Sitemiz Onbinlerce sayfa ve özgün fotoğraf içermektedir. Aradığınıza kolay ulaşmak için yukarıdaki arama kutusunu kullanabilirsiniz. İlginiz için teşekkür ederiz! - Please use this search for thousands of articles from our site

Gönderen Konu: Türk dilinde lehçe,şive,ağız kavramları  (Okunma sayısı 16130 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı boncuk

  • Moderator
  • Lahana Turşusu
  • *****
  • İleti: 553
  • Cinsiyet: Bay
Türk dilinde lehçe,şive,ağız kavramları
« : Nisan 12, 2009, 03:03:50 ÖS »
Çok köklü bir dilimiz olduğu için, Türkçemiz bugünlere gelene dek birçok alt dala ayrılmış ve bu alt dallar dil biliminde “lehçe“, “şive” ve “ağız” olarak adlandırılmıştır. Türkçenin oldukça eski ve köklü bir dil olması, dil bilimsel sınıflandırmalarda farklı görüşlerin ileri sürülmesine neden olmuştur. Bazı dil bilimciler “Türkçenin yalnızca iki büyük lehçesi olduğunu” kabul etmişler; bazıları ise Azerbaycan Türkçesi, Kazak Türkçesi, Başkurt Türkçesi… gibi birbirinden ayrı “yazı dilleri” olarak varlığını devam ettiren Türk Dilleri’ni birer “lehçe” olarak kabul etmişlerdir.

Türkçemize ait en eski kaynaklar “Orhun Yazıtları” olduğu için, bu dikili taşların öncesinde kalan döneme ait kesin bilgilere sahip değiliz. Türkçenin “karanlık dönemi” olarak adlandırılan bu dönemde, Türkçenin hangi biçimlerde var olduğu hakkında net bir bilgimiz yok. Yazılı kaynaklarla Türkçeyi takip edebildiğimiz dönemlerde ise, Türkçe artık oldukça işlenmiş bir dil konumundadır. Bunun için Türkçenin en eski durumunu ve Türkçenin “çatısı” konumunda olduğunu düşündüğümüz “ana dili” tam olarak bilmiyoruz. Bunun için Türkçenin “lehçelerini” sınıflandırırken, birçok dil bilimci farklı görüşler ileri sürmüşlerdir.

Sınıflandırmalardaki bizim görüşümüzü belirtmeden önce, “lehçe“, “şive” ve “ağız” kavramlarını açıklamaya çalışalım:

Lehçe, bir dilin çok uzun zaman önce, yazılı metinlerle izlenemeyen, karanlık dönemlerinde kendisinden ayrılan ve ayrıldığı dilden hem “ses” hem de “biçim (yapı)” olarak ayrılıklar içeren koludur. Şive, bir dilin yazılı metinlerle izlenebilen ve “yakın geçmiş” olarak nitelendirilebilecek döneminde kendisinden ayrılan ve ayrıldığı dilden yalnızca “ses” bakımından değişiklikler içerip “yapı (biçim)” bakımından ayrılıklar içermeyen koludur. Ağız ise, bir dilin konuşulduğu belli yerleşim bölgelerine özgü olan ve “sesletim farklılıkları” temelli olan koluna verilen addır.

Lehçe kavramı veya terimi, son dönemlerde özellikle Türkiye Türkçesinde “şive” anlamı yerine kullanılmış ve bu dil bilimciler arasında bile yaygınlaşmıştır. Bugün birçok dil bilimci artık lehçe yerine şiveyi, şive yerine de lehçeyi kullanmaktadır. “Türkçenin Sorunları“nda da işlenen bu konuyu, bazı dil bilimciler “uzak lehçe” ve “yakın lehçe” terimlerini ileri sürerek çözümlemeye çalışmışlardır. Bu terimlerin türetilmesinin amacı, “lehçe” ve “şive” terimlerinin kullanımı ile ilgili sorunların çözülmek istenmesidir. Aslında mantıklı bir yaklaşımdır. Bu türetimlerle, artık Türkçeye yakınlık düzeyine göre bütün Türk Dillerini uzak veya yakın lehçe olarak adlandırabiliriz.

