Sitemiz Onbinlerce sayfa ve özgün fotoğraf içermektedir. Aradığınıza kolay ulaşmak için yukarıdaki arama kutusunu kullanabilirsiniz. İlginiz için teşekkür ederiz! - Please use this search for thousands of articles from our site

Gönderen Konu: TULUM KEMENÇE HORON  (Okunma sayısı 15889 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

tekyol

  • Ziyaretçi
TULUM KEMENÇE HORON
« : Mayıs 15, 2006, 01:38:42 ÖS »
Tulum:
Divan’da tim: Şarap dolu tulum. Divan’da tulkuk: Tulum, ürülmüş ve şişirilmiş tuluk. (Divani Lügat-İt-Türk Tercümesi, Kaşgarlı Mahmut, çeviren Besim Atalay) (Bu kitabın yazımı, 1072 yılında bitirilmiştir)
Kazakça tulıp: Hayvan yavrusunun derisi yüzüldükten sonra içine ot veya hava doldurulmuşu. (278, Kazak Türkçesi Sözlüğü) Eski Uygur Türkçesinde tuluk: Tulum. (s. 252, Eski Uygur Türkçesi Sözlüğü) Kırgızca Tulup, Hakasça tulup, Tatarca tursık, Altayca tuluş, Tuvaca tulup, Kıpçakça tulum...
Kafkas Karaçay-Malkar’da Gıbıt kopuz: Tulum çalgısı. (s. 202, Karaçay-Malkar Türkçesi Sözlüğü, Dr. Ufuk Tavkul)
Azerice tuluğbalabanı: Bir ucuna ses çıkaran düdük, diğer tarafında üflenecek meme takılan hava deposu musiki aleti, tulum. (s. 1153, Azerbaycan Türkçesi Sözlüğü, Seyfettin Altaylı)
Yunancada görülen ve “şişkinlik” manasına gelen Tılımos/Tulum (os) kelimesi dahi, doğrudan doğruya Türkçeden Yunancaya geçmiş bir kelimedir. (s. 146, Anadolunun Dağında Ovasında Türk Mührü, Hilmi Göktürk)
Gazimihal, Çağatay metinlerinde tulum çalgısının geçtiğini belirtir. (s.132, II. Türk Halk Kültürü Araştırma Sonuçları Sempozyumu Bildirileri)
Tulum, çok eski Türk icadıdır. İspatı ise, tulum çalgılarında görülen çift-düdük şeklinin aynısının, 1933 yılında Macaristan’ın Szolnok vilayetinde Avar Türklerine ait olduğu tespit edilen bir mezarda meydana çıkarılmış olmasıdır. Avarlar’ın bir kolu Trabzon taraflarına indiğini bildiğimiz için bu buluşların değeri büsbütün artıyor, belki o göçlere kadar çıkıyor. (s. 20, Türkiye’nin Etnik Yapısı, Ali Tayyar Önder)
En eski Türk musiki aleti çifte kavaldır. Bu kaval Macaristan’da Janoshida kazasında bir Avar mezarından çıkarılmıştır. Kaval turna kemiğinden gayet sanatkârane yapılmıştır. Bu çeşit çifte kavallar şimdi de Kafkaslarda ve bilhassa Volga çevresinde yaşayan halklar arasında kullanılmaktadır. Bu musiki aletini ana yurdu, büyük ihtimalle, Altay-Ural arası alanlardır. (s. 39, Tarihte Türklük, Prof. Dr. L. Rasonyi) Bu çifte düdüğün benzeri tulumunda “nav” dır.
Doğu Karadeniz’de tulum veya goda/guda:
1.Nav (analık, dillik), 2.Gövde (torba) ve 3.Ağızlık (dudula, lülük) parçalarından oluşur.
Farsça Nav: İçi kovuk oyuk şey. Kırgızca nay (ney): Tütün içmeğe mahsus çubuk. Azerice nov: Su oluğu. Kerkük’te nav: Öğütmek için buğdayın döküldüğü yer, değirmen oyuğu. Tulumdaki “nav”, “ney” veya “nav” dan gelen kelime.
Tulumda dudula: Ağızlık, nefes üflenen çubuk. Türkçe düdük kelimesinden. Lazcada lülük. Adıyaman’da lülük: Musluk. Ve gövde, Türkçe kelime.
