Sitemiz Onbinlerce sayfa ve özgün fotoğraf içermektedir. Aradığınıza kolay ulaşmak için yukarıdaki arama kutusunu kullanabilirsiniz. İlginiz için teşekkür ederiz! - Please use this search for thousands of articles from our site

Gönderen Konu: Kolbastı, Faroz Kolbastı, Hoptek  (Okunma sayısı 54455 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

tuu61sh

  • Ziyaretçi
Ynt: Kolbastı, Faroz Kolbastı, Hoptek
« Yanıtla #45 : Şubat 10, 2009, 07:00:43 ÖÖ »
KOLBASTI

Kolbastı ya da Hoptek Trabzon il merkezinde oynanılan bir halk dansının adıdır. Sözlü geleneğe göre 1930'lu yıllarda Faroz'lu Balıkçıların av sonrası bir araya gelip eğlence düzenlemeleri ile popülerlik kazanmış bu yüzden "Faroz Oyunu" olarak ta adlandırılmıştır. Kolbastı da, yöreye uygun kürek çekme, yüzme, ağ atma, olta atma, ağ çekme, balık tutma gibi yerli insanların uğraşlarını simgeleyen hareketleri vardır. Ama son yıllarda oyunun popülerlik kazanmasıyla daha da hareketli bir hal almıştır. Özellikle Avrupalı Türkler bu oyuna yeni hareketler ekleyerek geliştirmişlerdir. "Dünya Kültürleri ve Gençlerin Büyük Anadolu Buluşması'' adıyla Mayıs ayında Ankara’da gerçekleştirilen etkinlikte Trabzon Gençlik Merkezi Kolbastı ekibi Ankara'da Kolbastı rüzgarı estirmiştir.

Trabzon Gençlik Merkezi bünyesinde yer alan Kolbastı ekibi yerel ve ulusal birçok organizasyonda Kolbastı gösterileri ile festival, şenlik, yarışma ve müsabakaların açılışlarına renk katmıştır.

KOLBASTI 1930'lu yıllarda ağaların ve dayıların olduğu bir dönemde ortaya çıkmıştır. O dönemde Trabzon da mağaralar bulunurmuş. Faroz'da, Değirmendere'de, Arafilboyun'da, Boztepe'de... O mağaralarda ağalar dayılar alem yaparlarmış. O dönemde askerlerin KOLluk kuvvetleri varmış, KOLluk kuvvetleri bu alemlere baskın yaparmış. Alemcilerde basılmayalım diye kapıya erketeler koyarlarmış, gözcüler yani... Erketeler KOLluk kuvvetlerini gördüğü an içeri haber getirirlermiş, içerdekilerde haberi aldıklarında seslerini kısarlarmış... Başlarlarmışlar söylemeye kısık sesle "GELDİLERRRRRRRRRR, BASTILARRRRRRRRR, VURDULARRRRRRRRRRRR"... KOL kuvvetleri böyle baskınlar yaptığı için oyuna KOLBASTI denilmektedir. Ayrıca, Faroz'lu balıkçıların av sonrası bir araya gelip eğlence düzenlemeleride bu oyunun tarihini oluşturmaktadır. Kolbastı da, yöreye uygun kürek çekme, yüzme, ağ atma, olta atma, ağ çekme, balık tutma gibi yerli insanların uğraşlarını simgeleyen hareketleri vardır. KOLBASTI son yıllarda oyunun popülerlik kazanmasıyla daha da hareketli bir hal almıştır.

VE SONUÇ OLARAK KOLBASTI TRABZON' UN FAROZ MAHALLESİNDEKİ BALIKÇILAR SAYESİNDE ORTAYA ÇIKMIŞTIR. VE KOLBASTININ HER HARAKETİ ANLAMLIDIR. GİRESUNLULAR ŞAŞIRMASIN:) VE KOLBASTIYI RAHMETLE ANDIĞIMIZ ERKAN OCAKLI YAZMIŞTIR.

Karalahana Karadeniz Forum

Ynt: Kolbastı, Faroz Kolbastı, Hoptek
« Yanıtla #45 : Şubat 10, 2009, 07:00:43 ÖÖ »

Çevrimdışı kaknus

  • Karalahanacı
  • ****
  • İleti: 289
  • Cinsiyet: Bay
    • E-Posta
Ynt: Kolbastı, Faroz Kolbastı, Hoptek
« Yanıtla #46 : Şubat 10, 2009, 02:19:51 ÖS »
Alıntı
Kolbastı ya da Hoptek Trabzon il merkezinde oynanılan bir halk dansının adıdır.
Gerçekten de hoptek şehir merkezine ait bir oyundur. Sahilden içerilerde son birkaç yıla kadar esamesi bile okunmazdı.Şimdi bile hoptek horonun saltanatına en ufak bir zarar veremedi. İlginçtir, Gazimihal'in yazdığına göre Trabzon şehir merkezinde de eskiden horon pek bilinmezmiş.

Çevrimdışı admin

  • Macukali
  • Yönetici
  • Lahana Turşusu
  • *****
  • İleti: 9433
  • Cinsiyet: Bay
    • Karadeniz Bölgesi
    • E-Posta
KTÜ Kolbastı ekibi
« Yanıtla #47 : Şubat 13, 2009, 03:07:18 ÖS »
<a href="http://videonuz.ensonhaber.com/mediaplayer2.swf?settings=http://videonuz.ensonhaber.com/player2.config.php?vid=17706" target="_blank" class="new_win">http://videonuz.ensonhaber.com/mediaplayer2.swf?settings=http://videonuz.ensonhaber.com/player2.config.php?vid=17706</a>
KTÜ Kolbastı ekibi

Karalahana Karadeniz Forum

KTÜ Kolbastı ekibi
« Yanıtla #47 : Şubat 13, 2009, 03:07:18 ÖS »

berberalis

  • Ziyaretçi
herkes bildiğini okusun,oynasın...
« Yanıtla #48 : Şubat 16, 2009, 04:03:36 ÖÖ »
insan için kendisini ifade edebilmesi çok değerlidir. bunun için bırakın istedikleri türküyü çalıp istediği gibi oynasın insanlar. herkeste bu oyunları sahiplenme hakkına sahiptir(tescil etmek bahsetmiyorum). hakarete varmadıkça istediğiniz gibi çalıp söyleyin oynayın... benim için bahsi geçen oyunların nereye ait olduğunu bilmek tabiki değerlidir. ama benim için asıl önemli olan bu yolla kendimi ifade edebilmem... yani çok önemli ise sizin için ben bahsi geçen türkülerle değil gurbet elde yaptığım gibi ankara havası ile de oynarım bu oyunları... çok kasıyorsunuz bence... başkalarına hakaret etmeyin kendinizi ifade edin yeter...


