|
|
|

Arhavi Üçler köyü Azzizisi konağı (Fotoğraf:
Hüseyin Cahit Ataselim)
Unutulan Laz Evleri
Yazı: Muhammet Tunçsan
Ev
denildiği zaman içinde torunlar, baba ve dedenin
birlikte yaşadığı yuva akla gelir. Yemyeşil
bahçeler içinde birer konaktır bunlar. Bahçeler
ve bostanlar, yeryüzünde biz de varız diyen tüm
sebze ve meyveleriyle, sayfiye evlerini rüyalar
alemine sokar. Avlusunda serendesi, çesmesi,
oçambresi, xalesi ile tam bir farlılık arz eder.
Bir de Laz evlerinin en yakın dere ve
ırmaklarına kurulu olan her evin veya sülalenin
değirmenleri de olur. Bu yapı 20’nci yüzyılın
ikinci yarısından sonra birden gözden düştü.
Herkes eski Laz evlerini yıkıyor, yerine
betonarme evler dikmeye çalışıyordu. Bir tarihin
gözlerden kazınmasına şahit olmak varmış ve
oldum. Her eski ev yerle bir ediliyor, sonra
onunla hiç alakası olmayan, mimari hiçbir değer
taşımayan yapılar kuruluyordu.

Köylerimize henüz araba yolları
yapılmamıştı. Betonarme binaların; kumu, çakılı,
çimentosu, kerestesi, kiremiti hep atlar ile
taşınıyordu. Bu atları ilk defa bu kadar
yakından gördüğümüz için yaşıtlarım ile bu
atlarla çok ilgileniyorduk. Sağına ve soluna
tahtadan yapılmış kutu şeklindeki küfeler ile bu
hayvanlar Karadeniz’in dik yamaçlarına doğru
patika yollardan ağır yükleri taşırken, bizler
peşlerinden gitmekten çok hoşlanıyorduk. Bir
defasında ağır yükü ile diz üstü çöken ve can
çekişmeye başlayan hayvanı seyretmiştim. Hayvan
gözlerimin önünde öldü. Onu, yol kenarındaki
küçük bahçeye gömdüler.

Evet insanlara bir şeyler olmuştu. Israrla
eskiyi kazıyor ve yeni bir yapı olan betonarme
ev için kendilerini yırtıyorlardı. Babalar,
bazen de büyük erkek çocuklar da gurbette
idiler. Eskiyi gözler önünden kazımak için
insanlar birbirleriyle yarışıyorlardı. Biz de o
sıra yeni evimizi yapıyorduk. Ama eskisini
yıkamamıştık. Çünkü eski eve diğer amcalarımda
ortak idiler. Ev yıkımları öyle çoktu ki;
yıkımları seyretmek, orda bulunmak en büyük
zevklerimizdi.

Eski evler, taş, ahşaptan değişik kompozisyonlar
oluşturarak çok kuvvetli yapılar
oluşturuyorlardı. Ev yapmak her toplumda olduğu
gibi Lazlarda da sosyal yaşamda çok önemli yer
tutar. Bir zamanların kültürünü yansıtan bu
evleri yıkmak, büyük bir itina ile yapılırdı. Bu
iş için gönüllü müfrezeler oluşmuştu. Zaten o
sıralar imece usulü ile yardımlaşarak iş yapmak
halk arasında çok yaygındı. Önce büyük bir itina
ile enin damındaki kiremitleri elden ele yere
indirirlerdi. Bu çalışmaya, yani toplu olarak
çalışmaya Lazlar, Meci diyorlar. Elden ele
kiremitler, yere inerken aynı zamanda bir kenara
sanatkarane bir şekilde, bir duvar gibi
dizilirdi. Sağlam kiremitler yığınlanırken yere
düşen kiremitlerden tombala taşı yapardık.
Tombala oyunu daire şeklinde yuvarlak hale
getirilen kiremitler üst üste konarak, topla
oynanan bir tür çocuk oyunuydu. Yıkım
çalışmaları bütün hızı ile devam ederken
çocuklar da kendi alemlerinde oyunlarına devam
ederlerdi.

Çatıdan bütün kiremitleri indirdikten sonra,
artık çatıdan bir şey düşmez diye inandıktan
sonra büyük zevkimiz otrebiyi kaldırmaktı.
