Karalahana.com! Laz uşaklarının gayrıresmi web sitesi

E-Mail gönder Sık kullanılanlara ekle       ENGLISH
 RİZE

 ARTVİN

 ORDU

 BAYBURT

 SAMSUN

 SİNOP

Karadeniz kültürü, karadenizliler, Lazlar

Neden Karalahana.com?

 KARADENİZ MÜZİK

 KARADENİZ TARİH

KARADENİZ ÇEVRE EKOLOJİ

 KARADENİZLİLER: KİM KİMDİR

 KARADENİZ GEZİ REHBERİ

 KARADENİZ MUTFAĞI

Karadeniz Yemekleri, Karadeniz Mutfağı

Karadeniz Yemekleri, Karadeniz Mutfağı

 KARADENİZ FORUM

 EDİTÖRDEN

KARADENİZ GAZETELERİ

Tüm Karadeniz Gazeteleri ve Karadeniz Televizyonlarına tek bir sayfadan ulaşın

Yeni Ansiklopedi: Kim, nedir, nasıl, neden, nerede, niçin sorularına cevap bulun! BİLİM, TEKNOLOJİ, COĞRAFYA, TARİH, KÜLTÜR, SANAT, YAŞAM, Sağlık, hastalıklar, tıp, bilgisayar, hukuk, teknoloji, eğitim, biyografiler, tarih, coğrafya, fen bilimleri

YENİ ANSİKLOPEDİ

En iyi Türkçe Ansiklopedi sitesi

Yeni Ansiklopedi: Kim, nedir, nasıl, neden, nerede, niçin sorularına cevap bulun! BİLİM, TEKNOLOJİ, COĞRAFYA, TARİH, KÜLTÜR, SANAT, YAŞAM, Sağlık, hastalıklar, tıp, bilgisayar, hukuk, teknoloji, eğitim, biyografiler, tarih, coğrafya, fen bilimleri hakkında detaylı ve özgün bilgi kaynağı!

Temel fıkraları, Karadeniz Fıkraları analizi, yeni ansiklopedi

Temel Fıkraları ve Karadeniz kimliği

Karadeniz Bölgesi Yeni Ansiklopedi

Karadeniz Bölgesi (Yeni Ansiklopedi)

LİNKLER

 ARTVİN SİTELERİ

 ORDU SİTELERİ

 BAYBURT SİTELERİ

 SİNOP SİTELERİ

 KARADENİZ BÖLGESİ

KARADENİZ HABER

Folklor ve Mitoloji Sözlüğü

Folklor ve Mitoloji Sözlüğü

Folklor ve Mitoloji Sözlüğü

Yunan mitolojisi

 Yunan Mitolojisi

Felsefe Sözlüğü

Felsefe

Karalahana Karadeniz Forumdan sıcak Tartışmalar
Karadeniz Forumda sıcak Tartışmalara katılın
Karadeniz Bölgesi
Karadeniz Haberleri
Karadeniz Haberleri
Karadeniz Fotoğrafları, Trabzon, Rize, Giresun, Ordu, Gümüşhane, Artvin, Samsun, Çay ve fındık, Kaybettiklerimiz, Karadeniz Sağlık sorunları, Çevre Sorunları, Karadeniz Politika
Karadeniz gezi - tatil -turizm
Düzce, Karabük, Rize, Bartın, Gümüşhane, Bayburt, Giresun, Zonguldak, Kastamonu, Ordu, Samsun, Trabzon, Sinop, Tokat, Çorum, Bolu, Artvin, Amasya

Karadenizliler buraya

Avrupadaki Karadenizliler, İstanbullu Karadenizliler, Ankaralı Karadenizliler, Üniversiteli Karadenizliler, Karadeniz Dernekleri

Karadeniz Tarihi, Karadeniz kültürü makaleler, haberler
Karadeniz Kültür ve Tarih

Karadeniz Mutfağı, Hemşinliler, Lazlar, Pontus Rumları, Gürcüler, Karadeniz Türkleri

Karadeniz Yerel kelimeler
A, B, C, Ç, D, E, F, G, H, I-İ, K, L, M, N, O, P, R, S-Ş, T, U-Ü, V, Y, Z

Karadeniz horonları
Müzik

Kemençe ve kemençeciler, Tulum ve tulumcular, Kaval ve kavalcılar, Davul zurna, Karadenizli Müzisyenler, Müzik aletleri ve müzik teknolojileri, Atma Türküler
Karadeniz video ve belgeselleri

Siyaset Gündemi
Siyaset Gündemi, dünya haberleri, politika yorumları
Dünya
Avrupa Birliği Haberleri, ABD Haberleri, Ortadoğu Haberleri, Yunanistan Haberleri, Ermeni Sorunu, Yurtdışındaki Türkler, Rusya Haberleri, Kafkasya Haberleri, Türk devletleri

Türkiye
Doğu-Güneydoğu Anadolu, Marmara Bölgesi, Akdeniz Bölgesi, İç Anadolu Bölgesi, Ege Bölgesi, Eğitim Öğretim, Ekonomi, Türk Medyası

İdea Politik
Serbest Kürsü, Kemalizm, Siyasi İslam, Irkçılık - Aşırı Milliyetçilik, Marksizm ve Diyalektik, Gizli Örgütler ve Ezoterik Topluluklar, Milliyetçilik....



