Sitemiz Onbinlerce sayfa ve özgün fotoğraf içermektedir. Aradığınıza kolay ulaşmak için yukarıdaki arama kutusunu kullanabilirsiniz. İlginiz için teşekkür ederiz! - Please use this search for thousands of articles from our site

Gönderen Konu: Gılgamış Efsanesi tam metin  (Okunma sayısı 7912 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı admin

  • Macukali
  • Yönetici
  • Lahana Turşusu
  • *****
  • İleti: 9407
  • Cinsiyet: Bay
    • Karadeniz Bölgesi
    • E-Posta
Gılgamış Efsanesi tam metin
« : Kasım 11, 2008, 08:24:41 ÖÖ »

Gılgamış Destanı, tarihin en eski yazılı destanının adı olup, 12 kil tablete Akad çivi yazısı ile kaydedilmiştir. Uruk kralı Gılgamış'ın ölümsüzlüğü arayışının öyküsünün anlatıldığı destan aynı zamanda Nuh Tufanı'nın daha eski versiyonunu da barındırmaktadır. Gılgamış, en yakın dostu Enkidu'nun ölümünün ardından giriştiği ölümsüzlüğe ulaşma çabasının nafile olduğunu ve Tanrı Enlil’in öğütleriyle, insanın ancak büyük bir ad bırakmakla ölümsüzlüğe erişebileceğini kabul etmiştir.Özellikle 11. Tbalet Nuh Tufanı'Nın çok daha eski bir versiyonu olduğu için kil tabletlerin bulunması insanlık tarihinin en önemli gelişmelerinden birisi olmuştur. Aşağıda 1.. tabletin tam metim oalrak ekliyorum, Dstanın tamamı ise ekte text dosyası oalrak indirielbilir.


