Helmut Uhlig, bu
kitabında günümüz Avrupası'nın tarihsel izini
sürüyor ve bu izleri netleştiriyor: Uhlig'e göre,
dünyanın en eski uygarlıklarının beşiği ve
"Avrupa'nın Anası"dır Anadolu. <br>
At Sırtında Anadolu'nun bugünün Türkiye'sindeki okurlara da söylenecek çok şeyi var.Dönemin politik gelişmeleri hakkında ilginç değerlendirmeler sunan kitabın asıl önemli tarafı, o günlerin Anadolusundaki günlük hayatı ayrıntılarıyla aktarması. Avrupalı bir beyefendinin gözüyle 'Şark' hayatının çeşitli yönleri ele alınıyor kitapta.
Ülkemizin tarihi
coğrafyasını ve arkeolojisini incelerken başvurulan
antik kaynakların ilk sıralarında kuşkusuz Amasyalı
Strabon'un "Geographika" (Coğrafya) adlı çalışması
gelmektedir. <br>
Elinizdeki çalışmada, Anadolu seferinin
emperyalist-yayılmacı karakteri kınanmakta ve Yunan
ordusunun 1919-1922 döneminde yerli sivil Türk ahali
aleyhindeki taşkınlıkları anlatılmaktadır.
Halikarnas Balıkçısı bu kitabında, bu diyarın gerçek
varislerinin bizler olduğunu, ama bunu dört bucağa
mirasyedice saçtığımızı dile getirir. 'Osmanlı
Devleti zamanında dünyanın yedi harikasının elle
tutulur sanat kalıntıları, babalarının mallarıymış
gibi şimdi Batı'nın çeşitli müzelerindedir,' diye de
ayrıca belirtir.
atı
ve Kuzey Avrupa'da, iri ve düzensiz taşlardan
yapıldıkları için "megalit" olarak adlandırılan
anıtlar, tarihöncesi dönemden kalan en çarpıcı
kalıntılardır. Avrupa megalitik anıtları genel
olarak İngiltere'deki Stonehenge ile özleşmiştir; bu
anıt, çeşitli söylenceler ile de birleştirilerek
gizemli bir hale getirilmiş, birçok kurama da kaynak
olmuştur. Dolmen, kromlek, menhir gibi kendi içinde
zengin bir çeşitlemesi olan bu tür anıtlar,
arkeolojinin emekleme çağından itibaren ilgi çekmiş,
kimi zaman efsanelerle karıştırılarak
tanımlanmıştır. Geçen yüzyılda bu tür anıtların
yalnızca Batı ve Kuzey Avrupa'ya özgü olmadığı,
başka coğrafyalarda da Avrupa örneklerine yakından
benzeyen, ancak farklı dönemlere tarihlenen
megalitlerin olduğu ortaya çıkmıştır. 20. yüzyılın
başlarından itibaren Türkiye'nin çevresindeki
bölgelerde de megalitik anıtlar bulunmaya başlanmış,
özellikle Doğu Akdeniz'de Filistin-Lübnan ile
Kafkasya'daki anıtlar ayrıntılı olarak belgelenerek
yayınlara girmiştir. Hemen hemen aynı dönemde
Balkanlar'da ve özellikle Trakya'nın Istranca
kesiminde de bu tür megalitlerin var olduğu
anlaşılmıştır. Birbirinden farklı üç megalitik
bölge, Kafkaslar, Filistin ve Trakya arasındaki
konumuyla Anadolu, dikkatleri üzerine toplamıştır.
İlk önceleri Kars, ancak bunun hemen sonrasında
Adıyaman-Maraş bölgesindeki çalışmaları ile sayın
Bakiye Yükmen Anadolu'da ön tespitlerle bilinen
birkaç megalitik anıta dayalı olan bilgilerimizi
genişletmiş, kapsamlı ve güvenilir bir başvuru
kaynağına dönüştürmüştür. Arkeoloji ve Sanat
Yayınları tarafından yayımı gerçekleştirilen bu
kitap ile ülkemizde ilk kez megalitik anıtlarla
ilgili kapsamlı bir yayın ortaya çıkmaktadır.
Türkiye megalitleri ile ilgili yeni arşatırmaları
özendirip, korunmalarına yönelik girişimleri
başlatabilirse, amacına ulaşmış olacaktır.
Anadolu aleviliğinin içeriği ve kökeni üzerinde yüzyılların baskısı yadsınamaz. Bu içeriği, kendi çıkarları için sınırlamaya kalkanlar, kökeni de bu çıkar nedeni ile asılsız bir kaynağa bağlamışlar; soy kütüklerinin ilk tarihini taşıyan M.1232'den bugüne hep yıldırma ve beyin yıkama yöntemi ile gerçek kökenimizi unutturmuşlar; Anadolu Aleviliğini oluşturan Türkmen, Kürt, Zaza ve sayıları az bile olsa Nusayri yurttaşlarımızın atalarının yarattıkları bu görkemli kültür sarayının baş köşesinde hiçbir emeği olmayan kişileri oturtmuşlardır.
Bu
araştırma, Anadolu'nun değişik bölgelerindeki antik
kentlere ait kompozit başlıklar, Roma Sanatı'nın
kendine özgü geleneksel yapısı içerisindeki bir
gelişim sırasına yerleştirilmeye çalışılmıştır.
Malzemenin oldukça yoğun olmasına karşın, çalışmada,
stili izlemeye yardımcı olabilecek örnekler
değerlendirilmiştir.
Anadolu Kültür Tarihi, Ord. Prof. Dr. Ekrem Akurgal'ın 60 yılı aşkın süreyle yabancı dillerde yayımlanmış araştırmalarının sonuçlarını ana çizgileriyle anlatan bir başyapıt...
