yelkenlide 200 silahlı insan (Alman) varsa, mantıklı olan yelkenlide herhangi bir saldırıya karşı birtakım ek donanımın olması değil midir? Muhtemelen bu denli emin olmasının nedeni Mefkııre’nin üzerinde patlatılan aydınlatma fişeğidir. Fişeğin yaklaşık bir dakika süren aydınlığı altında denizaltı Mef- kûre’nin olağandışı kalabalık bir insan topluluğunu taşıyan bir balıkçı motoru olduğunu netçe görmüş, (peki nasıl olup da her açıdan görülebilecek biçimde çizilmiş Kızılhaç işaretlerini görmemiştir?) torpil gibi maliyeti oldukça yüksek bir imha silahını kuilanmaktansa, top ateşi ile batırmayı tercih etmiş olmalı.
Ancak gene de rasyonel gözüken bu sena iyoda n şu nedenle şüphe etmemiz gerekiyor:
Sovyetler ve İngiltere, savaş boyunca, özellikle de 1944 yılında Türkiye’nin Boğazlardan kamufle edilmiş Alman gemilerinin geçişini yeterince denetlemediğinden yoğun bir biçimde şikâyetçi oklular.* “1944 yılı Ocak ve Şubat aylarında İngiltere Boğazlardan geçen 20 civarında Alman ticaret gemisinin savaş gemisi olduğu gerekçesi ile Türk Hükümetini resmen protesto etmişti.’’5 Mefkure nin batırılışmdan 2 ay önce haziran ayında ise benzeri bir durum Dışişleri Bakanı Nııman Menemencioğlu'nıın istifasına yol açmıştı. Sorun Kassel adlı Alman gemisi idi. Kassel aranmasına izin vermediği için önce Boğazlardan geçiş izni alamamış, fakat Menemencioğlıı Alman Büyükelçisi Von Papen'in “ticaret gemisidir” sözüne güvenerek Kassel’e geçiş izni vermiş, ancak protestolar ve İngilizleıin ısrarı sonucunda gemi aranmış ve aslında bir savaş gemisi olduğu ortaya çıkmıştı.6 “Yetkililer ...Kassel’in 9 milimetre çelik zırhla kaplı olduğunu, sualtı bombaları, 31 ton kapasiteli tank vinçleri, beş makinalı tüfek, iki top ve denizaltı izleme teçhizatlarıyla donanmış olduğunu saptadılar.”7 Dolayısıyla 200 silahlı kişiyi taşıyan bir yelkenlinin aslında kamufle edilmiş bir tür savaş gemisi veya en azından savaş donanımlı bir sac tekne olması pekâlâ mümkündü. Tüm bu olasılıklar karşısında denizaltının bir karşı saldırı ihtimalini bütünüyle ortadan kaldırmak amacıyla top mermisi yerine torpili tercih etmesi gerekmez miydi?
2. Saldırı sonrasındaki gelişmeler ve tanıklıklar Bülbül ile Mefkûıe’nin belli bir mesafe ile seyrettiklerini göstermektedir. Bu seyir mesafesini kestirmek oldukça zor. Her ne kadar Kâzım Kaptan ifadesinde denizaltının kaybolmasından iki saat sonra motor sesini duyduğunu belirtse de, Bülbül yolcuları ifadelerinde işaret fişeğini görmüş hatta saldırıyı seyretmiş olduklarını söylemekteydiler. Öyle ki bazı ifadelere göre saldırı başlayınca paniğe kapılıp suya atlamaya kalkan yolcuları Bülbül'ün kaptanı silahını çekip “ilk suya atlayanı vururum” diyerek önlerine dikilmek suretiyle durdurabilmiş. Saldırıyı çok yakından görmüş olmaları pek akla yatkın değil, ancak işaret fişeğinin patlamasından sonra belki de Bülbül bir süre motorlarını susturarak bekle-di. daha sonra hareket etti, yaklaştı ve durdu. Dolayısıyla Bülbül’ün en fazla 2 saat (12 mil) en az da ancak birkaç mil mesafeden seyrettiğini düşünebiliriz; toplu-yakın bir seyir söz konusu değildir. Kâzım Kaptan’ın oğlu Hamit Turana göre bunun nedeni üç motorun hızları arasındaki farktı. Morina en hızlı olandı, Bülbül ise en yavaş olanları.
