Mübadele Çocukları – Renee Hirschon

Yazan:Derya Sevinç Yazı
Kaynağı:Düşle Edebiyat Dergisi
Yunan Ordusu’nun 1922
yazındaki yenilgisinden sonra yüzbinlerce
mülteci Yunanistan’a sığındı. Bu dönemde
barınak, yiyecek ve tıbbi bakım sağlanabilmesi
için geçici çözümler aranmaktaydı. Acil
durumlarda ilk çalışmaların çoğunu uluslararası
yardım örgütleri olan Kızılhaç ve Çocukları
Koruma Fonu üzerine almış, Yunan hükümeti de
Mültecilere Yardım Fonu adıyla bu işe tahsis
ettiği bir örgüt kurmuştu. Pire ve Selanik’teki
kamu binaları ile Atina Opera Binası’nda barınan
yüzlerce aile vardı. Ayrıca okul binaları,
fabrika hangarları, depolar ve çadırlar da bu
amaçla kullanılıyordu. Bu insanları ayakta tutan
tek şey Anadolu’ya geri dönme umuduydu. Dönüş
umudu, Temmuz 1923′te beklenmedik bir ahali
mübadelesini öngören Lozan Antlaşması ile son
buldu. Bu, Yunanistan ve Türkiye’nin Müslüman ve
Ortodoks Hıristiyan nüfusunun karşılıklı
mübadelesi anlamına geliyordu. Sonuç olarak
Yunanistan’dan 350.000 Müslüman Türkiye’ye,
yaklaşık 1.500.000 Ortodoks Hıristiyan da
Yunanistan’a yerleştirildi. Lozan Antlaşması
kapsamında yer alan “mübadillere geride bırakmak
zorunda kaldıkları taşınamaz mallar için
tazminat ödeneceği” yükümlülüğü 1930 yılında
Venizelos ve Atatürk’ün imzaladığı Ankara
Antlaşmasında kaldırıldı.
Yeni kurulan, ekonomik
ve toplumsal bakımdan homojenleşme süreci
hızlanan Türkiye Cumhuriyeti için, mübadeleyle
ülkeye gelen üçyüzellibin müslümanın getirdiği
sorunlar daha azdı. Beş yıl içinde II. Dünya
Savaşı ile İtalyan ve Alman işgallerinin
yarattığı kargaşa ortamına giren, büyük siyasi
karışıklık, iç savaş ve ekonomik problemler
yaşayan Yunan Devleti için birbuçukmilyon insana
yaşam imkanı sunmak oldukça zordu.
Midilli’de Ege
Üniversitesi’nin yeni kurulduğu dönemde Sosyal
Antropoloji Bölüm Başkanı olarak ders veren
Renee Hirschon tez araştırmasını 1922′den sonra
Yunanistan’a yerleşmiş olan “Mikrasiates” yani
Anadolulu Hıristiyanlar arasında yaptı.
İlk olarak 1989′da Oxford’da
yayınlanan ve özgün adı “Heirs of the Greek
Catastrophe” olan kitabın konusu Hirschon’ün 17
ay boyunca mülteci mahallesinde sürdürdüğü
antropolojik alan çalışması ile kaydettiği etnik
temizlik adı altındaki zorunlu göçün Anadolulu
Rumlar üzerindeki yerleşim ve uyum sağlama
sürecindeki etkileridir. Kitap, bu yarım asırlık
mülteci yaşamını tarih, mekan, din ve gelenekler
açısından ele almış ve bu insanların Pire Limanı
yakınındaki Kokinya’da yoksul bir semt olan
Yeranya’nın perfabrik evlerinde 50 yıl ülkenin
üvey evlatları olarak yaşamaya mahkum
edilmelerinin halk arasında filizlendirdiği
isyan ve direnişini anlatmıştır. Kitapta
eksikliği hissedilen siyasi durumun anlatımı ise
yazar tarafından araştırmasının askeri cunta’ca
sınırlandırılmasına yani Yunan Devleti’nin kendi
üzerinde kurduğu baskıyla savunmuş.
Kitap, bir anlatıdan çok
zaten bir tez çalışması olması sebebiyle de
örneklendirmeler ve bu insanların anlatılarıyla
da desteklenmiş, bilimsel bir belge olarak
kitaplaştırılmış ve Türk Tarih Vakfı tarafından
türkçeye de kazandırılmış.
