|
|
|

Lazona’nın düş kışları, kış düşleri
Yazı: Filiz Acar
Haber bültenleri
İstanbul’da başlayacak yoğun kar yağışından ve
Sibirya soğuklarından bahsediyordu bir süredir.
O gün kendisi de işyerinden normal mesaiden bir
saat önce hareket eden servisle eve gelmiş ve
hemen televizyonu açmıştı. “Olumsuz hava
koşulları nedeniyle okullarda yarıyıl tatili bir
hafta daha uzatıldı” diyordu sunucu. Bir
sandalye çekip oturdu camın kenarına. Dışarıda
lapa lapa yağan kara baktı bir süre. Köyünün
ilkokulunda okuduğu yılları hatırladı. Karın çok
yağdığı o yıllarda okulu tatil edebilecek tek
otorite vardı: Anneler! diye düşündü. İçinde
tarifi mümkün olmayan hisler uyanmışken sanki
bir el dokundu omzuna ve ‘gel’ diye fısıldadı
kulağına. Aynı el onu, yıllar öncesinin bir köy
evinin ahşap penceresinin önünde duran divana
oturttu ve ‘bak’ dedi. Söyleneni yaptı ve
başladı çocuk gözleriyle etrafı seyretmeye.
Laz çocukları için mutluluğun resmi Yedi
çocuklu bir ailenin en küçüğüdür. Güne hep erken
başlayan annesi, bir sabah “E berepe a moyselit
do 3adit ele. Mturi konobork’u” (Çocuklar kalkıp
bir bakın hele. Kar saçağa dayandı) diye
seslenir çocuklara. Kardeşleriyle birlikte
telaşla fırlar yataktan. Her zamanki gibi
hazırlanıp okula gideceklerdir, ama Nana’nın
çocukları köyün bir ucundaki okula göndermeye
hiç de niyeti yoktur. Tabii yetki ondadır.
“Hast’eri mturi-s nak idatet’u? Soti mo
ok’ink’at k’apanite k’inçi pç’opatere” (Böyle
bir havada okula gidemezsiniz, hem bakın kapanla
kuş yakalarız) der. Çocukları vazgeçirmeye
yönelik vaatler bu kadarla da bitmez. “Edi-k
kada do helva giyanene, ma-ti mjalva mak’arina
gicibatere” (Babaanne size kete pişirir, o çok
sevdiğiniz pekmezli helva toplarından yapar, ben
de elde doğrayıp sütlü makarna yapacağım) diye
ekler. Nana’nın yedi çocuklu bir Laz kadını
olarak adı gibi emin olduğu bir şey varsa o da
kuş yakalama fikrine hiçbir çocuğun kayıtsız
kalamayacağıdır. Operasyon bir elek ya da
plastik leğen bulmakla başlar. Hedef, soğuktan
korunmak için Serende’nin (ambar) saçaklarına
sığınan küçük serçe kuşlarının en alımlısı ve en
kurnazı olan kravatlı sarı kuştur (ç’anç’urina).
Bir metreyi çoktan aşmış olan karın üzerine bir
avuç bulgur ya da mısır unu serpilir. Kevgir
iple bağlı odunla kapan haline getirilir. İpin
ucu camın arkasında duran çocuğun elindedir. Her
tarafın bembeyaz örtüyle kaplandığı doğada kolay
yiyecek bulamayan serçe kuşları karın üstünde
altın gibi parlayan mısır ununu çabuk fark eder.
Yemi yemeye geldiğinde de ip çekilir ve kapak
kapanır. Yaşasın! kuş kafestedir artık.
Genellikle bir süre sevildikten sonra tekrar
salıverilen serçeler (n3ana) bazen de yahniye
malzeme olur. İşin en acıklı tarafı işte budur.
Her şeye rağmen “kuş yakalama” laz çocukları
için mutluluğun resmidir. Ve bu sadece okula
gidilmeyen günlerin özetidir. Okul yolunda
yaşanan maceraların en güzeli ise tertemiz karın
üstüne kendini atıp şekil çıkarma denemesidir.
