KARADENİZ BÖLGESİ'NİN
COĞRAFİ ÖZELLİKLERİ
KARADENİZ BÖLGESİ
BÖLGENİN
FİZİKİ ÖZELLİKLERİ
a)Bölgenin Yeri Ve Sınırları:
Türkiye’nin kuzeyinde
bulunan Karadeniz ismini Karadeniz Denizi’nden
alır. Karadeniz Bölgesi, yaklaşık 141.000 km2’lik
yüzölçümü ile ülkemizin Doğu Anadolu ve İç
Anadolu Bölgelerinden sonra 3. büyük bölgesidir
ve ülke yüzeyinin yaklaşık olarak %18’lik
kısmını kaplar (http://www.byegm.gov.tr/Turkiye/turkce/cografi75.htm).
Yurdumuz sularını Hazar Denizi ile Basra
Körfezi’ne taşıyan ırmaklar ile Karadeniz’e
kavuşan çayların su bölümü çizgisi, onu Doğu
Anadolu’dan ayırır.Daha sonra, bölgenin güney
sınırı, Yıldız ve Deveci Dağları’nın doruklarını
takiben batıya doğru ilerler. Kuzeydeki yağışlı
ve ormanlık kuşağı, yarı kurak ve bozkır olan İç
ve Orta Anadolu’dan ayırmak üzere, Köroğlu
Dağları’nın güney eteğini boylayarak, Sündiken
Dağları’nın silindiği Bozöyük yakınlarında sona
erer. Birinci Türk Coğrafya Kongresi’nin iki
ayrı kritere; doğuda su bölümü çizgisine; batıda
iklim ve tabii bitki örtüsüne dayanarak,
Karadeniz coğrafi
bölgesine
çizdiği sınırlar budur.[1]
Bir başka ifadeyle Doğu Anadolu Bölgesi ile
sınır Çimen, Köse, Kop, Mescid ve Yanlızçam
sıradağlarının su bölümü çizgisinden geçerken,
İç Anadolu Bölgesi’nden iklim özellikleriyle
(kuraklık-yağış), Marmara Bölgesinden de
yerşekilleriyle (yükselti-dağlar) ayrılır.
Kısaca, batıda Marmara Bölgesi, doğuda
Gürcistan, kuzeyde Karadeniz, güneyde ise Doğu
Anadolu ve İç Anadolu bölgeleri ile komşudur.
Artvin, Rize, Trabzon, Gümüşhane, Bayburt,
Giresun, Ordu, Samsun, Amasya, Sinop, Kastamonu,
Zonguldak, Bartın ve Bolu illeri bütünüyle bölge
sınırları içinde kalırken, İç Anadolu Bölgesi
sınırları içinde bulunan Artova İlçesi dışında
Tokat ilinin tamamına yakın kesimi de yine
Karadeniz Bölgesi’ne girer. Çorum ilinin yarısı
İç Anadolu’da, diğer yarısı da Karadeniz
Bölgesi’ndedir(www.tbb.gen.tr).
Karadeniz Bölgesi’nin doğu
ve batı doğrultusundaki uzunluğu yaklaşık 1400
km’lik uzunluğa; kuzey güney istikametinde yani
genişliği ise doğu bölümünde 100 km’ den az
olduğu halde orta bölümü 200 km’yi aşar, Batı
Karadeniz Bölümü’nde ise 150 km kadardır. Bu
uzunluklarından dolayı Karadeniz Bölgesi
Doğu-Batı İstikametinde en uzun olan
bölgemizdir.4
b)Yüzey
Şekilleri:
Karadeniz Bölgesi,
ülkemizin en yüksek ve en arızalı bölgelerinden
biridir. Bir bütün olarak Kuzey Anadolu Dağları
adı verilen dağlık kuşak, birbirinden birtakım
depresyonlar ile ayrılan ve genel olarak
birbirine paralel uzanan sıradağlar
niteliğindedir. Bu dağların kıyı üzerinde
yükselen bölümüne “Kıyı Dağları” veya “Dış
Kuşak”, bunun gerisinde yer alan dağlara da “İç
Sıra Dağlar” veya “İç Kuşak” adı verilmektedir.
Bununla birlikte, Türkiye’yi orojenik birimlere
ayıran jeologlar tarafından, Kuzey Anadolu
Dağları’nın dış sıraları “Pontidler” adı altında
toplanmıştır.[2]
Kuzey Anadolu Dağları’nın Jeomorfolojik
Özellikleri:
Türkiye’nin yerşekilleri en az 600 milyon yıllık
gelişimin sonucudur. Ancak Türkiye 4.Jeolojik
zamanda (Kuaterner)
biçimlenmiştir
(www.bilmarastirmavakfi.org). Kuzey Anadolu
Dağları aralıklarla meydana gelen orojenik
hareketlerle oluşmuştur. Mesozoyik’te söz konusu
dağların bulunduğu alanlar, deniz tabanı
yayılması ile Tetis Denizi tarafından işgal
edilerek jeosenklinal durumuna gelerek. Bu
jeosenklinallerin ojeosenklinal karakterinde
olanları, karadan taşınan malzemelerle dolmuş ve
denizaltı
volkanizmasına
uğramıştır. Bu jeosenklinallerdeki volkaniklerin
ve tortulların kıvrılması, ilk tektonik hareket
olarak bilinen Kretase başlarında başlamıştır.
Aralıklarla devam eden Alpin orojenik
hareketler, Oligosen sonlarında şiddetlenerek,
jeosenklinal alanların yerlerini kıvrımlı
dağlara bırakmış ve ofiyolit içeren Mesozoyik
çökeller çok karmaşık bir durum almıştır. Kuzey
Anadolu Dağları’nda Oligosen sonrası
arazilerinin eksikliği, dağlık alanın bu dönemde
kara haline geldiğini göstermektedir.5
Bununla beraber, Miyosen sonundan Kuvarterner’e
kadar devam eden tektonik hareketler ve
kompresyonlar sonucunda büyük fay sistemleri
meydana gelmiştir. Kırık hatlar boyunca magma
yeryüzüne yayılmıştır. Yer yer tortullar ile
aratabakalı olan volkanik araziler, Karadeniz
Bölgesi’nin doğu kıyılarında ve iç-batı
kısımlarında yaygındır.
