|
|
|

Lazlarda
Evlilik Gelenekleri
Kamil Aksoylu
Lazlarda evlilik olayı
çoğunlukla büyüklerin inisiyatifinde olurdu. Evlilik çağına
gelen erkeklere ana babanın yanı sıra eş dost kız bakardı. Eğer
gençler yakın çevredense birbirlerini tanırlardı. Yok eğer uzak
köylerden olursa çoğunlukla enişte daveti denen nişandan önce
birbirini görme şansları olmazdı.
Kız istemenin de epeyi meşakkatli bir süreci olurdu. Kız
istenmeden önce erkek tarafı yakınları, kız tarafı yakınları ile
temasa geçerdi. Kız tarafının olumlu yada olumsuz tavrına göre
hareket edilirdi. Eğer kız tarafı olumlu bakarsa iş biraz daha
kolay halledilirdi. Ama kız tarafının olumsuzluğu durumunda
erkek tarafı için çok zor olan ikna çabaları süreci başlardı.
Araya hatırı sayılı kişiler konurdu. Olmadı köyün yada kasabanın
ileri gelenleri devreye konurdu. Oda olmasa kız tarafının
hatırından çıkamayacağı kişiler aranırdı. Yine de olmazsa artık
genelde bu işin peşi bırakılırdı. Bazen de genelin dışına
çıkılıp halletme yoluna gidilirdi ki bu ayrıca değinilmesi
gereken kız kaçırma olayıdır.
Erkeğin şansı daha çok yeri yurdu ve geniş arazisine bağlı
olurdu. Kız tarafı en çok, arazisi var mı anlamına gelen ” ocağı
kuğuni” diye sorardı. Eğer yeri yurdu tamam ise de öyle kolayca
iş bitmezdi. Bu sefer de delikanlının soyu sopu, huyu suyu ve
ahlakı araştırılırdı. Her şey olumlu sonuç verirse kız tarafı
erkek tarafına kızı isteyebilirler haberini gönderirdi. Kız
tarafının belirleyeceği uygun günde erkek tarafı kızı istemeye
giderdi. Bu randevular akşamdan sonra verilirdi. Ne kadar her
şey olurunda olsa da kız tarafı ilk istemede evet demezdi.
Düşünmek için zaman isterlerdi. Bu düşünmek için zaman isteme,
işin olacağını işaret ederdi. Eğer olmayacaksa kız tarafı kesin
ret cevabı verirdi. İlk istemeye gidilirken damat adayları kesin
götürülmezdi. Ancak işin biteceği son istemede damat adayı
yanlarına alınır fakat yine doğrudan kızın evine götürülmezdi.
(Bazen damat adayının gittiği de rivayet edilir) Damat adayı eve
yakın uygun bir yerde beklerdi. Bazen de damat adayları hiç
götürülmez büyükler işi bitirir damat adayına müjde verilirdi.
Burada en hassas konu, kız tarafı evet dedikten sonra hemen o
akşam işi sağlama almaktı. Bu da erkek tarafının kızın nüfus
cüzdanını alması ile sağlanırdı. Buna "nüfus koçani" denirdi.
Nüfus koçanı erkek tarafından alındıktan sonra silah atışları
başlardı. Durumdan haberdar olan komşular böylece silah
seslerini duyunca işin bittiğini anlamış olurdu. Ve asıl zor
günler başlardı.
Enişte daveti:(nişan)
Nüfus koçanı alındıktan sonra artık inceden inceye hazırlıklar
başlamaktadır. İlk yapılacak önemli iş enişte davetidir (nişan).
Bu işler her iki tarafın kadınları tarafından organize edilip
gün kesilirdi. Erkekler sadece bilgi amaçlı haberdar edilirdi.
Enişte daveti adından da anlaşıldığı gibi kız evinde yapılırdı.
