Karalahana.com! Laz uşaklarının gayrıresmi web sitesi

E-Mail gönder Sık kullanılanlara ekle       ENGLISH
 RİZE

 ARTVİN

 ORDU

 BAYBURT

 SAMSUN

 SİNOP

Karadeniz kültürü, karadenizliler, Lazlar

Neden Karalahana.com?

 KARADENİZ MÜZİK

 KARADENİZ TARİH

KARADENİZ ÇEVRE EKOLOJİ

 KARADENİZLİLER: KİM KİMDİR

 KARADENİZ GEZİ REHBERİ

 KARADENİZ MUTFAĞI

Karadeniz Yemekleri, Karadeniz Mutfağı

Karadeniz Yemekleri, Karadeniz Mutfağı

 KARADENİZ FORUM

 EDİTÖRDEN

KARADENİZ GAZETELERİ

Tüm Karadeniz Gazeteleri ve Karadeniz Televizyonlarına tek bir sayfadan ulaşın

Yeni Ansiklopedi: Kim, nedir, nasıl, neden, nerede, niçin sorularına cevap bulun! BİLİM, TEKNOLOJİ, COĞRAFYA, TARİH, KÜLTÜR, SANAT, YAŞAM, Sağlık, hastalıklar, tıp, bilgisayar, hukuk, teknoloji, eğitim, biyografiler, tarih, coğrafya, fen bilimleri

YENİ ANSİKLOPEDİ

En iyi Türkçe Ansiklopedi sitesi

Yeni Ansiklopedi: Kim, nedir, nasıl, neden, nerede, niçin sorularına cevap bulun! BİLİM, TEKNOLOJİ, COĞRAFYA, TARİH, KÜLTÜR, SANAT, YAŞAM, Sağlık, hastalıklar, tıp, bilgisayar, hukuk, teknoloji, eğitim, biyografiler, tarih, coğrafya, fen bilimleri hakkında detaylı ve özgün bilgi kaynağı!

Temel fıkraları, Karadeniz Fıkraları analizi, yeni ansiklopedi

Temel Fıkraları ve Karadeniz kimliği

Karadeniz Bölgesi Yeni Ansiklopedi

Karadeniz Bölgesi (Yeni Ansiklopedi)

LİNKLER

 ARTVİN SİTELERİ

 ORDU SİTELERİ

 BAYBURT SİTELERİ

 SİNOP SİTELERİ

 KARADENİZ BÖLGESİ

KARADENİZ HABER

Folklor ve Mitoloji Sözlüğü

Folklor ve Mitoloji Sözlüğü

Folklor ve Mitoloji Sözlüğü

Yunan mitolojisi

 Yunan Mitolojisi

Felsefe Sözlüğü

Felsefe

Karalahana Karadeniz Forumdan sıcak Tartışmalar
Karadeniz Forumda sıcak Tartışmalara katılın
Karadeniz Bölgesi
Karadeniz Haberleri
Karadeniz Haberleri
Karadeniz Fotoğrafları, Trabzon, Rize, Giresun, Ordu, Gümüşhane, Artvin, Samsun, Çay ve fındık, Kaybettiklerimiz, Karadeniz Sağlık sorunları, Çevre Sorunları, Karadeniz Politika
Karadeniz gezi - tatil -turizm
Düzce, Karabük, Rize, Bartın, Gümüşhane, Bayburt, Giresun, Zonguldak, Kastamonu, Ordu, Samsun, Trabzon, Sinop, Tokat, Çorum, Bolu, Artvin, Amasya

Karadenizliler buraya

Avrupadaki Karadenizliler, İstanbullu Karadenizliler, Ankaralı Karadenizliler, Üniversiteli Karadenizliler, Karadeniz Dernekleri

Karadeniz Tarihi, Karadeniz kültürü makaleler, haberler
Karadeniz Kültür ve Tarih

Karadeniz Mutfağı, Hemşinliler, Lazlar, Pontus Rumları, Gürcüler, Karadeniz Türkleri

Karadeniz Yerel kelimeler
A, B, C, Ç, D, E, F, G, H, I-İ, K, L, M, N, O, P, R, S-Ş, T, U-Ü, V, Y, Z

Karadeniz horonları
Müzik

Kemençe ve kemençeciler, Tulum ve tulumcular, Kaval ve kavalcılar, Davul zurna, Karadenizli Müzisyenler, Müzik aletleri ve müzik teknolojileri, Atma Türküler
Karadeniz video ve belgeselleri

Siyaset Gündemi
Siyaset Gündemi, dünya haberleri, politika yorumları
Dünya
Avrupa Birliği Haberleri, ABD Haberleri, Ortadoğu Haberleri, Yunanistan Haberleri, Ermeni Sorunu, Yurtdışındaki Türkler, Rusya Haberleri, Kafkasya Haberleri, Türk devletleri

Türkiye
Doğu-Güneydoğu Anadolu, Marmara Bölgesi, Akdeniz Bölgesi, İç Anadolu Bölgesi, Ege Bölgesi, Eğitim Öğretim, Ekonomi, Türk Medyası

İdea Politik
Serbest Kürsü, Kemalizm, Siyasi İslam, Irkçılık - Aşırı Milliyetçilik, Marksizm ve Diyalektik, Gizli Örgütler ve Ezoterik Topluluklar, Milliyetçilik....



Karadeniz Ansiklopedik Sözlük

Karadeniz Ansiklopedik Sözlük.

Folklor ve Mitoloji Sözlüğü

Folklor ve Mitoloji Sözlüğü.