Yukarıda yaptığım açıklamalardan hareketle, şöyle bir örneklendirme yapabiliriz: Türkçenin bugün yaşayan “uzak lehçeleri” olarak “Çuvaşça ve “Yakutça” vardır. Türkçenin “yakın lehçeleri“ne ise “Azerbaycan, Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan, Gagauzya, Tataristan, Türkmenistan, Türkiye, Doğu Türkistan, Başkurdistan… Türkçesi” örnek verilebilir. Türkiye Türkçesinin “ağızları” olarak ise “İstanbul ağzı, Doğu Anadolu ağzı, Elazığ ağzı, Trakya ağzı, Karadeniz ağzı, Ege ağzı…” örnek gösterilebilir.

Özetle, Türklük Bilimi‘ndeki “lehçe - şive” sorununa “yakın ve uzak lehçe” terimlerinin türetilmesiyle, sorun büyük oranda çözüme kavuşmuştur. Türkçemizin bugün 21 tane yazı diline sahip olması, her ne kadar onun köklülüğünün kanıtı olarak kabul edilse de; Türkçemize eklenen her yeni yazı dili, Türkçe konuşan Türk topluluklarını birbirinden koparmaktadır. Ortak Türk Dili oluşturmaya çalışırken, oluşan her yeni yazı dilinin acısı kendini hissettirmektedir. Bu açıdan Türk Dilleri sınıflandırmalarında da “Kazakça, Azerice, Özbekçe…” gibi adlandırmalar yapılması, Türklük Bilimcilerce doğru kabul edilmemektedir. En doğru kullanım “Türkiye Türkçesi, Azerbaycan Türkçesi, Gagauz Türkçesi…“dir. Kuşkusuz bu konuya en doğru yaklaşım, “Bu Türk Dili lehçe miydi, yoksa şive miydi?” diye takılıp kalmaktansa, onu ana Türkçeye olan yakınlığına göre “uzak veya yakın lehçe” olarak adlandırmak ve özellikle çağdaş Türk lehçelerinin kullanımına özen göstermek olacaktır.

Yavuz TANYERİ

Karalahana Karadeniz Forum

Türk dilinde lehçe,şive,ağız kavramları
« : Nisan 12, 2009, 03:03:50 ÖS »

Çevrimdışı paşalıoğlu

  • paşalıoğlu
  • Yönetici Yardımcısı
  • Lahana Turşusu
  • *****
  • İleti: 2208
  • Cinsiyet: Bay
Ynt: Türk dilinde lehçe,şive,ağız kavramları
« Yanıtla #1 : Nisan 13, 2009, 03:49:30 ÖÖ »
Dil ile ilgili terimlerde yalnızca Türkiye'de değil dünyada da belli ölçülerde kavram kargaşı vardır. Buna rağmen aşağıdaki Türkçe'ye ilişkin dil ile ilgili kavramlar dünyaca en kabul gören kavramlardır:

Dil:[/b] Language ..ör. Turkish Language = Türk dili - bu terim özellikle Türkiye, Azerbaycan , İran ve Balkanlarda konuşulan Türkçeyi ve Gagavuzcayı yani Batı Türkçesini belirtmek için kullanılır; Turkic languages= Türk dilleri - bu terim BatıTürkçesi, Kazakça, Kırgızca, Uygurca, Özbekçe, Yakutça, Çuvaşca vb. çeşitli Türk dillerini belirtmek için kullanılır .

Ana dil: Mother tongue

Lehçe: Dialect ör. Azeri lehçesi (bazı dilbilimciler Azeri dilini ayrı bir dil olarak alırlar), Gagavuz lehçesi, Kaşkay lehçesi

Bölgesel lehçe: Regional dialect ör. İran'da konuşulan Türk lehçeleri.

Şive: accent - yani aksan ör. Karadeniz aksanı veya şivesi, Ege şivesi, Trakya aksanı; Bölgesel anlamda ağız kavramı tekil kullanılmaz çünkü Türkiye'de her bölgede çeşitli ağızlar ve alt ağızlar vardır. Bu nedenle Karadeniz Ağızları, Kuzeydoğu Anadolu Ağızları, Trakya Ağızları, Batı Karadeniz Ağızları gibi terimler kullanılır.