Hazırlıklara bir hafta öncesinden başlanıp davet için özgün Laz
yemekleri hazırlanırdı. Bu yemeklerin hazırlanmasında komşu
kadınların yardımları çok önemlidir. 150-200 kişinin yiyeceği
yemeğin hazırlanması ve damak tadı verilmesi çok meşakkatli bir
iştir. Bu işin idaresi genelde yaşı biraz ilerlemiş kadınlara
verilirdi. Her köyde çok güzel yemek yapabilen, davet ve düğün
yemeğini organize edebilen kadın sayısı üç-beşi geçmezdi. Ki bu
kadınların yemeklere verdikleri damak tadını bilmeyen olmazdı.
Bazıları çevre köylere de nam salmıştır. Bu tip kadınlardan biri
böyle yemeklerin başına getirilirdi.
Yemek çeşitlerinde sulu tencere yemekleri olmazdı. Etli pilav,
sade pilav, sütlaç (şekersiz, süt tadında), lahana sarma, Laz
böreği, Baklava ve şekerleme olurdu. Lahana sarma işini genelde
evlilik çağındaki komşu kızları yapardı. Hatta bazı kızlar en
küçük bozuk para olan bir kuruş yada beş kuruşluklardan bir
taneyi sarmanın içine koyarlardı. Davete gelenlerden bekar
birine bu sarma rastlarsa onun kısmeti olacağına inanılırdı. Bu
çok yapılan bir uygulama olmasa da böyle evliliklerin de olduğu
rivayet edilir.
Lazlarda haremlik-selamlık olayı olmasa da gelen davetliler
erkekler ayrı, kadınlar ayrı odalara alınırdı.
Bu arada evlenecekler için çok önemli olan bir gelenekten söz
etmek gerekir. Önceden de belirttiğimiz gibi bu gençler
çoğunlukla birbirlerini tanımaz, büyüklerinin referanslarına
güvenirlerdi. Bu enişte daveti aynı zamanda iki gencin birbirini
ilk göreceği zamandı. Davet boyunca gelin ve damadın birlikte
olacağı bir oda ayrılırdı. Bu odada kız ve erkeğin çok yakını
olan birkaç kişi gelin ve damada refakat ederdi. Yalnız bu
kişiler refakat etmeden önce, akşamın erken saatlerinde damat ve
gelini yanlarında hiç kimse olmadan bu odada bir araya getirip
birbirlerini biraz olsun tanımalarına fırsat verirlerdi.
Lazlarda gelin ve damadı ilk defa bir araya getirme olayına
“ok'ot'k'oçu” (okotkoçu) denir. Okotkoçu kelimesi Lazcada, bir
araya atmak, bir araya koymak gibi genel anlamda kullanılır.
Eğer insanlar yada canlılar için kollanılıyorsa, bir araya
getirip baş başa bırakmak anlamını verir.
Kendilerini ilk defa o an görüp tanıyacak gençler için okotkoçu
anı çok önemlidir. Bu gelenek mutlaka yerine getirilirdi.
Bir-iki saatlik sürede kendileri ile ilgili merak ettikleri
hususlar karşılıklı konuşulup bir ön tanışma olduktan sonra iki
tarafın da çok yakını olan 5-6 kişi gelin odasına alınırdı.
Artık bundan sonra gelin, gelinliğini yapmaya başlardı. İlk adım
olarak damat ve damat tarafı ile konuşmaz, onların sorularına
yanıt vermezdi. Ne kadar dil dökseler para etmezdi. Gelin biraz
da kendini naza çekerdi.
Davet evinde kurulan sofralara önce erkek tarafı misafirler
yemeğe alınırdı. Kız tarafına yemek sırası ancak misafirler
bittikten sonra gelirdi. (Misafir erkek tarafıdır, zira kız
tarafı düğünde misafir olur) Sofralar parti parti 5-6 kez
kurulurdu. Büyüklerin yemek işi bittikten sonra bütün çocuklar
toplanıp ayrıca çocuklara sofra kurulurdu. Çocuklar böyle bir
geleneği bildiklerinden ısrar edilse de büyüklerle yemeğe
oturmazlardı. Büyükler doymasalar bile kararından çok yemeye
utanırdı ama çocuklar böyle bir sınırlamayı hiç bilmezlerdi. Bu
anlar böyle gecelerde çocuklar için hiç kaçırılmayacak anlardı.
