Karalahana.com! Laz uşaklarının gayrıresmi web sitesi

 

|  Mail gönder Sık kullanılanlara ekle       ENGLISH
 RİZE

 ARTVİN

 ORDU

 BAYBURT

 SAMSUN

 SİNOP

Karadeniz kültürü, karadenizliler, Lazlar

Neden Karalahana.com?

 KARADENİZ MÜZİK

 KARADENİZ TARİH

 KİM KİMDİR

 

 

 

 KARADENİZ FORUM

 EDİTÖRDEN

KARADENİZ GAZETELERİ

Tüm Karadeniz Gazeteleri ve Karadeniz Televizyonlarına tek bir sayfadan ulaşın

 

 

LİNKLER

 ARTVİN SİTELERİ

 ORDU SİTELERİ

 BAYBURT SİTELERİ

 SİNOP SİTELERİ

 KARADENİZ BÖLGESİ

KARADENİZ HABER

 

Hemşinliler Ermenistan'da Ermenistan hemşin tarihi konferansı

Yazı Dizisi: Hemşinliler Ermenistan'da

 1. Hemşin Tarihi ve Kültürü üzerine konferans

 2. Hemşin Tarihi ve Kültürü üzerine konferans

3. Hemşinliler konferansı

Türk Halk Oyunları

A  - B - C - Ç - D  - E - F - G - H - I - İ - K - L - M N  - O - P - R - S - Ş - T - U  - V - Y - Z

Karadeniz Folkloru

Cinler ve periler cincilik cin hikayeleri cin çarpması

Cinler ve periler

Cadılar ve cadılık

Halk kültürü araştırmacısı Süleyman Kazmaz’a armağan kitap hazırlandı…
Halk kültürü araştırmacısı Süleyman Kazmaz’a armağan kitap hazırlandı…

Halk kültürü araştırmacısı Süleyman Kazmaz’a armağan kitap hazırlandı…




 Laz ustaların muhteşem eseri : Güneyce Hacı Şeyh Camii

Laz ustaların muhteşem eseri : Güneyce Hacı Şeyh Camii

 

Filiz ACAR

 

Bir kitap okudum hayatım değişti deriz zaman zaman. Ben daha da ileri giderek “Kitapta bir cümle okudum, hayatım değişti” diyeceğim. Bölge üzerine araştırmalar yapan Fatih kardeşim (Sultan Kar) bir gün elinde Rize Yıllığı (75. yıl) ile çıkageldi. Yıllığın bir bölümünde Rize’deki tarihi camiler anlatılıyordu. Ve bu bölümde yer alan ahşap camilerden biri de Güneyce Hacı Şeyh Camii idi. Caminin tanıtım yazısı şöyleydi :

 

“Kurtuluş mahallesinde (Yukarı mahalle) meyilli bir arazide kurulmuştur. Hicri 1304 , Miladi 1888 tarihinde İstanbul Kütüphane Müdürü Hacı Osman Niyazi Efendi (Şeyh Efendi) tarafından yaptırılmıştır. Ustaları ise Pazarlı Ali ve Hasan’dır.”

Laz ustaların muhteşem eseri : Güneyce Hacı Şeyh Camii

 

Zemin katında taş duvarlı bir medrese katına sahiptir. Esas cami, ahşap olarak inşa edilmiştir. Kuzeydeki giriş kapısının sağında birkaç mezardan oluşan bir Hazire vardır. Harim’in batı duvarı eğimden dolayı taş yapılmıştır. Ana plan, giriş bölümü ve bir Harim kısmından meydana gelmektedir. Giriş tadil edilmiştir. Kalıntılardan anlaşıldığına göre kuzey cephede diğer camilerdeki gibi içeriye bağlı bir Fevkani Mahfil vardı. Bugün giriş bölümünün sağında ocaklı orijinal bir oda bulunur. Bu oda sol tarafa da yerleştirilmiştir. Harim’in girişinde Mahfil bulunur. Mahfil, U şeklinde, kıble duvarına kadar uzanır. Düz tavanın ortasında birkaç kademeden oluşan dıştan kare içten sekizgen planlı, ahşap oyma bezemeli bir göbek kısmı bulunmaktadır.

 

Camide çok zengin ve kaliteli bir ahşap süsleme ile  karşılaşırız. Kapı Söğeleri’nde, Minber’de burma zincir-zencerek ve örgü motifi yer alır. Minber’in yan yüzlerinde taksimatlandırılmış panolar içerisinde stilize ağaçlar, barok S ve C kıvrımlar, değişik kartuşlar bulunmaktadır. Ayrıca burada altı köşeli yıldızlar ve rozetler de vardır. Ahşap Minber Nişi’nin çevresi hayat ağacı motifi ile süslenmiştir.”