Ağız: local dialect, subdialect, oral, mouth, variety- ör. Giresun ağzı veya ağızları, Şebinkarahisar ağzı, Arapgir ağzı, Ordu ağzı, Trabzon ağzı, Rize ağzı, Denizli ağzı, Edirne ağzı, Kırcaali ağzı, Dobruca veya Deliorman ağzı, Makedonya ağzı vb.

Bütün bunların dışında ses dönüşümlerine göre, "r" sesinin yutulmasına göre, "ğ" sesinin "v" sesine dönüşmesine, isim hallerinin çekimlerine, fiilerin çekimlerine, zaman kiplerinin, yer zarflarının kullanım biçimine göre vb. sınıflamalar yapılabilir.
« Son Düzenleme: Nisan 13, 2009, 04:01:52 ÖÖ Gönderen: paşalıoğlu »

Çevrimdışı boncuk

  • Moderator
  • Lahana Turşusu
  • *****
  • İleti: 553
  • Cinsiyet: Bay
Ynt: Türk dilinde lehçe,şive,ağız kavramları
« Yanıtla #2 : Nisan 13, 2009, 06:27:14 ÖÖ »
Teşekkürler Paşalıoğlu

Başlığı açarak bilgilerimizi tazelemiş olduk. Katkılarınız için teşekkür ederim.

 Esas maksadım ise daha başkadır. Karadeniz şivesi,yöreden yöreye farklı ağızlarla telafuz edilmektedir. Bu ağız farkları o kadar belirgindir ki bazen komşu köyden diğerine dahi farklılıklar göstermektedir. Köylerde bu ağız farkları bazen mizah ve eğlence konusu dahi yapılır. Birbirine erişirler(alay ederler) Her  yöre kendi konuşuğunu daha üstün tutar. Ötekini beğenmez. Bu yöresel ağızlar, içlerinde çok ilginç mizahi ve fonetik unsurlar barındırır. İşte ben onların peşindeyim. Üyelerimizden bu konuda destek bekliyorum.

İlk örnekler benden olsun. Ata yurdum Ağasar'dan ilginç diyaloglar

imanına davun çıksın beleküme  ,beri geçede çatdavm geri geçede gakgavm,   palanım hölüdü depidim,   habu çımuğa top oynanumu ara   bi dıman türküsü varıdı dıman, ayam bi ayazik gene oldu, ben yakdımısa senin çortunu gelde yak sen benim çortumu

Karalahana Karadeniz Forum

Ynt: Türk dilinde lehçe,şive,ağız kavramları
« Yanıtla #2 : Nisan 13, 2009, 06:27:14 ÖÖ »

Çevrimdışı paşalıoğlu

  • paşalıoğlu
  • Yönetici Yardımcısı
  • Lahana Turşusu
  • *****
  • İleti: 2208
  • Cinsiyet: Bay
Ynt: Türk dilinde lehçe,şive,ağız kavramları
« Yanıtla #3 : Nisan 13, 2009, 08:40:26 ÖÖ »
beleküme, çatdavm, gakdavm, depidim; bunları anlamadım.

habu çımuğa top oynanumu ara  = "bu yağmurlu havada top oynanır mı ula?" anlamına mı geliyor?


çort = çalı çırpı anlamına mı geliyor?

Bizde cört sözcüğü karmakarışık dikenli bitkilerin içine girilemeyecek kadar sık olmasına verilen addır. Örneğin sarmaşık dikenlerin ve böğürtlenlerin bir arada olması bir cörtlüğü oluşturur. Cörte düşmek kedi tırmalmasından bile fazla can yakar.

Size duyduğum bir anekdotu aktarayım:

Yoldan geçen motosikleti gören kadının tepkisi:

- Uheyy, zabahça ha ülesi gaştan aşşaa getti, hep pençük pünçük oldu.

Diğer kadın:

- Vıışş anaam!