Pontus & Antikçağ'dan Günümüze Karadeniz'in Etnik ve Siyasi Tarihi. GENESİS KİTAP. Ankara, 2011  

Pontus

 

Kıyı Dergisi 275. sayı

Kıyı Dergisi 275. sayı

Kıyı Kültür ve Sanat Dergisi, yayın hayatına 1961’in Ekim ayında başladı. Yayını, kesintilerle beraber 2002’nin Mart ayına kadar devam etti. Günümüzde yeniden yayınlanan dergi bu ay 275. sayısını çıkarıyor.

 

FOTOĞRAF GALERİLERİ

eski karadeniz fotoğrafları, old pictures of Pontos, post cards

Eski Karadeniz fotoğrafları

Karadeniz etnografik materyaller, tarihi eşyalar, eski araç gereçler, antikalar

Karadeniz etnografik materyaller

Karadeniz yemekleri fotoğrafları

Karadeniz Yemekleri fotoğrafları

iPhone 4 Wallpapers, iPhone 4s Wallpapers

iPhone 4 Wallpapers

wintersnow~0.jpg

iPhone 4s Wallpapers, iPhone 5 Backgrounds, iPhone 4s Themess

Wide Screen Photos 1920x1080, Best Win 7 Walpapers 1920x1200

Wide Screen Photos 1920x1080

Yunanistan fotoğrafları, Greece Walpapers

Yunanistan fotoğrafları, Greece Walpapers

Doğa, Tabiat, manzara resimleri,Nature Walpapers

Doğa, Tabiat, manzara resimleri,Nature Walpapers

Osmanlı imparatorluğu dönemi resimler, Engravings of Ottoman Empire

Osmanlı imparatorluğu dönemi resimler, Engravings of Ottoman Empire

otomobil resimleri, araba fotoğrafları,Car wallpapers

otomobil resimleri, araba fotoğrafları,Car wallpapers

architecture-wallpapers-city-photos-best-free-pics_2829729.jpg 

City Wallpapers, HDR photos

img_127.JPG

Aviation, Aircrafts and Helicopters Wallpapers

00000619.jpg

Klasik arabalar, Classic Cars wallpapers

Image_0701_Virginia_Colonial_National_Historic_Park_Yorktown_Battlefield.jpg

Gezi fotoğrafları,  Travel All Around the Worl Full HD Wallpapers

1914-1918_Ze_n_ai_pas_peur_des_Boches_I_se_not_afraid_of_the_Germans.jpg

1. Dünya Savaşı resimleri, World War I Photos 1914-1918

44~1.jpg

Hayvan resimleri,Amazing Animals Wallpapers

Macro-flowers-photos-Wallpapers_284529.jpg

Makro fotoğraflar, Macro Flowers photos Wallpapers

new-year-wallpapers_38.jpg

Yeniyıl resimleri, New Year Wallpapers,

War-Plane-Images.jpg

2. Dünya savaşı uçakları resimleri, World War 2 planes


105_WideScreen_Nature_Wallpapers_2810529.jpg

Tabiat resimleri, WideScreen Nature Wallpapers

love-photos-Romantic-wallpapers_281029.jpg

Romantik resimler, Romantic Wallpapers

Nedret Sekban
Nedret Sekban

Söyleşi: Gamze İlaslan

1953 Trabzon, Süımene’de doğdu.
1977 İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi, Yüksek Resim Bölümü’nde öğrenim gördü.
1979 İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi, Yüksek Resim Bölümü’e asistan olarak atandı.
1983 “Sanatta Yeterlilik” diploması aldı.
1992 Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nde yardımcı doçent oldu. 1995 Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nde doçent oldu.
2001 Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nde profesör oldu.
Halen aynı üniversitede öğretim üyesi olarak çalışmaktadır.



İlk çocukluk evrenizi Sürmene’de, memleketinizde geçirdiğinizi biliyoruz. O yıllann belleğinizde yer tutmuş anıla nndan, o yıllann Sürmene’sinden ve Sürmenelilerinden kısaca bahsedebilir misiniz?
Nedret Sekban: Doğum yerim Sürmene, ancak ben iki yaşımdayken Trabzon’a göç etmiş ailem. Sürmene ile ilişkim, ailemin hafta sonları babaannemleri ve anneannemleri ziyaretlerinden ibaret oldu. Anneannemin köyüne gitmelerimizi, doğayı, yörenin dinamik insanlarını ve yapısını; dereler, çaylar, fındıklıklar, oralarda çalışan insanları; Sürmene’nin içinden akraba çocukları ve onlarla olan ilişkilerimi hatırlıyorum. Ve oradaki oyunlarımızı... Sahil yolunun ve çay fabrikasının olmadığı dönemi ki fabrikanın arsası bizim ailenin yer lerindendi oraların devlet tarafından satın alınıp da fabrikanın o ilk kurulduğu zamanları, çevredeki eski evleri ve bin bir türlü ilişkiyi, hepsini hatırlıyorum. kâğıtlara sarılı akide
şekeri almadan gitme yişimizi hatırlıyorum bir de.

