Karalahana.com! Laz uşaklarının gayrıresmi web sitesi

 

|  Mail gönder Sık kullanılanlara ekle  ENGLISH
 RİZE

 ARTVİN

 ORDU

 BAYBURT

 SAMSUN

 SİNOP

 

 

 MÜZİK

 TARİH

 KİM KİMDİR

 

 

 

 FORUM

 EDİTÖRDEN

 AJANDA

 

 

LİNKLER

 RİZE

 ARTVİN

 ORDU

 BAYBURT

 SAMSUN

 SİNOP


karalahana karadeniz gazete, karadeniz gazetesi, karadeniz haber
Yukardaki logoyu tıklayarak Bağımsız Karadeniz Gazetesini okuyabilirsiniz.

Önemli linkler, gazete oku, tv seyret
 Dünyanın tüm televizyonlarını Canlı seyretmek, tüm gazeteleri tek bir sayfadan okuyabilmek için önemlilinkler.com
www.lahana.org
sitesini sık kullanılanlara ekleyin.


KARADENİZ FOTOĞRAFLARI
Deeğerli Lahana forum üyeleri
Karadeniz fotoğraflarınızı  galerimizde otomatik olarak yayınlayabilirsiniz.
TIKLAYIN

KARALAHANA DA YAZAR OLUN


Yazılarınızı yayınlamamız için bize gönderebilirsiniz

LAHANA FORUMDA KARADENİZ MÜZİKLERİ, MP3 LER, KEMENÇE , HORON GIRLA Gitmek için tıklayın


 

TRABZON RUMCASI

Makale: Vahit Tursun

İnternet ortamının değişik platformlarından akademik çalışmalara kadar, Karadeniz Rumca’sını belirtmede çeşitli terimler kullanılıyor. Bunlardan bazıları, Rumca, Pontos Rumca’sı, Karadeniz Rumcası, Trabzon Rumca’sı, Pontosça, Pontiaka, Trabzon yerel dili vb. gibidir. Durum böyle olunca, işin özü, ister istemez bazı kişilerce sorgulanır ve üzerinde tartışılır oldu.

Aslında yukarıda kullanılan adlandırmalar, belli bir dereceye kadar doğrudur. Her dil, bazen kullanıldığı coğrafyanın, bazen mevcut siyasal birliğin adıyla da tanımlanabiliyor. Rumca üzerinden bir örnekleme yapacaksak, buna Girit Rumca’sı, Kapadokya Rumca’sı, Kıbrıs Rumca’sı örnek verilebilir. Bu örneklemeleri Türkçe üzerinden de yapabiliriz. Örnek olarak; Oğuz Türkçe’si, Türkmen Türkçe’si, Tatar Türkçe’si vb. verilebilir. Sonuçta bütün bu adlandırmalar, tek bir kök dile dayanır. Bu çerçevede Rumca dediğimiz dil, Helenistik çağdan beri, merkezi Yunan coğrafyasına dayalı olarak, Anadolu’ya ve Ortadoğu’nun bir kısmına yayılmış ve oldukça yaygın bir şekilde kullanılmış ve dilbilimde adı Helence olarak bilinen dildir.

Yani; Sokrates, Platon, Heredot, Homeros, Aristoteles, Aristofanes ve Karadenizli hemşerilerimizden Diyojen, Strabon, Visarion gibi filozof, tarihçi, şair, edebiyatçı, coğrafyacı, vb. bilim adamlarının kullandığı dildir.

 

Orjinal adı

Helence kendi içinde, orjinal telaffuzuyla “Elinika” olarak bilinir. Nasıl ki her dilin kendi özelliğine göre, onu kullanan halkın o dile verdiği bir ismi varsa, Helence’de de vardır. Örneğin Almanca diye bildiğimiz dil, Almanlar tarafından Deutsche olarak bilinir. Almanlar da bizim Türkçe’ye Türkische derler. Türkiye’de Yunanlıların kullandığı Helence’ye de Yunanca denir.

 

Yunanca ile Rumca neden farklı?