 

Çevrimdışı Talışmanlı

  • Acemi Üye
  • **
  • İleti: 98
Ynt: Türk dilinde lehçe,şive,ağız kavramları
« Yanıtla #4 : Nisan 13, 2009, 08:45:48 ÖÖ »
1950 li Yıllardaki keşaplı Bir Annenin Mektubu

Gönderdüğün metdubu bazar günü bazara gidiken şube yandaki Daz Ali verdi. Elimde Fadime gelinin de bir okka yüz dirhem yağı da varıdı. Yağı gıyıya ginelik goydum da urdan geçen bi mekdep talebesine okudim dedim.

Anam yavrum salifim ben yağı hec unutmuşum,metduban daldurmuşum. bi de bakdımkinelik,anaaaa m goca,aranku bi it azını,burnunu yalıyagine földür földür gözüme annaklamimi.

Öte yana bidaha annakladım ki bizim yağ güle, gübüre garg olmuş. Zıggımın bekini yiyesice gaybananın iti canım yağı mafetmiş. Depemin tası attı. Elime bi kötek alminen,enüün peşine düşdüm. Gaybana önde,ben peşte Giresini kirmene gibi çark döndüm. Döndüm emmelakin iti belediye meydanında bi kötekte zıbarttım.

Anam yavrum Salifim itin peşine düşmenliğilen barabar yüreemin başına bi hal oldu. 50 gayme dokdura,100 gayme de erzaneye ilaç parası,gelinin yağı da cabası oldu Salifim.
Anam yavrum Salifim bizden boyuna para istin, biz parayı nirden bulacuk? Gücük ayında inee saddukda gönderdük. Tavuu,cücüü sadduk saa gönderdük. Taa minkinimiz galmadı.

Geçenlerde ellerin bacalarında guduruk çakallar gibi iki büklüm solama yapdım dı, adam bellediğim ağan olası ite dedimki: bunu yeni bazar Giresin de sadda veresiyen eve gazınan duz al. Yarısinen Fidan geline urbalık onikilik al,galanı da Salifime gönderürük dediidim. Ben una ööle dememişim, sen git Debbuy yanında bi gecede parii rakiinen gumara ver demişim. Zabatcaası ağan körkütük serfuş geldi.Gendünden heç habarı yok. Habar annatmanın da minkini yok. Eğnini zoruna çıkarduk,altına bi yatak adduk da zorunannuk yaturduk,boyu devrülmeyesice zıbardı geddi.

Anam yavrum Salifim, köyde bi gumar,bi gumar. Geçen gece Dursunaliparayı gumara vermiş. Ayaandaki Trabzan lasdiine gadar vermiş gumara. Geçen zabah Fidan gelin efendi dedene abdes suyu almak için puara geddüğünde aykuru gine yola doru tim tim edeginelik, gısgırlak biri,cıscıbıldak, tımancak gelmiimi. Anaam,gelinin yüree azına gelmiş. Dursunali yi horttak sanmış.

Anam yavrum Salifim saa bi habarım daa var. İrecebgilin Ayşa Cırım Ali’ye gaçtı.İreceb de ar namus diip yorganı omzlamiinen Zonguldaa aşaa gitti. Yayla cenik aramadıkları yer galmadı.
Anam yavrum Salifim, efendi deden diş yapduracak diye dişlerini söktürdü de gocamancuk höshöbüldek,fesil,fösül gonuşiii. Gocamanın ağzı Keşap tüneline döndü.

Tüfeenen çektürdüün fotoraf ne de haccak çıkmış. Boyuna bosuna dolanduum,zaptiye mi oldun?Yavrum Salifim saa gız bütürdüm,boyu sülün,dişleri darı denesi,saçları darı püskülü gibi.Zollumu zollu,haccak mı haccak. Hemi de kütür kütür dikiş dikiii.Çok isteeni var,emmelakin ben başını baaladım.

Anam yavrum Salifim, geçen aaşam da keyfanının canı mantar gavurması çekmiş. bahçadan hızanlara toplatmış,yimiş. Zeele gecesinden eve geldük. Anaa keyfanı dısdıranga kesmiş. Aazından,burnundan zehir gibi avu gelii.Bizi uyutmadı. Keyfanının zahbasından kenefin direkleri zabaa gadar yalpa vurdu. Pis boazının yüzünden öldü öldü,dirildi.

