Karalahana.com! Laz uşaklarının gayrıresmi web sitesi

 

|  Mail gönder Sık kullanılanlara ekle       ENGLISH
 RİZE

 ARTVİN

 ORDU

 BAYBURT

 SAMSUN

 SİNOP

Karadeniz kültürü, karadenizliler, Lazlar

Neden Karalahana.com?

 KARADENİZ MÜZİK

 KARADENİZ TARİH

 KİM KİMDİR

 

 

 

 KARADENİZ FORUM

 EDİTÖRDEN

KARADENİZ GAZETELERİ

Tüm Karadeniz Gazeteleri ve Karadeniz Televizyonlarına tek bir sayfadan ulaşın

 

 

LİNKLER

 ARTVİN SİTELERİ

 ORDU SİTELERİ

 BAYBURT SİTELERİ

 SİNOP SİTELERİ

 KARADENİZ BÖLGESİ

KARADENİZ HABER

 

Türk Halk Oyunları




Antik Anadolu Coğrafyası – Strabon

Antik Anadolu Coğrafyası – Strabon

 

Yazan: A. Ömer Türkeş
Yazı Kaynağı: Birgün Kitap

 

Atlas Okyanusu’ndan İndus Nehri’ne kadar eskiçağ dünyasının tamamını resmeden ve on yedi kitaptan oluşan Strabon’un “Geographika”sında, Anadolu’ya dair bölümler göz kamaştırıcıdır. Arkeoloji ve Sanat Yayınları tarafından Prof.Dr. Adnan Pekmen çevirisiyle basılan Coğrafya kitabı, işte bu dev eserin Anadolu’yu anlatan XII, XIII ve XIV. bölümlerine ait.

Yazarımız Strabon da Anadolu’lu; yüksek devlet hizmetlerinde bulunmuş bir ailenin çocuğu olarak İ.Ö.64 veya 63 yılında Pontos’da Amesia (Amasya) kentinde doğmuştu. Öğrenimine büyük özen gösterilmiş Strabon’un; Karia’da Tralies(bugünkü Aydın) yakınındaki Nysa(Sultanhisar) kentinde Artemidoros’un yanında başlayan eğitimi Roma’da Publis Severius Isauricus’un gözetiminde sürmüş, Ksenarkhos ve Tyrannion’dan dersler almış. Özellikle seçkin bir coğrafyacı olan Tyrannion’un etkisinde kaldığı söylenebilir. Felsefi açıdan stoiklere, siyasi açıdan Roma’nın tercihlerine bağlıydı Strabon. Ancak siyasete karşı, hayatının son otuz yılında Roma’nın merkezinden uzakta -Amasya’da- yaşamışlığından kaynaklanan bir ilgisizlik hemen farkedilecektir.

“Geographika”nın yazılış tarihi üzerindeki tartışmalar, yazarın yaşıyla ilgilidir. Kimilerine göre böylesinde büyük bir eseri yazmak için dinç bir beden ve parlak bir zihin gerektiğinden, kitap İ.Ö 7′de, Strabon 57 yaşındayken tamamlanmış olmalıdır. Oysa, içindeki bazı bilgilerden anlaşılacağı gibi, “Geographika”, İ.S. 18-19 yılları arasında, Strabon 80′lerini sürerken yayınlanmıştır.

Her eskiçağlar yazarı gibi iddialıdır Strabon; doğuda Armenia’ya, batıda Sardinia karşısındaki Tyrrhenia kıyılarına, kuzeyde Karadeniz ve güneyde Etiyopya’ya kadar – kendisi gibi- gezmiş/dolaşmış bir başka coğrafyacının olamayacağını söyler kitabında. Ancak işin aslına bakarsak, bir çok yeri gezmiş ve görmüş olmasına rağmen, kitapta anlattıklarının tamamı kendi izlenimlerine dayanmamakta, metinlerarasından ve başka kişilerin verdiği bilgilerden de fazlasıyla yararlanmaktadır. Elbette bu alıntılar Strabon’un “Coğrafya”sının önemini azaltmaz. Çünkü “bu yapıt tümü ile bir coğrafya kitabı olmayıp, aynı zamanda miladın başlarındaki Eskiçağ dünyası hakkında bilgi veren bir ansiklopedi, bir tarihi coğrafya ve bazılarının dediği gibi coğrafyanın felsefesidir”..!