G.İ: Hangi köydendi anneanneniz?
N.S: Aso Hanları’ ndan. Sürmene’nin girişinden itibaren başlayan Manahoz deresinden yukarıya vurduğunuzda karşınıza çıkan, eski adı Karakanzi olan; şimdilerde Ustündal diye bilinen köy. Uç ay önce annemi ziyarete gittim, gene dolaştım oralarda, hani çok da fazla değişmemiş, sadece birtakım yeni binalar yapılmış o kadar. Yine o dere çok cılız akıp duruyor kendi halinde. Toprak ve irili ufaklı taşların olduğu bir yoldan köye çıkılırken, hanlara girip tuhaf şekerlemeler satan bir dükkândan sarı fil
G.İ: Anne ve babanızın meslekleri neydi?
İkisi de terziydi. Trabzon’da babamın bir dükkânı vardı; annemse evde yürütüyordu mesleğini. İlginçtir ki annemin şimdi bir dükkânı var Trabzon’da ve öğrencileri var, üstelik yaşı da yetmiş. Benim çocukluğumda da vardı öğrencileri, dikiş nakış öğretirdi onlara. Terzi bir aileyiz kısaca.
G.İ: Sekban ailesinden öğrendiğimiz kadanyla çocukluğunuzdan gelen bir alışkanlık resmetmek ve çizmek. Hatta yaşıtla nnızla oyunlar oynamak yerine çoğunlukla inzivaya çekilip karalamaktan yanaymış tercihleriniz.

