Karalahana.com! Laz uşaklarının gayrıresmi web sitesi

 Anasayfa yap |  Mail gönder Sık kullanılanlara ekle  ENGLISH

 RİZE

 ARTVİN

 ORDU

 BAYBURT

 SAMSUN

 SİNOP

 

 

 MÜZİK

 TARİH

 KİM KİMDİR

 

 

 

 FORUM

 EDİTÖRDEN

 AJANDA

 

 

LİNKLER

 RİZE

 ARTVİN

 ORDU

 BAYBURT

 SAMSUN

 SİNOP


karalahana karadeniz gazete, karadeniz gazetesi, karadeniz haber
Yukardaki logoyu tıklayarak Bağımsız Karadeniz Gazetesini okuyabilirsiniz.

Önemli linkler, gazete oku, tv seyret
 Dünyanın tüm televizyonlarını Canlı seyretmek, tüm gazeteleri tek bir sayfadan okuyabilmek için önemlilinkler.com
www.onemlilinkler.com
sitesini sık kullanılanlara ekleyin.


KARADENİZ FOTOĞRAFLARI
Deeğerli Lahana forum üyeleri
Karadeniz fotoğraflarınızı  galerimizde otomatik olarak yayınlayabilirsiniz.
TIKLAYIN

KARALAHANA DA YAZAR OLUN


Yazılarınızı yayınlamamız için bzie gönderebilirsiniz

Bolu Tarihi



BOLU’NUN TARİHİ
B THYN'LER N HAKİMİYETİ
Hitit mparatorlugunun tarihe karısmasından sonra Anadolu güç dengeleri degisti. Phyrig ve Bithynler,
Sakarya bölgesinde yerlestiler. Bithynlerden önce de Bebrykler, Mariandynler, Koukones'ler, Thynler ve
Paphlagon'lar Bolu yöresinin ilk ahalisini teskil ettiler. Lydler, Persler de Bolu'da hakim topluluklardı. Hellenler
baska kültür ve görüsü Bolu'ya tasıdılar.
skender, sefer yolu üzerinde olmadıgı için Bithyn ve Paphlagonlara boyun egdiremedi. Fakat, onun
ölümünden sonra, Hellenistik krallıklar döneminde, Bithynler, Bolu'nun Güney Marmara'nın hakim unsuru
oldular. Xnephon, Anabasis denilen onbinlerini Karadeniz sahilinden ülkesine getirirken, Bithyn arazisinden
geçmistir.
Bu sırada Herakleialılar, onlara bazen dostane bazen de düsmanca tavır takındılar. Bolu'nun kuzey
batısındaki Kalpe dolaylarında Bithyn ve Hellen çarpısmaları meydana gelmis ise de taraflara pek zarar
vermemistir. Bithynlerin Bolu hakimiyeti M.Ö 279 - M.Ö 74 tarihleri arasında olmustur. Kurucuları, I.
Nikomedes'dir.
Bu kral, zmit Körfezinin bitim yerinde Astakos'un tam karsısında, kendi ismi ile anılan Nikomedia'yı kurmus ve
baskent yapmıstır. Böylece Bolu da siyasi ve askeri bakımdan Nikomedia'daki yönetime baglı kalmıstır.
Nikomedes'den sonra saltanat süren Bithyn kralları Ziaelas (255-235), I. Prusias (238-183), II. Prusias (183-
149), II. Nikomedes Epiphanes (149-120), III. Nikomedes Eugergetes (120-92), ve IV. Nikomedes Philopator
(92-74)'dir. Zieales Paphlagonia fetihleri sırasında Krateia'yı imar ettirdi.
Bolu ovasında Bithynion önemli bir Bithyn üssü olarak göze çarptı. Prusias isimli krallar da daha çok
Nikomedia-Herakleia çizgisinde, fetihlerde bulundular. Hypios kenarında kurdukları yeni sehre Prusias adını
verdiler ve mimari eserlerle süslediler. Nikomedes ise, Galatların Orta Anadolu'da yerlesmesini sagladı.
Galatlar, çevrelerindeki devletlere sürekli zarar verdiler. Bu arada Bolu arazisini de istila ve yagma ettiler.
Bununla da kalmayarak, Herakleia/Karadeniz Ereglisi'ne de saldırdılar. Alaplı vadisinde, inatla sehri düsürmek
için kamp kurdular. II. Nikomedes zamanında, M.Ö 149'dan sonra, Hellenizmin tesiri arttı. 105 yılında Roma-
Pontus meselesi Bithynleri de etkisi altına aldı. 104 de Paphlagonia, yani Bolu'nun dogusundaki topraklar
Bithyn ve Pontuslular arasında paylasıldı. III. Nikomedes ise, Bithynlerin degisik karakterli kralı olarak tanındı.
Halkın destegini alamadı. ç otoriteyi saglamak için de dıs yardımlara bas vurdu. Pontuslular böylece
Bithynia'da söz sahibi olabildiler. Fakat Nicomedes'in degisen siyaseti üzerine, bu defa Romalılar Pont Kralı
ile karsı karsıya geldiler. III. Nikomedes, Roma'lılara sıgındı. Gnl. M. Uquillius'u kral ile Bithynia'ya gönderen
Roma, kısa zamanda destekçisi oldugu kralın tahta geçmesini temin edebildi.
Bithyn hazinesi, Romanın sürekli istekleri karsısında zayıfladı. Kral, her defasında ahaliyi ezmeye ve onları
fakirlige sürüklemeye basladı. Askerlerini toplayan III. Nikomedes, Paphlagonia'daki liman sehri Amastris'e
hücum etti. Takiben, M.Ö. 98 de Pontus-Roma Harbi patlak verdi. Mithridates, güçlü bir ordu ile Bithynia'yı
istila etti. Krateia, Bithynion ve Prusias pros Hypios, Pontus çizmesi altında kötü günler yasadı.
Bunun üzerine Kral Nikomedes, çaresiz olarak, Romaya sıgındı. M.Ö 87 de, Consül Cornelius Sulla, önce
Atina'ya saldırdı. M.Ö. 86da Pontus ordusu yenilgiye ugratıldı. L. Valerius Flaccus, Byzantion ( stanbul)'dan
Anadolu'ya geçti. Böylece Roma ordusu Bithyn topraklarına ayak basmıs oldu. Sonunda Mithridates kalıcı bir
barısa mecbur kaldı. Dardanelles'de, taraflar arasında barıs imzalandı. Mithridates Sangarius'un dogusunda
istilâ ettigi bütün toprakları iade edecekti.
M.Ö. 85 de III. Nikomedes, Roma'lıların sagladıgı imkân ile tahtına oturdu. M.Ö. 94-M.Ö. 74 de saltanat süren
IV. Nikomedes, Bergama Kralı Attalos'un yaptıgı gibi ölümünden önce vasiyetname ile Bithynia'yı Roma'lılara
bıraktı. Bu durum Roma-Pontus gerginligini artırdı. Mithridates tekrar Bithynia'yı ve çevresini istilaya kalkıstı.
Roma, önemli consüllerini Bithynia'ya savas için gönderdi. M.Ö. 74 de, M. Aurelius Cotta'ya Bithynia Eyaleti
valiligi verildi. Bu general Kadıköy önlerinde donanmasını demirledi.
Bithynia'da görevli Romalılar bunu fırsat bilerek, kendisine katıldı. M.Ö. 72 de, Roma Pontus harbi Ege
Denizine sıçradı. Sonunda, Romalılar, Mithridates'e büyük bir darbe indirdiler. Kral, Bogaz yolu ile
Karadeniz'e açıldı. Fakat, büyük bir fırtınaya tutuldu. Mecburen, Prusias pros Hypios kenarından akarak,
Pontus Euxinos'a dökülen Hypios Nehri agzına sıgındı.
Bir korsan gemisi ile de Herakleia üzerinden ülkesine gitti. M.Ö 71/70 de, Romalılar, Bithynia'nın liman
kenti Herakleia'yı da ele geçirdiler ve Paphlagonia sınırına dayandılar. Tarihçilere göre, Bithynlerin son
kralı M.Ö. 74 de ölen IV. Nikomedes'dir. Vasiyeti ile Bithynia, resmen Roma eyaleti haline getirilmistir.
ROMALILAR
M.Ö. 74 / M.S. 395
Bithynhlerden sonra, yöre halkı bu defa Romalılara boyun egdi. Hellenlesmenin yerini bu defa lâtinlesme aldı.
Nicomedia yanında, doguda Bithynium da merkezi sehir haline geldi. Latinlesmenin ilk etkisi Bithynium
civarındaki sehirlerde de göze çarpmaktadır. Krateia/Crateia, Prusias pros Hypios/Prusias ad Hypium
Herakleia da Heracleia gibi resmi yazısmalarda kullanıldı. M.Ö. 64 de Pompeius, Bithynia-Pontus Eyâletini
düzenledi. Bithynia valisi de eskiden oldugu gibi Bithynium'da oturmaya basladı. Kitabeler ve paralardan
anlasıldıgına göre, Roma döneminde, ulius, Claudius, Dört mparatorlar, Flavius, Traianus, Hadrianus,
Antoninus Severus, Asker mparatorlar, Birlikçiler, Dogu Monarsizmi, Constantinus Magnus ve Valentinianus
gibi sülaleler imparatorlugu yönettiler. Bithynium da bu imparatorların tebaası olarak yasamıslardır.
C. Papirius Carbo, Domitianus, Hadrianus, ulia Domna, Caracalla, Macrinus, Elagabalus, ulia Paula,
Severus Alexandres, Maximinus, Philip, Galianus gibi idarecilerin paralarına çok miktarda rastlanmakta olup,
bunların bir kısmı hususi ellerde ve müzelerde korunmaktadır. Bunlara ait paralar, Bithynium, Prusias ad
Hypium, Heracleia Pontica ve Crateia'da bulunmustur. Roma'lıların, Prusias ad Hypium'da da yerlestikleri
kitabelerden anlasılmaktadır. Zira, biri dısında bir çok kabile Roma kökenlidir. Bithynion hakkında ise
aydınlatıcı bilgiler sınırlı kalmaktadır. Roma'lı memurlar, valiler ve din adamları muhtemelen simdiki Hisar'da
ikamet etmekte ve eyaleti idare etmekteydiler.
Bolu'nun da içinde bulundugu Bithynia hakkında, M.Ö. 64 ile M.S. 21'de yasamıs olan meshur cografyacı
Strabon'un anlatımları, Roma'lıların ilk devresi için son derece önemlidir. Bithynia, Bithyn'ler, Herakleia
Pontika, Mariandynler, Kimmerler, Paplagonia ve Paplagonlar, Prusa/Prusias sehirleri, skit kökenli olması
kuvvetle muhtemel Kaukonlar, Thyn'ler ve Thynia Adası yanında Bolu için de ilgi çekici ifadelere bu yazarda
