
OKTAY ARAYICI KİMDİR?
1936-1985. Oyun yazarı.
İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'ni
bitirdi.Oyuncu ve yönetmen olarak çalıştı.
1964'te TRT'ye girip Eğitim Yayınları Şube
Müdürüiken görevden alındı. 1960'da yazdığı
Dışarda Yağmur Var adlı ilk oyunundan sonra
skeçler, radyofonik oyunlar, senaryolar, sahne
oyunları yazdı. İkinci Hedef senaryosuyla Yunus
Nadi rmağanı'nı Güngör Dilmen'le (1970), Seferi
Ramazan Bey'in Nafile Dünyası'Yla Sanatseverler
ödülünü M. Cevdet Anday'la paylaştı (1972). Bir
Ölünün ToplumsalAnatomisi'Yle Devlet Tiyatrosu,
Türk Dil Kurumu ve Avni Dilligil oyun ödülünü
aldı (1979). At Gözlüğü adlı oyunu Radyo ve
Televizyon Muhabirleri Derneği tarafından yılın
televizyon filmi seçildi (1979). Rumuz
Goncagül'le de Sanat Kurumu Ödülü'nüaldı (1982).
Türk Edebiyatına damgasını vuran Rizeli
Nafile
Dünya”nın Oktay Arayıcı’sı
Fatih Sultan Kar
Oktay
Arayıcı,
düşünsel ve sanatsal gücünü seferber etmiş bir
sanat insanı. Türk tiyatrosunun ölümsüz ismi.
1936’da Rize’de başlayan yaşamı, 21 Ocak 1985’te
İstanbul’da sona erdi. Kırk dokuz yıllık ömre
dört önemli oyun ile iki film senaryosu ve çok
sayıda ödül sığdırdı. Rize’nin ilk mizah
gazetesi “Bomba’’yı yayınlayan Arayıcı, aynı
zamanda Rizespor takımının (19 Mayıs 1953’te
kurulan) ilk kalecisiydi. Rize ve Rizeliler’in
gurur kaynağıydı.
Oktay Arayıcı, serüvenci
yapısı yüzünden uzun yıllar Karadeniz ve
Akdeniz’de taşımacılık yaptığı Petras isimli
motorunu satıp baba ocağına yerleşen Rizeli eski
kaptanlardan Nurullah Bey ve eski yazıyı bilen,
iyi yetişmiş Hikmet Hanım’ın üçüncü ve en küçük
çocuğudur.
Hayatı boyunca Rize ile
ilişkisini hiç koparmayan Arayıcı’nın ilk şiir
ve hikaye denemeleri de Rize Lisesi’ndeki
öğrencilik yıllarına rastlar. Arkadaşlarıyla
birlikte Rize Lisesi’nin gazetesini çıkarır,
okul bünyesinde oyunlar sergiler. Bir yandan
eğitimine devam eden Arayıcı, yaz aylarında
Çay Fabrikası’nda mevsimlik
işçi olarak çalışır.

Arayıcı, oğlu Murat, eşi Prof. Dr. Semiha
Arayıcı ve çalışma arkadaşı Bahçekapılı ile
Levent’teki evinin bahçesinde…(1970’ler)
Oktay Arayıcı’nın mizah
gazetesi Rize’ye BOMBA gibi düşer
1954 yılında arkadaşları
Orhan Bilgin ve Cevdet Akgül’le birlikte “Bomba
“ isimli haftalık mizah gazetesini çıkarır.
Bomba Gazetesi, Rize ilinde yayınlanmış ilk ve
tek mizah gazetesi olarak ayrı bir önem
taşımaktadır.
Oktay Arayıcı’nın sesi ve hatıraları
araştırmacı-yazar
Alâettin Bahçekapılı'nın
Heyamola Yayınları'ndan çıkan belge
niteliğindeki
Sesleri Bende Kaldı
isimli kitabıyla yeniden hayat buldu.
