Karalahana.com! Laz uşaklarının gayrıresmi web sitesi

 

|  Mail gönder Sık kullanılanlara ekle  ENGLISH

Karadeniz Bölgesi Geleneksel Giyim-Kuşamı

Samsun Çarşamba yöresi geleneksel kadın kıyafeti Osmanlı dönemi

Samsun Çarşamba yöresi geleneksel kadın kıyafeti Osmanlı dönemi

Makale: Özhan Öztürk

Batı Karadeniz

 

Karabük ve Zonguldak kent merkezinden farklı olarak Bartın, Safranbolu ve Devrek köyleri efe ve yaren sohbetlerinin yakın zamana dek yapıldığı, düğün ve kına geceleri genellikle bağlama eşliğinde türkü ve manilerin söylendiği yerlerdir. Bu ilçelerde geleneksel yerleşim birimleri varlığını sürdürürken, geleneksel giyim-kuşam ve halk oyunlarında kurumlaşmış bir sürekliliğe sahiptir. Geleneksel erkek ve kadın kıyafetleri hemen hemen tümüyle kaybolmuş olup ancak folklor ekiplerince yaşatılmaktadır. Kadınlar, keten ya da pamuklu iç çamaşırı üzerine entari ve “kapale” adı verilen yelek giymekte, başlarına fes üzerine bağlanmış sarı-yeşil “çatkı” veya “atça” denilen etrafı pullu başörtüleri sarmaktadır. Erkekler, altlarına keten bezinden potur veya zipka, üstlerine yakasız işlik mintan üzerine körüklü yelek ve aba ceket giymekte, başlarına seymenlere özgü poşu sarılı fes veya keçe külah takmaktadır.

Başta Samsun olmak üzere Batı Karadeniz illeri başta Yunanistan ve Kafkasya olma üzere 19. Yüzyıldan itibaren farklı giyim kuşam kültürüne sahip önemli miktarda göçmen nüfusu kabul etmişse de yazının konusu gereği Batı ile Doğu’suna ait kültürel ögelerin harmanlandığı Samsun geleneksel yerli giyimini açıklamak yeterli olacaktır.

Erkekler, üstlerine genellikle ev tezgahlarında dokunmuş düz ya da ince çizgili keten gömlek[1], üzerine sahil kesiminde çuha ya da kadifeden iç kesimlerde yünden fermene[2] denilen dört cepli kolsuz ve yuvarlak yakalı yelek en üste kalın şayaktan, yakasız yandan cepli siyah aba ceket giymekteydi. Altlarına paça ve ya tuman da denilen iç donu üzerine potur adı verilen siyah veya kahverengi şayaktan beli uçkurlu, ağ kısmı bol, diz ile ayak bileği arası daralan zipka benzeri bir şalavar çeşidi giyilmektedir. Bele mevsimine göre pamuklu, yünlü ya da pamuklu-yünlü karışık kumaştan beyaz veya krem rengi kuşak sarılmakta[3], kuşak içerisinde para, tütün, kav ve çakmak keseleri, enfiye kutusu, saat ve anahtar taşınmaktaydı. Başlık olarak Trabzon civarının standardı olan kukulaya Samsun ve civarından nadiren rastlanmakta kişinin meslek ve sosyal statüsüne göre kavuk, sarık, külah, takke, derviş tacı gibi çeşitler giyilmekteyse de özellikle Samsun yöresinde fes üzerine çiçekli ve işlemeli dolak doladıkları görülmektedir. Sarısakal, Samsunlu genç erkeklerin nişanlı ya da yavuklularının verdikleri işlemeleri feslerine taktıklarını bildirmişse de çiçeklerle süslü başlıkları anımsatan bu gelenek bir tesadüf olmayıp köklerini antik çağa Dionisos kültürüne dek inen efe[4] ve zeybek giyimiyle ilişkili olmalıdır.

Kadınlar, altlarına pamuklu dokumadan üst kısmı beyaz diz ile ayak bileği arasındaki bölümü kir göstermesin diye renkli dokunmuş bel kısmı uçkurlu paçaları bağcıklı ya da lastikli iç donu onun da üzerine çeşitli renklerde bel ile göğüs arasında top formunda düğmeleri bulunan keten veya saten üç etek giymektedir. Evde giyilen iç eteğin ev işleri görerken sorun olmasın diye ön kısmı kısa dışarıda giyilenin ise uzun olup, genellikle dışarı çıkılırken üzerine çarşaf veya ferace giyilmekteydi. Evde üç etek üzerine üç etek ile aynı boyda pamuklu veya ketenden  beyaz önlük giyilmekte ve bir bel bağı (kolon) ile bele bağlanmaktaydı. Üç etek üzerine çoğunlukla aynı renk ve desende astarı zıt renkli, uzun kollu bir cepken veya yelek de giyilmekteydi. Başlarını çember ile artan kadınlar, boyunlarına aksesuar olarak boyunlarına ipek kaytana dizilmiş ve “gerdan altını” adı verilen bir dizi altın asmakta, başlarına ise kırmızı çuhadan fes giymekteydi. Orta Karadeniz’de kadınlar Doğu Karadeniz’den faklı olarak çoğunlukla patlıcan moru renginde yan tarafında işleme ve metal pullar bulunan şalvar da giymekteydi.