rastlanmaktadır. Strabon'a göre, Bithynia'nın iç kısımlarında, Tieion'un üst tarafında kurulmus olup, sıgırlar
için en mükemmel otlak olan ve Salanites peynirinin yapıldıgı Salona etrafındaki toprakları da içine alan
Bithynion ve aynı zamanda Bithynia'nın merkezi olan (Bithynion) ve çok genis ve verimli oldugu halde, yazın
saglık için hiç de iyi olmayan bir ova tarafından çevrili bulunan Askania gölünün kenarında kurulmus Nikeia da
yer almaktadır.
Bithynion, M.S I. yy. da, bir Roma sehri olarak karsımıza çıkmaktadır. Batısında Kieros/Prusias ad Hypium,
dogusunda ise Paphlagonia yolu üzerindeki Krateia yer almaktadır. Strabon'un sehir ve çevresi hakkında
verdigi bilgiler içerik bakımından simdi de özelligini korumaktadır. Bithynia'da Sangarios ile Paphlogonia
arasında gösterilen Mariandynler, Kaukon'ların da komsusu idiler. Mariandyn'ler, Bolu'nun Karadeniz
sahilinde, Herakleia Pontika'da göze çarpıyorlardı. Herakleia Pontika'yı ilk kuranlar Mariandynlerdi.
Kolonizasyon devrinde ise Miletoslular, destan kahramanı Herakles'in adına izafeten bu kaleyi-sehri daha da
mükemmellestirmislerdir. Strabon'un da yazdıgı gibi, Miletoslular, Mariandynleri topragı ekip-biçmekle görevli
Heliotes gibi kullanmak istediler.
I. yy. da Bithynium ismi terk edildi. mparator Claudius (41-54) adına yeni bir sehir insa edildi. Burası da
kalıntılardan anlasıldıgına göre, Bithynium harabesi üzerinde yükselmisti. Claudius, Tiberius Claudius Nero
Germanicus adı ile tanınmakta idi. O, Nero ile Antonia'nın ogludur. Aynı zamanda, Tiberius'un yegeni ve
Augustus'un esi Livia Drusilla'nun torunuydu. Claudius, 43 yılında Anadolu'ya geldi. Bazı bölgeleri egemenligi
altına aldı. Roma geleneklerine sıkı sıkıya baglılıgı ile tanındı. Claudiopolis sehri belki de onun emri ile tam bir
Roma kenti özelligine kavusmustur. Almanya'da kurulan ve Bolu ile aynı adı tasıyan sehir, Colonia Claudia
Agrippinensis olup, simdiki Köln ile aynı yerdir. Flaviuslar hanedanı sırasında, Bolu gibi Krateia da askeri
nedenlerle, yenilestirildi. Bu sebeple kale ve sehre Flaviopolis denilmistir. Ancak, sonraki belgelerden de
anlasıldıgına göre Flaviopolis ismi uzun ömürlü olmamıs, ahali tekrar Krateia'yı benimsemistir. 98-117 tarihleri
arasında saltanat süren Traianus, Bithynia'ya özel bir önem verdi. Plinius'u, legatus augusti unvanı ile
Nicomedia'da görevlendirdi.
Bu yazar ile imparator arasında mektuplasmalar olmustur. Sangarius'un batısındaki, Nicomedia/ zmit
tarafındaki Sophon Gölü'nün deniz veya körfez ile birlestirilmesi konusu üzerinde durulmus ama proje hayata
geçirilmemistir. Claudiopolis'in güneyinde Olympus Bithynicus Ala Dag etegindeki sıcak su banyoları da
Plinius ile Traianus arasındaki bir mektuba konu olmustur. Plinus, "Claudiopolis'de bir dagın eteginde bir
hamam yeri kazıyorlar. Bu isler hakkında ne yapayım? Bana önerilerde bulunabilecek bir mimar gönderebilir
misiniz?" diye mektup yazdıgında Traianus da su cevabı göndermisti; "Siz yerinde bulunuyorsunuz. Kendiniz
karar veriniz. Mimarlara gelince; Roma'da olan bizler onları Yunanistan'dan çagırıyoruz. Siz de o civarında
bulunanlarından temin yoluna gidiniz." Roma mparatoru Hadrianus'un da Bolu'ya özel ilgisi olmustur.
117-138 de saltanat süren Hadrianus, sehirde büyük törenle karsılanmıs, ikametinde ilgi gösterilmis ve sonra
ugurlanmıstır. Simdi bazı Avrupa müzelerinde de degisik heykelleri olan Antinous ile tanısması da Roma
dünyasında akislere sebep olmustur. G. Blum, L. Dietrichson ve A. J. Gayet'nin arastırmalarına konu teskil
eden Antinous, muhtemelen 110 da dünya gelmisti. Anavatanı Bithynion idi. mparator tarafından himaye
edilmis, onunla Mısır ve daha bir çok yer gezilmistir. 130 da Nil nehri kenarındaki Besa'da bogularak hayata
veda etmistir. Öldügü yer yakınında Antinoupolis gibi muhtesem bir sehir insa edilmistir. Hadrianus'un
Bithynia paraları üzerinde yapılan incelemede Antinous Tapınagı'nın sekline rastlanmıstır.
Claudiopolis paralarında da Antinous'un profilden sekillendirilmis portresine tesadüf edilmektedir. Burada
görülen tapınagın cephesi sekiz sütunlu ve korint stilindedir. F.K. Dörner ve S. Eyice'nin de ifade ettigi gibi
Roma devrinden kalma kitabe, bina parçaları ve heykeller sehrin tarihini aydınlatmaya yardımcı olmaktadır
Örneklerini Bolu veya stanbul'daki Arkeoloji Müzesinde görebilmek mümkündür. Fransız arkeologlarından G.
Perrot, Bithynia'yı gezdiginde, Prusias ad Hypium'da ilgi çekici bir kitabeye rastlanmıstır. Augusta, Tebai,
Germanicus Sabien, Dionysios, Tiberius, Prusias, Megare, ulia, Hadrianus ve Antoninus gibi kabileler
kitabede belirtilmektedir.
Buradaki Prusias kabilesi haricindeki diger bütün ahali yukarıda temas edildigi gibi Roma kökenlidir. Degerli
arastırmacı Prof. Dr. S. Eyice de, lkçag Bolu'sunu anlatırken, özetle önemli haberler vermekte ve sunları
yazmaktadır: "Bugün sehrin ortasında yükselen büyük tepe ise herhalde ilk yerlesmenin izlerini tasıyan yer
olmalıdır. Bunun üstü, insan eli ile düzlestirilmis olup, burasının bir höyük olduguna da pek süphe edilmez."
Mortdman, 1854 de Bolu'ya geldiginde bu tepe etrafında iri taslardan yapılmıs bir duvar ile tepenin üstünde ve
tam ortada büyük ve uzun bir yapının temellerini görmüstür. O sırada bu kalıntı tas ocagı olarak
kullanılmaktadır. Bolu'da her tarafta eski pek çok islenmis mimari parçalar görülür. Nitekim Vilayet Konagı'nın
girisindeki sütunların baslıkları bile eski harabelerden devsirilmis parçalardır...
Bolu'da ilkçag nekropolünden bazı izler bulunmustur. Fakat degerli ve önemli buluntular veren mezar odası
Bolu'nun uzagında Hıdırlar yakınında meydana çıkarılmıstır. stanbul-Ankara yolunun yapımı sırasında Bolu
tepesinin yamacında bazı mimari parçaların Bithynium-Claudiopolis sehrinin tiyatrosunun kalıntıları
olabilecegi ileri sürülmüstür." Konuralp'in koruyucusu tanrıça Tyche'yi tasvir eden M.S. 2. yy.a ait 2.60 m.
boyundaki heykel olup, 1931'de bulunmustur. Simdi stanbul Arkeoloji Müzesindedir. Eser, güzel bir Roma
devri kopyası olarak kabul edilmektedir... Nitekim Bolu'nun 20 km. güneydogusunda Bünüs köyünde, tam
tepede Roma devrine ait döseme mozaikleri bulunmustur. Roma Devrine ait bir heykel de, Konuralp'de, yakın
zamanda tesadüfen ele geçirilmistir. Agırbaslılıgı ile söhret kazanmıs olan Gallia menseli Antoninus Pius
(138-161)'un mermer büstünün bir örnegi halen British Museum'dadır.
Claudiopolis, Dörtlü dare zamanında da önemi korudu. Nicomedia'nın dogu baskenti olarak seçilmesi de
bunda önemli rol oynamıstır. Diocletianus zamanında hrıstiyanlık Bithynia'da kalıcı bir suretle yayılmaya
baslamıs ve o da bu din taraftarlarına eziyette bulunmustur. Buna ragmen paganizm hrıstiyanlık karsısında
tutunamamıs, kısa zamanda Bithynia'nın bir çok yeri kiliselerle dolup tasmıstır. Claudiopolis, Heracleia ve
Prusias ad Hypium gibi merkezlerde de büyük kiliseler yapılmıs ise de çesitli nedenlerle zamanımıza kadar
gelememistir.
Ancak, III. yy sonrası haçlı mezar tasları da mevcut olup, müzelerde korunmaktadır. Iulianus ve Jovianus
devirleri de ranlılarla harplerle geçti. Nicomedia'ya dönmekte olan imparator Jovianus, 16 Subat 364 de, Bolu
yakınlarında ve güneyindeki Dadastana'da öldü. Bir rivayete göre soba dumanından zehirlendi. I. Theodosius
zamanında Roma mparatorlugu ikiye ayrıldı. Merkezi Roma olan Batı Roma; yine merkezi Bolu'nun
batısındaki Nicomedia olan Dogu Roma mparatorlugu. Böylece, 395 den sonra Bolu için yeni bir dönem
baslamaktadır.
DOGU ROMA ve B ZANSLILAR
Dogu Roma ve ondan sonra uzun zaman imparatorluk hayatını sürdüren Bizanslıların Caudiopolis/
Klaudiopolis hakimiyeti de genelde sükûnet içinde geçmistir. On asırlık sürede Klaudiopolis ve çevresi
Herakleios, Suriye Amorion, Makedonya, Dukas Kommenos Laskaris ve Palaiologos gibi Hanedanlara baglı
kalmıstır.
Iustinianus'un saltanatı esnasında, Adapazarı yakınlarındaki Sangarios Nehri üzerine meshur Pontogephyra