Karadeniz Rumca’sı dediğimiz dil, Karadeniz coğrafyasında, mitolojiden beri kullanılmış, Hıristiyanlıktan sonra epey yaygınlaşmış ve halen bazı yerleşim birimlerinde de kullanılmakta olan bir dil. Bu süre, üç bin yılı aşan bir süre. Her dil, bulunduğu coğrafi koşullar ve farklı unsurlarla etkileşim boyutuna göre, yer yer farklı morfolojik motifler kazanır. Dolayısıyla, ortaya şive veya lehçe dediğimiz farklı biçimler çıkar. Bu farklılıklar, bazen iki farklı lehçe arasında keskin farklar da yaratabilir. Örneğin bir Uygur Türkçe’sinin çok azını anlayabiliyoruz. Sonra diller canlı varlık gibidir, sürekli gelişir ve değişirler; zamanın bilimsel, teknolojik, ticari ve siyasi koşullarına göre şekillenirler. Yunanistan’da kullanılan Helence, Yunanistan’ın bağımsızlığına kavuşmasından sonra epey değişikliğe uğramıştır. Bu ülkede kullanılan dile, bizim TDK’nin Türkçe’ye uyguladığı formül uygulanmıştır. Kimin kimden esinlendiği meçhul ama, her iki dile, özüne uygun olarak binlerce kelime uydurulmuştur. Örneğin Türkçe sanık, sanal, görsel, biçimsel, boyut, onursal, kanı, kanıt, gösteri, görev, görsel, görkem, söyleşi, söylem, yalın, yalıtım, kalıtım, kalıtsal, sözlük, vb. kelimeler eklenmiştir. Yunanistan’da Helence’ye eklenen kelimelerden örnek; isodinamia = güç dengesi, astinomia = polis, thermomonosi = ısı yalıtımı, ipurğos = bakan, aftoelenkhos = oto kontrol, viyomikhania = sanayi, erğostasio = fabrika, vb. verilebilir.

Ayrıca her dil, her çağın teknolojik gelişimine göre, yeni yeni kelimeler üretmek veya dışarıdan almak zorundadır. Sıraladığımız nedenlere birde dinsel kelimeler eklenince, ortaya farklı ve birbirine yabancı gibi görünen iki dil çıkabiliyor. Bütün bunlara, Karadeniz Rumcası’nın yüzyılları aşkın eğitimden mahrum kalması eklenince, bu dili çok belirgin bir farklılığa sürüklemiştir. Başta ticari olan her kelime neredeyse unutulmuştur. Rakamlar kullanılmaya kullanılmaya dört beş’e kadar düşmüştür. Bu durum, her asimilasyona uğrayan dil için geçerlidir. Örneğin, Yunanistan’da yaşayan Türkler içinde bulunan Pomaklar, kendi öz dillerinde, sadece dörde kadar sayabilmektedir.

Yukarıda sayılan bütün faktörlere rağmen, Karadeniz Rumca’sının bütünü incelendiğinde, kullanılan kelimelerin %80 oranına denk bölümü, Arkaik Helence sözlüklerde bulunduğu gözlenebilir. Kendim derlediğim altı bin küsur kelimenin, Helence’sini unuttuğumuz sadece altı yüz kelimelik kısmı, dışardan alınmış olduğu gözlenmiştir. Bu da %10’a mukabildir. Geri kalan %90’lık kısmı Helence’dir. Elbette ki siyasal, ticari, teknolojik ve dinsel kelimeler, bu oranın dışındadır.

 

 

Helence nasıl Rumca veya Elinika nasıl Romeika oldu?

Roma İmparatorluğu döneminde, çıkan çeşitli savaşlar, izlenen yanlış sosyal, siyasal ve ekonomik politikalar yüzünden, Roma halkı içerisinde farklı sınıf katmanları ortaya çıkmıştı. Bu sınıflar; “toprak ağaları, yöneticiler, zengin tüccar ve tefeciler, fakirleşmiş Roma halkı ve köle durumunda olanlar” gibiydi. İyice fakirleşmiş ve çaresiz kalmış halk ve köleler arasında, Hıristiyanlık hızla yayılmaya başlamıştı. Çünkü Hıristiyanlık, fakir ile zenginin, köle ile efendisinin ve farklı etnik unsurların aralarında eşitliğini savunuyordu. Ayrıca, Hıristiyanlığın ibadet biçimi, çok tanrılı dinin ibadet biçiminden çok daha kolaydı. Bunun yanı sıra, Hıristiyan misyonerler, bu dine geçen zayıf insanlara, devletin uzatmadığı eli uzatıyor, yayılabilmek adına sorunlarını paylaşma yoluna gidiyordu. Ayrıca Hıristiyanlık, ilk yayılmaya başladığı dönemlerde, Roma yönetimi tarafından baskıya maruz kalmış, Hıristiyanlar ile Roma yönetimi karşı karşıya gelmişti. Bu durum, bir şekilde kendilerini Roma işgali altında hisseden, henüz Elen kültürel kimliğini kaybetmemiş, ağırlıklı olarak Anadolu ve Yunan coğrafyasında yaşayan Helen toplumunun bu yeni dine geçişini hızlandırdı. Daha sonra yüzlerce yıl süren misyonerlik faaliyetleri sonucunda Hıristiyanlık, Roma’da en büyük din haline gelir. Sonuçta Hıristiyanlık, Roma İmparatoru Konstantin zamanında resmi din olarak kabul edilir. Bu süreçten sonra Hıristiyanlar, o zamana kadar henüz Hıristiyan olmamış ve henüz paganizme inanmaya devam eden Helenler üzerinde baskı kurmaya başlarlar. Bu baskı zamanla yerini tahribe, talana, yağmaya, işkenceye ve katliama bırakır. O zamana kadar üretilmiş ve Helenizm ile Paganizm’i andıran veya hatırlatan bütün sanat eserlerini tahrip etmeye başlarlar. Helenizm’in en büyük kütüphanelerini ateşe verirler. Özellikle Anadolu’da, Helenizm’e ait taş üstünde taş komazlar. Helenlere yapmadık işkenceler bırakmazlar. Böylece, Hıristiyanlığın fanatizmi vahşete dönüşür.