Karadeniz Ansiklopedik Sözlük

Karadeniz Ansiklopedik Sözlük.

Folklor ve Mitoloji Sözlüğü

Folklor ve Mitoloji Sözlüğü.

Pontus & Antikçağ'dan Günümüze Karadeniz'in Etnik ve Siyasi Tarihi. GENESİS KİTAP. Ankara, 2011  

Pontus

 

Kıyı Dergisi 275. sayı

Kıyı Dergisi 275. sayı

Kıyı Kültür ve Sanat Dergisi, yayın hayatına 1961’in Ekim ayında başladı. Yayını, kesintilerle beraber 2002’nin Mart ayına kadar devam etti. Günümüzde yeniden yayınlanan dergi bu ay 275. sayısını çıkarıyor.

 

FOTOĞRAF GALERİLERİ

eski karadeniz fotoğrafları, old pictures of Pontos, post cards

Eski Karadeniz fotoğrafları

Karadeniz etnografik materyaller, tarihi eşyalar, eski araç gereçler, antikalar

Karadeniz etnografik materyaller

Karadeniz yemekleri fotoğrafları

Karadeniz Yemekleri fotoğrafları

iPhone 4 Wallpapers, iPhone 4s Wallpapers

iPhone 4 Wallpapers

wintersnow~0.jpg

iPhone 4s Wallpapers, iPhone 5 Backgrounds, iPhone 4s Themess

Wide Screen Photos 1920x1080, Best Win 7 Walpapers 1920x1200

Wide Screen Photos 1920x1080

Yunanistan fotoğrafları, Greece Walpapers

Yunanistan fotoğrafları, Greece Walpapers

Doğa, Tabiat, manzara resimleri,Nature Walpapers

Doğa, Tabiat, manzara resimleri,Nature Walpapers

Osmanlı imparatorluğu dönemi resimler, Engravings of Ottoman Empire

Osmanlı imparatorluğu dönemi resimler, Engravings of Ottoman Empire

otomobil resimleri, araba fotoğrafları,Car wallpapers

otomobil resimleri, araba fotoğrafları,Car wallpapers

architecture-wallpapers-city-photos-best-free-pics_2829729.jpg 

City Wallpapers, HDR photos

img_127.JPG

Aviation, Aircrafts and Helicopters Wallpapers

00000619.jpg

Klasik arabalar, Classic Cars wallpapers

Image_0701_Virginia_Colonial_National_Historic_Park_Yorktown_Battlefield.jpg

Gezi fotoğrafları,  Travel All Around the Worl Full HD Wallpapers

1914-1918_Ze_n_ai_pas_peur_des_Boches_I_se_not_afraid_of_the_Germans.jpg

1. Dünya Savaşı resimleri, World War I Photos 1914-1918

44~1.jpg

Hayvan resimleri,Amazing Animals Wallpapers

Macro-flowers-photos-Wallpapers_284529.jpg

Makro fotoğraflar, Macro Flowers photos Wallpapers

new-year-wallpapers_38.jpg

Yeniyıl resimleri, New Year Wallpapers,

War-Plane-Images.jpg

2. Dünya savaşı uçakları resimleri, World War 2 planes


105_WideScreen_Nature_Wallpapers_2810529.jpg

Tabiat resimleri, WideScreen Nature Wallpapers

love-photos-Romantic-wallpapers_281029.jpg

Romantik resimler, Romantic Wallpapers

ESKİ BEYOĞLU'NDA, RESTAURANT, BİRAHANE, BAR, GAZİNO VE MEYHANELERİ




BEHZAT ÜSDİKEN


Dönemine göre ünlü olan Rus lokantalarını an-lattıktan sonra, bu kez onlar kadar ünlenmiş olan bazı içkili yerleri şöylece sıralayabiliriz:
"FİSCHER RESTAURANT”,
Tünel’deki “Fischer Restaurant”, Sümbül Soka- ğı’na (bugünkü General Yazgan Sokağı) girdiğinizde, Ali Hoşnudi ve Lütfü Beyzade’nin kahvehanelerini geçtikten sonra, köşe yapan yerdeydi. Resta- urant’ın cephesi, iki taraftan yere yaklaşan camlarla örtülü çift vitrin ve ortadaki iki kanatlı kapıdan oluşuyordu. Kapıdan girdiğinizde tam karşıda “U” şeklinde bir tezgâh bulunuyordu. Tezgâhın sağ tarafında bira muslukları, alt tarafta ise bira fıçılarının durduğu bir girinti vardı. Sağ ve’ sol taraflarda, vitrinlere dik olarak konmuş, mis gibi beyaz örtülerle kaplı masalar sıralanmıştı. Duvarlar yarıya kadar ahşapla kaplanmıştı, üst kısımlar krem renginde yağlıboya ile boyanmıştı. Biraz geride ve fıçıların durduğu girinti-nin arkasında, yukarıya çıkan bir merdiven görünürdü. Bu merdiven, Fischer ailesinin oturduğu bölüme çıkardı.