III. zamanın sonunda dış
kuvvetler tarafından aşındırılarak deniz
seviyesine yakın dalgalı bir arazi (peneplen)
durumuna getirilerek hafiflemiş, daha sonra
epirojenik hareketler sonucunda tekrar
yükselmişlerdir. Bu hareketlenmeler sonucunda
Kuzey Anadolu Sıradağları’nın güneyinde Kuzey
Anadolu
Fay Hattı
oluşmuştur.[3]
Saros Körfezi’nden
başlayıp Varto’ya kadar uzanan ve şiddetli
deprem alanı olan, Kuzey Anadolu Kırık Hattı,
son elli yılın en şiddetli depremlerinin
yarısının görüldüğü fay hattıdır
(http://cografyadunyasi.8m.net).
Kuzey Anadolu Dağları’nın Özellikleri:
Kuzey Anadolu Dağları, kıyı ve iç sıradağları
diye ikiye ayrılır. Bu iki sıradağ kuşağını
Kuzey Anadolu Fay Hattı birbirinden ayırır (
Prof. Dr. İbrahim Atalay, Prof. Dr. Kenan
Mortan, Türkiye Bölgesel Coğrafyası).
Kuzey Anadolu Dağları; tek
sıra halinde değil, oluk biçimli çukurlarla
ayrılmış birkaç sıra halindedir. Doğu bölümünde
iki sıra oluşturan dağlar, orta bölümde tek,
Batı Karadeniz Bölümü’nde üç sıra halinde
uzanır. Batıda üç kuşak halinde uzanan dağlar
güneyden-kuzeye doğru; Küre, Ilgaz, Köroğlu
Dağları adını alır. Orta bölümde; Canik Dağları
uzanır. Doğuda ise üç kuşak halinde uzanan
dağlar; kuzeyde Giresun ve Rize Dağları, güneyde
ise Mescit, Kop ve Çimen Dağları yer alır.[4]
Doğu, Orta ve Batı Karadeniz Dağları olarak üçe
ayrılan Karadeniz Dağlarının kıyı dağ kuşağının
en yüksek bölümünü Doğu Karadeniz Dağları, iç
sıradağ kuşağının en yüksek yerini ise Batı
Karadeniz Dağları oluşturur. Kıyı sıra dağları
doğuda kıyıdan itibaren birdenbire yükselirken,
orta bölümde biraz daha içten başlayarak yavaş
yavaş yükselir(Prof. Dr. İbrahim Atalay, Prof.
Dr. Kenan Mortan, Türkiye Bölgesel Coğrafyası).
Bu dağlar doğu-batı doğrultusunda ve birbirine
paralel kuşaklar halinde uzanmaktadır. Karadeniz
boyunca uzanan dağların yükseltileri batıda 2000
metre civarında olup, Orta Karadeniz Bölgesi’nde
1000 metreye kadar inmekte, doğuda ise
yükseltiler 4000 metreye çıkmaktadır (Güvender
Yay., Coğrafya Kitabı).
Birbirine paralel sıralar
halinde uzanan bu dağlar çukur alanlarla
birbirinden ayrılır. Kıyı dağları ile iç sıralar
birlikte yükselip, birlikte alçalmaktadır. Kuzey
Anadolu Dağları Toroslar gibi yaylı bir görünüşe
sahiptirler. Ancak yaylar Toroslar’daki kadar
eğri değildir. Kuzey Anadolu Dağları’ndaki
kıvrımlılık hali de Toroslardan daha azdır.
Yükseklik açısından da Kuzey Anadolu Dağları
batı ve özellikle orta kesimlerde Toroslar’a
ulaşamazlar. Doğu bölümünde ise en yüksek
noktalar Toroslar’ı bile biraz aşar. Birbirine
paralel sıralar görünümünü Kuzey Anadolu
Dağları’nda Toroslar’dakinden daha belirgindir.
Çünkü bu sıralar arasında onlara paralel uzanan
oluk biçimli uzun vadilere Toroslar arasında az
rastlanır.[5]
Bölgedeki dağ sıraları,
Karadeniz kıyılarına paralel uzanır. Buna bağlı
olarak boyuna kıyı tipi görülür. Doğu ve Batı
Karadeniz Dağları, kıyı gerisinden hemen
yükselir. Orta Karadeniz kıyılarında, eğim daha
azdır. Karadeniz Dağları’nın yukarıda sözünü
ettiğimiz özellikleri bazı önemli sonuçlara
neden olmuştur. Örneğin; kıyılarda küçük koylar
hariç, büyük girinti ve çıkıntılar yoktur. Bu
durum, kıyıda Sinop Limanı dışında, doğal
limanların oluşumunu engellemiştir. Bölgede dik
kıyıların dağlar tarafından aşındırılmasıyla,
falezler oluşmuştur. Ulaşım yolları kıyı
şeridinde yoğunlaşır. İç kesimlerle olan
bağlantı Ecevit, Kalkanlı(Zigana) ve Kop gibi
önemli geçitlerle sağlanır.7
Batı Karadeniz Bölümü’nde Yüzey Şekilleri;
Kızılırmak’ın aşağı çığırı ile Bartın Çayı
arasında, kıyıya paralel oldukça geniş bir yay
çizen İsfendiyar(Küre) Dağları uzanır. Bu
bölümün denize en yakın dış sıralarını meydana
getiren bu dağ silsilesinin ortalama yükseltisi
1000 metredir. Aynı silsilenin üzerinde yer alan
Yaralıgöz Dağı(2019 m.), Zindan Dağı(1717 m.) ve
Çangal Dağı(1584 m.); silsilenin en yüksek
noktalarını oluşturur. Bu dağların güneyindeki
ikinci sıra; kuzeyde Gökırmak ile güneyde Devrez
Vadisi arasında uzanan Ilgaz Dağları’dır.
Merkezi kısımları 2200 metreye ulaşan bu
dağlar(Küçük Hacettepe 2546 m.) batıya ve doğuya
doğru gidildikçe yükseltilerini kaybederler.
Bolu-Ilgaz Dağları’ndan birtakım havza ve
depresyonlarla ayrılan Köroğlu Dağları, üçüncü
dağ sırasını meydana getirir. Doğuda 1500
metreyi aşan, batıda 1000-1200 metre arasında
değişen Köroğlu Dağları’nın 2000 metreyi geçen
zirveleri de vardır: Aladağ(2499 m.), Işık
Dağı(2015 m.).6
Batı Karadeniz
Dağları’nın kıyı bölümünde kalan dağların
yapısında daha çok
II.zaman şist ve
kalkerleri, bazı yerlerinde de I. zaman
tortulları bulunur. Arazi yapısı batıya doğru
daha çok karışık hale gelir. Bartın Çatı ve
Filyos Çayı’nın aşağı
çığırı arasında
kıyı dağları tamamen ortadan kalkar. Yukarı
Kretase’de marn ve şistlerin yaygın olduğu
tepelik bir alan ortaya çıkar. Filyos Çayı
batısında arazi yeniden engebeleşirse de
vadilerle fazlaca yarılmıştır. Burada dağların
yükseltisi 1000 metreyi çok az aşar. Bu çevre
hemen hemen kıvrımsız olan üst tebeşir devri
tabakaları altında alt tebeşir devriyle birlikte
karbon devri şist ve kumtaşları ortaya çıkar ki
bunlar aralarında bulunan kömür damarları
bakımından önemlidir.[6]
Kıyı
dağlarını iç sıralardan ayıran alçak alanlardaki
yerler daha çok alüvyonludur.