Asia Minor

  • Ziyaretçi
Ynt: Kolbastı, Faroz Kolbastı, Hoptek
« Yanıtla #49 : Mart 02, 2009, 03:03:43 ÖÖ »
Milliyet 02.03.09
Kolbastı savaşı kızıştı!
 

Trabzon ve yöresinde halk oyunları dendiğinde ilk akla gelen horonun yanında, bölgenin folklorik zenginliğin göstergesi olan kolbastı oyunu da son zamanlarda ülke ve hatta dünya genelinde büyük beğeni toplamaya başladı.

Yörede genellikle düğünlerde ve çeşitli eğlence etkinliklerinde oynanan kolbastı, Trabzon'da 2007 yılında düzenlenen 1. Karadeniz Oyunları'yla birlikte ilk büyük kitlelerle buluştu.

Trabzonspor'lu oyuncuların, galibiyetlerinin ardından saha içinde oynadığı oyun her kesim tarafından beğeni topladı.

Giresunluların, kolbastı oyununda kullanılan müziğin kendilerini ait olduğunu iddia etmesi üzerine iki kent arasında tartışma başladı.

Giresun Valiliği, yaptırdığı araştırmayla, Kolbastı oyununda kullanılan ''Dere boyu kavaklar'' müziğinin Giresun'a ait olduğunu iddia ederken, son alarak sanatçı Adnan Şenses de bu hareketli oyunun aslında Romanlara ait olduğunu öne sürdü.

-USTASINDAN AÇIKLAMA-

Karadeniz Uşakları Kolbastı Ekibi kurucusu ve Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Beden Eğitimi Bölümü Başkanı Yrd. Doç. Dr. Engin Erşen, AA muhabirine, kolbastının tarihinin Trabzon'dan geldiğini belirterek, ''Kolbastı, Cumhuriyet felsefesinin Anadolu'da yeşermiş olduğu 1930'lu yıllarda Trabzon'un Faroz Mahallesi balıkçı barınaklarının bulunduğu kumsalda doğdu'' dedi.

Bu yılların, kolbastının en eski dans formunun oluştuğu ve kurgulandığı yıllar olarak bilindiğini ifade eden Erşen, ''Yörenin ortak yaratıcı hayal gücünün bir eseri olan oyun, 'Trabzon Kol Havası' adımlama teknikleri ile kendi teknik donanımını harmanlayarak, ortaya yepyeni bir dans formunu gün ışığına çıkarmıştır. Faroz Kesmesi olarak bilinen bu mahalli oyunun kökleri Trabzon kolbastısı geleneğinden gelmektedir. 1970'li yıllar dansın fırtına gibi estiği yıllardır'' diye konuştu

-''SERSERİ DANSI YAKIŞTIRMALARI YAPILDI AMA...''

Mahalli dansın uluslararası gösteri ortamına taşınmasını ilk öneren ve ilk yeşil ışığı yakan ismin, dönemin Gençlik ve Spor Genel Müdürü Mehmet Atalay olduğunu anımsatan Erşen, şunları kaydetti:

''Bu olay, dansın yaratıcı hayal gücünü tetiklemiş olması yönünde atılmış önemli bir adımdır. Bu itibarla, 1. Karadeniz Oyunları tarihsel açıdan, kolbastının yeni ufuklarının aralandığı, geleceğe yönelik yöntemin ve dansın ruhu ile ilgili felsefesinin ve stratejisinin yeniden rotasına, yerli yerine oturtulduğu tarihtir. Bu olgu, ''Karadeniz Oyunları'' ile Trabzon'dan başlayan ve dalga, dalga bütün yurdu saran bir moda akımının başladığı, tarihi süreçteki, gelinen en önemli olayıdır. Artık bu dans Türkiye'yi hatta Avrupa'yı sallamıştı. Önce kabullenmediler, serseri dansı gibi yakıştırmalar yaptılar, ama daha sonra bu dansa saygı göstermek zorunda kaldılar.''

Kolbastı dansının ilk kez ne zaman, nasıl ve ne şekilde ortaya çıktığı konusunda bir takım yaklaşımların söz konusu olduğunu belirten Erşen, ''Ama ne var ki tek bilinen gerçek, Trabzon dansın demir aldığı, yelkenlerinin rüzgarla dolduğu, coğrafyanın adıdır. Oyun bu coğrafya üzerinde, değişen ve kökleşen doğa serüvenlerinin sembolize edildiği düşüncesinden hareket ederek doğmuştur'' dedi.

-DANSIN MÜZİĞİ KONUSUNDAKİ TARTIŞMALAR-
Dansın müziği ile ilgili olarak çeşitli tartışmaların yaşandığını kaydeden Erşen, şunları söyledi:

''İlk bakışta kolbastının müziği ''Dere Boyu Kavaklar'' (Giresun), ''Ankara Misket'' ve ''Anadolu Oyun Havası'' gibi anonim yorumlardan hareket etmiş olabilir. Bu gayet doğaldır. Ama ne var ki 1930'lu yılların başında ilk büyük dalga, ''Yaylanın Çimenine Kuzu Yayılır Kuzu'' ile başlayan Trabzon kolbastısının yeni stili de ortaya konmuştur. Ardından gelen ikinci dalga, 1970'li yıllardan itibaren başta İsmail Yazıcıoğlu olmak üzere, Erkan Ocaklı, Fuat Saka, İbrahim Can, İkizler, Sinan Yılmaz ve Kaptan'a kadar uzayan bir aydınlanma süreci yaşadı. Bu usta müzisyenlerin ve yorumcuların yerel motifleri harmanlamalarıyla, günümüze özgü Trabzon kolbastısının orjinal müziği de figürü de ortay çıktı. Elbette bu dans Trabzon'un damarlarından çıkmıştır. Bu stil kendi tarzını, kendi müziğini ve hareketlerini daha çok mahalle içerisinde, oynamış oldukları eğlencelerden aldı. Sadece müzik anlamında değil, dansla iç içe geçen doğa ile ilgili serüvenleri, yaşantısına sokarak, yaşayarak ve de yaşatarak günümüze taşıdı. Bu oyun, Trabzon'un bayrağıdır desek yeridir.''

