ARHAVİ
HALK OYUNLARINI KİMLER NEREYE GÖTÜRÜYOR?
Arhavililer Vakfı
tarafından Yayınlanan
“ Arhavi Halkbilim Araştırması TARİH KÜLTÜR
İNSAN “Kitabındaki
Halk Oyunları Bölümüne Eleştirilerim:
Öncelikle
kitabın tamamını okuduğumu belirtmek isterim.
Ben uzun yıllardan beri ilgi alanım olan ve
gelecek nesillere sağlıklı ve doğru olarak
kalması için çaba gösterdiğim, Halk Oyunları
bölümünde yazılanlar hakkındaki eleştirilerimi
yazacağım.
Şunu da
öncelikle belirtmek isterim ki, insanlar hata
yapabilir. Bu çok doğaldır. Ancak Tüm ilçemiz
ile ilgili Halkbilim Araştırması yaptıklarını
söyleyenlerin 199 sayfalık bir kitabın sadece
dokuz sayfalık, tek bir konu ile ilgili bölümde
yaptıkları hataların bu kadar çok olması
beklenemez.
İlk eleştirim,
bu yazıları yazanlardan hangisi Arhavi’nin
düzenli oyunlarını oynamayı, oynatmayı ve
oyunların içerikleri ile bilgi vermeye yetkin
kişidir? Ya da kendisi yetkin kişi değilse,
hangi
yetkin kişilerden bu bilgileri almışlardır?
İlk olarak tüm kitap için kitabın
başlığına konmuş olan “Arhavi
Halkbilim Araştırması” başlığına itirazım
olacak. Gerçekten bu bir araştırmaysa araştırma
çalışmaları sırasında, kaynaklarla yapılan
görüşmelerin belgeleri mutlaka tutulmuş
olmalıydı. En azından çekilen fotoğraflar
konmalıydı, kitapta yer verilmeliydi.
Aynı şekilde KAYNAK KİŞİLER yazılırken
yanlarına bu kişilerin hangi bilgiler için
kaynak olduklarının belirtilmesi gerekirdi. Halk
Oyunları bölümünde kaynak kişi ve yayın
göremedim.
Hiçbir kaynakta,
kitabı yazanlar kaynak kişi olarak gösterilmez.
Ne yazık
ki, bu kitabın yazarları kendilerini kaynak kişi
olarak ilan etmişlerdir.
Halk Oyunları bölümü için yaptığım
eleştirileri Arhavi’ye ait olduklarını
söyledikleri her oyun için aşağıda özetlemeye
çalıştım.
Eleştirilerime,
Arhavi Folkloru ile ilgilenen
deneyimli büyüklerimden alacağım yanıtlar
beni çok mutlu edecektir. Kültürel
değerlerimizin hiçbir dalının bu şekilde
yozlaştırılmaması gerektiğini düşünüyorum. Bu
kitabın basımına vesile olmuş
Arhavililer Vakfı yönetiminden de, kitabın
basımı öncesinde yazılanların nasıl bir
denetimden geçirilerek basımının yapıldığını
açıklamalarını bekliyorum.
Kitabın 112 numaralı sayfasında
Yazarlarımız, Arhavi Oyunlarını
DÜZ
HORON ile anlatmaya başlamışlar. Aynen
alıyorum;
“Halka yapısı
içinde oynanan temel oyunlardan biridir.
Oyundaki hareket ve canlılık azdır. Buna Düz
Horon denmesinin nedeni basit oyunun ayakta
yapılan figürlerinden oluşmasıdır. Ancak bu
oyunda estetik oldukça fazladır. Bu oyun önceden
erkekler tarafından oynandığı halde şimdi kadın
ve erkek beraberce toplu olarak da
oynanmaktadır. Tulum, kemençe ve akordeon
eşliğinde oynanır.”
Kitapta
Düz Horon ile ilgili yazı bu kadar.
İlimizde oynanan
oyunlar Horon ve Bar olarak adlandırılır. “Halka
yapısı” şeklinde tanımlanan bir oyun şekli
bulunmamaktadır.
Kaldı ki 111.
Sayfada konuya girişteki ilk cümleleri “ Halk
Oyunlarımız
Horon
yöresi içinde yer alır.” Şeklindedir. Arhavi’de
oynanmakta olan oyunlar içinde ise,
Horon
dışında oyun şekli yoktur.(Bar ve Halay gibi)
Kast edilen Artvin Düz Horon ise, zaten
ilçemize ait bir oyun değildir.
Arhavi
Düz Horonu adı ile ilçemizde oynanan bir oyun
varsa, yazarlarımızdan bu oyunu belgelemelerini
beklerim. Aynı zamanda yazarlarımız bu oyun
için hem “hareket
ve canlılık azdır” diyorlar, hem de peşinden
“basit
oyunun ayakta yapılan figürlerinden oluşmasını
özellik olarak saymışlar.