insa edilmis ve yolcuların Bithynianın dogusuna, Paphlagonia'ya, Galatia'ya saglıklı gidip-gelmeleri
saglanmıstır. Honorius Eyaletinin gözde sehirlerinden olan Klaudiopolis'in hrıstiyanlık bakımından da ön plana
çıktıgı gözlenmektedir.
Kalikrates, Gerantius, Kalogeros, gibi metropolitler dini hayatın kopmaz parçaları olarak söhret
kazanmıslardır. Iustinianus'dan sonraki hanedanlar, ülkeyi eskiden oldugu gibi thema denilen askeri valilerle
yönettiler. Opsikion, Optimatum, Bukellarion gibi isimler altında göze çarpan themaların idare yeri Klaudiopolis
idi.
Strabon'un tasvirine uygun olarak, yöre yine tarım memleketi olarak göze çarpmakta, yesil düzlüklerinde bol
miktarda hayvan yetistirilmekte idi. Bunlar ulasım ve yiyecek maddesi olarak büyük boslugu
doldurmaktaydılar. Ayrıca her türlü agaç cinsinin bulunması, Bizans sosyal hayatında da rol oynamıs ki
Osmanlılar zamanında da aynı aktivite devam ettirilmistir.
Makedonia sülalesi devrinde, bazı ekonomik ve askeri krizler, Bithynia'yı, dolayısıyla Kaudiopolis'i de etkiledi.
mparatorluk, Balkanlardan ve Dogu Anadolu'dan Türklerin baskısına maruz kaldı. I071 Malagirt Meydan
Savası sonunda, Anadolu Türklerin eline geçti. znik merkez olmak üzere Selçuklu Devleti kuruldu.
Bunu Haçlıların fırtınası takip etti. 1177'de, Bolu Selçuklularca kusatıldı. Myriokephalon'da bir yıl önce büyük
bir bozguna ugramıs olan Manuel Komnenos, eger Bolu'daki kusatmayı kaldırabilirse, yitirilen itibarını yeniden
kazanmıs olabilecekti.
Bizans tarihçisi Niketas Khoniates, Türklerin Bithynia'daki ilk ciddi baskısını anlatırken sunları yazmaktadır:
"Çok geçmeden Türkler, Roma mparatoru Claudius'a nisbetle adlandırılmıs Klaudiopolis sehri çevresinde
ordugâh kurdular. Önce Bizans garnizonunun sehir dısına bir adım bile atmasını önlediler. Sonra da tam
anlamı ile bir kusatmaya geçtiler.
Bu sebeple sehirleri içinde kusatılmıs olanlar imparatoru, bu kusatmayı kaldırtacak bir kuvvet gelmedigi
takdirde sehri Türklere teslim etmekle tehdit ettiler. Çünkü, ne devamlı bir açlıga tahammülleri vardı, ne de,
düsmanları kovalayacak güce sahiptiler. Su hâlde Manuel Komnenos, is isten geçinceye kadar beklemedi.
Haberi aldıgı günün ertesinde hareket ederek elinden gelen sür'atle Nikomedia üzerinden Klaudiopolis'e
yürüdü. Yanına ne çadır, ne yatak, ne silte ve ne de herhangi bir imparatorun yanında bulunması ve onun
dinlenmesini mümkün kılmak için gerekli bir sey almıstı. Yanında sadece atının eyer takımı ve zırhı vardı.
Hergün büyük mesafe alıyordu.
Çünkü kusatıcılardan daha önce davranmak ve kusatılanların basına her hangi birsey gelmeden oraya
ulasmak hususunda öyle büyük bir arzu ve ihtiras vardı ki sözcükle tarif olunamaz. Geceleri uyumuyor, çıra
ısıkları altında Bithynia'yı asıyordu. Bu yöre, her tarafta uçurumlarla doludur. Sık ormanları yüzünden bir çok
yerinde geçise izin vermez.
Eger Manuel Komnenos bir az dinlenmek zorunda kalırsa toprak onun iskemlesiydi. Kuru otlar ona halı görevi
yapmak zorunda idi. Arada yagmur yagdıgında ve dinlenme yeri bataklık bir vadide ise, o zaman imparator,
yukarıdan yagmur, asagıdan rutubet sebebi ile uykusundan oluyordu.
Ama, iste asıl bu anlarda, Manuel Komnenos, taç ve purpur içinde altın islemeli egeri ile atına bindigi
zamandan çok daha fazla seviliyor ve kendisine karsı çok büyük bir hayranlık duyuluyordu. mparator,
hedefine yaklastıgında, Klaudiopolis etrafında bulunan Selçuklular bundan haberdar olup, derhal kaçmaya
basladılar. Birliklerin alâmetlerini tanımıslar ve silahların parıltısını görmüslerdi. mparator onları, elinden
geldigi kadar uzaklara kovaladı.
Türklerin büyüklügü karsısında bezginlik içine düsmüs olan Klaudiopolis, Bizanslılar için imparatorun gelisi
zorunlu kürek çekmekten harap olmus gemiciler için uygun bir rüzgarın esmeye baslaması, kısın verdigi
zahmet ve hüzünden sonra gelen ilkbahar ve güç ve elemli bir baslangıçtan sonra islerin düzelmesi gibi büyük
sevinçle karsılanan bir olaydı ". Niketas Khoniates'in bu kaydı dısında, Selçuklular devri için Bolu'ya dair
herhangi bir haber göze çarpmamaktadır.
Ama Selçuklular, Paphlagonia'nın batısında, kuzeybatısında, sürekli hareket halinde idiler. Bizans daha sonra
Paphlagonia'yı, Amastris ve Herakleia hariç olmak üzere, ebediyen kaybetti. Kastamonu, Çankırı ve
Ankara'da Konya Selçukluları egemen hale geçtiler. Kılıç Arslan ölmeden önce, töre geregi devleti ogulları
arasında paylastırırken, Ankara'yı oglu Muhyiddin Mesud'a bıraktı. Bundan sonra, Kuzeybatı Anadolu'daki
fetihleri bu Selçuklu sehzadesi devam ettirecektir. Dadybra sınır kalesinin düsürülmesinden sonra Bolu ve
Herakleia yolu da açılmıs ve bu yerler Bizans'ın dogu sınırı haline gelmistir.
1204'de, stanbul Latinlerin eline geçti. Bazı ileri gelenler Nikeia'ya sıgındılar. Laskarisler böylece Bizans
mparatorlugunu burada devam ettirdiler. Ayrıca merkezi Trabzon olan Komnenoslar ile Laskarisler arasında
nüfuz mücadelesi de basladı. Sakarya nehrinin dogusundaki askeri harekat, Prusias yolu ile deniz
kenarındaki Herakleia'ya kadar uzadı. Palailogoslar zamanı da Klaudiopolis için Türk baskılarının hızlandıgı
devre oldu.
Herakleialı tarihçi ve yazar Nikephoros Gregoras ve Pachimeres, Mogolların etkili oldugu yıllarda, Türklerin de
tehlikeye düstügüne dikkati çekmektedirler. Nitekim, Paphlagonia'dan akıp gelen Türkmenler, Bizans
sınırlarını hemen her noktada delmisler yeni hayat sahalarını meydana getirmislerdir. Tekfur adı verilen kale
yöneticilerinin de durumu bu sekilde güçlesmistir. Askeri ve kendi mali ihtiyaçlarını temin için agır vergiler
koymuslar bu hareketler de ahaliyi oldukça güç duruma sokmustur.
XIV.yy baslarından XV.yy.a kadar Bolu bölgesinde Türklesme hareketleri basladı. Bizans ilk önce Sakarya
Nehri kenarındaki Geyve'yi kaybetti. Bu fetihler zinciri, Türk hanedanlarınca devam ettirildi ve görülecegi gibi
Amasra'nın fethi ile noktalanmıstır.
KLAUDIOPOLIS - BOLU ÇEVRES NDE TÜRKLER
XIV.yy baslarında, Bolu'yu da içine alan kuzeybatı Anadolu'nun görünüsü söyledir. Merkezi Kastamonu olan
Candarogulları, Ankara'da Ahiler, Sögüt ve civârında Kayılar, Sakarya'nın dogusu ve batısında, sahillerde
Bizanslılar veya Palaiologoslar. Ancak, Göynük, Gerede ve Bolu'da da tampon küçük beylikler de mevcuttur.
Ertugrul Gazi ile birlikte Sögüt taraflarına göç eden Samsa Çavus Kabilesi de sonunda Sakarya nehrinin
kuzey tarafına geçerek, ormanlık, çam agaçları ile süslü yaylalara yerlesmis haldedir.
Kayılar, Oguz Kabilelerinden olup, Cengiz istilası ile Anadolu'ya göç etmis, Sürmeli, Pasin, Erzurum ve
Erzincan taraflarında dolasmıslardı. Ertugrul Gâzi, tarihi bir karar vererek, Anadolu'ya gitti. Selçuklu Sultanının
izni ile gaza ucu olan Bithynia sınırlarına yerlesti. Bizans tarihçileri Sakarya ile Paphlagonia arasında Amurios
Ogullarından bahsetmektedirler. Ancak bunların kimlikleri kesin olarak aydınlatılmıs degildir. Mudurnu
Daglarında isaret edildigi gibi Samsa Çavus ve kardesi Sülemis vardı.
Asıkpasazade ve Mehmed Nesri Efendi, ondan kısaca bahsederler ve Osman Gazi'nin çagdası oldugunu
vurgulamaktadırlar. Samsa veya Samsama Türk- slâm dünyasında kullanılan önemli isimlerden,
unvanlardandır. Sülemis isimli kardesi de kendisine yardımcı olmus, Osmanlı Beyligi ile ilk temaslarda rol
oynamıstır. Bunların lhanlılarla teması oldugu da ileri sürülmektedir. El-Ömeri ve bn Battuta'nın kaydettigi
Göynük, Gerede ve Bolu Ahileri hakkında bilgiler de azdır.
Sihâp ed-Din el-Ömerî, Anadolu Beylikleri hakkında bn Battûta gibi, önemli bilgiler vermektedir. Mesâlik el-
Ebsar fî Memâlik el-Emsâr'ında, Göynük, Gerede ve Bolu hakkında yazdıkları da Anadolu'lu Sabar Hasr (?)
kasabası ahalisinden Seyh Haydar Uryan'ın fadelerine dayanmaktadır: "Haydar el-uryan'ın haber verdigine
göre; Anadolu'da Cengiz Han'a ait olan ülkelerden baska sadece Türk elleri altında mevcut ülke ve memleket