Gılgamış ve Enkidu

ON BİRİNCİ TABLET

Gılgamış ona, uzaktaki (102) Utnapiştim'e dedi:
"Utnapiştim, sana bakıyorum, biçimin başka değil; benim gibisin. Evet, benden ayrı değilsin, benim gibisin!
Senin yüreğin savaş için yaratılmıştır! Nasıl oluyor da böyle sırt
üstü yatıyorsun? Anlat! Tanrıların toplantısında yaşamı aramaya nasıl karar verdin?" Utnapiştim ona, Gılgamış'a dedi:
"Gılgamış, sana gizli bir şey açayım. Tanrıların gizini söyleyeyim:
Şurippak (103), senin bildiğin bir kent, Fırat'ın kıyısındadır. Bu
kent çok eskiden varken, tanrılar bu kentin yanındaydılar. Tanrıların aklına bir tufan yapmak geldi. Bunların babaları soylu Anu,
hükümdarları yiğit Enlil, büyük vezirleri Ninurta, su yolcuları Ennagi ve Bilge Ea da onların toplantısında yer aldı. Ea, tanrıların
verdikleri kararı, kamıştan bir çite anlattı: "Kamış çit, kamış çit!
Duvar, duvar! Kamış çit dinle, duvar anımsa (104)! Şurippaklı
Ubar-Tutu'nun (105) oğlu (106), evi sök. Bir gemi yap. Serveti bırak. Yaşamı ara! Mülkten nefret et! Canını kurtar! Canlı yaratıkların her
türünden geminin içine yükle. Yapacağın geminin her yanı uyumlu bir
ölçüde olsun. Onun eni ve boyu bir ölçüde olsun. Yağmura karşı onun
her yanına bir çatı kur." Ben, bunu anlar anlamaz Ea'ya, efendime
dedim:
"İyi, anlaşıldı efendim. Şimdi bana ne dedinse iyi dikkat ettim. Ben
yapacağım. Fakat, kent halkı ve yaşlılar sorarsa ne diyeyim?" Ea,
konuşmak için ağzını açıp bana, kölesine dedi:
"Be adam, insanlara şöyle dersin: Sanırım Enlil benden nefret etmeye
başladı. Bunun için sizin kentinizde artık kalmayacağım. Enlil'in
toprağına artık ayak basmayacağım. Apsu'ya (107) inmek istiyorum.
Orada beyim, Ea'nın yanında kalacağım. Ea, üzerinize bir bereket
yağmuru yağdıracaktır. Bundan sonra, tufan, kuşların saklı yuvalarını ve balıkların sığınaklarını size getirecek ve bol ürün alacaksınız.
Bulutları güden bey, üstünüze gerçek bir buğday yağmuru
yağdıracaktır." Halk çevresine toplandı.
(Bundan sonraki 4 satırda yaşlıların ve gençlerin gemiye gerekli
gereçleri taşıdıkları anlatılmaktadır.)
Küçük yavrular bile gemi için zift taşıyorlardı. Güçlü erkekler gemiye yedek kereste getiriyorlardı. Beşinci günde geminin kaburgasını
oluşturdum. Geminin temeli (omurgası) bir iku (108) genişliğindeydi.
Kenarları (küpeştesi) iki kez on kamış (109) yüksekliğindeydi. Üst
güvertesi de alt güverteye tümüyle eşitti. Bunun da her yanı, iki kez on kamış uzunluğundaydı. Bundan sonra geminin dış yüzünü (bordasını)
hazırladım ve onları boyadım. Gemiyi altı katlı yaptım. Geminin alt ve üst güvertelerini yedi bölüme ayırdım, ambarını da dokuza böldüm.
Ortasına da su kazıkları çaktım (110). Güzel kürek seçtim. Ve geminin yedeklerini ambara koydum. Eritmek için kazana 21600 ...... zift
döktüm (111). Bunun yarısını saf zift olarak gemiye sakladım.
Tekneciler, gemiye 10800 şırlık (112) getirdiler. Bunun üçte biri
peksimet kızartmak için harcandı; üçte ikisini de gemici sakladı.
İşçilere çok sığır kestim. Ve her gün koyun boğazladım. Ustalara,
ırmak suyu gibi bira, rakı, şırlık ve şarap akıtıldı. Bunlar, Nevruz
bayramına benzer bir bayram kutladılar. Ustayı yağlamak için kendi
elimi de bulaştırdım. Gemi yedinci günde tamam oldu. Gemiyi kızaktan
indirmek güç oldu. Çünkü, geminin üçte ikisi suya girinceye dek, onu, kızak üzerinde aşağıdan ve yukarıdan itmek zorunluğu vardı. Elime
geçen her şeyi içine yükledim. Elime geçen her gümüşü içine yükledim. Elime geçen her altını içine yükledim.
Bütün soyumu, sopumu ve kavmimi gemiye bindirdim. Yazının yabanıl,
yazının evcil hayvanlarını ve bütün ustaları gemiye aldım.
Şamaş, bana bir süre verdi: bulutları güden, akşamleyin bir buğday
yağmuru yağdıracak diye. O zaman gemiye bin ve kapını (lumbar ağzı)
kapa diye. Bu süre yaklaştı: bulutları güden, akşamleyin buğday
yağmurunu yağdırıyordu. Ben havanın yüzüne baktım. Hava, bakılmayacak kadar korkunçtu. Ben geminin içine bindim ve kapımı kapadım. Gemici
Pusur-Amurri'ye, gemiyi yaptığından dolayı, sarayı her şeyiyle teslim ettim. Artık gökten kara bulutlar yükseldi. Bulutların içinde Adad
(113) gürledi. Şullat ve Haniş (114), tanrıların kafilesini
çekiyorlardı. Saray uluları, bunların peşi sıra dağları ve ovaları
aşıyorlardı. Büyük İra (115), bütün bentlerin kazıklarını çekti.
Ninurta da ilerleyip büyük havuzun sularını boşandırdı. Anunnaki
tanrıları, meşaleleri yukarı kaldırıyorlardı. Tanrıların saçtıkları
ışın, ülkeyi kızıla boğuyordu. Fırtına tanrısının saçtığı yalım,
gökyüzünü yalıyordu. Bütün güneşin ışıklarını kararttılar. Büyük
fırtına, ülkeyi bir çanak gibi parçaladı. Bir gün karayel esip hepsini sildi süpürdü. Sonra birdenbire poyraz esip ülkenin altını üstüne
getirdi. Rüzgârlar insanların tepesinde savaş edercesine çarpıştılar. Kimse kimseyi göremiyordu. Ve gökten bakılınca insanlar tanınmıyordu. Tanrılar bile tufandan korkarak geri çekildiler. Ve göğün en yüksek
katına kadar çıktılar. Tanrılar, orada bir köpek gibi kıvrılmışlardı. Göğün en son eteklerinde büzülüp yatıyorlardı. İştar çocuğuna ağlayan bir ana gibi bağırıyordu. Tanrıların ecesi, güzel sesiyle âh ediyordu: Yazık o güne. O gün çirkef olsun. Benim, tanrılar meclisinde kötülük
buyurduğum o gün. Ben nasıl oldu da tanrılar toplantısında kötülük
buyurdum? Nasıl oldu da insanları yok etmek için bu savaşımı buyurdum? Benim sevgili insanlarım, denizi balıklar gibi doldursunlar diye mi
doğuyordu? Anunnaki tanrıları onunla birlikte âh ediyorlardı. Onlar,
yerlerinde ağlayarak oturuyorlardı. Dudakları çatlamıştı (116). Ve
ağızlarından buhar çıkıyordu. Fırtına ve tufan, altı gün, yedi geceyi geçti. Fırtına yurdu silip süpürüyordu. Artık yedinci gün gelince
tufan fırtınası savaşımı durdurdu. Önceden dalgaları bir ordu gibi
birbiriyle savaşan deniz, şimdi dinginleşti. Kötü rüzgâr dindi ve
tufan sona erdi. Havaya baktığım zaman ortalıkta sessizlik vardı. Ve
bütün insanlık çamur olmuştu. Suyun bastığı yüzey, dümdüzdü. Bunun
üzerine hava deliğini açtığım zaman, güneşin sıcağı burnumun
kanatlarına vurdu. Diz çöküp oturdum ve ağladım. Gözyaşlarım burnumun kanatlarından akıyordu. Sonra ufuklara bakarak denizin kıyısını
aradım. Her yana on iki kez on iki defa bakınca denizden bir ada
yükseldi. Sonunda gemi Nissir (117) dağına oturdu. Nissir dağı gemiyi tutup onu sallanmaya bırakmadı. Birinci gün, ikinci gün Nissir dağı
gemiyi tuttu ve onu sallanmaya bırakmadı. Üçüncü gün, dördüncü gün,
Nissir dağı gemiyi tuttu ve onu sallanmaya bırakmadı. Beşinci ve
altıncı gün Nissir Dağı gemiyi tuttu ve onu sallanmaya bırakmadı.
Yedinci gün gelince, dışarı bir güvercin çıkarıp uçurdum. Güvercin
gitti, geldi. Onca konacak bir yer belli olmayınca geri döndü. Dışarı bir kırlangıç çıkarıp uçurdum. Kırlangıç gitti, geldi. Onca konacak
bir yer belli olmayınca geri döndü. Dışarı bir karga çıkarıp uçurdum. Karga gidip bir keliyi (118) gagaladı. Bundan sonra dört rüzgâr yönüne her şeyi dışarı salıverip bir kurban kestim. Dağın tepesinde bir tütsü sungu hazırladım. Artık yedi ve nice yedi sungu küpleri yerleştirdim. Bu küplerin taslarına güzel kokulu kamış, katran sakızı, ve mersin
kokusu (myrte) döktüm. Tanrılar bu güzel kokuyu aldılar. Tanrılar,