Bir diğer dikkate değer ayrıntı şudur: Tüm ta-nıklıklarda Bülbül gün ağardıktan sonra görülmüştür veya Kâzım Turan’ın ifadesinde motorunun sesi duyulmuş, sonra gün ağarırken seçilmiştir. Hiçbir ifadede Bülbül’ün ışıklarına atıfta bulunulmamaktadır. Kâzım Turan Morina’yı takip ettiğini ifade ederken de ay doğduğunda da takip ettiğini belirtir, orada da seyir ışıklarından hiç söz edilmez. Savaş yıllarında bölgede seyretmiş eski denizcilerin verdiği bilgilere göre hem serseri mayınlar ve hem de saldırı tehlikesi nedeni ile gece seyir yasağı vardı. Denizciler bu nedenle yasağa aykırı olarak gece seyri yaptıklarında fark edilme riskini azaltmak için seyir ışıklarını yakmadan yollarına devam ediyorlardı. Anlaşılan o ki her üç motor da seyir ışıklarını yakmadan, bir kaç saatlik veya dakikalık bir mesafe ile seyretmekteydiler. Aralarındaki bağlantı görmeye değil, benzer rotayı takibe dayalıydı. (Seyir ışıklarını yakmadan seyrediyor olması, Mefkûıe’yi Sovyet denizaltısının neden şüpheli gemi olarak gördüğünü bir ölçüde açıklayabilir.)
3. Şimdi şu can alıcı soruya gelebiliriz: Saldırı sonrasındaki hiçbir soruşturmada ya da tanıklıkta Morina motorundan söz edilmemektedir. Mori- na’nııı kaptanının ifadesine bile başvurulmamıştır. Morina saldırının olduğu 5 Ağustos gecesi nerededir? Morina’nın sahibinin oğlu ve o yıllarda 18 yaşlarında olan ve İstanbul’da 5 Ağııstos’ta Mori- na’nın yolunu gözleyen Orhan Deıval’in verdiği bilgilere göre Morina motoru kendisine verilen se-

yir rotasını izlememiş (bkz. Harita), böyle bir rotanın verilmesinden de işkillenmiş ve İstan- bııl Boğazı’na doğru inen verili koordinatlardan gitmektense rotasını İstanbul Boğazı’nın doğusuna doğru çizmiş ve daha sonra dönüp, kıyıdan seyrederek Boğaza girmiştir. Bu bilgi, şimdiye kadar tüm varsayımların üzerine inşa edildiği her üç geminin verilen rotayı izlediği tezini çürütmektedir.
Morina’nın hangi noktadan itibaren verilen rotadan ayrıldığını ve Bülbül ve Mefkûre’nin onu kısmen de olsa izleyip izlemediğini bile-memekteyiz. Kâzım Kaptanın geçen sayıda verdiğimiz ifadesinde 4 Ağustos’ta gün boyu Moıina’yı izlediğini, hatta a\ çıktığında da izliyor olduğunu belirttiğini aktarmıştık. Dolayısıyla şu senaryo oldukça akla yakın gözükmektedir: 4 Ağustos günü hava karardıktan sonra motorlar seyir ışıklarını yakmadan, sadece birbirlerinin nerede olduklarını tahmin ederek seyrederken Morina rotasını değiştirerek seyir hattını güneyden güneydoğuya doğru kaydırmıştır. 4 Ağustos gecesi benzeri bir rota değişikliğini Mef- kûre ve Bülbiil’ün de diğer yönde yapmış oldukları, yani Almanlar tarafından daha batısına geç-memeleri konusunda uyarıldıkları 29 derecenin batısına doğru kaydıkları düşünülebilir mi? Benzer bir içgüdü ile Bülbül ve Mefkûre’nin kendilerini güvencede hissetmek için kıyıya yanaşmaya çalıştıkları neden düşünülmesin?