Kafkas Kumuk-Balkar’da Küy: Şarkı, türkü. (Kumuk ve Balkar Lehçeleri Sözlüğü, G. Nemeth)
Özbekçe küy: Ezgi, melodi. Ve küylemek: Şarkı söylemek, terennüm etmek. (s. 71, Sözlük Özbekistan Türkçesi-Türkiye Türkçesi, Berdar Yusuf-Mehmet Mahir Tulun)
Çuvaş Türklerinde keve: Melodi, ezgi. (s.72, Çuvaş Sözlüğü, H. Paasonen)
Kazaklarda halk çalgıları eşliğinde çalınan güzel eserlere “küy” denilmektedir. (s. 366, Kazak Türkleri, Prof. Dr. Z. İsmail) Kazakça kayım: Şarkı yarışı. Kayırma: Şarkıda nakarat. (s. 156, Kazak Türkçesi Sözlüğü, Hasan Oraltay)
Altay Türklerinde kay: Boğaz, gırtlak şarkısı. Kayçı: Topşuur adı verilen müzik aletinin eşliğinde kahramanlık destanı anlatan halk ozanı. Kayda-mak: Gırtlaktan söylemek. (s. 101, Altayca -Türkçe Sözlük, Prof. Dr. Emine Gürsoy-Naskali Munaffak Duranlı)
Şor Türklerinde kayçı: Kopuz çalarak gırtlaktan şarkı söyleyen kişi. Ve kayla-mak: Gırtlaktan şarkı söylemek. (s. 44 Şor Sözlüğü, Nadejda N. Kupreşko Tannagaşeva)
Hakas Türklerinde hayla-mak (h, ünsüzü k sesine dönüşür ve “kayla-mak” olur): Gırtlaktan şarkı söylemek. (s.162, Örnekli Hakasça-Türkçe Sözlük, Ekrem Arıkoğlu)
Gagauz Hıristiyan Türklerinde gayda: Tulum (çalgı). Gaydadan çalma: Tulum çalmak. (s. 100, Gagauz Türkçesinin Sözlüğü, Prof. N.A.Baskakov)
Lazca guda: Tulum çalgısı.
Gürcüce guda: Şarab tulumu, hayvan derisinden yapılmış tulum şeklinde şarap kabı.
Bu çalgıyı (tulum) Ermeniler çalmaz ve horonu da bilmezler. Tulum, Türkler eli ile İskoçya’ya kadar gitmiştir. İskoç Gadası denilen çalgı tulumun ta kendisidir. Hemşin’de tulum çalmak, kayda vurmaktır. (s. 100, Hemşinliler, Ali Gündüz)
Yörüklerde gayda: Müzik aletinde düzen. (yorukler.com)
Trabzon’da gayde: Şarkı, türkü, ezgi. Şalpazarı’nda gayda: Şarkı, türkü. (s. 216, Dünden Bugüne Şalpazarı) Sürmene’de gayde: Ezgi, nağme. Şiran’da gayda: Makam, türkü. Maçka’da kayde: Ezgi, müzikte ahenk. (T.-Maçka Etimoloji Sözlüğü)
İkizdere’de “kayde” kelimesi “müzik” ile ilgili terimdir.
Yörede kaydeye uymak (kaydeden gitmek): Türkünün ritmine uymak.
Kayde tutturup gitmek: Bir yere giderken veya gelirken, neşe içinde yüksek sesle türkü söyleyerek yürümek.
Kaydesinde söylemek: Türküyü gerektiği şekilde söylemek.
Kaydeyi bozmak: Türküyü kural dışı söylemek.
Yukarıdaki izahatlardan “gada” veya “guda” kelimelerinin küy, kay, kayçı, kayım, kayde, gayde’den gelme oldukları açıklıktır.

Kemençe:
Kemençe, kemane adı ile yörede bilinir.
Divan’da ikeme: Bir çeşit saz, kubuz gibi çalınan çalgı. (c. I, s. 137)
Çuvaş Türklerinde karmani: Bir çeşit musiki aleti. (s. 61, Çuvaş Sözlüğü, H. Paasonen)
Kıpçakça ıklık: Üç telli, yayla çalınan saz. (s. 86 Kıpçak Türkçesi Sözlüğü, Doç. Dr. R. Toparlı)
Kafkas Kumuk-Balkar Türklerinde kamança: Kemençe. (s. 30, Kumuk ve Balkar Lehçeleri Sözlüğü. Prof. Dr. Kemal Aytaç)
Gagauzca kemençe: Kemençe. Kemençeci: Kemençeci. (s.143, Gagauz Türkçesinin Sözlüğü)
Azerice Kamança: Yaylı müzik aleti. Ve kamane: Kemanın yayı. (s. 730, Azerbaycan Türkçesi Sözlüğü)
Farsçada “çe” küçültme ekidir. Keman-çe, küçük keman anlamında. Yine Divan’da “ça” benzetme edatıdır ve kemençe, kemana benzer manasındadır.
Farsçada kemançe: Kemençe, yayla çalınan, kemana benzer küçük bir çalgı.
Farsçada kemane: Keman veya kemençe yayı.