Yemek olayının asıl püf noktası misafir (erkek tarafı)
sofralarında olurdu. Her yemek bitiminde kız tarafından bir kişi
boş tepsi ile masada dolaşır yemek yiyenlerden para toplardı.
Erkek tarafından herkes hazırlıklı giderdi. Sofraya oturup
tepsiye para koymayan olmazdı. Böyle bir mecburiyet olmasa da
sıkı bir gelenekti. Orada toplanan para davet masraflarını
fazlasıyla aşardı.
Asıl zor sofra enişte sofrasıydı. Enişte tarafından ağır toplar
enişte sofrasına otururdu. Enişte sofraya çağrılıp eşlik
ettirilirdi. Bu sofrada ağır toplar olduğundan parada da ağırlık
olurdu. Zor olmasının sebebi paradaki ağırlık değildi. Bu
bilakis ev sahibinin işine gelirdi ama enişte sofrasının ağır
topları yemek bitince kalkmazlar, başka ekstralar da isterlerdi.
İşte bu istekler kız tarafını epeyi terletirdi. Bunlar kimi
zaman bir kaç tepsi baklava, bir tepsi şekerleme şeklinde olsa
da, bu işin asıl geleneği tavuk yada horoz (canlı, giderken
götürülürdü) istemekti. Eğer ev sahibinde tavuk yoksa
komşulardan temin edilirdi. Tavuk yada horoz sözü alındı mı
sofradan kalkılırdı. Bazen bu durumlarda ufak danalar istendiği
de rivayet edilir.
Davetlerde kız tarafından herhangi bir hediye alınmazdı.
Yemek işleri bir kaç saatte ancak biterdi. Yemekten sonra
saatler epeyi ilerlediğinden artık tulum şişerdi. Eğer hava
yağmurlu yada mevsim soğuksa evin en büyük alanı horon için
boşaltılırdı. Eğer mevsim yazsa horon için bahçe tercih
edilirdi. Artık bundan sonra eğlence başlardı. Laz düğünlerinde
horon erkekler tarafından oynanır, kadınlar seyrederdi. Tabi bu
kadınlar horon oynamazdı gibi algılanmamalıdır. Hem kızların
ayrıca oynadığı kız horonu var, hem erkeklerle karışık da
oynarlar. Bizim sözünü ettiğimiz düğünlerdir. Böyle gecelerde
ancak horoncuların çağrısı ile gelin-damat horona iştirak eder.
Bu çağrılar kaynanaya da yapılırdı. Bunun dışında Laz
düğünlerinde erkekler horon oynardı ve horon sabaha kadar
aralıksız sürerdi.
Bu arada önemli bir konuyu da atlamamak gerekir. Bu hem enişte
daveti ve hem düğünler için geçerlidir. Kadın ve erkeklerin ayrı
odalarda toplandığını belirtmiştik. Aslında sadece kadın ve
erkek olmayıp yaşlılar ve gençler de ayrı odalarda olurdu. Yani
yaşlı kadınlar, yaşlı erkekler ve genç kızlar, genç erkekler hep
ayrı ayrı odalarda olurdu. Bunun en önemli sebebi gençlerin
yaşlıların yanında rahat hareket edememesidir.Yaşlılar genelde
yaptıkları koyu sohbetin dışında ara sıra dayanamayıp horonun
içine daldıkları da olurdu. Böyle durumlarda horona giren
yaşlıya horoncular çok saygı duyardı. Horona komut veren kişi
tulumcuya ritim değişikliği komutunu vererek gelen kişi
onurlandırılırdı. Yaşlı kişi on-on beş dakika kadar oynadıktan
sonra horonu gençlere bırakıp alkışlar içinde ayrılırdı.
Yaşlılar genelde köyle ilgili sorunlar, memleket meseleleri ve
avcılık maceraları üzerine koyu sohbetler ederdi. Düğünde
sabahlamayıp gece yarısı evlerine dönerlerdi. Sabahlamak
gençlerin işiydi.