Anam yavrum Salifim daha ne yaziim, benim bildüklerim bu gadar.Zeele hızanlara yedürecek bi gaşuk bişiim yok. Biraz pancar bulup gazana atacam.Mektübüme son verirken ağan,efendi deden,İrecepgilin Fidan,hırhızan selam ederler.Güçükler ellerinden,büyükler gözlerinden öperler. Ala inek yaylımdan şindi geldi,bas bas baarii,uda selam edii.Boyuna bosuna dolanduum, anam yavrum Salifim bizi metdupsuz bırakma ANAN FADİME

Karalahana Karadeniz Forum

Ynt: Türk dilinde lehçe,şive,ağız kavramları
« Yanıtla #4 : Nisan 13, 2009, 08:45:48 ÖÖ »

Çevrimdışı boncuk

  • Moderator
  • Lahana Turşusu
  • *****
  • İleti: 553
  • Cinsiyet: Bay
Ynt: Türk dilinde lehçe,şive,ağız kavramları
« Yanıtla #5 : Nisan 13, 2009, 09:15:28 ÖÖ »
Bende biryerlerden kopyaladım. Beleküme yi araştıracağım. Çatdavm, gakgavm anlamlarını  bilmiyorum. Yağınca hölürsün, sonra da depürsün. Islanmayı anlatır.

 Şalpazarından Maçka'ya  gelin giden Bibili Pembe'nin biraz değişen lisanından örnekler.

"Eşağun ipini aldı Helima, ibim yoğodu gaytanımlan yüklentim"
« Son Düzenleme: Mayıs 01, 2009, 09:34:48 ÖÖ Gönderen: boncuk »

Çevrimdışı kaknus

  • Karalahanacı
  • ****
  • İleti: 289
  • Cinsiyet: Bay
    • E-Posta
Ynt: Türk dilinde lehçe,şive,ağız kavramları
« Yanıtla #6 : Nisan 13, 2009, 11:55:53 ÖÖ »
 
Alıntı
imanına davun çıksın beleküme  ,beri geçede çatdavm geri geçede gakgavm,   palanım hölüdü depidim,   habu çımuğa top oynanumu ara   bi dıman türküsü varıdı dıman, ayam bi ayazik gene oldu, ben yakdımısa senin çortunu gelde yak sen benim çortumu

İmanına davun çıksın:Şaşırma, hayret bildiren bir deyim.Davun, şalpazarı mitolojisinde vurduğunu öldüren bir yaratıktır.
Beleküme:Bu sözcüğü ben de ilk defa duydum.
Çatdavm, gakgavm:Duruma göre değişmeyi ifade eden sözcükler. Kendiş başına anlamlarını duymadım.
Palan:Elbise
Hölümek:Islanmak.
Depimek:Kurumak.
Depitmek:Kurutmak.
Çımuk:Çise
Ara:Bazı köylerde kullanılan erkeklere hitap sözü.
Dıman:Sis
Ayam:Hava durumu.
Ayazık:Açık
Çort:Dikenlik, çalılık.

Çevrimdışı boncuk

  • Moderator
  • Lahana Turşusu
  • *****
  • İleti: 553
  • Cinsiyet: Bay
Ynt: Türk dilinde lehçe,şive,ağız kavramları
« Yanıtla #7 : Nisan 13, 2009, 12:01:32 ÖS »
Sevgili Kaknus, Biraz senden dinleyelim Ağasar'ı. Bu kültüre yabancı olmasdak ta  sizler kadar yaşayamadığımız için bazı sözcüklerde takılıp kalıyıruz. sevgiler..