sayısı onbirdir.
Bu sıralamada 8. olan Gerede memleketidir ki, Sâhin lidir. Askeri besbin atlı kadardır. Göynük Hisar
memleketidir ki, Emir Umur lidir. Askeri üçbin kadardır... Gelelim Cengiz Han ailesine ait yerlere; .... Bolu
Sultanının ilidir. Burada uygur sehirler yoktur. Köylerden meydana gelen, çayır ve otlaklarla uzayıp giden bir
çayırlıktan ibârettir. Burası Germiyan ülkesi ile Süleyman Pasa li'nin arasında, yani Germiyan'ın dogusunda
Süleyman Pasa'nın batısındadır.
XIV. yy.ın ilk yarısında, 1333 yılında Tancalı Arap Gezgini bn Battuta, Orhan Gazi ve Candaroglu I.
Süleyman Pasa zamanında Göynük, Mudurnu, Bolu, Gerede'den geçti. Bu kasabalar hakkında önemli bilgiler
veren bn Battûta, Göynük'ün Orhan Gaziye baglı oldugunu, safran üretiminin yapıldıgını yazmaktadır. Kıs
aylarında karlı bir zamanda Mudurnu'ya seyahat etmis, Cuma namazı sırasında kasabaya varabilmistir.
Mudurnu, Bolu'ya baglı ve o günün sartlarına göre de Kastamonu'ya on günlük uzaklıktadır. Bolu'ya yolculuk
ederken, Büyük Su'dan geçmistir.
Gezgin'in Bolu'ya ait yazdıkları söyledir: "Bolu sehrinde, Ahîlerden birinin tekkesine indik. Buradaki adetlere
göre, tekkenin bir bölümündeki ocaklar, kıs müddetince aralıksız yakılmaktadır. Dergâhın her bölümünde ayrı
ayrı ocaklar da vardır. Ocagın bacası mevcut olup, duman oradan çıkmaktadır. Odaları gayet güzel sekilde
ısıtır. Buna çogul sekli ile Bahari derler. Tekili Buhayrî'dir. Burada, bn Cuzey Buhayrî'yi hatırladım. Ona ait bir
de beyit aklımdan geçti. "Buhayri'den ayrıldıgımızdan beri dagın üzerini toz kapladı. Onun geceleri alev
saçmasını dilersen, katırların, yük yük odunlarla gelmesi gerekir. Tekkeye girdigimizde, bütün ocakları yanar
hâlde bulduk. Üstümüzdekileri çıkarttık. Sadece tek kat giyimle kaldık.
Öylece atesin karsısına geçerek ısındık. Ahi, hemen çesitli yemek ve meyveler getirdi. Allah, kerem sahibi ve
cömert olan, yabancılara gariplere büyük sefkat ve sevgi gösteren, gelene geçene yardımlarını esirgemeyen
bunları en güzel sekilde, sonsuz bir sevgi ile karsılayan bu dervisleri hayırlarla mükâfatlandırsın... O geceyi
çok güzel bir sekilde, müsterih olarak geçirdik." bn Battûta, Bolu'da fazla kalmadı. Ertesi günü, yine soguk bir
havada yola koyuldu. Gerede-i Bolu yâni Bolu'daki Gerede'ye hareket etti. Bu söylenis devrin dogulu
kaynaklarına uygunluk arzetmektedir. lhanlıların mali defterlerinde Gerede'den Gerede-Bolu diye
bahsedilmektedir.
bn Battûta, Gerede için sunları yazmaktadır: "Gerede-Bolu'ya vardık. Burası bir ovada kurulmus, güzel ve
büyük bir kasabadır. Çarsısı ve caddeleri genistir. Dünya'nın soguk yerlerindendir. Ayrı mahallelere bölünmüs
olup, her mahalle kendi aralarında yasamaktadır. Kasabanın hakimi Sah Bey'dir Orta derece sultanlar
arasındadır. Bedeni, boyu, bosu, huyu itibari ile yakısıklı, güzel bir adamsa da yeteri kadar eli açık degildir.
Namazı burada kıldık. Sonra, zâviyeye misafir edildik. Orada, Hatib el-Fatih Sems ed-Din es-Sami ile tanıstık.
Adı geçen; yıllardan beri burada yasıyormus. Çoluk-çocuga karısmıs ve kasabanın hâkimi olan Sah bey'in
hem kâtibi ve hem de hocası olarak sözünü geçirecek kadar nüfuz saglamıstı.
Bir gün, yanımıza geldi. Gerede Hakiminin bizi ziyaret edecegini haber verdi. Kendisine bu bulusmayı temin
ettigi için tesekkür ettim. Sâh Bey, bizim yanımıza geldi. Kapıda karsılayarak, selâmladım. Bizimle birlikte
oturdu ve bana saglıgımı, gezinin nedenini, simdiye kadar hangi hakimlerle görüsebildigimi ögrenmek istedi.
Ben de basımdan geçenleri bir bir anlattım. Bir saat kadar süren görüsmeden sonra yanımızdan ayrıldı. Bizim
için tam hazırlanmıs bir binek atı ile bir kat elbise gönderdi." bn Battûta, Gerede'den sonra Kastamonu yolu
üzerindeki Safranbolu'ya hareket etti.
Burası Candaroglu sultan el-Mükerrem Süleyman Pasa oglu Ali Bey'in yönetiminde idi. Son devir Bizans
tarihçileri, slam kaynaklarından aynı sekilde, Kuxim Paxis'den de bahsetmektedirler. Bu sahıs,
Nogaylardandı. Baglı oldugu Han'ın ölümü üzerine Dobruca'dan ayrılmıs, çoluk-çocuk ve adamları ile yelkenli
ile Trabzon'a hareket etmisti. Niyeti Tebriz'deki lhan'a sıgınmak ve maiyetinde yer almaktı. Ancak,
Karadeniz'in meshur fırtınalarından birine tutularak, Herakleia iskelesine sıgındı. Buranın tekfuru, durumu
stanbul'a, mparatora bildirdi. Kuxim Paxis, hrıstiyan olmak ve Bizans ordusunda çalısmak kaydı ile ülke
topraklarına kabul edildi. Bir müddet sonra da stanbul'a gitti.
Saray ile tanıstı. Kızı kendisi gibi aynı milletten olan Solyman Paxis ile evlendirildi. Damad, Bithynia'nın
merkezi Nikomedia'da ( zmit) oturdu. Sangarios boylarından gelecek tehlikelere karsı tedbirler aldı.
Paphlagonia'nın hakimi ise Candarogulları idi. Onlardan önce de yöreye Çobanogulları hakimdi. Hüsâm eddin
Çoban, Alp Yürek Muzaffer ed-Dîn Yavlak (Yölük) Arslan devirleri kaynakların yetersizligi nedeni ile
karanlık kalmaktadır. Pachymeres'in bahsettigi Nâsır ed-Dîn'in Mahmut oldugu bilinmektedir. Bu sahıs son
Çobanlı beyidir. Candarogulları ise XIII. yy sonlarında tarih sahnesine çıkmaktadır.
Kurucuları Sems ed-Dîn Yaman Candar'dır. Y. Yücel, bu sebeple ondan bahsederken, "...Bu emir hakkında
P. Wittek, Pachymeres'de beyliklerin sayılması sırasında geçen Amiramini, Emîr Yaman'la izâh edilebilir ki, bu
da Candarogulları Beyliginin kurucusu Semseddin Yaman Candar'dır" demektedir. Candarogullarının, bu
tarihdeki batı sınırı Safranbolu/Taraklıborlu'da idi. XIV. yy baslarındaki duruma göre Bolu, üç taraftan Türk
Beylikleri ile çevrili idi. Denizde ise Ceneviz hakimiyeti sürüyordu. Daphnusia, Diospolis, Herakleia Pontika ve
Amastris ise sözde Bizans ama ticari alanda ise Cenova sehir ve kaleleri idiler.
TÜRK YÖNET M N N ÖNCÜLER
Ertugrul, Osman, Orhan, Yıldırım, Çelebi Mehmed, II. Mehmed ve Fatih Sultan Mehmed. Bunlar Kayıların ve
bu kabileden kaynaklanan Osmanlıların liderleridir. Bolu fetihleri onların zamanında baslamıs ve XV. yy. da
sona ermistir. Ertugrul, Sakarya'nın sol tarafında yurd tutmus, Bizans gâzâlarını devam ettirmistir. Oglu
Osman, 1299'da kendi adı ile bilinen hanedanın kurucusudur. O ve halefleri zamanında Osmanlı Beyligi,
Sultanlıgı ve Devleti siyasi ve askeri hadiselerin neticesi olarak, büyümüstür.
Cihan devleti olmaya hazırlanmaktadır. Osman Gazi, Sakarya boyundaki Geyve, Taraklı ve Göynük akınlarını
gerçeklestirdi. Kendisine ahîler, seyhler ve dost ileri gelenler yardımcı oldular. Orhan Gazi, beyligi en genis
sınırlarına kavusturmak için askeri faaliyetlerini devam ettirdi. Geyve, Alp Suyu. Karaçebis, Regio Tarsia,
Kocaeli Yarım adası, Nikomedia, Karadeniz kıyıları, Bolu, Gerede tarafları, Eregli dısında sahil bu akınlarda
ele geçirilmistir. Oglu Süleyman pasa Göynük ve Mudurnu'da adaletle, insan sevgisi ile fetihler yaptı. Rum
ahali onun yönetiminden son derece memnundu.
Bolu da dahil olmak üzere, Göynük, Mudurnu, Üskübü ve Akyazı'da bir çok hayır eseri bıraktı. Bunlara vakıf
araziler ve gelirler tahsis etti. I. Murad devrinde, Ankara'daki ahîler himaye altına alındı. Bolu'daki faaliyetleri
karanlıktır. Yıldırım Bayezid, Mudurnu, Bolu ve Çaga'da, Gerede'de aynı yolu takip etti. Bir çok mimari eserin
sahibidir. Bundan baska, Candarogulları ile nüfuz mücadelesine giristi. Bizans kaynaklarına göre, kesif bulut
arkasından ısıklarını yayabilen yıldızlar arasında, Karadeniz kıyısındaki Herakleia da bulunuyordu. 1402,
Ankara Meydan Savasından sonra da Bolu'da siyasi dengeler bozuldu.
Fetret Devri mücâdeleleri sırasında Bolu ve Gerede'de heyecanlı günler yasandı. Sahipkıran, Cihângir Timur
Beg'in askerleri Göynük, znik ve Bursa'yı harap ettiler. Süleyman Bey, Göynük'de gelisen hadiseleri Bey
Kavagı'ndan izledi. Çelebi Mehmed, "kazaklık" günlerinin ilk anlarını yasıyordu. Gerede ve Mudurnu
yörelerinde, Timur'un hareketine göre siyaset takip etti. II. Murat, Candarogullarına karsı etkili seferlerde