Ayrı odalarda olan kızlar erkek horonunu izledikleri gibi kendi
aralarında da kız oyunları oynardı. Kızların oynadığı “kız
mendil” adında bir oyun vardı, genelde bu oyun oynanırdı.
Hatırladığım kadarıyla “kız mendil, mendili mendil / kız mendil,
mendili mendil / oyalı da mendil” gibi sözleri vardı. Bu oyun
genç kızların oyunuydu. Bazen erkeklerin de bu oyunu seyretmesi
ayıp sayılmazdı.
Horon dışında başka oyunlar da olurdu. Bunlardan en yaygın
olarak bilinen “kamçı oyunu” dur. Bu oyun gecenin çok geç
saatlerinde sabaha yakın bir zamanda oynanırdı. Oturularak
oynanan bir oyun olduğu için horon yorgunluğundan sora olurdu.
Kamçı oyunu iki taraf arasında oynanan bir oyundur. Taraflar
sekizer-onar kişi olabiliyor. Tamamen genç oyunu olup çok geç
oynandığı için eğer o saate kadar düğünde kalan yaşlı varsa
ancak seyrederdi. Kız ve erkeklerin karşılıklı oynayabileceği
gibi, kız erkek karışık olarak da oynanırdı. Asıl çekişme kızlar
ve erkeler karşılıklı rakip olunca olurdu. Bazen de kız tarafı
ve erkek tarafı olarak da rakip olunabiliyordu. Bu oyuna gelin
ve damat mutlaka iştirak eder ve birbirine rakip olurdu. Kimi
zaman öyle kamçı oyunları olurdu ki düğünden sonra bir hafta
konuşulurdu.
Kamçı oyunu: Oyunun kuralı adından da anlaşılacağı gibi resmen
dayaktır. Kamçı, bezden yada çarşaftan saç örgü şeklinde
örülerek yapılan çok sert bir dayak alettir. Oyuna başlarken
çarşaf istenip o an örülür. Oyunun püf noktası, avuç içinde
saklanan fasulye tanesi, düğme yada bozuk para gibi herhangi bir
şeyi yumruk şeklinde sıkılmış hangi avuçta olduğunu bulmaktır.
Beşer kişiyse on avucun, onar kişiyse yirmi avucun birinde o
saklanan şeyi bulmak hiç de kolay olmaz. Önce taraflar kaçar
kişi ise karşılıklı yüz yüze gelecek şekilde sandalyelere
otururlar. İki taraf arasındaki mesafe en fazla bir metre kadar
olur. Sonra taraflar arasında kamçı mı düğme mi kurası çekilir,
kamçı çıkan taraf kamçıyı alır. Düğme çıkan taraf oturduğu
yerden arkasına dönmeden ellerini arkasına götürüp avuçların bir
tanesine düğmeyi koyduktan sonra tamam komutu ile herkes kapalı
avucunu dizinin üstüne koyar. Karşı taraftan sadece bir kişi (bu
kişiler sıra ile her sefer değişir) rakiplerin dizinin üstündeki
avuçlara boş dolu diyerek düğmeyi bulmaya çalışır. Boş denen
avuç açılır eğer boşsa aynı yöntemle düğme bulmaya devam edilir.
Düğmeyi bulursa yada dolu olduğuna eminse, kapalı olan avuçtan
direkt ver diye isteyebilir. Düğmeyi bulursa ekip dayaktan
kurtulduğu gibi düğmeyi de alır ve aynı yöntemle eller arkaya
götürülerek düğme avuçların birine bırakılır. Bu sefer karşı
taraftan biri düğmeyi bulmaya çalışır. Bulursa alacağı gibi
bulamazsa avuçlar açılıp uzatılır ve kamçılar alabildiğine hızla
vurulur.