Laz kıyafetleri

Doğu Karadeniz

 

Ordu bölgesi geleneksel giyim tarzında kentsel–kırsal alan farklılığı son derece belirgin olup, 1950’li yıllardan itibaren geleneksel giyim-kuşam büyük ölçüde terk edilmiş olup yerini hazır giyime bırakmıştır. Osmanlı dönemi erkek giyimi Trabzon’dan farklı değilken, kadın giyimi Trabzon’un batısı ile benzerdir. Ordulu kentli kadınlar diğer Karadenizli kadınların yaptığı gibi saçlarını hotoz biçiminde toplayarak tepelik takmaktaydı. Köylü kadınlar altlarına keten fanila ile uçkurlu don üzerine entari ve yelek giyip, şal kuşak bağlamakta, önlerine yarlık ve peştamal takıp, ayaklarına “çörlük” denilen keçi kılı çorapların üzerine yemeni giymekteydi.

Günümüzde büyük ölçüde terk edilmişse de Osmanlı döneminde Trabzon yöresi giyim-kuşamı, Ünye ile Hopa arası giyim kuşamının genel özelliklerini büyük ölçüde yansıtmakta ve “Laz kıyafeti” olarak adlandırılmaktaydı. Diğer Karadeniz kentlerinde olduğu gibi kıyı kesimlerinde ince, yüksek olan iç kesimlerde ise kalın dokumalar tercih edilmekte, erkek giyiminde önemli bir ayrım görülmezken Şalpazarı ve civarında yaşayan Çepni Türkmenlerinin kadın kıyafetlerinde bazı farklılıklar göz çarpmaktadır.

Geçimini ekseriyetle gemicilikle sağlayan sahil kesimi erkeklerinin baştan aşağı simsiyah geleneksel giyim şekli 15. Yüzyıldan itibaren iç bölgelere doğru yayılarak yaygınlaşmıştır. Başa kukula adı verilen sivri uçlu siyah şayaktan bir başlık geçirilmekte başlığın üstünde sarık gibi dolanan uçları başın iki yanında kulakları örtecek şekilde aşağı bırakılcak şekilde düğümle bağlanmaktadır. Bunun yanı sıra Trabzon’un doğusu ve Rize’de cağla yün iplikten örülen ve “fes” ile kumaştan dikilen “taka” adlı başlıklar da kırsal kesimde aynı sıklıkta olmamakla birlikte kullanılmakta, iki ucu düğümlenerek başa geçirilen “yağlık” adlı mendilde başı örtmek için geçici çözüm sunmaktaydı. Din adamları beyaz sarık takarken eşraftan fes takanlar üzerine sarımtrak dallı nakışlarla süslenmiş bir bezin sarılı olduğu “abaniye” adlı başlığı takmaktaydı. Sırta çoğunlukla beyaz bez ya da ipekten düz yakalı, önden ya da yandan düğmeli “mintan” adı verilen gömlek üzerine ise sadece kol kısmı astarlı, siyah abadan yakasız bir cepken giyilmekteydi. Siyah cepkenin sadece uzun kollu, kolların omuz kısmı dar bileklere kavuşan kısmı geniş hatta bazen yenlerin bilek üstüne kıvrılmayı mümkün kılacak şekilde yırtmaçlı dikilmekteydi. Trabzon giyiminin en önemli özelliği bolca işlemenin yanı sıra taşınan silahlar da olup, cepkenin göğüs kısmında sağlı sollu iki fişeklik cep bulunmaktaydı. Cepkenin içine kışın “zibun” ya da kimi yörelerde “kavuşmalı yelek” adı verilen sol omuzdan aşağı bolca düğmeli, yakası kaytan işlemeli bir yelek giyilmekte cepkenin önü yelek üstünde kavuşturularak iliklenmekteydi. Alta ise iç donu üzerine bacakları sıkı sıkya saracak şekilde paça kısmı dar, dizden yukarısı bol, ağ bölümünde arkada körük gibi kat kat toplanan bir şalvar çeşidi olan siyah “zipka” giyilmekte ve bele bir uçkur yardımıyla bağlanmaktaydı. Zipka başka yörelerde “Laz donu” olarak adlandırılmakta ve nadirende olsa yanlarına kaytan ve sırma işlenmekteydi. Çocuklar ise şalvar formunda bele bir kuşakla bağlanan ve “kanaviça pantul” adı verilen keten pantalonu giyerken, yetişkinler tarafından da iş yaparken giyildiği görülmekteydi. Ayaklara ya “sabuk” adı verilen altı ince köseleden yapılan uzun konçlu çizmeler ya da burnu hafif kalkık, arka kısmı yukarı kalkık dil çekekli, altı kabaralı “çapula” adlı geleneksel ayakkabılar giyilmekteydi. Çapulalar, Osmanlı döneminde İstanbul’da kayıkçılık ve mavnacılık yapan Karadenizliler tarafından da yüzyıllar boyunca -yalın ayakla, çopra veya mestle- giyilmiş, 1807 yılında İstanbul’da Karadeniz Boğazı Kalelerini koruyan ve hepsi Karadenizli olan muhafızlar ayaklanıp, III. Selim’i tahttan indirdikten sonra Laz kıyafeti ve çapula İstanbul bıçkınları tarafından ufak değişiklerle benimsenip moda olunca başkentte “yamak terliği” adı verilen yeni bir ayakkabı türü çapuladan geliştirilmiştir. Çapula kalitesinde olmayan hasılsız veya hasıllı deriden yapılmış çarıkalr da köylüler tarafından giyilmekteydi. “Kongoş çarık” ineklerin diz derisinden yapılan en basit ayakkabı tipiydi ve yoksullar tarafından tercih edilirken hasılanmış deriden altı kösele olarak hazırlanan “yemeni” ise zengin ve ağalar tarafından tercih edilmekteydi. Ayrıca çocuklar “tad” adı verilen deri veya yünden dokunmuş bağcıklı ayakkabıyı giyerken, yaşlılar çorap üzerine, ayakkabılarının içine “mes” adlı bir çeşit tabansız ayakkabı giymekteydi. Ayakkabıların içerisinde ise beş çağla dokunmuş ayak bileği ya da diz altına dek uzanan (dizleme) yün çorap giyilmekteydi.