 

“Bu işlemeler ne güzel kanaviçe olur”

Hayatımı değiştiren cümle, giriş paragrafının sonundaki “Ustaları ise Pazarlı (O zamanki adıyla Atina) Ali ve Hasan’dır.” cümlesi oldu. Bunu okuyunca birden kafamda bir şimşek çaktı. Burada adı geçen ustalar bizim büyük dedelerimiz olabilirdi. Ta çocukluğumdan beri anne ve babamdan dinlediğim hikayelerden büyük dedelerimizin İkizdere’de bir cami yaptıklarını biliyorduk ama hangisi olduğu hakkında kesin bilgimiz yoktu. Hatta Samsun’da da bir kilise (Bu onarım da olabilir) yaptıkları biliniyordu.

 

Hazine bulmuş gibi sevinçle telefona sarılarak babama, “Galiba büyük dedemizin camisini buldum” dedim. O da heyecanla, “Nereden biliyorsun?” diye sordu. Caminin kitabesinde bir yazı olduğunu söyledim ve 1888 yılında Hasan dedemizin kaç yaşında olabileceğini bulmasını istedim. Babam hemen kalem kağıda sarılarak bir hesap çıkardı. 1935 yılında vefat eden Hasan dedemizin o yıllarda 37 yaşlarında olduğunu ve döneminin çok önemli ahşap süsleme ustası olan dedesinin (Ali) torunu Hasan’ı, sanatını öğretmek ve yetiştirmek için küçüklüğünden beri yanında gezdirdiğini söyledi. 1800’lü yılların başlarında doğduğu tahmin edilen Ali Usta hakkında bilgiye ulaşmak yazık ki mümkün olmuyor, ama Hasan Usta’nın Cumhuriyet Mahallesi’nde (Noğadixa) ve Subaşı (Xaç’ap’it) köyünde yaptığı evleri görenlerden hayatta olanlar vardı. Tanıklar, tavanları ahşapla süslü konakta bir düğüne katılan genç kızların “Bunlardan ne güzel kanaviçe örneği çıkarılır” diye söz ettiklerini ve “Konağın süslemelerine bakmaktan kimse gelinin yüzünü bile görmedi” diyerek hayretlerini dile getirdiklerini anlatmaktadır. Bu evler bölgede “ocak yeri” darlığından  dolayı maalesef yıkılıp yerine betonarmeler yapıldı. Ali Usta ile ilgili bilgiye ulaşamamamızın  bir nedeni de Laz kültürünün yazılı değil sözlü geleneğe dayalı olmasıdır.

 

Yüz yirmi yıl öncesine yolculuk...

İşte bu tarihten sonra o tek cümlenin izini sürerek ana dilim (Lazca) ve kültürüm üzerine yapmayı düşündüğüm çalışmalarıma hız verdim. Sanki beni bir el görevlendirmişti. O el belki de yörede kılı kırk yaran, işine titiz, namuslu, kararlı ve ilkeli, ‘sözü senet’ sayılan büyük dedem Hasan Usta’nın (Xasa Badi)  eliydi. Ben bu yolla ona ve atalarıma  olan borcumu az da olsa ödeyebilecektim.

 

Hedefim ilk fırsatta gidip camiyi görmekti. Bu fırsat senelik iznimde elime geçti. Geçen yılın Ağustos ayında babam ve kardeşlerimle birlikte güneşli bir günde yüz yirmi yıl öncesinin izini sürmek için Varda’nın yolunu tuttuk. Rize merkezden hareketle dere boyunu izleyerek Güneyce beldesine vardık. Festival hazırlıkları dolayısıyla hummalı bir koşturmacanın yaşandığı merkez, solda tarihi taş köprülü Ovit deresi ve sağda sağlık ocağıyla evlerin bulunduğu bir meydandan oluşuyordu. Sağlık Ocağı’nın sağından virajlı yokuşu tırmanarak caminin kapısına vardık. Günlük güneşlik bir noktada kurulu olan ahşap cami bizi ta karşıdan büyülemişti. Basamakları çıkarak giriş kapısında durduk.  Müthiş bir heyecan ve duygu seli içerisindeydik. “Kusursuz simetrilerle işlenmiş en dış kapı böyleyse kim bilir içerisi nasıldır?” diye hepimiz birbirimize bakarken tokmağı tıklattık. İçeriden ses gelmeyince kendimiz dolaşmaya karar verdik. Dedelerimizin eserini görmek, ona dokunmak için sabırsızlanıyorduk. 