Bu oyunda canı yanıp ağlayan kızlar çok olur. Çünkü kamçıyı
vurmanın bir ölçüsü yoktur. Erkekler hele ki kızlar içlerini de
yakmışsa artık Allah ne verdiyse hiç acımazlardı. Yalnız gelin
ve damat incitilmez, onlara hızlı vurmak ayıp sayılır.
Burada eğer yakalanabilirse çok ince bir püf noktası var.
Tarafların içinde düğme yada fasulye tanesinin kimde olduğu
bilinmez. Sadece kimin avucundaysa o bilir. Eller arkaya
götürüldüğünden kimse tarafından görülemez ve doğal olarak
ekibin içindekiler de bilemez. Yalnız avucu dolu olan diğerleri
kadar rahat olamayıp, dikkat edilirse gözlerinden, bakışından ve
yüz ifadesinden kendini ele verebilir.
Kamçı oyununun sabahın erken saatlerinde sona ermesi ile enişte
daveti de bitmiş olur. Kamçı ile kabarıp şişen ellerin acısı üç
beş gün geçmezdi.
Enişte davetinden sonra artık nişanlılık dönemi başlardı.
Nişanlılık dönemi ne kadar meşru sayılsa da yine gençler kolay
kolay serbestçe bir araya gelemezlerdi. Gelinin damat evine
gelmesi çok hoş karşılanırdı ama damadın gelin evine gitmesi hoş
karşılanması bir yana öyle kolay becerilecek iş değildi. Ancak
kızın babasından alınacak izinle olurdu bu iş. Eğer baba yoksa
ağabey yada büyük kardeşin rızasıyla damat gelebilirdi. Eğer
kardeşler de yoksa, eh o zaman biraz kolaylaşırdı. Ayrıca damat
öyle tek başına çıkıp ben geldim diye kızın evine gitmek değil
kapısından geçemezdi. Ancak babadan izin alınarak kız kardeşi,
yengesi, komşu kızları ve annesi gibi kadın grubundan oluşan bir
ekiple gidebilirdi. Burada kaynananın fikri hiç sorulmaz. Çünkü
bütün kaynanalar damatlarını çok sever ondan yana olur. Damat
eve geleceği zaman nerede ise enişte davetinin yarısı hazırlık
olur. Baklava, börek, şekerleme, kavrulmuş fındık, kaymak,
peynir tavalama damadın baş yemekleridir. Damat giderken
ceketinin ceplerine şekerleme (Lazlarda bu şekerleme olayı çok
farklıdır, bilinen şekerlemelere benzemez. Malzemesi un,
tereyağı ve şekerdir. Yumruk büyüklüğünde üstü hafif konik, oval
bir şekli vardır. Sadece damatlar için özel yapılır) ve
kavrulmuş fındık konur, bir kısmı da bohçaya bağlanıp yanında
verilir. Eğer kaynana damadın evine gidecekse, bir tepsi baklava
ve bir tepsi şekerleme ile gider. Lazlarda damada çok aşırı
değer verilir. Hatta Lazlara kız verme, Lazlardan kız al derler.
İşte bütün bu abartıların altında kaynana vardır. Üç beş yıl
kadar bir süre damat eskimez ve hep iltifat görür. Evin en güzel
köşesi, en güzel odası, en güzel yatak yorgan onundur. En güzel
yemekler onundur. Kavrulmuş fındık ve şekerleme onundur. Bu
yüzdendir ki evin erkek tayfası damadı pek sevmez. Onun için
nişanlılık döneminde damatlar elini kolunu sallayarak rahat bir
şekilde kız evine gidemezler. Fakat kaynanalar bunun da çözümünü
bulurlar. Bu çözümün adı Lazca’da “sica metkobinu” dur. Gizli
yöntem. Baba ve kardeşlerden gizli olarak yapılan buluşturmadır
bu. Ve bu yöntemde yakalanma riski de yüksektir. Baba ve evdeki
erkeklerin evde olmadığı zamana denk getirilir. Fakat yine de
babanın ne zaman eve geleceği hiç belli olmaz. Bu durumlarda çok
damatların pencereden atladığı rivayet edilir.