Sislerle çevrelenmiş bir tarih aydınlanıyor. "Antik Çağlarda Doğu Karadeniz", Ahmet Mican Zehiroğlu'nun yıllardır sürdürdüğü çalışmaların sonuçlarından biridir. Dönemle ilgili bilinen belli başlı kaynakların, eski Yunanlı, Romalı ve Bizanslı tarihçilerin, seyyahların kitaplarından yola çıkarak başlayan araştırma süreci, Zehiroğlu'nu dönemin kalıntılarından, Kolkhis uygarlığına ait sikkelerin incelenmesine kadar götürdü. Urartu Kitabelerinde Kolkhis'le ilgili buluntularla başlayan "Antik Çağlarda Doğu Karadeniz", Kolkha Krallığı ve Lazi Krallığı hakkında bugüne kadar Türkiye'de yayınlanmış en kapsamlı çalışmadır. Tarihi, bugünü aydınlatan bilim olarak görenler, bir zamanlar Doğu Karadeniz'de neler oluyordu sorusunun karşılığını, tümüyle orijinal kaynaklara dayanan bilgilerle alacaklar.
Bir "İbret Meşreri" olan tarihin ehemmiyeti, içinde yaşadığımız hadiselerin sebep ve neticeelri, itibariyle daha berrak bir sürette kavranmasına ve istikbalim emniyet bahşedecek bir tarzda istikametlendirilmesine yaramasındadır. Türkiyemizde onun, ihtimal bu rolü oynamasını istemeyenler, vukuatı kasden ve adeta girft bir bilmece haline getirmişlerdir. Gariptir ki, binlerce yıllık milli tarihimizinin en karanlık ve karışık devresini, vesikanın son derecede az olduğu eski ve uzak başlangı zamanları değil de, son yüz yılık kısım teşkil etmektedir.
Promete Yayımcılık,
uygarlığa gösterilmesi gereken bir özenle
hazırladığı "Ânadolu'da Tarih ve Kültür" seti ile
ülkemizde yaşamış ya da yaşayan uygarlıkları özenle,
toplu biçimde sunmayı hedeflemiştir. Sizi tarihe
tanıklık etmeye çağırıyor.
Balkanlar, Kafkaslar
ve Orta Doğu gibi dünyanın en hareketli ve en sıcak
bölgelerinin merkezinde bulunan Türkiye'nin içinde
bulunduğu ortamı en iyi şekilde analiz etmesi, doğru
kararlar vermesi ve bunları kararlılıkla uygulaması
gerekmektedir.
Doğu Karadeniz Bölgesi'nin en büyük bakır atölyelerinin bulunduğu Trabzon'da üretilen bakır formlarında iki önemli karakteristik özellik göze çarpmaktadır. Bunlardan biri; bakır, bronz ve pirinçten yapılan çeşitli eşya ile mutfak kaplarının oldukça sade ve yalın bir görünüme sahip olmasıdır. Bu biçimlenmede, coğrafi özelliklerin çok büyük etkisinin olduğu sanılmaktadır. Üretilen eşyaların sade ve yalın bir görünüme sahip olmasının yanı sıra, bütün kapların formlarının da birbiriyle büyük bir uyum içinde olduğu görülmektedir. Orta Anadolu veya Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ndeki atölyelerde üretilen kaplar üzerine kazıma, kakma ve kabartma tekniğiyle yapılan yazıt, bitkisel ve geometrik motiflerden oluşan bezemelere, Trabzon ve yakın çevresindeki atölyelerde üretilen kaplar üzerinde pek rastlanmamaktadır. Trabzon atölyelerinde üretilen eşya ve mutfak kaplarındaki ikinci belirgin özellik ise ibrik, güğüm gibi kap formlarının bölgedeki geleneksel mimariyi yansıtan yapılarla büyük bir uyum içinde olmasıdır. Yani ibrik ve güğümlerin formlarıyla, bölgenin karakteristik mimari yapıları arasında şaşılacak düzeyde bir benzerlik olduğu görülmektedir. Keskin omuzlu ibrik ve güğümlerin gövde kısımlarının biçimi, bölgedeki kilise, cami ve kümbetlerin adeta minyatür bir örneğini yansıtmaktadır.
Anadolu büyüleri, Anadolu insanının yazgısıyla, yaşama biçimiyle yoğrularak oluşan tarihidir.Onun yaşamını, uygarlığın bütün öğeleriyle giremediği bir ortamda düzenleyen, acılarını, kıvançlarını sergileyen büyülerdir.Büyüler yaptıran için gerçek, yapan için ise bir çıkar kaynağı, sömürü aracı olmuştur.İslam dininin getirdiği kesin yasaklara karşın büyüleri "okumuş" sayılan kimselerin özellikle "hoca" adı verilenlerin yapmaları ilginç bir toplum sorunudur.Bu yapıtta derlenip sunulan büyülerden çoğunu yazarı yaşamış, uygulayıcılarını yakından tanımış, bilgisiz kimselerin ne yolla sömürüldüğünü görmüştür.
Ben Kimim / Türkiye'de Sözlü Tarih, Kimlik ve Öznellik
"Ben Kimim?" Herkesin
kendine bir ara ya da ara ara mutlaka sorduğu soru
değil mi bu? Belki de insanın "asıl" sorusu
1.