Çoğunlukla gümüşten, bazen çarık bezinden yapılıp, gümüş bir zincirle boyuna asılan veya sol omuzdan aşırılıp sağ bel üzerinde konumlandırılan, üçgen veya dörtgen biçiminde muska kutusu olan hamayıl ile bele, her iki tarafında dörder tane gümüşten yassı sallantı[5] süs takılı olan siyah deriden Çerkez kayışı erkek giyiminin vazgeçilmez aksesuarıdır. Kayışın sağ tarafına tabanca, sol tarafına ise 25 -30 cm uzunluğunda iki tarafı keskin kama veya keskin olmayan kavga ve horon silahı olarak kullanılan sivri uçlu Sürmene bıçağı sokulmakta, tabanca olmasa bile bıçaksız erkek kıyafeti eksik sayılmaktadır. Kayış üzerinde ayrıca yağdanlık ve sigara içmek için ateş yakmaya yakmaya yarayan kavların içine konulduğu kavlık gibi diğer aksesuarlar bulunmaktadır. Maddi durumu iyi olanlar ucunda kuşak içine sokulan iri bir saat bulunan, beş altı kolan halinde uzun bir gümüş saat kösteği de takmaktaydı.

Kadınlar feretiko adı verilen beyaz keten bezinden dikilmiş yakasız kamis adlı iç gömleği üzerine boyundan ayak bileğine kadar uzanan ve zibun adı verilen bol dikimli keten elbiseyi giymekteydi. Önü toplanıp kuşağa sokulunca üç etek gibi görünen zibunun rengi, işlemeleri, düğme sayısı hatta kesimi yöreden yöreye değişmekte olup, kıyı bölgelerinde iç kısımlara göre daha dardır kısadır ve ancak diz kapaklarına dek uzanacak dek kısadır. Zibunun üzerine ise kadifeden dikilmiş yakası ve kenarları işlemeli, uzun kollu veya kolsuz yelek (fermene) giyilmekteydi. Ayrıca yaşlı kadınlar kondogun adı verilen yakası kürklü bir tür yelek giymekteydi. Bele bağlanan ve çalışma sırasında önlük işlevi gören dikine çizgili peştamallerin[6] rengi de yöreden yöreye değişmektedir: Trabzon'un batısında kırmızı-beyaz, Sürmene'de kırmızı-siyah, Rize'de turuncu-siyah olmakla birlikte mor-siyah, sarı-siyah hatta geleneksel giyimde rastlanmamasına karşın günümüzde hediyelik eşya olarak üretilen farklı renklerden kombinasyonlara da rastlanmaktadır. İnce çubuklu peştemaller evli ve yaşlı kadınlar tarafından giyilirken, püsküllü ve delikli “makaslı peştemaller” genç kızlar, kenarları kırmızı “kara peştemaller” ise yaşlılar tarafından giyilmekteydi. Yüksek iç bölgelerde ve kış mevsiminde peştemalin yerini Lahor adı verilen kalın keten kumaşından bir dolaylığa bırakmaktaydı. Bele ipek veya ketenden dokunmuş Trablus adlı bir kuşak sarılmakta, bu kuşağın sade ve motifsiz olanları erkekler tarafından da kullanılmaktaydı. Ayrıca kemerin olmadığı dönemlerde bele mitari ipliğinden özel tezgahında dokunmuş tor kuşağı sarılmaktaydı. Günümüzde kullanımı yaşlı kadınlar dışında terk edilmiş olsa da kutni adlı