İç sıraları Ilgaz-Bolu
Dağları oluşturur. Ilgaz Dağları’nın esas
zirvesinde I. zaman şist ve kalkerleri geniş yer
tuttuğu halde batı uzantısı üzerinde II. zamanın
çeşitli arazisi ve
bilhassa erüvtif arazi yer alır. İç sıraları
birbirinden ayıran alçak ve devamlı bir oluk
bulunur. Bu çukur alana Bolu-Tosya oluğu genel
adı verilmektedir. Tektonik bakımdan faal olan
bu oluk sık sık depremlere uğramaktadır.
Örneğin; Mudurnu(Bolu-1967), Bartın(1968),
Gerede(Bolu-1944) depremleri gibi(Prof. Dr.
İbrahim Atalay, Prof. Dr. Kenan Mortan, Türkiye
Bölgesel Coğrafyası, Ankara, 1997.). Bolu-Tosya
oluğu güneyinde ikinci bir sıra uzanır ki
bunların hepsine birden Köroğlu Dağları denir.
Köroğlu Dağları’nın yapısında doğu ve batı
yarısında ortaya çıkan kıvrımlı arazide orta
kısmında bunu örten ve IV. zamana ait olduğu
tahmin edilen andezitli kalın volkanik örtü
vardır. Doğuda yüksek düzlükler bölümü daha
yaygın olduğu halde, batıda arazi Sakarya’nın
kolları tarafından fazlaca yarılmış ve çeşitli
yüzey şekilleri oluşmuştur. Bu dağın
Eskişehir’in kuzeyindeki devamı olan Bozdağ ile
birlikte Karadeniz Bölgesi’nin yapısına yabancı
olan eski temele ait gnayslar I. zamana ait çoğu
billurlaşmış ve serpontiler ihtiva ettiği
belirtilebilir.10
Bölgenin jeomorfolojik
görünümünde dağlar kadar etkili depresyonlar,
sıradağların arasında ve onlara paralel olarak
uzanırlar. Doğudaki Marmara çukurluğunun doğu
uzantısı niteliğinde olan bu depresyonlar,
tektonik hatlar üzerinde yer alırlar. Bolu
Dağları’nın batısında Düzce Ovası, güneyinde ise
Çağa(Yeniçağa) ve Soğanlı depresyonları uzanır.
Yaklaşık 300 km2’lik bir alana sahip
olan Düzce Ovası genç faylarla kuşatılmıştır.
Ovadaki alüvyonun farklı kalınlıklar göstermesi,
ovanın bir çöküntü olduğunu desteklemektedir.
Aşağı Kızılırmak ile bölgenin batı sınırı
arasında kalan araziler çeşitli yaşlardaki
formasyonlardan meydana gelmiştir. Dağların
yapısında, Kuzey Anadolu’da çok geniş yayılım
alanı olan Üst Kretase Flişleri yaygındır.
Kalkerin hakim olduğu killi, kumlu ve
konglomeralı yapıları içeren bu fliş
tabakalarında “Jura tipi kıvrımlar” geniş yer
tutmaktadır.
Bölgenin en eski
arazilerini meydana getiren masifler, Paleozoik
metamorfik serilerden oluşmuştur. Sözgelimi,
Ilgaz Dağları’nın temelini oluşturan ve
Blumenthal’in “Bolu masifi” veya “Ilgaz masifi”
adını verdiği kütle, Paleozoik yaştaki
metamorfik şistlerden meydana gelmiştir. Doğuya
doğru uzanan bu masifin ortasında, genellikle
serpantinlerden oluşan Kretase’ye ait
ofiyolittik bir seri sokulur. Paleozoik
araziler, kuzey ve güneyden Kretase kalkerleri
ve özellikle Üst Kretase ile Eosen flişlerinden
meydana gelen Mesozoyik ve Tersiyer’e ait
yapılarla örtülüdür. Kuzey kenarında Eosen
sonrası (Oligosen) arazilerin bulunmaması, bu
arazilerin Eosen’den sonra kara haline gelerek
aşınmağa başladığını göstermektedir. Bununla
birlikte, bölge içinde volkanik alanlar da yer
almaktadır. Andezit, dazit, bazalt lav ve
tüflerini içeren bu yapılar, özellikle
Bolu-Ilgaz hattının güneyindeki alanlarda
yaygındır. Neojen’e ait bu yapılar yer yer
flişlerle aratabakalı
durumdadır.[7]
Orta Karadeniz
Bölümü’nde Yüzey
Şekilleri:
Kelkit Vadisi’nin kuzeyinde güneydoğu-kuzeybatı
yönünde uzanış gösteren Canik Dağları bu bölümün
kıyı dağlarını meydana getirir. Ortalama
yükseltisi 1500 metre olan bu dağların en yüksek
zirvesi Aydoğan Tepesi’dir(1971 m.). Canik
Dağları, güneyindeki dağlık alanlardan, Kelkit
ve Yeşilırmak arasında uzanan bir sırt ile
ayrılır. Yeşilırmak Vadisi’nin güneyindeki
dağlar, Anadolu yaylaları üzerinde birbirinden
ayrılma eğilimi özelliği gösterirler: Tekeli
Dağı(2643 m.), Asmalı Dağı(2416 m.), Yıldız
Dağı(2552 m.). Bu dağlar, Orta Karadeniz
Bölümü’nün en yüksek dağlarını meydana
getirirler. Orta Karadeniz’in akarsularla en
fazla yarılmış olan kesimini ise, birbirinden
birtakım depresyonlarla Tokat, Amasya, Merzifon
ve Çorum Dağları yer alır. Bu kesimdeki dağların
ortalama yükseltisi, kıyı dağlarına göre fazla
olmasına karşılık, Yeşilırmak gerisindeki
dağların ortalamasına ulaşamaz: Akdağ(2044 m.),
Taşlıdağ(2058 m.), Deveci Dağı(1907 m.).9
Bu bölümdeki dağlar yüksek
olmadıkları gibi geniş düzlüklerde yer alır. Bu
bölümdeki vadi tabanlarında genişçe
sayılabilecek ovalar yer alır(http://www.byegm.gov.tr/Turkiye/turkce/cografi75.htm).