Milli Mücadele Gerçekleri 1. Cilt Sayfa:144
Türk
kültür tarihinin merkezinde yer alan Bektaşilik,
dünü bugüne bağlayan, geçmişin mitlerini çağdaş
dünyanın gerçekleriyle kaynaştırıp yaşatan bir
mistik kurum olma özelliğine sahiptir. Orta Asya
kökenli inanç motiflerini İslam kültürüne taşıyan,
Anadolu ve Balkan coğrafyasında kentler ile kırsal
kesim arasında tutarlı bir denge unsuru olan bu
önemli toplumsal kurumun tarihi, bugüne kadar
bilimsel ölçütler yeterince göz önüne tutularak ele
alınmamıştır.<br>
Ahmet Fevzi Oker
Söz uçar yazı kalır, diyen atalarımız bugün de en az geçmiş kadar önemli olan tespit ve tavsiyelerini taşlar üzerine kazıyarak bize ulaştırmışlardır. Aynı anlayışla birçok devlet adamı da bu yolu takip ederek hatıralarını kaleme almışlardır. Bu gelenek 19. Asırdan itibaren dönemin valileri tarafından Salname adı verilen yıllıkların yayınlanmasıyla resmi bir hüviyet kazanmıştır. 20. Asra kadar devam eden Salnameler, yakın dönem şehir tarihi üzerinde çalışan bilim adamlarının önde gelen başvuru kaynakları olmuştur.
u kitap
Eski Rus Dışişleri'nin gizli dosyalarından elde
edilen bilgilerle E. E. Adamof'un başkanlığında
yazılmış ve Erkân-ı Harbiye Kaymakamı Babaeskili
Hüseyin Rahmi tarafından Türkçe'ye çevrilmiştir.<br>
Doğu Karadeniz ve Lazlar -belli kalıp tiplemeler ve medya eğlencesi dışında- kendi başına bir "konu" değildir pek. İki Buçuk Yaprak Çay, bu bölgeyi ve insanları, ayrı bir "dünya" olarak ele alıyor. Kapsamlı bir saha araştırmasına dayanan kitap, öncelikle Doğu Karadeniz'in son yüz yıllık tarihinde çayın oynadığı olağanüstü büyük rolü ortaya koyuyor. Devletin çay sanayisi yoluyla bölgedeki ekonomiyi nasıl dönüştürdüğünü, özellikle 1980'lerin ortalarından itibaren çay sanayisinde özel sektörün genişlemesiyle liberal piyasa değerlerinin nasıl öne çıktığını, Gürcistan sınırının ve Rus pazarlarının açılması ile yaşanan büyük dönüşümün bölgeyi nasıl derinden etkilediğini tasvir ediyor. Bu çok yönlü ve dinamik dönüşüm sürecinin ekonomi ve politikaya, kültürel hayata, cinsiyet ilişkilerine etkilerini, canlı gözlemlere dayanarak tartışıyor. Beller-Hann ve Hann, Doğu Karadeniz üzerinden, Türkiye'nin bir modernleşme bilançosunu çıkarıyorlar aynı zamanda. Kemalist ulus-devlet ve modernleşme projesinin "sıradan insanlar" tarafından nasıl yaşandığını, nasıl anlamlandırıldığını, nasıl dönüştürüldüğünü gösteriyorlar. İki etnografın "tabandan" bakış açısı, toplumsal hayatın "kültür" ve "modernizm" gibi iri başlıkların dar kalıplarına sığdırılamayacak olan karmaşıklığını bütün zenginliğiyle çözümleme imkânını yaratıyor. Doğu Karadeniz'e bakarken, "Türkiye'ye bakma" tarzlarına da bakan bir kitap... Bunun içindir ki, Ildiko Beller-Hann ve Chris Hann'ın bu eseri, son yıllarda farklı sosyal bilim disiplinlerinde Türkiye üzerine yapılan birçok önemli çalışmada dikkate alınan bir kaynak niteliği kazanmış bulunuyor.
"Eskinin
güzelliğini arayan az, çünkü onu bilen
az."
Bilindiği üzere Osmanlı döneminde Trabzon Sancağı olarak adlandırılan Doğu Karadeniz bölgesinin tarih ve coğrafyasına dair pek çok araştırma yapılmıştır. Şakir Şevket, Prof. Dr. Osman Turan, Prof. Dr. Faruk Sümer, Mahmut Goloğlu, Ömer Akbulut, Prof. Dr. M. Fahrettin Kırzıoğlu, Prof. Dr. Feridun Emecen gibi araştırmacıların ve hocaların bu bölge ile alakalı çalışmaları dikkate değer ve ele aldıkları konuları açıklığa kavuşturur niteliktedir. Biz de mensup olduğumuz bu bölgeyle ilgili mütevazı gayretlerle ortaya koyduğumuz bazı çalışmaları ilk defa neşredilecek altı yazı ile birlikte- derli toplu bir şekilde okuyucuya ulaştırmak istedik. Bu haliyle eser Doğu Karadeniz coğrafyasında yer alan Ordu, Giresun, Trabzon ve Rize illeri "tarihinden bir yaprak" sunmaktadır.
ürklük denilince, mutlaka ve ille de
kesinlikle bir soya mesubiyeti
anlamıyoruz. Türklük; öncelikle bir
yaşam biçimi, insan ilişkileri şekli,
olayları algılama ve gelişmeler
karşısında takınılan tutum biçimidir.
Birlikte yaşamları halklarla, birlikte
gelişmiş ve geliştirilmiş bir kimliktir.
Bu kimliğin uzak geçmişteki
derinliklerinde, Bozkır Medeniyeti
vardır. Bu medeniyetin günümüzdeki
izlerini, yaşamakta olan halk
kültürümüzden takip edebiliyoruz.