4. Saldırıdan sonra 22 Ağustos’ta bir İngiliz denizaltı uzmanının ifadelere dayalı olarak saptadığı saldırı noktasıyla Rohwer’in tespiti arasında fark bulunmaktadır. İngiliz uzman Mefkûre’nin İğne- ada’nın 25 mil kuzeydoğusunda su üstünde bulunan denizaltı(laı) tarafından batırıldığı göriişiindey- ken, Rohwer haritada gösterildiği gibi saldırının İğ- neada’nın yaklaşık 50 mil açığında gerçekleştiğini düşünmektedir.
25 millik bir farktan başka anlaşılmaz görünen bir nokta daha var. Neden İngiliz denizaltı uzmanı tahminini İğneada'ya göre yapmıştır? Aşağıda anlatılacağı gibi saldırıdan sağ kurtulanları toplayan Bülbül, İstanbul’a doğru yoluna devam etmiş, ancak fırtına yüzünden Boğaz’a girememiş ve neredeyse 24 saatlik bir seyirden sonra İğneada’ya sı-ğınmıştır. Tam da burada şu sorulabilir: Bülbül saldın sonrasında Boğaz’a doğru yoluna devam etmiş
olsaydı Kâzım Kaptan’ın saldırı noktasının Boğaz girişine olan uzaklığına göre tahmin yapması gerekmez miydi?
İğneada’ya (bazı ifadelerde de İğneada Aktapol arasına) göre mevki tayininde bulunabilmesi iki biçimde mümkün olabilir: Bunlardan ilki İğneada ve/veya Aktapol'daki fenerleri görmüş olmasıdır. Ancak 45-50 mil mesafeden fenerleri görmesi mümkün görünmemektedir. Sadece daha yakın seyretmiş olması durumunda fenerleri görmesi mümkündür. İkincisi kaptanların gece navigasyonıı yapmalarıdır, yani yıldızlara, hızlarına, akıntıya göre o anda hangi noktada olduklarını hesap etmeleri.
Özetle, Mefkûre’yi batıran denizaltının Kaptan Stıizak kumandasındaki S 215 olduğunu gösteren pek çok delil var, ancak hâlâ birtakım karanlık noktalar olduğunu belirtmemiz gerekiyor. Bunların başında, Kaptan Strizak’ın Mefkûre’yi gerçekten de bir düşman gemisi sanıp yanlışlıkla mı saldırdığı sorusu gelmekte. Bir diğeri ise saldırının gerçekleştiği noktanın neresi olduğu ve gemilerin rotası ko-nusunda beliriyor.
TRAJEDİDE KAPTAN KÂZIM TURANIN SORUMLULUĞU
Geçen ayki yazımızda saldırıdan sonra oluşturulan soruşturma komisyonlarında Kaptan Kâzım Tu- ıan’ın saldırı esnasında sorumluluklarını ne ölçüde yerine getirdiğinin ve yolcuların can güvenliklerini sağlamak için ne kadar çalıştığının sorgulandığını, saldırının örneğin kaptanın durması için verilen işaretlere rağmen kaçmaya çalışmasından kaynaklanıp kaynaklanmadığının araştırıldığını belirtmiş ve söz konusu komisyonların raporlarını vermiştik.
Can kaybının yüksekliği ile ilgili olarak aşağıdaki etkenleri göz önüne almak gerekmektedir:
- Denizaltının saldırı amacı sadece deniz aracını batırmak değildir, niyet geriye hiç kimsenin sağ kalmamasıdır. Daha önce belirtildiği gibi top mermileri ile Mefkûıe’yi vurduktan sonra makineli ile sağ kalmaya çalışanları da taramıştır. Yolcuların neredeyse tamamının ölmesi, gereken biçimde tahliye edilememelerinden çok, böylesi bir kastın sonucudur.
