
Yukardaki logoyu tıklayarak Bağımsız Karadeniz
Gazetesini okuyabilirsiniz.

Dünyanın tüm televizyonlarını Canlı seyretmek,
tüm gazeteleri tek bir sayfadan okuyabilmek için önemlilinkler.com
www.lahana.org
sitesini sık kullanılanlara ekleyin.
|
|
|

Kafdağı Topluluğu
Gürcü kökenli müzisyenlerden oluşan Kafdağı’nın ezgileri başka bir
dünyanın kapılarını açıyor insana. İberya Özkan’ın amacı, Gürcü kültürünü
Anadolu insanlarıyla buluşturmak "Kafkas kavalı" salamurisine soluğuyla ses
verirken belli ki çocukluğunda derin izler bırakan İnegöl’ün Hayriye
Köyü’ndeki bir mısır tarlası geliyordu İberya Özkan’ın gözlerinin önüne.
Burası Goradzeler’in mısır tarlasıdır. Ellerinde çapalarla dizilmişlerdir
köylüler tarlanın iki ucuna.
İmece vardır köyde. Tarlanın bir ucuna dizilmiş grubun içinden Gurgenidze
Ali Osmanay başlıyor ezgiye, tiz ve gür bir sesle: "Ho ho ho varera, nanina!"
Peşinden yanındakiler katılıyor bu ezgiye. İki taraf da her tempoda, aynı
anda çapalıyor mısır tarlasını. Şarkı söyleme sırası karşı grupta. Aynı
ezgiyi yineliyor Dolişvili Salihay. Ardından korosu katılıyor şarkıya.
Derken yine birinci, yine ikinci, yine birinci grup birbirine doğru yürüyor
tarla çapalayarak. Ne şarkıya ara veriyorlar, ne çapaya...
Tarlanın ortasında buluşuyor iki grup. Yine uyumlu ve çoksesli, ama bu kez
başka bir şarkı... Bu kez çapa yok, el çırpma ve dans var. İmece geleneğiyle
enstrüman kullanmadan, insan sesiyle, yalın, ama ezgi, tempo uyumuyla;
kolektif bir zevkle, sevinçle ve giderek artan bir coşkuyla çapalama eylemi
tamamlanıyor, hem de zamanın nasıl geçtiği anlaşılmadan."
Çok renkli bir sentez
Beyoğlu Büyükparmakkapı Sokağı’n-daki Akşam Sefası’nın sahnesi Kafdağı’ nın
müzisyen ve vokalistlerine dar gelmiş. İberya Özkan’ın yönettiği grup
bilinen enstrümanların yanı sıra çonguri, panduri, salamuri, bas-panduri,
garmon, doli gibi Kafkas ve Gürcü halk çalgılarını kullanıyor. Tanıdık Gürcü
ezgileriyle başlayan program ilginç şarkı ve danslarla daha da renkleniyor.
Kafkas müziğindeki geleneksel çoksesli ve armonik yapının taşındığı Anadolu
türkülerinin çok renkli bir sentezini de eklemişler repertuvara.
İberya’nın ailesi, 93 Harbi olarak bilinen 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı
sırasında göçmüş Anadolu’nun batısına. Anne tarafı Artvin’in Maçaheli’nden
İnegöl’ün Hayriye Köyü’ne, baba tarafı da Murgul’ dan Balıkesir’in Gönen’ine
gelmiş.
Kendisinin Gürcü olmasının ötesinde bir anlamı var İberya için doğup
büyüdüğü kültürün köklerine inmenin, onu yaşatmanın. Sadece baba mesleği
olan mimarlığı seçmekle kalmamış, bir anlamda babasının uğraşısını da
sürdürüyor. Babası 1922 doğumlu Ahmet Özkan. Mimar. Türkiye İşçi
Partisi’nden, o yılların CHP’sinden geliyor. 1968’de "Gürcüstan" adlı bir
kitap yayımlamış Ahmet Özkan. Gürcü kültürünü, sanatını, edebiyatını,
folklorunu ve tarihini incelemiş kitabında.
Kitap, "İslam’a, Osmanlı’ya, Türklüğe hakaretten, komünizm propagandasından
ve Sovyet Rusya’yı övmek’ten toplatılmış. Bilirkişi suç unsuru bulamamış
kitapta. Hatta raporda, Sovyetler’in övülmediği, aksine Gürcüstan’ın
Sovyetler’den ayrılması temasının işlendiği vurgulanmış.
Biri kral, biri kraliçe
Babasının da etkisiyle olsa gerek küçük yaşta müziğe, özellikle de Gürcü ve
Kafkas müziğine merak salıyor İberya. Zaten adını da babası Doğu Gürcüstan
Krallığı’ nın adından esinlenerek koymuş. Bu adın İspanya’ya kadar
uzanmasını da "Basklı-ların Kafkaslar’dan göçmesi’yle açıklıyor. Kız kardeşi
de 12. yüzyıldaki Gürcüstan kraliçesinin adını taşıyor: Tamara...
İberya’nın büyüdüğü Hayriye yoksul bir köy. Hatta ilk "Almancılar" da
Malatya’ nın bir köyü ile birlikte buradan gidiyor. Yani, Hayriye Almanya’ya
60 kişilik bir işçi kafilesini ilk kez gönderen iki köyden biri. Köyde
mızıka, tulum, akordeon kullanılıyor o yıllarda. Gençlik yıllarında bu
enstrümanları öğrenmeye başlıyor İberya. Yaşlıların söylediği şarkıları
çalıyor.
