Temel kimdir
etkinliğine gönderilerden örnekler*
*Benim Temellerim
Temel Misina. 40 yaşında. Maçka doğumlu. Fadime Misina ile evli.
Şenol, Turgay, Necati isminde üç oğlu var. Geçimini balıkçılıkla
sağlamaktadır.
Temel doğası gereği Trabzonsporludur. Fenerbahçe ile olan
maçlara 3 ihtimalli maçlar olarak yaklaşır. Temel, “Ya Fener’i
yeneriz, ya Fener bize yenilir, ya da İstanbul’un altını üstüne
getiririz.” diye düşünmektedir.
Temel önceleri dünyayı Trabzonspor’un deplasmana gittiği
şehirlerden ibaret zannetmekteydi. Örneğin, dünyanın öteki ucu,
ona göre Trabzonspor’un kupa maçında karşılaştığı Edirne’ydi.
Fakat ilk şampiyonluktan sonra takım Danimarka’ya gidince,
dünyanın bu kadar küçük olmadığını anladı.
Emperyalizm ve Temel:
Nötron bombasının sadece canlılara zarar vereceğini düşünmekte
olan Temel, Lazlara da (Karadenizliler’e de) zarar vereceğini
öğrenince sinirden çıldırmış ve ABD’ye muhalif olmuştur.
Temel evrim teorisine inanır mı? :
İnanır fakat eksik bulur. Temel’e göre insan maymundan değil
hamsiden türemiştir.
İnsanın türediği hamsi türü, hamsinin uzaktan akrabası olan özel
bir türdür ona göre. Temel’e göre evrimini geçiren hamsi sözü
fazla uzatmadan tarih sahnesinden inmiştir.
Temel ve medeniyet :
Temel Mısır’daki piramitlerin müteahhit İdris tarafından
yapıldığına inanmaktadır. Bu kadar muazzam inşaatı sadece
Trabzonlu (hadi Rize’yi de dahil edelim) Rizeli bir inşaatçının
yapabileceğini düşünmektedir. Bu durumda piramitler Rize ve
Trabzon’da inşa edilmiş, daha sonra Mısır’a taşınmıştır. Bu
teorisini desteklemek için de Dikilitaş’ı örnek gösterir.
Dikilitaş da Sultanahmet’te inşa edilmemiş Arap Yarımadası’ndan
gelmiştir.
Temel’den pratik öneriler :
Yokuş çıkmanın Temelcesi:
Temel yokuş yukarı çıkarken yorulmamanın çözümünü bulmuştur.
Yokuş yukarı geri geri yürüyerek çıkar. Böylece yokuştan aşağı
iniyormuş gibi olan Temel yorulmadığını düşünür.
Bedava yemek yemenin Temelcesi:
Temel bir Karadeniz pidecisine girip cam kenarında bir masaya
oturur ve ilerideki bir masayı gösterip, “Ha oradaki masaya 1,5
kavurmali pide yaptur.” Garson bomboş duran masaya şaşkın
şaşkın bakmaktadır ama Temel ısrarlıdır.
Garson pideyi o masaya bıraktığında Temel masasından kalkıp,
pide ısmarladığı masaya geçer ve pideyi afiyetle yer.
Hesabı almaya gelen garson şoka uğrar. Temel ilk oturduğu masayı
göstererek, “Hesabi ha oradaki masadan alacaksun. Orasi
ismarladi da” der.
Gönderen:
Rumuz
Lellipop
*Benum temelum
Benum temelum babasinun evinun ocagınun ilk
uşagıdur.Temelidur.dedesinun omuzinda, nenesinun sirtinda
yurıyene dek büyümiş. duz arazınun kitlugu nedeniyle topa aşik
olmiş futbol denilen spora inadına sevdalanmiştur.arazınun sapa
olmasından oturu düşme sebebiyle kafasında yarık, kolında
kıruklar çeşitli yerlerinde belirgin şekilde izler
birakmıştur.en övündugu şeylerun başında ahirdaki okuzi
belindeki tapancadur.bir tulumun-kemencenun bir de tapancanun
sesine aşuktur.doganun nimeti bi guzel yankılanur yamaçlardan bu
kaybanalarun sesleri ki tarifi mumkun degildur.horon ile dunya
sıkıntılarından sıyrılur .ilk duydugu tulum-kemençe sesine durup
bir dalup gider.horon çiklisi kurulmişsa ter çıkana dek
donmezse "rabbim gunah yazar."der.temel bal kadar tatli
dlli,atmaca kadar hizli,tere yagı kadar başkasınıun derdıne
eriyen,tapanca namlusi kadar sıkıntılara karşi
serttur.yokuşları çıkmadan gelen alişkanlukla hep dik
yurur.hesabi kıttur amma kaypakluga da zittur.merttur,darluga
gelmez.karnına laf tutmaz hemen söyler ,sevdugu içun elür
,sevmeduğne yuz vermez.dini butundur.namaz niyaz ruhinun
mayasıdur.çocuklugnda cami hocasından dayakla karışuk almıştur
mutlaka dersini,bazan konuşur anlatmaz amma hepsini.şairdur.