Karalahana Karadeniz Forum

Ynt: Kolbastı, Faroz Kolbastı, Hoptek
« Yanıtla #49 : Mart 02, 2009, 03:03:43 ÖÖ »


sahinaydin4152

  • Ziyaretçi
Ynt: Kolbastı, Faroz Kolbastı, Hoptek
« Yanıtla #50 : Mart 03, 2009, 04:14:16 ÖS »
Bir Ordulu olarak söylemeliyim ki bu oyun Ordu da çokca oynanır.Adı da " Trabzon Kolbastısı " olarak geçer.Müziği konusunda da Giresunlu hemşerilerimle aynı fikirdeyim.Kaldıki Bulancak Ordu ile ilişkileri kuvvetli bir ilçedir.Dere Boyu Kavaklar türküsü Ordu da çalınır ve söylenir.

Çevrimdışı Sakallıoğlu

  • Lahana Turşusu
  • *****
  • İleti: 577
Ynt: Kolbastı, Faroz Kolbastı, Hoptek
« Yanıtla #51 : Mart 08, 2009, 08:15:17 ÖÖ »
TAYYİPLİ DEVLETİ’NDE DANS
Koca ülkenin, biri padişahlığa diğeri de halk kahramanlığına soyunan iki Recep’e mahkûm -yok, belki daha doğrusu ‘tav’- olduğu bu acayip günlerde yaşanan ‘kolbastı’ patlamasının farkındasınızdır; şunun şurası bir yıl önce adını bile bilmediğimiz bir dans türü, Karadeniz’den başlayarak inanılması güç bir hızla tüm ülkeye yayıldı. Ben göbekbastı zamanlarımı yaşadığım için oynaması hakkında bir şey diyemeyeceğim ama izlemesi son derece keyifli olan bu dansta, tıpkı Riverdance gösteri grubundan izlediğimiz muhteşem İrlanda danslarında olduğu gibi, uyum içinde ve büyük bir hızla yapılan ayak figürlerinin tüm bir bedeni nasıl da güzel etkilediğini, hatta dönüştürdüğünü rahatlıkla görebiliyorsunuz. Bu figürler önemli, çünkü kolbastı Türkiye’de müzikal anlamda değilse bile –benim izlediğim versiyonlarına elektro bağlamayla çalınan Ankara havaları eşlik ediyordu- dans bağlamında aslında hip hopun bir uzantısı olarak yaygınlaşıyor. Tabii haddim olmayan bir işe girişip burada ‘dans sosyolojisi’ parçalayacak değilim ama, gösterileri izlerken bu dansı yapan gençlerin büyük çoğunluğunun kolbastı diye bir şeyle karşılaşmasalardı rap dinleyip hip hop figürleriyle dans edeceklerini siz de net biçimde görebilirsiniz. Çünkü bu danslar, şu an olabilecek en keyifli ve galiba en sağlıklı boşalma/rahatlama araçları olarak gençleri çekiyor. Ama daha önemlisi, bu danslar örneğin Beşiktaş’ta iskelenin karşısındaki alanda bazı gençlerin kaykayla yapmaya çalıştığı şeye denk düşüyor ve bir ‘kendini ifade yöntemi’ olarak yaygınlaşıyor.
Bu çok hoş bir şey tabii; kızlı-erkekli bir grup gencin internet kafeye kapanıp görmedikleri/duymadıkları/dokunmadıkları/koklamadıkları birileriyle ‘çet yapmak’ ya da bilgisayar oyunu oynamak yerine bir araya gelip bedensel uyum ve armoniyi keşfetmeleri, kendilerini daha iyi tanımalarının ve daha sağlıklı bireyler olmalarının, kim bilir belki de, tuhaf bir zamanlamayla Hrant’ın katlinden hemen sonra Karadeniz sahil şeridinde kitleselleşmeye başlayan bu dans sayesinde ‘öteki’nin aslında nasıl da ‘ben’ olduğunu anlamalarının yolunu açabilir.
Ama tam tersinin olması ihtimali de var ve ne yazık ki bulunduğumuz coğrafyada bu olasılık hiç de zayıf değil: Bugün kökeni Trabzon-Faroz’dan mıdır, Ordu’dan mıdır diye epey kavgalı gürültülü tartışmalara yol açan kolbastının lumpen milliyetçiliğin birleştiği kültürel unsurlardan birine dönüşmesi tehlikesi... 28 Şubat gecesi Okan Bayülgen’in programında kolbastı gösterisi yapan Giresunlu gençlerin hediyelerini anımsayın lütfen: Bir torba fındık, bir paket çay ve stüdyoda o güzelim figürleri müthiş bir uyumla uçuran delikanlının birden bire insanın yüreğini karartan ifadesiyle, ‘Giresun’un yerel kahramanı’nı anlatan bir Topal Osman kitabı… Irkın, rengin, konuşulan dilin önemini yitirdiği böyle güzel bir dansın bile inanılmaz bir hızla mikromilliyetçi ayak oyunlarına dönüşebileceği bir ülkede, umabileceğimiz tek şey, kolbastının bu gencecik insanları her türlü lumpenlikten, ama özellikle de kendisi gibi olmayanları gözünü bile kırpmadan öldürebilme zavallılığından uzak tutması… Kim bilir, belki de kolbastı, başta milliyetçi olmakla övünecek kadar ‘temel’leşebilen Karadeniz olmak üzere, ülkenin dönüşüm sürecindeki pozitif unsurlardan biri olabilir; sonra bir bakmışsınız Giresun’da sirtaki, Konya’da Arjantin usulü tango, Sivas’ta İskoç dans ekipleri kuruluyor... Aksi takdirde, kolbastı ekipleri arasında bir tür ‘ekipler amirliği’ oluşturulabilecek bir ülkeyle karşılaşmak da olası, çünkü sokaklarda başlayıp giderek rafineleşen hip hopun tersine, dernek salonlarında oldukça rafine biçimde başlayan kolbastı, belli ki bir süre sonra gerçek yerini, yani sokakları bulacak. Asıl o zaman göreceğiz neyin ne olduğunu...

UĞUR KUTAY-BİRGÜN-07.03.2009

Çevrimdışı kukul

  • Meraklı Lahana
  • ***
  • İleti: 179
  • Cinsiyet: Bay
Ynt: Kolbastı, Faroz Kolbastı, Hoptek
« Yanıtla #52 : Mart 11, 2009, 04:47:42 ÖÖ »
popülerleşen "kolbastının" eleştirisini yapmış orhan tekelioğlu, doğrusu senin mi benim mi tartışmalarını geçerek tartışmaya değer...
bir de karalahanaya atıf var.     