Ayakta
yapılmayan figürlerden oluşan bir oyun söyler
misiniz?
Sonrasında “Ancak
bu oyunda estetik oldukça fazladır.”
Diyebilmişlerdir. Hareket ve canlılığın az
olduğu bir oyunda nasıl estetik oldukça fazla
olabilir?
Aynı
zamanda İlimize ait olan
bu oyun,
hangi
tarihte ve nerede kostümlü olarak kız- erkek
birlikte oynanmaya başlanmıştır?
Düğün ve
toplantılarda katılımcılar tarafından oynanan
oyunlar ne zamandan beri “Geleneksel
Oyunlarımız” haline gelmiştir?
Yazarlarımız bu
çelişkileri biz okurlara anlatmalıdır. Yoksa
onlar bir
kitap
yazdılar, Düz Horonu Arhavi oyunu yaptılar
demeli miyiz? Gerçekten araştırıp buldukları
bu oyun, kimler tarafından bu arkadaşlara
iletilmiştir? Bu insanlar kitapta belirtilmiyor.
Nerede, kimlerden araştırdılar?
Bu bilgileri aldıklarını söyleyecekleri
kaynak kişiler kimlerdir ve bu kişiler bu
yetkinliğe sahip midirler?
Kitabın 113.
Sayfasındaki
ikinci
Arhavi oyununun adı size de tanıdık
gelebilir. Oyunumuzun adı;
KOÇERİ.
Kitaptan aynen alıyorum;
“Koçeri
koç ve eri ifadelerinden oluşur. Eri son ektir.
Bu ek isim köküne eklendiğinde li ve lı, fiil
köküne eklendiğinde ise miş, mış, muş, müş
anlamlarını verir.
Burada koç-adam
isim köküdür. Bu köke eri eki eklendiğinde
koç-adam sözcüğü Koçeri-adamlı sözcüğüne
dönüşür.
Buradan
da Koçeri-adamlı sözcüğü de sevgili, yarlı
anlamına da gelen adamım, sevgilim, yârim
anlamlarını içeren bir anlamı da çağrıştırır.
Bundan dolayı bu
oyun da; bir kızın bir kahramana, bir sevgiliye
veya beğendiği birisine olan duygusunu içerdiği
izlenimi de hissedilir. Bilinen dörtlüğün
başındaki mısra da bunu vurgulamaktadır.
Koçeri kimin
yâri,
Sallan da gel içeri,
Oy neni koçeri.
Oy neni koçeri.
Bu oyun
kadınların oynadığı bir oyun türü olmakla
beraber son zamanlarda kadın ve erkekler
tarafından birlikte de oynanmaktadır.
Bir rivayete
göre de bu oyunun çıkış nedenlerinden biri Gürcü
kale kumandanının kızına âşık olan Laz gencinin
sevgilisini görmek için kalenin etrafında
yaptığı hareketlerden kaynaklandığıdır. Tulum,
kemençe ve akordeon eşliğinde oynanır.”
Yazarlarımızın
bu oyun için yazdıkları ilk üç paragrafı lütfen
tekrar okuyunuz. Ben şahsen yukarıdaki
tanımlamalardan hiçbir şey anlamadım.
Hem” kız
oyunu olduğu halde son zamanlarda kadın erkek
birlikte oynuyormuş” diyorlar hem de,
“bir
rivayete göre “ diye başlayarak Laz gencinin
Gürcü kale kumandanının kızını görmek için kale
etrafında yaptığı hareketlerinden
kaynaklandığını söylüyorlar. Laz genci bu
hareketleri ne zaman yapmış?(
Savaşta-barışta?)
kızı görebilmiş mi? Hangi kaynaktan böyle bir
bilgi aldınız?
Bu
durumda Koçeri oyunu bırakın kız oyunu olmayı,
Arhavi’de erkekler tarafından oynanan bir oyun
olmuş olmuyor mu?
Siz yazdığınız
diye, Artvin ilimizin bir kız oyunu olan Koçeri
oyunu Arhavi oyunu olmaz.
Sıra geldi
Arhavi’mizin
üçüncü
oyununa sıkı durun adı;
“CİLVELO-
CİLVELO NANAİDA”
Yine önce kitapta yazarlarımızın
yazdığı şekilde sizlere aktarıyorum.
“Kadınların
oynadığı bir oyun türüdür. Son zamanlarda kadın
ve erkeklerin beraberce oynadığı da
görülmektedir. Halka şeklinde oynanır. Oyunda
enstrüman olarak tulum, kemençe ve akordeon
kullanılır.