Vitrin camlarının üzerinde büyük bir bira bardağından taşan birayı, orijinal renkleriyle yansıtan resimler bulunuyordu. Bar denebilecek hiçbir özelliği yoktu. Doğrudan bir Alman lokanta-biraha- nesiydi.
Fischer çok güzel bir birahane ve lokanta olmasına karşılık, Beyoğlu ile ilgili eserlerin çoğunda adı geçmez. Yalnız 1988’de, Cumhuriyet gazetesinin Turgut Boralı ile yapmış olduğu bir söyleşide,
Turgut Boralı, Fischer Lokanta- sı’ndan bar diye söz etmekte,
Fischer ailesi için de Nazi Almanya’sından kaçanlar demektedir.
Jak Deleon ise Eski İstanbul’un (yaşayan) Tadı (Cep yayınları 1988) adlı eserinde aynen şunları yazar (s. 28-29): “Knatchbull-Huegessen, akşamları bunalıp Galata’daki (Galatasarayı olması gerek!) İngiliz Sarayı’ndan çıkarak, (bu da olamaz, çünkü Huegessen büyükelçidir, İstanbul’da değil Ankara’da oturur!) Tünel’e doğru tek başına yürümekte, Fischer birahanesinde, gelecek zaferin şerefine kadeh tokuşturan kahverengi gömlekli Hitler hayranı sarışın Alman oğlanları görünce, sinirden tansiyonu yükselmekte, gerisin geri çark edip postu Rejans’a zor atmakta, orada da Von Papen’le (buna da olanak yok, çünkü Von Papeıı de büyükelçidir ve Ankara’da oturur!) burun buruna gelmektedir.”
Şimdi her iki yorumu da dikkate alırsak, hiçbiri-nin doğru olmadığını kolaylıkla anlayabiliriz. Önce, aile Nazi Almanya’sından kaçmış değildir. Öyle olsaydı, 1944 yılında Ileinz (Rııdolf Fischeı’in oğlu, o tarihte 18 yaşındadır) savaşmak için annesiyle birlikte Almanya’ya gitmezdi. Deleon’un sözünü ettiği Alman gençleriyse, İstanbul’daki “Unkapanı” köprüsünün onarılması için gelen teknik elemanlar-dır. Bu gençler sürekli yemeklerini, “Fischer”de yemekte, yemekten sonra da bol bol “Bavyeıa” şarkıları söylemektedirler.
Bu açıklamadan sonra, gelelim “Fischer” ailesinin bireylerine: Baba Rııdolf, burundan takma gözlük kullanan, orta boyun üzerinde, şişman hafif göbekli, sivri sakallı, açık renk gözlü, sarışın biriydi. Genellikle pantolon ve kısa kollu gömlek giyer ve kemer yerine pantolon askısı kullanırdı. Madam İjeni, sımsıkı sarılmış ve topuz yapılmış saçlarıyla orta boylu narin bir hanımdı. Tüıkçeyi zorlukla ve Alman şivesi ile konuşurdu. Kızları Turchin için söyle-nebilecek yegâne şey, çok güzel hem de çok güzel oluşuydu. Oğulları Heinz ise, o dönemler küçüktü ve hiçbir işe karışmazdı. İyi bir yönetici olan baba Fischer lokantayı yönlendirir, dönemin en iyi ahçılarmdan sayılan Madam İjeni de hem yemekleri yapar hem de mutfağı tümüyle yönetirdi. Güzel Turchin’in görevi ise, yalnız müşterileri kaı- şılamaktıı.
Tuıchin o sıralar bir Almanla evlenecekti. Nedeni bilinmez, bu evlilik o zaman bozulmuş ve Turc- hin (sonraları adı hep Türkân Hanım diye geçecektir) R. R. adlı bir Türk beyle hayatını birleştirmiştir.
O arada şu hususu belirtmekte yarar görüyorum. Hepimizin tanıdığı ve şimdiki “Refik Resta- urant"ın sahibi Refik, Fischer’in lokantasına bulaşıkçı olarak gelmişti, hem de 1937 yılının sonlarına doğru. Refik buraya gelmeden önce, hemşehrisi Aslan, Fischer’de bulaşıkçılık yapıyordu. Zaten, Refik’i Fischeı ’e tanıştıran ve onun buraya yerleşmesine neden olan da Aslan’dır.
Bir hatırlatma, Refik Fischer’in Aşmalı Mescit’te- ki, Nil Lokantasına değil, Sümbül Sokağı’ndakine gelmiş ve ilk kez burada işe başlamıştır. Ancak Baba Fischer, kızı R. R. ile evlendikten sonra, kendi lokantasını, damadı ile kızına bırakmış ve kendisi de, Nil lokantasını satın almıştı. Tiinel’deki lokantasından ayrılırken de, kadrodan yalnız Refik’i yanında götürmüştü.