Sizleri Alâettin Bahçekapılı'nın
439 sayfalık yapıtında yer alan doyumsuz bir
Oktay Arayıcı söyleşisi
ile baş başa bırakıyoruz....

Oktay Arayıcı, yöneticiliğini yaptığı TRT
İstanbul Radyosu Eğitim-Kültür Yayınları’nda
çalışma arkadaşlarıyla… (1980’ler)
“Nafile Dünya”nın Oktay
Arayıcı’sı
“Sevmek, sevilmek
hakkı/Sarılabilmeli insan sevdiğine/Sıcak bir
somunu tutar gibi elinde/Isınabilmeli,
doyabilmeli./Neden yoksun bundan peki ya, onca
insan?”
1936’da
Rize’de doğan
Oktay Arayıcı,
İstanbul Belediyesi
Şehir Tiyatroları’nda
oynanan, sonra da başrolünü
Türkân Şoray’ın
oynadığı, Rumuz
Goncagül adlı
oyunda/filmde böyle sorar.
Ve şöyle bitirir Rumuz
Goncagül oyununu/filmini Oktay Arayıcı.
“Evlenebilmek
hakkı/Sokabilmeli insan başını/Bir çatının
altına/
Yuva kurabilmeli/Neden yoksun
peki ya,/Onca insan, bunca mektubu yazan.
Ev sahibi dedi
ki;/Ben atmıyorum ki;/Ya neden ortada onca
insan?/Biz neden sokaktayız peki ya?/Bir
kusurumuz olmalı mutlaka.”
Oktay Arayıcı’nın
oynanan son oyunu
Rumuz Goncagül,
böyle biter. Yalnız toplumumuzdaki evlilik
kurumunu ele alan bu oyunu değil, sahnelenen
öteki oyunları da toplumla ilgili, sorunları
dile getirir: Sorular atar ortaya, cevaplarını
bulmamızı ister bizden:
Dışarıda Yağmur Var
böyledir; İkinci
Hedef böyledir;
Seferi Ramazan
Bey’in Nafile Dünyası,
Bir Ölümün
Toplumsal Anatomisi
ve
At Gözlüğü
böyledir.
Ama artık
Oktay Arayıcı
“Sevmek sevilmek
hakkı/Sarılabilmeli insan sevdiğine/Sıcak bir
somunu tutar gibi elinde”
diyemeyecek ve hiçbir soru getiremeyecek
ardından. Çünkü
Oktay Arayıcı’nın
1936’da Rize’de
başlayan yaşamı, 21 Ocak 1985’te sona erdi.
49 yıllık yaşamında neler
var Arayıcı’nın?
Sahnelenen dört oyun, iki film senaryosu ve bu
çalışmalarıyla aldığı altı ödül. Ve ayrıca; 1964
yılında girdiği TRT’de
İzmir
ve
Ankara
Radyoları’nda
Program Müdürlüğü,
İstanbul Radyosu’nda
önce Kültür,
sonra da
Eğitim-Kültür Yayınları Şubesi Müdürlüğü
görevleri.
Evet, 49 yılında dört
önemli oyunu ve iki film senaryosu var
Oktay Arayıcı’nın,
altı da ödülü. Bu ödüllerden biri: 1979
Türk Dil Kurumu Oyun Ödülü.
Bu ödülü kazandığı yıl, Oktay Arayıcı’ya
“Tiyatro yazarlığını neden seçtiğini” ve merak
ettiğimiz öteki hususları sorduğumuzda bize şu
karşılığı vermişti:
- Söyler misiniz
bize niçin tiyatro yazarlığını seçtiniz?
- Bu biraz da
rastlantı sonucu sanıyorum. Ama kendimi de
bütünüyle tiyatro yazarı olarak görmediğimi de
belirtmek isterim. Rastlantıya gelince,
öğrencilik yıllarımda ilkokulda, ortaokulda,
lisede, o günün deyimiyle temsillere çıktık.
Onların bize kazandırdığı bazı alışkanlıklarla,
daha çok okuma çağında, oyunlara yöneldim.