Bir de ortaokul ve lise çağında kapanan köy
yolunda ilerlemeye çalışan eski minibüsler ve
onu iten ağabeylerin hali görülmeye değerdir.
Kış çocuk düşlerini ısıtır Kış
büyükleri korkutabilir, ama çocukları
gülümsetir. Hatta kışın en az çocuklar üşür.
Anne babalar her ne kadar güzden hazırlıklı da
olsalar -kasalarla alınıp imece usulüyle şaka
şenlik ayıklanan hamsiler tuzlanmış, turşular
bidonlara bastırılmış, üzümle hurmadan pekmezler
kaynatılmış, hatta armut ve dut sirkeleri
kaplardaki yerini almıştır - ya kar çok yağar da
çatı çökerse diye endişelenirler. Çatıdaki
karları küremek ustalık gerektiren bir iştir.
Kiremitleri kırmamak için adım attığın yeri iyi
hesaplayacaksın. Bu yüzden çatıda kürekle kar
temizlemek çocuk işi değildir. Onu büyükler
halleder. O tamam da kardan adam yapmayı ya da
karda kaymayı da yasaklayamazlar değil mi? Hemen
sıkı bir dayanışma başlar. Büyük ağabey her kış
yaptığı gibi derhal karda kayak hazırlıklarına
başlar. Tahtalar veya kalın naylonlar bu iş için
birebirdir. Meyilli olan bahçe genç kayakçıları
beklemektedir. İkili üçlü dizildiler mi ağabeyin
arkasına uçmak için kanat istemez. Çocuklara bir
türlü söz dinletemeyen Nana, her zamanki gibi
“Colat do goyragadat goysak’at’atere, amseri
oxorişe va amaxt’ati? “ (Düşüp bir yerlerinizi
kıracaksınız, akşam eve gelmeyecek misiniz?)
diye istediği kadar tehdit etsin, bu coşkudan
alıkoyamaz onları. Akşam olur tabii. Eve
girilir. Olsun orada nasıl olsa başka bir
sığınak vardır: Babaanne. Edi, o meşhur pekmezli
helva toplarını hazırlamış, sütlacı kaynatmış,
her biri adam doyuran cinsten sarmaları
pişirmiştir. Ekmekten arta kalan zamanlarda hiç
boş kalmayan kuzinanın fırınında da ya patates,
ya tatlı kabak (k’ast’ane), ya da elma
kızarmıştır üstelik...
Her gece yeni bir
masal Köyde akşamları genellikle elektrikler
kesilir, hayat gaz lambasının ışığında devam
ederken sözü babalar alır “Siz her yönden daha
şanslısınız. Bizim zamanımızda bırakın
elektriği, gaz lambasını da annelerimizle
paylaşmak zorunda kalırdık. Biz idare lambasının
ışığında ders yapmaya çalışırken anneler süt
taşmasın diye onu da dakika başı önümüzden
alırdı” diye devam eder, yokluk zamanlarını
hatırlayarak gözleri dolardı. Elektrikler kesik
olduğu için cılız ışıkta akşam yemişleri
yenirken “el ust’inde kimun eli” ya da “uçt’i
uçti k’arğa uçt’i” oynanır, cevizden yapılan
“ğirğidelalar” çevrilir. Duvara yansıtılan
parmaklarla kurt, tavşan, kuş gölgeleri yapılır.
Gürül gürül yanan sobanın etrafında bol
kahkahalı sohbetlerden sonra çocuklar başlar
birbirini gözetlemeye. Bu saatten sonraki bütün
merak babaannenin yanında o gece kimin
yatacağıdır. Torunlar gece uykusunu babaanne ile
paylaşmak için adeta yarışır, ama piyango
genellikle beş numaralı erkek kardeşe düşer. O
biraz mızmız ve zayıf olduğu için babaannenin
kanatları altındadır. Her gece başlar bitmeyen
nakaratına. Babaanneden masal anlatmasını ister.