Aşmalı Mescit’te, şimdilerde “Yakup”un bulun-duğu ve o dönemler caddeye çıkıntı yapmış olan Nil Lokantası’na, birkaç basamakla çıkılırdı. Girişte sol tarafta bir bar, sağ taraftaysa bir sııa masa bu-lunmaktaydı. Barın nihayetinde, hiçbir zaman kul-lanılmamış olan, girişin tam üstündeki yarım balko-na çıkan bir merdiven vardı. Oldukça büyük olan ana salona, barın bitimindeki iki basamakla girilirdi. Salonun nihayetinde ve sağ tarafındaki bir kapıdan, apartman boşlukları arasında kalmış bahçe gibi bir yere çıkılırdı. Yazın bu bölüme masalar konur, lokantanın devamlı müşterileri de, güneş almayan bu serin yeri yeğlerlerdi.
İşte böyle bir lokantayı Fischer 1941 yılında satın aldı. 1943’te de burada çalışırken yaşamını yitirdi. Bu güzelim lokanta önceleri bir Alman lokanta ve birahanesiydi. Daha önce ise “Kohut Lokanta ve Oteli” olarak ünlenmişti. Otelin girişi buradan ol-masına karşılık, otel binası arka sokakta idi.
Neyse gelelim, lokantanın devamına, Rudolf Fischer öldükten sonra, Nil Lokantası başkası tara-fından devir alındı. Turchin ise bir zaman sonra R. R.’den ayrıldı. Zaten babasının ölümü, annesi İjeni ile kardeşi Heinz’ın savaşın içindeki Almanya’da bulunması onu çok etkilemişti. Çeşitli yerlerde, ör-neğin “Kordon Bleu” ve “Vagon Bleu”de çalışmala-rını sürdürdü.
1953 yılında, Turchin ve Romanyalı ortağının katkısıyla, Fischer Lokantası, bu kez Yeni Çarşı caddesi üzerinde yeniden doğdu. Aşçı gene Madam İjeni idi. Şubat 1953’te açmış oldukları yer, eskisi gibi, gene çok elegandı. Turchin pek büyük olmayan bu yere, tüm Alman kolonisiyle, yabancı legasyonunıı toplamayı başardı.
1967 yılında bu kez, oldukları yer küçük geliyor gerekçesiyle, İngiliz Sarayı’nın karşısındaki hayli büyük bir mekâna taşındılar. En eski havasını yansıtan bir dekor içindeydi, buradaki Fischer Lokantası. Turchin 1967’nin Temmuz ayında burada bir açılış yaptı. Nefis yemekler ve gerçekten güzel bir servis, gene aynı beğieniyi almıştı. Artık, Madam İjeni olmamasına rağmen, iyi yetişen yeni kadro eski damak zevkini veriyordu. Zamanla, sürekli müşterileri yavaş yavaş azalmaya başladı. Aslında, Beyoğlu inişe geçmiş ve parlak yaşamını yitirmişti. Bunun sonucu olarak, Beyoğlu’ndaki iyi yerlerden biri daha, 1978 yılında bir daha açılmamak üzere kapandı.
Turchin mi? O hâlâ sağ, kendini bırakmadan, her zamanki gibi, güzel günler içinde yaşamını sür-dürüyor.
.SARAYBOSNA LOKANTA-MEYHANESİ
İkinci Dünya Savaşı sürecinde, Yugoslavya’nın Sancak yöresinden kaçarak İstanbul’a gelen ve dört bireyden (Baba Amir, karısı Anna ve 10 yaşlarında, Emina’yla Ayşa adında iki kız çocuk) oluşan bir aile, doğrudan Beyoğlu’na yerleşmiş ve Amiı’in ana mesleği olan meyhaneciliği de sürdürmek için, Sümbül Sokağı’nda, tam Fischer Lokantası’nın karşı köşesinde, altı masalık “Saraybosna” adında bir meyhane açmışlardı.
Amir tipik bir Yugoslav, Tüıkçesi nanay; karısı Anna hem güzel, hem alımlı, hem de kokana; kız-larıysa felâket güzel iki sarışın. Amir, Türkçe bilme-mesine rağmen, çok iyi bir meyhaneci olduğunu kısa sürede kanıtladı.
Meyhane, her akşam altıdan sonra ful! Nedeni mi? Önce tüm Yugoslavlar burada, sonra Anna harika bir sarışın. Bol pantolon giymiş, başına bir Montgomery beresi oturtmuş Amir, karısıyla pek ilgili değil. Ayrıca, buldukları gramofon eskisi ve beraberlerinde getirdikleri “SEVDALİNKA” plaklarıyla müşterilere hava atmaktalar.
Yemekleri, Yugoslav mutfağının özelliğini taşı-yor, “Rasoy” birinci yemekleri, rakının her türlüsü, hatta “Slivovica” bile var (o dönemde, Kulüp, Ba- küs, Dem, Bilecik, Feıtek, Dimitrokopulo rakıları varsa da, müşterler genellikle, Kulüp rakısını yeğlerler.)