Orta Karadeniz Bölümünün
kıyı dağlarına Canik Dağları denir. Bu dağların
yüksek kesimleri Kelkit yakınlarındadır. Bu
düzlüklerden itibaren sıklaşarak ve derinleşerek
kuzeye doğru Karadeniz’e inerler.
Melet-Yeşilırmak arasındaki arazi genellikle
volkanik olup tortul tabakalar Yeşilırmak ve
Kızılırmak Vadileri arasında ortaya çıkar.
Kızılırmak’ın güneyindeki dağlarda da devam
eder. Kelkit-Oluk Vadisi Koyunhisar-Reşadiye
arasında ve daha batıda dikkat çekecek derecede
düzlük gösterir. Niksar civarında hafifçe
doğrultu değiştirir. Kelkit Vadisi’nde Erbaa
batıdaki kesimi Taşova adıyla bilinir. Bu ovadan
sonra Kelkit Vadisi sona ererse de aynı oluk
Ladik üzerinden Terseken Çayı’nın yukarı
çığırını izleyerek Kızılırmak dirseğine ulaşır.
Bu ırmağın batı tarafında Gökırmak Vadisi
boyunca Boyabat’a doğru uzanır. Orta Karadeniz
Bölümü’nün iç sıralarının bir kısmı İç Anadolu
yaylaları üzerinde birbirlerinden ayrılır.
Batıda başlıca tepeler artık Kelkit boyundan
değil asıl Yeşilırmak Vadisi’ni güneyden izler.
Tekeli, Asmalı, Dumanlı ve Yıldız Dağları gibi,
daha batıda Deveci Dağı’nın basık sırtı Bozok
Yaylası içinde kaybolur. Daha kuzeyde oldukça
yüksek fakat dar bir sırt olan
Yeşilırmak
boğazları ötesinde Akdağ’da(Amos) 2000 metreyi
aşar. Daha batıda geniş Merzifon Ovası, kuzeyde
yükselen ve batıda volkanik elemanların fazla
yer tuttuğu dağlar Kızılırmak boğazlarında I.
zaman kalker ve şistlerine geçerler. Bu dağların
yüksek kesimlerinde düzlükler bulunur.[8]
Karadeniz Bölgesi’nin bu
bölümünde de, birtakım akarsular tarafından
katedilen ve dağlık alanları birbirinden ayıran
depresyonlar yer alır. Canik Dağları’nı iç
sıralardan ayırarak, doğu-batı yönünde uzanan
Kelkit Vadisi, Kuzey Anadolu Fay Hattı’nda yer
alan tektonik kökenli bir oluktur. Reşadiye ile
Koyunhisar arasında dikkati çeken düz uzanıştan
sonra kuzeybatıya yönelen Kelkit Vadisi, burada
genişleyerek yerini Niksar ve Erbaa Ovaları’na
bırakır. Sözkonusu ovaların kuzey ve güneyindeki
fay diklikleri, asılı vadiler ile sıcak ve soğuk
su kaynaklarının varlığı, ovanın oluşumunda
etkili olan Kuzey Anadolu Fay’ı ile ilgilidir.
Bununla beraber, ovaları meydana getiren
tektonik olaylar, birkaç kez tekrarlanmıştır.
Kelkit Vadisi’nin yamaçlarında polisiklik
taraçaların bulunması, bu durumu
doğrulamaktadır. Niksar-Erbaa Ovaları’ndan sonra
Kelkit Vadisi sona erer. Buradan, Yeşilırmak
boğazı ile Karadeniz Bölgesi’nin en geniş neojen
havzası olan Merzifon Ovası’na geçilir. Ovanın
çevresi Paleozoik, yaşlı mermer ve şistlerden
meydana gelen dağlık ve tepelik alanlarla
sınırlanır. Paleozoik kütleler, güneyden ve
kuzeyden Mesozoyik kalker ile Eosen flişleri
tarafından örtülmüş durumdadır. Daha güneyde yer
alan ovalar, Yeşilırmak ve kolları tarafından
drene edilen Zile, Tokat-Turhal Ovaları’dır.
Kuzeyden Akdağ, güneyden ise Deveci Dağları ile
sınırlanan Zile Ovası, tipik bir çöküntü
ovasıdır. Doğu-batı yönünde 10-12 kilometrelik
mesafede uzanan ova, Miyosen sonlarında
oluşmuştur. Ovanın kuzey ve güneyinde yer alan
belirgin fay diklikleri bulunmaktadır. Zile
Ovası’nın doğusunda yer alan Turhal-Tokat Ovası
da Yeşilırmak ve kolları(Behzat, Değirmen,
Çeten, Kestavur Deresi) ile drene edilmektedir.
Yaklaşık 2000 km2’lik alana sahip
olan ova, Neojen sonlarında çökmeğe başlamıştır.[9]
Orta Karadeniz Bölgesi’nin başka bir özelliğini
ise, kıyı şeridinde geniş düzlükler oluşturarak,
başlıca çıkıntıları oluşturan delta ovalarıdır.
Dağ sıraları, özellikle
Yeşilırmak ve kolları tarafından yer yer derin
vadilerce parçalanmıştır. Bu vadiler,
Karadeniz’in nemli havasının iç kısımlara
ulaşmasını sağlar. Bölümün ortalama yükseltisi
az olduğu için diğer bölümlere göre daha çok
gelişen ulaşım yolları Samsun’da birleşmiştir.
Demiryolu da dağlar arasındaki derin
vadileri(gedik) takip ederek Samsun Limanı’na
ulaşır.[10]
Canik Dağları’nın
güneyinden geçen Kuzey Anadolu Fay Hattı
üzerinde; Taşova, Erbaa, Niksar, Merzifon,
Suluova ve Turhal Ovaları yer almaktadır. Bu hat
üzerinde zaman zaman depremler meydana gelir.
Örneğin: Erbaa(Tokat, 1942), Ladik(Samsun,1943)
depremleri gibi
(Prof. Dr. İbrahim Atalay, Prof. Dr. Kenan
Mortan, Türkiye Bölgesel Coğrafyası, Ankara,
1997.).