Oyunun teması
sevgi, sevdalık, hasretlik üzerine kurulmuştur.
Genellikle gurbete çalışmaya giden erkeklerin
memleketinde bıraktığı sevgilisine karşı duyduğu
özlemin oyuna dönüştürülerek yansıtılmasından
oluşan tekerlemeli sözlerden doğmuştur.
Ayrıca bu terim
cilve, naz, kırıtma, hoşa giden davranış
ifadesini de içerdiğinden cilvelo kelimesinden
de naz, cilve yapan, nazlı, cilveli anlamı da
ortaya çıkar.
Başka bir
pencereden de; köyün zengin ve güzel kızı ile
ona aşık olan gencın aşkından doğan bir oyun
biçimi olduğu da belirtilir.
Yaşar Turna
genelde sevgi ve sevdalığa dayanan bu temayı
rahat borti si mas ole maciri, Seni görmeden
Önce Çok Rahattım anlamına gelen eserinde kendi
tarzında kemençe ile çok güzel bir şekilde dile
getirmiştir.
Ayrıca Yaşar
Turna Cilvelo nanaida tekerlemesini cilvelo
nanayda tekerlemesinin yedi heceli ölçüye
uyarlanmış biçimi şeklinde ifade etmiştir.
Bestesinden bazı bölümlerin Türkçe versiyonu
aşağıdaki gibidir.
Seni görmeden
önce çok rahattım.
Cilvelo nanaida.
Zincire vurulsam
da tutulmazdım.
Cilvelo nanaida.
Aklımdayken sen,
uykum kaçar gece.
Cilvelo nanaida.
Ey sevgili bana
ne oldu söyle.
Cilvelo nanaida.
Çok güzelsin,
dağ ceylanı gibisin.
Cilvelo nanaida.
Hak vergisi
gözlerinin sürmesi,
Cilvelo nanaida.
Buğday unu
misali rengin sanki
Cilvelo nanaida.
Seni görenin
kararır gözleri.
Cilvelo nanaida.
Tulum ve kemençe
ile oynandığı gibi akordeon eşliğinde de
oynanır.”
Sayın yazar
arkadaşlar,
bu
parçanın bestecisinin YAŞAR TURNA olduğunu size
hangi kaynak kişi söyledi? Bu kadar değerli bir
bilgi hangi kaynakta yazılı?
Halk
Oyunu araştırmacılarının hiçbirinin
araştırmalarında elde edemediği bu bilgi neden
sadece bu kitabın
satır aralarına
sıkışıp kalmış. Cilvelonun bestecisi olarak
Yaşar Turna’yı gösterdiğinizde, mezarında ne
düşündü? Çok merak ediyorum. Keşke güftesi
deseydiniz ve Lazca sözlerini koysaydınız.
Bestesi
eşliğinde yukarıdaki Türkçe sözleri bir söyler
misiniz, neye benzeyecek?
Diğer
oyunlardaki tekerlemeniz burada da aynen
kullanılmış.”Son
zamanlarda kadın ve erkeklerin beraberce
oynadığı görülmektedir.” Bahsettiğiniz bu
son
zamanlar kaç yıllık bir dönemdir? Öyleyse
son dönemlerdeki düğünlerde gördüğünüz diğer
figürlere haksızlık etmiş olmuyor musunuz?
Cilvelo oyunu,
ilimiz Artvin’e ait bir oyun olup Laz, Gürcü,
Hemşinli hemşerilerimiz tarafından kendi
dillerindeki sözlerle oynanabilmektedir.
En çok bilinen ve söylenen Türkçe dörtlüğü
sizlere hatırlatmak isterim;
İndim dere
ırmağa oy nanayda,
cilvelo
nanayda.
Zeytin dalı
kırmağa oy nanayda,
cilvelo nanayda.
Geldim seni
almağa oy nanayda.
cilvelo nanayda.
Başladın
ağlamağa oy nanayda.
cilvelo
nanayda.
Anlayabildiniz
mi bilmiyorum ama Arhavi’nin neresinde zeytin
yetiştirilmekte? Bunu da mı göremediniz acaba?
Yapmayın,
Arhavi’mizin kendine ait olmayan ilimize ait
oyunlara
ihtiyacı yok.
Sıra geldi
dördüncü Arhavi Halk oyununuza. Oyunumuzun adı
TİRİLİDO
.
Yine aynen
kitapta yazıldığı gibi buraya alıyorum.
“Arhavi’nin
yüksek köylerinde halka tarzında oynanan bir
oyun türüdür. Müzik ve oyun cilvelo- cilvelo
nanaida’ya benzer. Hatta onun değişik
versiyonudur.