Sanırım oradan gelen bir eğilimin sonucu. Bu
daha sonra üniversiteye geldiğim yıllarda da
sürdü. İstanbul
Üniversitesi Gençlik Tiyatrosu’nda
oyuncu olarak, yazar olarak, yönetmen olarak
çalıştım. Oradan geliyor.
- Yazarlığınızın o
dönemindeki ürünlerinden neler var?
- 1960’da yazdığım
tek perdelik bir oyun var: “Dışarıda
Yağmur Var” adını
taşıyor. O dönemde onu hem de yönetmiştim. Bir
yurt odasında kalan dört öğrencinin öyküsüydü
bu. Bu dört öğrenci de taşradan gelmişlerdi.
Biraz kendi yaşamımızdı belki, biraz o günkü
toplumsal yaşamımızın çelişkilerini dile getiren
bir oyundu.
-
Toplumsal yaşamımızın, toplumsal gelişmemizin
çelişkilerini, kişilerde ya da düzende yarattığı
çelişkileri bir de “Seferi Ramazan Bey’in Nafile
Dünyası” oyununda vurgulamışsınız 1970’lerde.
Bundan sonra “Bir Ölümün Toplumsal Anatomisi”’ni
yazmışsınız, bu yapıtınızla da 1979 TDK Oyun
Ödülü’nü almışsınız. Bu oyununuzda söylemek
istediğinizi bize de anlatır mısınız?
- Çok güç bir şey.
Gerçekten çok güç bir şey. Benim oyunlarım daha
çok politik yanı ağır basan oyunlar, yani
toplumun çelişkilerinin üzerine gidiyorum,
düzenle hesaplaşma var. Hepsinin içinde,
Bir Ölümün Toplumsal
Anatomisi’nde de
böyle bir şey var. Böyle bir hesaplaşma
içindeyiz.
Sıradan
görülebilecek bir ölüm olayının çerçevesinde o
olayın arkasında yatan nedenleri irdeleyerek
toplumun yapısını ameliyat masasına yatırıyoruz.
-
Sayın Oktay Arayıcı, konuşmamızın başında
kendinizi sadece tiyatro yazarı olarak
görmediğinizi söylediniz; başka alanlarda,
dallarda çalışmalarınız olduğunu söylediniz. Bu
alanlardaki çalışmalarınızdan da söz ederek,
önümüzdeki dönem için tiyatro alanında ne gibi
ürünlerinizin bulunduğunu anlatır mısınız bize?
-
Genellikle bütün yazın emekçileri şiir ile
başlarlar. Bizim de geçmişimizde bir miktar şiir
var. Onun yanı sıra senaryolarım var. 1970’de
Yunus Nadi Ödülü’nü aldığım
“İkinci Hedef”
adlı bir senaryom var.
Bir Ölümün Toplumsal Anatomisi
oyunu Devlet Tiyatroları’nda oynandı. Ve
Oktay Arayıcı’ya
bu oyunda “dili
kullanmaktaki ustalığı”
dolayısıyla 1979
Türk Dil Kurumu Oyun Ödülü
verildi.
Ardından, aynı
oyunla, Avni
Dilligil Tiyatro Ödülü’nü aldı
(1979).
Türkiye
radyolarında yayımlanan ve “Sesi bende kalan” bu
söyleşimizde sözünü ettiği “toplumumuzdaki
evlilik kurumunun eleştirisini getiren”
oyunu Rumuz
Goncagül 1982’de
Sanat Kurumu
tarafından En İyi
Yerli Yazar Ödülü’nü
getirir Oktay
Arayıcı’ya.
Timur Selçuk’un
müziklerinin eşliğinde
Rutkay Aziz
yönetmenliğinde AST’da
1981-82 döneminde oynanan bu oyun 1987’de
İrfan Tözüm
tarafından sinema filmi haline getirilir ve
başrolünü Türkan
Şoray’ın oynadığı
bu film “geleneksel
Türk tiyatrosundaki orta oyun formunun epik bir
yorumu” sayılır.