Doğu Karadeniz Bölümü’nde Yüzey Şekilleri:
Karadeniz Bölgesi’nin en dağlık ve en yüksek
bölümü Doğu Karadeniz’dir. Bölümdeki dağların
genel ismi Doğu Karadeniz Dağları’dır. İki sıra
halinde kıyıya paralel uzanan dağlar, Batı
Karadeniz’e göre birbirine daha fazla
yaklaşmıştır(Prof. Dr. İbrahim Atalay, Prof. Dr.
Kenan Mortan, Türkiye Bölgesel Coğrafyası,
Ankara, 1997.). Doğu Karadeniz Dağları hemen
kıyıdan başlar. Yüksek kesimlerinde buzul
vadileri ve buzul gölleri bulunan bu dağlarda
yükseklik dört bin metreye yaklaşır. Buradaki
sıra dağlar kıyı ile iç kesimler arasındaki
ulaşımı güçleştirmiştir. Kıyıyı iç kesimlere
bağlayan yollar, yüksek geçitlerden geçer.
Örneğin; Trabzon’dan Gümüşhane’ye gitmek için
Kankanlı(Zigana) geçidinden, Bayburt’tan
Erzurum’a gitmek için Kop geçidinden geçmek
gerekir.[11]
Ulaşım burada da belirtildiği gibi Kankanlı ve
Kop dışında Çoruh Vadisi’nden de sağlanır.
Doğu Karadeniz Bölümü’nün
kıyı dağları çeşitli kısımlarda faklı isimler
taşır. Rize Dağları, Trabzon Dağları ve Giresun
Dağları gibi. Doğu Karadeniz Dağları’nda doruk
çizgisi 2000 metrenin üzerinde ve bilhassa
doğuda 3000 metrenin üzerinde bulunmaktadır.
Rize Dağları’nda bazı yüksek zirveler 4000
metreye yaklaşır. Örneğin; Kaçkar zirvesi 3932
metre, Verçelik zirvesi 3711 metredir. Hem Doğu
Karadeniz kıyılarına, hem de Çoruh-Kelkit
oluğu üzerine dik
yamaçlarla inen Doğu Karadeniz Dağları’nın kuzey
yamaçları birbirine paralel çok sayıda konsekant
vadilerle derin şekilde yarılmıştır. Dağların
yüksek kesimlerinde IV. zaman buzullarının
aşınım izlerine ve sirk göllerine rastlanır.
Doğu kesiminde gayet keskin görünüşlü olan bu
dağlardan kuzeye doğru gidildikçe daha hafif
dalgalı şekillerde yükselmiş düzlüklere
rastlanır. Dağların yapısında yer yer Tebeşir
Devri’ne ait tortul tabakalarla Eosen, Marn ve
kalkerler ile çok yerde erütif bir örtü ile
kaplanmıştır. Kıyı dağları ile iç sıraları
birbirinden ayıran boyuna vadiler kuzeydoğuda
Vertasuyu Vadisi ile başlar, Artvin’den
başlayarak Çoruh Vadisi ile devam eder. Bayburt
çevresinde bir eşikten atladıktan sonra Kelkit
Vadisi’ne geçer. Bu oluk şeklindeki çukurluğun
genişliği ve derinliği yer yer değişir. Doğudaki
Çoruh Vadisi iki tarafındaki dağların 3000
metreyi geçen yükseltileri arasında Türkiye’nin
en derin yerine gömülmüş vadilerine örnek
verilebilir. Oluklar boyunca dar boğazlar ile
genişleme alanları nöbetleşir. Örneğin; Kelkit
Vadisi’ndeki
Suşehri ovası oluğu
böyle bir genişleme
alanına tekabül eder.[12]
Doğu Karadeniz Dağları’nın
iç sıraları Kelkit-Çoruh dağları genel adıyla
tanınır. Kuzeydoğudaki Yanlızçam Dağları’ndan
başlayan iç sıralar İspir’in güneyindeki Mescit
Dağları’nda bir hayli yükselti kazanır. Bu iç
sıradaki dağlar batıdan doğuya Çimen, Kop,
Çoruh, Mescit ve Yanlızçam Dağları’ndan oluşur.
Kelkit ve Çoruh Vadileri ile kıyı dağlarından
ayrılır. Kızıldağ(3025 m.), Çimen Dağı(2749 m.),
Kop Dağları(2918 m.), Mescid Dağı(3239 m.),
Akdağ(3047 m.) Kelkit ve Çoruh Vadileri’nin
güneyinde yer alan başlıca dağlardır
(http://www.byegm.gov.tr/Turkiye/turkce/cografi75.htm).
Kıyı dağlarını iç
sıralardan ayıran Çoruh Vadisi, Artvin’in
gerisinde Berta Suyu Vadisi ile başlayıp,
Bayburt Ovası’na kadar devam eder. İki
tarafındaki dağların 3000 metreye varan
yükseltileri arasında, ülkemizin en derine
gömülmüş vadilerinden biri olan Çoruh Vadisi dar
bir eşikle Kelkit Vadisi’nden ayrılır. Doğu
Karadeniz Dağları’nın göze çarpan
özelliklerinden bir tanesi de; kıyı çizgisine
paralel uzanan dağların kuzey yamaçlarının
akarsular tarafından çok fazla yarılmış
olmasıdır. Buna karşılık Çoruh ve Kelkit
Vadileri’ne bakan yamaçlar yarılmadan daha az
etkilenmiştir. Kuzey ve güney yamaçları
arasında, özellikle yağış miktarında görülen
büyük farklardan kaynaklanan bu olayda, jeolojik
yapının da önemli etkisi vardır. Bu bölümde
oldukça yaygın olan granit ve granodioritler,
çatlaklı oluklardan suyun etkisi ile fiziksel ve
kimyasal yolla kolayca parçalanmaktadır.
Bölgenin bu bölümünde, Paleozoik temele dayanan
granit, granodiorit kütleleri ile Kretase’ye ait
kalker, fliş ve volkanikler yaygındır. Lâv, tüf
ve pirokalastiklerden oluşan volkanik
formasyonlar, çökeller arasında önemli ara
katlar meydana getirirler.[13]
Bununla beraber,
Giresun, Trabzon ve Rize kesimlerinde olduğu
gibi, çökellere göre üstün bir durum alarak
tümüyle volkanik görünüm kazanırlar. Granit,
siyenit ve diyoritler, Fatsa-Aybastı hattının
doğusunda yaygındır. Sözkonusu kayaçlar,
Rize’nin güneydoğusunda ülkemizin en büyük
plütonik kütlesi olan Kaçkar Dağları’nı meydana
getirirler. Doğu Karadeniz Dağları’nın,
özellikle 2500 metreden yüksek kesimlerinde
glasyosyana uğraması, bu dağlar üzerinde glasyal
aşındırma ve biriktirme şekillerinin geniş
alanlara yayılmasına neden olmuştur. Glasyal
şekillerin meydana gelmesinde, Doğu Karadeniz
Dağları’nın elverişli iklim ve topografya
koşullarına sahip olması da etkili olmuştur.