Otrebi ocaklığın önüne konan kocaman yassı bir
taştır. Büyüklerimizden öğrendiğim kadarı ile bu
otrebi taşının altında altın para çıkardı. Bu
parayı görmek hoşumuza giderdi. Otrebiyi büyük
bir gayretle kaldırırlardı. Yıllarca yanan ateş
ile taşın altındaki toprak bile kumlaşmış ve
beyazlaşmış olurdu. Altındaki toprağı genelde
çocuklara eşelettirirlerdi. Epeyce toprak
eşelendikten sonra beyazımsı toprak, birbirine
yapışık ve kolay dağılan topraklar çıkardı. Bu
kolay kırılan, dağılan toprağın içinde bir altın
para bulunurdu. Büyüklerden öğrenmiştim. Bu
kolay kırılan ve dağılan toprak aslında kemikti.
Yıllarca ateşe yakın toprağın altında buluna
buluna bu hale geliyordu.
Çoğu zaman
kendi kendime düşünmüşümdür. Bu kemiğin burada
ne işi vardı? Otrebinin altında altın para
çıkarsa o evin sahibi zengin Laz idi.
“Senin eskiler iyi idi, sen de aşağı kalmazsın”
dediklerinde evin sahibi bu tür iltifatlardan
çok hoşlanırdı. O takılmaları izler,
konuşulanları dinler ve anlamaya çalışırdım.
Lazların nasıl ev yaptığını ta o zamandan beri
büyük merak ile araştırmaya başlamıştım.
Araştırdım. Çok güzel bilgiler edindim. Şimdi bu
uzun yıllar süren izlenim ve araştırmalarımı
aktaracağım.
Öncelikle evin kurulacağı
yere ocaklık açılmaya çalışılır; ocaklığı açmak
için bir tören yapmak gerekir. Bunu için her Laz
ailesi bütün imkanlarını ortaya koyar. Ailenin
ekonomik durumuna göre bir xoci (öküz) alınırdı.
Bu ilk tören için toplanan ahali ocaklığı açmaya
başlar, arazi durumuna göre o yere ev yapılır,
bina kurulur hale getirilirdi. Evin oturma
yerini oluşturacak bölümün bir köşesini kazarak
çukur açarlar. Bu çukurun yanına xociyi
yatırırlar. Koca hayvan ayakları bağlanarak yere
yatırılır ve başı tam çukurun üstüne konulurdu.
Çukurun başında kesilir, yüzülür, parçalanır.
Etinden büyük kazanlar ile etli pilavlar
yapılır. Baş özel olarak pişirilir ve gelen
kalabalık tarafından yenilir. O gün yapılan
yemekleri tükeninceye kadar yemek gelenektendir.
Kafa kemiği temizlenir, beyin oyuğuna az toprak
konulur, bu oyuğa bir altın para yerleştirilir,
beyin oyuğunun geri kalan boşluğu da toprakla
beslenerek iyice sıvanır. Hayvanın kesildiği
oyuk temizlenir, kafa oraya yerleştirilir ve
üstü toprakla örtülerek iyice basılır. Gömülen
kafanın üstündeki toprak iyice düzeltilir. Bu
işlemin yapıldığı yere geniş büyük bir taş
konulurdu. Bu taşın ismi otrebidir. Otrebi ocak
taşı diye Türkçeye çevrilebilir.
O gün
törene gelen erkekler ev kurulacak yeri kazmaya,
düzeltmeye devam ederler. Bir kısım insanlar
toprağı kazır. Diğer kısım insanlar da xamel ile
toprağı çekerlerdi. Xamel denilen alet şöyledir;
tahta parçasına uzun bir sap çakılır. Tahtanın
her iki ucuna ipler bağlanır ve böylece xamel
hazırlanmış olurdu. Bu kalasa, eşit kuvvette
insanlar dayanır, bu arada bir kişi de dikey
durumdaki tahtayı tutarak aleti yönetirdi. Buna
xamelci diyorlar. Amaç toprağı silerek çekmek ve
istenilen yere götürmektir. Tahtayı bu iş için
süren xamelci: Arada xamelin üstüne çıkar,
çekimi zorlandığı zaman veya xamel toprağa fazla
dalış yaptığında yarım ayak inerek ağırlık
vermez böylece bir ağırlığın olması toprağı daha
iyi silmesini sağlar. Bir taraftan da kazma ile
kazılan topraklar fazla zorlanmadan istenilen
yere getirilmiş olur. Bu işlerde çalışmak
ustalık ister, herkesi hamelde çalışmaya
almazlardı. Bir ekip oluştururlardı. Bu işleri
yapmak için daha önce bu işleri yapan insanlara
kendini ispatlaman gereklidir. Ayrıca xamel
çekmek çok zevkli bir iştir. Zamel çekilen yerde
toprak çok düzgün olurdu. Ben bu alete ilkel Laz
greyderi diyordum. Hayli işe yarayan ilkel bir
alettir.