Çevrimdışı paşalıoğlu

  • paşalıoğlu
  • Yönetici Yardımcısı
  • Lahana Turşusu
  • *****
  • İleti: 2208
  • Cinsiyet: Bay
Ynt: Türk dilinde lehçe,şive,ağız kavramları
« Yanıtla #8 : Nisan 14, 2009, 01:01:15 ÖÖ »
Davun sözcüğü veba anlamına gelen "taun" sözcüğünün Türkçeleşmiş biçimidir. Gerçekten öldürücü bir şeydir. Davun çıkmak ise veba nedeniyle vücutta oluşan çıbana benzer yaralara gönderme yapan bir deyimdir.

Çevrimdışı kaknus

  • Karalahanacı
  • ****
  • İleti: 289
  • Cinsiyet: Bay
    • E-Posta
Ynt: Türk dilinde lehçe,şive,ağız kavramları
« Yanıtla #9 : Nisan 14, 2009, 05:18:26 ÖÖ »
Davun, şalpazarı'nda mitolojik yaratıklardan birinin adı. Muhtemelen kaynağı eski dönemlerde yöreeyi kasıp kavuran bir veba salgını. Örneğin Kadırga Yaylası'ndaki obalardan birinin adı Davunlu. Eski adı Bakar (İnek) yaylası olan bu oba, salgın bir hastalıktan sonra Davunlu olarak anılmış. Yörede bazı köylerde yine böyle bir salgın sebebiyle ölenlerin konulduğu mezarlıklar vardır. Yine yörede yaygın olan Geyik efsanesinde de ailenin bütün çocukları yaylada salgın hastalık yüzünden ölür.
Bu salgın hastalık her neyse halkın zihninde büyük korku oluşturmuş ve davun denen mitolojik varlığa dönüşmüş.
Davunun nasıl bir şey olduğuna gelince;Davun elinde davulu ile gezen bir varlıkmış. Geldiği bir uğultu eşliğinde davul sesi ile belli olurmuş. Sesi duyanlar kaçar kurtulurmuş. Kaçamayanların canını ise oracıkta bağırta bağırta alırmış.
"Davun yesin seni,
Başını davun yesini,
Bi davun tutmaz."
yörede davun ile ilgili deyimlerden bazılarıdır.

Çevrimdışı paşalıoğlu

  • paşalıoğlu
  • Yönetici Yardımcısı
  • Lahana Turşusu
  • *****
  • İleti: 2208
  • Cinsiyet: Bay
Ynt: Türk dilinde lehçe,şive,ağız kavramları
« Yanıtla #10 : Nisan 14, 2009, 07:42:25 ÖÖ »
Kaknus'un davunla anlattığı efsane ilginç ama içinde bazı gerçekleri barındırıyor. Buradan halk anlatılarında sembollere dönüşmüş anlatı biçiminin kökeninin ipuçları var.

Köyümüz sahilde. Eskiden veba salgınından ilk etkilenen bölgeler kıyılar oluyormuş. Bu nedenle veba salgını başladığı zaman kıyıdaki halk yaylalara kaçıyormuş. Sanırım son veba salgını Kırım Savaşı sırasında olmuş. Bu nedenle bu salgına ilişkin anılar dedelerin anlattıkları hikayeler olarak çocukluğumuzun çok yaşlıları tarafından çocuklara aktarılıyordu. Bu davun hikayelerinde davunun geldiğini bildiren davullu tellallardan bahsedilirdi. Kaknus'un anlattığı efsanede ise davulla davunun duyurusu yapan tellallar nedeniyle davun davulla gelen bir varlığa yani can alıcı canavara dönüşmüş.

Çevrimdışı kaknus

  • Karalahanacı
  • ****
  • İleti: 289
  • Cinsiyet: Bay
    • E-Posta
Ynt: Türk dilinde lehçe,şive,ağız kavramları
« Yanıtla #11 : Nisan 14, 2009, 03:39:41 ÖS »
Sayın Paşalıoğlu, anlattıklarınız gayet ilginç. Özellikle de davul olayı.
Çalıştığım köyde bir mazarlık var.5-6 ölü. Anlatılanlara göre gırgan- insanları kıran bir salgın hastlık-sırasında bir evden 5-6 kişi ölmüş. Tabii kimse eve yaklaşmamış. Sadece tek bir kadın kalmış.O da ev halkı öldükçe götürüp bahçeye gömmüş.
Dehşet verici. Sanki ortaçağ Avrupası'ndaki veba hikayeleri gibi.