Popüler bir kültür ürününün zaten ‘aslı’ falan olmaz ki. Aynen orijini, kaynağı ya da sahibiyeti olamayacağı gibi

ORHAN TEKELİOĞLU

Kuruluş yıllarından itibaren Türkiye modernitesi hemen her zaman folklora (halk kültürüne) özel bir önem atfetti. Ne yazık ki bu ilginin folklora pek de iyi geldiği söylenemez. Bu bağlamda hemen aklıma erken dönem Cumhuriyet elitinin icadı olan “Tarcan Zeybeği”, metinlerine ideolojik müdahaleler yapılan Hacivat-Karagöz oyunu ve âşık geleneğini zedeleyen “Yurttan Sesler” programı geliyor. Erken dönem Cumhuriyet elitinin halk kültürünü modernleştirme ve sahiplenme refleksine ilişkin derinlikli ve kapsamlı çalışmalar yapıldı, ilgilenenler için, özellikle Arzu Öztürkmen ve Necmi Erdoğan’ın çalışmalarını salık veririm. Folklorun şehir mekânındaki “kardeşi” ise popüler kültürdür. İlk anda benzerlik gösterdiği düşünülse de popüler kültür ile folklor “üvey” kardeşlerdir. Çünkü folklor her toplumda ve genellikle kırsal alanda bulunurken, popüler kültür modern dönem toplumu ve şehir mekânına özgüdür, kapitalist ilişkilerden bağımsız olarak düşünülemez, kitleseldir, ürünlerinin çoğu metalaşmıştır ve kendini kopyalayarak çoğaltır. Popüler kültürle folklorun şehir mekânındaki karşılaşmalarıysa önemlidir, ilginçtir. Önce bir gözlem: Anadolu’nun çeşitli yörelerine ait “halk oyunları” öğreten ve büyük şehirlerde 90’lı yıllara kadar çok yaygın olan dernekler yavaş yavaş yok olurken, onların yerini “global danslar” (tango, flamenko, salsa, hip hop gibi) öğreten dans okulları almış durumda. Belli ki, modern şehir mekânında kabul gören dans formlarıyla “halk oyunları” arasındaki ilişki sorunlu bir hâl almış, buna ilaveten hâli vakti yerinde ailelerin “öz kültürümüzün” ne olduğu üstüne olan düşünceleri de değişmiş. Metropolün merkezindeki “beyaz gençler” dans etmek için global dans formlarını tercih ediyorlar. Peki, öyleyse nasıl oluyor da, birdenbire ortalığı “kolbastı” figürleri sarabiliyor, neden Beyaz’ın programında, “Disko Kralı”nda gençler kolbastı danslarıyla sahneyi paralayabiliyor?
Yukarıdakiyle ilintili bir başka gözlem: TV’lerde kolbastı oyununu sahneleyen gençler de kendi şehirlerinde oluşturulan derneklerden geliyorlar. Demek ki, büyük şehirlerdeki “halk oyunları” eğitimine yönelik kurslar yok olmaktayken, küçük şehirlerde “yöresel oyunları” öğreten kurslar gitgide yaygınlaşıyor ve o şehrin popüler kültürel kimliğinin bir parçası haline geliyor. Peki, “kolbastı” nasıl popüler kültüre eklemlendi? Bu noktada ilk tetikleyici Trabzonspor oldu, Karadeniz’in güçlü ekibi kazandığı maçlardan sonra seyirciyi kolbastı oynayarak selamlamaya başladı, böylece dans, örneğin Brezilyalı futbolcuların yaptığı sambaya benzer bir konuma geldi. Öte yandan İngilizce şarkılarıyla ünlenen popçu Bedük, bir “düğün şarkıcısını” oynadığı klibinde, sanki bir varoş düğününde sahne alır gibi yapıyor, pistte ise gençler kolbastı havalarıyla dans ediyorlardı. Klip yakından incelendiğinde, metropolden çevre-kültürlere yönelen “oryantalist” bakışı fark etmemek elde değil. Klibinde Bedük, alışkın olduğumuz global danslar ve egzotik Türkiye görüntüleri yerine, neredeyse amatör bir kamerayla çekilmiş izlenimini veren, tuhaf ama “otantik” dansların yapıldığı bir düğün ortamından müziğini dünyaya sunuyor. “Dünyanın” bundan etkilenip etkilenmediğini bilemem ama Türkiye popüler kültüründe kopan “kolbastı” dansı fırtınasını tetikleyen nedenlerin başında bu klip geliyor olabilir.
Popüler kültüre ivme veren iki önemli araç (video klipler ve futbol) bu özel durumda biraraya gelip tuhaf bir sinerji yaratıyor. Tuhaf diyorum, çünkü işe bir de Ogün Samast karışıyor, yakalanmasından sonra yayınlanan düğün görüntülerinde yapılan dansın kolbastı olduğu görülüyor. Popüler kültürün üçlü sacayağı tamamlanıyor (futbol, eğlence ve “pop milliyetçilik”), böylece yerel bir kültürün ulusala taşınmasının tipik arızaları da ortaya çıkmaya başlıyor. Gelsin artık “kolbastının sahibiyeti” tartışmaları, bir yanda Trabzonlular, öte yanda, Giresunlular majör oyuncular olarak çatışırken, aradan Ordulular, Samsunlular hatta Merzifonlular kafa uzatıyor ve “kolbastı”nın kaynağı tartışmalarını iyice hararetleniyor.

Folklorden popüler kültüre
Başından sonuna kadar bir popüler kültür olayı ile karşı karşıyayız. Ya da başka bir deyişle, folklorik bir olgunun nasıl popüler kültüre taşındığı sürecinin canlı tanıklarıyız. Süreci parça parça izlersek haritanın nasıl çizildiğini de anlarız. Kolbastı, 30’lu yıllardan başlayarak Doğu Karadeniz’in (Samsun -Trabzon kıyı ekseninde) kasaba ya da şehir mekânında (horon olmadığına göre kır kökenli değil), özellikle düğünlerde gençler tarafından sevilerek oynanan bir “folklorik” dans olarak ortaya çıkıyor. Yıllar içinde büyüyen şehrin yerel popüler kültürüne eklemleniyor, gençlerin sevdiği danslara eklenen şehir kimliğin dışavurumuna dönüşüyor. Bu nedenle örneğin “Faroz kolbastısı” yerine “Trabzon kolbastısı” adı tercih ediliyor. Trabzonspor’un taraftarıyla olan iletişiminde ve Bedük’ün klibinde görüldükten sonra ise büyük şehirde kurulan ulusal popüler kültürüne eklemleniyor.
İşin en trajikomik yanıysa, örneğin “karalahana” gibi internet sitelerinde yapılan kolbastının “orijini”, yani “nereden çıktığına” dair bitmez tükenmez tartışmalar. Ani sinirlenmeleri ile ünlü “Karadeniz insanı”, tartışırken de hemen sinirleniyor ve kolbastının “aslında” nereden çıktığını birbirlerine, biraz da hoyrat bir üslupla, ispatlamaya çalışıyor. Sakin olalım beyler, popüler bir kültür ürününün zaten “aslı” falan olmaz ki; aynen orijini, kaynağı ya da sahibiyeti olamayacağı gibi. Disco Kralı’na çıktığı andan itibaren, “kolbastı” bir “disko dansına” dönüştü. Emin olun çok yakında, metropolün küçük büyük dans okullarının müfredatına girecek, salsa, flamenko, hip hop gibi bir dans olarak para mukabili öğretilecektir. Belki de çok yakın bir tarihte, anlı şanlı jürisiyle anılacak, reyting rekorları kırmaya aday bir “kolbastı-star” yarışması da arzı endam edecektir. Kolbastının sahibi artık popüler kültürdür.