Evler her zaman iki bölüm
halinde yapılırdı. Evin yarıdan aşağısı
kazınarak axir (hayvan barınağı) yapılırdı. Bu
bölüm bir insan boyundan biraz daha fazla
kazılarak oluşturulurdu. Bu bölüm yapılırken
genelde arazi meyilli olduğu için pek fazla
harfiyat yapmak gerekmiyordu. Bu tür ev yapmaya
insanlar arazi durumundan ve tarıma olan
bağımlılıktan yönelmişlerdir. Bu çalışmalar
yapılırken kuvveti bir noktada yoğunlaştırmak
için “Helesa Yalesa Heya Mola e Berepe” diye
çevreyi inletirlerdi. Bu gönüllü çalışmayı
kadınlar yüksek bir yere çıkarak oradan
hayranlıkları gizlemeden ara sıra erkeklerine
tezahürat yaparlardı. Ayrıca bu toplanma yeri
genç aşıklar için bir gösteri alanıydı.
Delikanlı burada ne kadar güçlü olduğunu
göstermek için bütün hünerini kullanırdı. Nasıl
çalışkan olduklarını gösterme peşinde olurlardı.
Kızlar da beğendikleri delikanlıları büyük bir
hayranlıkla izlemeye çalışırlardı. Çevredekiler
de bunu sezerler ve tatlı tatlı takılmalar ile
düğün ve nişan gününü olduğundan daha erkene
almak için ellerinden geleni yaparlardı. Laz
geleneklerinde toplanma ve eğlenme büyük yer
tutar. Oyun oynamayı seven bir topluluk olarak
tanınırlar.
İki kat teras yapıldıktan
sonra ocak yerine evin kurulacağı temeller
kazılmaya başlanır. Temel sağlam yapılırdı. Axir
ise daha itina ile kara taşla yapılırdı. Kara
taşlar; dere yakınlarında taş ocakları
kurularak, oralarda kırılarak, çevrelere
düzeltilerek taşınarak getirilirdi. Axir tamamen
taştan yapılırdı. Evin axir bağı bittikten sonra
ev artık ahşap olarak yapımına devam edilirdi.
Evin köşelerinde tahtalar, “kurt boğazı” denilen
bir yöntem ile birbirine geçirilerek
kenetlendiriliyordu. Bu çok özel bir yöntemdi.
Böyle yapılan bir evin yıkılması imkansızdı.
Tahtalar enine bir burgu ile delinerek içine
düzgün olarak hazırlanmış çubuklar sokulurdu.
Böylece tahtalar birbirine bağlanırdı. Ev
yapımında bu tahta çivileri kullanmak Laz
evlerinin en önemli özelliklerinden biriydi. Bu
yöntemle yapılan evlerde metal çiviler
kullanılmazdı. Böyle ev yapmada kullanılan
yöntem tek değildi. Evin duvarlarına ahşaptan
gözenekler yapılıyor, yalıdan toplanan geniş
büyük çakıl taşlarını gözeneklere yerleşecek
şekilde yontarak ahşap ve taşın çok güzel
sentezi yapılıyordu. Bu yapı biçimi evleri nakış
nakış örülmüş gibi bir başka gösteriyordu. Bir
başka yapı biçimi: Ahşaptan üçgen şeklinde
gözenekler yapılıyor ve bu gözeneklerin içi
tuğla ile örülüyordu. Bu yapı biçimi daha sonra
sıvanarak eski özelliğini kaybetti. Her ev kendi
başına bir sanat eseri olmak zorundaydı. Çünkü
her ev, yapıcısı usta ile yad edilir ve sahibi
ile şöhrete ererdi. Evi yapan ve yaptıran el ele
vererek bir şaheser ortaya çıkarırlardı. Bu
yaptıkları ev ile hem usta, hem ev sahibi
övünürdü.
Bu işin edebiyatı da
yapılıyordu. Bir örnek verelim: Böyle güzel
evlerin yapıldığı çağda, bir aile ev
yaptırıyormuş; evin hanımı her gün ustalara
lahana pişirip getiriyormuş, ustalar her gün
lahana yemekten usanmışlar, kadını takip ederek
lahana tarlasına ve ona görünmeden tarlayı
tahrip etmişler. Tarlada bir tane canlı lahana
bırakmamışlar. Ertesi gün ustalar lahananın
dışında bir yemek bekliyorlarmış. Ama olmamış,
teyze yine yine lahana getirmiş., bu sefer de
teyze bir şarkı tutturmuş. Teyze: “Yeyin uşaklar
yeyin. Bir düz bitti ise bir düz daha var”.