Resim yapmaya sizi iten güç neydi, nasıl doğdu çizme istediğiniz?
N.S: Trabzon Lisesi’ nde öğrenciyim; bir yandan ülkedeki siyasi ve politik olaylara meraklı bir adamım, öte yandan da lisenin resim atölyesinin anahtarı bendeydi.
Önceleri ağabeyim (Mustafa) de benimle birlikteydi. Lisenin bilinen en iyi resim yapan adamlarından olduğumuz için anahtarı bize teslim etmişlerdi. O liseyi bitirip de okumak üzere İstanbul’a gittiğinde yalnız kalmıştım. Ben o anahtarla lisenin atölyesini açar, resmimi yapar çıkardım. Aslında Sürmene’de çocukluktan sonra daha uzun bir zaman kaldığım bir dönem var: sene 196970 yazı. Mezun olmuştum ve merak ediyordum, bu çay fabrikasında işçiler nasıl çalışır, ne yaparlar ve nasıl bir döngü vardır fabrikanın içinde diye. Eğer çay fabrikasında çalışırsam bu sorulara cevap bulabilmenin yanı sıra harçlığımı da çıkartmış olacaktım. Babam, aile büyüklerinden rahmetli Hayrettin Seymen ile görüşüyor ve beni çay fabrikasına geçici işçi olarak yerleştiriyorlar. Çevremdekiler bana “gel sen tahakkuk denen bir yer var, oraya yazıl, bir memur ol.” dediler; ama ben “İstemem, işçi olmak istiyorum.” Olur mu hiç öyle şey deyip kızdılar tabi, “Sen Seymenli ailesinden bir adamsın, hiç yakışır mı sana orada kıvırmanın üstünde dirgenle çayı aşağıya itmek!” Ama benim amacım fabrikada bizim dışımızda akrabaların dışında o kırsal alandaki insanları tanımak. Geçici işçilik yaptığım o süreçte her ne kadar birçoklarının işten kaytarmalarına şahit olsam bile, ben giderdim tahakkuktaki arkadaşlarımın portrelerini yapar, bir şeyler yazarçizer dim. Vardiya usulü çalışırdık zaten. İnsanlar kartı basıp içeri giriyor, çalışmıyorlar ama aybaşında da maaşlarını tıkır tıkır alıyorlar. Tabi ben söylediğim nedenlerden ötürü çalışmaya meyilli bir adamım ki bana kızarlardı: “Sen çalışıyorsun diye biz de çalışmak zorunda kalıyoruz.” diyerek. Sıkı dostluklarım ve ahbaplıklarım hep bu döneme rastlar zaten. O dönem, biz akraba çocukları ve onların arkadaşları denize gidip geliyoruz işte. Bir gün içki muhabbeti de var. Karpuzlar soğusun diye denizin kıyısına, kuma koyuluyor. Biz karpuzun bir tanesini yiyeduralım ötekinin de soğumasını bekliyoruz bir yandan.. Ancak dalganın biri koca karpuzu alıp gidiyor. Millet dağılıp karpuzu aramaya çıkıyor. Ve o görüntü esnasında bir an karpuzu görüyorum. Çeşitli ışıkların ona vurması ile o dalgaların arasında kalan karpuz imgesini hiç kaybetmedim; ama fırsat da olmadı çizmeye. Hatta akraba çocuklarına, ben bunun bir gün resmini yaparım demiştim... ama olmadı, yapamadım.. Bir gün belki...
G.İ: Gecenin bir karanlığında ellerinde fenerle bekleşen adamlar, mavi masmavi bir denizin ortasında biçare yalnızlığın ve yalınlığın ve emeğin hikayesini yazan balıkçılar.. Sürmene’de geçirdiğiniz yıllann ve çocukluğunuzun tablolarınızda bir yansıması, bir yankısı var mıdır?
N.S: Gerçeklikle ilişki kurması biçiminden bakarsak mutlaka var. Aynı şekilde sadece Sürmene değil, Trabzon da var.. Ganita’ya çıplak ayaklarla ta yukardan evimizden koşup denize girerdik, üstelik gizli gizli.
Evdekiler de anlamasın diye o ıslak şortumuzu taşa vura vura kurutmaya çalışırdık. Trabzon ve Sürmene’deki o denizle ilintili bütün anılar ve yaşanmışlıklar bir bellek oluşturuyor; hele ki bizim gibi, görsel belleğin işinizin önemli bir parçasını oluşturduğu bir işiniz varsa. Demek ki o Sürmene sahilinde arkadaşlarla yürüdüğümüz akşamlarda ben onlardan farklı şeyler yakalıyordum.
Daha sonraları ressam olunca, denize bir nesne olarak bilinçle bakmaya başlıyorsun. Bunu hep söylerim: Denize bir iktidar alanı, özgürlük alanı olarak bakıyorsun; fakat deniz iktidarını kimseyle paylaşmaz.
Batmaz deyip Titanic diye bir gemi yapıyorsun; ama bilmem nereden bir buz parçası kopup geliyor ve onu suyun dibine gömüyor.