Tirilido,
cilvelo- cilvelo nanaida gibi tekerlemeli
sözlerden doğmuştur. Bu oyun günümüzde çok nadir
oynanır. Bu oyun kadın oyunu olmakla beraber
kadın ve erkeklerin birlikte oynandığı da
bilinmektedir.
Bu oyunun birçok
manileri vardır. Kemençe ile oynandığı gibi
tulum ve akordeon eşliğinde de oynanır.
Ha buradan aşaği
oy nanido.
Tirilido nanido nanido
Bir iniş
ineceğim oy nanido
Tirilido nanino nanido
Ben sevdaluğun
inişini oy nanido
Tirilido nanido nanido
Ben nasıl
çözeceğim oy nanido
Tirilido nanido nanido.”
Arhavi’nin
yüksek köylerinde oynanan bir oyun ifadesi çok
doğru bir ifade değil. Bu oyunun, esas itibarı
ile cilvelonun değişik versiyonu olduğu bilgisi
ise hiç doğru değil. Oyun Dikyamaç köyünde çok
eskiden oynanmış bir oyun. Bu oyunda sadece
bayanlar oynamaktadır. Yazarlarımızın dediği
gibi birlikte oynanan bir oyun değildir.
Bu oyunu
1979 yılında bu köye gittiğimde,
yaşlı
bayanlar müzik olmadan türkü eşliğinde
oynuyorlardı. Narina ile birlikte bu oyunu
da Arhavi oyunlarına kazandırabilirdim. Ancak bu
oyunun sadece tek bir figürünün bulunması ve
müzik olmadan oynanması nedeni ile süregelmesi
için çaba göstermedim.
Ama oyunu
öğrendim. Zaten tek figürü olan bu oyunu unutmak
mümkün değil. Oyundaki bir bayan türkü
söylerken, katılanlar yerlerinde durarak bir
sağ, bir sol ayak sallayarak türküyü
tekrarlıyorlar. Gurup nakaratı söylerken sağa
doğru üç adım atıyor ve tekrar duruyor, başka
bir mısra söyleniyor ve tekrar aynı figürü
yapıyorlar. Yazarlarımız
bu kadar
iyi araştırdılar Arhavi’nin yüksek yerlerine
gittiler de bu oyunu niye belgelemediler ki?
Yazarlarımıza
göre beşinci Arhavi oyunu
KARMA
HORON
Yine kitaptan
aynen alıyorum.
“İmecelerden
kaynaklanan bir oyun türüdür.(mısır imecesi,
odun taşıma imecesi, belleme çapa imeceleri vb.)
Bu imecelerde ayak ve ellerle yapılan hareketler
bu horonu doğurmuştur. Sarı Zambak, Memetina ve
Papilat horonlarındaki figürler bu oyunda da
mevcuttur. Hatta bu üç oyunun karma horondan
türediği de söylenmektedir. Bu oyun kadın ve
erkekler tarafından beraberce oynanır. Tulum ve
kemençe eşliğinde oynandığı gibi son dönemlerde
akordeon eşliğinde de oynanmaktadır. Oyunun
belli bölümlerinde türküler de söylenir.”
Bu oyunu
ilk defa duyuyorum. Hele Sarı Zambak, Memetina
ve Papilat oyunlarının karma horondan türemiş
olduğunu yazarlarımızdan önce kimselerin
duymamış olması çok garip. Acaba bu oyun
olmayıp, Arhavi ilçesi oyunlarına isim
verilmeden önce oyunların oynanış şekline
verilen bir isim midir?
Böyle değilse bu
oyun Arhavi’nin hangi köy, mahalle veya
bölgesinde oynanmış
Benim bildiğim,
Papilat oyunumuz sadece erkekler tarafından
oynanıyor.
Acaba bu
bilgileri veren kaynak kişiler bu KARMA OYUNU
niye yazarlarımıza öğretmediler ki? Bu kaynak
kişiler bu oyunu kimselere öğretmeyip neden
unutulmasına sebep olmuşlar ki?
Yazarlarımızın
altıncı Arhavi oyunu
SARI
ZAMBAK
Yine
kitaptan aynen alıyorum.
“Arhavi
karakterinde bir oyundur. Sarı Zambak denmesinin
özel bir anlamı yoktur. Bu oyun Karma Horon’un
belli bölümlerinin alınarak oyunu düzenleyen
kişilerden birinin bu oyuna doğaçlama olarak
oyunun narinliğinden esinlenerek ve zambakla
özdeşleştirmesinden dolayı bu oyuna Sarı Zambak
adı verilsin demesinden ileri geldiği
belirtilmektedir.