İkinci Dünya Savaşı’ndan ötürü, geceleri karartma olduğundan, dışarıya ışık sızmasın diye, vitrin ve kapı camlarına konan tül perdelerin dışında, storlar da (halkın deyimiyle muşamba perdeler) akşamları kullanılıyordu. Anna’nın güzelliği, gelenlerin ailelerince bir dedikodu kaynağı oluşturmaya ve karartmadan ötürü geceleri geç saatlere kadar kalınamaması, müziğin kısıtlanması, lokanta-mey- hanenin yaşamını zorlamaya başladı.
Amir bütün bunlara karşılık, miiessesesini bir süre daha yaşatmaya çalışmışsa da aldığı borçları ödeyemez hale gelince, özene bezene duvarlara yaptırdığı resimlere ve meyhane atmosferine ger-çekten katkıda bulunan plak ve müziğine rağmen,
istemeyerek de olsa, işyerini önce geçici olarak, daha sonra tamamen kapatmak zorunda kaldı. Yıllar sonra, kızları Emine ve Ayşe’ye (Yugoslav söyleyişiyle Emina ve Ayşa) Galatasaray’da rastladım, büyümüşler ve çok güzelleşmişlerdi.
BEDROS'UN MEYHANESİ
Bedros’un meyhanesi, Aşmalı Mescit Soka- ğı’nda İstiklâl Caddesi’nden girişe göre sağ tarafta, Aşmalı Mescit Sokağı’yla, Aşmalı Mezarlık Soka- ğı’nın kesiştiği yerdeki, sütçü Toma’dan önceydi. Meyhane olarak çok kaliteli bir yerdi. Dışardan bakıldığında, tüneli andırırdı, çünkü cephesi dar ve dükkân biraz ıızuncaydı. Ön yüzü tamamen maviye boyanmıştı. Kapının girişinde, sol tarafta, meyhanenin yarısını kaplayan, üstü çinko kaplı ve “L” biçiminde bir bar tezgâhı vardı. Tezgâhın önündeki yüksek taburelerde, genellikle saat altıdan sonra damlayan akşamcılar otururlardı. Meyhanenin geri kalan bölümündeyse, masalar bulunmaktaydı. Uzun süre oturacaklar veya misafirleri olanlar, arka bölümdeki bu masalarda otururlardı.
Meyhanenin müşterileri, mahalle esnafı, boyacı Haşan, Bıistol oteli resepsiyon memuru İvo, dal gibi boyu ve taranmamış saçlarıyla sözümona tüccar Ragıp bey, terzi Şakir, enspektör Niyazi bey, demirci İbrahim, sivil giyindikten sonra sıska polis Hikmet, terzi Halil, Derviş, Mustafa, terzi Emin’le kalfası aslan Niyazi ağabeyimiz, Turan Aziz Beler ve de Şef Seyfo ile burası, tam oıtadirek meyhane- siydi, her taraf temiz ve pırıl pırıl.
Mezelerine gelince: topik, plaki (her türlüsü), midye tava, midye ve yaprak dolması, lakerda (kapının önündeki camekânda lakerda satan Muse-vi’den alınırdı), kışın içine limon sıkılmış tahin hel-vası ve de leblebi.
Bedros, tezgâhın arkasındaki raflara sıralanmış çeşitli rakılar, kırmızı ve beyaz Mutuk, Marmara, Dimitrokopulo şarap şişeleriyle, alt raflarda, kendi parlattığı bardakların arasında gidip gelirdi. Kısa boyu, simsiyah gür ve çok saçlı, yusyuvarlak yüzlü, bıyıksız, sürekli gülümseyen biriydi, Bedros.
Gelenler, akşamcı olduklarından, kolay kolay yerlerini bırakmazlardı. Bu bakımdan, meyhane çok iyi çalışır, Bedros da çok iyi para kazanırdı. Bedros, sevip saydıklarının hesabını tutar, kimsenin de yüzüne vurmazdı. Bu borçlar bazen ödenmez, bazen de uzun süre yazılı kalırdı. Sade vatandaşa hizmet götüren bu güzel meyhaneye ve sürekli gülümseyen meyhanecisine kalan borç-hesap- larının pek yüksek bir tutara ulaştığını sanmıyorum.
TUNA LOKANTA VE PASTAHANESİ (TUNA İÇKİLİ LOKANTASI)
İstiklâl Caddesi yönünden Aşmalı Mescit Soka- ğı’na girdiğinizde, soldaki üçüncü apartmanın adı (çok eskiden beri) “Atlas”tı. Apartmanın altındaki yerse, İzzet Toker ve karısının yönettiği “Tuna Lo-kanta ve Pastahanesi” idi. İzzet çok şişman bir
'iefis Yemekleri,. Zengin Tablidot ve Bol Mezesi. Taze.Birasile Meşhur Beyoğlundaki En Ucuz Lokantasıdır===
Bir tecrübe ile istifadenizin nekndar büyük olduğunu görmelisiniz; Beyoğlu, Aomalı meseli, Lobon karsısı No. 3-5 ® Telefon, 42?İÇ