kurban verenin tepesinin üstünde sinekler gibi toplandılar. Büyük
tanrıça oraya gelir gelmez kendi zevki için yaptığı büyük gerdanlığı
yukarı kaldırdı: "Siz oradaki tanrılar! Ben boynumda taşıdığım bu
gerdanlığın taşlarını nasıl unutmuyorsam, bu günleri de sonsuza dek
anımsayacağıma ve asla unutmayacağıma ant içerim. Bütün tanrılar bu
güzel koku sungusuna gelsinler. Ama, Enlil bu sunguya gelmesin! Çünkü körü körüne tufan yaptı ve insanlarımı yıkıma uğrattı!" Enlil oraya
gelir gelmez, gemiyi görünce öfkelendi. İgigi tanrılarına son derecede kızdı: "Buradan bir can kurtulmuştur. Bu yıkımdan kimse
kurtulmamalıydı!" Ninurta, konuşmak için ağzını açtı ve Enlil'e,
yiğite dedi:
"Böyle bir şeyi Ea'dan başka kim bulup düşünebilirdi? Her beceriyi,
her hileyi yalnızca Ea bilir."
Ea, konuşmak için ağzını açtı ve Enlil'e, yiğite dedi:
"Ey tanrıların büyük üstadı, ey yiğit Enlil! Ah, nasıl olur da sen
körükörüne tufan yaptın? Onun suçunu suçluya yüklet! Kelepçesini
gevşet ki etini kesmesin. Yine kelepçesini çek ki daha gevşek olmasın (119). Senin yaptığın bu tufan yerine, bir aslan kalkıp insanları
azaltsa daha iyiydi! Senin yaptığın bu tufan yerine, bir kurt kalkıp
insanları azaltsaydı daha iyiydi! Senin yaptığın bu tufan yerine, veba tanrısı kalkıp insanlara bulaşsaydı daha iyiydi!. Ben, büyük
tanrıların gizini açığa vurmadım! Aklı pek çok olan (120) bir düş
gösterdim. O, böylece tanrıların gizini öğrendi. Şimdi onun için bir
karar vermek sana düşer!" Enlil, geminin içine binip elimden tuttu ve beni karaya çıkardı. Kadınımı da çıkarıp yanında diz çöktürdü.
Alınlarımızı elledi ve aramızda durarak bizi kutladı. "Utnapiştim,
bundan önce bir insandı. Fakat şimdi, Utnapiştim ve kadını bizim gibi tanrılar olsunlar! Utnapiştim otursun! Uzakta. Irmakların denize
döküldüğü yerde!"
Enlil'in bu sözlerinden sonra, beni aldılar ve uzakta, ırmakların
ağzına oturttular. Şimdi sana tanrıları kim toplayacak? Aradığın
yaşamı nasıl bulacaksın? Haydi altı gün ve yedi gece uykusuz kal!" O, dizlerinin üstüne çömeldiği yerde, uyku ona, sis gibi yavaş yavaş
soluğunu verdi (121).
Utnapiştim ona, karısına dedi:
"Adama bak! Yaşamı istiyordu. Uyku ona sis gibi, yavaş yavaş soluk
verdi!"
Karısı ona, Utnapiştim'e dedi:
"Sen onu elle de, adam uyansın! O, geldiği yoldan esenliğe geri
dönsün. O, çıktığı kent kapısından ülkesine varsın!"
Utnapiştim ona, karısına dedi:
"İnsanoğlu kötüdür. Ve o, sana kötülük eder. Haydi onun günlük
ekmeklerini pişir ve her gün başucuna koy! Uyuduğu günleri de duvara
çiz!" O, onun günlük ekmeklerini pişirdi ve her gün onun başı ucuna
koydu.
Uyuduğu günleri de ona imledi.
Birinci ekmeği kupkuruydu. İkincisi büzülmüştü. Üçüncüsü yaştı.
Dördüncü ekmeğin kabuğu ağarmıştı. Beşinci ekmek küflenmişti. Altıncı ekmek pişmişti. Yedinci ¯ bu anda adamı elledi ve o, uykusundan
irkilip uyandı. Gılgamış ona, uzaktaki Utnapiştim'e dedi:
"Beni uyku basar basmaz, sen durmadan beni elledin ve sen beni
uyandırdın."
Utnapiştim ona, Gılgamış'a dedi:
"Haydi Gılgamış, günlük ekmeklerini say! Ve işte şu duvar, sana
uyuduğun günlerin sayısını göstersin! Birinci ekmeğin kupkurudur.
İkincisi büzülmüştür. Üçüncüsü yaştır. Dördüncü ekmeğin kabuğu
ağarmıştır. Beşinci ekmek küflenmiştir. Altıncısı pişmiştir. Yedinci ¯ bu anda sen uykudan irkilip uyandın!" Gılgamış ona, Utnapiştim'e dedi: "Bana yardımcı kal! Nereye gideyim? Bütün organlarımı kötü ruhlar
kapladı! Yatak odasında ölüm bekliyor; neye baksam, o, ölümdür (122)." Utnapiştim ona, gemici Urşanabi'ye dedi:
"Urşanabi, denizin rıhtımı seni aldatsın. İki kıyı arasında gidip
gelen gemi senden nefret etsin! Her zaman, erişmek istediğin denizin
kıyısından her seferinde yoksun kal (123)! Buraya getirdiğin adamın
gövdesi kirden kabuk bağlamıştır. Giydiği post, bedeninin güzelliğini bitirmiştir. Urşanabi, onu alıp yıkanacak yere götür. Kutsal bir
rahibin yıkanması gibi, onun kabuk bağlayan kirini suyla yıka! O,
sırtındaki postu atsın ve deniz onu götürsün. Onun güzel bedeni
parlasın! Yepyeni olsun başındaki külâh. Bir kaftan giymiş olsun.
Görkemli bir giysi! O, ülkesine giderken, yürüdüğü yol boyunca,
yurduna varıncaya dek, kaftanı tiftiklenmeyip yepyeni kalsın (124)".
Urşanabi onu alıp yıkanma yerine götürdü. Kutsal bir rahibin yıkanması gibi, onun kabuk bağlayan kirini suyla yıkadı. O, sırtındaki postu
attı ve deniz onu götürdü. Onun güzel bedeni parladı. Yepyeni oldu
başındaki külâh, bir kaftan giymiş oldu. Görkemli bir giysi. O,
ülkesine giderken, yürüdüğü yol boyunca, yurduna varıncaya dek kaftanı tiftiklenmeyip yepyeni kaldı. Gılgamış ve Urşanabi gemiye bindiler.
Gemiyi dalgaya kaptırarak sürüp gittiler.
Karısı ona, uzaktaki Utnapiştim'e dedi:
"Gılgamış geldi, yoruldu, güçlük çekti. Ona ne verdin ki o yurda
dönüyor?"
Fakat o, Gılgamış, geminin küreğini kaldırdı ve gemiyi kıyıya
yanaştırdı (125).
Utnapiştim ona, Gılgamış'a dedi:
"Ey Gılgamış, geldin, yoruldun, güçlük çektin. Sana ne verdim ki
yurduna dönüyorsun?
Gılgamış, sana gizli bir şey açayım. Ve hiç kimsenin bilmediği biricik otun yerini sana söyleyeyim: Bu ot, tıpkı deve dikenine benzer, ama
dikenleri gül dikeni gibi keskindir; yaklaşana batar. Sen bu otu eline geçirmek istersen, eline batacağından korkma!" Gılgamış bunu duyar
duymaz derin bir kuyu kazdı. Ve ayaklarına ağır taşlar bağlayıp kuyuya indi. Ayağına bağladığı taşlar onu yerin altındaki tatlı su denizinin dibine kadar batırdı. Ama o, otu aldı ve dikenleri ellerine battı.
Bundan sonra Gılgamış, ağır taşları kesip yukarı fırladı. Kuyunun suyu onu fırlatıp denizin kıyısına attı. Gılgamış ona, gemici Urşanabi'ye
dedi:
"Urşanabi, bu ot büyülü bir ottur; insan bununla gençliği kazanır. Bu ota, "yaşlı genç olur" denir. Bunu Uruk'a yanımda götürmek istiyorum. Onu sevdiklerime yediririm. Ve onu parça parça doğrayayım. Sonra da
kendim yiyip tam çocukluğuma döneyim." İki kez yirmi saatten sonra
biraz yemek yediler. İki kez otuz saatten sonra kendilerini akşam
dinlenmesine bıraktılar. Gılgamış burada suyu soğuk bir kuyu gördü.
Suda yıkanmak için aşağı indi. Bir yılan otun kokusunu aldı. Ve
taşların yarığından yukarı çıkıp otu götürdü (126). Gılgamış geri
döndüğü sırada yılan gömleğini atmıştı! Bu anda Gılgamış yere oturmuş ağlıyordu. O, gemici Urşanabi'ye dedi:
"Urşanabi kollarım kimin için yoruldu? Kimin için yüreğimden kanlar
boşandı? Kendime iyi bir şey kazandım. Yer aslanı (127) için iyilik
yapmış oldum. Şimdi denizin kabarması, beni iki kez yirmi saat, o yere geri götürse bile, gereçler kuyuyu kazdığım zaman içine düşmüştü.
Burada işime yarayacak olan gereçleri nasıl bulabilirim? Olmaz!
Yurduma geri dönmeliyim." Gerçekten Gılgamış gemiyi kıyıda bıraktı.
İki kez yirmi saatten sonra biraz yemek yediler. İki kez otuz saatten sonra kendilerini akşam dinlenmesine bıraktılar. Onlar Uruk pazarına
geldiklerinde, Gılgamış ona, gemici Urşanabi'ye dedi:
"Urşanabi, Uruk duvarının üstüne çık! İleri yürü! Temeli gözden geçir! Tuğla duvarı gözden geçir! Acaba bunun tuğlaları pişmiş değil midir?
Temeli yedi bilge kurmamış mıdır? 3600 dönüm kent. 3600 dönüm hurma
bahçesi, 3600 dönüm kerpiç kuyu. Üstelik İştar tapınağının çukuru.
Bunların topu üç kez 3600 dönüm. Ve işte bunların hepsi Uruk'tur."