bulundu. 1425'deki Taraklı Borlu Savası, Bolu ve Gerede'nin ehemmiyetini bir kere daha artırmıstır.
Fatih Sultan Mehmed, stanbul'u ele geçirdi. Sonra, Candarlıların halefi sfendiyar meselesi ile mesgul oldu.
Bölgede son olarak Amastris'i Osmanlı devletinin sınırlarına kattı. Böylece; Beg, Han, Sultan gibi unvanlar
altındaki Bolu fetihleri bu düzeyde bitmis oluyordu. Samsa Çavus ve kardesi Sülemis, Konur Alp, Akça Koca,
Sungur Bey, Hızır Bey, Eflagan Bey ... Bunlarda Bolu'yu Türklüge kazandıran fatihleridir. Konur Alp'in kimligi
de karanlıktır. Ailesi hakkında bilgi hemen hemen yok gibidir. Osman Gazi Alplerinden olup, Abdurrahman
Gazi ve Akça Koca ile birlikte akınlarda bulunmustur. Sehzade Orhan ile önce Geyve'yi ele geçirmis, sonra
Alp Suyu ve Karaçebis hisarlarını Osmanlılara kazandırmıstır.
Akyazı Kalesi de bundan sonra ele geçirilmis, gece gündüz at sırtından inmeyerek, Düzce Ovasını kâfirden
temizlemistir. Osmanlı kaynakları, Konur Alp'i, Konur Alp li fatihi olarak göstermekte, bu akınların takip eden
yıllarda veya zamanda, Mudurnu, Bolu, Gerede, Kocaeli Yarımadasında da sürdürüldügünü yazmaktadırlar.
Samandıra ve Aydos kalelerinin kusatılması ve Tekfurun bertaraf edilmesi hikayesi de ilgi çekicidir. Konur Alp,
kendi adını tasıyan ocaklıkta Konur Apa'da vefat etmis ve burada topraga verilmistir. Akça Koca da,
Abdurrahman Gazi de, Konur Alp'in gaza arkadasları idi.
Akçakoca soyu devam etmis, II. Murad zamanında Bizans'a gönderilen Kadı Fazlullah da Gebze'de
yasamıstır. Akça Koca da Konur Alp ile aynı tarihlerde ölmüs, zmit-Kandıra yolu üzerinde, Karadeniz'e hakim
tepe üzerinde topraga verilmistir. O'nun adı da unutulmazlıktan kurtarılmıs, merkezi zmit olan Koca li bu ilk
devir Osmanlı kahramanını zamanımıza kadar yasatmıstır. Nesrî ve Asıkpasazâde'nin bahsetmemesine
ragmen, Bolu yöresinin diger üç fatihi de Sungur Bey, Hızır Bey ve Eflagan Bey'dir. Sungur'un, Evliyâ
Çelebi'nin de yazdıgı gibi Candarogullarından olması muhtemeldir.
Bolulular XVII. yy ortalarına kadar bu hatırayı canlı tutmuslar ve Evliyâ Çelebi'yi bilgilendirmislerdir. Gerede,
Mengen, Devrek ve civarında Osmanlının sesini duyuran Hızır ve Eflagan Beyler olmustur. bn Kemal,
Tevârih-i Âl-i Osman'ında, her iki beyi zikretmektedir. Ki bu husûs resmi osmanlı belgelerine de aksetmistir.
lhanlı belgelerinde, El-Ömerî'de ve bn Battûta'da bahsedilen Emir Umur, Sah(in) Bey de Türklesme ve
islamlasmada rol oynamıs sahsiyetlerdir. Çobanogullarının da Bolu'nun ormanlık kuzey-dogu mıntıkalarında
Bizans aleyhinde faaliyette bulunması düsünülebilir.
Ancak, bu yöre fatihleri hep karanlık kalmıstır. Bu beyligin halefi olan Candarogullarının, Sems ed-Dîn Yaman
Candar gibi büyük beyleri oldugu biliniyor. I. Süleyman muhtemelen 1309-1340 yılları arasında saltanat
sürmüstür. O, tımarlı 366 sipahiden biri idi. O, Eflagan ucunda Türkleri asker yazarak, güçlendi. Bir gece
Kastamonu'da, Mahmud Bey'in sarayını muhasara ile geçirdi. Kastamonu'dan sonra Zâlifre denilen Borlu
Kalesi üzerine yürüdü. Burası simdiki Safranbolu kasabasıdır. Bir müddet sonra oglu Ali Bey'i oraya tayin etti.
Bir müddet sonra da Osmanlılarla hudûd olmustur. Böylece Gerede ve Safranbolu, Bolu ve Kastamonunun
sınır kaleleri haline gelecektir.
BOLU ÇEVRES NDE SAVASLAR
(1323-1461)
Konur Alp, Prusias'ın ele geçirilmesi ile görevlendirildi. 1323'de, Akyazı'yı üs yaparak, kılıcını Bolu'ya dogru
saldı. lk ele geçirilen kale, Hypios/Melen Çayı kenarındaki Prusias idi. Burası ve Düzce Ovasının beylik
sınırları içine katılmasından sonra Bizanslılarla, Uzunca-Bel çarpısması yapıldı. ki gün ve gece karsılıklı
birbirini gözetleyen kuvvetler, ertesi gün Konur Alp'in önünden çekildi. Bu zafer üzerine Konur Alp, tekrar Düz
Pazar'a geldi. Düzce'den sonra Mudurnu akını yapıldı.
Konur Alp, daha sonra Bolu'yu da geçmis ve Eflagan ile Hızır Bey'in yardımı ile beylik sınırlarını daha doguya
genisletmisti. Orhan Gazi'nin oglu zmit fethinden sonra Göynük ve Mudurnu'yu tamamen kendine bagladı.
Yöredeki hrıstiyanlar, Osmanlı hakimiyetini özellikle Süleyman Pasa'nın adaletini canı gönülden karsıladılar.
Bolu gün geçtikçe tam bir Osmanlı sehri halini aldı. Görünüsü ile Bursa'yı, Yenisehir'i, znik'i andırıyordu.
Yıldırım Bayezid, Mudurnu, Bolu, Gerede ve Çaga'da cami, hamam insa ettirdi.
1393'de, Mudurnu, Bolu ve Çaga yolu ile Safranbolu önlerine kadar ilerledi ve Candarlıları maglup etti.
stanbul da kusatılmak istendi. Bunun için Karadeniz ve bogazdaki yerler ele geçirildi. Nigbolu tehlikesi
üzerine barıs yapılarak kusatma kaldırıldı. mparator ile yapılan sözlesmede, Taraklı ve Göynüklüler,
Bizans'ın baskentine götürüldü ve cami etrafında iskan edildiler. Ancak, Timur istilası sebebi ile bu Bolulu
Türkler, sur haricine çıkarıldı ve Tekirdag taraflarında iskan edildiler. 1402'de Ankara Meydan Savası,
Timur'un galibiyeti ile sonuçlandı. Yıldırım Bayezid esir düstü ve bir müddet sonra da öldü. Taht kavgaları
yüzünden Fetret Devri yasandı.
Candarlıların bu esnadaki temsilcisi sfendiyarlılar ile siyasi iliskiler de kopma noktasına geldi. Göynük, Taraklı
ve znik, Bursa Timurlu kuvvetleri tarafından istila edildi. Çelebi Mehmed, Gerede ve Mudurnu taraflarında
dolastı. Kardeslerden Süleyman Çelebi de Göynük'de Bey Kavagı'nda, gelisen olayları takip etti. Sonunda
Çelebi Mehmed, Osmanlı Beyliginin basına geçti. Kara Devlet Sahın öldürülmesi üzerine sfendiyar Bey, Bolu
tarafına kadar ilerledi. Osmanlı ve sfendiyarlı kuvvetleri, Gerede ile Çaga arasında savastı. Çelebi Mehmed,
ezici bir galibiyet kazandı. Sükrullah'a göre, "Akçadan, maldan, attan, katırdan ve özge nesnelerden ele
geçirmisti." II. Murad da, sfendiyarlılarla mücadeleyi sürdürdü.
Safranbolu'nun kusatılması üzerine Osmanlı Ordusu, kalenin imdadına kostu. sfendiyar Bey bir kere daha
maglup edildi (1421). II. Murad'ın Bolu Sancak Beyi; Halil Pasa'nın kardesi Mahmud Çelebi idi. Sultanın emri
ile Rumeli'deki sefere katılmıs (1443) ve zladı'da tuzaga düsürülerek esir edilmisti. Kara elbiseler giyinen
hanımı, II. Murad'ın huzuruna çıkmıs ve kurtarılmasını rica etmisti. Fatih Sultan Mehmed, 1453'de stanbul'u
feth etti. Böylece bir çag kapanmıs ve bir çag açılmıstır. Bolu bundan sonra baskent olarak Edirne'yi degil
stanbul'u görecektir.
Fatih Sultan Mehmed zamanında, sfendiyarlıların siyaseti yakından takip edildi. 1459/1460'da Amasra
seferine karar verildi ve Bolu yolu kullanıldı. Bolu Sancagında, XX. yy mülki teskilatı göz önüne alınırsa, en
son ele geçirilen yer Karadeniz kıyısındaki Amasra'dır. Fatih Sultan Mehmed'in bu tarihi seferi, bn Kemal
tarafından asagıdaki gibi anlasılması zor gayet agır cümlelerle anlatılmaktadır: Sâyık-ı takdir-i ilâhiyle sefer-i
sabıkda sipâhi yorgun ve zebûn olmamagın "uluvv-i himmet-i padisahinün tahrîki, sultân-ı kisver-sitânun ol yıl
da bir diyâr fethine dahi ikdâmına bâ'is oldı. Anadolu geçesinde Karadeniz yalısında Amasra nam bir hisarı ki
içinde müstakil valisi vardı, ol havalide gemiyle haramîsi gezüb kimi bulursa alurdı, almaga ihtimam hâdîs
oldı.
Beyt-i Türki Li-Müellifihi
Cihancûluk isi sevmez sükûnı sin sevse kisi sevmez sükûnı Mezkûr ma'murede sakin olan küffârun gerçi bir
mikdâr cizye-i maktu'ası vardı, hazine-i 'amireye Sal-be-Sal bi-imhal u ihmal vasıl olurdı; ammâ Tekvurı îllik
sûretinde yâgîlik maddesi üzerine ısrar etmisdi, hâramiliginden ve taracından yıllık haracı bir günde hasıl
olurdı.
Bir nice def'a nakz-ı 'ahd u peymani cinayetleri sadır ve rafzı akd-u amanı müshir hıyânetleri zâhir olub
dergâh-ı asumân-istibaha 'arz olmusdı; ol sebebden mezkûr-bed-girdârı ortadan ref 'idüb etbâ 'u esyâ'ınun
serr u sûrın ol kenârdan def'itmek padisah-ı saltanat-penahun zimmet-i himmetinde farz olmusdı. Ammâ
meskeni hısn-ı hasin ve pirameni sûr-ı üstüvâr olmagın, içeri îline günine girecek rehgüzârları düsvâr olmagın