Bu oyun atışma
türkülere müsait bir oyun olduğundan dolayı,
günümüzde gençlerin beğenisini kazanan bir oyun
olmuştur. Düğünlerde sabahlara kadar oynandığı
da görülmüştür. Kadın ve erkek toplu oynanan bu
oyunun birçok manileri bulunmaktadır.
Arhavililere has kıvraklıkla türkü söylenerek
tulum ve kemençe eşliğinde oynanır. Son
zamanlarda akordeonla da oynanmaktadır.”
Arhavi’den biz
geldik, Arhavi’den biz geldik.
Bu geceyi
şenlettuk, bu geceyi şenlettuk.
Bir tanesinden
başka, bir tanesinden başka,
Hepsini kardeş
ettuk, hepsini kardeş ettuk.
Kara kuşun
kanadı, kara kuşun kanadı,
Nedir bu kızın
adı, nedir bu kızın adı,
Söz verdi de
gelmedi, söz verdi de gelmedi,
Gururumla
oynadı, gururumla oynadı.
Yaylanın
çimenine, yaylanın çimenine,
Yaydım
kuzularımı, yaydım kuzularımı,
Allahum böyle
yazmış, Allahum böyle yazmış,
Kara
yazgularumi, kara yazgularumi.
Yayla çimeni
benden, yayla çimeni benden,
Gülüm doymadım
senden, gülüm doymadım senden,
Yer yağmurdan
doyarsa, Yer yağmurdan doyarsa,
Bende doyarım
senden, bende doyarım senden.
Yazarlarımız sağ
olsunlar karma horondan üç oyun üretmişler
birinin adını
da Sarı
Zambak koymuşlar. “Arhavi
Karakterinde bir oyundur.” Cümlesini tercüme
eder misiniz? Arhavi oyunlarında belli bir
karakter mi var?
Bir şekilde
araştırma yaparken Ankara’da yaşamakta olan ve
Arhavi Oyunlarında kaynak kişi olan büyüğümüz
Musa
Kazım Özbirinci’ye (Yücel Ağabeye)
danışsaydınız bu oyunu ondan öğrenebilirdiniz.
Aynı zamanda
yukarıdaki dörtlüklerden son ikisinin de Koçeri
isimli kız oyununda kullanılan dörtlüklerden
olduğu ukalalığını da yapmış olayım.
Yazarlarımızın
yedinci Arhavi Oyunu
MEMETİNA
Kitapta
yazılanları aynen alıyorum;
“Yörenin
sevilen oyunlarındandır. Önceleri erkekler
oynadığı halde şimdi kadın ve erkek karışık
oynamaktadır. Hareketler yumuşak olup estetik
fazladır. Halka tarzında oynanır.
Memetina,
Mehmetina’nın “h” ünsüzünün yutulmuş biçimidir.
Mehmet+ina ifadelerinden teşekkül eder İna eki
“in” anlamını verir. Memetina ise Mehmet’in
ifadesini oluşturur. Buradan da Memetina oyunu
Mehmet’in oyunu anlamına gelir. Oyuna Memetina
denmesinin birçok nedeni vardır. Bu nedenlerden
en önemlisi şudur:
Karma horon
folklorik düzen haline getirilirken, karma
horonun belli bölümlerinin alınarak oyunu
düzenleyen kişilerin bu oyunun; alınmış olan
bölümlerinin oynanış biçiminin Mehmet Köseoğlu(
namı değer Kuçuğişi Muhammed) tarzında
oynanmasından dolayı bu oyuna da o kişiye atfen
bu ad verilmesindendir.
Diğer bazı
nedenlerini de şu şekilde sıralayabiliriz:
*Kızların askere
giden köyün gençlerini, Mehmet olarak ifade edip
onlara hitaben söyledikleri türkünün oyuna
dönüştürülmesindendir.
*Mehmet adlı bir
tulumcunun tulum çalarken söylediği türkünün ve
türkü ile beraber yapmış olduğu hareketlerin
oyunlaştırılmasındandır.
*Köyün Mehmet
adlı yakışıklı gencine, kızların kendilerini
beğendirmek için söyledikleri sözlerin çeşitli
hareketlerle dile getirilmesi sonucu
oluştuğudur.
*Kısa boylu,
sevimli, figürleri kendine has bir kıvraklıkla
yapan Mehmet adlı birinden dolayıdır.
Bu oyunda
ellerin yukarıda olma durumu daldan bir şey
toplama, ellerin yerde olma durumu mısır
ayıklama, ayak vuruşlarının da belleme olayını
canlandırdığı söylenmektedir.
Bu oyun tulum
eşliğinde oynandığı gibi tulum ve kemençe
eşliğinde de oynanır. Son zamanlarda akordeonla
da oynandığı görülmektedir. Oyunun belli
bölümünde türkü de söylenir.