Karalahana Karadeniz Forum

Gılgamış Efsanesi tam metin
« : Kasım 11, 2008, 08:24:41 ÖÖ »

Çevrimdışı paşalıoğlu

  • paşalıoğlu
  • Yönetici Yardımcısı
  • Lahana Turşusu
  • *****
  • İleti: 2207
  • Cinsiyet: Bay
Ynt: Gılgamış Efsanesi tam metin
« Yanıtla #1 : Kasım 11, 2008, 09:02:50 ÖÖ »
Alıntı
İşçilere çok sığır kestim. Ve her gün koyun boğazladım. Ustalara,
ırmak suyu gibi bira, rakı, şırlık ve şarap akıtıldı. Bunlar, Nevruz
bayramına benzer bir bayram kutladılar.

Nevruz sözcüğü metinde aynen mi geçiyor yoksa çevirmenin yakıştırması mı? Yani Gılgamış zamanında da Nevruz aynı adla kutlanıyor muydu?

Çevrimdışı admin

  • Macukali
  • Yönetici
  • Lahana Turşusu
  • *****
  • İleti: 9407
  • Cinsiyet: Bay
    • Karadeniz Bölgesi
    • E-Posta
Ynt: Gılgamış Efsanesi tam metin
« Yanıtla #2 : Kasım 11, 2008, 09:35:32 ÖÖ »
Bu metin Aydınlanma serisi adı altınd Cumhuriyet Gazetesince yayınlanan oldukça eski çevirilerden birisi. Ekteki metinde Türkçe'ye çevirenin adı yazıyor. Muhtemelen İngilizce üzerinde çevrilmiş olmalı. Bildiğim kadarıyla 1873 yılında British Museum'da asistan oalrak çalışan George Smith adlı birisi tarafından çivi yazısından İngilizceye çevrildi. Cuineform halini anlamıyuorum ama İngilizce metinde "New Year Festival" olarak geçiyor. Farsça kökenli  bir kelime olan Nevruz'un Sümer dilinde aynı formda olduğunu ya da çevirmenin Sümerce orjinaline göz attığını pek sanmıyorum.

Alıntı
"I butchered oxen for the meat(!),
and day upon day I slaughtered sheep.
I gave the workmen(?) ale, beer, oil, and wine, as if it were
                             river water,
so they could make a party like the New Year's Festival.
... and I set my hand to the oiling(!)."
Kaynak: http://www.ancienttexts.org/library/mesopotamian/gilgamesh/tab11.htm

Karalahana Karadeniz Forum

Ynt: Gılgamış Efsanesi tam metin
« Yanıtla #2 : Kasım 11, 2008, 09:35:32 ÖÖ »

Çevrimdışı admin

  • Macukali
  • Yönetici
  • Lahana Turşusu
  • *****
  • İleti: 9407
  • Cinsiyet: Bay
    • Karadeniz Bölgesi
    • E-Posta
Eski Ahit'te Nuh Tufanı, Tekvin 6-8
« Yanıtla #3 : Kasım 11, 2008, 09:43:38 ÖÖ »
Bu da meraklısına karşılaştırması için Eski Ahit'te Nuh Tufanı