Lazcası aynen şöyledir. “ Şkomit e berepe
şkomit, ar duzi diçoduna ar duzida kon, şkomit e
berepe şkomit”. Teyzenin böyle şarkı tutturarak
yine lahana getirdiğini gören ustalar şaşkına
dönmüşler. Bu anlatımlar Lazları
nüktedanlığından ortaya çıkmıştır. Yoksa
gerçekte usta ile evi yaptıran arasında en küçük
bir kırgınlık olmaz. Böyle bir şey olursa bunu
Lazlar uğursuzluk olarak sayarlar. Ustası memnun
edilmeyen evi haşarat basacağını anlatan bir
sürü deyiş vardır.
Evin tavan bölgesine
gelince tavanın tam ortasına, boydan boya ongure
yerleştirilir. Bunun iri düzgün ağaçtan olmasına
dikkat edilirdi. Bu ailenin ekonomik durumuna
göre iri ve iyi ağaçtan yapılırdı. Ceviz ağacı
olması tercih edilirdi. Ceviz belli zamanlarda
kesip dinlendirmek gerekiyordu. Böyle yapılırsa
daha çok dayanacağı deneyimlerden geçirilmişti.
Evler bir bir yıkılırken bu ağaçların hiç
çürümediğini bizzat görenlerdenim. Bu ağaçlara
çivi çakılmadığı için yeni betonarme binaların
cam çerçeveleri, kapı pencereleri ve döşemeleri
yıkılan bu evlerin ahşabı ile yapılıyordu.
Ongure dediğimiz bu ağaç evin tam otrebi taşının
üstünden geçerdi. Yani bu ahşap kiriş tam ocağın
üstünden evi boydan boya kaplardı. Bu ağaca bir
zincir bağlanır ve tam otrebiye kadar
uzatılırdı. Ucunda bir kanca olurdu. Bu kanca
ile zincir kısaltılarak uzatılabiliyordu.
Ongureye takılan zincirin ta ateşe kadar
uzanması gerekiyordu. Bu zincirin Lazca ismi
klemuri idi. Çatıya gelindiğinde önce tavanın
döşemesi yapılırdı. Bu döşeme yapılırken evin
iki baş tarafına direkler dikilir, çatının üst
semer direği çakılırdı. Makas ağaçları denilen
düzgün ağaçlar saçakları da ayarlayarak dikey
olarak yerleştirilmeye başlanırdı. Dikey paralel
olarak dizilen makas ağaçlarının üstüne rekha
denilen ve asıl kiremitin üzerine dizildiği
çıtalar ölçülü olarak dizilirdi. Rekalar
çakılırken kiremit boyuna ve kiremitin
oyuklarına göre çakılmaya çalışılır. Bu çatı
semerine eski Laz evlerinde içi ve çatı
semerleri yaparak çeşitli şekiller vermişlerdir.
Zamanla bu güzel sanat yok oldu. Şimdi çatılar
tek yükselti ve saçaklardan oluşuyor. Bir an
gelir ustalar çatı üstünde başına ve sonuna bir
çıta çakarlar ve bu iki çıta arasına ip
gererler. Ustalar bu zamanda bir garip çalışmaya
başlarlar. Rekalar çakılıyor ama sanki ustalar
boş yere çekici keseri vuruyorlar gibi gelir.
Bir de vuruşlarını ahenkli yaparlar. Bu çalışma
çok eğlenceli geçer. Evi yaptıran ev sahibi ipe
bir kumaş asar. Komşular, dostlar da gelip
kumaşlar asarlar. İp rengarenk kumaşlarla
donanır. Hediyeler geldikçe coşar. Çalışma bir
bayram havasına dönüşür. Tak taka, tak taka, tak
taka sesleri ile çakılmaya devam eder. İş
aslında durdurulmaz ve büyük bir çabuklukla
devam eder. Kiremitlerde büyük bir çabukluk ile
örtülür. Evin tepesine asılan kumaşlar
ustalarındır. Onlara verilir. Bu davranış yine
geleneklerdendir.
Çatı bittikten sonra
iç donanıma geçilir. Tuvalet banyo yapılır. Bir
de Lazlar kapalı bir toplum olduklarından her
yatak odasında döşemelere bir kapak yapılır. Bu
kapağın altında bir su aylağı ve suyun dışarıya
atılması için atık su yolu vardır. Bu kamuflajlı
banyoları yeni eşler kullanır. Evde büyüklerin
yanında yıkanmak, bunu için gürültü yapmak büyük
ayıp sayılır. Bundan dolayı yeni evlilerin
eşleri ile rahat rahat yıkanmaları için bu
yöntem bulunmuştur.