Her uyku öncesi ibadet bellediği masal safhasına
geçen babaanne, torunları memnun etmek için
masalları kendisi mi uyduruyordu, yoksa
gerçekten o kadar masalı biliyor muydu? İşte bu
hiçbir zaman aydınlığa kavuşmadı. Tekrarlanan
masal asla gözlerinden kaçmaz, “Edi, him
komişk’uran, ağani mimeselit” (Babaanne, onu
biliyoruz, yenisini anlat) diye uyarırlar. Hatta
bir seferinde ‘A dida kot’u şk’i tane ti monta
uyonut’u’ (Bir ihtiyar kadın vardı, yedi tane de
torunu vardı) diye söze başlayınca iki numaralı
uyanık torun atılır, ‘Ma komişk’un, him şk’u
voret’ (Ben biliyorum, o biziz) diye. Böylece
babaannenin günü kurtarma hayali suya batar.
Geniş zamanların mönüsü Nana’nın kış
mönüsü lahana ağırlıklıdır. Sabah bir kaybolur,
öğle sularında geri döner, sırtında koca
çuvalla! ‘Karın altından çıkan lahananın tadı
hiçbir şeyde yoktur’ diyerek başlar önceden koca
tencereyle kaynattığı suya ayıkladığı lahanaları
doldurmaya. Nana, önce ç’axala, (haşlama)
ardından kalan yaprakları zeri (lezme) yapacağı
lahanayı elle parçalar, asla bıçak kullanmaz.
Sayıca kalabalık olan çocuklar da etrafına
toplaşır, bir parça cici (lahananın yenebilen iç
kısmı) çıksın diye dört gözle kollar. Lahana, iç
yağının mis gibi kokusuyla pişerken mısır ekmeği
fırına verilir. Sıcakken tereyağıyla yenen taze
mısır ekmeği bayatlayınca et’mağaşe yapılarak
değerlendirilir. Didi, ekmek için maya ayrılması
unutulunca bunu hiç dert etmez, hemen p’ap’ayi
cari (mayasız ekmek) yapar sabahları. Küçük
bakır k’uk’ma (güğüm) ile kaynatılan ıhlamur,
kan kırmızı rengini alana kadar kalır sobanın
üstünde, günlerce inmez. Ev halkı gider gelir,
doldurur bardağa içer.
Lazona’da,
kış günlerinde erkekler hemen marangozluğa
soyunur. Hepsinin elinden ufak tefek işler
gelir. Bu işlerde biraz daha usta olanlar tırmık
(lifani) ve kazma, kürek, çapa sapı yapımına
başlar. Anneler de yazdan kurutup sakladıkları
mısır dallarından (msva) küçük taburelerin
(k’uli) oturaklarını örer. Günlük uğraşlar
arasında hiç aksatılmadan sürdürülen bir
faaliyet de komşu gezmeleridir. Yazın ve güzün
yapılamadığı için kışa ertelenen komşu
ziyaretleri kar yolları kapatsa da hızını
kesmez. Yoldan daha önce geçen varsa –bu bir
kedi bile olabilir- onun bastığı izler takip
edilerek komşunun kapısına varılır. Kapıda
üstündeki karları pat küt diye silkeleyen
misafirin gelişi içerideki ev sahibini sevince
boğar. Genç kızlar, mahallede televizyon bulunan
tek evde toplanır, sıcak sobanın etrafındaki
kerevite kurulur, bir yandan sohbet edip dantel
örerken diğer yandan haftada bir yayınlanan Türk
filmlerini çıt çıkarmadan heyecanla izler.
Televizyon macerasından küçük kardeşlere düşen
pay çizgi filmdir. Sohbete Laz böreği ve elde
açılmış baklavayla tavşan kanı çaylar eşlik
eder. Onlar ne de olsa her düğünde otuz kırk
tepsi baklava açan becerikli Laz kadınlarının
mirasçısıdır. Burada kışın yensin diye kurutulan
ince hurmanın, fındığın, cevizin, yeni dünyanın
(n3xilimunt’ri) ve demir elmanın da hakkını
yememek lazım.
Yenilenmenin adı:
3’anağani Çocukluğun film karelerine düşen
en canlı görüntülerden biri de yeni yıl
kutlamalarıdır. Ocak (boyuğ ayi) ayının hükümet
hesabına göre 14’ü, gün hesabına göre 1’i
Lazona’da yeni yıldır. Daha çok erkek çocukların
katıldığı bir şenliktir 3’anağani. O gün en
güzel giysilerini kuşanan erkek çocuklar
ellerinde çuvallar, başlarlar ev ev dolaşmaya.