Tekvin 6
   1. Yeryüzünde insanlar çoğalmaya başladı, kızlar doğdu.
   2. İlahi varlıklar insan kızlarının güzelliğini görünce beğendikleriyle evlendiler.
   3. RAB, "Ruhum insanda sonsuza dek kalmayacak, çünkü o ölümlüdür" dedi, "İnsanın ömrü yüz yirmi yıl olacak."
   4. İlahi varlıkların insan kızlarıyla evlenip çocuk sahibi oldukları günlerde ve daha sonra yeryüzünde Nefiller vardı. Bunlar eski çağ kahramanları, ünlü kişilerdi.
   5. RAB baktı, yeryüzünde insanın yaptığı kötülük çok, aklı fikri hep kötülükte.
   6. İnsanı yarattığına pişman oldu. Yüreği sızladı.
   7. "Yarattığım insanları, hayvanları, sürüngenleri, kuşları yeryüzünden silip atacağım" dedi, "Çünkü onları yarattığıma pişman oldum."
   8. Ama Nuh RAB'bin gözünde lütuf buldu.
   9. Nuh'un öyküsü şöyledir: Nuh doğru bir insandı. Çağdaşları arasında kusursuz biriydi. Tanrı yolunda yürüdü.
  10. Üç oğlu vardı: Sam, Ham, Yafet.
  11. Tanrı'nın gözünde yeryüzü bozulmuş, zorbalıkla dolmuştu.
  12. Tanrı yeryüzüne baktı ve her şeyin ne denli bozulduğunu gördü. Çünkü insanlar yoldan çıkmıştı.
  13. Tanrı Nuh'a, "İnsanlığa son vereceğim" dedi, "Çünkü onlar yüzünden yeryüzü zorbalıkla doldu. Onlarla birlikte yeryüzünü de yok edeceğim.
  14. Kendine gofer ağacından bir gemi yap. İçini dışını ziftle, içeriye kamaralar yap.
  15. Gemiyi şöyle yapacaksın: Uzunluğu üç yüz, genişliği elli, yüksekliği otuz arşın olacak.
  16. Pencere de yap, boyu yukarıya doğru bir arşını bulsun. Kapıyı geminin yan tarafına koy. Alt, orta ve üst güverteler yap.
  17. Yeryüzüne tufan göndereceğim. Göklerin altında soluk alan bütün canlıları yok edeceğim. Yeryüzündeki her canlı ölecek.
  18. Ama seninle bir antlaşma yapacağım. Oğulların, karın, gelinlerinle birlikte gemiye bin.
  19. Sağ kalabilmeleri için her canlı türünden bir erkek, bir dişi olmak üzere birer çifti gemiye al.
  20. Çeşit çeşit kuşlar, hayvanlar, sürüngenler sağ kalmak için çifter çifter sana gelecekler.
  21. Yanına hem kendin, hem onlar için yenebilecek ne varsa al, ilerde yemek üzere depola."
  22. Nuh Tanrı'nın bütün buyruklarını yerine getirdi.
Tekvin 7
   1. RAB Nuh'a, "Bütün ailenle birlikte gemiye bin" dedi, "Çünkü bu kuşak içinde yalnız seni doğru buldum.
   2. Yeryüzünde soyları tükenmesin diye, yanına temiz sayılan hayvanlardan erkek ve dişi olmak üzere yedişer çift, kirli sayılan hayvanlardan birer çift,
   3. kuşlardan yedişer çift al.
   4. Çünkü yedi gün sonra yeryüzüne kırk gün kırk gece yağmur yağdıracağım. Yarattığım her canlıyı yeryüzünden silip atacağım."
   5. Nuh RAB'bin bütün buyruklarını yerine getirdi.
   6. Yeryüzünde tufan koptuğunda Nuh altı yüz yaşındaydı.
   7. Nuh, oğulları, karısı, gelinleri tufandan kurtulmak için hep birlikte gemiye bindiler.
   8. Tanrı'nın Nuh'a buyurduğu gibi temiz ve kirli sayılan her tür hayvan, kuş ve sürüngenden #erkek ve dişi olmak üzere birer çift Nuh'a gelip gemiye bindiler.
   9. Yedi gün sonra tufan koptu.
  10. Nuh altı yüz yaşındayken, o yılın ikinci ayının on yedinci günü enginlerin bütün kaynakları fışkırdı, göklerin kapakları açıldı.
  11. Yeryüzüne kırk gün kırk gece yağmur yağdı.
  12. Nuh, oğulları Sam, Ham, Yafet, Nuh'un karısıyla üç gelini tam o gün gemiye bindiler.
  13. Onlarla birlikte her tür hayvan -evcil hayvanların, sürüngenlerin, kuşların, uçan yaratıkların her türü- gemiye bindi.
  14. Soluk alan her tür canlı çifter çifter Nuh'un yanına gelip gemiye bindi.
  15. Gemiye giren hayvanlar Tanrı'nın Nuh'a buyurduğu gibi erkek ve dişiydi. RAB Nuh'un ardından kapıyı kapadı.
  16. Tufan kırk gün sürdü. Çoğalan sular gemiyi yerden yukarı kaldırdı.
  17. Sular yükseldi, çoğaldıkça çoğaldı; gemi suyun üzerinde yüzmeye başladı.
  18. Sular öyle yükseldi ki, yeryüzündeki bütün yüksek dağlar su altında kaldı.
  19. Yükselen sular dağları on beş arşın aştı.
  20. Yeryüzünde yaşayan bütün canlılar yok oldu; kuşlar, evcil ve yabanıl hayvanlar, sürüngenler, insanlar, soluk alan bütün canlılar öldü.
  21. RAB insanlardan evcil hayvanlara, sürüngenlerden kuşlara dek bütün canlıları yok etti, #yeryüzündeki her şey silinip gitti. Yalnız Nuh'la gemidekiler kaldı.
  22. Sular yüz elli gün boyunca yeryüzünü kapladı.
Tekvin 8
   1. Sonra Tanrı Nuh'u ve gemideki evcil ve yabanıl hayvanları anımsadı. Yeryüzünde bir rüzgar estirdi, sular alçalmaya başladı.
   2. Enginlerin kaynakları, göklerin kapakları kapandı. Yağmur dindi.
   3. Sular yeryüzünden çekilmeye başladı. Yüz elli gün geçtikten sonra sular azaldı.
   4. Gemi yedinci ayın on yedinci günü Ararat dağlarına oturdu.
   5. Sular onuncu aya kadar sürekli azaldı. Onuncu ayın birinde dağların doruğu göründü.
   6. Kırk gün sonra Nuh yapmış olduğu geminin penceresini açtı.
   7. Kuzgunu dışarı gönderdi. Kuzgun sular kuruyuncaya kadar dönmedi, uçup durdu.
   8. Bunun üzerine Nuh suların yeryüzünden çekilip çekilmediğini anlamak için güvercini gönderdi.
   9. Güvercin konacak bir yer bulamadı, çünkü her yer suyla kaplıydı. Gemiye, Nuh'un yanına döndü. Nuh uzanıp güvercini tuttu ve gemiye, yanına aldı.
  10. Yedi gün daha bekledi, sonra güvercini yine dışarı saldı.
  11. Güvercin gagasında yeni kopmuş bir zeytin yaprağıyla akşamleyin geri döndü. O zaman Nuh suların yeryüzünden çekilmiş olduğunu anladı.
  12. Yedi gün daha bekledikten sonra güvercini yine gönderdi. Bu kez güvercin geri dönmedi.
  13. Nuh altı yüz bir yaşındayken, birinci ayın birinde yeryüzündeki sular kurudu. Nuh geminin üstündeki kapağı kaldırınca toprağın kurumuş olduğunu gördü.
  14. İkinci ayın yirmi yedinci günü toprak tümüyle kurumuştu.
  15. Tanrı Nuh'a,
  16. "Karın, oğulların ve gelinlerinle birlikte gemiden çık" dedi,
  17. "Kendinle birlikte bütün canlıları, kuşları, hayvanları, sürüngenleri de çıkar. Üresinler, verimli olsunlar, yeryüzünde çoğalsınlar."
  18. Nuh karısı, oğulları ve gelinleriyle birlikte gemiden çıktı.
  19. Bütün hayvanlar, sürüngenler, kuşlar, yeryüzünde yaşayan her tür canlı da gemiyi terk etti.
  20. Nuh RAB'be bir sunak yaptı. Orada bütün temiz sayılan hayvanlarla kuşlardan yakmalık sunular sundu.
  21. Güzel kokudan hoşnut olan RAB içinden şöyle dedi: "İnsanlar yüzünden yeryüzünü bir daha lanetlemeyeceğim. Çünkü insan yüreğindeki eğilimler çocukluğundan beri kötüdür. Şimdi yaptığım gibi bütün canlıları bir daha yok etmeyeceğim.
  22. "Dünya durdukça Ekin ekmek, biçmek, Sıcak, soğuk, Yaz, kış, Gece, gündüz hep var olacaktır."
Kaynak: Vikikaynak