bir mikdâr çeri göndermekle dâmen-i fethi ele girmezdi; hazret-i sahipkıran lesker-i giran-ı bi-keranla kendü
bi'z-zat akdam-ı ikdam üzerine turub varmaga gayri kisverlerdeki mühimmat 'ayık olub rûzgâr hempâlık itmez
ve zaman el virmezdi.
Nazm-ı Türki Li-Müellifihi
Anun fethine sah etdikçe hemm Çıkardı bir is dahi andan ehemm Ehemm olana sarf olub ihtimam Kalurdı
mühim iken ol nâ-tâmâm. Bu kerre ki eyyâm-ı ferruh-encâm müsa'id olub mezkûr Sal-i ferhunde-falün
hengam-ı seferinde vüs'at bulundı, ates gibi yürüdügi yeri kurudan lesker-i ab-sitab ve bad-heybet yasdan ve
kurudan harekete gelsün deyü emr olundı. Bir mikdar lesker-i cerrarla Mahmud Pasa gemileri tonadub
deryadan getdi; sayir ümerây-i rezm-arayla sehriyar-i kisver-küsay karadan 'azm etdi.
Mübaret demde Üsküdar'a geçüb devlet-i rûz-efzunla birkaç gün göçüp vardı, Akyazı'ya kondı; sevad-ı
mevkib-i meymûnla ol hamûn-ı hümayûn, yüzi yaziyle karalanmıs sahifeye döndi. Hızırbeg-ili dimekle ma'ruf
gayet su'ubetle mevsûf nahiyetün taglarına ki kenârında tavar ayagı dirmezdi, ol serhaddi görenün sedd-i
skender gözüne girmezdi, lesker-i ye'cüc-hurûc 'urûc etdiler; Mengen didikleri mekandan ki derbendleri gula
yol virmezdi, çengelistanına ok ursan girmezdi, içi ab-ı hayata menba 'olan zulamata mecma'dı, skender-i
Hızır-kadrün ikdâmiyle geçdiler getdiler. Çün lesker-i zafer-rehberün yolı vardı. Bolı serhaddine irdi ve
muhayyem-i mükerrem ol tarafdagı diyâra seref ve i'tibar virdi, sfendiyar oglı sma'il beg, ol sir-i nahcirgir
kendüyi sikar etmege kasd etdi sanub Kastamoni'den çıktı, Sinab'a girdi.
Sir-i nahcircûy u pür-kînin Alsa bûyını âhûy-i miskîn Meskenin terk ider kararı gider Külhan olur gözine
gülsen-i Çin. Sonra 'azm-i sâhibkırâni Amasra cânibine idügine cezm idicek sürûr etdi, vafir piskesler hazır
idüp asıtan asuman-nisana gönderdi ve yerinde huzur etdi. Amasra Tekvurı çün sehriyar-ı düsmen-sikârun
kendü diyârına varacagın ve hisarınun üzerine düsecegin isitdi; Mahmud Pasa dahi cüyus-ı ab-çus ve ateshurus
ile deryadan vardı, mezkûr kal'ayı dayire-i teshire çeküp muhasara tedbirin itdi, bildi ki hisarı ihtiyariyle
virmezse zarb-ı destle burc-u barusın yıkup serkes bedenlerini pest iderler; dâmân-ı âmâna yapısmazsa
girîbânı çengâl-ı cidale düser ve seng-i ceng ü harble câm-ı nâm ü nengin sikest iderler; naçar re'y-i serkesligi
elden koyub pisvay-i 'akl-ı rehnümaya uyub tali'a-i fethün yanınca sehriyâr-ı nusret-si'ar ve zafer-rehbere vafir
piskesler ve agır beleklerle karsı gelip istikbal etdi; ikliminün kilidi olan kal'anun miftahın 'abid-i sultan-ı cihana
teslim idüb kendü ümmid ü bîmle du-nim olub geldi getdi. Merasim-i ta'zimi takdîm etdigiçün ol gumrahun
günahı afv olub hüsam-ı intikamdan halâs buldı; mezkûr hisârun iskelesinün mahsûl-ı mevfûrı hass olub
nevâhisindeki diyâr Bolı Sancagı'na zam oldı. Sehriyâr-ı kâmkâr ol ruba'ı ve buka'ı dahi erba'a yılında feth
etdi, ol sefer-i zafer eserden dahi mansur ve mesrûr geldi, dârü'l-mülkine getdi.
BOLU SANCAGI
Köroglu hadisesi dolayısıyla merkezden gönderilen emirnamelerde "Bolu Sancagı" tabiri sık sık geçmektedir.
Simdi XVII. yy.a kadar, bu sancagın geçmisinden kısaca bahsetmek istiyorum; Bolu'nun üzerinde bulundugu
arazi, eskiden yani Bizanslılar zamanında Bithynia olarak isimlendirilmektedir. Orhan Gazi'ye yardımcı olan ve
babasının silah arkadaslarından Konur Alp ile Akça Koca Sakarya'nın her iki tarafındaki yerleri fethetmislerdi.
Bu yüzden, yeni açılan uçların ilk idarecileri bunlar olmuslardır. Akyazı, Eski Bag ve Düzce Ovasının yer aldıgı
Konrapa, fatihinin adını Konuralp ismini almıs, kaydıhayat sartı ile Konur Alp'e bırakılmıstır.
Bu bölge, Osmanlı vesikalarında Konrapa (Konur Apa) diye anılmıstır. Karadeniz kıyısındaki ve Osmanlıların
denize ilk açıldıgı yerlerden olan Akçasehir, Konrapa'ya baglı olmakla beraber Akçakoca tarafından
zaptedildigi için onun adını almıstır. Bolu'nun batısındaki ve eski ipek yolu üzerinde bulunan Mudurnu ve
Göynük, Taraklı Yenicesi de bir müddet Süleyman pasa tarafından idare edilmistir. Bolu, Beylerbeylik merkezi
Ankara ve 1451'den sonra da Kütahya'ya baglı kalmıstır. Yani idari bakımdan bu sehirlerde oturan
beylerbeyine tabi olmustur. Evliya Çelebi'nin sonradan tertip edilen defterlerdeki kayıtları esas tutarak verdigi
bilgiye göre, Bolu'nun ilk tahriri Fatih Sultan Mehmed zamanında yapılmıstır. Seyyah, "burası Anadolu
topragında ayrı bir sancak beyi tahtıdır.
Padisah tarafından beginin hası 300.122 akçedir" diye yazmaktadır. Ancak, bu miktar azdır ve o devre ait
defterlerde 400.000-500.000 akçe arasında degisen rakamlar verilmektedir. Bolu Sancagı dahilinde ve
sancak beyine baglı olarak gözüken 36 kadar kaza vardı. Bunlar; Merkez kaza Bolu, Taraklı - Borlu
(Safranbolu), Kızıl Bel, Gerede, Viransehir, Sihabeddin, Aktas, Ulak Deresi, Dörtdivan, Çaga, Bartın, Amasra,
Kıbrıs (merkez: Karadogan), Yörükan, Eflâni, Yedi Divân, Bender Eregli (Karadeniz Ereglisi), Devrek, Ulus,
Yılanluca (Melenderesi/Yıglıca), Taraklı Yenicesi, Mudurnu, Üsküp (Konrapa li'nin merkezi Eski Bag),
Dirgene, Samako (Alaplı), Gocinos, Akçasehir, Ovayüzü, Eflâni Yenicesi, Tefen, Çarsanba (Hızır Bey li),
Zerzene, Gölpazarı, Hisarönü, Pavli ve Doturga'dır.
Yukarıda adı geçen kazalardan Bolu'nun dogusunda kalanlar, sfendiyar Ogullarından, batıda kalanları ise
Bizans Tekfurları elinden alınan sehir ve kalelerdir. Bugün Gerede'ye baglı kalan Dörtdivan, o zaman kaza
merkezi durumunda olup, Köroglu'nun dogdugu köy Sayalık, buraya baglı idi. Uzunçarsılı'dan itibaren bu
köyün adı hep Hayalık olarak hatalı bir sekilde okunmus iken, Prof. F. Sümer'in tesbiti ile Sayalık seklinde
düzeltilmistir.
BOLU SANCAK BEYLER
Bolu 1324 yılından itibaren 1692 senesine kadar Sancak Beyleri tarafından idare edilmistir. Sehzadeler,
hanedana akraba olanlarla, Candarogullarına mensup beyler Bolu'yu sancak beyi olarak yönetmislerdir.
Konur Alp, Sunkur Bay Semsî, Sehzade Murad, Gündüz Alp, Süleyman Pasa, Çandarlızade Mahmud Çelebi
Bolu'yu idare etmis ilk beyler arasındadır. Sonuncu bey Çelebi Mehmed'in kızı ile evli olup, zladı Savasında
tuzaga düsürülerek esir edilmis, külliyetli miktarda para ödenerek kurtarılmıstır. Bazı rivayetlere göre bu bey
stanbul muhasarasında da bulunmus ve sehid düsmüstür.
II. Murad, II. Mehmed ve II. Bayezid devirlerinde de Bolu'nun idaresinde bazen dost ve bazen düsman
oldukları sfendiyarlılardan valiler görülmektedir. II. Bayezid zamanında, Sehzade Ahmed'in oglu Murad Bey
Bolu Sancak beyligi yapmıs, fakat babasının karıstıgı hadiseler dolayısıyle kızılbaslara sıgınmıstır. Sehzade
Murad Bey'den az önce de, amcası Selim'in oglu sehzade Süleyman Bolu Sancak Beyligine getirilmisti
(1509). Bu sehzade, önce Karahisar'a tayin edilmis ise de, amcasının itirazına sebep olmustu. Padisah, bu
defa oglunun istegi üzerine Süleyman'ı Bolu'ya nakletmis, Kefe'ye yollanmasına kadar sancak beyi olarak
burada kalmasına izin vermistir.
Bu beyler dısında, Voyvodalık devresine kadar (1692) Bolu'yu yöneten sancak beyleri, tesbit edebildigimiz
kadarı ile sunlardır; Sinan Bey, Semsî Ahmed Pasa, Hacıpasaoglu Mehmed Bey, Köroglu hadiselerinin zuhur
ettigi sırada Behram bey, Rum beyzade Osman Bey, Sarhos Abaza Osman, Abdi Pasa, Koca Yusuf Pasa,
Bosnalı Vardar Ali Pasa, Emir Mustafa Serif Pasa, Benli Hasan Pasa Semsipasadâde Mahmud, Kürt Mehmed
Pasa, Kemenkes Seyyid Ahmed Pasa, Fındık Mustafa'dır. 1692'den az önce Bolu'nun son sancak beyi, Zor
Mustafa Pasa'dır. Bu bey Köroglu zamanındaki beylerden daha zalim davranıslı oldugundan, halka olmadık
zulümler yaptıgından, suçu sabit görülerek, idam cezasına çarptırılmıstır. XVI. yy basları ve XVII. yy.ın ilk
yarısında Bolu 14 zeamet, 55 tımar'a bölünmüstü. Cebeliler de dahil olmak üzere 2800 kılıç askeri vardı.
Çeribasısı ile beyinin askeri 800 kadardı. Beyinin senelik hasılatı 10.000 kurus, kadısının ise 5000 kurustu.