ORHAN TEKELİOĞLU: Bahçeşehir Üni.

Kaynak: Radikal İki




« Son Düzenleme: Mart 11, 2009, 05:26:12 ÖÖ Gönderen: kukul »

Çevrimdışı Gölköylü

  • Yönetici Yardımcısı
  • Lahana Turşusu
  • *****
  • İleti: 1361
  • Cinsiyet: Bayan
Ynt: Kolbastı, Faroz Kolbastı, Hoptek
« Yanıtla #53 : Mart 11, 2009, 05:02:31 ÖÖ »
Macukali'nin geçenlerde dediği gibi, sitemiz birçok yerde kaynak gösteriliyor. Demek ki, daha dikkatli yazmamız gerek.

Diğer yandan kolbastının artık popüler kültürün bir parçası olduğu tespiti (dış kapının mandalı olarak bence) doğru.

Çevrimdışı admin

  • Macukali
  • Yönetici
  • Lahana Turşusu
  • *****
  • İleti: 9433
  • Cinsiyet: Bay
    • Karadeniz Bölgesi
    • E-Posta
Ynt: Kolbastı, Faroz Kolbastı, Hoptek
« Yanıtla #54 : Mart 11, 2009, 05:15:08 ÖÖ »
Sayın Yahya Düzenli'de bugün Günebakış Gazetesi'nde yayınlanan yazısında Trabzonluların Kolbastı'ya haddinden fazla prim verdiğini ve aslımıza dönerek "horonumuzun" kıymetini bilmemiz gerektiğini haklı bir şikayet üslübuyla bildirmiş. Yazı aşağıda:
------
Trabzon "Kol Baskını"na uğradı!