Prefabrik evlerde yaşanan bir
diğer sorun ise Anadolulu Rumlar’ın sahip
oldukları drahoma geleneğinin yarattığı
sıkıntılar oldu. Bu evlerin projeleri ve bölge
insanlarının resimleri kitap içinde yer alır.
Yunanistan’ın yeni bir göç alma felaketiyle
karşı karşıya gelme ihtimaline aldırmadan, bu
geleneğin hala devam ettirildiği bölgelere
yerleşmek isteyebilecek erkeklere “drahoma”
geleneğini açıklamak istiyorum -ki Türk
Halkı’nın çoğu bu geleneği en etkili öğrenme
yöntemi olan magazin basınından İbrahim
Kutluay’ın Panatinaikos takımına transferiyle
öğrenmişti. Geleneğe göre: Evlenecek olan kız
çeyiz olarak “ev” vermek zorundadır. Şartların
elverişsizliği nedeniyle illegal yöntemlerle
prefabrik evlere ekler çıkılarak yeni çifte
yaşam alanı oluşturulmuş, bir başka açıdan damat
iç güveysi olarak kız evine yerleşmiş. Kitap, bu
evlerin krokilerini de yine bir belge
niteliğinde sunuyor bize.
Türk-Yunan mübadelesi konusu
pek çok sayıda makaleye konu olmuştur. Michael
Herzfeld’e göre “Başka pek çok toplum gibi
Yunanlar da mekansal ayrım sorununa
duyarlıdırlar. Kimi zaman onlardan uzak durup
kimi zaman birlik olmaya çalışan bir “Avrupa”
ile ızdırap verici ölçüde ikircikli
ilişkilerinin de güçlendirdiği bir kültürel tema
olarak, dışardaki mahremiyet arasındaki ayrıma
yoğun bir biçimde odaklanmış olmaları Yunanların
“ev mekanı” kullanımı hakkındaki herhangi bir
araştırmayı ilginç kılmaktadır.”
Renee Hırschon ikinci baskıya
yaptığı önsözünde şunları dile getiriyor:
“Bu kitabın yeniden basımı, Yunanistan’da “Küçük
Asya Felaketi” olarak adlandırılan, Ege’nin öbür
yakasında ise Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurtuluş
Savaşı ile doğuşunun kutlanmasına neden olan
olayların 75. yıl dönümünde gerçekleşiyor. İki
görüş arasındaki bu asimetri çarpıcıdır. Son
birkaç yılda Türk ve Yunan akademisyenler, iş
adamları ve gazetecilerin fikir alışverişi ve iş
birliğine yönelik bir forum oluşturmak üzere
gitgide daha sık diyaloğa girmeleri yüreklere su
serpen bir görüntü. Bunun yararlı olacağı
kuşkusuz. Çoğumuz bu bölgede yaşananların daha
net anlaşılabilmesinin ancak Ege’nin her iki
yakasında yaşayanları da göz önüne alan ve
ulusal ayrımları aşan yaklaşımlarla elde
edilebileceği görüşünü paylaşıyoruz”
Tüm dünyada yaşadığı yerden
göçe zorlanan insanların sayısı UNCHR-United
Nations High Commissioner for Refugees,
Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek
Komiserliği’nin belirlediği rakamlara göre
1997′de 25 milyon kişi olarak açıklanmış.
Zorunlu göç sadece Türk-Yunan
devletleri için tarih sayfalarına geçen eski bir
tehdit değil pek çok kitleyi sancılandırmış olan
genel-geçer bir sorundur.Dünya milletleri
hümanist bir yaklaşımla birbirine önyargısız bir
empati geliştirebilirse ve “materyalist devlet”
olma inadından, sömürü politikası uğruna
kendinden başka devletleri kendi kurbanı üzerine
kışkırtmaktan ve bu devletler de kurban olmaktan
sıyrılabilirse dünya barışı özlenen ütopya
olmaktan çıkar diye düşünüyorum.
Mübadele Çocukları, Renee Hirschon, Tarih
Vakfı Yurt Yayınları, 235
Satın almak için
aşağıdaki resmi tıklayın:
Bu makaleyi
beğendiniz mi?
|