0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Eğer bize yardım edeceklerse bize kendi yerlerimizi versinler. Artı aynı öbür vatandaşlara yapıldığı gibi imar planında inanç için ayrılan yerlerden bize de versinler. Fakat bunun içersine Diyanet’i karıştırmasınlar. Diyanette temsil edilmek demek Başbakanın emrinde bir memur olmak demektir. Yani Başbakan bana diyecek ki “Sen ancak şunları öğretirsin, bunları öğretemezsin” ben de onları yapacağım. Olur mu öyle şey? Hem zaten devlet elini çeksin inançtan. Devlet ne bize ne de diğer inançlardan olanlara bir kuruş versin. Laik bir devlette Diyanet olmaz. İnançlara aynı uzaklıkta olsunlar. Bu ideal çözüm bizim için.- Peki, ama asıl o zaman laiklik tehlikeye girmez mi, din tarikatların eline kalmaz mı?Acaba şimdi tarikatların elinde değil mi?- Yalnız cemevinde anlaşmazlık var bir kere; Yazıcıoğlu cemevinin ibadethane olmasını isteyenlerin marjinaller olduğunu söylüyor?Bu kadar saçma bir bakış açısı olamaz. Benim ibadet yerimin neresi olduğunu bana Yazıcıoğlu söyleyemez veya Diyanet İşleri Başkanı da söyleyemez. Benim ibadet yerim bu oda dediğim zaman bu oda olur. Haydi onlar cami Müslümanların ibadet yeri, Allah’ın evi şeklinde algılıyorlar, ama acaba peygamber dönemindeki mescitlerle camilerle bugünkü camiler aynı mı? O zaman görevleri neydi, şimdi ne? Bugün bizim cem evlerinin görevi peygamber dönemindeki mescitlerin göreviyle aynıdır. Aslında mescitler tıpkı bizim bugünkü cemevlerimiz gibiydi, ama Emeviler döneminden itibaren değişti, “Allah’ın evi” şekline döndü.
Sünni vatandaşlar, Ermeni vatandaşlardan özür dilesin ister miydiniz?Eğer “Kardeşçe el ele verelim, başka Türkiye yok, başka vatan yok, ben senin inancına , sen benim inancıma saygı gösterelim” şeklinde bir özür dilenirse can baş üstüne hay hay, biz de buna destek oluruz. Ama yok yine biz mum söndüren, kestiği yenmeyen Kızılbaşlarsak, dilense ne olacak dilenmese ne olacak.
Ancak isterlerse Kuran’ı açıp baksınlar, Peygamberimizin sözü apaçık yazıyor. Diyor ki, “Ben size bu hizmetlerimden dolayı bir karşılık beklemiyorum.”
Çok acılar çekmiş bir toplumun temsilcisi olarak “Özür diliyorum” kampanyası hakkında siz ne düşündünüz?Bu tarihi bir olay ve “Ben bu olayı biliyorum” diyemiyorum, dolayısıyla ben şahsen “Özür diliyorum” kampanyasına imza atmadım.- Peki Kültür Bakanı Günay özür dilediğinde ne hissettiniz?Sayın Bakan özür dilediğinde ben oradaydım ve doğrusu bu bizim için en azından bir teselli oldu. 15 yıl önceki bir olayla hiçbir ilişkisi olmadığı halde bunu yaparak iki çocuğunu kaybetmiş bir annenin yüreğine belki bir damla su serpti. Bu bir alicenaplıktır.- Sünni vatandaşlar, Ermeni vatandaşlardan özür dilesin ister miydiniz?Eğer “Kardeşçe el ele verelim, başka Türkiye yok, başka vatan yok, ben senin inancına , sen benim inancıma saygı gösterelim” şeklinde bir özür dilenirse can baş üstüne hay hay, biz de buna destek oluruz. Ama yok yine biz mum söndüren, kestiği yenmeyen Kızılbaşlarsak, dilense ne olacak dilenmese ne olacak.
Şimdi ben Sünni kardeşlerimizin inancına karışmak istemiyorum. Nasıl biliyorlarsa öyle yapsınlar. Ancak isterlerse Kuran’ı açıp baksınlar, Peygamberimizin sözü apaçık yazıyor. Diyor ki, “Ben size bu hizmetlerimden dolayı bir karşılık beklemiyorum.”
Ermeni vatandaşlardan özür dilesin ister miydiniz?" sorusunda çok açık bir -hata var; bu sorudaki "Ermeni" kelimesi yerine "Alevi" kelimesi gelmesi gerektiği anlaşılamıyor mu?
Toplum önderlerinin yanlış konuşma hakları yoktur. Kur'an Allah kelamıdır. Onun içinde peygamber sözü olamaz. "Orada peygamberin sözü apaçık yazıyor" denemez. Eğer böyle birşey denirse o kutsal kitap haşa zerdüştün kitabına döner.
Merhaba Paşalıoğlu, Dün akşamki yazınıza şimdi yanıt verebiliyorum. sebebi şu, Admin'in astığı filistin bayrağını düzenleyip kendime avart yapmaya uğraşıyordum. Bayrağın üzerindeki yazıları boyayarak kapatmak hayli zaman aldı. Üstelik boyanın tonunu tutturmak çok zor. Gene de boya tonunu beceremedim.
Şimdi ben Sünni kardeşlerimizin inancına karışmak istemiyorum. Nasıl biliyorlarsa öyle yapsınlar. Ancak isterlerse Kuran’ı açıp baksınlar, Peygamberimizin sözü apaçık yazıyor. Diyor ki, “Ben size bu hizmetlerimden dolayı bir karşılık beklemiyorum.”Yukarıdaki alıntıdan Kuran'dan Peygamberimizin sözüymüş gibi söz edildiğini nasıl çıkardınız? Burada Veliyettin Ulusoy "İbadet için yapılan hizmetlerin bir parasal veya mal karşılığı olup olamayacağı için Kuran'ı açıp baksınlar. Ayrıca Peygamberimizin sözü apaçık yazıyor: 'Ben size hizmetlerimden dolayı bir karşılık beklemiyorum'" anlamı çıkmıyor mu?