Oyunun
türküsünün Türkçe versiyonu şöyledir:
Ekelim kızlar
ekelim,
Mısırlar ürün
verecek,
Ölünce
mezarımızda,
Yeşil otlar ve
bitkiler
Başımızda
bitecek.”
Bu oyunda
hareketler
yumuşak
ama estetik fazlaymış. Bunu öğreniyoruz.
Aslında
yazarlarımıza göre böyle bir oyun zaten yok.
Kendileri zaten hiç kimselerin bilmediği KARMA
HORONdan türetildiğini araştırmalar sonucu
bulduklarını söylüyor ya.
Aslı olmayan
oyundan dört adet de hikâye türetmişler. Hiç
birinin dayanağı yok.
Hikâyelerin
birincisinde kızların Mehmet’e söyledikleri
türküyü oyunlara dönüştürdüklerini söylerken
ikincide, tulumcu Mehmet’in türkü söyleyip tulum
çalarken yaptığı hareketlerden dem vuruluyor.
Üçüncüde, köyün yakışıklısına kızların
kendilerini beğendirmek için yaptıkları
hareketleri veriyorlar. Dördüncüde Kısa boylu,
sevimli, figürleri kendine has Mehmet’i
göstermişler.
Ne yapsınlar
yani;
eller havadayken daldan bir şey
toplayamadıysan,
ellerin yerdeyken (bu oyunda ellerin yerde
olduğu bir figür mü var?) mısır
ayıklayamıyorsan,
ayak
vuruşları ile de belleme yapamıyorsan
yazarlarımız ne yapsın?
Yazarlarımız bu
kitapta Lazcalarını söylemedikleri türküleri de
Türkçe versiyonu diye sunuyorlar.
Versiyonun
anlamı”
sürüm, model, uyarlama, yorum “mudur?
Yoksa
“
Tercüme”
midir?
Sıkıldınız,
biliyorum ama
sekizinci oyunumuza geldik azıcık daha
sabredersek, tüm Arhavi Oyunları hakkında
mükemmel ve gerçek bilgilerine sahip
olabileceğiz. Oyunumuzun adı
PAPİLAT
Bakalım yazarlarımız bu oyun ile ilgili
neler bulmuşlar?
Aynen
alıyorum.
“Memetina’nın
biraz değişik bir versiyonudur. Adını şimdiki
adı Arılı olan köyünden alır. Çok seri ve sert
bir oyun olup erkekler tarafından tulum
eşliğinde oynanır. Oyunun sertliğini belirten
bir dörtlüğü bile mevcuttur.
Papilat vur
yerlerde,
İzi kalsın
dizlerin,
Karşıki
tepelerde,
Yankılansın
seslerin.”
Arkadaşlar neler
diyorsunuz?
Hani bu
oyun Karma Horondan kopya idi ve kızlarla
erkekler beraber oynuyorlardı. Yani
şimdi
dediklerinizi yalanlamanın ne anlamı var.
Memetina’ya benziyorsa, sizin dediğinize göre bu
oyunun kız erkek beraber oynanması ve
hareketlerin de
yumuşak
olup
estetik’in fazla olması gerekmiyor mu? Siz
öyle yazmadınız mı? Biz okurları niye çelişki
içine atıyorsunuz?
Bir de şu
yazdığınız dörtlüğü oyunun hangi bölümünde
söyleyebileceğimizi belirtirseniz çok
sevineceğim.
Oyunumuzu bu güne kadar yanlış öğretmiş ve
oynatmışım. Ben bu oyunun hiçbir yerinde türkü
söylendiğini duymadım. Şimdi ise sizler, doğru
biçimini söylüyorsunuz.
Bu doğru
bilgileri gördükten sonra yanlışlarıma devam
etmek istemem. Siz değerli yazarlarımızın
yaptığı araştırmalar sonucunda verilen bilgileri
eleştiriyor olmam bana yakışmıyor,
biliyorum.
Sıra geldi
yazarlarımızın dokuzuncu Arhavi Oyununa.
Oyunumuzun adı
ARHAVİ
CANLISI
Diğer oyunlarda
yaptığım gibi kitaptan aynen alıyorum.
“Oyun karakteri
yumuşak bir yapıya sahip olup kadın ve erkekler
tarafından birlikte oynanır. Bu oyun Cengiz
GÜNAL’ın Trabzon yöresi oyunlarından esinlenip
yöre figürlerini toplayarak derlediği bir
oyundur. Müziğini de rahmetli Yaşar TURNA’nın
Trabzon yöresinin
Gökte yıldız
aymisun,
Kemençeme
yaymisun…
Müziğinden
esinlenerek ama kendine özgü olarak yöreye özel
bir ritimle yaptığı söylenmektedir.