Bununla beraber, Doğu Karadeniz Dağları’ndaki
glasyal şekiller, belirli alanlarda yer alırlar.
Melet Vadisi’nin doğusundan başlayan glasyal
izler, yükseltinin artmasına bağlı olarak doğuda
alanını genişletmiş ve daha alt seviyelere inme
olanağı bulmuştur. Bölgedeki glasyonun bir başka
özelliği ise, kuzey ve güney yamaçlar arasında
görülen farklılıktır. Melet Vadisi’nin
doğusunda, glasyal şekiller yalnız kuzey
kesiminde yer alırken, doğuda güneye doğru bir
taşma sözkonusudur. Bu durum, daimi kar
sınırının doğuya gittikçe düşmesi ve beslenme
şartları ile ilgilidir. Doğu Karadeniz
Dağları’nda glasyonun batı sınırını meydana
getiren Karagöl Dağı’ndaki glasyal şekillerin en
önemli grubu, dağın kuzeyinde yer almaktadır. Bu
kütledeki Pleistosen glasyonu, sirkler içinde
yer alan küçük neveler ve bunlardan bazılarının
aşağı doğru sarkması ile meydana gelmiş buzul
dilleri ile temsil edilir. Karagöl Dağı’nda,
ortalama yükseltisi 2600-2700 metre olan dokuz
sirk belirlenmiştir. Elmalı Gölü, Camiligöl,
Aygırgölü, Bağırsak Gölü, Soğrakgölü ve Kurugöl
sirkleri, başlıca sirk gölleridir. Kütlenin
kuzeybatı kenarında bulunan Elmalı sirki (Elmalı
Gölü), üç ayrı seviyedeki sirklerden meydana
gelen bir basamak sirki özelliğindedir. Karagöl
Dağı’ndaki Camiligöl ve Aygırgölü sirklerinden
çıkan glasiyerler, bir tekne vadide birleşerek
bir buzul dili oluşturmuşlardır. Kütlenin
kuzeydoğusunda yer alan Kurugöl sirkinden çıkan
vadi buzulunun uzunluğu ise 2 kilometreyi
bulmaktadır.[14]
Doğu Karadeniz,
heyelanların en fazla görüldüğü bölümdür.
Bölümde heyelanların fazla olmasının nedeni;
yağışın, yamaç eğiminin ve killi kayaçların
fazla olması ile bazı kesimlerde ana kayayı
oluşturan tabakaların yamaç eğimine paralel
uzanmasıdır. Yamaç eğimine paralel bir
şekilde uzanan
tortul tabakalar, heyelan oluşumunu
kolaylaştırır. Kar erimelerinin etkisiyle
heyelan olayları ilkbahar mevsiminde yoğunlaşır.
Heyelanlar sonucu bölümdeki tarım alanları,
yollar ve yerleşim birimleri sık sık zarar
görür. Örneğin; 1988 yılında Çatak’ta(Trabzon)
meydana gelen heyelan, önemli can ve mal kaybına
neden olmuştur.[15]
Bölgede sıradağların geniş yer kaplaması
sebebiyle:-Büyük
kentlerin(metropoller) kurulması
güçleşmiştir.
-Yerşekillerinin özellikleri nedeniyle kentler
kıyı kesiminde toplanmış birbirine yakın ve
küçük merkezler durumundadır.
-Dağlık bölgelerdeki idari yönetim zorlaştığı
için illerin yüzölçümleri küçük, sayıları
fazladır.
-Makineli tarım gerçekleşememiştir. Tarımda
hayvan gücü ve çapa daima önemini korumuştur.
-Tarım alanları dar, parçalı ve dağınıktır.
[16]
Karadeniz
Bölgesi’nde sıradağların kıyıya paralel ve
doğu-batı yönünde uzanması sonucunda:-Kıyılar
boyuna kıyı özelliğini taşır.
-Kıyılarda kıta sahanlığı dar, falezler fazladır
-Kıyı kesiminde Sinop Limanı dışında doğal liman
yoktur
-Kıyı ile iç kesimler arasında ulaşım güçlükle
sağlanır. Bu sebepledir ki limanların
hinterlandı(art bölgesi) dardır, dolayısıyla bu
bölgedeki limanlar fazla bir gelişme
gösterememişlerdir.
-Kıyı ile iç kesimler arasında iklim
farklılaşması meydana gelmiştir.
-Sıradağların denize bakan
yamaçlarında gür ormanlar yer alırken, İç
Anadolu’ya bakan yamaçlarında yağış azlığına
bağlı olarak orman örtüsü seyrekleşmiştir.
-Ekonomik faaliyetler etkilenmiştir. Tarım
arazilerinin azlığı sebebiyle özellikle Doğu
Karadeniz kıyılarındaki insanlar balıkçılığa
yönelmiştir.
-İnsanların sosyo-kültürel
yapısını etkilemiştir. Kıyı ile iç bölge
insanları yabancılaşmış, örf ve adetleri
farklılaşmıştır.19
Karadeniz
Bölgesi’nin Akarsuları:
Karadeniz Bölgesi Türkiye’de akarsu ağının en
sık görünüş aldığı bölgedir. Burada yağışların
bolluğu ve bu yağışın mevsimler arasında az çok
düzenli dağılmış olması baş rolü oynamaktadır.
Bu duruma litolojik özellikler de etki
etmektedir. Bölgede akarsulara en sık olarak
Doğu Karadeniz Dağları’nın denize bakan
yamaçlarında rastlanmaktadır. Orta ve Batı
Karadeniz Bölümleri’nde ise akarsu ağı daha
yüksektedir. Bölge akarsularını havzalarının
genişliğine göre birkaç tipe ayırmak mümkündür:[17]
1.
Kıyı dağlarının denize bakan yamaçlarından
doğarak denize dökülen akarsular: Bunlardan
bir kısmı oldukça basit, havzası dar, sel
karakterinde olan akarsulardır. Özellikle Doğu
Karadeniz’de yaygındır;Değirmendere, Haldizen
Çayı, Aksu Çayı. Bunların bir kısmı ise
kaynaklarını daha içerilere kadar
sokulabilmiştir. Havşit Çayı’nda olduğu gibi.
2.
Kıyı dağlarının gerisinden doğarak bu dağları
enine yardıktan sonra denize ulaşan akarsular:
Harşit, Melet ve Devrekani Akarsuları böyledir.