Çevrimdışı Gölköylü

  • Yönetici Yardımcısı
  • Lahana Turşusu
  • *****
  • İleti: 1361
  • Cinsiyet: Bayan
Ynt: Gılgamış Efsanesi tam metin
« Yanıtla #4 : Kasım 12, 2008, 02:19:27 ÖÖ »
Alıntı
Aynı başlıkta Kur'an'da geçen kısmı da alıntılayabilir miyiz?

İncil'de Nuh
Nuh'un günlerinde bir tufan olmuştur ve bu tufanla o dönemdeki insanlık dünyasına bir son verilmiştir. İsa da kendisinin ikinci gelişindeki(*) ortamla Nuh'un günlerindeki ortam arasında bazı benzerliklerin olacağını söyler. Nuh'un günlerinde yeryüzü şiddet ortamına sahipti. İnsanlar ise bu şiddet ortamına ve kötülüklerin artmış olmasına rağmen umursamazdılar. İnsanlar hergünkü işleriyle uğraşarak Nuh'un tufanla ilgili uyarısına aldırış etmemişlerdi. İsa benzer şekilde kendi gelişiyle ilgili zamanda da aynı durumların olacağını söyleyerek Nuh'tan bahseder.

Matta 24:

İsa, Zeytin Dağı'nda otururken öğrencileri yalnız olarak yanına geldiler. ‹‹Söyle bize›› dediler, ‹‹Bu dediklerin ne zaman olacak, senin gelişini ve çağın bitimini gösteren belirti ne olacak?›› İsa onlara şu karşılığı verdi: ‹‹Sakın kimse sizi saptırmasın! Birçokları, ‹Mesih benim› diyerek benim adımla gelip birçok kişiyi aldatacaklar. Savaş gürültüleri, savaş haberleri duyacaksınız. Sakın korkmayın! Bunların olması gerek, ama bu daha son demek değildir. Ulus ulusa, devlet devlete savaş açacak; yer yer kıtlıklar, depremler olacak. Bütün bunlar, doğum sancılarının başlangıcıdır...
‹‹İncir ağacından ders alın! Dalları filizlenip yaprakları sürünce, yaz mevsiminin yakın olduğunu anlarsınız. Aynı şekilde, bütün bunların gerçekleştiğini gördüğünüzde bilin ki, İnsanoğlu yakındır, kapıdadır. Size doğrusunu söyleyeyim, bütün bunlar olmadan bu kuşak ortadan kalkmayacak...
Yer ve gök ortadan kalkacak, ama benim sözlerim asla ortadan kalkmayacaktır.›› ‹‹O günü ve saati, ne gökteki melekler, ne de Oğul bilir; Baba'dan başka kimse bilmez. Nuh'un günlerinde nasıl olduysa, İnsanoğlu'nun gelişinde de öyle olacak. Nuh'un gemiye bindiği güne dek, tufandan önceki günlerde insanlar yiyip içiyor, evlenip evlendiriliyorlardı. Tufan gelinceye, hepsini süpürüp götürünceye dek başlarına geleceklerden habersizdiler. İnsanoğlu'nun gelişi de öyle olacak. O gün tarlada bulunan iki kişiden biri alınacak, biri bırakılacak. Değirmende buğday öğüten iki kadından biri alınacak, biri bırakılacak. ‹‹Bunun için uyanık kalın. Çünkü Rabbiniz'in geleceği günü bilemezsiniz. Ama şunu bilin ki, ev sahibi, hırsızın gece hangi saatte geleceğini bilse, uyanık kalır, evinin soyulmasına fırsat vermez. Bunun için siz de hazır olun! Çünkü İnsanoğlu beklemediğiniz saatte gelecektir.
Luka 17,27

Nuh'un gemiye bindiği güne dek insanlar yiyip içiyor, evlenip evlendiriliyorlardı. Sonra tufan gelip hepsini yok etti.
İsa uyanık kalmanın önemini Nuh'un günlerindeki insanların tutumlarından örnek vererek anlatır. İsa dikkati Nuh'un günlerindeki şiddete çekmek yerine insanların umursamaz tutumlarına çeker.