 

Romalılar’ın ve Hıristiyanlığın yapmış olduğu tahribat ve katliamdan bir iki örnek:

– “Hükümdarlığın dışında, en iyi sporcu, en iyi şair, vb. her şeyde en üstün olduğunu ispatlamaya çalışan Neron,  kendisinden önce birinci olmuş kişilere ait heykelleri yıktırıyordu. Suitonios’un da dediği gibi; bazen heykellerin yüzlerini değiştiriyor, kopya ediyor, tarih sayfalarından istemedikleri bölümü kaldırıyor, tarihi kendilerine göre değiştiriyorlardı. August, sistematik bir şekilde tarih kitaplarını tahrip ediyordu.”

 

– “Ateist olarak anılan Milios’lu Diağoras, bir defasında Herkül’e ait ahşap bir heykeli ateşe attıktan sonra, “şimdi gel 13. maçını yap ve şu kazanımdaki suyu kaynat” demiştir.”

 

– “Hıristiyanlığın ilk yıllarında, Vandalizm’in bir başka türü de, yazılı belgeleri yok etmekti. Karşıt bütün yayınlar ateşe atılıp, yazarları da öldürülüyordu.”

 

– “Yunanistan’da heykeller yıkılıyor, kutsal yerler yok oluyor, sanat eserleri kül oluyor. Elefsina’da pagan din adamları öldürülüyor, Korinthos, Sparti ve Olimpia’da, yıkılan eski tapınakların üzerine kilise inşa ediliyor.”

 

– “Bir defasında, henüz kendisini Helen olarak tanımlayan, bilgisiyle ün salmış filozof ve aynı zamanda matematikçi bir bayanın evine saldırırlar. Bayanı evinden dışarı çıkarıp üstünü başını yolarlar. Çırılçıplak bir şekilde yollarda sürükledikten sonra, cesedini götürüp ateşe atarlar.”

(Kiryakos Simopulos - İ Leylasia Ke İ Katastrofi Ton Elinikon Arkheotiton – Stakhy yayınları 3. baskı 1999)

 

Hıristiyanlığın bir ara yumuşayan bu vahşeti, Yustinianos (Justinian) döneminde yeniden alevlenerek, Helenizm’in sonu tamamen getirilir. Böylece, Hıristiyanlığın vahşeti ile başlayan sürecin sonunda, artık ne Helen kalır nede Helence adı.

Artık hiç kimse Helen değildir ve Helence de konuşmuyordur. Herkes Helence konuşmasına ve İncil’in de bu dilde yazılmasına rağmen, Rum’dur ve Rumca konuşuyordur. Böyle bir vahşet dönemini yaşayan Helence, Romeyika adı altında hayatını sürdürmeye başlar ve bugüne kadar Anadolu’da devam eder. Ancak, Osmanlıdan ayrıldıktan sonra kurulan Yunanistan, bu dilin orijinal adını kullanmaya başlamıştır. Yunanistan’da bugün bu dil, “Elinika” olarak bilinir.

İşte Helence’nin Rumca’ya, Elinika’nın Romeyika’ya dönüşünün acı hikâyesi kısaca budur.

 

 

Rumca - Yunanca benzer cümle örnekleri:

 

Rumca: pola nero epiğa çe efuskosa = çok su içtim ve şiştim.

Yunanca: poli nero ipia ke e fuskosa.

