Anabasis: Onbinlerin Dönüşü – Ksenophon

ANABASİS: ONBİNLERİN DÖNÜŞÜ
Yazan: A. Ömer Türkeş Yazı
Kaynağı: Birgün Kitap
Herodotes’ten yaklaşık 60 yıl sonra, İ.Ö.430
yılında doğmuştu Ksenephon. Atina’lıydı ve
Sokrates okulunda eğitim görmüştü. Yunanistan’ın
kanlı savaşlara sahne olduğu bu yıllarda,
İsparta’ya yenik düşen Atina çok kötü şartlarda
bir barışa imza atmıştı. İsparta’lılar ve
onların dostları, Atina için düşmandılar artık.
Ne var ki, aynı İsparta, mesela Platon gibi bazı
Atina’lı filozoflar için önemil bir devlet
modeli, Atina’nın çöküşünü durdurmak için
tasarlanan ütopyaların esin kaynağıydı.
Ksenephon, Atina’lı hemşerilerinin tepkilerini
göğüslemek pahasına, İsparta ordusu ile birlikte
İran kralı Artakserkses’a karşı düzenlenen
sefere belki de bu nedenle katılmıştı. Bir diğer
neden ise, onun Herodotes’e olan hayranlığıydı.
Güney Mezapotamya’yı hedefleyen bu uzun
yürüyüşte olup bitenleri Herodetes’e benzer bir
biçimde kaleme almayı hedefliyordu.
Sonuçta “barbarlar”ın ordusu Sardes’ten yola
çıkıp hedefine ulaştı, her iki tarafın büyük
kayıplar verdiği çarpışmalarda, Ksenephon’un
tarafı, yani Yunanlılar İran ordularını
yendiler. Artık huzur içerisinde dönebilirlerdi
ülkelerine, ama dönüş yolculuğu daha çetin
şartlarda oldu. Başlarından geçen binbir
maceradan sonra, Güney Mezapotamya’dan Kuzey’e
yönelen “onbinler”, karadeniz kıyılarını boydan
boya katederek Yunanistan’a ulaştılar. İşte
“Anabasis”in konusu bu zorlu yolculuktur.
İlk savaş muhabirliğidir Ksenephon’un
yaptığı. Olup bitenleri bir günlük halinde
kaydetmiş, geçilen yerleri, çekilen zorlukları,
komutanlar arasındaki tartışmaları, yani
kendince önemli gördüğü herşeyi katmıştır
eserine. Diğer eserlerinden de anlaşılacağı
gibi, Sokrates’in öğrencisi olmasına rağmen
felsefi derinliği yoktur Ksenephon’un, ama ilgi
alanının genişliği, bilgi edinmeye verdiği önem,
yaşadığı deneylerden yaptığı çıkarımlar,
uslubundaki rahatlık ve akıcılık, onu antik
çağın en önemli isimlerinden birisi yapmaya
yeter. “Uslubunun ilgi çekici yanı, ayrıntılara
inmesinden, olayları rahat ve akıcı biçimde
anlatmasından, süslü cümleler kurmadan yalın ve
güzel bir anlatıma ulaşabilmesinden ileri gelir.
Yazar olarak dikkati çeken öteki özellikleri de;
mantığının kuvveti, düşüncelerinin açık
seçikliği, yararlı olanın ahlak bakımından doğru
ve doğru olanın yararlı olduğunu bir ilke olarak
ele alması ve çağının dini inançlarını çocuksu
denecek ölçüde kuvvetle benimsemesidir”.
Tarihi bir
roman gibidir Onbinlerin Dönüşü. Hem başlangıcı
ve sonu olan bir hikayesi, hem de bu iki zaman
arasında geçen heyecanlı, eğlendirici olayları
vardır. “Bu eserde, o çağın Küçük Asya ülkeleri,
halkları ve töreleri konusunda verilen
bilgileri, bugün de ilgiyle okuyoruz”. Bütün bir
canlılığı ile Anadolu’nun 2400 yıl önceki hayatı
fışkırıyor Ksenephon’un kaleminden. Ege’den
Akdenize, Toroslar’ı aşıp Fırat nehri boyunca
Mezepotamya’ya ulaşan İsparta ordusu, dönüşte
Dicle’yi takip ederek Van gölüne, Erzurum ve
Kars üzerinden Trabzon’a, oradan Sinop’a,
İstanbul’a, Trakya’ya, sonra geriye dönüp
Çanakkale boğazını geçerek Bergama’ya uğrarken,
bütün bu yerleşim yerleri, yerleşik halkları ve
coğrafi özellikleriyle titizlikle kaydedilmiş
sayfalara. Böylelikle bir kez daha hatırlıyoruz
yaşadığımız toprakların tarihinin “bizimle”
birlikte başlamadığını ve “bizimle” birlikte
sona ermeyeceğini.
Bugünden geriye doğru baktığımızda,
Ksenephon’un amacına ulaştığını, ustası
Herodotes kadar önemli bir tarihi metne imza
attığını söyleyebiliriz. Üstelik o olayları
sadece gözlemlemekle de kalmamış, dönüşte başsız
kalan Yunan birliklerinin komutasını
üstlenmişti. Ancak yukarıda da belirttiğim gibi,
Atinalılar hiç de hoş karşılamadılar
Ksenephon’un İspartalılar’la bu sıcak
beraberliğini. Yaklaşık iki yıl süren seferden
sonra vatanına döndüğünde(İ.Ö.399) sürgün
cezasına çarptırıldı. Yeniden İsparta yolu
görünmüştü bu savaşçı tarihçiye…
Ksenephon İsparta’da büyük iltifat gördü.
Kral Agesilas’ın bir başka Anadolu seferine de
katıldı ve bu seferin dönüşünde, İspartalıların
kendisine tahsis ettikleri Yunanistan’ın güney
bölgesindeki bir malikaneye çekildi. Yirmi yıl
bu evde yaşayan Ksenephon, Anabasis de dahil
olmak üzere, pek çok kitap yazdı. İçlerinde en
bilineni, Sokrates’le ilgili diyaloglara yer
verdiği “Şölen”dir. Ayrıca, “Ata Binme Sanatı
Üzerine” gibi teknik konuları işlediği metinler
de yazmıştır.
Yunanistan yarımadasında bitmek tükenmek
bilmeyen savaşların kendi yaşadığı bölgeye kadar
ulaşması üzerine, İ.Ö.371′de evinden ayrılmak
zorunda kalır Ksenephon. Sürgünlük cezasının
bitiş tarihi ise İ.Ö 364′tür. Ancak memleketine
dönüp dönmediğini bilmiyoruz. Ölüm tarihinin İ.Ö
355 yılına denk düştüğü rivayet edilir.
Satın almak için
aşağıdaki resmi tıklayın:
Bu makaleyi
beğendiniz mi?
|