Dolaplar, kiler,
kaşıklıklar, kazanlıklar, askılıklar ve daha
birçok şeye gerekli olan envai çeşit donanımı
yaparlar. Bu çalışmalar evi yaptıran adamın
durumuna göre değişir. Eğer ekonomik durumu iyi
ise iğneden ipliğe her şeyi yapılır. Ana kapı
yapılır. Yine ana kapı üzerinde bir yarım kapı
daha yapılır. Lazlar buna khotzophortha derler.
Bu işlem tamamlandıktan sonra ana kapı
kapatılır.
Bu olaydan sonra evi yaptıran
kişi yeni bir öküz, yani xoci getirir. Onu
keser, yine etini ayarlar, etli pilavını yapar
ve yemeği hazırlar. Kafayı pişirirler. O gün bir
şölen verilir. Yenilir içilir ve bütün etler
tüketilir. Kafa da yenir, temizlenir, biraz
yakılır ve temizlenerek boyanır. Kafa rengarenk
hale gelir. Bu kafa ana kapını üstüne çakılır.
Kapının tam üstüne kapıyı ortalayacak gibi,
boynuzlar iki yana, yere paralel bir şekilde
çakılı durması Lazların yine vazgeçemeyecekleri
ev yapma usul ve geleneklerindendir. Artık evin
törenle açılmasına geçmek gerekmektedir. Evi
açmak geleneklere göre o topluluğun en yaşlısına
düşerdi. Fakat genelde yaşlı Lazlar ev açılışını
evi yapan ustaya bırakırlardı. Bu, ustaya değer
vermenin bir göstergesi idi. Yaşlı Lazlar
dualarla evin açılışına eşlik ederek topluma
örnek olurlardı. Topluluk ise hep bir ağızdan
dualarla “amin” diyerek açılışa eşlik ederlerdi.
Bu ev yapımında öküzün, yani xocinin
kesilmesi bir güç ifadesi idi. Hatta hayvanın
gösterişli olması, kimsenin kesemeyeceği kadar
büyük olması için bir anlamda Lazlar birbirleri
ile yarışırlardı. Bu gelenek Lazların ekonomik
yönden zayıflaması ve İslamiyeti kabulü ile
yerini koça bıraktı. Bugün bu alışkanlıklardan
pek bir şey kalmadı. Gelenekler maddi koşullar
ile beraber, onların yanı sıra gevşeyerek zaman
içinde etkinliğini kaybetti. Giderek tamamen
ortadan kayboldular. Şimdilerde evinin yapımını
bitirenler en sonunda bir koç kesiyorlar ve bunu
adak geleneklerine göre eşe dosta dağıtıyorlar.
Yalnız bir evi tamamlayan unsurlar da peşi sıra
gereklidir. Birincisi ve ne önemlisi su
ihtiyacını karşılayan çeşme kapıda olmalı. Bu
evin şanıdır. Çeşmeler Laz kültüründe ayrı bir
yazıda incelenecek kadar önemli bir yapıdır.
Yine dışarıda dört direk üstüne yapılan meydan
tuvaleti olurdu. Lazlar buna xale diyorlar. Bu
önemli bir yapıdır. Pisliğin üstü kuru yaprak ve
eğrelti otu ile örtülür, kokmaması sağlanır ve
bu pislikler tarımda kullanılırdı. Bu meydan
tuvaleti basit tahtadan yapılırdı. Evler
modernize edilirken, çayın gelişinden sonra,
tarım çay lehine tekelleşince xale de ortadan
kalktı. Çeşmeler de ortadan kalktı.
Beton evler yapıldıktan sonra su mutfağın için
alındı. Modern evlerde olduğu gibi evin içine
girdi.
Evin en çok rüzgar alan cephesine,
avluya karayemiş fidanı dikilir. Karayemişe “Laz
kirazı” denir. Meyvesi yenir. Kışın yapraklarını
dökmez, evi rüzgardan korur. Bir ev için çok
önemlidir. Evi sert rüzgarlardan korur, sıcak
tutar. Evler, eski evlerin yerine yapıldığı için
eski evlerin avlusunda bulunan karayemişler
kesilmediği için yeni evlerin avlularında da
bulunmaktadır. Lazlar, karayemişe yani Laz
kirazoba “m3u” derler. Evi esas gösteren
avludur. Lazlar avluya evliya derler ama bu
Lazca değildir. Avlunun asıl Lazcası khoda’dır.
Khoda yada avlunun düzeni, güzelliği o ailenin
asaletini gösterir. Bunun için avlunun düzenine
çok önem verilirdi. Lazların yaşadığı yerler
genellikle engebelidir. Bu nedenle Lazlar
genellikle merdiven yapımında yada
düzenlemesinde çok ileri idiler.