Elçi Petrus da şu sözleriyle Nuh'dan ve isyan eden meleklerden sözeder:

1.Petrus 3,20

Bir zamanlar, Nuh'un günlerinde gemi yapılırken, Tanrı'nın sabırla beklemesine karşın bu ruhlar söz dinlememişlerdi. O gemide birkaç kişi, daha doğrusu sekiz kişi suyla kurtuldu.
2.Petrus 2,5

Tanrı eski dünyayı da esirgemedi. Ama tanrısızların dünyasına tufanı gönderdiğinde, doğruluk yolunu bildiren Nuh'u ve yedi kişiyi daha korudu.
(*) İsa'nın ikinci gelişi Kitabı Mukaddes'e göre insan bedeniyle olan bir geliş değildir. Bu, bir kral olarak gökten yeryüzünü yönetmek için bir geliştir. "İnsanoğlu kendi görkemi içinde bütün melekleriyle birlikte gelince, görkemli tahtına oturacak." Matta 25:31




Kur'an'da Nuh
"Andolsun, Biz Nuhu kendi kavmine (elçi olarak) gönderdik. Böylece kavmine dedi ki: Ey Kavmim, Allaha kulluk edin. Onun dışında sizin başka İlahınız yoktur, yine de sakınmayacak mısınız? Bunun üzerine, kavminden inkâra sapmış önde gelenler dediler ki: Bu, sizin benzeriniz olan bir beşerden başkası değildir. Size karşı üstünlük elde etmek istiyor. Eğer Allah (öne sürdüklerini) dilemiş olsaydı, muhakkak melekler indirirdi. Hem biz geçmiş atalarımızdan da bunu işitmiş değiliz." (Müminun Suresi, 23-25)

"O da dedi ki: Ey Kavmim, gerçek şu ki, ben size (gönderilmiş) apaçık bir uyarıcıyım. Allaha kulluk edin, Ondan korkun ve bana itaat edin. Ki günahlarınızı bağışlasın ve sizi adı konulmuş bir ecele kadar ertelesin. Elbette Allahın eceli geldiği zaman, o ertelenmez. Bir bilmiş olsaydınız." (Nuh Suresi, 2-4)

"Dedi ki: Rabbim, gerçekten kavmimi gece ve gündüz davet edip-durdum. Fakat davet etmem, bir kaçıştan başkasını arttırmadı. Doğrusu ben, onları bağışlaman için her davet edişimde, onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar, örtülerini başlarına çektiler ve büyüklük tasladıkça büyüklük gösterip-direttiler. Sonra onları açıktan açığa davet ettim. Daha sonra (davamı) onlara açıkça ilan ettim ve kendilerine gizli gizli yollarla yanaşmak istedim." (Nuh Suresi, 5-9)

Nuh dedi ki: "Rabbim, gerçekten onlar bana isyan ettiler; mal ve çocukları kendisine ziyandan başka bir şeyi arttırmayan kimselere uydular. Ve büyük büyük hileli-düzenler kurdular." (Nuh Suresi, 21-22)

"Nuh, Rabbim, yeryüzünde kafirlerden yurt edinen hiç kimseyi bırakma. dedi. Çünkü Sen onları bırakacak olursan, Senin kullarını şaşırtıp-saptırırlar ve onlar, kötülükten sınırı aşan (facirden) kafirden başkasını doğurmazlar." (Nuh Suresi, 26-27)

Wikipedi'den alıntı

Karalahana Karadeniz Forum

Ynt: Gılgamış Efsanesi tam metin
« Yanıtla #4 : Kasım 12, 2008, 02:19:27 ÖÖ »


orongona

  • Ziyaretçi
Ynt: Gılgamış Efsanesi tam metin
« Yanıtla #5 : Kasım 24, 2008, 09:51:56 ÖÖ »

Not:

Sivri zekalının biri ekşi sözlükde, Muhammedin, Gılgamış destandan alıntı yaptığını söylemiş!
Muhammedin etrafındaki adamlar cumhuriyet çocuklarının zannetttiği gibi salak falan  değillerdi ve her kimse bu işgüzar internetçi arkadaşımızın söylediklerinin benzerini  1400 sene önce canlı canlı Muhammede de söylemişlerdi. Sen bize geçmiştekilerin mitlerini okuyorsun diye..Bunlar biliniyordu çünkü..

Muhammedin kendi zatındaki cephede ise durumun farklı bir yönü vardı.Kendisi getirdiklerinin bütününün yeni şeyler olduğunu iddia etmemişti ki zaten. Peygamberliğin iskeleti değişmezdi.
 Kutlu adamlar zincirinin sonuncu halkası olarak çok eski dedelerine de indirilenin yanında beraberinde ya kısmen yada bazan tamamı hatırlatılarak derlenmiş oluyor ve bu metinlerde çağlar boyu sürekli  etrafına türlü uydurma insan sözleri yamayarak orjinalin devamlı değiştirilerek sonraki nesillere aktarıldığından şikayet ediliyordu. Muhammede gelen muhteviyattaki öykülerde de bu durum tasdik ediliyor.Sana verdiklerimiz senden öncekilerin kitaplarında da vardır deniyordu.

Orjinal, orjinal şekliyle yenide hatırlatılınca 1400 yıl önce yahut 5000 sene önce de olanlar birbirine benzer..Kimi mittir der kimi de değildir der.
İnanmak ve inanmamak . Anlaşılan pek de zamansal bir şey değil.