Beyi'nin hası ise, yukarıda isaret edildigi sekilde, 300.122 akçe idi.
BOLU SANCAK MERKEZ
Köroglu'nun yasadıgı XVI. yy. da, Bolu Osmanlı mparatorlugunun gözde sehirlerinden biri idi. Doguya giden
bir çok ana yol bu havaliden geçmekte idi. Kanuni zamanında yeni açılan ve halkın günümüzde Bagdat
Caddesi diye isimlendirdigi yol üzerinde birçok kervansaraylar insa ettirilmistir. Bu stratejik mevki dolayısıyla
Bolu günden güne gelisme göstermis ve kale çevresinde yayılarak daha da büyümüstür. En eski tasvirlere
göre, Bolu birbirini takip eden otlakların bulundugu, ahalisinin daha ziyade köylerde yasadıgı bir yerdi. XVI. yy.
da, ovadan bakıldıgında hemen göze çarpan meshur kalesi, artık harabe olmaya yüz tutmustu.
Zira Selçuklular zamanında uç kalesi oldugundan her zaman tahkimli olmasına dikkat edilmis iken, simdi iç el
sayılması sebebi ile artık tamirata gerek duyulmamıstır. bn Battuta, 1333 senesinde Bolu'da misafir kaldıgı
halde, sehri pek tasvir etmeyip, sadece Ahîleri kısaca misafirseverliklerinden dolayı methetmistir. Sehir,
simdiki gibi, yine ova ortasında, batıdan doguya yükselen toprak bir tepe üzerine bulunuyordu. Çevresinden
çok sayıda küçük derecikler aktıgı için, zamanla mahalleler surlar dısında ve ovaya dogru meyil üzerinde
meydana gelmistir. 1528 senesine ait oldugu tahmin edilen 438 numaralı tapu-tahrir defterinde, XIV. yy. da
kurulmaya baslanan ve XVI. yy. da gelismesini tamamlayan mahalleler sunlardı;
Aslı Han veya Aslı Hatun, Gölyüzü, Cami, Tursucuoglu, Hoca Bey, Hatip, Karaçayır, Hacı lyas Oglu, Ak
Mescid, Dabbagan (: Tabaklar), ve Ugurlu Naib (sonra : Karamanlar). Bu mahalleler de, diger yerlerde oldugu
gibi bir mescid veya cami etrafında tesekkül etmis olup, nüfusu ortalama hesaplamalara göre 2000'e
yaklasmakta idi. Evliya Çelebi'nin 1645 senesindeki seyâhatinde ise, Bolu eskiye nazaran oldukça büyümüs
ve bir çok güzel binalarla süslenmisti. Köroglu'nun destanî bir havaya büründügü bu zamanda, Evliya Çelebi
Bolu'yu söyle tanıtmaktadır, " ... Gerçekten ma'mur büyük bir sehirdir ki, topraklı bir dag arasında kurulmustur.
Otuzdört mahallesi ve 34 camii vardır. Üçbin kadar tahta örtülü güzel evleri vardır.
Bazı zenginlerin evleri ve hanları kiremitle örtülüdür. Dörtyüz kadar ma'mur süslü dükkânı vardır. Her ne
kadar Türklük ise de ileri gelenleri, esrafı ve tüccarı çoktur... Oguz adamları vardır... Suyunun ve havasının
nefasetinden dolayı güzelleri çoktur..." Bolu'nun en güzel cami, saray ve binaları Osmanlı Padisahları,
sehzadeler, sfendiyarogulları ve beyler tarafından yaptırılmıstır. Bolu, bundan baska, medrese, kervansaray,
bedesten ve bazı sanayi tesislerine de sahipti. Bolu daglarının meshur köknar ve çam tahtaları, günümüzdeki
gibi Bolulu isadamlarınca, stanbul pazarına zmit yahut daha elverisli olan Akçasehir iskeleleri yolu
vasıtasıyla gönderilmekte ve orada belli yerlerde satılmakta idi. Hatta bazı düzenlemelerle Bolu tahtasının ve
odununun stanbul'da daha ucuz satılabilecegi hususunda Evliya Çelebi'nin oldukça enteresan görüsleri
vardır.
SEMS PASALILAR
Bolu'yu idare edenler arasında Semsi Pasa ailesinin özel bir mevkii vardır. Bazı sancak beyleri, zaman zaman
bu aileden tayin edilmistir. Evliya Çelebi, 1645'deki Bolu ziyaretinde, Semsi Pasa ailesinden bahsederek
"Sungurbay Semsi adlı kahramanı eliyle fethedilmis, kendisine evlattan evlâda hayat sartı ile ocaklık ihsan
edilmistir. Hâlâ nesli tükenmis degildir. Semsi Pasa evlâdları derler" malûmatını vermektedir. Yine bu
seyyahın yazdıgına göre Sungur Bay Semsi, Osman Gazi ile aynı zamanda yasamıs bir kahramandır. Bu
ismin sonundaki Semsi sıfatı ise, Semsi Pasa ailesinin bu sahsa baglı oldugunu göstermek için kullanılmıstır.
Naima ve Kâtip Çelebi de, tarihlerinde Semsipasazâdeliler tabirini sık sık kullanmıslardır. Sungur Bey veya
Sungur Bayın tarihi kisiligi ne yazık ki, kaynakların Bolu fethini bir iki satırla geçistirmeleri yüzünden, son
arastırmalarda dahi aydınlıga çıkarılamamıstır. Candaroglu Beyligine ait soy kütüklerinde ise böyle bir isme
tesadüf edilmemektedir. Belki, ileride tapu veya vakıf kayıtlarından onun tarihi sahsiyeti hakkında ip uçları
elde edilebilir. Semsi Pasa zamanında, bu ailenin Halid bin Velid'ten indigine dair bazı kayıtlar mevcut ise de,
dogru degildir. Tarih kaynakları incelendiginde varılan neticeye göre, Candaroglu, sfendiyaroglu ve Kızıl
Ahmedli gibi kollar, Semsi Pasa ailesinin dayandıgı hanedanlar oluyor.
Her üç grup, Osmanlılar ile yakın temasta bulunmuslar evlilik yolu ile akrabalık tesis etmislerdir. sfendiyaroglu
Beyligine Fatih Sultan Mehmed son vermis az sonra da Kızıl Ahmed Bey ailesi ile Uzun Hasan'a sıgınmıstır.
II. Bayezid zamanında tekrar Osmanlı ülkesine dönen Kızıl Ahmedli ailesi, Bolu'daki eski mülklerine sahip
olmuslardır. Mirza Mehmed Bey, Bolu sancak beyi olmus, daha sonra da Bayburd ve Erzincan'ın idaresine
tayin edilmisti. II. Bayezid ile dostane münasebetlerde bulunan Mehmed Bey, onun oglu sehzade Murad'ın
(Ö. 15 ekim 1485) kızı Sahnisa Hatun ile evlenerek damad yapılmıstı.
Ne yazık ki Mehmed Bey, kendisinden büyük hizmetler görülecegi sırada, Erzincan Bey'i iken hayata gözlerini
yummustur. Mirza Mehmed Bey'in Musa, Mustafa ve Semsi Pasa isimlerinde üç erkek evladı dünyaya gelmis,
hepsi devlet hizmetinde bulunmuslardır. Musa Pasa, ava merakı ile söhret bulmus, Yavuz ve Kanuni
zamanlarında Osmanlıların hizmetinde yararlılıklar göstermistir. Erzurum Beylerbeyi iken, Gürcülerin tuzagına
düserek hayatını kaybetmistir. Mustafa Pasa da, Musa Pasa gibi söhretli bir sahsiyet olup, besinci vezirlige
kadar yükselmisti (1561). Meshur Malta Seferi esnasında ordunun baskumandanı olup, Piyale Pasa ve Turgut
Reis ile bu kaleyi muhasara etmislerdi. 1566 yazında, kardesi Semsi Ahmet Pasa ile Zigetvar Seferine
katılmıs, padisahın zamansız ölümüne sahit olmustu. ki yıl sonra hacca gitmis ve Arafat dagında iken vefat
etmis ve Mekke'de topraga verilmistir.
Evliya Çelebi'nin babası Dervis Mehmed Zılli Efendi bu cenaze merasiminde bulunmus, vezirin gömülmesinde
yardımcı olmustur. Mirza Mehmed Bey'in üçüncü oglu ve Semsi ailesinin kurucusu Ahmed Pasa'dır. Uzun ve
rahat bir hayat süren Semsi Ahmed Pasa, saraya intisab etmis, sırası ile avcıbası, bölükagası, müteferrika ve
sipahi agalıgı ünvanlarına sahip olmustur. 1553 ran seferine istirak etmis ve yararlı hizmetleri ile sultanın
gözüne girmistir. 1554'de Anadolu Beylerbeyligine tayin edilmis, az sonra da Rumeli'ye nakledilmistir. Bu
sıfatla Zigetvar Seferine, agabeyi ile birlikte kendi kuvvetlerinin basında, katılmıstır. Kanunî Sultan
Süleyman'ın bu sefer sırasında vefat etmesi ile eski vazifesinden ayrılmıs ve inzivaya çekilmistir. Sultan II.
Selim (1566 - 1574) zamanında yeniden hizmete alınmıstır.
Sokullu Mehmed Pasa'ya karsı hasmane tutumu ile ikinci grubu meydana getirmis, bu düsmanlık sadrazamın
öldürülmesine kadar devam etmistir. III. Murad'ın tahta çıkmasından sonra Semsi Ahmed Pasa'nın yıldızı yine
parlamıs ve padisahın musahibi olmustur. Devsirme usulünün bozulması ve bu arada saraya rüsvet kabul
ettirme gibi seylerden sorumlu tutularak, tarihçilerin tenkidine maruz kaldıgı da görülmektedir. Semsi Ahmed
Pasa, 18 Muharrem 988/6 Mart 1580'de stanbul'da öldü. Dillere destan sarayına yakın kendi adı ile tanınan
Cami yanındaki türbede topraga verilmistir.
Oldukça renkli bir sahsiyete sahip olan Semsi Ahmed pasa, aynı zamanda ilim çevrelerince de takdir edilen,
yazdıgı siirlerle de sairler arasına katılan kimse idi. Belli baslı eserleri; Sehnâme-i Sultan Murad Dîvân, Vikâye
Serhi, 'tikadnâme ve tercüme-i Surut-i Salât'dır. Semsi Pasa'nın ogulları da babaları gibi bir çok devlet
hizmetinde vazife almıslardır. Mahmud Pasa, Semsi Pasa ailesinin en söhretli sahsiyetlerinden olup,
babasının delaleti ile mirliva olmus, 1579 senesinde Sehr-i Zor, sonra da Kıbrıs Beylerbeyligine vali tayin