Balıkçılarla konuştuğunuzda bunu anlarsınız, neden ona sırtlarını döndüklerini. Bir taraftan severken, bir taraftan da nefret ederler. Her elleri dolu bir seferden dönüşün denizden karşılık bulacağını, er ya da geç, şimdi ya da daha sonra, kendilerinden yahut çocuklarından denizin bir şey alacağını bilirler ve bu yüzdendir belki de çoğu sefer sırtlarını dönerler ona. İki küskün kardeş gibi.. Çocukluğumdan kalan bütün o görüntüler, balığa çıkışlarım yer bulmuştur tablolarımda. Bir öteki sebep; denize sevgim, onun bana ait bir dil oluşturma fırsatı vermiş olması. Zamanla bu durum naif bir sevgiden öteye geçiyor ve bir bilinç oluşuyor kendiliğinden. Mesela demiryolu işçilerinin hep yolda olduklan ve o yolun bitemeyeceği hissiyatı vardır, tıpkı denizcilerde olduğu gibi.. Denizcilerin modern zaman anlayışları yoktur. Onlar hala lokal bir zaman anlayışının içindedirler. Çünkü yaptıkları eylemde kesinlik söz konusu olamaz, denizi denetleyemez, kontrolünüze alamazsınız. Bu noktada, bu denetlene memezlik, benim bir başka önemli temam olan ‘çingeneler’de de vardır. Onların da tarih boyunca denetlenemeyen halleri insanda bir bağımsızlık duygusu uyandırıyor. Demiryolu işçileri ve denizciler hep yoldadır, yolda olmak zorundadır ve her geri dönüşlerinde, gittikleri an ile geldikleri zaman arasındakilerine tanık olamamaktan kaynaklanan bir boşluk oluşur hayatlarında. Çingeneler de hep yoldadır;
çünkü göçebedirler, hep göçerler, durmazlar, bağlanamazlar.
G.İ: Nedret Sekban tablolarında vazgeçilmez karakterler: Balıkçılar, çingeneler ve demiryolu işçileri. Nedret Sekban tablolannı nasıl yapıyor, bu karakterlerin aralanna karışıp onlarla arkadaşlık mı kuruyor, yoksa dışardan bir gözlemci olmayı yeterli mi görüyor?
N.S: Yaratıcılık esnasında günlük bilinçten sıyrılmanız ve o sıyrılmadan sonra elinizdeki malzemeyi' estetikleştirmek bir mecburiyettir. Konunuzun içine girip onu yaşayabilirsiniz, ancak onunla soğuk bir ilişkiniz olmaksızın onu tekrar iletemez, bir iletiye dönüştüremez siniz; çünkü elinizdeki malzemeyi estetik bir biçimde sunmanız o malzemeyle yabancılaşmanızı gerektirir. Evet, birçok çingeneyi tanıyorum, sohbet de ediyorum onlarla; hatta misafirlerim geldiğinde onlara çingene dostlarımla konuşma imkânı sağlıyorum. Nitekim onların müziğini dinliyoruz, onların dans gösterisi yapılıyor; ama mesele bunun resmini yapmaya geldiğinde durum değişiyor, onlarla ilişki kurmuyorum, kurmamam gerektiğine inananlardanım. Balıkçılar da öyledir. Ben denizin karşısında resim yapmıyorum; ama yaparsanız bir izlenimci olarak yaparsınız. Böyle bir durumda bile siz ve temanız arasında bir soğukluk bir yabancılaşmanın yaşanması gereklidir illa.G.İ: Tüık resim sanatına katkıda bulunmuş pek çok sanatçı çıkartmış Trabzon. Var mıdır coğrafyanın sanat üzerinde şekillendirici bir etkisi? N.S: Cezanne der ki: “insanın karakterini, huyunu oluşturan en başat şey onun coğrafyasıdır.” Trabzon’un kent olarak 4000 küsur yıllık bir geçmişi var. Gerek İpek Yolu, gerek limanı onu bir kavşak haline getirmiştir. Günümüzde Trabzon’u değerlendirirken onu eski kültürlerin kavşak noktası yahut kaynama noktası olarak ele alabiliriz. Resim sanatı da ancak kent kültürü ile ulaşılabilen bir sanat dalı. Ve yine paradoksal olarak resmin geleceğe taşınması, toplanması saklanması ve korunabilmesi için bir muhite, bir kente ihtiyacı var; çünkü resim sanatının sadece bugünü anlatan bir yanı yok, onun sonraki kuşaklarla da ilişki kurması sağlanmalıdır. Trabzon un böyle bir avantajı var, bir imparatorluk şehri ve bu sebeple klasik sanatlarla ilişkilendirebilece ğimiz entelektüel kaynak orada sabit. Bunların dışında coğrafya ve karakter de var; sonuç nedir: Verimlilik!
G.İ: Sürmene’de kültüre ve sanata meyilli ancak dürtülmeyi bekleyen yüksek potansiyelli bir gençliğin olmasına karşın gerek teoride gerek uygulamada yaşanan birtakım problemler onlann gelişimin bir parçası olarak değerlendirilmesine engel olmakta. Bu durumu siz nasıl değerlendiriyorsunuz, bir sanatçı olarak nasıl çözümlerin getirilmesinden yanasınız?
N.S: Bunu sadece Sürmene’ye veya Trabzon’ a indirgememek gerekli. Bir yığın edebiyat ve sanatla ilgi duyan genç var. Bu insanlar kendi yörelerinden çıkıp başka kültürlerle tanışmalı ve çatışmaya girmeli. Bunu da ancak eğitim kurumlan, onları destekleyen çeşitli meslek grupları, aile ve aile dışındaki birikim ve entelektüel yapıdan gelen takviye ile başarmak mümkün görünüyor. Kanımca, resim yapabilecek olan insanların daha çok metropollerde olması lazım; çünkü bütün politik ve kültürel karmaşık ilişkilerin, enformasyonun bütün karmaşıklığını aynı anda yaşayabilmesi lazım sanatçı ve sanatçı adayının. Yaşayabilsin ki dünyayı kavrayabilsin. Bu bir sanatçının mayasıdır, asıl özüdür. Sanatçı olacak adamın toplumsal normların dışından da topluma