Dünyadaki bütün din erbabları gibi bizdeki ilahiyatçıların büyük bir çoğunluğu halkın parasını haksızlıkla yerler.
İslam Dininin düşünsel irdelenmesinde geçmiş metinlerin ne denli önemli olduğunu hiç bir zaman kavrayamamışlardır. Özellikle de eski çağların sanat tarihininden geriye kalan mirası hakkıyla  incelemeyen bir bir düşünce yapısının (düşünce değil ki)  İslam dininin ne olduğunu  ne ile çatıştığını anlamasına imkan var mıdır ?
__??

İyi de böyle bir sorun var mıdır ?   
 
 

Çevrimdışı admin

  • Macukali
  • Yönetici
  • Lahana Turşusu
  • *****
  • İleti: 9407
  • Cinsiyet: Bay
    • Karadeniz Bölgesi
    • E-Posta
Nuh Tufanı Belgeseli- BBC Horizon - Noah´s Flood (1996)
« Yanıtla #6 : Aralık 01, 2008, 08:40:25 ÖÖ »
Nuh Tufanı Belgeseli- BBC Horizon - Noah´s Flood (1996)
English | DivX | 688×512 (1.34:1) | MP3 | 134kbps | 700MB
“It all began in 1971 as a game of speculation - a bit of light relief from the rigours of tectonic and oceanographic investigation in the Mediterranean basin.”

American oceanographer Bill Ryan was on the scientific team which showed that the Mediterranean had been a vast desert basin until, 5 million years ago, the world’s oceans rose and burst through the Straits of Gibraltar to create the Mediterranean Sea.

Walter Pitman was helping to found the new science of plate tectonics. Ryan and Pitman’s British associate John Dewey (now Professor of Earth Sciences at Oxford) put up an ingenious idea - could a similar cataclysmic flooding of a massive basin account for the Biblical Flood - a catastrophe of such enormity that it would remain in human memory down the ages? If so, where might it have taken place?

The idea never went away and 20 years later, in 1991, Ryan and Pitman began their search. This year they will announce their findings to the scientific world. Richard Curson Smith’s film takes Pitman and Ryan back to the Black Sea, where they now believe that the Flood occurred in 5,600 BC.

Filmed on location in Turkey, Bulgaria, Russia and the United States, HORIZON tells the story of the discovery through the eyes and experiences of the two scientists. Like Laurel and Hardy, they swing from disappointment to despair, to euphoria, as they pursue their dramatic idea, working with geological evidence from the Turkish navy, drilling into the bed of the Black Sea alongside a team of Russian scientists (who were tracking fall-out from Chernobyl), building in all the data available from experts in climate and tree-ring dating, and finally testing their findings on their colleagues in the Lamont Doherty Earth Observatory at Columbia University, and at the Woods Hole Oceanographic Institute.

Bill Ryan and Walter Pitman may have a romantic streak in their natures, but there’s nothing eccentric about their ideas. They are, says Professor Dewey, “Two of the finest American earth scientists working in the field”. They have gathered a hoard of evidence to demonstrate that the Black Sea had fallen 120 metres below the level of the worlds oceans as a result of a sudden freezing of Northern Europe and Asia which dramatically reduced the flow of the great rivers which fed it.

The Black Sea became a vast fresh-water lake. The Earth warmed, the oceans rose again and smashed through the Bosphorus Straits with the force of a hundred Niagara Falls, filling the Black Sea basin to its present level with the salt water of the oceans.

The implications are enormous. Who lived by the Black Sea before the deluge? What may it tell us about the spread of Neolithic farming, culture and technology into Europe and beyond? Did this extraordinary event become the stuff of ancient storytelling, so that Noah and his Ark became a symbol for real people who were driven from their lands by a real flood?


Çevrimdışı admin

  • Macukali
  • Yönetici
  • Lahana Turşusu
  • *****
  • İleti: 9407
  • Cinsiyet: Bay
    • Karadeniz Bölgesi
    • E-Posta
Karadeniz Tufanı ile Nuh Tufanı Bağlantısı
« Yanıtla #7 : Aralık 01, 2008, 08:50:27 ÖÖ »
Buz Çağı sırasında bir göl olan Karadeniz'i buzların erimesiyletaşan Akdeniz'İn suları bir anda doldurur Karadeniz'İn dört bir yanındaki insanlar günde 1 km den fazla çekilerek yaşadıkları toprakalrı terkederler. İlk Karadeniz kentleri sular altında kalır ve halkalrı dünyanın dört bir yanına dağılırlar. Medeniyetlerini yokeden Tufan ve bu Tufana yol açan kızgın bir Tanrının hikayesini gtiikleri yerlere taşır ve sözlü edebiyatalrında nesilde nesile aktarırlar. Geride bıraktıkları yemyeşil, sulak topraklarına duyulan özlem zamanla bir cennet imgesine dönüşür. Mısır'ı işgal eden Hyksos halkının ve Sümerlerin Asya orijinli olduğuna dair güçlü kanıtlar bulunmaktadır. Tevrat'ın Yahudilerin Babil tutsaklığı içinde yazıldığına ve Musa'nın gerçkete bir Mısır prensi olduğuna dair yine güçlü deliller sunulmuştur. Kutsal Kitaplar ile daha eski yazılı metinlerde ve uzak toplumlarda (ki 300 kadar farklı kültürden -bazıları taş devri standartlarında izloe yaşayan kabiller, borneoda olduğu gibi) Tufan öykü,leri derlenmiştir. Karadeniz Tufanı ile Nuh Tufanı Bağlantısı çok özetle böyledir. Kaynakça isteyen google de ilgili (ingilizce) kelimeler girrek araştırabilir.

Çevrimdışı albatros

  • Lahana Turşusu
  • *****
  • İleti: 1031
  • Cinsiyet: Bay
    • E-Posta
Ynt: Gılgamış Efsanesi tam metin
« Yanıtla #8 : Aralık 09, 2008, 11:32:17 ÖÖ »
Alıntı
Medeniyetlerini yokeden Tufan ve bu Tufana yol açan kızgın bir Tanrının hikayesini gtiikleri yerlere taşır ve sözlü edebiyatalrında nesilde nesile aktarırlar.
Sayın Admin..
Bu alıntıdaki cümleden ne anlamamız gerekiyor..?
Kutsal kitaplar  Tevrat,İncil ve Kuranı Kerimde ayrıntıyla bahsedilen "nuh tufanı"aslında  nesilden nesile aktarılan bir hikayedir mi demek isteniyor ? >:(