TRT
bursuyla okuduğum
İÜ İktisat Fakültesi Gazetecilik Enstitüsü’nden
sonra, aldığım bursun karşılığını ödemek üzere
redaktör muhabir olarak girdiğim kurumda,
1967’den itibaren hep yakın olduğum, yanında
olduğum; ast-üst ilişkisinin ötesinde dostu ve
yandaşı olduğum
Oktay Arayıcı’nın
aramızdan ayrılışı (21 Ocak 1985) acı, çok
acıydı…
Yazarların yapıtlarında
yarattıkları kahramanlardan yola çıkarak, yazar
hakkında geçerli yargılara varılabilir mi
bilmiyorum. Ne ki, toplumdaki yeri, konumu tüm
ayrıntılarıyla sevgili ağabeyimiz Oktay’ın
yapıtında anlatılan Sultanca’nın oğlu Haydar’la
Oktay Arayıcı’nın
arasında benzerlik görüyorum ben…
Değirmende öğünmek,
un olmak istemeyen
Haydar’la
Oktay Arayıcı…
Oktay Arayıcı’yla
dağı taşı dolduran tohum olmak isteyen, bir
kişinin kursağına inmek istemeyen Haydar…
Sarmaş dolaş
birbiriyle: Daha iyi yaşamak için, mutluluk
için, çağdaş insana yaraşır bir düzen için:
Umut…
Buğday buğday yaşamayı
şeçtiler… Yüreklere güç vererek yaşamayı…
Söyleyecek sözü varken, söylemeyi…Yazmayı,
konuşmayı, aramayı, sormayı…
“Kime ne düşüyorsa,
herkes payını alsın” diyerek…/ “Sevmek, sevilmek
hakkı, / Sarılabilmeli insan sevdiğine,/Sıcak
bir somunu tutar gibi elinde, / Isınabilmeli,
doyabilmeli./
Neden yoksun bundan peki ya, onca insan?”
diye sorarak. Ve...
“Bir kusurumuz olmalı
mutlaka”
diyerek
“yaşamayı”
seçti Oktay. Çağın durmadan değiştiği,
ilerlediği göz önüne alındığında, insana
yapılabilecek kötülüklerin en
büyüğü; akıp giden zaman içinde, dün
yapabildikleriyle yetinmek zorunda
bırakılışıdır… Dünü insanlarıyla, sevgileriyle
aramak. Özlemek. Bugün dünü aşamamak, insana
yapılan bir kötülük gibi geliyor bana…
Oktay Ağabey,
iyi bir yöneticiydi: Demokrattı; her ayrıntıyı
tartışmayı seven, buyurucu olmayan, düşüncelere
saygılı biriydi. Gerçeği
severdi, yalın gerçeği… Açıklığı severdi,
gizlisi saklısı yoktu: Yarası içinde, karası
dışında bir insandı… Koruyucu, kollayıcıydı; zor
zamanlarda kol kanat gererdi yanındakilerin
üstüne; öndeydi, kimsenin ardına saklanmazdı…
Söyleyecek sözü vardı, söylerdi; yanlışını kabul
eder dönerdi… öğreticiydi, eğiticiydi…
insanlarla ilişki kurmakta, ilişkiyi sürdürmekte
imrendirici yöntemleri vardı… Yönlendiriciydi
Oktay
ağabeyimiz…
Yazdığımızı bizimle açık yüreklilikle
tartışırdı, ne ki son kararı vermeyi bize
bırakırdı… Özgürlükten yanaydı, yazdıklarımıza,
yarattıklarımıza saygılıydı, herkesin de saygı
göstermesini isterdi. Yöneticiliğimizi yaptığı
uzun sürede kurumumuza çok şeyler kattı. TRT
çalışanları anısını yüreklerinde taşıyacak
sonsuza değin…
“Nafile Dünya”nın Oktay Arayıcı’sı”
yazısı ve kendi arşivinden yayımlamamıza izin
verdiği fotoğraflar için,
Alâettin
Bahçekapılı'ya teşekkür ediyoruz.
|