Kadîm bir tarih, kültür, medeniyet şehri olan Trabzon; bu medeniyeti zenginleştiren folklor malzemesi ve folklor değerleriyle de farkını, cazibesini hissettiren, ‘duruş’unu etkili kılan önemli unsurlardı(r). Bu anlamda sadece Trabzon’a mahsus ‘horon‘lar, çeşitliliği, figürleri, ritmi, heyecanı Trabzon’un folklorik çekim gücü’nü ortaya koyar. Coğrafyasının en küçük ve en ücra karesinde bile kendisine mahsus birçok orijinal horon türünün varolduğu düşünüldüğünde Trabzon’un ne derece zengin ve asil bir folklor kaynağı olduğu da anlaşılır. Derîn vadilerinde ‘derin folklor’un kökleri halâ yeni filizler üretmektedir. Nasıl ki Kafkaslar “diller beşiği” ise, Trabzon da “folklor beşiği”dir.
Son yıllarda Trabzon’un bu asil folklorik duruşu, nereden geldiği bilinmeyen bir kasırga gibi “kolbastı” ile sarsılıyor, hatta yok ediliyor. Aniden kopup gelen bir âfet gibi “kol baskını” yaşanıyor. Hem de ‘ifsat kapasitesi yüksek’ bir baskın… Öyle bir baskın ki; terminatör gibi önüne geleni biçen, tahrip eden, yok eden bir etkiye sahip.. Bununla da kalmayıp İfsat edici yâni, sağlıklı dokuyu ‘bozucu’, bulaşıcı bir virüs… Bu baskının ‘tasarlayıcıları’ adeta tahrip cinneti içerisindeler… Trabzon’a “futbol cinneti”nden sonra şimdi de ‘kolbastı’ ile yeni bir ‘deli görmeliği’ giydiriliyor. Trabzon’u ısrarla ve inatla “futbol ve kolbastı”ya indirgemek isteyenlere dozu yüksek şiddette “dur!” denilmeli ! Yoksa bu gidişle Trabzon folklorunun ‘karantina’ya alınması gerekecek. “Folklor”u sadece ‘horon’lar ve diğer halk oyunlarıyla sınırlı görme
Kolbastı’nın kökeniyle ilgili çeşitli açıklamalar ve meydan muharebesi çıkaracak kadar sahiplenenler var… Faroz’lular “oyun bizim”, Giresun’lular “kolbastı bizim, dere boyu kavaklar” diyor. Kimi “romanlara ait” diyor… Kimi akademisyenler “Trabzon dansın demir aldığı, yelkenlerinin rüzgarla dolduğu coğrafyanın adıdır, oyun bu coğrafyadan doğmuştur…” gibi ne idüğü belirsiz cümleler sarfediyor. Hatta o kadar ileri gidiliyor ki kimilerine göre; “Yörenin hayal gücünün eseri” imiş. Kimileri “Faroz Kesmesi”, kimileri “Hoptek” diyor. Horonevi eğitmenleri horonları “köylülük” kolbastıyı ise “postmodern” olarak tanımlıyor. Doğru ! “post-u modern” bir oyun ! Tam bir traji-komik tanımlamalar. Ya “kolbastı geleneği”nden bahsedenlere ne demeli?
Öyle ya “icad edilmiş gelenek”lerden kolbastı… Zoraki icad edilmiş olanlardan… Trabzon’da oluşmuş bir tarihî temeli yok… Oyunun bugünkü icra ediliş tarzına baktığınızda; hiçbir ölçüsü, terbiyesi, formu, asaleti olmayan bir “yumuşak doku enfeksiyonu”… Kendini “bilim adamı “zanneden”lerin zannına göre de “Cumhuriyet felsefesinin Anadolu’da yerleşmiş olduğu 1930’lu yıllarda balıkçı barınaklarının bulunduğu kumsalda” doğmuş. Neredeyse Kolbastı “laikliğin güvencesi” olacak(!) Aynı bilim adamlarına göre “1. Karadeniz oyunları’yla hem Türkiye’yi hem de Avrupa’yı sallamıştı.” Başka bilim adamları da kökenini “Trabzon’da 68 yıl önce kaçak sigara, içki içilen ve satılan yerlere kolluk kuvvetleri tarafından yapılan baskınlar sonucu özellikle Faroz mahallesinde kolcular geldikleri zaman ayağa kalkıp panik halinde oyun oynamaya başlayanlar”a dayandırıyor. Kolbastı cinnetine tutulanlar, ne kadar geriye çekilirse çekilsinler 1900’leri aşamıyor.
Bu konuda eklektikçiler-uzlaştırmacılar da var: “Horonlar da oynansın, kolbastı da. “ Bu ne demektir? İkisi de sıvı olduğuna göre “bardakta su da içebiliriz, zehir de, fark etmez!” Öyle mi? Birisiyle hayata döneriz, diğeriyle veda ederiz !
Hiçbir yerlilik ve otantik (özgünlük) temeli olmayan kolbastı; Trabzon’un bastırılmış bilinçaltının ani bir patlaması, kendisini dışa vurumu, başkalarına da onaylatma çabası…
Trabzon ve kolbastı kelimelerini birlikte düşünmek bile insanı ürpertiyor !
Trabzon folklorunda aslolan, özgün olan “horon”lardır. Horonlar dışındaki bütün oyunlar ithal, sızma ve ‘kökü dışarıda’ oyunlardır. Kolbastı; horon değil, ismi üzerinde ‘oyun’. Kolbastı aracılığıyla Trabzon horonlarının genleriyle oynanıyor, genleri bozuluyor, değersizleştiriliyor, kitlesel yozlaşma yaşanıyor. İronik biçimde soralım: Yoksa kolbastı horon üzerinde oynanan derin oyunların mızrak ucu mu? Trabzon’un geleneksel folklor yapısı ve değerlerini bozmak için ‘taammüden’ ortalığa salınmış bir virüs adeta.. Kolbastıyı ‘podyuma sunanlar, ‘alınıp-satılabilir bir ürün:meta’ olarak pazarlıyorlar. Arkasında böyle bir niyet ve destek var.
Horonlarla kolbastı aynı “kültür-folklor havzası”nın ürünü değildir !
Horonların ‘zor’ bir tarafı var. Bu zorluk onların derinliği ve asilliğinden kaynaklanıyor. Horonların tarihsel/geleneksel temelini tahrip için önce medyaya ‘icad edilmiş bir gelenek’ sunulması gerekiyordu. Horonlar doğrudan sulandırılıp bozulamayınca ‘kolbastı’ devreye sokuldu ve ‘başarı’ yakalandı. Bilenler bilir: Trabzon’un horon çeşitliliğinde her horon, kendine özgü bir ‘hava-ezgi-beste’ ile icra edilir. Farklı-ayrı bir ‘kültür kodu’ vardır. Oysa, “icad edilmiş kolbastı”ya baktığımızda; nasıl oluyor da tek bir parçadan-ezgiden tüm şehre, tüm ülkeye hatta tüm dünyaya ait olma iddiası taşıyan folklorik bir değer çıkarılabilir?
Trabzon insanının karakterini horonlar yoluyla da çözümleyebiliriz. Horonlar onun “kimyevî özellikleri”nden parçalar taşır. Trabzon horonlarının temel karakteristiği; figürlerindeki “duruş”tur. Saf düzenidir. Dağınık oynanmayan, ani figürlerinde bile iradî bir bütünlüğün ifadesi olan ‘toplu refleks’lerdir. Hoş giderek horonlarımız da bozuluyor ya, bu ayrı bir bahis… Kolbastı ise Trabzon’a yakışmıyor, Trabzon’la yakınlaşmıyor. Trabzon folklorunun ifadecisi olamıyor. Trabzon’un folkloruyla doku uyuşmazlığı var. Omurgasında “zedelenmeler” meydana getiriyor.
1940-1950’lerde Of-Çaykara yöresinde oynanan, dışarıdan gelme “Körçek”, “Temirağa” vs. gibi oyunlar bile Trabzon horonlarının genel karakteristik formu içerisinde icra edilirken, “kolbastı” hiçbir ölçü ve form tanımadan ‘kimliksiz bir oyun’ olarak Trabzon folkloruna sirayet ediyor, onu işgal ediyor.