Mimarlıkta öğrenciyken Türkiye koşar adım 12 Eylül’e gidiyor. Bilim
adamları, gazeteciler öldürülüyor birer birer. Aynı siyasal cinayetler
Bursa’ya da yansıyor. 12 Eylül’e "beş kala", 1980’in 5 Temmuzu’nda
öldürülenlerden biri de İberya’nın babası Ahmet Özkan’dır. Hem de pusu
İberya babasıyla birlikteyken kurulur. İkisi de taranır. Baba Özkan oracıkta
ölür, İberya da iki kurşunla ağır yaralanır. Bu cinayet MHP ana davasında da
yer alır, ama katil ya da katiller bugüne kadar bulunamaz.
İberya Gürcü müziği ve kültürüne olan ilgisini kesintisiz sürdürür.
Gürcüstan’a gider, Türkiye’de unutulmuş Gürcü ve Kafkas enstrümanlarını
çalmasını öğrenir, öğrendiklerini diğer gençlere öğretir, geniş bir arşiv
oluşturmaya çalışır. 1986’ da Bursa’da Batum ve Havalisi Göçmenleri
Yardımlaşma Derneği’nin kurucuları arasındadır İberya. Bu, Batumi adıyla
kurulan ilk Gürcü derneğidir yörede. Dernekte müzik çalışmaları da yapılır.
Bir orkestra, sonra koro kurulur. Grubun çalışmaları 1990’larda
"Kafdağı’ndan Ezgiler" ve "Kafdağı’ndan Anadolu’ya" adlarıyla Kalan Müzik
tarafından piyasaya çıkarılır.
Yüzyılların düşü gerçekleşti
İstanbul’a yerleşir İberya. Gürcü ve Kafkas müziği çalışmalarını çeşitli
gruplar kurarak sürdürür. İberya’nın aile köklerinin uzandığı Maçaheli
Türkiye ile Gürcüstan sınırında bir bölge. Burada 18 Gürcü köyü var. Altısı
Türkiye’nin sınırları içinde.
"2000 yılında, göçten yaklaşık 122 yıl sonra Gürcüstan Maçahelisi’nin
Türkiye sınırındaki köylerine gittim. Yaşlı şarkıcılarını bir araya
getirdim. Özellikle eski şarkılarını kaydettim. Hayriye’deki 1968’ lere
değin süregelen 15’e yakın şarkının çoğunun anımsanmadığını hayretle
saptadım. Sıra Türkiye Maçahelisi’ne gelmişti. Ancak bu yaşadıklarımdan
sonra pek umudum yoktu. 2001 yılında mimar olarak vadiye geleneksel yapı
biçimlerinin de ışığında bir konuk evi yapmak üzere gittim. Burada yaptığım
araştırmalar sonunda 20’ye yakın yaşlı saptadık. Bunlardan ancak 13’ünü bir
araya getirerek, görüntü ve ses kaydı yaptık. Beklediğim düş gerçekleşmişti.
Sanki karşımda Gurgenidze Ali Osmanay, Dolişvili Salihay vardı."
Sonsuza dek var olacaklar
Oluşturulan bu "yaşlılar korosu" bir yıl sonra 3. Maçaheli Kafkas Arı ve Bal
Festivali’nde danslarıyla yer alır. Bir yıl sonra Gürcüstan’da düzenlenen
bir festivale katılır. Sonra İstanbul’da sahne alır. Saklı cennet Maçaheli
yalnızca doğasıyla değil, otantik müzik geleneğiyle de var olduğunu tüm
dünyaya ilan etti. Derken ses kayıtları, fotoğraflar, teknik hazırlıklar,
kopyalar ve korodan bir albüm çıkar ortaya.
İberya Özkan kurduğu Kaf Dağı’yla Gürcü ve Kafkas müziği, bu müziğin
unsurlarının taşındığı Anadolu türküleriyle ilgili çalışmalarını sürdürürken
bir de büyük bir düş kuruyor: "Bir ’Kafdağı Toplulukları Projesi’nin
peşindeyim. Bunun dört ayağı olacak. Birincisi, Kafdağı Vokal Grubu.
İkincisi, Kafdağı Enstrüman Grubu. Üçüncüsü de Kafdağı Dans Grubu. Son
olarak da varmak istediğim nokta yemeğiyle, kültürüyle, folkloruyla Gürcü ve
Kafkas kültürünü evrensel boyutlarıyla bu topraklarda var etmek."
Şu anda grubuyla iki albümün çalışmasını tamamlamış İberya Özkan. Birincide
Gürcü ve Kafkas şarkıları olacak. İkincisinde bu müziğin dinamiklerinden
yararlanarak yorumlanmış Anadolu türküleri.
Kim demiş, "Küreselleşme yerel olanı yok ediyor" diye. İberya ve arkadaşları
gibi kendi kültürünün derinliklerine inen, müziğinin notalarının peşinde
koşanlar oldukça ’küreselleşme", yok etmek istediği halkların kültürleri,
müzikleri, dilleri altında kalır. Çünkü yaşanan bütün güçlüklere karşın
ezgilerini Kafdağı’ndan aşıranlar hâlâ var bu dünyada.
Kaynak: Radikal Gazetesi (Celal BAŞLANGIÇ)
|
|
| |