atma turki mutlaka oğrenmiştur nenesinden.bazen şaşuru lafi
anlar tersinden. inanun ondaki kusur kadı kızındakınden fazla
değil.kendine bile şaka ile bakar.çok güzel degildur amma
sayduğum sıfatlarıyla çok canlar da yakar.35 ıne erdı mı
çocukları erişmeşe altıya rezil oldı demektur bizum koni
komşiya. fıkralara konu olmış dolaşur dilden dile.ama herkes
bilur onun işinde olmaz hile.temel aynı zamanda memleketun de
emrinde bir uşaktur.bilmez askerden kaçmak.kurtuluş savaşını
ATAMİ Samsunda karşılamiş ve ön safta yer almiştur.o ,haketten
bu memleketun"TEMELİDUR"
Gönderen:
Rumuz
Meşhedi
*Patakonya'tayim
Selamunaleykum
Ula Uşaklar! tuytum ki peni arayi imişunuz. Ula pilmeyi misunuz
ki pen her katar Turabiozanli isam ta tunyanın her koşesine
uğramişluğum vartur. Şimti isa, patakonya'tayim. Purata ne mi
arayirum ? Hani pizum ülkete "gez tunyayi, kör konyayi" terlerti
ya, işta pen ta pizum konya'tan sonra pi ta patakonya'yi köreyim
tetum. Uşaklar, purasi çok küzel pi yertur. Hiç kimse, Öyle
insani kizturaçak pi şey yapmayi...
Eğer, hiç açluk hissetmesan sen ta olardan pi şey istemeyisun.
Tiğer küzxelluklarinun hepsintan pahsetmeyirum, çünkim putun
Karateniz ğuraya tolar tiya korkayirum.
Hayte şimtuluk hoşçakalun.
Gönderen:
Rumuz
Büyükoğlu
*TRABZON
HAVALİMANI’NA NASIL GİDİLİR?
Çoğu Karadenizli gibi ekmeğini İstanbul’da kazanan Göreleli bir
vatandaşım.
Yanılmıyorsam 20 yıl önceydi. Yıllık izinlerimden
birinde,Trabzon Havalimanı’nda görevli Astsubay bacanağımı
ziyaret amacıyla Trabzon’a geçtim. Limanın karşısındaki durakta
Havalimanı istikametine gidecek bir araba beklemeye başladım.
Trabzon’a çok defa yolum düşmesine rağmen, havaalanı’na hiç
gitmemiştim. Durakta bir vatandaşa sordum. Bana, KTÜ
istikametine giden dolmuşları tarif etti. Olaya kulak misafiri
olan bir başka Trabzonlu vatandaş, “Hemşerum” diyerek müdahale
etti:
-Argadaş yanlış tarif edeyi. Yomra, Arakli munubuslaruna
pineceksun.
Çok geçmeden iki Trabzonlu “ben doğru tarif ettim, sen yanlış
söyledin” münakaşasına başlamaz mı.
Bunlar işi ileri götürüp, silaha sarılmadan ne olur ne olmaz
diyerek, durağa yanaşan bir Yomra-Araklı minibüsüne kendimi
attım. Minibüsün arka camından baktığımda tartışma hala devam
ediyordu.
Beş-altı dakika sonra Havalimanı’nda idim.Ama aklım bu iki
vatandaşta kalmıştı.
Aslında ikisinin de tarifine göre öyle ya da böyle her iki
istikametten de Havalimanı’na gidiliyordu gidilmesine de…
Ne
var ki, yolun biri uzun,diğeri ise kestirmeydi.
Şöyle birkaç saniye düşünüp,durum değerlendirmesi yaptıktan
sonra şu kanaate vardım.
Burası Trabzon olduğuna göre…
Uzun yolu yani KTÜ istikametini tarif eden vatandaş tipik bir
Temel’den, kısa yolu yani Yorma-Araklı minibüslerini öneren
vatandaş ise tipik bir Dursun’dan başkası değildi.