Oyunun icrasında Trabzon’a özgü hiçbir halk motifi içermeyen anlamsız hareketler/sıçramalar, ‘efemine’ tavırlar taşıyan kolbastıyı pazarlayanlar, Trabzon’un folklor genlerini bozmak için isabet etmişler. Mevcut haliyle sadece arabesk, vulger kitlelerin oynayabileceği bir ‘oyun’un ötesine geçmesi mümkün görünmüyor.
Kolbastı’nın genç kuşakların, dışarıdan seyredenlerin ilgisini çeken bir tarafı var şüphesiz. Her ani ve olağandışı şeyin ilgi çekmesi gibi kolbastı da gençlerin ilgisini çekiyor. Gençleri ‘horon’lara yöneltmek, onları ‘içselleştirmek’ gibi bir süreçte besleyemeyenler, folklor zevki oluşturamayıp bu yönde eğitemeyenler Trabzon’a yaptıkları kötülüğün, zulmün farkında mıdırlar ?
Bu ‘yapay icad’ı denemek için, Trabzon’da temeli olup olmadığını anlamak ve yapay olup olmadığını sınamak için her biri Trabzon’un ilçe ve köylerinde canlı birer ‘folklor bilimci ve icracısı’ olan yaşları 70-80’in üzerindeki âkil insanlara müracaat yeterlidir.
Trabzon, bir zamanlar ‘tütün kolcu’larından, ‘orman kolcu’larından çok çekti ama öyle görünüyor ki; tedbir alınmazsa uzun süre ‘Kolbastı’nın zulmüne tahammül etmek zorunda kalacak gibi görünüyor. Çünkü ilk ‘baskın’lar zulmün şiddetini ortaya koyuyor.
Bir cümle ile bu yapay “kolbastı icadı”nın sosyo-psikolojik temeline de vurgu yapalım: Trabzon; uzun yıllardır potansiyeliyle orantılı sosyal, ekonomik, kültürel, vs. mesafe alamamanın hıncını, ihtirasını bütün gücüyle odaklandığı, toplumsal enerji kaynağı haline getirdiği futbolda aramıştır. Ancak başarılı bir çıkış yolu bulamamıştır. Kolbastıyı da bu bağlam içerisinde ayrı bir ‘alan açma’ çabası-cinnetiyle, bastırılmış enerjinin çılgınca dışavurumu olarak görmek de gerekmiyor mu?
Araştırmacı Özhan Öztürk’ü dinliyoruz:
“Trabzon ya da diğer kentler hiç fark etmez Doğu Karadeniz’in kırsal ya da kenetsel tüm yerleşimlerinde adı “horon” olanlar dışında halk dansı adına ne varsa bir şekilde dışarıdan girmiş ya da yakın zamanda gelişmiştir, otantik kültürün bir parçası değildir.
Kolbastı, KTÜ’de okuyan öğrenciler arasında popüler olmakla birlikte Trabzon kent merkezinden dışarı çıkmayı başaramamıştı. Youtube’da KTÜ’lülerin oyun videolarını yayınlamaları ve 2007’de Trabzon’da düzenlenen 1. Karadeniz Oyunları'nda çok sayıda katılımcıyla üstelik Farozlu balıkçılara da göndermeler yapan bir kareografi eşliğinde oynanılması Kolbastının yurt çapında tanınıp yaygınlaşmasını sağladı. Oyunun popüler olduğunu gören gençler kolbastı grupları kurarak Tv programlarına çıktılar, oyunu her öğrenen ona çiftetelliden, break dansa dek uzanan postmodern figür ödünçlemeleriyle bir şeyler ekleyince bugün artık Kolcu Baskınlarıyla, Ukraynalı neşeli köylülerle, Farozlu hamsi sevdalılarıyla pek de ilgisi kalmadı. Bugün gençlerin oynadığı kolbastı oyununu artık bir halk dansı değil de –rap etkisiyle- sanki bir alt kültürün yaşam tarzının dışa vurumuymuş gibi sergilenen bir çeşit “sahne sanatı” olarak algılamak daha doğru olur kanaatindeyim. 28 asırlık köklü bir kültür birikime karşın aynı oranda ekonomik gücü olmayan Trabzon’un son ihraç mallarından birisi olacak “kolbastı” duyduğum kadarıyla patenti bile alınmış… Nasıl Break dance yapmak için Afrikalı siyah olmak gerekmiyorsa Kolbastı için de Faroz’lu hatta Karadenizli olmak gerekmiyor.…”
Özhan Öztürk’ün ‘yerinde’ sözlerini “ironi ile karışık trajedi” bağlamında okumak gerekiyor.
Bir diğer araştırmacı Ayhan Yüksel de şunları söylüyor: “Kolbastı: Kol havaları alemciliğin oluşturduğu şartlar çerçevesinde ortaya çıkmıştır. Kol havaları, kadının oynatıldığı içkili, sazlı, rakslı oturak alemleridir. Halil Bedi Yönetken, “Trabzon ve Rize’de içinde kolbastı havalarının olduğu türkü derlediklerini bunların iç anadoludan kıyıya gelme olduğunu” söyler. Bir Edirne türküsünün sözleri “elimden aldı ya mendili/kol bastı söndür kandili” şeklindedir. Giresun’un Sokakbaşı meyhane türküsünde geçen “kale bayırı düzü/devriye bastıya bizi” dizesi Kaledeki bir baskını anlatır.
Kol havaları bağlama ezgileridir, sözsüzdürler. Kolbastı havasında adeta bir kol baskını tasvir edilir. Kol yaklaştıkça ezgi hafifler, kol uzaklaştıkça tekrar kuvvetlenir. Kol havaları Konya’da oturak alemleri, Ankara’da cümbüşfelfele, Beypazarı’nda, Giresun’da Kırşehir’de Yozgat’ta muhabbet, Çankırı’da sohbet, Elazığ’da şeve kırmak, Kastamonu’da oturak alemi/perde alemi şeklinde dillendirilir… Özetle, muhabbet aleminde gizli toplantılarda devriye/kolcu geliyorsa “kol geliyor” denir ve çalınan havalar hafifletilir. Kolcular geçtikten sonra da “kol geçti” denir, yine çakır keyif çalınır. Bu kolbastı havasıdır…”
Şimdi soralım: Etimolojik temelini İşret alemlerinden alan bir oyun, medeniyet şehri Trabzon’un duruşunu, ritmini, heyecanını, tansiyonunu sembolize edebilir mi?, Temsil edebilir mi? Bütün bir Trabzon’a aitmiş gibi sunulabilir mi? Soru bile ürpertici.
“İhdas kapasitesi” yüksek şehirlerin aynı zamanda “ifsat kapasitesi” de yüksektir. Bugünkü dille söyleyelim: Yeni bir şey üretme kapasiteniz ne kadar yüksek ise, bozulma kapasiteniz de o derece yüksektir. Köklere bağlı yeni şeyler üretemezseniz, kökleri tahrip edici yapay şeyler türetirsiniz. Köklere bağlanmak demek, bugün için anlam ifade edebilecek ‘yeni şeyler’ üretmek demektir.
Tekrar ediyoruz: Kolbastı tasarlanmış bir biçimde vitrine konuldu. Ancak şunu da unutmamak gerekir: Vitrine koyduğunuz her şey kısa zamanda çürüme trendine girmiş demektir. Kolbastı pazarlayan ‘beyaz cam’ın ve alanların-salonların bir süre daha ifsadına tahammül edeceğiz. Bu tahammülün sonunda ‘kol bastı’ ile Trabzon’un enfekte olan dokularının şifaya kavuşması ve ‘kolbastı virüsü’nün az zayiatla atlatılmasını temenni ediyoruz.
Trabzon bu “kol baskını”ndan mutlaka kurtulmalı ve yolunu kaybetmeden kendi evine yâni ‘horonlarına’ dönmeli. Dönüp gelmemiz gereken yer orasıdır.
Yazar: Yahya Düzenli. Kaynak: Günebakış 11 Mart 2009 Çarşamba