Tam da bu noktada, 21. yüzyıla girdiğimiz bu yıllarda, modern okullarda edindiğimiz coğrafya bilgisinin yavanlığı geliyor aklımıza. Sadece onun mu! Elbette ki hayır; tarih, felsefe, edebiyat, yani sosyalbilimlerin tamamına yayılıyor kuruluk ve tatsızlık. Ne dağlar yeşeriyor, ne eski çağların insanları canlanıyor. Bir kez daha Wallerstein’in “Sosyalbilimleri açın” çağrısını ve onun sosyal bilimler ve disiplinler üzerine eleştirilerini hatırlıyoruz. Önümüzde duran soru “antropoloji, ekonomi, politika bilimi ve sosyolojiden oluşan dört varsayımsal disiplin arasındaki” sınırları belirleyen bir kriter olup olmadığıyla ilgili. Wallerstein, buna hayır yanıtını vermişti. Bu ayrım, “daha fazla bilginin yaratılmasını teşvik edici olmak yerine, bu bilgilerin önünde engel oluşturmaktadır”. Ayrıca, tarihin de ayrılmış bir bilim olması şüphelidir; “ne tarihçi, ne sosyal bilimci vardır, fakat yalnızca tikel sistemlerin genel yasalarını ve sistemlerin içinden geçmiş oldukları tikel dizileri analiz eden bir tarihsel sosyal bilimci vardır”.

Yıllar sonra Anales ekolu ve Braudel ile bir kez daha canlanacak olan “tarihi coğrafya” ya da “coğrafik tarih”, belki de en iyi temsilini Strabon’da bulmuştu. Bir alıntı ile örnekliyorum;

“Trapezus(Trabzon) ve Pharnakia’nın üst tarafında Tibarenler ve eski zamanlarda Makronlar denen, Sanlar ve Küçük Armenia bulunur; ve erken devirlerede Kerkitler denen Appaitler kavmi bu bölgelere oldukça yakındır. Bu insanların ülkesini iki dağ keser. Burada yukarı Kolkhis’deki Moskhia dağları(tepeleri Heptakometler kavmi tarafından işgal edilmiştir) ile birleşen ve çok kayalık olan Skydises dağı ve aynı zamanda Sidene ve Themiskyra bölgesinden Küçük Armenia’ya kadar uzanarak, Pontos’un doğu tarafını meydana getiren Paryadros dağı da vardır. Şimdi bütün bu dağlarda yaşayan insanlar tamamiyle vahşidir. Fakat Heptakometler daha da kötüdür. Bazıları ağaçlarda veya seyyar ahşap kulelerde yaşarlar. Bu kulelere Mosyn dendiğinden, antik devirlerde bu insanlar Mosynekler olarak adlandırılmıştır. Bunlar vahşi hayvan eti yiyerek yaşarlar ve kulelerinden atlayarak yolculara saldırırlar.”

Görüldüğü gibi Strabon’un Coğrafya’sında her coğrafik anlatım, o coğrafyada yaşayan insanlar ve yaşayış tarzları ile birlikte yapılmıştır. Sınırların bir kısmını dağlar ve nehirler çizer, ama doğal sınırların dışında kalan yerlerde kültürel farklılıklar belirleyicidir. Böylelikle tarih, toplumsal hayat, iklim ve coğrafya bir arada tasavvur edilmiştir ki sanıyorum insanlık tarihinin en güzel anlatımı da bu yöntemle gerçekleşebilir. “Yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlı Akdeniz iklim özelliği, makilerden oluşan bitki örtüleri ya da dağ, plato, vadi tanımlamaları” biçiminde bellediğimiz coğrafya dersleri ile bunaldığımız orta ve lise anılarımızdan sonra, Herodotes’in, Ksenephon’un ve Sardon’un metinleri bambaşka bir anlam ve atmosfer kazandırıyor yaşadığımız topraklara. Strabon’un “Coğrafya”sını okuyunca, aynı mekanlarda 2000 yıl önce yaşayan eski hemşehrilerimizi ve “insanoğlunun fani yazının/kitabın kalıcı” olduğunu bir kez daha hatırlama şansımız oluyor.

Uzun süren bir ömür içerisinde, Strabon’u sadece 17 ciltlik bir eser verdi diye küçümsemeyin sakın! Onun Historika Hypomnemata (Tarihi Hatıralar) adlı 43 ciltlik bir de tarih çalışması olduğu biliniyor. Ne yazık ki, Kartaca’nın yıkılmasından Caesar’ın öldürülmesine kadar geçen bir dönemi kapsayan bu dev eserden günümüze sadece 19 parçası ulaşabilmiştir.

 

 

Satın almak için aşağıdaki resmi tıklayın:

 

 
 


Bu makaleyi beğendiniz mi?

Share-Paylaşın
 

        

Karalahana.Com! Doğu Karadeniz Bölgesi gezi, kültür, tarih ve müzik rehberi © 2007 | Tüm hakları saklıdır