Bu konuda günümüze kadar gelmiş destanlar vardır. Onlardan
birine bakarsak yazılanların abartı olmadığını görürüz.
Sicalepeşi Destanı
Lazistaniz var giğunan çkar nosi
Sicaz koçi oxoyi gamakosi
Var gaçaşi goykta gekçasen kusi
Eloğliren giçkitaz dadi çkimi
Oxoyizti var gelosonz kuzi
Sica yado konoxedunan purzi
Var ikitxen paxali do ucuzi
Veresiya kortaşi dadi çkimi
Esnafik ti arişi jur noçarams
Borcisti faizi keluçarams
Badi skaniz kartali eşuçarams
Borci giğun yado dadi çkimi
Badi skanik kartali ikitxaşi
Ar zirati gurpicis xe moyntxaşi
Kata xaftaz burği goyntxaşi
Elbetki borci içaren dadi çkimi
Badi elaxedas kerençi xoraz
Sica tusa bureğiz komuxedas
Noğamisa ar ğormaz konoxedas
İxosaraz kayi usons dadi çkimi
Haşopete moboga do sicaz çi
Megomskunan mşkeyişi biga eçi
Var yançuyi hemuz boz ona meçi
Sadrazami şartuyi dadi çkimi
Damatların Destanı
Lazistanda hiç yoktur aklınız
Ne varsa damada yedirip evi süpürdünüz
Yediremeyince basar tekmeyi görürsünüz
Eloğlu derler bilesin teyzeciğim
Evinizde bir kaşık bile yok
Durulur mu damadın üstüne o kadar çok
Ucuzu pahalıyı soran da yok
Veresiye var diye teyzeciğim
Esnaflar bire iki yazıyor
Borcun üstüne faiz diziyor
İhtiyar adamına mektup yazıyor
Borcun var diye teyzeciğim
Adamın mektubu okuyunca
Görseydin elini göğsüne vurunca
Her hafta börekler açılınca
Elbet borca yazılır teyzeciğim
İhtiyar oturup kuru ekmek yesin
Damat sıcak böreğin başına geçsin
Gelin bir delikten gözlesin
Hoşuna da gidiyor teyzeciğim
Böylelikle kazancımı damada yedir
Dayak yakışır hepinize bire bir
Yetmedi mi ona kızını verdiğin
Sadrazam değildi ki be teyzeciğim
Not: Bu destan Arhavi’li Nuri Duduşi tarafından yazılmıştır.
Kendisi birinci dünya savaşında genç yaşta ölmüştür.
(Türkçeleştiren Kamil Aksoylu)
Ayrıca Oku
LAZLARIN
GERÇEK TARİHİ
Arhavi
ilçesi halk oyunları
Arhavi ve Artvin
Halkoyunu kıyafetleri
LAZLAR, Laz
kültürü, laz halkı, laz tarihi
KARADENİZ
UŞAKLARI
Cinler ve
periler
Karakoncoloz
nedir
Arhavi ve Artvin
Halkoyunu kıyafetleri
Artvin halk oyunları
Artvin
Barı mı? Ata barı mı? Ermeni Barı mı?
Bar, Erzurum, Bayburt,
Gümüşhane, Artvin, Erzincan barları
Karadeniz
horonları , horan, horom ve hora kelimeleri
Lazlarda Evlilik
Gelenekleri, Evlilik, düğün, nişan
LAZİSTAN ETNOGRAFYASI,
Lazlar ve Laz kültürü
Karadenizin Atmacaları
Lazlar
Murgul Gürcülerinde
Halk İnanışları
Lazonada Bahar senligi:
Pagaralar
GELENEKSELLİK
VE MODERNLİK BAĞLAMINDA RİZE'DE DİNİ HAYAT
RİZE HALK OYUNLARI, Rize
horonları
Kolhis, Tanrılar diyarıTürk Halk Oyunları
A -
B -
C - Ç -
D -
E -
F - G - H -
I - İ -
K -
L -
M -
N -
O -
P -
R -
S -
Ş - T -
U -
V -
Y -
Z
|
|
| |