kumaştan mamul bir çeşit önlük olan isparel adlı göğüslük[7] boyun ve belden bağlanmaktaydı. Başa beyaz yazma üzerine keşan adı verilen kırmızı rengin ağırlıkta olduğu yöreye özgü desenli keten başörtüsü örtülmekte, bazı yörelerde altına fes ya da tepelik/tabla da giyilmekteydi. Ayağa yün çorap üzerine yemeni ve çarık giyilmekteyse de Cumhuriyet döneminde yerini önce kara lastiğe bırakmıştır. Şalpazarı’nda diğer yörelerden farklı olarak elde şişle pembe veya kırmızı yünden dokunan ve ucuna saçak püskül eklenen bel bağı fistanın üzerine, kuşağın altına bağlanmaktadır.

 

Kaynakça

 

*Gürcan, Hikmet. Samsun Folkloru. Samsun Araştırmaları. Anadolu Folklor Vakfı Samsun Grubu Kültür Yayınl arı: 3. Samsun, 2007

*Koçu, Ekrem Reşad. Türk Giyim Kuşam ve Süslenme Sözlüğü. Sümerbank Kültür Yayınları, İstanbul, 1969

*Öztürk, Özhan. Folklor ve Mitoloji Sözlüğü. Phoenix Yayınevi. 2009, Ankara

*Öztürk, Özhan. Karadeniz Ansiklopedik Sözlük. 2 Cilt.  Heyamola Yayınları. İstanbul, 2005.

* Sarısakal, Baki. Bir Kentin tarihi: Samsun. Samsun Araştırmaları-2. Samsun Valiliği İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü. Samsun, 2005

*Tavukçuoğlu , Hakan Şeker. Her Yönüyle Güneysu Rize. Güneysu Sosyal Dayanışma ve Kültür Derneği Yayınları. İstanbul, 1996

*Yurt Ansiklopedisi. Anadolu Yayıncılık. İstanbul,  1981

*Yüksel Yağan Şahin, Türk El Dokumacılığı. İstanbul, 1978



[1] Cumhuriyet döneminde ev dokuması ketenin yerini Sümerbank’ın diril denilen dokumasından dikilmiş gömlekler almıştır

[2] Yunanca fermene “yelek”

[3] Maddi durumu iyi olanlar Horasan ya da Trablus kuşakları da sarmaktaydı.

[4] Antik Yunan’da ephebos  başlangıçta ergenlik çağına girmişr erkek anlamında kullanılırken, MÖ 335’den itibaren 2 yıllık zorunlu askeri eğitim alıp, kılıç ve kalkan taşıma hakkı kazanıp askerlik yemini eden gençlerin resmi ünvanına dönüşmüş olup, Batı Anadolu’da yiğitlere takılan “efe” teriminin kaynağıdır.

[5] Ordu’da bu sallantılara şak-şak adı verilir.

[6] Trabzon ve batısında bele sarılan dolaylığa “peştamal” başa sarılan örtüye “Keşan” adı verilmekteyken Rize’de peştamal bele sarılan örtüye “çeşan” ise bel veya başa sarılana denilmekteydi.

[7] Şalpazarı’nda Rumca olan isparel yerine Türkçe “yarlık” kelimesi kullanılmaktadır

Doğa Karadeniz Dergisi 13. sayı Karadeniz giyimi

Not: Bu yazı Doğa Karadeniz Dergisi 13. sayısında yayınlanmıştır 

Ayrıca Oku

Trabzon Şalpazarı geleneksel kadın kıyafetleri

 Geleneksel Karadeniz kıyafetleri fotoğrafları

          

Karalahana.Com! Doğu Karadeniz Bölgesi gezi, kültür, tarih ve müzik rehberi © 2007 | Tüm hakları saklıdır