Her evin kapısından ya da penceresinden boş
olarak atılan çuval; fındık, fıstık, ceviz gibi
yemişler ya da mısır, portakal, mandalina, elma,
armut gibi meyvelerle doldurularak geri
fırlatılır. Günü bereketli tamamlayanlar akşam
eve dolu bir çuvalla döner. Biliyorum “mevsim
kış, her yer karla kaplı” diyorsunuz. Olsun
baştan söyledik ya kış çocuklara işlemez, aksine
onların düşlerini ısıtır diye...
Şimdi
bunları şehirli arkadaşlarıma anlatsam, onlara
masal gelir diye düşünür camın önünde otururken.
Varsın şehirliler korksun kıştan. Lazona’da kış
korku değil, dinlenme mevsimidir. Bir kış vardır
yorgun bedenlerin dinlenmesi için. Köyde aylar
boyunca süren koşuşturmanın mükafatıdır o. Hem
kar ne kadar çok da yağsa yerini baharla
birlikte en güzel başlangıçlara bırakacaktır
nasıl olsa. Derken çalan telefonun sesiyle
irkilir. Köydekiler, endişeyle ‘Oxorişe
mogalu-yi? (Eve gelebildin mi?) diye
sormaktadır. Bu sesle sıyrılır düşlerden ve
gerçek dünyaya döner.
|
Karalahana Bağımsız Karadeniz Gazetesi'nden makaleler:
Karadeniz Bölgesi haberleri
|

Folklor ve Mitoloji
Sözlüğü, yaklaşık yirmi bin maddelik
içeriğiyle Türk literatüründe kendi alanının en
kapsamlı çalışmasıdır. Ansiklopedik formattaki
bu sözlükte kayıp ya da süregelen tüm
uygarlıkların folklorik ya da mitolojik öğeleri,
paranormal öğeler, modern kültürel kahramanlar,
şehir efsaneleri, doğaüstü olaylar, simya, büyü,
dinî fenomenler ve yerel kültürlere özgü
semboller mitolojiyi ilgilendiren yanlarıyla
maddeleştirilmiştir. Çalışma, bugüne dek sıkça
işlenen Yunan, Roma, Kelt ve Anglo-Sakson inanç
dünyasını eksiksiz ele almasının yanı sıra Asya,
Afrika, Amerika ve Okyanusya’nın yerel
halklarının az bilinen kültür ve inanç
öğelerini; tek ve çok tanrılı dinlerin uygulama,
biçim ve sembollerini; Karagöz, Köroğlu, Dede
Korkut ve Kral Arthur gibi efsanevi
karakterlerin arka plan ve yardımcı unsurlarını
ustalıkla tanımlayarak amatör mitoloji
tutkunlarından akademisyen yazarlara dek tüm
araştırmacıların başvuru kaynağı olmayı
amaçlamaktadır.

Eski Yunan Uygarlığı
Selçuklular

Çay, Türkiye'de en çok tüketilen içeceklerden
biri. Ancak çayın sofralara nasıl ulaştığını
yöre insanları dışında pek bilen yok. İnce Belin
Buğusu: Çay belgeselinin yönetmeni İsmail
Şahinbaş ile konuştuk.
Çay Belgeseli söyleşisi
|

Lazca - Türkçe
Sözlük
Lazuri - Turkuli
Nenapuna
İsmail
A. Bucaklişi & Hasan Uzunhasanoğlu. Lazca - Türkçe sözlük'ün tamamı
alfabetik olarak word dosyası olarak indirilebilir.
A
l
B
l
C l
Ç
l
Ç'l
D l
E
l
F
l
G
l
Ğ
l
H l
İ
l
J
l
K l
K'l
Ll
M l
N l
O l
P l
P'
l
Q l
R
l
S l
Ş
l
Tl
T'
l
U
l
V l
X
l
Y l
Z l
Z'l
3
l
3'
l
Lazca filller l
| |
|
| |