“Denetlenememezlik, benim bir başka önemli temam olan ‘çingeneler’de de vardır. Onların da tarih boyunca denetlenemeyen halleri insanda bir bağımsızlık duygusu uyandırıyor.”

bakabilmesini sağlayacak kaynak metropollerdir. Yayımcılar, matbaacılar buradayken ve siz orada kalmaya devam ederseniz yapabileceğiniz tek şey iyi olduğunuzu iddia etmek olacaktır. Trabzon’da Mimar Sinan Üniversitesi gibi bir fakülteyi organize ettiniz diyelim, ne gibi bir üretkenlik beklenir, eğitimin kalitesi nerededir cevaplanması zor sorular elbet. Çünkü bu bir kalıtımsal sorun, bir kültürel sorun ya da başka bir deyişle süreklilik sorunu. Mimar Sinan üniversitesi yüz yirmi beş yıllık bir geçmişe sahip ve Osmanlı döneminde ki İslami değerlerle oluşan bir kültür birikimi var ortada; ama bu okulda o dönemde dahi çıplak model kullanılmış. Batıdan gelen ve oryantalist bir bakış açısına sahip adamlar: “Nerede buradaki İslam kültürü ürünleri, örnekleri” diye soruyor. Evet, bunun için bir bölüm var; ancak bizim yazmalarımız, hat, çini, geleneksel yazı ve halı örnekleri dışında da çalışmalarımız var diyebiliyoruz. O dönemde böyle bir kültürü yaratmak için dönemin popüler kültür anlayışına karşı bir duruş, bir dayatma, bir öncülük, karşı enformasyon vardı. Peki, şimdi, Trabzon’da bir nü sergilemek, bunun eğitimini vermek sorun olmayacak mı sanki. Oysa çıplak model eğitimimizin temel öğelerinden biridir; tıpkı kadavra üzerinde doktor adaylarının çalışması gibi ve bu çalışmanın gerekliliği gibi. Sonuç olarak bu enformasyonu kurabilecek bir düzenin orada olması gereklidir, bu benim orada böyle bir eğitim kurumunun açılmasına karşı çıktığım anlamına gelmemelidir; evet açılsın, gençlerimiz orada yer alsın ve illa da onların buralara gelmesine gerek kalmasın. Bu ancak ve ancak süreklilik ve mücadele sonucunda elde edilebilir. Şu anda Trabzon’da böyle bir kurum olsa yüzeysel kalacaktır. Sen nü sergilemek istediğinde karşı çıkılacaktır ve bu sadece bir politik tavır değildir; aynı zamanda yöredeki popüler anlayışın estirdiği bir anlayıştan kaynaklanıyor. İster istemez zamanla çocuk da nü yapmayı bırakacaktır tabi, yapanlar azınlık olacaktır. İşte bu yüzden bu çocuklar Ankara’ ya İstanbul’a geliyorlar.
G.İ: Memlekete en son gidişinizde neleri değişmiş buldunuz ve bu değişikliği nasıl değerlendiriyor Nedret Sekban?
N.S: Öncelikle şu sahil yolunun çok güzel olduğunu söyleyenlere katılmıyorum. Savunmalarının açıklaması da şu: Ama memleket para kazanacak, malını daha kolay ve daha hızlı taşıyacak, ticaret yapacak, kar edecek... Ben ne sanayici ne de ticaret adamları gibi düşünemem, düşünmemem gereklidir. Ben oranın doğasına bakıyorum ve doğaya müdahale var mı, evet; canına okumuşlar mı, evet. Peki, Trabzon’da bu işin uzmanları bu
kırk sekiz
yapılan acımasız kıyıma karşı çıkmış ve gerek
li raporları hazırlamış mı, evet yapmışlar. Ancak kulak asan olmamış ne yazık ki. Hele Trabzon’un tam kalbine bir yol oturtmuşlar ki sormayın. Ne kadar beton, o kadar geliştik anlayışı. Trabzon’un içinde yeşil kalmamış ki. Başınızı biraz yukarılara kaldırdığınızda ancak yeşili görebiliyorsunuz. Böyle şehir mi olurmuş; şehre giriyorsun beton, çıkış beton.. Şehrin belleği olan yerleri yok ederseniz o şehir değişir, ancak bu değişimin olumluluğundan bahsetmek söz konusu olmaz. Bu noktalar şehrin nirengi noktalarıdır ve onlar kırıldığında gelenekten bahsedilemez ve böyle bir durumda ben size nasıl mesajımı iletebilirim, anlayamazsınız çünkü o noktalar yoktur, kırılmıştır. G.İ: Biraz da sanattan bahsedersek, Aragon şiirin ilk dizesinin ilham, geri kalanının ise bir emek ve çalışma ürünü olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade eder. Peki, ilham yahut zihnin ve kalbin aynı yoğunlukta buluştuğu o nokta resim sanatının neresindedir, ne kadan nı kapsar, yeterii görülebilir mi?
N.S: Ben de gençliğimde, atölyede sekiz saat oturup üretebileceğime inanıyordum, ama yok öyle bir şey. Şairseniz, sizden önce yazılmış yığınla metin vardır; onları okumuşsunuzdur. Okuduklarınızın sizde yeni bir biçimde vücut bulmasına izin verip onu yeniden üretirseniz evet, Aragon bu durumda haklı olur. Yani sürüyle kelimenin ve cümlenin aklından geçtiği bir adamın sekiz saat boyunca ilhamsız olması mümkün müdür? Her sanat eseri, bir başka sanat eserini döller. Eğer de bunun farkındaysanız yapacağınız şey karar vermiş olmak ve o karar ile ilgili olarak bir disiplin alanını sağlayan manevi ve tinsel bir atölyeyi elde etmektir. O atölye sadece bir mekân değildir; o günlük yaşamın içinden dışarıya çıkabildiğiniz alandır. Zaman zaman açık bir alan, zaman zaman kapalı. Atölyeniz kafanızda biriktirdiğiniz imgelerin bütünüdür. Aslında atölye dinamik bir mekân. Ancak o dinamizmin size bir tinsellik bir uhrevilik sağladığında ilham oluşuyor, üretme duygusu, yeni bir biçim, yeni bir zamanlama. İnsanın kafasında bir atölye olmalıdır ki orada zamansız ve mekansız bir şeyleri, güncel olayları tasarlayıp yeni bir formatta sunabilsin, o tinsel yapı bunu sağlar. Üstelik adeta tapmağınız olur.
G.İ: Teknikte olmasa da içerikte gerçekçilik akımına mensup bir ressam portresi çiziyorsunuz. Dışardan bakıldığında Türk resim sanatında gerçekçi ressamlann sayısındaki azlığı kültürdeki nesnel gözlemciliği gelişmemiş olması ile bağdaştırılabilir mi?
Nedret Sekban: Bunu kentleşme süreci ile bağdaştırmak mümkün. Sanayi Devrimi sürecinden sonraysa kenti yeni baştan yaratarak, kent bilincinin oluşturulması ile ilgili bir şey. Realite ancak kent sorunu ile birlikte gelişebilirdi. Dikkat edin bu gerçekçilik dönemi ülkemizde de aşağı yukarı olarak kentlerde sanayi işçileri kavramının oluştuğu dönemlere rast gelir. Orhan Kemal’in Adana’yı veya küçük butjuvaları ve geçici işçileri anlattığı romanlar hep bu döneme rastlar. Ben bunu kent sorununa bağlıyorum. Kent bilinci oluştuğu