Halkları; birlikte yaşayıp bölgesel
tehditler karşısında ortak tepki
verdiren, kökü tarihi coğrafyanın
derinliklerinden gelen, bu halkın
kültürüdür.<br>
Bilindiği üzere Anadolu'da Alevilik
konusu ne yazık ki bu güne kadar ihmal
edilmiş, Anadolu ve Balkanlar'da
yüzyıllardır 'Alevi, Bektaşi' sözcükleri
adeta bir tabu şeklinde varlığını
sürdürmüştür. Bu sözcüklere kötü
anlamlar yüklenmek suretiyle halk
sindirilmek istenmiş, dahası bu konular
siyasete alet edilmiştir. Dedikodularla
ve kulaktan dolma bilgilerle Sünni halk
Alevi, Bektaşi, Kızılbaş ve Rafızi diye
anılan güzel Anadolu insanlarına karşı
kışkırtılmıştır. Bunun sonucunda daha
sonra tarihe kara birer leke olarak
geçen Çorum, Maraş, Sivas ve Gazi
Mahallesi Olayları gibi utanç verici
olaylar yaşanmıştır. Ancak artık eskiye
oranla kimliklerini çok daha rahat
ifadelelendirebilen Aleviler baskılarla
ve yaşanan hızlı sosyal değişim
sürecinde unutmaya başladıkları
inançlarını, kültürlerini yeniden
keşfettiler. Her ne kadar bu keşif ağır
aksak ilerlese de bu keşif bugün de hala
yaşanmaktadır.
Ptolemaios'tan Erkan-ı
Harbiye Haritalarına Batı
Anadolu Haritaları
Bu kitap Anadolu'nun eski uygarlıklarıyla daha iyi tanışmak, sevmek ve giderek onlarla övünmeyi öğrenmek gibi amaçlarla kaleme alınmıştır. En sıcak ve insana en yakın sentezlerini veren uygarlıklarla. Binlerce yıllık son derecede renkli ve dinamik bir geçmişin anlatılması, vurucu noktaların ön plana çıkarılması zahmetli bir iştir. Bu yüzden teknik terimler ve bilimsel tartışmalardan elverdiğince kaçınılmış, kolay anlaşılabilme amacı ön planda tutulmuştur. Kitabın sonuna, metinde zorunlu olarak geçen kimi mesleki ve teknik terimler için küçük bir sözlük ile meraklı okuyucular için kısa bir Türkçe kaynakça eklenmiştir.
Mitoloji: Tanrıların Öyküsü"
adlı kitabı görüp yazarının
da Derman Bayladı olduğunu
öğrenince hemen aldım.
Bayladı'nın insanlığın
uygarlık serüvenini çoşkulu
yorumlarla yazacağını ve
mitolojiye duyduğum sevgiyi
çoğaltacağını düşündüm.
Okuyup bitirince de
yanılmadığımı anladım. <br>
Halikarnas Balıkçısı,
'Yüzyıllar boyunca Anadolu
diye, Anadolu'da diyar diyar
gezeyim dedim, her yerin
eski efsanelerinden tutup da
günümüze kadar gelmiş
tarihsel olayları yazayım
dedim. Ne var ki,
Anadolu'nun çeşitli
ekonomik, toplumsal
kargaşalığının içinden
çıkabilene aşkolsun. Örneğin
bir yerden bir yere giderken
insan attığı bir tek adımda
felsefenin baş döndürücü bir
doruğuna fırlar, atılan
ikinci bir adımda ise
estetiğin derin bir
uçurumuna tepetakla dalar...
Bu efsaneler dağlara taşlara
sinmekle kalmamış, bütün
insanoğullarının gönüllerine
de sinmiş ve onların hemen
hemen kültürel bir yurdu
olmuştur...' diyerek
Anadolu'daki efsanelerin
bolluğuna ve zenginliğine
değinir.
Anadolu'nun kadın erenleri,
o gündür, bu gündür hep:
"Bir yerde mekânın olsun bin
yerde ocağn tütsün!" diye
anılmıştır. Bilmem,
çocukluğunuzda size de, "Evi
ev yapan kadın mıdır, erkek
midir?" masalını anlatanlar
olmuş muydu?<br>
Ermeni sorunu, son
zamanlarda hemen bütün
dünyada ilk gündem maddesi
olarak medyayı ve siyaseti
meşgul etmektedir. Gerek
Türkiye'de, gerekse yurt
dışında taraflı, idaolojik
yaklaşımda bulunanların,
olaya tek taraflı
baktıkları, madalyonun öteki
yüzünü görmezden geldikleri
malumdur. 1915'te Osmanlı
Devleti'nce uygulanan
tehcire nasıl gelinmiştir.
Ermeniler, Osmanlı
Devleti'nin en güvenilir
vatandaşlariyken Batılı
devletlerin ve Rusya'nın
politikaları doğrultusunda
nasıl terör örgütleri
oluşturmuştur. Ve en
önemlisi, Osmanlı
Devleti'nin 1915 öncesi
olaylarda Ermeni örgütlerine
karşı tavrı ne olmuştur ve
olaylara karışmış Ermenilere
nasıl bir yaklaşım
sergilenmiştir. Bütün
bunların doğru bilinmesi,
Ermeni sorununa daha
gerçekci yaklaşımı
sağlayacaktır. Ermeni
olaylarında Trabzon önemli
stratejiye sahip şehirlerden
biridir. Zira Doğu
Anadolu'da kurulması
plânlanan Ermenistan'ın
denize açılan liman şehri
olarak telakki edilmektedir.
Bu sebeple Ermenilerin bu
şehir ve çevresinde
gerçekleştirdikleri eylemler
hayli yoğundur. İşte bu
kitap, suikastlerde bulunan
ve kanunsuz hareketlerde
bulunan Ermenilere karşı
Osmanlı Devleti'nin
yaklaşımını ortaya koyan,
olaylara katılanların, bir
hukuk devleti olarak Osmanlı
mahkemelerinde nasıl
yargılandığını gösteren bir
nitelik taşımaktadır. Ayrıca
bu kitap, olaylar karşısında
Ermeni cemaatinin de tutum
ve tavrını da
göstermektedir. Özellikle
Ermenilerin yargılama
safhalarını gün be-gün
mahkeme tutanaklarıyla
ortaya koyması, Osmanlı
hukuk sisteminin de işleyişi
hakkında fikir vermektedir.