Gönderen:
Seyfullah Çiçek
<syfcicek28@yahoo.com.tr>
*KURTULUŞ
martısız bir şehre
denizi boyuyorum.
önce bir mendirek
balıkçı mendireği
ucunda beyaz bir çakar ile
denize yay çizerek kıvrılıyor.
içinde nazlı nazlı salınan
rengarenk balıkçı kayıkları
ağlarını güneşe sermiş
bekliyorlar
öğleden sonra çıkacakları av için.
balıkçılar
uzun burunlu
yorgun yüzlü
lacivert gözlü balıkçılar.
hararetli bir şekilde
kendi aralarında konuşuyorlar.
tanımayan
kavga ettiklerini bile düşünebilirdi.
en yaşlısı, gençleri uyarıyor;
“hava patladi, patlayacak,
haçan bugün çıkmayun baluğa”
gülüyor gençler;
“Temel emice
habu havada
patlasa patlasa
Memecanın göbeği patlar”
güneş tepeyi bir saat aşınca
çalıştırdılar kayıkları.
açıldılar mendireğin ucundan
mavi suları bağrında barındıran
ismi kara, rengi lacivert denize.
çok geçmeden yol aldılar
mezgit adasına.
geride bıraktıkları mendirek
gözükmüyordu artık.
gençlerin en büyüğü Halit Reis,
Seslendi arkadaşına
patlayıp gelen fırtınayı haber vermek için.
Sesi kendisine döndü
rüzgarla birlikte.
başka çaresi kalmamıştı
yekeyi mendireğe kırmaktan.
tam yol verdi ihtiyar kayığı,
bir hışımla atıldı kurtuluşa
ihtiyar kayık.
arkaya dönüp bakınca Halit Reis,
fırtınanın içinde batıp çıkan
arkadaşını gördü.
kayık Karadeniz içinde,
bir pruvayı gösteriyordu
bir yekeyi.
yapacak bir şeyi yoktu Reisin
arkadaşı için dua etmekten başka.
Halit Reis usulca dönünce mendireğin ucunu
Sahildeki meraklı gözleri buldu karşısında.
“Ben size demedum mi, bu hava patlar diye…”
söze girdi evvela Temel Emice.
Halit Reis’in gözlerinde kurtuluşun sevinciyle
geride bıraktığı arkadaşının tasası vardı.
fırtına şiddetini artırdıkça artırıyor
mendireğin içindeki kayıkları bile
ürkütüyordu.
zaman fırtınadan hızlı akıyordu
dalgalar içinde kalan genç balıkçı için.
mendirekteyse kalabalık artıyordu
tasa ve umutsuzlukla birlikte.
ağıtlar yükselmeye başlamıştı
genç balıkçının anasından;
“Ah gene geldi yaz başlari,
donandi yaylalarum,
sen gelmedin ağ oğul,
yanar yanar ağlarum”
fırtına yerini
yeniden parlak güneşe bırakmış
ağıtlar mendireği sarmıştı.
bir ses duyulur,
mendireğin ucundaki çakardan;
“Geliy, geliy
firtinayi yarmiş da geliy...”
alkışlar yükseldi kalabalıktan
ağıtlar yerini neşeli türkülere bıraktı;
“Kayuğu attum suya
su çıktı kaynalara
çokta güzel değilsun
pakaysun aynalara”
genç balıkçı mendireğin burnunu dönüp,
yaklaştı kalabalığa
yorgun kayığıyla.
önce anası kucakladı oğlunu
üzerindeki fırtınanın izine aldırmadan
ardından Halit Reis
balıkçı yardı kalabalığı
koşarak atıldı birinin boynuna
önce öptü nasırlı ellerini
sonra ihtiyar yüzünü.
Temel emiceden başkası değildi
eli ve yüzü öpülesi
o
bahtiyar insan.
Gönderen:
Erkan Ergul <61ts1967@gmail.com
*Temel kimdur? Etkinliğine katılmak için
webmaster@karalahana.com adresine mail atabilir ya da
mesajlarınızı
lahana forumun ilgili
bölümüne doğrudan asabilirsiniz. Gönderilen mesajlar
hem bu sayfada hem de lahana.org forumda yayınlanacaktır.
**Sayfamızda gönderilerin tümünü değil rastgele seçilmiş kısa
örnekleri yayınlıyoruz. Tüm gönderiler 30 Ağustos tarihinde
toplu değerlendirme aşamasında yayınlanacaktır. Bu sayfada
yayınlanan iletilerin tüm yayın hakları www.karalahana.com'a
aittir 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ve Türk Ceza
Kanunu uyarınca koruma altındadır.
|