Yokuşları nakış nakış merdivenlerle işler. Çevre
düzenlemesine önem verirler. Aslında bir evi de
gösteren bunlardır. Bunu bildiklerinden mi,
engebeli araziye sahip olduklarından mı, yoksa
araziyi düzeltme duygularından mı olacak o pek
birbirinden ayrılmaz; çünkü bir yandan da
araziyi düzeltmek ve orayı yaşanır bir duruma
getirmek zorundalar.
Çevresi otlarla
kaplı olan evler iyi sayılmaz, temiz olmayan
otlar, sarmaşıklarla kaplı evler Lazlarda
virane, sahipleri ölmüş diye düşünülür. Böyle
güzel bir evin önünden geçen Laz durur, düşünür,
dua eder. Duayı önce evi yapan ustaya, yaptıran
ev sahibine, soyuna sopuna dua ettikten sonra
tanrıdan (Ğoromotişe) herkese böyle bir yuva
nasip etmesi için yakarışta bulunur. Eski
Lazlarda daha iyiye sahip olmak için toplumsal
bir yarış vardı. Yaşlılar gençlere rehber ve
yardımcı olurlardı. Toplu çalışma ve imece çok
gelişmişti.
Tüm bunları anlatırken,
oçaxaleyi de unutmamak gerekir. Oçaxale, çöplük
anlamına gelmektedir. Laz evlerinin hemen hemen
hepsinin bir cephesi açık çöplüktür. Bu olumsuz
bir yapıdır. O zamanlar çevre kirlenmesi pek o
kadar illeri olmadığı ve çöp ve atıklar bostan
ve tarımda kullanıldığı için pek önemsenmiyordu.
Bunu da zaman içinde yeni yapılar
yaygınlaştıkça, kendilerine yakıştırmadıkları
için kaldırdılar. Tuvalet çukurunu bile foseptik
çukur haline getirmişlerdi. Bugün böyle bir
şeyle karşılaşılırsa, böyle bir yapı görülse o
evde oturan ilkel oçaxale kültürünü yaşayan
insanlar olarak tanınırlar. Bu yapı sevimsiz bir
durum arz eder.
Karaboğaz ( Kurtboğazı)
geçme tekniği ile yapılan bu evler, tahtalar
yine ahşap çivilerle birbirine çakılarak yapılan
bu yapılar depreme dayanıklı yapılardı. Bu
yapıların bazen yöresel özellikler taşıyan çok
katlı evler de yapılıyordu. Genelde bir bodrum
kat, onun üstünde oturma yeri, yeni insanların
yaşamlarını sürdürecekleri bölüm olurdu. Çatı
ise bir depo olarak yapılırdı. Bu çatılar bir
depo, bir ardiye veya otluk olarak kullanılırdı.
Yeni yapılar yapılmaya başlanıldığı zaman bu
oluklu kiremitler değişti, yassı ve ince oluklu,
birbirlerine kenetlenen kiremitler tercih
edildi. Çok az da olsa çatıyı kiremitle
örtenlere de rastlanırdı. Evlerin bodrum katları
birkaç bölüm olarak yapılırdı. Bodrumda yer
kalmamışsa ek olarak yerler yapılırdı. Genelde
bunlar evlere bitişik olarak yapılır ve üstü
ahşap örtülür, otluk olarak kullanılırdı. Tarım
için kullanılan tarım araç ve gereçleri de bu ek
binalar altında saklanır ve korunurdu.
Evin oturma odasının arkasına jilemona denirdi.
Jilemona da evin duvarına bitişik kışlık odunlar
biriktirilir. Bu odun yığınına ç’arma derler.
Ç’arma yani odun yığınlarının çok güzel olması
gerekir. Dağdan bu odunlar arka ile taşınır.
Bunu gören diğer komşu Lazlar evin gelinine
gıpta ile bakarlar. Aferin gelin hanıma derler.
Oturma evin en teferruatlı yeridir. Ateş orada
yakılır. Ateş yakıldı mı çevresinde oturulur ve
sohbet edilirdi. Tavana asılan klemuri zincirin
ucunda kazanlar asılı olur ve yemekler
pişirilir. Bir köşede evin erzaklarının
bulunduğu kiler, köşelerde gerekli olan bütün
araç ve gereçlerin asıldığı ve takılı olduğu
aksesuarlar yer alırdı. Bu oturma kısmından
diğer odalara geçmeden önce selamlığa geçilirdi.
Buradan diğer odalara geçmek gerekiyordu.
Salonlar genellikle az ışıklı ve loş olurdu.
Misafirler önce selamlıkta karşılanırdı.