 

Rumca: anikson tin porta çe epar eliğo aera = kapıyı aç ve biraz hava al

Yunanca: anikse tin porta ke pare liği aera.

 

Rumca: ya to piyo u pas teris piyos erthen? = neden gidip kimin geldiğine bakmıyorsun?

Yunanca:  yati den pas na dis pios irthe.

 

Rumca: ela as pame so xoriyo = gel köye gidelim.

Yunanca: ela as pame sto xorio.

 

Rumca: p’esune çe uç eporena n’evriska se? = nerdeydin de seni bulamıyordum?

Yunanca: pu isun ke den porusa na se vrisko?

 

Rumca: adaçeka kati efika, piyos e pirena = bu yakınlarda bir şey bıraktım, kim aldı onu?

Yunanca: edo kati afisa, pios to pire?

 

Rumca: epan so dromo, entama epezame = yol üzerinde, birlikte oynuyorduk.

Yunanca: pano sto dromo, mazi pezame.

 

Rumca: entoçes çe e tsakoses ta studem = vurup kemiklerimi kırdın

Yunanca: e xtipises ke espases ta kokala mu.

 

Rumca: epar şkepason to ğardeli, m’eriğay = al çocuğu ört, üşümesin.

Yunanca: pare skepase to pedi, min krioni.

 

Rumca: na eşis tin efçim = iyi dileklerim seninle olsun.

Yunanca: na exis tin efxi mu.

 

Rumca: e nistaksa, kontevo na kamono = uykum geldi, nerdeyse gözlerimi kapatacağım.

Yunanca: e nistaksa, kontevo na kamono.

 

Rumca: alo m’erse so spitim = daha evime gelme.

Yunanca: alo min erthis sto spiti mu.

 

Rumca: eğo esena pola ağapo = ben seni çok seviyorum.

Yunanca: eğo se ağapo poli.

 

Rumca: eğo ime asin Trapezunta = ben Trabzonluyum.

Yunanca: eğo ime apo tin Trapezunta.

 

Rumca: asin Trapezunta erxome = Trabzon’dan geliyorum

Yunanca: erxome apo tin Trapezunta.

 

Rumca: tina evres epan so dromo = yol üstünde kimi buldun?

Yunanca: piyon vrikes pano sto dromo?

 

Rumca: kunison to kuni, as çimate to ğardeli = beşiği salla, çocuk uyusun.

Yunanca: kunise tin kuna, as kimithi to pedi.

 

Rumca: asa makra ida se çe uç eğnorisa se = seni uzaktan grdüm de tanımadım.

Yunanca: apo makria se ida ke den se ğnorisa.

 

Rumca: ela konta son peşko ya na xlise = sobanın yakınına gel ki ısınasın.

Yunanca: ela konta sti sompa ya na zestathis.

 

Rumca: thelo n’apomeno adaçeka = burada kalmak istiyorum.

Yunanca: thelo na mino edo.

 

Rumca: thelo n’eroto se kati = sana bir şey sormak istiyorum.

Yunanca: thelo na se rotiso kati.

 

Rumca: ekseris lağa na pağo sin Athina = Atinaya nasıl gideceğimi biliyor musun?

Yunanca: kseris pos tha pao stin Athina.

 

Rumca: katina arayevo ama u poro n’evriskatona = birini arıyorum ama onu bulamıyorum.

Yunanca: kapion psaxno ala den poro na ton vro.

 

Rumca: as aplume eliğo ada pan = azcık bunun üzerine uzanayım.

Yunanca: as ksaploso liğo edo pano.

 

Rumca: t’onemas nto en  = adın nedir.

Yunanca: ti ine to onoma su.

 

Rumca: na pas so kalo = güle güle git.

Yunanca: na pas sto kalo.

 

Rumca: mi teris opisas = arkana bakma!

Yunanca: min kitas piso su.

 

 

Bu dilin sahibi Helenler kimdir?

Elenler’in kim oldukları konusu, üzerinde farklı yorumların yapıldığı bir konudur. Bugün açısından bilinen, Yunanlıların ataları olduklarıdır. Biz burada, bu konuda yapılan yorumları inceleyerek bir sonuca varmaya çalışalım:

 

MÖ 8. yüzyılda yaşamış ve İzmirli olduğu söylenen, antik çağların ünlü şairi Omiros (Homeros), “Elenler” olarak, Yunanistan’ın Thesalia bölgesinde, küçük bir yer olan Fthia’da oturanları adlandırır.