beydi; karısı da öyle. Beraberce lokantayı yönetirler ve lokantanın hemen üstündeki Atlas apartmanının i. katında ve 3 numaralı dairesinde otururlardı.
Bu lokanta açılmadan önce, burada Haralambos Yorgiadis’in işlettiği “Lux” adında çok güzel ve me-zeleriyle tanınmış bir birahane vaıdı. Tuna Lokanta ve Pastahanesi, Rusların İstanbul’a döküldüğü dö-nemlerde açılmıştı. Söylentiye göre, İzzet Toker ve karısı Rusya’dan göç edenlerdendi. İşte bu ikili, çok güzel dekore ettikleri bu lokanta ve pastaha- neyi uzun süre işletmeyi başarabilmişlerdi.
Lokantanın cephesinin sağ tarafında, geniş ol-mayan çift kanatlı bir kapısı, sol tarafındaysa büyük bir vitrin camı bulunuyordu. Vitrin ve kapı camlarını tamamen tül perdeler kapatıyordu. Lokantanın girişi biraz dardı, arkaya doğru ise salon genişliyor ve üç sıra halinde konmuş masalar büyük salonu doldunıyordu. Girişe göre genişleyen sol bölümde, çok büyük iki vitrin buzdolabı vardı. Yemek seıvisi yapılan mutfak penceresiyse sol dipteydi. Yemeklerin ve içkilerin servisini Bayan Toker kontrol ederdi. İzzet Bey müşterilerle ilgilenir ve garsonların adisyonlarını ödenmeden önce kesinlikle incelerdi.
Lokanta, oıta halli sade vatandaşın rahatça gi-debileceği bir yerdi. Yemeklerinde bir özellik yoktu. Fiyatlar ise diğer lokallere göre daha ucuzdu. Burası sanatkârların bazılarının da uğrak yeri olmuştu. Nitekim, Sait Faik ile olan anısını, Salâh Birsel bakınız nasıl anlatır: “Sait’in üstelemesine karşı koyamaz, çıkarlar Tepebaşı’ndaki İzmir lokantasına giderler, bir Feıtek açtırırlar, içerler, içerler, ikisi de kafaları bulmuştur. Saat altıda Sait Tuna’ya gitmek için ayaklanır. Samim’in de oraya gelmesini teııı- bihlemiştir. Aleksandıa ile Katina da geleceklerdir. O durumda Salâh’ı bırakmayı gönlü elvermez: ‘Hadi sen de gel.1 İki adımda Tuna’yı tutarlar. Birahanede daha kimsecikler yoktur. Biraz sonra Samim görünür. Arkasından Aleksandıa ile Katina. Alek- sandra esmer, ortadan biraz uzun, saçları alagaı- sondur. Bizim silahşörler, Tuna’da kafaları iyice çektikten sonra, dans edilecek bir yer ararlar.” Böyle bir yerdi Tuna Lokantası, herkesin rahatça gidebildiği ve fiyatların da müsait olduğu bir yerdi. Bu lokantayı yönetenler, yani İzzet Toker ile karısı 1950’li yılların ortalarına doğru yorulduklarını ileri sürerek, işyerini devrettiler, kendileri de Minare So- kağı’nda bir daire satın alarak oraya yerleştiler.
KAPTAN RESTAURANT
Ömrü kısa olan bu lokanta, Sofyalr Sokağı’nda ve Şenbender Sokağı’nın köşesindeki Kasap Van-gel’den sonıa Refik’in ilk yerinden önceydi. Dar uzun bir yerdi, kesinlikle güzel bir meyhaneydi. Sahibi Kırım’dan 1920’lerde göç etmiş Nâzım Pamir adında bir Rusyalı idi. Ancak gerçek bir kaptan olduğu için uzun süre denizcilik yapmış, gemilerden ayrıldıktan sonra da, kapağı Sofyalı Sokağı’na atmıştı.
Lokantayı açtığı dönemlerde bekârdı. Lokanta- meyhane de gerçekten çok iyi çalışırdı. Müşteriler zaten çevredeki esanftı. Zamanla, evlendi, tek bir oğlu oldu. Oğlu genç yaşında amansız bir hastalığa yakalandı ve yaşamını yitirdi. Nâzım Bey amcamız da zaten içkiye alışkındı, gittikçe dozunu artırdı ve bir süre sonra oğlunun yanına doğru ebedî yolcu-luğuna çıktı.
REFİK RESTAURANT
“Refik Restauıant”ı açan (hepimizin tanıdığı) Refik, 1937 yılının sonlarında, Tünel’deki Fischer Lokantası’na gelmiş ve bir süre burada çalışmıştır. Fischeı’in kızının evlenmesi üzerine, burayı dama-dına ve kızına bırakan Baba Fischer’in arkasından Aşmalı Mescid’deki Nil Lokantası’na gidecek ve Fischer’in öldüğü 1943 yılı Ağustos ayma kadar orada kalacaktır. Nil Lokantası’ndan bu tarihte ay-rıldıktan sonra, Refik değişik yerlerde çalışacak, bu