Kemençe
eşliğinde oynandığı gibi tulum ve akordeon
eşliğinde de oynanmaktadır.”
Sanırım sizler
bu araştırmaları yaparken, Yaşar TURNA rahmetli
olmuştu ama Cengiz GÜNAL hoca hayatta idi.
Yani
araştırmalarınız öyleyse çok da eskilere
dayanmıyor. Böyle mi anlamam gerekiyor. Bu
durumda da Cengiz Günal hocamızın isminin
“Kaynak kişiler” listesinde olması gerekirdi
diye düşünüyor ve kaynak kişilere bakıyorum. Ne
yazık ki orada adını göremiyorum.
Bu oyuna Trabzon
yöresinden alıntı diyemeyiz. Ancak Karadeniz
yöresi figürlerini andırıyor diyebiliriz. Aynı
zamanda müziği de
“Gökte yildiz ay misun, Kemençeme
yaymisun” türküsü ile aynı değildir. Ancak ritim
olarak uyum sağladığı için bu türkü eşliğinde de
oynanabilmektedir.
Bir sorunum da
bu yumuşak bir yapıya sahip olması konusunu
anlamıyor olmam. Tamam, anladım, bu Arhavi oyunu
diye yazdığınız bütün oyunlar tulum, kemençe ve
akordeon ile oynanmış. “Günümüzde
(veya son zamanlarda ) kız erkek beraber
oynanmaktadır” ifadelerini hiç ama hiç
anlayamadım.
Son zamanlarda
oynanan şekli geleneksele giriyor mu, girmiyor
mu? Halk bilim araştırmalarında yer almalımıdır.
Ben
nasıl değerlendirmeliyim?
Yazarlarımızın
onuncu Arhavi Oyunlarının adı
NARİNA
Aynen, kitapta
yazılanları aktarıyorum:
“İlk
defa Arhavi’nin yüksek kesimlerindeki
köylerinden Dik Yamaç Köyünde türkü söylenerek
tulum eşliğinde oynanan bir kadın oyunudur.
Bu oyunu köye
gelin gelen bir Çerkez kadının öğrettiği ileri
sürülmektedir. Bu oyuna Narina adı Kemal Özbıyık
tarafından verilmiş olup, düzenlemesi de ona
aittir. Oyunun türküsü şöyledir:
Dere tepe
gezerim de
Tepede gül
dizerim.
Rinanay nay,
rinanay
Nay nay, rinanay
nay.
Ben babamın
evinde de,
Böyle nazlı
gezerim.
Rinanay nay,
rinanay
Nay nay, rinanay
nay.
Tepenin
arkasında da
Ay mısın güneş
misin?
Rinanay nay,
rinanay
Nay nay, rinanay
nay.
Söyle bana
sevdiğim de
Benden geçecek
misin?
Rinanay nay,
rinanay
Nay nay, rinanay
nay.”
Narina ile
ilgili kitapta yazanlar bunlar. Eleştirilerim
ise şöyle.
Aldığınız hangi
kaynak size söyledi bilmiyorum, ama yine de
söyleyeyim, köye gelin gelen Çerkez bir kadının
öğrettiği iddia edilmemektedir ( İddia eden
varsa adını söyler misiniz?),
net
olarak böyle olduğu söylenmektedir. Yani
konu tarafımca net olarak belirtilmektedir.
Gerçekten siz yazarlar bunu da araştırmış
olsaydınız, halen hayatta olan ve bu oyunu
oynamış olan köyün yaşlı bayanlarına
doğrulatabilirdiniz.
Beyler bu oyunu
ben yaratmadım. Ben sadece bağlantılarını yaptım
ve sözlerini anlamlı hale getirdim. Tüm
figürleri sahnede oynanacak süreye sığdırdım.
Gurur
duyuyorum ki Arhavi’deki tek bayan oyununu
ilçemize ben kazandırmış oldum. Kendimi bu köyün
damadı olduğum için çok da şanslı buluyorum.
Yazarlarımızın
On birinci ve son oyunları
DAMAT BAĞLAMA-VAHAHAY
Bu son oyunu da
kitaptan aynen alıyorum.
“Halka yapısı
içinde oynanan sahne düzenlemesi tarzında bir
oyun türü olup kadın ve erkekler tarafından
birlikte oynanır. Oyunu idare eden kişinin
doğaçlama olarak söylediği veya bilinen
sözlerinin söylenmesi ile oynanır.
Oyunu
yönlendiren kişinin her söylediği söze karşı
oynayan kişiler vahahay nakaratı ile karşılık
verirler.
Çalgı pek az
kullanılır. Oyunun ritmi söylenen sözlere ve
ayak ritmine göre ayarlanır. Oyunun sözleri
Şekil 10 daki gibidir.”