 

Papyonlu pencere panjurları...

Caminin iç kapısı birincisinden güzel, hatta muhteşem görünüyordu. Sağda geleneksel Laz evlerinde bulunan ve mutfak işlevi gören (Ortada yanan ateşin üzerine tavandan asılı zincirin ucuna kazan takılır ve yemek pişirilir) bir oda yer alıyordu. Duvar rutubete karşı önlem alınarak yeniden ahşapla kaplanmıştı ama zincir (K’lemuri) ve ucunda asılı duran güğüm (K’uk’ma) sembolik olarak korunmuştu. Bu oda büyük ihtimalle zamanında yatılı okuyan talebelerin   yemek ihtiyaçları için kullanılıyordu. Soldaki sade oda ise papyon şeklindeki panjur  süslemeleriyle dikkat çekiyordu. Kapıyı ve özellikle üzerindeki kitabeyi fotoğraflayarak devam ettik ve halıları birkaç yıl önce yenilenmiş olan büyük odaya geçtik. Her bir santimetresi ince işçilikle bezenmiş ayrıntılar karşısında büyülenen ve adeta dili tutulan bizler, süslemelerin her kıvrımına dedelerimizin mübarek eline dokunur gibi dokunduk, eğilip öptük. Sonra hepimiz birbirimize baktık. Yüreklerimiz sonsuza kadar orada kalmak istiyordu.   

 

Derken namaz saati geldi ve içeriye ak sakallı biri girdi. Bu, caminin otuz yıllık imamı Cemil Amil Hoca idi. Bizi içeride gören hoca, durumu hiç yadırgamadı. Tarihi camiyi her zaman görmeye gelenler oluyordu, ama bizim için durumun farklı olduğunu, camiyi inşa eden ustaların torunları olduğumuzu söyleyince o da yakından ilgilendi. Bize camiyi yaptıran Şeyh Osman Niyazi Efendi’yi Ali ve Hasan Usta’yı ve caminin yapılışına ilişkin hikayeleri Vardalı yaşlılardan duyduğu kadarıyla anlattı. Canlı tanık zaten yoktu. Zira cami 120 yıllıktı.

 

Laz ustaların hüneri, Şeyh Efendi’nin ilmiyle birleşti...

İspirli Cemil Amil Hoca, 1947 yılında doğmuş, ilk ve ortaöğrenimden sonra eski medreselerde hafızlık yapmış, Arapça okumuş, derken 1978’de Diyanet görevlisi olarak Güneyce’ye (Varda) atanmış. 1982’den bu yana da Kur’an Kursu’nda öğretici olarak görev yapan Cemil Hoca, caminin yapımıyla ilgili net bir bilgi olmadığını ancak rivayetlere göre camiyi yaptıran Şeyh Efendi’nin köyünde rençberlik yaparken İstanbul’a çağrıldığını, orada  belli bir süre tahsil yaptıktan sonra Sultan Abdülhamit’in kütüphaneler müdürlüğüne getirildiğini, daha sonra kendi memleketine, Karadeniz’e hizmet ve irşad için gönderildiğini  söylüyor ve devam ediyor:

 