Bu akarsulardan bazılarının kaynakları ise kıyı
dağlarının biraz gerisinde kaldığı iç ovalar
arasına iyice sokulmuş ve havzalarını iyice
genişletmiştir. Çoruh, Kelkit ve özellikle
karışık ağ özelliği gösteren Kilyos Çayı.
3.
Karadeniz Bölgesi’nin dışından doğup aşağı
çığırında bölgeye giren ve bütün dağ sıralarını
yardıktan sonra denize ulaşan akarsular:
Yeşilırmak’ın Çekerek kolu, Kızılırmak ve
Sakarya da bu durumla olmakla birlikte Karadeniz
Bölgesi’nde güneybatıda küçük bir alandan
geçmekte ve komşu Marmara Bölgesi’ne ulaştıktan
sonra denize dökülür.
Bölgenin başlıca
akarsuları; Türkiye’nin en uzun akarsuyu
Kızılırmak(1182 km), Yeşilırmak Kelkit (468
km),Sakarya (824 km), Filyos (228 km), Çoruh
(355 Türkiye 355 km) Bartın Çayı (107 km)(Alibeyköy
Teknik Ve Endüstri Meslek Lisesi Coğrafya
Öğretmeni
Muzaffer Odabas).
Büyük akarsuların beslenme havzaları iç
kısımlardadır. Bölgede ayrıca kaynağını, dağ
sıralarının denize dönük yamaçlarından alan,
birçok çay ve dere bulunur.
Batı Karadeniz Bölümü’nün
önemli akarsuları; Sakarya Nehri’nin orta
çığırı, Kızılırmak’ın kollarından olan Gökırmak,
Devrekani Çayı, Filyos Çayı ve Bartın Çayı’dır.
Bartın Çayı’nın ağız kısmında azda olsa ulaşım
yapılır. Orta Karadeniz Bölümünün en önemli
akarsuları; Kızılırmak ve Yeşilırmak’dır.
Kızılırmak’ın sadece aşağı çığırı bölüm
içerisinde yer alır, orta ve yukarı çığırı ise
İç Anadolu içerisindedir. Yeşilırmak’ın aşağı ve
orta çığırı bölüm içerisindedir. Bu iki
akarsuyun dışında bölümdeki dağların kuzey
eteklerinden doğarak denize dökülen bir çok kısa
boylu akarsu yer alır. Doğu Karadeniz Bölümü’nün
en önemli akarsuları; Çoruh, Harşit, Melet ile
Yeşilırmak’ın yukarı çığırını oluşturan Kelkit
Çayı’dır. Bölümde akım hızı yüksek olan Çoruh
Nehri gibi akarsular, rafting sporuna imkan
sağlar.[18]
İç kesimlerden beslenen Yeşilırmak ve Çoruh gibi
akarsular, genellikle Kuzey Anadolu Fay Hattı
üzerindeki oluklara yerleşmişlerdir. III.
jeolojik zamanda yükselen araziyi aşındıran bu
akarsular, dar ve derin vadilerden geçerek
Karadeniz’e dökülür(
Prof. Dr. İbrahim Atalay, Prof. Dr. Kenan
Mortan, Türkiye Bölgesel Coğrafyası).
Karadeniz Bölgesi’ndeki Akarsuların Rejimi:
Karadeniz Bölgesi’nin akarsuları genellikle iyi
beslenmelerine rağmen düzensiz akımlı sellere
benzetilebilir. Bu durum çığırların dağlık
alanlardan geçmesiyle ilgilidir. Yatakları taban
seviyesine yaklaşmış olsa bile dağ yamacından
inen sellerin etkisiyle bu akarsularda sel
karakteri, deniz yakınlarında da devam eder.
Şiddetli yağmurlar ve kar erimeleriyle iyice
kabarırlar. Kar erimeleri ve yağmurlar
bittiğinde ise su seviyesi fazlasıyla düşer. Yıl
içinde genellikle en yüksek seviyeye yüksek
alanlarda birikmiş karların eridiği ilkbahar
aylarında rastlanır. En düşük seviyeye ise yaz
sonlarında rastlanmaktadır. Kışında bazı
istasyonlarda düşük seviyeler kaydedilmektedir.[19]
Bununla birlikte daha çok Karadeniz akarsu
rejimini tam manasıyla tanımlamak gerekirse:
Bölge ikliminin akarsuların rejimine olan
etkileri Karadeniz Bölgesi’nde doğan ve denize
dökülen
akarsularda daha
belirgindir. Karadeniz iklim ve yağış rejiminin
etki alanından doğan bu akarsuların rejimi
oldukça sadedir. Bu akarsuların önemli bir
özelliği de akımlarının sıcaklık koşullarına
uygunluk göstermesidir yani biraz öncede
belirtildiği gibi yüksek akımlar; kar yağışının
az, sıcaklığın yüksek olduğu bu nedenle de
karların eridiği Nisan sonu ile Mayıs ayında
görülür. Düşük akımlar ise; yağış fazlasına
karşılık yağışın kar şeklinde yüksek kesimlerde
biriktiği kış aylarında rastlanır. Asıl
Karadeniz akarsu rejimi de budur. En az akım
Ocak ve Şubat aylarındadır. Haziran ayında
başlayan akım azalması, Ağustos ayına kadar
artarak devam eder. Bu azalmanın nedeni: Yağış
artışına rağmen buharlaşmanın fazla olması ve
kar sularının azalmasıdır. Sonbahar yağışları
ile akım tekrar artmakta ancak yüksek kısımlarda
meydana gelen don şartları ile bu artış önemsiz
olmaktadır. Bölge dışından doğarak Karadeniz’e
dökülen akarsular ise, karışık rejimli olup,
doğdukları bölgelerin iklim özelliklerini
yansıtırlar.[20]
Karadeniz Akarsularının Genel Özellikleri:-özellikle
Doğu Karadeniz Bölümü’nde sıradağların uzanışı
ve yükseltinin etkisiyle akarsuların boyları
kısadır. Ancak dağların ardından gelen akarsular
da yer almaktadır.
-Bölgede bol yağışlı iklimin etkisiyle akarsu
havzaları geniştir.
-Bölgede yerşekillerinin etkisiyle akarsu
yataklarında eğim fazladır. Bu durum da
akarsuların akış hızını artırmaktadır.
-Bölgede yağış rejimi düzenli olduğu halde eğime
bağlı olarak akarsuların rejimi düzensizdir.
Yatak eğimi az olan Çoruh Nehri’nin rejimi
nispeten düzenlidir.