Sofaya alınmadan önce en yakın misafir odasına
alınırdı. Sofaya açılan odalar genellikle
misafir odalarıdır ve yatak odası olarak
kullanılabiliyordu. Bazen bitişik yapılan
tuvaletlere de rastlanmaktaydı. Böyle
yapılmasının nedeni evi kötü kokulardan
korumaktı.
Engebeli araziye yerleşen
Lazlar, genelde evlerini yaparken, sağlam
yamaçları ve bir de denizi gören yerleri tercih
ederlerdi. Birbirine uzak ve dağınık bir şekilde
evlerini inşa ederlerdi. Lazlar evlerini sahip
oldukları arazinin tam ortasına yaparlardı. Uzun
zaman denenmiş sağlam bölgelere ev yaparlardı.
Bilinmeyen tehlikeli bölgeler tercih edilmezdi.
Yapı bakımından köklü ve kendine özgü özelliği
olan bir yapıya kavuşmuşlardı.
Bunda
Lazların kıvrak zekasının çok önemi vardır.
Bölge insanımız eskiden de yapı ustası olarak
başka bölgelerde çalışırlardı. Yeni yapıyı da
kısa zamanda öğrendiler. Diğer büyük şehirlerde
müteahhitlik ve yapı ustalığında önemli
başarılar kazandılar.
Yapıda ahşap
kullanımı, yöresel bir yapı tarzıdır. Bölgenin
ormanlık bölge olması, ahşabın kolay ve ucuz
bulunması gelişmiş ahşap yapıya katkıda
bulunmuştur. Doğu Karadeniz nemli bir atmosfere
sahiptir ve ahşap kullanımını zorunlu
kılmaktadır. Yapıcılıkta ahşap yöresel bir yapı
tarzıdır.
Yapıcılıkta kullanılan bir
yöntem de gözenek gözenek boşluklar
bırakılmasıydı. Bu boşlukların içine uygun
şekilde çakıl taşları yerleştirilir (göz
doldurulması) , böylece de değişik bir görüntü
oluşturulurdu.
Bir başka yöntem, ahşap
çok daha geniş çapraz üçgen şeklindeki
gözenekler bırakılması şeklindeydi. Bu
gözenekler tuğla ile içi örülerek duvar
tamamlanıyordu. Bazen tuğla yerine başka harç
veya taş kullanılırdı. Bu, yapılara dışardan
güzel bir görünüm verdiği için sıva yapılmazdı.
Bu evler uzaktan rengarenk desenli gözükürdü.
Daha sonra bu güzel duvarları sıvamak moda oldu.
Evler eski görünümünü kaybetti. Bunun nedeni ilk
defa ağaların ve varlıklı aile evlerinin bu
şekilde yapılmasıydı. Bu evlere “beyaz konak”
gibi çarpıcı isimler de takılınca yeni yapılan
konutlar ister istemez bu hale dönüştü. Ev
yapımında kullanılan planlar genelde aydı idi.
Bunu değiştirmeyi düşünmezlerdi. Çok gerekli
olursa şartların zorlaması ile ancak
değiştirirlerdi. Ortak kullandıkları büyükçe
oturma odasının ve diğer odaların genişliği,
ailenin büyüklüğüne göre değişirdi.
Laz
evlerinin diğer bir bölümü evin hemen yanında
bulunan serendeler’dir. Bu yapılar yine ahşaptan
dört direk üzerine inşa edilirdi. Yitecekleri
kurutmak ve korumak için dışardan hava alan,
rutubet yapmayan direkler üzerine tek oda
çatılarak inşa edilen bir yapı idi. Bu yapı
Lazların evlerinin avlusunda muhakkak olurdu.
Kızı istenen bir aile evet demeden önce kızı
isteyen ailenin evini gizlice bir vesile ile
ziyaret ederek kapılarında serenderi var mı diye
bakardı. Eğer kapılarında serende yok ise o
isteğe hayır cevabı verilirdi. Serendeler sosyal
yaşamda böylesine önemli olmalarının yanı sıra
ekonomik hayatta da çok gerekli idiler.
Bu yazıdaki bazı deyimler: Meci-imece:
Karşılığında ücret almadan toplu olarak yapılan
işin adı. Phaphuli: Dede. Otrebi: Önünde
ateş yakılan dikdörtgen prizması bir taş. Bu
taşa ocaklık taşı da denir. Xoci: Öküz.
Xameli: Toprak çekmeye yarayan saplı geniş
tahta. Tam orta yerinden iple bir sırığa
bağlıdır. Geniş tahtanın sapından tutarak iki
yanına da basarak kalabalık insanlar ipin bağlı
olduğu sırığı çekerler. İlkel bir greydere
benzemektedir. Axir: Hayvanların beslendiği
evin altında bir bölüm. Bodrum. Kurt Boğazı:
Özel bir şekilde birbirine kenetlenen eski
evlerdeki ahşap köşelere verilen isimdir.