Böylece, olaylara katılan
Ermeni örgüt mensuplarına
karşı, Osmanlı Devleti'nin
davranış biçimi de
değerlendirilebilecektir.
Propp'un, folklorun tanımı ve teorisi, folklor türlerinin sınıflanmasının ve analizinin ilkeleri, ideolojik bir disiplin ve bir bilgi alanı olarak folklorun diğer disiplinlerle ve en önemlisi tarihle ilişkisi konularındaki görüşlerini ve bu görüşlerin ışığında yorumlanan zengin Rus folkloru örneklerini bulacaksınız.
Trabzon' un
tarih- i
kadiminin
uyanıkken bile
rüyasını gören
İlyas karagöz;
yayınlanmış
Tarihsel Süreçte
Trabzon Halkı ve
Mitolojide Doğu
Karadeniz adlı
kitaplarından
sonra Trabzon
Yer Adları' nı
da gün yüzüne
çıkarıyor.
Tarihe mal olmuş
yer adlarına
ayna tutuyor.
Yorumluyor...
Okuma yazma oranının artması yanında televizyon ve gazetelerin dağ köylerine kadar nüfuz etmesi, Türkçenin mahalli kelime hazinelerini ve şivelerini giderek daha fazla etkiliyor, törpülüyor. Şimdi yaşları 40-50 civarında olan nesil önümüzdeki çeyrek yüzyıl içinde bu dünyadan el-etek çektiklerinde sadece kendilerini değil birçok mahalli kelime ve deyimi de belki bir daha tedavüle girmeyecek şekilde yanlarına alıp götürecekler. TDK'nun muhalled Derleme Sözlüğü başta olmak üzere birçok derleme ve folklor çalışması yapılmış olmakla beraber kaybolup gitmekte olanlara nazaran bunların yetersizliği açık olsa gerektir. Kaybolup giden sadece kelimeler değil aynı zamanda bir zihniyet dünyası, bir yaşama tarzıdır. Güneyce/Rize Sözlüğü, bir doğu Karadeniz köyünün hafızası ve natıkası ne kadar satırlara dökülebilirse o kadarını tesbit ve şerhetmeye dönük bir çalışmadır.
Bu kitap Giresun ve yöresi ile ilgili olarak yaklaşık yirmi yıldır sürdürdüğüm, bir çoğu çeşitli tarihlerde gazete, dergi ve kitaplarda yayınlanmış çalışmaların bir bölümünü içine almaktadır. Burada daha çok Giresun ve ona bağlı bazı kazaların sosyal, ekonomik ve folklorik geçmişini yansıtan çoğu orijinal kaynaklara dayalı yazılara yer verilmiştir. Bazı yazıların ana kaynağını doğrudan arşiv belgeleri oluşturmaktadır ve üzerinde daha önce hiç çalışma yapılmamış veya çok az durulmuş olan konuları kapsamaktadır.
Yunanistan'da bulunan Küçük Asya Araştırmaları Merkezi tarafından hazırlanmış bir kitap Göç (Exodos). Rumların Anadolu'dan mecburi ayrılışları hakkında 1950'li, 1960'lı yıllarda yapılan sözlü tarih görüşmelerine, tanıklıklara yer veriyor. Göç edenlerin anlattıkları savaşın, insan hayatında nasıl acımasız bir mekanizma olarak yer alabildiğini, Rumlar ve Türkler arasında varolan sosyal hayatı nasıl altüst-ettiğini, milli kimliğin destansı yönüne nasıl bir katkıda bulunduğunu ve toplumsal hafıza üzerinde nasıl bir travmatik etkisi olduğunu ortaya koyuyor. 1919-1923 arası Anadolu'da yaşanan savaşın tarafları, kendi tarihlerinin bir parçası olan ve bir 'kurtuluş' ya da bir 'felaket' olarak tarif ettikleri savaşla hesaplaşabildikleri, bunu dokunulmaz bir hatıra veya şanlı geçmiş olarak değerlendirmekten vazgeçebildikleri oranda tarihle daha barışık bir ilişki kurabilecekler.
O Veliler ki, ömürlerince Allah aşkının çırasına yanmışlardır. Geceler boyu başı kesik mumlar gibi Hakk'ın manevi huzurunda duran, gözyaşı incilerini topraklara saçan ve herkesi Rabbine kulluğa davet eden bu büüyk ve güzide zatları Cennet parselleyen kimseler olarak görmek kadar iz'ansızlık tasavvur edilemez...
Elinizdeki kitap, Osmanlı merkezli bir bakış açısından çok Türkmen Beylikleri dünyasından bir perspektif sunmayı hedeflemektedir. Bu durum sunulan makalelere genel olarak bakıldığında belirsiz gibi görünse de bunların temelinde Batı Anadolu Beylikleri yer almakta, ancak baş rollerini Saruhanoğulları ve Osmanlılar üstlenmektedir. Osmanlı Beyliği'nin kuruluşu ve ortaya çıkış şartları hususunda bu yazılarla ortaya konulmak istenen başlıca tez, beylikler dünyasının temel ve kroniklerde hemen hiç yer almayan sessiz tabanının oynadığı belirleyici roldür.