zaman, sanatçı kente üretimini vermeye başladığı zaman gerçekçilik akımı başladı. Ancak bizde kent bilinci geç oluştuğu ve halen bazı kentlerde bunu oluşturamadığımız için gerçekçilik akımı hep geride ve gölgede kaldı. Aynı zaman da korkulur bundan; çünkü arkasına bir de toplumcu gerçekçilik eklenir ki, bunların çoğu Marksist’tir diye düşünüldüğü için çok da fazla söz edilmez gerçekçilikten.. Natüralizm ile bir arada tutulabilir; ama gerçekçiliği geniş algılamak lazım.
G.İ: Gerçekçilik süsten uzak, yalınlık odaklı ve nitekim birebir sanatın savunucusu, bilimsel metotları kullanan bir akım. Tüm bunlar ele alındığında, sanatın kalıplar içinde kalmasına sebep sayılamaz mı gerçekçilik?
N.S: Zaten gerçekçilik akımını böyle bir tanımlama ile açıkladığınızda onun içinde barındırmış olduğu insanı yok saymış oluyorsunuz. Eseri yaratan özneyi yok sayıyorsunuz. Evet, böyle öğretilmiş bu kavram. Ancak ne alakası var bilim ve sanatın? Sanat insanı ağacın tepesine çıkarıyor, oysa bilim bunu yasaklıyor, yer çekimi var diyor. Realizmin böyle bir derdi yok ki. Orada aslında pozitivizmden bahsetmek gerekiyor, daha nesnel olmak onun bilimselliğinden bahsettirmemeli. Bunun aslında görme biçimi ile de alakası var; çünkü siz ve ben aynı biçimde görmüyoruz. Aynı gözlemi yapmıyor, aynı değerlendirmiyor, aynı yorumlamıyoruz. Ben zaten gerçekçiliğin böyle kuru natüralist bir tarafını kullanmıyorum. Ben bir görüntü imalatçısıyım. Bir çiçeği, çiçekçiyi, balıkçıyı yahut denizi resmetmiyorum salt, aynı zamanda onu yeniden üretiyorum, imal ediyorum. Burada benim özne olma biçimim nesne olmayı geçiyor.. O artık benim bir nesnem. Onu değerlendirirken farklı bir şekle de sokuyorum. Mesela teknik olarak onu abartarak, deforme ederek, rengini değiştirerek, biçimini değiştirerek sunuyorum ve böyle olduğu zaman hiç bir kısıtlayıcı yanı yok.. O tür bir nesnellikten değil bizim burada sözünü ettiğimiz gerçekçilik. Evet, bir insan tasvir ediyorsa, betimliyorsa gerçekçidir. Ama bu gerçekçiliğin mayasına ne kadar duygu ne kadar farklılık kattığına bağlı olarak farklı skalalara gidiyor tercihi. Ben mesela bu durumu gözlemcilikten sonra tekrar kurgulamak olarak ele alıyorum. Ele alacağım konuyu gözlemledikten sonra, biçim olarak onu yeni baştan kurguluyorum, işliyorum, öyle koyuyorum. Yani o zaman o sözünü ettiğiniz bilimsel metot ve kuruluk söz konusu olmuyor. Parmak izinizi koyabilme yeteneğinize sahipseniz, bir dünyanız varsa size ait, ya da anlatma gayreti içinde olduğunuz bir şeyler varsa o kuruluktan, yavan duruştan bahsedemeyiz. Nesnelerin kompozisyonunu yaparken egemen olan siz iseniz, bilimsel metottan ve ötekilerinden uzak kalacağınız kesin.
G.İ: Henry Mille der ki: “Sanatçıların insanları peşinde sürükleyecek ya da düşünmeye sevk edecek davaları eserleri olmalıdır.” Ressamın bu süreçte yaşabileceği sıkıntılar var mıdır? Yahut kolaylığı var mıdır bu durumun resim sanatı için?
N.S: İyi bir temenni; ancak olmadığında ne yapacağız. Diyelim ki adam hep elma resimleri yapıyor. Meseleye resim alanından bakarsak, modernizmi başlatanlar öyle büyük davaların resmini yapanlar değil, öyle büyük toplulukları arkasından sürükleyenler değil. İşini saygıyla yapan, sürekliğini sağlayan, biçimformkompozisyon veya dille ilgili bir farklılık varsa, alanına bir değişim getirebiliyorsa, o sürüklüyordur, o başarılı oluyordur. Sanatçının büyük bir ideolojiye sahip olması, iyi felsefeci, iyi sosyolog, iyi politikacı olması metinlerde güzel duruyor; ama gerçekçi değiller. Dünyayı değiştiren, büyük iddiaları olan adamlar zaten çok da günlük yaşamın ve toplumsal hayatın içinde yer alamayan sanat adamları için fazla bir misyonerli. Biz zaten o kadar insanların içinde yer alamayız ki. Üretim aşaması bizim çok zamanımızı alır. Çok büyük sanatçıların da çok büyük dava adamları olduğuna inanmadım hiç... Bakın Meksika’ya,
Diego Rivara’dan Orosco’ya, o dönem Meksika devriminin içindeki önemli insanlardır.
N.S: Ölüm teması ile bu aralar haşır haşır neşir olmuşluğum var. Yaşım geçiyor da o yüzden ilgilenmeye başladım gibi bir derdim yok. Gençlikte ve yaşlılıkta ölümü daha farklı karşılar insan. Gençken aileden, akrabadan, normal veya normal olmayan sebeplerle yaşanan ölümlere tanık oluyorsunuz; ama zamanla değişiyor bakış açınız. Geçmişte tablolarımda direnen ve devinen mücadele
ci bir ölüm varken, şimdi daha faklı bir boyutta sunmakta olduğuma inanıyorum. Ölüm temasının yanında, çingeneleri de, oynayanları da yapıyorum, hayat bu işte... Yolda olmak böyle bir şey.. Kimisi oynayarak gidiyor, kimisi kafasına taş yiyor ölüyor, kimisi bir kurşunu nasip kılıyor kendine. Başta sorduğunuz soruyla da ilintileniyor bu, benim sokağa çevreme etkilenme biçimimden de kaynaklanıyor. Bunları topluyorum arşivime, belleğime. Çünkü gazete dergi okuyoruz, bir film izliyoruz, bir haber dinliyoruz; tüm bunlar sizde bir kanı, fikir oluşturuyor. Bunları toplayıp tasarladığında, resme nasıl dökerim, nasıl anlatabilirim dediğinde, zaten ilham kendiliğinden olmuş oluyor: İşte atölye! İnsan kafasıyla birlikte gittiği her yere atölyesini de götürüyor.
N.S: Ben teşekkür ediyorum... Geçen yıl bir arkadaş getirmişti Tekne’yi ilk kez. Böyle bir çaba için liseyi ve sîzleri kutluyorum. Siz de bir atölyesiniz nitekim. Evet, kafanızda bir atölye var... Sürmene Lisesini böyle dimağları ortaya çıkardığı için tebrik ediyorum.