Türkmence kemençe: Yay. (keman için) (s. 401,Türkmence-Türkçe Sözlük)
Rumca kemençe. (s. 357, Pontus Kültürü)
Yunanca doksari: Keman yayı. (s. 87, Yunanca-Türkçe Sözlük, Azmi Aksoy)
Kemençe Türklerin tarafından uzun zamandan beri bilinir, değişik ad ve şekillerde Türk dünyasında çok eskilerden beri çalınır. (cilt 9, Türk Kültür Tarihine Giriş, Prof. Dr. Bahaeddin Ögel)
Kemençe, Macaristan’da Bey. (s. 98, Yukarı-Kür ve Çoruk Boylarında KIPÇAKLAR, F. Kırzıoğlu)
Kuman Türklerinde kemençe bir musiki aletinin adıdır. Doğu Karadeniz bölgesi (Trabzon sancağı) dahilinde de başta gelen çalgı aletinin kemençe olduğu bilinen bir husustur. (s. 350, XV-XVI. Asırlarda Trabzon Sancağında Sosyal ve İktisadi Hayat)
Prof. Dr. L. Rosanyi Kemence, Kuman Türklerinde erkek ismi olarak da kullanılmıştır. Kumanların Lazları da içine alan bölgenin etnik oluşumunda etnik bir unsur oldukları da bilinen bir gerçektir. (s. 200, Türkiye’nin Etnik Yapısı)
Kuman Türklerinde kemençe: Musiki aleti. (s. 144, Tarihte Türklük, Prof. L. Rasonyi)
Kemençe: Macar kroniklerinde 1290’da Macar kralı IV. Laszlo’yu öldüren Kuman katillerinin biriydi. Bu ad herhalde üç teli olan küçük musiki aletin ismiyle aynıdır. (s. 45, Türk Özel Adları, L. Rasonyi)
Kemençe (musiki aleti) Kuman menşeli aile ve şahıs adlarındandır. (s. 37, Türk Devletlerinin Batıdaki varisleri, Prof. L. Rasonyı)
Kemençe, Kumanca’nın bozulmuş şekli mi?
Günümüze kadar tespit edilen Türk çalgıları arasına kemençe, kemane, kabak kemane, teneke kemane, kemançe gibi kemençe çeşitleri gösterilmektedir. (s. 86, Türk Halk Kültürü Araştırma Sonuçları II) Ayrıca Osmanlı saraylarında kemençe, temel musiki aletlerinden biri idi.
Kemençeyi oluşturan kulak, eşek, baş, tel yeri, kapak, boyun-sap, gövde-tekne, kaşlar, sağır, yay (sayta-saymaktan-), bam teli (Farsça) gibi kelimeler, menşei hakkında ön bilgi verme bakımından önemli diğer delillerdir.

Horon:
Yörede yaşantısının önemli kısmını oluştururdu. Dede, baba, kaynana, torun, kız veya gelinin bir horonda buluştuğu çok olurdu. Temel eğlence, horon ile türkülerdi.
Horon; Horon oynamak, horon kurmak, horona durmak, horon yapmak ve horon vurmak adlarıyla yörede bilinir.
Şor Türklerinde or: Ot biçme. (Şor Sözlüğü, Nadejda N. Kupreşko Tannagaşeva-Doç. Dr. Şükrü Haluk )
Hakas Türklerinde oram: Kıvrım, büklüm. (s. 325, Örnekli Hakasça-Türkçe Sözlük)
Özbekçe orım: Hasat. Orım-yığum: Ürün kaldırma. (s. 196, Özbekistan Türkçesi-Türkiye Türkçesi)
Divan’da orom: Ot kesimi, orum-bi: Bir orakta çıkarılan ot.
Kazakça oram: Paket. (s. 212 Kazak Türkçesi Sözlüğü)
Tuva Türklerinde horum: Taş yığını. (s. 52, Tuva Türkçesi Sözlüğü, Ekrem Arıkoğlu-Klara Kuular)
Azerice hora: Biçilmiş otun yerine biten taze ot. Ve horum: Biçilen otların belli büyüklükte kümelenip bağ haline getirilmesi. (s. 653, 654, Azerbaycan Türkçesi Sözlüğü, Seyfettin Altaylı)
Yöremizde horom: Kesilen otların bir çeşit sıkıştırılmış ve paketlenmiş şekli.
Horom, Doğu Karadeniz’de aynı anlamda yaygın kelime.
Horon, şekil olarak çayırda yapılan işleri yansıttığı için, orom veya horom kelimesinden gelmesi en geçerli ihtimaldir. Çünkü her folklor, çevre şartlarından bire bir etkilenir.