- Aslında motorda can kurtarma ekipmanı da çok yetersizdir. 300 kişinin balık istifi dolduğu bir balıkçı motorunda şüphesiz ki ancak birkaç can simidi için yer olabilirdi. Dahası bir tek cankurtaran sandalı bulunuyordu. Amerikan Yahudi yardım örgütü American Joint Distıibution Commitee'nin Türkiye temsilcisi Robeıt Resnick’in İstanbul’a ulaşan mültecilerle yaptığı görüşmelerden sonra Lizbon üzerinden WRB (Dünya Mülteciler Örgütü) merkezine yolladığı telgrafta can kaybının yüksekliğinin nedenleri arasında saldırının topyekûn bir imha amacı taşımasından başka, şunları sayar:
Yolculardan sadece 40-50’si gemiden ayrılabilmiş geri kalanı top ve peşi sıra makineli ateşi ile yaralanmış veya yanmıştır... Can kaybının yüksekliği kısmen Mefkııre’de can kurtarmaya yönelik donanımın yeterli biçimde mevcut olmaması nedeniyledir.8
Şunu da eklemek gerekir ki Kâzım Turan 1914 doğumluydu ve saldırı sırasında 30 yaşında genç bir kaptandı. Kâzım Kaptan’a bu saldırı ömrü boyunca taşıyacağı bir iz de bıraktı: Cankurtaran sandalına çıkarken yanında patlayan top mermisi yü- ziinden bir kulağında tamamen, diğerinde %<S0 duyma kaybı. (Nitekim önceki sayıda yayımladığımız fotoğrafında Kâzım Kaptan’ın kulağındaki duyma cihazı görülmektedir.)
SALDIRI SONRASINDAKİ GELİŞMELER 5 Ağııstos’ta Morina İstanbul’a ulaştığında Bülbül ve Mefkûıe ufukta görünmese de, henüz her şey yolunda görünüyordu. Filistin Yahudi Topluluğu’nun Türkiye’deki resmi temsilcisi ve mülteci trafiği organizasyonundan sorumlu olan Haim Barlas, Morina’nın İstanbul’a ulaştığı gün Kudüs’e aşağıdaki telgrafı yolluyordu:
Morina 340 mülteci ile bugün ulaştı. Biilbül’iin 410 mülteci ve Mefkûre’nin 300 mülteci ile yarın varacağı umuluyor... Mülteciler pazar günü (7 Ağustos) özel trenle Filistin’e hareket edecekler.9
Haim Barlas büyük olasılıkla Karadeniz’de o günlerde süren fırtına nedeniyle Mefkure ve Biil- bül’ün geride kalmış olduklarını düşünmekteydi. (Bu arada Moıina’nm kaptanının da saldırıdan habersiz olması Moıina’nın saldırı gecesi bulunduğu nokta ile ilgili tezimizi destekliyor.) Gerçekten de 7 ve 8 Ağustos tarihli gazeteler Karadeniz’de birkaç gündür fırtına sürdüğünü, motorların Boğaz’dan çıkamadığını ve Karadeniz’deki motorların da limanlara sığınmaya devam ettiklerini bildiriyordu.10 Mo-rina ile ulaşanlar İngiliz Konsolosluğu’ndan kolektif vizelerini aldılar11 ve 9 Ağustos’ta Haydarpaşa’dan trenle Filistin’e doğru yola çıktılar.12 Morina yolcularının İstanbul’da vize ve tren yolculuğu işlemleri için beklediği günlerde Mefkûre’nin akıbeti
ile ilgili ilk haberler ga- zeteİerde görünmeye başladı.