NEDRET SEKBAN resimleri


NEDRET SEKBAN resimleri

NEDRET SEKBAN resimleri

NEDRET SEKBAN resimleri

NEDRET SEKBAN resimleri

NEDRET SEKBAN resimleri

NEDRET SEKBAN resimleri

NEDRET SEKBAN
(1953, Sümene-Trabzon)

1953 Trabzon, Sürmene'de doğdu.
1977 İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi, Yüksek Resim Bölümü'nde öğrenim gördü.
1979 İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi, Yüksek Resim Bölümü'e asistan olarak atandı.
1983 "Sanatta Yeterlilik" diploması aldı.
1992 Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü'nde yardımcı doçent oldu.
1995 Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü'nde doçent oldu.
2001 Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü'nde profesör oldu.
Halen aynı üniversitede öğretim üyesi olarak çalışmaktadır.

ÖDÜLLER

1974 Ahmet Andiçan Snt. Öd. Rsm. Yrş., 1`lik Ödülü İst
1975 Ahmet Andiçan Snt. Öd. Rsm. Yrş., 1`lik Ödülü İst
1976 10.DYO Resim Yarışması, ödül, Ankara, İst., İzmir
1978 Kartal Kültür Şenlikleri Resim Yrş. Srg., 1lik Öd
1981 Atatürk Resim Yarışması, mansiyon, T.B.M.M.,Ankara
1982 Vakko Resim Yarışması, mansiyon, İstanbul

SEÇME KİŞİSEL SERGİLER

1987 Kurtuluş Svş. Destanı`ndan Resimler,Sanfa S.G İst.
1995 Desen&Resim Sergisi, Galeri Lebriz, İstanbul
1995 Passion Sanat Merkezi, İstanbul
1996 The Marmara, Istanbul
1996 Aphrodie Art Center, İzmir
1996 Kızıltoprak Sanat Galerisi, İstanbul
1998 Evin Sanat Galerisi, İstanbul
2000 Alaca İmaret, Selanik, Yunanistan
2000-01-02-03 Evin Sanat Galerisi, İstanbul

SEÇME KARMA SERGİLER

1976 Yarımca Sanat Festivali Sergisi, İstanbul
1977 "Yeni Eğilimler", İstanbul
1978 Çağdaş Türk Resmi Sergisi, Moskova, Bakü, S.S.C.B.
1979 "Yeni Eğilimler", İstanbul
1979 Galata Sanat Galerisi, İstanbul
1979 Güzel Sanatlar Galerisi, Eskişehir
1979 Başlangıcından Bugüne Türk Ressamları,Galeri Baraz
1980 Güzel Sanatlar Galerisi, İstanbul
1981 15.DYO Resim Yrş. Srg., Ankara, İzmir, İstanbul
1982 "Türk Resminde Figür ve Portre", Galeri Baraz
1982 T.P.A.O. 2.Atatürk Resim Yarışması Sergisi, Ankara
1982 45.Devlet Resim ve Heykel Sergisi, Ankara
1983 Akademi`nin 100.Kuruluş Yıldönümünde Akademililer
1985 85`ten 86`ya Resim&Heykel Srg., Berk Snt. Gal. İst
1986 "Afrika`ya Yardım Srg.", Teşvikiye Sanat Gal., İst
1987 Tanbay Sanat Galerisi, Ankara
1987 Trabzon`lu Snt.çılar Srg., Taksim Sanat Gal., İst
1988 Kayaalp Sanat Galerisi, İstanbul
1988 "Bizden ve Onlardan 3", Tem Sanat Galerisi, İst.
1988 MSÜ, Öğretim Üyeleri Srg.,Destek Reasürans S.G İst
1989 "Türk Resminde Ortak Bilinç Sg.",Kazım Taşkent S.G
1989 Desen,Gravür,Litografi,Suluboya Srg., Urart S.G
1989 Sanfa Sanat Galerisi, İstanbul
1989 Seksenli Yıllarda Türk Resmi, Ulus. 2.İst. Bienali
1990 Galeri Medusa, İstanbul
1990 "Figür 5", Kazım Taşkent Sanat Galerisi, İst.
1991 "Çağdaş Türk Ressamları", Halkbank Sanat Gal., İst
1991 Urart Sanat Galerisi, Ankara
1991 İstanbul Teknik Üniversitesi, Taşkışla, İstanbul
1991 "Figür 5", , Levent Sanat Galerisi, İstanbul
1992 "Nü Sergisi", Urart Sanat Galerisi, Ankara
1993 Galeri Lebriz, İstanbul
1994 Nazım Hikmet Kültür&Sanat Vkf.Srg, İstanbul-Ankara
1994 MSU, Resim Bölümü Öğr. Üyeleri Srg., Kocaeli Ünv.
1994 Darıca Kuş Cenneti, İstanbul
1995 Çağdaş Türk Resminde Figüratif İlgi, Galeri Artium
1995 MSÜ, Öğretim Üyeleri Sergisi, İstanbul
1995 Modern Türk Snt.ından Bir Kesit, Passion Art Cntr.
1995 Sanatçı Öğr. Üyeleri Srg.,TMMOB Mimarlar Odası İst
1995 Nadya Sanat Galerisi, İstanbul
1996 Türk Resminde İnsana Bakış, Resim&Heykel Müz., İst
1996 Evin Sanat Galerisi, İstanbul
1997 7.İstanbul Sanat Fuarı, Evin Sanat Galerisi, Tüyap
1998 185 Desen, Elhamra Sanat Galerisi, İstanbul
1998 8.İstanbul Sanat Fuarı, Evin Sanat Galerisi, Tüyap
1999 9.İstanbul Sanat Fuarı, Evin Sanat Galerisi, Tüyap
2000 Çağdaş T. Snt. Figüratif Eğilimler,Evin SG. Ankara
2000 Çağdaş T. Snt. Figüratif Eğilimler,Evin S.G. İzmir
2000 Çağdaş T. Snt. Figüratif Eğilimler, Evin S.G. KKTC
2000 10.İstanbul Sanat Fuarı, Evin Sanat Galerisi,Tüyap
2001 Ankart 1, Ankara Sanat Fuarı, Evin Sanat Galerisi
2001 Evin Sanat Galerisi, Adahan-Yalıkavak, Bodrum
2001 11.İstanbul Sanat Fuarı, Evin Sanat Galerisi,Tüyap
2002 "Figür 4", Nurol Sanat Galerisi, Ankara
2002 12. İstanbul Snt Fuarı, Evin Sanat Galerisi, Tüyap
2002 "Pankart", Karşı Sanat Çalışmaları, İstanbul
2002 Art Cosmo 1st Int. Symposium of Pnt., Yunanistan
2003 Evin Sanat Galerisi, İstanbul
2003 13. İstanbul Snt Fuarı, Evin Sanat Galerisi, Tüyap
2003 BJK 100.Yıl "Siyah-Beyaz" Srg., İstanbul

2004 ilkbahar 2004, Nurol&Evin Sanat Galerileri, Ankara



        

Karalahana.Com! Doğu Karadeniz Bölgesi gezi, kültür, tarih ve müzik rehberi © 2012 | Tüm hakları saklıdır