Kaptan Restaurant ve Refik Restaurant’ın da bulunduğu Sofyalı Sokaktan bir görünüm, 1970’ler.

arada (Galatasaray’daki) Bohem ve (Postacılar So- kağı’ndaki) Hristaki’de boy gösterecek, daha sonra Sofyalı Sokağı’ndaki ilk lokantasını açacaktır.
Refik, özellikle Rum meyhanecilerinin yanında çalıştığı için, meyhane kültürünü çok iyi sindirmiş, ayrıca meze tekniğini de öğrenmiş olduğundan, kısa sürede çok saygın ve sade vatandaşlardan oluşan bir müşteri grubunu toplamayı başarmıştır. Refik’in yemekleri ve mezeleri, her zaman temiz ve nefis olmuştur. Kışın Pazartesi günleri menüde kesinlikle ya patates musakka ya da pastırmalı kuru- fasulye vardır. Balıkları ızgara ve tavadan çok, fırında tepsi ile yaptırır. Arasını gelen konsolosluk mensupları hanımlar ve beyler orta masalara yerleşirler. Çünkü ön masalar sürekli gelen, gündüzcü ve akşamcılarındır. Saat 13.000’e doğru geldiğinizde, bizim Yorgo yorulmuşsa oturuyordur; geç kal-mışsanız, onu vestiyerde sigara içerken yakalarsınız. Kaldı ki hem yaş, hem baş, tabiî ki Yorgo da her dem sarhoştur. Kaldı ki, bu kadar sarhoşun arasında ayık kalmaya olanak var mı? Refik ise, yaşlılıktan demeyelim, sabah başladığı içkiden dolayı göbeğinde her gün artan kilosunu barındırmak zorundadır.
Lokantanın en belirgin diğer bir özelliği de, müşterilerin kendi kendilerine hizmet etmeleridir. Örneğin: Ekmek istiyorlarsa kesip alırlar, tezgâhtan yemeklerini ister, oturur yerler, kapıdan çıkarken de hesaplarını öderler, hem de yediklerini kendileri sayarak... Kanımca, kaybolan Rum meyhanecilik geleneğini halen sürdürebilen nadir yerlerden biri-dir, Refik Restaurant...
DEGUSTASYON, İTALYAN LOKANTA VE KAHVEHANESİ
“Degustasyon” adı ile tanınan İtalyan Lokanta ve Kahvehanesi, halen onarılmış bulunan Çiçek Pasajı’nın İstiklâl Caddesi üzerindeki kapısının biti-şiğinde idi.
Bugün “Çiçek Pasajı” olarak bilinen bina, 5 Ha-ziran 1870 tarihli Büyük Beyoğlu yangınında yanan “Hoca Nauııı Tiyatrosu” arsasının, dönem bankerle-rinden Hristaki Zogıafos Efendi tarafından 1873 yı-lında satın alınması sonucu, Rum Mimar Kleanthi tarafından ve Hristaki Zogıafos Efendinin istekleri doğrultusunda inşa edilmişti.
1876 yılının Haziran ayında, yapımı biten pasaj ve binanın içinde, 24 dükkân, üç kapısı bulunan apartmanlarda ise 18 daire bulunmaktaydı. O dönem “Hristaki Pasajı” diye adlandırılan bıı ünlü pasaj (ayrıca “Çite de Peıa” olarak da bilinir), Sadr-ı âzâm Küçük Said Paşa’ya geçince, “Said Paşa geçidi” olarak anılmaya başlandı. 1940'lı yıllarda "Çiçekçilik İstihsal ve Satış Kooperatifi" buraya yerleşince, pasajın adı "Çiçek Pasajı" oldu (halen de öyle).
Degustasyon Lokantası işte böyle ünlü bir pasajın altında açılmış ve uzun süre Peıa'da yaşayabil- mişti. 1876 yılının Ağustos ve Eylül aylarında biten pasajın kiralanması başladı. Bu işle özellikle, Hıis-taki Zografos Efendi uğraşıyordu. Bu dönem, De- gustasyon Lokantası’nın yerini önce Eugene Parret kiraladı. Ve burasını çok lüks, kadın kumaşları ve aksesuarları ile ilgili her türlü malzemeyi satan bir işyeri haline getirdi. Adını da “Maison Parret” koydu.