İlk olarak Varda’nın Çarşı mahallesine gelen Osman Niyazi Efendi, bir yandan İstanbul’da aldığı eğitim modelini (Nakşibendi tarikatıyla ilgili okutma, kıldırma, tasavvuf) uygulamaya gayret ederken bir yandan da kafasında oluşan tasarıyı hayata geçirmenin yollarını arıyor. Her ne kadar başka bir mahallede imamlık yapıyor da olsa baba ocağının bulunduğu yere sık sık gelip gidiyor. Caminin taş olan alt katı o zamanlar mahalle odası olarak kullanılıyor. Osman Niyazi Efendi, burada mahalle sakinleriyle bir araya gelip eski Osmanlı zamanındaki gibi bir ilim merkezini nasıl inşa edebileceklerini tartışıyor. “Odanın üstüne bir cami yapalım, etrafına da medrese odaları koyalım, orada eğitim verelim” derken yukarıdan iki kişinin geldiğini fark eder. Selam verirler. Bu iki kişinin omuzlarında balta, onun ucunda eskiden hemençe dedikleri bir torba. Torbada keser, rende, el demiri...  Bu kişilere, “Siz kimsiniz, ne iş yaparsınız?” diye sorduklarında “Biz ustayız” cevabını alırlar. Görmüş geçirmiş, ilim sahibi bir şahsiyet olan Şeyh Efendi, bu kişileri sınamak için “Madem ustasınız, şurada bir ağaç var, hele onu bir yontun bakalım. Anlayalım gerçekten usta mısınız, yoksa geçinmek için mi dolaşıyorsunuz?” der ve izlemeye koyulur.  Orada oturanlar bekliyor ki ağacı yontmak için ustalar Hemençe’den Çipri çıkaracaklar, ağaca vuracaklar, öyle kesecekler. Oysa ustalar öyle yapmıyor. Ağacı bacaklarının arasına alıp Çipri vurmadan, önce bir uçtan sonra diğerinden işe girişip ağacı sanki Planya’dan çıkmış gibi dümdüz çıkarıyorlar. Orada oturanlar usta değil, ama baltayı vurma işinden bunların esaslı ustalar olduğuna kanaat getiriyorlar. Şeyh Efendi, birinin adı Ali, diğerinin Hasan olan bu iki Laz ustayı bırakmayarak pazarlığa başlıyor. Ustaların isimleri ve Pazarlı oldukları, Lazistan’dan geldikleri (Eskiden o bölge öyle anılırdı) hatta yapıyı üç buçuk yılda tamamladıkları bilgisi kesin. Ustalar, zaman zaman izne gitseler de inşaat süresince alttaki odada kaldılar, yemeklerini de mahalle halkı verdi.

 

Ruslar, ‘yahşi yahşi’ demiş...

Burası bölge için çok önemli bir merkezdir. Köylerde okul sisteminin olmadığı dönemlerde herkes camide okuyordu. Buradaki eğitim yüz yirmi senedir hiç kesintiye uğramadan devam ediyor. Talebe sayısı 100’e çıkmış, 30’a düşmüş ama kesilmemiş.  Öyle ki Ruslar bile işgal sırasında talebelerin cıvıl cıvıl sesini, o hengameyi duymuş, “yahşi, yahşi” demiş, hiç müdahale etmemiş.  Burada okuyup kademe kademe ilerleyen çok önemli isimler var. Kendisi de Vardalı olan Prof. İsmail Kara’nın kitabında (Gümüşhanevi Halifelerinden Şeyh Osman Niyazi Efendi ve Güneyce-Rize’deki Tekkesi /  Dergah Yayınları / Ocak 2004)  yer alan 86 isme ek olarak Şeyh Efendi’nin torunu  Prof. Hüseyin Atay (Ankara İlahiyat Fakültesi), Nuh Atay, Prof. Bayraktar Bayraklı, Prof. Mustafa Kara, Prof. Hasan Fehmi’nin isimlerini sayabilirim.

 

 

 

Buraya çalışmaya gelen Laz ustaların gerçek birer sanatkar olduğunu söyleyen Cemil Hoca, sadece Varda’da 20’nin üzerinde eski ev bulunduğunu ve başta Şeyh Efendi’nin torunlarının kullandığı evler olmak üzere onları da Laz ustaların yaptığını ifade ediyor. Cemil hoca son olarak bir noktaya dikkat çekmek istediğini söylüyor. Kültür Bakanlığı ve Anıtlar Kurulu’na müracaat edilerek ahşap cami için büyük tehlike oluşturan elektrik tesisatının kaldırılması ya da en azından caminin önündeki trafoya bir şalter konarak kullanılmadığı saatlerde elektriğin kesilmesi! Hoca, “Siz de bu caminin varisi sayılırsınız” diyerek bizden de yardım isterken fark ettik ki gün ikindiye kavuşuyor. Ayrılık vakti deyip Cemil Hoca ile vedalaşıyoruz. Hoca, “İnşallah başka zamanlarda da gelirsiniz” diye uğurluyor bizi. Yola çıkınca camideki dinginliğin ve huzurun aksine aşağıda şenlik için sahnenin kurulduğunu ve kemençeyle tulumun, çoğu Ankara’dan otobüslerle gelen Vardalılar’ın damarlarına kan pompalamaya başladığını görüyoruz. Eh gelmişken bu coşkuyu da kaçırmak olmaz! Biz de yöre sanatçılarını dinlerken mavi gözlü, ak pak yüzlü, güleç Vardalılar’a selam verip yanlarına oturuyoruz. Tıpkı bundan yüz yirmi yıl önce büyük dedelerimizin yaptığı gibi...   