Çevrimdışı kaknus

  • Karalahanacı
  • ****
  • İleti: 289
  • Cinsiyet: Bay
    • E-Posta
Ynt: Kolbastı, Faroz Kolbastı, Hoptek
« Yanıtla #55 : Mart 11, 2009, 07:52:16 ÖÖ »
Alıntı
Trabzon bu “kol baskını”ndan mutlaka kurtulmalı ve yolunu kaybetmeden kendi evine yâni ‘horonlarına’ dönmeli. Dönüp gelmemiz gereken yer orasıdır.
Bu yazının geneli ,özellikle de en son cümlesi tastamam benim cümlelerime uyuyor. Benim gibi düşünenler olduğunu da görmek sevindirici.

argan52

  • Ziyaretçi
Ynt: Kolbastı, Faroz Kolbastı, Hoptek
« Yanıtla #56 : Mart 11, 2009, 04:53:36 ÖS »
kolbastı giresun ve çevresinden çıkma bi oyun ve hava zaten

fatsali52

  • Ziyaretçi
Ynt: Kolbastı, Faroz Kolbastı, Hoptek
« Yanıtla #57 : Mart 12, 2009, 10:22:26 ÖÖ »
kolbastı giresun ve çevresinden çıkma bi oyun ve hava zaten
orduda oynann metelik oyunu kolbastı benzeri bir oyundur bu yuzden ne giresun nede trabzonun sahiplenmesi doğru dğil orduyu bir köşeye itilemez....

zizu61

  • Ziyaretçi
Ynt: Kolbastı, Faroz Kolbastı, Hoptek
« Yanıtla #58 : Mart 18, 2009, 05:00:00 ÖS »
Şu kolbastı oyununun figürleri için giresunundur diye iddaa etmek komediden öteye gitmez,yahu bu oyun Trabzon merkezde oynanıyordu,merkezde düğünlerde falan görüyordum,yıllarca istanbulda kolbastıyı anlattım,kimsenin haberi yoktu,giresunlulardan ses dahi çıkmıyordu,şimdi oyun bizim diyorlar,giresundan şu oyunu oynanayan 1000 kişi bile bulamazlar(yani oyunun aslını oynayan),bu oyun Farozdan çıkmadır,bizde yıllarca Trabzonun merkezinde çok sevilmesine anlam veremiyorduk,çünkü esas oyunumuz horondur,tartışması dahi yapılamaz,ancak kolbastıya bilip bilmeden sahip çıkmaya hatta bizden aşırdılar diyen giresunlulara sadece gülüyorum,yahu kim kimden neyi aşırdı,kolbastı giresunundu!!! beşikdüzünü geçti,çarşıbaşını geçti,akçaabatı geçti,direk Faroz a geldi ;D ;D ne oyunmuş yahu,müzik olayı ise tartışmaya açık bir konu,ancak figürler giresunun falan değil,kimse boş yere konuşmasın,birde şu olay var,ogün samast yakalandığında,tv lerde düğünde hoptek oynarken görüntüleri vardı ve tv ler bu oyunu serseri oyunu olarak anlatmıştı,tek tepki Trabzonumdan gelmişti,sözün özü,metelikçilere sesleniyorum:)

Serseri oyunu dendiğinde
Tek tepki Trabzonumdan geldi
Bugun oyun bizimdir diyenler
O gün neredeydi!!!

Asia Minor

  • Ziyaretçi
Ynt: Kolbastı, Faroz Kolbastı, Hoptek
« Yanıtla #59 : Mart 28, 2009, 04:55:33 ÖÖ »
Yeni yüzyılın dansı... Kolbastı

Haşmet Babaoğlu, 18 Mart 2009, SABAH


Pazar günü akşamın bir vakti.. Semtin çarşısında sokak kedileri ve köpekler hüküm sürüyor.
Hava deseniz, buz gibi...
Bir köşede yaşları 16-19 arası birkaç delikanlı toplanmış.
Belli ki evlerine gidecekler ama içlerinden hiç gelmiyor, canları fena sıkılıyor.
Tam yaklaştığım sırada biri "hadi lan, yapalım mı?" deyince irkiliyorum.
Ama iki delikanlının birden kollarını kuş kanadı gibi açıp ayakları hiç yere değmiyormuş gibi hızla sekmeye başladığını görünce anlıyorum...
Kolbastı oynamaya başlıyorlar.
Biri de elindeki cep telefonundan "dere boyu kavaklar" türküsünü çalıyor.
Tatsız tuzsuz bir akşama; renksiz bir sokağa bir anda gencecik ve enerjik bir ruh geliyor.
Biraz sonra yoluma devam ederken arkamı dönüp baktığımda çocuklardan ikisinin gelen minibüse atladıklarını, ötekilerin de dağıldığını görüyorum.
Düşünüyorum da...
Faroz nire, İstanbul'un şu kendi halindeki semti nire..
Ama işte...
Kol bastı...
Hoplandı zıplandı.
Sıkıntı atıldı.

Bir yerel dansın bu kadar hızlı yayılması pek rastlanan bir şey değil.
Oysa yolu Trabzon'a, Giresun'a, Samsun'a düşenlerden "kolbastı diye bir oyun var, müthiş bir şey" lafını işiteli en fazla iki sene oluyor.
Kolbastı'nın ünü ve etkisi şimdiden sınırları aştı.
Geçen gün netteki video sitelerinde şöyle bir gezindim.
Amerika'dan, Almanya'dan Kolbastı videoları var. Hele Kolbastı öğrenen Hollandalı kızların bir videosu var ki, çok şirin. Kolbastı
Ancak Kolbastı'yı yeni bir şey sanmamalı!
Rivayete bakılırsa, 1930'lu yıllarda Değirmendere'de, Faroz'da âlem yapılan yerleri jandarma (kolluk) basmaya geldiğinde âlemcilere "kol bastı" diye haber uçurulurmuş.
Hareketler oradan geliyor.
Hani dik duruşu bozmadan ama daha fazla da orada oyalanmadan hızla ortalıktan kaybolma hali!..
Tabii Kolbastı'nın Trabzon Faroz patentiyle yayılmasına Giresunlular fena bozuluyor . Hem müzik hem oyun bize ait, diyorlar.
Soruları da şu: Kemençeci Trabzonlular bağlamayla çalınan bu oyunu nasıl sahiplenebilirler?

Hepsi bir yana insan gerçekten şaşırıyor Kolbastı seyredince...
Bir halk oyunu modern ritm ve tempoya bu kadar mı uygun düşer!
Bir sokak dansı bu kadar mı sevimli bir hava taşır!
Bir yandan zıplanıyor, bir yandan da yere yağ dökülmüş de kayıyormuş gibi ayak hareketleri yapılıyor.
Uzun yıllardır kızlı erkekli bütün gençleri böylesi sarıp sarmalayan, onlara bedenlerini sevdiren bir başka dans görmedim.
Amerikalı siyahlar ve müzik endüstrisi Kolbastı'yı keşfederse, ki gidişat bu, Kolbastı yeni yüzyılın dansı olur.
Ama bakıyorum da gazetelerde "nedir bu kolbastı modasından çektiğimiz" imalı ve burun kıvıran yazılar okudum.
Ben de diyorum ki...
Keşke her köşebaşında kolbastı oynayan gençler olsa...
O antidepresan dans...
O neşeli isyan...
Keşke her yere yayılsa...