Çoktan
beri
kadim
devrin
Anadolu'suna,
buranın
müteaddit
kavimlerine,
muhtelif
dinleri
eşkaline
layık
olduğu
derece
ve
miktarda
gayret
ve
zekasını
sarf
edecek
hatırı
sayılır
adette
müdekkik
ve
müteharriler
çalışmış
ve
bir
hayli
nukat
ve
hususatı
umumi
hatlarıyla
tenvir
ve
izah
etmiş
oldukları
halde,
bu
diyarın
artık
bir
seneyi
geçen
bir
zamandan
beri
geçirdiği
"İslamiyet
devresi"
hemen
hiç
tedkik
ve
tetebbu
edilmemiş
bir
devir
olmak
üzere
gösterilirse,
yanlış
bir
iddiada
bulunulmuş
olmaz.
Hatta
şimdiye
kadar
Müslüman
Anadolu'ya
dair
bildiklerimiz,
umumiyetle
Bizans
müverrihleri
ile,
eserlerinin
ekserisi
yazma
halinden
bile
çıkamamış
olan,
aciz
ve
mahdut
bazı
İslam
müelliflerinin
verebildikleri
cüz'i
ve
nakıs
haberlerden
ibarettir.
Böyle
olmakla
beraber,
ihtimal
ki
burada
"
İslam
tedkikatı
için
bir
yeni
ülke"
olmak
üzere
Anadolu'ya
ait
umumi
bir
taslak
çizmek
yolundaki
bu
teşebbüs
biraz
cüretkârane
sayılabilir.
Fly to Turkey with Turkish Airlines, and enjoy the luxury, comfort, and service of excellent quality one would like to experience in air travel.
Kitabevimiz,
tarihsel
kalıntıları
meraklı,
bu
kalıtıların
bulunduğu
yöreleri
gezmeyi
seven
okurlarımız
için
özetlenmiş,
yol
gösterici
bilgileri
içeren
ve
görsellikle
de
zenginleştirilmiş
bir
dizi
kitap
yayınlama
projesini
"Karia"
adlı
kitapla
hayata
geçirmiş,
ardından
da
"Lykia"
adlı
yapıtı
sunmkuştu
okurlarına.
Elinizdeki
kitap
yine
aynı
yazarın,
Bilge
Umar'ın
bir
çalışması:
"Karadeniz
Kappadokia'sı
(Pontos)"... İdeEfixe'den satın almak için tıklayın.
Sıradan bir gezi kitabı değil; doğası, kültürü, insanı ile bir bütün olarak Karadeniz'i anlatıyor. Tarihi, coğrafyayı, kültürü okunur kılan renkli ve eğlenceli bir dille yazıldı. Keyifle okunuyor. Fotoğrafların çok büyük bir bölümü orjinal ve ilk kez bu kitapta yayınlanıyor. Diğer gezi kitapları gibi metinlerin tamamı telif Gezi Kitapları editörü Gündüz Mutluay'ın kaleminden.
Komşum
Ağlıyor"
bir
gazetecinin
3.5
yıl
kaldığı
Doğu
Anadolu
Bölgesi'nde
yaptığı
gözlemlerin
bir
sonucudur.
Türkiye'nin o mavi göğü, güzelim denizleri, ışığı ve toprağı, çeşit çeşit ağaçlar, meyvalar, çiçekler, insanlar, uygarlıklar yetiştirmiştir. Efsaneleri insanı doğruluğa, mertliğe ve konukseverliğe davet eder. Türkile her yönüyle baştan başa bir efsanedir. Bugün "Türkiye" dediğimiz bu topraklar üzerinde yaşayan insanların tarihi binlerce yıl geriye gider. İlk insan topluluklarından günümüze, bu toprakların biçimlendirdiği, beslediği, geliştirdiği, koruduğu "Türkiye insanı", üzerinde yaşadığı topraklarda yaratılan uygarlıklarla yaşıttır. En eski çağlardan bugüne, insanların karışıp kaynaştığı, yeni bir bütün oluşturduğu bu ülke çağlar boyunca komşu ülkelere ışık tutmuş, onlardan esinlenmiş, yarattığı kültür ve birikimiyle insanlık tarihini etkilemiştir. Üzerinde yaşadığımız toprakların altı, atalarımızın kurduğu köyler, kasabalar ve kentlerle doludur. Türkiye topraklarının tarihi zenginliği, eşsiz kalıntıları her çağda ilgi çekmiş, bugüne dek çok sayıda yerli ve yabancı bilim adamı ve meraklı tarafından kazılmış, araştırılmıştır. Anadolu'da, Yeni Taş Çağı'ndan itibaren gelişen köy ekonomileri yerini kasaba ve kentlere bırakmış, ardından da kent devletleri kurulmuştur.
imi
devletlerin
güzel
sözcüklerle
bile
gizlenemeyen
çıkar
çatışmaları;
sınıfsal,
etnik,
dinsel
veya
kabilesel
şiddet
dünyanın
çeşitli
yerlerini
zaman
zaman
yokluyor.
Şiddet
de
"globalleşiyor"
ve
giderek
daha
korkunç
boyutlar
alacağının
işaretlerini
veriyor.
Bu
çalışmanın
temel
amacı,
yaklaşık
olarak
4000
yıllık
bir
zaman
dilimi
içinde
Eskiçağ,
Ortaçağ
ve
Yeniçağ
kaynaklarına
göre
Anadolu'da
kalay
yataklarının
var
olup
olmadığını
araştırmak
ve
hangi
ülkelerden
nasıl,
kimler
tarafından
ve
ne
gibi
ticari
koşullarda
satın
alındığını
ortaya
koymaya
çalışmaktır.
Kalayın
bakır
ile
alaşımından
ortaya
çıkan
bronz,
yaklaşık
olarak
M.
Ö.
3500-1200
yılları
arasında
Anadolu'da
"Bronz
Çağı"
olarak
adlandırılan
döneme
adını
vermiştir.