MÖ 460 – 404 yılları arasında yaşamış Atinalı ünlü bir tarihçi olan Thukididis (Thoukidides) Omiros’a dayanarak, Elenler’in Fthia’da oturan halkın olduğunu yazar.

Pario mermerinde bulunan yazıtlarda, “Defkelion’un oğlu Elin, Fthia’ya hakim olduktan sonra, daha önce Greki (Grekler) olarak bilinen halk, Elenler adını almıştır.” diye yazar.

MÖ 384 – 322 yılları arasında yaşamış olan ünlü filozof Aristotelis (Aristoteles), yarattığı 400 eserinden kurtarılabilen 143 tanesi arasında bulunan “Meteoroloğika” eserinde, İpiros (Epirus)’un Dodoni bölgesinde, şimdilerde Elenler olarak anılan ama daha önce Grekler olarak bilinen Sel’lerin oturduğunu yazar. Kendisi kurduğu okula Likion adını vermişti. Bugün Lise adı bu okulun adından gelmektedir.

 

MÖ 2. yüzyılda yaşamış olan ünlü bir mitoloji yazarı olan Apollodoros, Elenler’in Yunan coğrafyasından Pelasglar’ı kovduğunu yazar.

 

(Mistiki Ellada dergisi Aralık 2004 sayı 5)

 

 

Alman tarihçi Jac Ph. Fallmerayer; “En eski Hellas ve en eski Helen kentlerinin kalıntıları, Peloponisos (Mora yarımadası)’ta ve Attiki veya Dorida bölgesinde değil, Kafkas vadileri ile Doğu Pontos kıyılarında aranmalıdır.”.

“Jac Ph. Fallmerayer – Trabzon İmparatorluğunun Tarihi – München 1827 s. 30”

 

İlyas Karagöz; “Issız toprağında, ilk insan olarak efsanevi Pelasğos görülür. Akdeniz yöresiyle Yunanistan’da oturan en eski soyun adı Pelasğos, Pelasğoslardı. Zeus’la Niobe’den doğmuş olduğu söylenen Pelasğos, da bu soyun atasıdır. Yani, Yunan toprağının, Arkadya bölgesinin bir nevi Ademi’dir.”

İlyas Karagöz burada, Helenler’in, Pelasglar’ın torunları olduğuna işaret eder.

(İlyas Karagöz Mitolojide Doğu Karadeniz – İsmat Yayınları 2003 s. 28)

 

Bilim dünyası yukarıdaki yorumlarla ilgili tartışadursun, sanırım en doğru yorumu İsokratis (MÖ 436 – 338 arası Atina’da yaşamış bir sunucu) şu sözüyle yapmıştır; "Elines ine i tis imeteras pedias metekhontes" = "Elenler, bizim eğitimimize sahip olanlardır". Yani “Helence konuşan ve Helence düşünen herkes Helendir.” demiştir.

 

Ayrıca; eski çağlarda, Helen kelimesi, küçük veya büyük barbar grupların tam karşıtı olarak kullanılan bir kelime olmasının dışında, çok tanrılı din olan Paganizm’e (Olimpos’un On iki Tanrılarına inananlara verilen ad) mensup olanların bütününü kapsayan bir kelimeydi.

 

Yukarıdaki farklı yorumlardan, Helen kelimesinin tek bir halk grubuna veya tek bir ırka dayalı olmadığı, İsokratis’in de dediği gibi; Helence konuşan herkesin Helen kabul edildiği anlaşılmaktadır. Zaten daha sonra ortaya çıkan ve uygarlığıyla, özellikle Batı dünyasına ışık saçan Helenizm, Anadolu dahil, koca bir coğrafyada kabul görmüş ve binyıllar boyunca Helence hakim dil olarak kullanılmıştır.

Helenler tek bir ırka dayalı ve dolayısıyla içine kapalı bir hayat yaşamış olsalardı, Helenizm gibi bir uygarlığı yaratamazlardı.

 

 

 

META TAG: Trabzon rumcası, pontusca, pontiaka, romeika, karadeniz Yunancası, Yunanca, anadolu rumcası, Karadenizliler, Lazlar, Hemşinliler, Laz uşakları, Trabzonlular, Rizeliler, Giresunlular, Karadeniz bölgesi, Karadeniz bölgesinde, kim kimdir, biyografiler, ünlü kişiler, sanatçılar, sporcular, futbol takımları, okullar
          

Karalahana.Com! Doğu Karadeniz Bölgesi gezi, kültür, tarih ve müzik rehberi © 2007 | Tüm hakları saklıdır