7 Ağustos tarihli Son Posta “Mefkûre Motoru Battı mı?” başlığı altında 250 Museviyi Köstence’den taşıyan Mefkûre motorunun fırtınaya yakalan a r a k battığına dair bir iddia olduğunu bildirmekteydi. Aynı tarihli Vatan ckı “Karadeniz’de Fırtına” başlığı altında Hii- dakerim motorunun Kilyos’ta kayalara çarparak battığını, ‘Ro-manya’dan 250 Musevi ile gelmekte olan Mefkûre motorunun da fırtınadan battığı ancak 4 kişinin kurtulduğunun
aktarıyoı-
8 Ağustos’ta Haim Barlas Kudüs’e şu telgrafı çekiyordu: Doğrulanmamış birtakım raporlara göre Mefkure kimliği meçhul denizaltılar taralından batırılmıştır. Fakat doğrulanmamış birtakım başka haberlere göre ise 5 ve 6 Ağustos gecelerindeki fırtınada kayalara çarparak batmıştır ve hıı ikinci olasılık daha kuvvetli gözükmektedir. Can kaybına ilişkin sayı bilinmemektedir ancak çok olduğundan korkuluyor. Bülbül yolcularının kara yoluyla İstanbul'a nakli için ayarlamalar yapılıyor.13
Gerçekten de 7-9 Ağustos tarihlerinde Mefkûre’nin battığı açıklık kazanmıştı, ancak batış nedenleri ve batış mevkii konusunda belirsizlik sürüyordu.14 Bu belirsizlik gazetecilerin hayal dünyasını harekete geçirmiş olmalı ki S Ağustos tarihli Temin gazetesinde “Karadeniz’de Facia” başlıklı haberde Mefkûre’nin batırılışını şöyle anlatılmak-taydı:
Romanya’dan (Köstence) mtı- sevi getiren Mefkure motoru İğneada açıklarında (7 mil)
Rezve önlerinde fırtınaya tutularak battı. Kaptan Kâ-zım baştan kara etmeye çalıştıysa da başaramadı. Motor alabora oldıı. Kıyıdan sesler duyulsa da fırtına-dan kimse yardıma gidemedi. Kazada 305 nnısevi boğuldu. Kurtulan: 5 nnısevi ve 6 mürettebat.
Aynı günlerde hükümetin yarı resmi yayın organı durumunda olan Ulus gazetesi ise Mefkû- re’nin batırılışına ihtiyatla yaklaşıyordu. U/us "Mülteci dolu motor karasularımızın dışında battı" alt başlığı ile verdiği kısa haberinde Mefkûre’nin saldırı sonucu battığına dair resmi makamlara gelen bir bilgi olmadığının altını çiziyordu. U/us gazetesinin ihtiyatlı yaklaşımının arkasında hükümetin tutumu seçilmekteydi. Haberin böyle verilmesinde, bence hükümetin 2 Ağııstos’ta Almanya ile ilişkilerin kesilmesinden 3 gün sonra Karadeniz’de Musevi mültecileri taşıyan Türk bandıralı bir geminin batırılması sonucunda Türkiye’nin Almanya’ya karşı bir girişimde bulunması ihtimali veya beklentisinin önünü kesme arzusu vardı. Hatta 9 Ağustos’ta bazı gazeteler Mefkûre’nin denizaltıla- ıın saldırısı sonucunda batırıldığını detaylarıyla ifşa ederken, dahası 14 Ağustos’ta kazazedelerin cesetleri Kemerburgaz sahillerine vururken Ulus gazetesi Mefkûre’nin battığı konusunda ısrara devam etmekteydi. S Ağustos’ta Türk karasuları dı-şında Mefkûre’nin battığı şeklindeki ihtiyatlı haberi verdiği gün gazetenin bir başka köşesinde “Orta Avrupa ve Balkanlarda takibata maruz kalan Ya- hııdilere insani hislerle hareket eden hükümef'in transit geçiş vizesi verdiğine, 1943 