Bilinen
sözlerden ne kast edildiğini anlayamadım. Benim
bildiğim bu oyunda
aile
birliğinin önemini, karşılıklı saygı ve sevginin
gerekliliğini ve nasihatleri içeren,
genellikle de nazar bozularak sona erdirilen
doğaçlama “Lazca” sözlerle birlikte anlam
kazanan bir oyundur.
Bu
oyunda kesinlikle olumsuz bir söz söylenmez,
hakaret veya eşler ve davetlileri rencide edecek
sözler kullanılmaz.
Ve de tulum-
kemençe eşliğinde oynanır. Aynı zamanda
kız
tarafı bu oyunda yer alanlara kavrulmuş fındık,
şekerleme, mendil ve oyunu yönetenler ile
müzisyenlere işlemeli havlu verirler.
Söz ve ritimle
oynandığını da bu vesile ile yazarlarımızdan
öğrenmiş oldum.
Ben
de sıkıldım ama Arhavi oyunları ile ilgili bu
kitapta yazanlara
bu
eleştirileri yapmasaydım, yaklaşık kırk yılımı
verdiğim ve doğru şekilde gelecek nesillere
kalması için uğraş verdiğim Arhavi Halk
Oyunlarına karşı saygısızlık ve ilgisizlik
yapmış olacaktım.
Çok değerli
halkbilimciler. Ben kırk yıldır yöremiz kültürü
ile ilgileniyorum. Defalarca Köylere, yaylalara
çıkıp oradaki yaşlı, ama kültür birikimi olan
insanlardan bilgi aldım.
Arhavi
oyunlarında HORON dışında, Artvin oyunlarında da
HORON ve BAR dışında bir oyun şekli duymadım.
Günümüzde bile oynayacak kişileri “haydi
halkaya” diye çağıran kimse duymadım. Ama”
haydi
Horona” söylemini duymayan yoktur.
Araştırmalarımda
gördüm ki, Artvin ilinde “ucu
kapalı şekilde dairesel olarak oynanan oyunlara
HORON,
ucu açık
olan ve çoklukla yarım ay şeklinde oynanan
oyunlara BAR” denir.
Artvin
ilinin tüm ilçelerinde Horon ve Bar dışında
adlandırılan oyun tarzı bulunmamaktadır.
Konu ile ilgili
eleştirilerim burada sona erdi.
Ne yazık ki
Vakfımız
yönetim kurulu başkanımıza gönderdiğim bu
eleştiri yazımın, Vakfımızın sayfasında
yayınlanması talebim uygun bulunmadı.
Eleştirilerim için herhangi bir yanıt da
verilmedi.
Bu
değerlendirmeleri beni üzmüş olsa da kendilerine
saygı duyuyorum.
Bu yazımı
okuyanlardan ricam bu eleştirilerimin Karadeniz
Kültürü ile ilgili kişilere ve kurumlara
ulaşmasını sağlamalarıdır. Böylece benim burada
yapmış olduğum eleştiriler Belki bu şekilde
konuya ilgi duyanlara ulaşmış olur.
Arhavililer
Vakfının
Arhavililer.org. tr adresli sitesinde burada
eleştirdiğim yazı
İsmail
Muzaffer ÖZBAY imzası ile
Yazarlarımızdan gelen yazılar başlığında
yayınlanmaktadır.
Aynı sitede,
KÜLTÜR-SANAT bölümünde 2007 yılından beri
yayınlanmakta olan ve
Vakıf
Başkanımızdan kaldırılmasını talep ettiğim,
ancak kaldırılmayan, araştırması
bana ait ARHAVİ OYUNLARI isimli yazım da
var. İlgilenenler her iki yazıyı oradan da
okuyabilirler.
Bu uzun yazımı
okuma zahmetine katlanan siz okurlara
Arhavi
Halk Oyunlarına verdiği önem için teşekkür
ederken,
isteyen herkesin oyun sahneleyebileceğini, ekip
çalıştırabileceğini bu konuların hiç kimsenin
tekelinde olmadığını belirtmek isterim.
Ancak yazılan ve
basımı yapılan bir araştırma kitabı hakkında,
herkesin eleştiri hakkının bulunduğunu düşünüyor
ve bu yazı ile eleştiri hakkımı kullanmış
olduğumu düşünüyorum.
Konu ile ilgili,
her türlü görüşlerinizi
kemal@metu.edu.tr adresime iletmeniz
konusunu da bilgilerinize sunarım.
Kültürümüzün
yozlaştırılmadan geleneksel biçimleri ile
gelecek nesillere kalması dileklerimle.
Makale: Kemal ÖZBIYIK
Nisan 2011 ANKARA
Ayrıca Oku:
|