Anadolu'da
kurulan
uygarlıkların
gelişip
yüksek
bir
düzeye
ulaşmasında
kalayın
oynamış
olduğu
rol,
diğer
metallerden
farklı
değildir.
Ancak
kalay
ticareti,
bazı
metallere
kıyasla
çok
daha
farklı
bir
gelişme
göstermiştir.
Tıpkı
altın
ve
gümüş
ticaretinde
olduğu
gibi,
kalay
da
denizaşırı
ülkelerden
Anadolu'ya
getirilen
madenlerin
başında
yer
almıştır.
Yalnız
hiçbir
metalde
göremediğimiz
şekilde,
kalay
ticareti
hemen
her
çağda
büyük
bir
süreklilik
göstermiştir.
Bu
konuda
bize
en
iyi
bilgi
veren
kaynakların
başında
ise
yazılı
belgeler
gelmektedir.
Nitekim
kaynaklardan
öğrendiğimize
göre,
Anadolu'da
kalayın
tarihçesi,
Orta
Doğu
ülkeleri
veya
Akdeniz
ülkelerindeki
kalayın
tarihçesinden
çok
farklı
bir
gelişim
göstermemiştir.
Hatta
Akdeniz
ülkelerinin
ticaret
tarihinde
ortak
özellikleri
olan
konuların
başında
kalay
ticaretinin
geldiğini
rahatlıkla
söyleyebiliriz.
Lazlar
Karadeniz
bölgesinin
doğu
ucunda
yaşayan
halktır.
Ayrıca
'93
Harbinden
dolayı
göç
eden
Lazlar,
günümüzde
Sapanca,
Akçakoca,
Düzce,
Yalova,
Karamürsel,
İzmit,
Gölcük,
Bolu,
Zonguldak
ve
Bursa
gibi
merkezlere
yerleşmiştir.
Lazların
kökenleri
Güneybatı
Kafkasya
olup,
Megrellerle
dilsel,
tarihsel
ve
kültürel
yönden
yakın
akrabadırlar.
10.000'e
yakın
Lazca,
3500'e
yakın
da
Türkçe
maddebaşıyla
ve
çok
sayıda
alt
madde
ile
Lazca
için
yeni
bir
sözlük...
Her
dil
gibi
Lazca
için
de!
Lazuri
va
gondunas
"Lazca
unutulmasın".
13. yüzyılda Anadolu' dayız... Sekiz yıl süren uzun mahkumiyet yıllarının ardından kardeşi İzzeddin Keykavus' un ölümüyle Alaeddin Keykubad tahta çıkmıştır. Anadolu Selçuklu Devletinin Sultanı olan Alaeddin bir süre sonra Prenses Destina' yla evlenmiş ve Destina, Mahperi Hatun adını almıştır. Komşu ülkelerin ve Moğolların bitmek bilmeyen saldırılarına karşı topraklarını korumak zorunda kalan Alaeddin Keykubad hükürmanlık yılları boyunca sürekli mücadele etmiştir. Bu arada bilmediği bir dünyada yapayalnız kalan Mahperi Hatun, var oluş mücadelesine girmiş ve eşinin aşkı ve tek oğlunun geleceği için savaşmıştır. Mahperi Hatun için en büyük sorun, ikinci eş Eyyübi Melikesi Gaziye Hatun ve oğulları olmuştur. Bu buhran döneminde Mahperi Hatunun hayatına Sultanın Başmimarı girmiştir. Bu gizemli ve tutkulu adam gizliden gizliye Hanım Sultanın kalbini fethedeceği günü beklemektedir.<br> Gisele' in uzun yıllar süren araştırmalarının ve incelemelerinin meyvesi olan "Mahperi Hatun" romanı Anadolu ortaçağ tarihinin önemli şahsiyetlerini gün ışığına çıkarmaktadır. Herkesin takdirini ve sevgisini kazanan, Anadolu 'yu Selçuklu mimarisinin kıymetli eserleriyle donatan, sanata ve edebiyata düşkün değerli hükümdar Alaeddin Keykubad, Mahperi Hatun adıyla tanınan Kalonaros Prensesi Destina, Kubad Abad sarayının mimarı Saadeddin Köpek, Mevlana Hazretlerinin babası Sultan- ul - Ulema... Bu romanın hiçbir zaman aklınızdan çıkaramayacağınız kahramanlarıdır. Ama belki de bu romanın baş kahramanları aşk, nefret, kıskançlık, entrika, iktidar hırsı kısacası insanlığı yıkıma ve şiddete götüren tüm o ölümcül tutkulardır...
Tüm
19.yüzyıl
ve
20.yüzyılın
ilk
çeyreği
misyonerliğin
altın
çağıdır.
Zira
bu
çağ
aynı
zamanda
kapitalizmin
emperyalizme
dönüştüğü
çağdır.
Bu
dönüşümde
araçsal
görev
üstlenen
kurumlardan
birisi
de
misyoner
dizgesidir.
Anadolu topraklarının zengin uygarlıkları ortamında Anadolu halkının engin deneyimleri ve hoşgörüsüyle oluşturup kimliklendirdiği bilgelerden biri de Nasrettin Hoca'dır. Nasrettin Hoca, Anadolu halkının arayışının, belkentilerinin somut bir göstergesidir.
Pontos Tarihi, bir tetkik seyahatı mahsulüdür. Müellif, 1817 yılında, esasen yerlisi olduğu Karadeniz mıntıkasında vikerlik vazifesi münasebetiyle, Karadeniz'in güney ve kuzey sahillerini adım adın dolaşarak her yerin kendi zamanındaki vaziyetini anlattıktan sonra başta, en eski devirlerden yakın zamanlara kadar geçmiş tarihi olay ve değişiklikleri de alimane bir tarzda eserine kaydetmekten geri kalmamıştır.