ve 1944’te Macaristan, Bulgaristan ve Romanya'dan Yahudi çocuk kafilelerinin vizeyle Filistin’e geçmiş olduklarına, o günlerde ise Bulgaristan’dan vize alan 43 çocukluk bir kafilenin yolda bulunduğuna ve Bükreş, Peşte ve Sofya konsolosluklarından haftada 40-50 kişinin vize aldığına ilişkin bir haber görünmekteydi. Bu haberden, hükümetin bu saldırıdan herhangi bir biçimde sorumlu tutulabileceği ihtimaline karşı, Türkiye’nin bu konudaki politikasını (1943 ve aslında 19 11 yılı için geçerlidir) hatırlatma ihtiyacı hissettiğini çıkarabiliriz.15
8-9 Ağustos’tan sonra gazeteler Mefkûre’nin trajik öyküsünün detaylarını öğrenmişlerdi: Mef- kûre İğneada ile Ahtopol (Aktapol) açıklarında milliyeti meçhul üç denizaltının (!) saldırısına uğramış, sağ kalanları Bülbül birkaç saat sonra toplamış, sonra Bülbül yoluna devam etmiş, ancak fırtınadan Boğaz’a girememiş ve dönerek İğne- ada'ya sığınmıştı.16
Gerçekten de Karadeniz’de sûren fırtına Bıil- biil’ün Boğaz’a girişine engel olmuştu. 5 Ağustos’ta gün ağarırken saldırı sonrası sağ kalan 11 kişiyi kurtaran Bülbül motoru yoluna devanı etmiş, aynı gün öğleden sonra Boğaz girişi yakınlarına ulaşmış, ancak elverişsiz hava koşullan nede-niyle giremeyerek, batı yönünde seyrederek İğneada'ya sığınmak zorunda kalmıştı (6 Ağustos öğleden sonra).17
Bülbül yolcularının olaylı yolculuğu İğneada’da da bitmedi. Sığındıkları yer hem bütünüyle bir askeri bölgeydi ve hem de ciddi ulaşım sorunları vardı. Askeri bölge olması nedeniyle bir yandan İstanbul'daki Musevi yardım örgütleri temsilcilerinin bölgeye gitmesi mümkün değildi, öte yandan ise İstanbul’a nakilleri de aynı nedenle sorunlu gözüküyordu.18 İstanbul'daki organizasyonlar ilk iş olarak İğneada’daki mültecilere gıda yardımında bu-lundular. 7 Ağustos tarihinde İğneada’ya Antalya nakliyat ambarı ile şu yiyecekler yollandı:
1. 1800 adet ton balığı konservesi,
2. 200 kg zeytin,
3. 2000 adet haşlanmış yumurta,
4. 4 kasa salam,
5. 550 ekmek,
6. 2-3000 adet salatalık,
7. 1200 limon,
8. 500 kg üzüm,
9. 200 kg peynir.19
NVRB’nin Türkiye temsilcisi Ira Mirschmann’ın Ankara’da Dışişleri Bakanlığı nezdindeki girişimleri sonucunda Bülbül yolcularının kara ve demiryolu ile İstanbul’a nakli için gereken izin alınabildi. Ilirsehmann \VRB Başkanı Pehle’ye 8 Ağustos tarihinde şu telgrafı yolluyordu:
Türk Dışişleri Bakanlığı bizim Bülbül yolcularının kara veya demiryoluyla İstanbul’a nakledilmelerine yönelik önerimizi kabul etti. Bu düzenlemeyi Türk Kızılay örgütü idare edecektir ve ihtiyaca göre diğer adımlar atılacaktır. Tüm yardım ve seyahat masraflarını NVRB’nin karşılaması önerisini destekliyorum. Bunu üzerimize almamız işleri hızlandıracaktır.20
Nitekim bu işbirliği sonucu gıda maddeleri, 7İ:/- nirı'in 11 Ağııstos’ta verdiği bilgiye göre Kızılay İstanbul mümessili B. Cemal tarafından Antalya nakliyat ambarının üç kamyonu ile İğneada’ya yollanmıştı.