edilmistir. 1591-2'de Bolu'ya gelmis, atalarının bir çok mülkünün bulundugu bu yeri idare etmistir. Kastamonu
valiliginden sonra, Almanya'da Usturgon'a yollanmıs, burada kendinden üstün kuvvetlere karsı kahramanca
mücadele etmistir.
III. Mehmed, 1602-3'de , onu Nahcivan sınırlarına yollamıs, beylerbeyi iken burada sehit düsmüstür. Dogu
Anadolu'da ölen ikinci Semsipasalıdır. Evliya Çelebi, 1645 senesinde hem stanbul'da ve hem de Bolu'da
Semsi Pasa ailesine mensup kimselerin yasadıgını yazmaktadır. XVII. yy. da Semsi Pasa kölelerinden
Süleyman isimli birinden haberdarız ki bu, meshur Köle Oglu'nu yakalayarak, idam edilmesini saglamıstır. Bu
konuya biraz asagıda tekrar temas edilecektir. Semsi Pasa ailesinin Bolu ve kazalarında bir çok hayır eserleri
yaptırdıgı bilinmektedir. Bu tarihi yapılar günümüze kadar tabii afetlere maruz kalmalarına ragmen
gelebilmistir.
Bolu'ya tabi Yenice köyünde Mirza Mehmed Pasa ve esine ait tımarın oldugu Tahrir Defterlerindeki
kayıtlardan anlasılmaktadır. Semsi Pasa ailesinden olup, Yavuz Sultan Selim zamanında yasamıs olan bir
kadın da Karaköy'de cami yaptırmıstır. ki kitabesi mevcut olan bu cami, Musa Pasa'nın annesi Alâ Hatun
tarafından insa ettirilmistir. Bu kadın ise meshur alimlerden Cemaleddin el-Aksarayî ve vezir Piri Pasa'nın
ailesindendir. Musa Pasa'nın kendi adına yaptırdıgı ve 1510 senesinde hizmete açılan cami, simdi Ilıca Cami
diye bilinmektedir. 1571'de yapılan Karaçayır Camisi de Musa Pasa'dan kalmadır.
Sarayda besinci vezirlige sahip olan Mustafa Pasa, 1526 senesine ait kayıtlara göre, yıllık hasılat olarak
405.000 akçelik gelire hak kazanmıstı. Bu meblag Bolu'dan temin edilmekteydi. XVI. yy. da ehemmiyet
kazanan Bagdat Caddesinin Hendek ve Darıyeri gibi merkezlerinde Mustafa Pasa kervansaray ile cami
yaptırmıs, yolcuların ve halkın hizmetine açmıstı. Onun gibi Semsi Ahmed Pasa'nın da Bolu ve Düzce
taraflarında çiftlikleri vardı. Süleymaniye Kütüphanesinde, Lala smail Efendi kitapları arasında bulunan
vakfiyesinde, vakıflarının listesi verilmistir. Vakfiyeden anlasıldıgına göre, Bolu'da bir cami, Dar el-Hadis,
dershane, çesme ve köprü yaptırılmıstır.
Bu yerlerde hizmet göreceklere verilecek gündelikler hakkında da açıklamalar mevcuttur. Bolu Salnâmesi ile
Evliya Çelebi'nin yazdıgına göre Semsi Pasa'nın sehirde bir hamamı, kapalı çarsısı, çesmesi ve camisi vardı.
maret Camisi'nin ismine temas etmeyen Kâtip Çelebi ise, Semsi Pasa Camisini bahis konusu etmektedir.
Semsi Pasa, Bolu'nun kuzeyindeki daglar içerisinde bulunan yaylaları da köylülere vakfetmistir. Simdi Pasa
Köyü Yaylası ve At Yaylası isimlerini tasıyan bu yerlerde, Pasa'nın adı hürmetle anılmaktadır. Bolu'nun
batısında ve zmit yolu üzerindeki Düzce Bazar veya Konrapa'da da Semsi Pasa vakıfları mevcuttu. Yeni
gelismekte ve büyümekte olan, Asar Suyunun kenarındaki Düzce'de Semsi Pasa bir han ve cami yaptırarak,
vakfetmistir. Ancak günümüze kadar, bu binalardan hiç biri ayakta kalamamıstır.
BOLU BEY
Köroglu hikayelerinde, destan kahramanının ortaya çıkmasına sebep bilindigi gibi, babasının gözlerinin kör
edilmesi ve bunun için Rusen Ali'nin intikam almak üzere Bolu Beyine karsı harekete geçmesidir. Hikayelerin
çesitli rivayetlerinde Bolu Beyi, Bolu Pasa, Bolu Bey, Bolu ve Bul Beg adları ile anılmaktadır. Bu degisik
sekiller, Bolu kelimesinin zamanla bir yer adı oldugu fark edilmeyerek, dogrudan dogruya kisi adı kabul
edildigini gösterir. Köroglu, babasının intikamını almak üzere ortaya çıktıgında Gerede ve Çaga idarecileri
tarafından takibata ugramamıstır. Ancak onun söhreti Sayalık köyünün sınırlarını az sonra asacak ve
sonraları kendi adı ile anılacak olan Dörtdivan, Deveren ve Karadogan yaylalarının bulundugu Köroglu
Daglarında yankılanacaktır.
Hakkında sikayetler, Bolu Beyi'ni de asacak ve Anadolu Beylerbeyine, stanbul'a Asitaneye ulasacaktır. Prof.
Dr. Faruk SÜMER'in belirttigine göre, destanda çok geçen Bolu Beyi mahalli bir bey olmayıp, bu günkü
idareciler gibi, stanbul'dan gönderilen devlet memurudur. Bolu Beyi ile kaza kadıları ve Köroglu'yu ilgilendiren
belgelere ilk olarak Prof. Dr. smail Hakkı Uzunçarsılı ve Prof. Mustafa Akdag rastlamıstı. Böylece destan
kahramanının tarihi olarak yasamıs oldugu ortaya çıkmıstır. Daha sonra ,F.Sümer, arsivde baska dört belgeye
rastlayarak, 1580 - 1585 (H. 988 - 993 ) tarihleri arasında yazılmıs belgelerin sekiz tane oldugunu ortaya
koymustur.
Süphesiz baska belgeler de mevcuttur. Bu yüzden, destan dısında, Köroglu'nun bes yıllık hayatını ögrenmis
oluyoruz. Köroglu'nun ortaya çıktıgı devrede Osmanlı padisahı III. Murad, sadrazamlar ise Damad Ahmed,
Kıbrıs Fatihi Lala Kara Mustafa Pasa, ve Ferhat Pasalardır. Bolu Beyi ise önce Mehmed Bey, sonra ise
Çorum'dan nakledilen Behram Bey'dir. lk belgenin 1580 tarihli olduguna yukarıda temas edilmisti. Bu tarihte,
Bolu'yu ilgilendiren hadiseler arasında, burada ve kazalarında bir çok hayır eserleri bırakmıs olan, Osmanlı
vezirlerinden Semsi Ahmed Pasa'nın ölümüdür. Onun vefatı ile Bolu'daki Semsi Pasalılar nüfuzu pek
sarsılmamıstır. Akrabası ve çocukları, bu ailenin eski ihtisamını, bazen zor kullanarak da olsa devam
ettirmislerdir.
Bolu Beyi, Köroglu meselesinin iyice belirmesi üzerine merkezden ve Kütahya'dan yazılan buyrultularla,
harekete geçmis sancak dahilinde onu takip etmeye mecbur kalmıstır. Köroglu ise Karadogan köyündeki
Türkmenlerden bölükler meydana getirerek kendisine katılan Çakal Oglunun yardımı ile ona meydan
okumaya cesaret göstermistir. Bolu Bey'i ülke çapında yayılma gösteren atesli silahlarla Köroglu'nun pesine
düsmüstür. Nitekim, destan kahramanı kılıç yerine tüfengin alısına hiç memnun kalmamıstır. Köroglu,
kahramanlık ve cesaret örnegi olarak kılıç, ok ve kalkan gibi savas aletlerini kabul etmektedir.
Atesli silahların en etkilisi olan tüfegin Bolu'da kullanılısı, yasak olmasına ragmen XVI. yy. dadır. Askerin
elinde Yavuz Sultan Selim devrinden beri bu tüfekler bulunuyordu. Sonra reaya da temin yoluna gitmistir.
Nitekim 1560 senesine ait olup, Bolu Beyine yazılan emr-i âlide, "levend taifesinden ve reayadan ve gayrıden
tüfenk kullanıp, daglarda sikâr etmemeleri" isteniyordu. ki ay sonrasına ait bir fermanda da, öncekine
nazaran daha da sertlestirilmis ifade kullanılarak, reayaya tüfenk tasıma izni verilmemesi isteniyordu. XVI. yy.
da Bolu'da yayılmaya baslayan tüfenk, Deli brahim devrinde alınan idari tedbirlerle, halkın elinden toplanmıs
ve bazı cezai müeyyideler uygulanmıstır.
KÖROGLU'NDAN ÖNCEK VE SONRAK HAD SELER
Bolu'da devlet idaresine karsı cephe alıs, 1559'larda canlanmaya basladı. Levend ve bazı suhte hareketleri
meydana gelmis, bundan bir çok aile zarar görmüstü. brahim ve Madin (?) adındaki sakiler, köyleri basarak,
yolcuları soyarak, suç islemislerdi. 1560'da, Köroglu'ndan az önce Bolu'da Saltık Boyacıoglu meselesi
meydana geldi. Bolu Beyi tarafından tevkif edilen bu saki de, stanbul'dan gönderilen bir memura teslim
edilerek, muhakeme için Bolu'dan çıkarılmıstır. Kendi menfaatlerini önde tutan ehl-i fesad sahibi sipahiler de
zaman zaman sancakta huzursuzluk yarattılar. Ancak, Bolulular stanbul'a yakın olduklarından, sayet Bolu
Beyi taraf tutarsa, hemen sikayete gidiyorlardı.
Köroglu hadisesinden sonra bazen gruplar halinde stanbul'a geldikleri ve gösteri yaptıkları da görülmüstür.
Evliya Çelebi, 1645 yılına ait bir kaydında Boluluların bu özelligini bahis konusu ederek, "... gayet adaletli
davranmak gerek. Gayr-ı mesru bir kaç akçe alınsa, halkı hemen üç günde stanbul'a gidip sikâyet eder"diye
yazmaktadır. 1566 senesinde bazı levendlerin Bolu softaları adına Filyos vadisindeki Devrek'te ve Bolu'nun
batısında Konrapa'da harekete geçtikleri haber alınmıstı. Bunlar kendi taraftarları ile sancagın düzenini
bozmaya kalkıstıgında, Bolu Bey'ine hemen bu fesadı yok etmesi emredilmisti. 1570'de, Çankırı ve Ankara
yolu üzerindeki Gerede'de Dogancıog