Zamanla, Maison Parret, İstiklâl Caddesi üzerinde ve Tütüncü çıkmazının bitişiğindeki yerine taşınınca, boş kalan mağazaya manifaturacı “Grizagoıi- des Kardeşler” yerleşti. 1890’lı yılların başında, pasajın içinde “Spiıidon Tiberius” kendi adını taşıyan, şarküteri ve bakkal karışımı bir işyeri açmıştı. Uzun süre Pera halkına hizmet veren, Spiıidon Tiberius 1920’li yıllarda dükkânını “Maurandi” adlı birine devir etti. Yeni gelen, burasını yeniden dekore ederek, lokanta ve şarküteri mağazası olarak açtı. Ayakta bira içilen bir bölümü olan bu yer İtalyan spesiyalitelerine de yer veriyordu.
Bu arada İstiklal Caddesi üzerindeki Gıizagoıides Kardeşler işyerlerini devretmek istediler. Maurandi, bu işyerini, ileride kendi işyerine katma düşüncesi ile devren satın aldı ve çok sempatik bir İtalyan lokantası haline soktu. Adını da “Restauıant Milano” koydu. 1928 yılına kadar burasını çalıştıran Maurandi her iki bölüme bakamadığı için yalnız Restauıant Milano’yu devren gene kendi gibi İtalyan olan Ednıondo Mori- çi’ye sattı. Ednıondo Moıiçi burayı yeniden dekore etti ve adını “Degustasyon” koydu, 1928 yılından
10 Mayıs 1978 gününe kadar, lokanta bu adla anıldı. Yeniden dekore edilerek hizmete sokulan “Degustasyon, İtalyan Lokanta ve Kahvehanesi”, İtalyan ağırlıklı yemekleri ve içkileri ile ünlendi.
1928 yılında Degustasyon Lokantası, Mauran- di’nin sahip olduğu arka bölümle birleşmeıııiş ve 1932 yılına kadar yalnız caddeye bakan bölümle müşterilerine hizmet veimişti. 1932 yılında Maurandi Ankara’dan teklif alıp oraya gitmeye karar verince arka bölümü, yani pasaj içindeki lokantasını da, Ednıondo Moıiçi’ye devren sattı. Bunun üzerine, Maurandi’nin uzun süre yaşayabilmiş olan lokantası kapanmış, buna karşılık Ednıondo Moriçi yeni aldığı bölümle, ön bölümü birleştirmiş sonuçta oldukça büyük bir lokanta ortaya çıkmıştı.
Degustasyon Lokantası’na, ortadaki iki kanatlı kapıdan ve üç basamakla girilirdi. Yanlardaki iki vitrin çıkıntı yaptığından bu bölümler caddeye balkon gibi bakardı. Her iki tarafa da birer masa konmuştu. Sağ arkada, yukarıya çıkan merdiven vardı. Bu merdiven ikinci salona girişte basamaklı kademeden sonraydı. Balkon bölümü, lokantanın yarısına kadar gelirdi. Kademeli olan bölümse Maurandi’nin sonradan devir ettiği ve eklenerek elde edilen salondu. Lokanta İtalyan yemeklerini sunduğu için yıkılışına kadar menü hemen hemen hiç değişikliğe uğramadı.
Lokanta, Ednıondo Moıiçi ölene kadar onun yönetiminde kaldı. Ölmesi üzerine yerine Donato Moriçi geldi. Degustasyon açılışından beri tamamen Rum garsonların tekelinde çalışmıştı. Örneğin: Stıati Kotakis, Koço Yankulovitch, Mihal Naunı, Koço Mancavino ve Yoıgo Mancopoulo...
Degustasyon’un kanımca, Çiçek Pasajı’na yaptığı en büyük iyilik, yazın pasaja bakan cephenin önüne masa koymaya başlamasıdır. Bu başlangıç varolan birkaç küçük lokantanın da, aynı şekilde hareket etmesine neden oldu. Ve Çiçek Pasajı, “Çiçek Pasajı” halini aldı. Bu lokantanın müşterileri genellikle belirgindi. Örneğin: Ercümend Ekrem Talu, Turan Aziz Beler, Baki Süha Ediboğlu, Yahya Kemal (bazen), Pallavidis’ler, Sabuncakis’ler, Muzaffer Tema (son yıllarda), Faruk Nafiz Çamlıbel vb...
Degustasyon, kendi yaşam şeklini bir süre daha korumaya çalışmışsa da, kadronun kısmen de olsa değişmesi, Beyoğlu’nun da esprisini yitirmesi üzerine, zaten eksi havasını kısmen kaybetmişti. 10 Mayıs 1978 günü pasajın çökmesi üzerine de, Degustasyon kendi kendine tarih oldu. Yeri halen aynen ve kapalı olarak durmaktadır. ■
        

Karalahana.Com! Doğu Karadeniz Bölgesi gezi, kültür, tarih ve müzik rehberi © 2012 | Tüm hakları saklıdır