Hititler, Asurlar ve Persler, Anadolu'da tehciri "uslanmaz" halk kitlelerini cezalandırarak yola getirmek amacıyla uygulayan ilk devletlerdi. Onlar, yerinden yurdundan kopartılarak, günlerce süren sefil bir yolculuğun ardından herhangi bir bozkırın ortasına aç, susuz, kimsesiz bir çocuk gibi bırakılıvermenin, insan ruhunda izleri asla silinmeyecek acı ve derin yaralar açacağını pek erken keşfetmiştiler. Aynı coğrafyada daha sonra kurulan diğer devletler de, "uzlanmazları" yola getirmek, ya da yaşadıkları topraklardan silmek için, tehciri hep bir yol olarak gördüler. Onlar, antik çağın zalimlerinin kararlı takipçileriydiler. Elinizdeki kitabın konusunu oluşturan Rum tehciri de, Anadolu'da yaşanmış büyük sürgün olaylarından biridir. Osmanlı Dönemi'nde başlar, yakın tarihlere dek aralıklarla devam eder. Fakat bu tehcir Anadolu tarihine özgü pek çok olgu ya da olay gibi, kurgulanmış bir tarih perdesinin arkasında saklı durmakta, böylece olayın gerçek boyutları ortaya çıkamamaktadır.
Orjinal adı Sefername-i Rumu Şam Mısır olan bu eserde bilge bir alimin Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında Ortadoğu coğrafyasında yaptığı seyahati ve gözlemleri bulunmaktadır. Osmanlı Devleti’nin önde gelen şahsiyetleri yanı sıra gezdiği gördüğü yerlerdeki incelediği eğitim kurumları hakkında da bilgi veren Şibli Numanî bu eseriyle dönemin toplum yapısını ve insan ilişkilerini konu edinmektedir.
Kültür belli bir takım manevi kuvvetlere, yüksek formlar vermek, onlar işlemek demektir". Bu açıdan bakıldığından sosyal grupların inanç yapıları sosyokültürel hayatın çok önemli kısmını teşkil ederler.<br>
.. Tamamı üç yıla uzanan bir araştırma sonucunda, Trabzonspor futbol takımının 35 yılındaki oyuncular, teknik adamlar, yönetim kadroları, resmi maç sonuçları, lig puantajları, kazanılan kupalara ilişkin bilgiler toplanarak bir araya getirilmiş, tasnif edilmiş, elenerek ortaya çıkan bilgiler değerlendirilmiştir. Trabzonspor futbol takımının tarihini anlatırken resmi olarak ilk maçını yaptığı 1967 tarihini esas almakla beraber, Trabzon’da futbolun doğum tarihi olan 1920’lere kadar uzanıp Trabzon futbolunun geçmişini de araştırdık. Çünkü, Trabzon futbolu Trabzonspor’la değil, İdmanocağı ve İdmangücü gibi takımlarla başlamıştır. Bu kitabı şöyle bir karıştıranlar Trabzonspor’un lig şampiyonluğunu İstanbul dışına taşıyan ilk ve tek kulüp olmasının hiç te şaşırtıcı olmadığını da göreceklerdir. (Kitabın önsözünden)
Son dönemde Doğu Karadeniz'le ilgili yapılan tüm tartışmalarda öne çıkan bir kavram var; PONTUS...
Sami Sabit Paşa (Karaman) Kurtuluş Savaşı sırasında önemli görevler yapmıştır. Sami Sabit Paşa tarafından yazılan Trabzon Kars Hatıraları, 1921-1922, İstiklal Mücadelesi ve Enver Paşa adlı eserinde bizzat yaşadığı olayları, belgelerle anlatmaktadır.
Anadolu'da yaşayan Türk aşiretleri hakkında Divanı Hümayun mühimme defterlerinde mukayyet hükümleri havidir. Bu hükümlerde bütün aşiretler hakkında malumat yoktur; çünli her hüküm ancak bu aşiretler herhangi bir vazifeye me'mur oldukları veya aşiretler arasında yaylak ve kışlak yüzünden bir münazea vukua geldiği ve her hangi bir aşiret diğerinin tecavüzüne maruz kaldığı ve yahut iskan olunan aşiretler iskan mahallerinden kaçıp Anadolu'nun ötesinde berisinde şekavetle meşgul oldukları zaman bu hallerin önünü almak içim yazılmıştır.
Yorgununu ver, yoksulunu ver bana,
Yayınevimiz, Türk Edebiyatında devrimci kesimin başta gelen isimlerinden biri olan Hasan İzzettin Dinamo'nun, konusunu gene savaştan alan; kendine özgü yorumlu "Anadolu'da Bir Yunan Askeri" romanını sunmakla kıvanç duyar.
Anadolu'da -yol notları-/ Kayseri, Kırşehir, Kastamonu/Bir Edirne Seyahatnamesi adlı üç kitaptan oluşan eser, 1930'lu yılların Türkiyesi'nden önemli bir kesit sunmaktadır. Nahid Sırrı Örik gezip gördüğü Edirne, Kayseri, Kırşehir, Kastamonu, Yozgat, Adapazarı, İzmit, Elmadağ, Bağlım, Gölbaşı, Haymana, Polatlı gibi yerleri kendine özgü üslubu ile anlatmaktadır. |
|
Ana
Sayfa |
Lahana.org
|
Lahana
forum |
Fotoğraf
Galerisi
| English
|
Eski Forum
| Link
Dizini |
|
Sitemize Link vermek için aşağıdaki link
logolarımızı (banner) kullanabilirsiniz |
|
© 2006 Karalahana.com (Sitemizden yaptığınız alıntılarınızda lütfen bize link vererek kaynak belirtiniz |