-Bartın Çayı üzerinde ulaşım yapılabilen tek
akarsudur.
-Akarsuların yatakları derin vadilerden
geçtikleri için elverişli değildir.
-Bol miktarda alüvyon
taşıyan Kızılırmak Nehri’nin ağzında Bafra,
Yeşilırmak Nehri’nin ağzında da Çarşamba delta
ovaları şekillenmiştir.21
Karadeniz Bölgesi’nin
Gölleri:
Bölgenin hidrografik unsurlarından birini de
sayıları pek fazla olmayan göller meydana
getirir. Bu göller oluşumlarına göre; tektonik
kökenli göller, heyelan gölleri veya lagün
niteliğindedir:22
1.
Heyelan Gölleri: Bunlar arsında Tortum
Gölü, Sera Gölü ve Yedigöller belirtilebilir.
Tortum Vadisi üzerinde yer alan Tortum Gölü,
vadinin sol kenarındaki Kemerlidağ yamacından
kaynaklanan heyelanın vadide bir set meydana
getirmesiyle oluşmuştur. Göl, fazla sularını
doğudaki Tev Vadisi aracılığı ile, heyelan
setinin önündeki eski yatağına gönderir. Ünlü
Tortum Şelalesi ise, göl ile Tev Vadisi arasında
yaklaşık 50 metre yükseklikten akmaktadır. Gölün
kuzey-güney doğrultusundaki uzunluğu 8
kilometredir. Sera Gölü ise, Trabzon-Akçaabat
arasında bulunan Sera Deresi Vadisi’nde, 1950
yılında meydana gelen bir heyelan sonucunda
meydana gelmiştir. Andezitlerden oluşan volkanik
araziyi derin bir şekilde yarmış olan Sera
Deresi’nin sol tarafından kayan kütleler,
vadinin önünü tıkayarak , suların enkaz
gerisinde birikmesine neden olmuştur. Heyelan
göllerinin bir diğeri de, turistik önemi giderek
artan Yedigöller’dir. Yığılca ve Mengen arasında
Göl Dağı kuzeyinde yer alan Yedigöller , 1965
yılında ulusal park haline getirilmiştir.
Göllerin en büyüğünü meydana getiren Büyükgöl
dahil, dört gölün suları süreklidir. Bir göller
dizisini andıran Yedigöller adını; Büyükgöl,
Küçükgöl, Nazlıgöl, Sazlıgöl, Deringöl, Aşağıgöl
ve Ortagöl olan yedi gölden almaktadır.
2.
Tektonik Kökenli Göller: Bu göller
arasında Ladik(Borabay), Abant ve Melen
Gölleri’ni sayabiliriz. Tektonik kökenli Ladik
Ovası’nın doğusunda 2.2 km2’lik bir
alan kaplayan Ladik Gölü, çevredeki yüksek
alanlardan suların bir geçit arkasında birikmesi
ile oluşmuştur. Göl fazla olan sularını
kuzeyindeki bir geçitten Tersakan Çayı’na
ulaştırır. Bolu’nun güneybatısındaki Abant
silsilesi üzerinde yer alan Abant Gölü 1.2 km2’
yüzölçümündedir. Gölün oluşumu konusunda
birbirinden farklı görüşler ileri sürülmüştür.
Bunlarda ilki; Gölün bir heyelan gölü olduğu
şeklindedir. Erinç tarafında ileri sürülen bu
görüşe göre; göl, içinde Bulunduğu vadinin
kenarından gelen bir kayma sonucunda akarsuyun
tıkanmasıyla oluşmuştur. Lahn ise, gölün, Kuzey
Anadolu Fay’ı içinde yer alan tektonik kökenli
göllerden biri olduğunu ileri sürmektedir ve bu
görüşün gerçeklik payı daha çoktur. Düzce
Ovası’nın güneyinde çevresi bataklıklarla
çevrili olan Melen Gölü yer alır. yüzölçümü 5 km2
olan bu göl, ovanın en alçak kesimini işgal
etmiştir. Reşadiye Gölü olarak da bilinen Çağa
Gölü; Bolu Ovası ile Gerede arasında uzunluğu 7
kilometre ve genişliği 2.5 kilometre olan küçük
bir depresyonun orta kısmında yer alır. Gölün
alanı yaklaşık 4 km2’dir. Göl fazla
sularını, kuzeyden Mengen Çayı’nın bir kolu olan
Çapak deresine boşaltır.
Karadeniz Bölgesi’nde yukarıda belirtilen
göllerin yanında, Kızılırmak ve Yeşilırmak
deltalarında irili ufaklı lagünler bulunur.
Yeşilırmak deltasının en büyük lagünü olan
“Semenlik”, denizden ince bir kordonla
ayrılmıştır. Yüzölçümü 19 km2 olan bu
göl, yılın büyük bölümünde bataklık
durumundadır. Deltanın batısında da çok sayıda
lagün vardır. Kızılırmak Deltası’nda yer alan
lagünler, Yeşilırmak Deltası’ndakilere göre daha
büyüktür. Doğudaki Balıkgölü’nün yüzölçümü 37 km2’yi
bulur. Göl, genişliği 500 metre ile 2 kilometre
arasında değişen bir kıyı kordonuyla denizden
ayrılır. Liman Gölü, Tuzlu Göl, Gernek Gölü
deltanın doğusundaki diğer lagünleri meydana
getirir. Deltanın batısında da küçük lagünler
bulunmaktadır(Karaboğaz Gölü).
Doğu Karadeniz Bölümü’nde
yüksek dağ zirvelerinde sirk(buzul) gölleri
bulur. Özellikle Kaçkar Dağları’nda küçük çaplı
buzul gölleri yer alır. Karagöl Dağı’nda
ortalama yükseltisi 2600-2700 metre olan 9 sirk
belirlenmiştir:
Elmalı Gölü, Camiligöl, Aygırgölü, Bağırsak
Gölü, Soğrakgölü ve Kurugöl sirkleri, başlıca
sirk gölleridir. Soğanlı, Kaçkar ve Mescid
Dağları’nın 3000 metreden yüksek kesimlerinde;
Şeytan, Tatos, Humut, Kaçkar ve Bulut
Dağları’nda çok sayıda sirk, sirk basamakları
sınırlı alanda da olsa topografyanın görünümünde
önemli paya sahiptir.[21]
Karadeniz Bölgesi
yerşekillerinden dolayı göl bakımından fakirdir.
Karadeniz Bölgesi’nin
Kıyılarının Genel Özellikleri:
İnceburun ve Kerempe Burnu çevresinde 42 |