Bundan sonrası mültecilerin İstanbul’a güç koşullarda yolculuklarının tarihi oldu. 9 Ağustos’ta İğ- neada’dan hareket ettiler; İğneada Vize arası kağnı ve at arabalarıyla alındı. Vize’den itibaren kamyonlara binerek (II Ağustos) Çerkezköy’e nakledildiler. Çerkezköy’den bindikleri özel bir tren ile 14 Ağustos tarihinde İstanbul'a ulaştılar ve Kuledibi Musevi Mektebi’ne yerleştirildiler.21
Mefkurenin batırılışı Türk basınında mültecilere karşı yoğun bir ilgi uyandırdı. Yahudi mülteciler o günlerde iki yazı dizisinin yanı sıra çeşitli köşe yazılarına konu oldu. Taııiıı’den Cahit Ara- boğlu Salacak açıklarındaki Morina’ya bir sandal ile yaklaşarak (8 veya 9 Ağustos’ta) edindiği izlenimleri ve yaptığı görüşmeleri 13 Ağustos’tan itibaren yayımlıyordu: Yazı dizisi Morina'nın ve yolcuların genel tasviri ile başlamaktaydı. Mültecilerin durumlarını göstermesi açısından aktarmayı anlamlı bulmaktayız:
Sandal motöre yaklaşınca hazin bir manzara ile karşılaştım. Morina şu her Ada veya Boğaziçi seyahatinde kavun-kaıpuz veya öteberi taşırken gördüğümüz motorlardan biridir. Bu ufacık motörde 310 mülteci var.
Bunlardan yarısı nıotörCin alt. örtülü kısmında, yarısı da güvertede ayakta. Gerek içerdekiler ve gerekse dışardakiler ayakta yeyip, içip, uyumak mecburiyetindeler. (Güvertedeki),.. Her yaşta, her tipte erkekli kadınlı kalabalık insan neslinin düşebileceği sefalet ve ızdırap sembollerinin en keskin hatlarını taşıyor... Bu ufacık motorda birbirine girmiş bu kalabalığın diğer bir hususiyeti de üzerlerindeki elbiselerin acı sefaleti. Gecelerini güvertede geçirmek mecburiyetinde olan bu şaşkın asr kurbanlarının hiçbirinin üzerinde bütün olarak bir elbise yok. içdonuyla dolaşan genç kızlar, tek taraflı atletle gezen iskelet gibi delikanlılar, paslı pardöseler taşıyan ihtiyarlar ve rengarenk yırtık spor fanileleriyle namütenahi bağıran çocuklar. Herkes havaya, şehre doğru birşey söylüyor, kimse kimseyi dinlemiyor.22
Bir diğer yazı dizisi ise 15 Ağustos’ta Vatarı ga-zetesinde başladı ve üç gün sürdü. Dizi yazının yazarı İğneada’ya kadar gitmiş ve Bülbül yolcularının İğneada-Istanbul seyahatlerine katılmıştı. Gerçekten kazazedeler ve mürettebatla yapılan görüşmelere dayalı olduğu anlaşılan dizi yazı, kısmen abartılı da olsa (mülteciler Türkiye'de olmaktan çok mutludur ve mola yerlerinde akordeon çalıp şarkı söylemekte veya maç yapmaktadırlar!), özellikle karadan yapılan yolculuğun anlatımı (okullar ve halkevlerinde yatma, yerel yöneticilerin ve halkın ilgisi vs) açısından zengindi. Melih Yener’in kazazedelerin denizaltıdan sağ kalanları boğsunlar diye denize köpekler salındığına ilişkin ifadelerine dizi yazıda geniş yer vermesi (CZA’daki ifadelerinde de yaralıları boğan köpeklerden söz etmektedirler) eleştirilmesine yol açmıştır. 18 Ağustos’ta Nizame- tin Nazif, Son Telgraf gazetesindeki “Günün İçinden'’ köşesinde “Bir Facia’da Köpeğin Rolü" başlığı altında Melih Yener’i zaten trajik olan bir olayı daha trajik hale getirmek için hayal gücünü kullanmakla suçluyordu.
