Destanlar Kitabı – Helene Adeline Guerber

Yazan: Oylum Yılmaz
Yazı Kaynağı: Sabit Fikir Kitap Eki
“Hiçbir gelgitin / Alıp götüremeyeceği, daha
doğmamış insanların / Okyanuslar boyu
okuyacağıdır o.” Destanlar, hiç şüphesiz en eski
edebi fikirlerin en eski ifade biçimleri…
Firdevsi’nin Şahnâmesi’nden alıntıladığım bu
dizeler de söz konusu en eski edebi ifade
biçimlerini nasıl da hala okyanuslar boyu
okuduğumuzun bir kanıtı sanki.
“Duygusallığa dair büyük kapsamları,
düşüncelerinin büyüklüğü, dillerinin
evcilleşmemiş tutkusu ve seslerinin müzikal
akışı”, bizleri bugün hala destanlara bakmaya
zorlar. İnsanlığın tarihinden çok ruh halini
anlatmaları, en derinlerimizde beslediğimiz
düşünceleri açığa çıkarmaları da bu bakışı
zorunlu kılar. Ve işte tam da bu nedenle
destanlara aşina olmadan edebiyatı anlamak da
ona yeni yaklaşımlar getirmek de mümkün değil,
gibi görünür. Hele ki mitolojik arketipler
tarafından şekillendirilmiş toplumsal hayatımız,
ahlaki ve düşünsel yapımız düşünüldüğünde…
İnsanlık tarihinin bugüne kadar ürettiği
bütün destanlara vakıf olmak elbette ki mümkün
değil. Ama onlar aşina olmak, bu aşinalıkla
içlerinden kendimize en yakın olanları seçip
onlara yoğunlaşmaksa mümkün. Daha önce,
“Kuzeylilerin Mitleri”, “Yunanların Hikayesi”,
“Masallar ve Efsaneler”, “Wagner Operası’nın
Öyküsü” gibi çalışmalara imza atan Helene
Adeline Guerber, bu anlamda bizlere ışık tutmayı
seçmiş bir tarihçi. Dilimize çevrilen “Destanlar
Kitabı” adlı çalışması da işte böyle bir
yönelimin eseri.
Tarihten bugüne kalan
pek çok destanı ele almış Guerber. Yunan, Latin,
İspanyol, Portekiz, İtalyan, Britanya Adaları,
Cermen, Hollanda, İskandinav, Rus, Fin, Orta
Avrupa ve Balkanlar, İbrani, Arap, Fars, Hindu,
Çin ve Japon destanlarına uzanan geniş bir
yelpazede yer alan örneklere yer vermiş.
Önce ele alacağı destanla ve destanların
yazarlarıyla ilgili bilgiler verip daha sonra da
destanların öykülendirilmiş bir anlatımını
kaleme almış yazar “Destanlar Kitabı”nda. Malum,
yüzlerce, bazısı binlerce sayfayı bulan
orijinallerini tek bir kitapta toplamak mümkün
değil. Başta da söylediğim gibi bu anlatılardan
yola çıkarak hangi destana ilgi duyduğunuza
karar verip orijinalini okumak size kalmış.
Yunan destanlarıyla başlıyor Destanlar
Kitabı ve Latinlerin “Aenas”ı, İspanyolların “El
Cid”i, Fransızların “Roland Türküsü”,
İtalyanların “Kurtarılmış Kudüs”ü,
Britanyalıların “Beowulf”u, “Arthur Divanı”,
Finlerin “Kalevala”sı gibi destanlar başta olmak
üzere daha çok Avrupa edebiyatına ağırlık
veriyor. Ancak çalışmada Şahnâme’yi de,
Mahabbarata’yı da bulabiliyoruz.
“Açtığı
yerden beyaz kasımpatlarının,/ Duydum küçük bir
çocuğun acıklı feryadını,/ Takip edince buldum,
çiçekler arasında/ Güzel bir bebek,
kıpkırmızıydı dudakları/ Ve gerçek bir
mücevherdi, yumuşacık yanakları/Buda’dan gelen
bir hediyeye yordum onu/ İmanımın mükafatı
olarak ve büyüttüm/ Kendi çocuğum gibi, olsun
diye kocamın/ Ve benim neşemiz ve yatarken
bulduğumda seni/ beyaz açan yıldızçiçekleri
arasında, o günün hatırasına/ Beyaz yıldızçiçeği
adını verdim sana.” Kitapta yer alan, Çin ve
Japon şiirine dair bölüm, çalışmanın belki de en
dikkat çekici bölümü. Yıldızçiçekleri arasında
bulunan bir yetim kızın, hayatın türlü
aksiliklerine ve acılarına direnerek verdiği
savaşta, büyüme yolculuğunda onu tüm
destanlardan ayıran bir şeyler buluyoruz. “Beyaz
Yıldızçiçeği”nin Uzakdoğu’nun tüm çekingen
zarafetini üzerinde taşımasından mı, pek çok
destandan farklı olarak kahramanının büyümekte
olan bir kız çocuğu olmasından mı, yoksa sadece
ve sadece destanın adından mı, bilinmez…
Sözün kısası, tarihi de edebiyatı da
öğretmenlerin ve öğrenciler arasında olan “bir
şey”den çıkaran çalışmalara duyulan ihtiyaca
cevap veriyor “Destanlar Kitabı”. Bu anlamda da
haftanın şahane kitabı oluyor.
Destanlar
Kitabı – Helene Adeline Guerber – İlya Yayınevi
Satın almak için
aşağıdaki resmi tıklayın:
Bu makaleyi
beğendiniz mi?
|