Duzi-Zeni: Genelde dere kenarlarında kör
duvarlar çekilerek oluşturulan tarla. Sulama
özelliği olduğu için sulu tarımda da
kullanılırdı. Kör duvar: Kara taşlar ile
yapılan çimento kullanılmamış duvar anlamına
gelir. Ongure: Döşemelerin alt kalasları,
kirişleri. Klemuri: Kazan asılan ve yemek
pişirmeye yarayan tavana asılmış zincir.
Rekha: Kiremitleri tutan ince çıtalar.
Khotzophortha: Ana kapıda yapılan yarım kapı.
Gündüz bu kapı açık olur. Karayemiş-mbu: Buna
"Laz Kirazı" da denir. Yöreye has bir yemiş.
Siyah salkımlar halinde oluşur. Çekirdeği olan
bir yemiştir. Avliya: Avlu. Virane:
Kimselerin oturmadığı ev. Uğursuz veya virane ev
de denir. Oçhaxale: Lazların evlerinin bir
cephesinde oluşturdukları çöplük. Khoda:
Avlu. Oda: Evin içi, bölümlerinden her biri.
K’odayı Türkçede pek kullanmayız. Ama “Oda”
Türkçeye geçti. Kelimenin Türkçe olduğu
sanılmaktadır. Göz dolması: Ahşap
gözeneklerin taşlarla doldurulması şeklinde
yapılan bir yapın türü. Muskalı: Geniş üçgen
şeklinde ahşap gözenekler bırakılarak yapılan
yapılardır. Büyük muska şeklindeki boşlukların
tuğla ile yada daha başka bir şeyle doldurulması
şeklinde yapılan duvar yapı tarzıdır.
Not: Muhammet Tunçsan'a ait bu yazı
Chiviyazıları tarafından çıkarılan Kafkasya
Yazıları dergisinde yayımlanmıştır.
|
Karalahana Bağımsız Karadeniz Gazetesi'nden makaleler:
Karadeniz Bölgesi haberleri
|

Folklor ve Mitoloji
Sözlüğü, yaklaşık yirmi bin maddelik
içeriğiyle Türk literatüründe kendi alanının en
kapsamlı çalışmasıdır. Ansiklopedik formattaki
bu sözlükte kayıp ya da süregelen tüm
uygarlıkların folklorik ya da mitolojik öğeleri,
paranormal öğeler, modern kültürel kahramanlar,
şehir efsaneleri, doğaüstü olaylar, simya, büyü,
dinî fenomenler ve yerel kültürlere özgü
semboller mitolojiyi ilgilendiren yanlarıyla
maddeleştirilmiştir. Çalışma, bugüne dek sıkça
işlenen Yunan, Roma, Kelt ve Anglo-Sakson inanç
dünyasını eksiksiz ele almasının yanı sıra Asya,
Afrika, Amerika ve Okyanusya’nın yerel
halklarının az bilinen kültür ve inanç
öğelerini; tek ve çok tanrılı dinlerin uygulama,
biçim ve sembollerini; Karagöz, Köroğlu, Dede
Korkut ve Kral Arthur gibi efsanevi
karakterlerin arka plan ve yardımcı unsurlarını
ustalıkla tanımlayarak amatör mitoloji
tutkunlarından akademisyen yazarlara dek tüm
araştırmacıların başvuru kaynağı olmayı
amaçlamaktadır.

Eski Yunan Uygarlığı
Selçuklular

Çay, Türkiye'de en çok tüketilen içeceklerden
biri. Ancak çayın sofralara nasıl ulaştığını
yöre insanları dışında pek bilen yok. İnce Belin
Buğusu: Çay belgeselinin yönetmeni İsmail
Şahinbaş ile konuştuk.
Çay Belgeseli söyleşisi
|

Lazca - Türkçe
Sözlük
Lazuri - Turkuli
Nenapuna
İsmail
A. Bucaklişi & Hasan Uzunhasanoğlu. Lazca - Türkçe sözlük'ün tamamı
alfabetik olarak word dosyası olarak indirilebilir.
A
l
B
l
C l
Ç
l
Ç'l
D l
E
l
F
l
G
l
Ğ
l
H l
İ
l
J
l
K l
K'l
Ll
M l
N l
O l
P l
P'
l
Q l
R
l
S l
Ş
l
Tl
T'
l
U
l
V l
X
l
Y l
Z l
Z'l
3
l
3'
l
Lazca filller l
| |
|
| |