* * *
Mefkure tıpkı Struma gibi Sovyet denizaltılar! tarafından muhtemelen (!) düşman gemisi sanılarak batırıldı. Mefkure mülteci trafiğine katılan bilebildiğimiz az sayıdaki Türk motorundan biri ve yegâne batırılmış olanı. Mefkııre yolcularının Filistin özlemi Karadeniz’in bilemediğimiz bir noktasında sona erdi. Aslında Ağustos ayının sonuna kadar Romanya'da kalmayı tercih etmiş olsalardı gelecekleri büsbütün farklı olacaktı. Mefkûre’de yaşamını kaybeden yaklaşık 300 kişiden 130’unun cesetleri 12- 15 Ağustos tarihleri arasında Kemerburgaz, sahillerine vurdu.23 Bülbül yolcuları ve Mefkııre’den sağ kurtulanlar (Fülop çifti dışında) 15 Ağustos’ta kendilerine tahsis edilen bir trenle İslahiye’ye doğru İstanbul'dan yola çıktılar; Halep ve Beyrut üzerinden geçerek ayın 19’unda Hayfa’ya ulaştılar.24 14 Ağus- tos'ta Bulgaristan’da Yahudileri toplumdan ayıran tüm yasal düzenlemeler tedricen kaldırılmaya başlandı. 20 Ağustos’ta Ruslar Romanya’ya girdi. 23 Ağustos’ta Mareşal Antonescıı Kral tarafından tutuklandı. Alman birlikleri kraliyet sarayını bombaladı. Romanya Almanya’ya savaş ilan etti ve Rumen birlikleri Alman birliklerine saldırdı. Bıı kargaşalıkta Sovyet Ordusu neredeyse hiçbir direnişle karşılaşmadan ayın 30’ıında Köstence’ye, 31 inde Bükreş’e girdi. H
Düzeltme
Geçen sayıda resmini bastığımız Mefkûre kaptanı Kâzını Tuıan’ın yanındaki oğlu Hamit Turan değil, diğer oğlıı Cumhur Tuıan’dır.
6. Koçak, age, s. 312-313 ve dn 208.
7. Deringil, age, s. 238.
8. NAR (National Archive* Amerika Birleşik Devletleri) 840.48 Refııgees/8-2144 2580. Elindeki National Aıdıive'in belge fotokopilerinden faydalanmama izin veren Hebrew Üniver- sitesi'ııden Prof, Dr. Dalia Ofer'a teşekkür ederim.
9. CZA 1.15 117/1.
10. Cumhuriyet, 7, 10.8.1944; Tctni>ı, 10.8.1944.
11. CZA L15/295 B.
12. Cumhuriyet, 10.8.1944; Vatan, 10.8.1944.
13. Clıaim Barlas’taıı Kudüs'e CZA 1.15/295 R; ayrıca bkz. NAR 840.48 Ref./.844 2449, 8,8.4-ide Schwartz’in Lizbon'dan merkeze çektiği telgraf.
14. Tını, 7.8.1944; Cumhuriyet, 8.8.1944; Vakit, 9.8.1944.
15. Haber 8 Ağustos tarihli Vatan gazetesinde de çıkmıştır.
16. 8, 9, 10 Ağustos tarihli Akşam, Tan, Cumhuriyet, Vakit, Son Postıı, Vatan, Tasnir-i Efkâr ve Timin gazeteleri
17. Kâzım Turan’ın 15 Ağustosla kaleme aldığı rapor CZA
I. 15/117/11.
18. 8.8.44’de Schwaitz’m Lizbon'dan merkeze çektiği telgraf, NAR 840.48 Ref./.844 2449.
19. İstanbul 7.8.44, CZA L15/295 B; ayrıca bkz. Temin
II. 8.1944.
20. 8.8.44'te Hirschmann’dan Pelıle'ye (Ankara), NAR
840.48/ıefugees/8-884, 1452.
21. Vatan, 15.8.1944.
22. Cavit Aıaboğlu’nun 13.8.1944 tarihinde başlayan dizi yazısı-nın ilk kısmı; “Nazi Avrupası'ndan Kurtulan Yalnıdileı", Tallin, 13.8.1944.
23. Cumhuriyet 12, 13.8.1944; Ulus, 14.8.1944
24. Palestine Post, 20.8.1944.

        

Karalahana.Com! Doğu Karadeniz Bölgesi gezi, kültür, tarih ve müzik rehberi © 2012 | Tüm hakları saklıdır