 

 

 

Bir son söz

 

Laz müteahhitler yoktur, Laz ustalar vardır!

Bugün büyük şehirlerde yükselen dev  inşaat bloklarına bakıp “Laz müteahhitlerin işi” diye tanımlayanlar bu konuda çok yanıldıklarını yazık ki bilmiyorlar. Çünkü onlar Laz müteahhitlerin işi değil. Daha doğrusu o müteahhitler Laz değil. Lazlar, Karadeniz’in doğu ucunda Rize’nin Pazar, Ardeşen, Fındıklı, Artvin’in Arhavi ile Hopa ilçelerinde, batı ucunda ise İzmit, Adapazarı, Bolu ve Yalova’ya bağlı yerleşim bölgelerinde  yaşamaktadır. Batıda yaşayanlar, zamanında ‘93 harbi’ olarak bilinen 1877-78 Osmanlı-Rus savaşından kaçıp bu bölgeye yerleşen Lazlar’dır.  Asıl Laz ustalar, yaşadıkları bölgelerde ahşap evler, konaklar, serendeler,değirmenler, camiler inşa etmişler, kaymaya meyilli arazilere istinat duvarları örmüşlerdir. Onların, bölgenin yamaçlarına nakşettikleri eserler, yıllara meydan okuyarak varlığını sürdürmekte, Karadeniz’in yeşiliyle büyük bir uyum içerisinde güneşe gülümsemektedir.

 

 

 

TURKEY BLACK SEA (PONTIC) REGION TRAVEL GUIDE

ENGLISH

TURKEY BLACK SEA (PONTIC) REGION TRAVEL GUIDE, CULTURE, FOLKLORE, TRAVEL TIPS, HISTORY, COUSINE, HOTELS, TRABZON, RIZE ...

Karalahana Bağımsız Karadeniz Gazetesi'nden makaleler: Karadeniz Bölgesi haberleri

 

 

Folklor ve Mitoloji Sözlüğü

Folklor ve Mitoloji Sözlüğü, yaklaşık yirmi bin maddelik içeriğiyle Türk literatüründe kendi alanının en kapsamlı çalışmasıdır. Ansiklopedik formattaki bu sözlükte kayıp ya da süregelen tüm uygarlıkların folklorik ya da mitolojik öğeleri, paranormal öğeler, modern kültürel kahramanlar, şehir efsaneleri, doğaüstü olaylar, simya, büyü, dinî fenomenler ve yerel kültürlere özgü semboller mitolojiyi ilgilendiren yanlarıyla maddeleştirilmiştir. Çalışma, bugüne dek sıkça işlenen Yunan, Roma, Kelt ve Anglo-Sakson inanç dünyasını eksiksiz ele almasının yanı sıra Asya, Afrika, Amerika ve Okyanusya’nın yerel halklarının az bilinen kültür ve inanç öğelerini; tek ve çok tanrılı dinlerin uygulama, biçim ve sembollerini; Karagöz, Köroğlu, Dede Korkut ve Kral Arthur gibi efsanevi karakterlerin arka plan ve yardımcı unsurlarını ustalıkla tanımlayarak amatör mitoloji tutkunlarından akademisyen yazarlara dek tüm araştırmacıların başvuru kaynağı olmayı amaçlamaktadır.

Eski Yunan Uygarlığı, Antik Yunanistan

 Eski Yunan Uygarlığı Selçuklular

     Çay, Türkiye'de en çok tüketilen içeceklerden biri. Ancak çayın sofralara nasıl ulaştığını yöre insanları dışında pek bilen yok. İnce Belin Buğusu: Çay belgeselinin yönetmeni İsmail Şahinbaş ile konuştuk.  Çay Belgeseli söyleşisi

Lazca - Türkçe Sözlük

Lazuri - Turkuli Nenapuna

İsmail A. Bucaklişi & Hasan Uzunhasanoğlu. Lazca - Türkçe sözlük'ün tamamı alfabetik olarak word dosyası olarak indirilebilir.

A l B l C l Ç l Ç'l D l E l F l G l Ğ l H l İ l J l K l K'l Ll M l N l O l P l P' l Q l R l S l Ş l Tl T' l U l V l X l Y l Z l Z'l 3 l 3' l Lazca filller l

        

Karalahana.Com! Doğu Karadeniz Bölgesi gezi, kültür, tarih ve müzik rehberi © 2007 | Tüm hakları saklıdır