Çevrimdışı boncuk

  • Moderator
  • Lahana Turşusu
  • *****
  • İleti: 553
  • Cinsiyet: Bay
Ynt: Türk dilinde lehçe,şive,ağız kavramları
« Yanıtla #12 : Nisan 17, 2009, 04:37:02 ÖÖ »
"ara böön hösmeem cikti daa yauw"

Çevrimdışı boncuk

  • Moderator
  • Lahana Turşusu
  • *****
  • İleti: 553
  • Cinsiyet: Bay
Ynt: Türk dilinde lehçe,şive,ağız kavramları
« Yanıtla #13 : Mayıs 01, 2009, 02:26:25 ÖÖ »
Agasar'da adamin biri bayram yanaşınca bayramlık GÖYNEK diktirmek icin terziye gider
 
-Baa bir gömlek dikermisin der
Terzi
-Dik dersen dikerim
-Tamam dik diyum
Terzi
-Iyiya dik dersen dikerim diyum bende
-Ula dik diyuma... diye sesini yükseltir
Terzi
- Ula parayi istiyuma, pariyi der. olay aydınlanır.
« Son Düzenleme: Mayıs 01, 2009, 09:37:21 ÖÖ Gönderen: boncuk »

sahinaydin4152

  • Ziyaretçi
Ynt: Türk dilinde lehçe,şive,ağız kavramları
« Yanıtla #14 : Mayıs 01, 2009, 09:14:33 ÖÖ »
Ben de buraya Ordu ağzından alıntılarla katılayım bari.Gerçi Ordu ve Giresun ağzı birbirine çok benzesede ben yine de koyayım buraya.

. ...Ben öyle gine durukene arabanın mavini yanıma geldi, Nene, niye inmiyin... seğen tuvalit ihtiyacın yok mu" dedi. "Anam oğlum var hele işiğen git... beğem gibi keyfanı ne edicek tu-vatiti sen hele bağa helayı göster de bi gidip geliyim..." dedim. Uşak başladı gülmiye... Nene bende sağa unu demek istedim dedi. Ben ne biliyim bacım... tuvalit diyince, gaşımı çekicem, yüzüme podura sürücem sandım... Allah razı olsun uşak beni helaya gadar götüdü... Bi güzel haccetimi gördüm. Gördüm emme çıkagene bide ne göriyim... gapıda bi gocaman otumuş bekliyi... önünde bi ufacık masa... her çıkandan para aliyi... iyi has da beğem yanımda hiçten bozuk para yok... zaten olanca paramı da çaldumim diye yaşmağımın kıyısına düğüm etmiştim. Böyle yerlerde birazcık gözün açık olucak... Şimdi Sali emicenin Altun olsa ne eder eder gocamana bi cıdık yapar burdan geçerdi... emme ben beceremem. Neyse baktim ki olucak gibi değil gocamana yavaşçağ; has gardaşım, nası olsa herkes pariynan ediyi... bi ben de babağan hayrına ediyim... var hakkığın helal et... Dedim. Allah razı olsun gocamancuğaz iyi herif mis,
- Varsın olsun bacım geç geç... ben seğen gibileri zaten hep babamın hayrına eniriyim... hayrına ettüre ettüre rahmetlikte de pek hayır galmadıya... dedi.

................
Bizim İsiğin fasille turşusunu çok seviydi... gelikene yanımda acuk gine getirmiştim. Geline, gızım acuk havundan gavurda uşak yesin dedim. Turşu da gavrulurmuymuş demesin mi... Gördün mü başıma geleni... Gelin daha bu turşu gavurmasını bile bilmiyi... pancar çorbasını desen heç bilmiydi... İsiğinin işi iş bu garıynan vallaha.. ne yapıyım bacım o kadar dedim gel Ordudan evlen diye... emme dinetemedim... şimdi çeksin cezasını.
« Son Düzenleme: Mayıs 01, 2009, 09:22:57 ÖÖ Gönderen: sahinaydin4152 »