Gagauz Türklerinde horu: Hora. (bir halk oyunu) Horoya girme: Hora oyununa katılmak. (s. 118, Gagauz Türkçesinin Sözlüğü, Prof. N.A. Baskakov)
Karaçay-Malkarlar Türklerinde horur: Eski Karaçay Şaman törenlerinde dans eden genç kız. (s. 221, Karaçay- Malkar Türkçesi Sözlüğü, Dr. Ufuk Tavkul)
Kuman Türklerinde Horu: Sallanmak, yaylanmak. (s. 77, Kuman Lehçesi Sözlüğü, K. Grönbech)
Kıpçakça urun-mak: Tepinmek, oynamak. (s. 222, Kıpçak Türkçesi Sözlüğü, Doç. Dr. Recep Toparlı) Yine Kıpçakça hor-mak: Sallanmak. (s. 85, Kıpçak Türkçesi Sözlüğü)
Gürcücede Horomi: Erkek dans adı. Lazca horon, hoğoni. Rumca hora, horom. Yunanca horos: Dans, raks, balo, oyun, koro. (Yunanca-Türkçe Sözlük) Hopa Hemşin’de ğoron.
Trabzon bölgesinde oynanan horonlardan “düz horon”un, Gökoğuz (Gagauz) Türklerinde de “düz horu” olarak oynandığı anlaşılmaktadır. (s. 350, XV-XVI. Asırlarda Trabzon Sancağında Sosyal ve İktisadi Hayat, Dr. M. Hanefi Bostan)
Horon çeşitleri: Sıksaray, sallama, üçayak, atlama, düz horon, titreme, ağırlama, iki ayak, ters ayak gibi isimler Türkçe veya Türkçeleşmiş kelimelerdir.
Maçka’daki horonlar: Siksara, ağırlama, biçak oyunu, dirvana, gız horonu, düz horon ve sallama çeşitleri diye sıralamakta. (s.127, Trabzon-Maçka Etimoloji Sözlüğü)
Eski Türk kültüründe, kötü ruhları korkutan, sürat ve kuvvet anlamına gelen “Kolbas” adı, koruyucu adlar arasındadır. (s. 23, Tarihte Türklük, Prof. L. Rasonyi) Günümüzde Kolbastı, sürat ve kuvvet anlamına uygun olarak ve Şaman danslarını çağrıştırır şekilde Trabzon yöresinde oynanmaktadır.
Yunan kaynaklarında genişçe yararlanarak yazılan “Pontus Kültürü” kitabında, Of yöresinin oyunları şöyle: Düz horon, sıksara, hotsarı (Hotsarı, oynanmamakta), körçek (köçek’ten), sallama, atlama, Dön Demirağa. (s. 172, Pontus Kültürü, Ö. Asan) İşte çok ilginç Pontus horon isimleri! İşine gelen konuları evirip çevirerek ve hayal sınırlarını azami zorlayarak (bir örnek “ule” kelimesi, s.174, Pontus Kültürü, Ö. Asan) geniş açıklamalar yapılırken, yöre çalgısı kemençeyi oluşturan kısımlardan Rumca veya Yunanca tek kelime yazılamamıştır. (s.186, Pontus Kültürü, Ö. Asan)
Tulumdan ise tek cümle: O da, “Çok eski olmamakla birlikte tulum çalınırmış” (s. 186) Ve bitti. İşte yöremizde Pontus kültürünün temelini oluşturduğu iddia edilen kemençe, tulum ve horonun “Pontus kültürü”ndeki yeri!
Yöre ağzında Rumca kelimelerin çokça olması, Türkiye Türkçesi içinde bolca Yunanca kelimelerin bulunması ama horon çeşitleri arasında bölgede tek Rumca horon isminin bilinmemesi, tulum ve kemençeyi oluşturan parçalar içinde bir tane dahi Rumca veya Yunanca kelimenin olmamasının izahı nasıl yapılacak?
Kimileri, kemençenin Yunanistan’da çalındığını ve benzer oyun veya giyimlerin aynı olduğunu icat bulmuş gibi söylerler. Orada çalınan kemençenin ve oynanan horonun hiç birini değil Yunanlılar, İstanbul’da, İzmir’de veya Anadolu’nun başka yerlerinde yaşamış ya da göç etmiş Rumlar dahi bilmezler. Yalnız Karadeniz bölgesinden gidenler, bölgemizden aldıkları kültürü Yunanistan’a taşımışlardır. Dolayısıyla kemençenin Yunan kökenli olduğunu iddia etmek, ya cahilliktir ya hainliktir.
Yunanlıların kısa etekli milli kıyafetleriyle, Karadenizlinin milli kıyafeti arasında ortak nokta bulmak veya burun yapılarını kıyaslamak mümkün mü?
Bir kesim güruh da Türk isminin geçtiği yerde ve Türk’e ait olabilecek her şeyde “Milliyetçi görüş” diye okuma, araştırma gereği duymadan ve yerine başka bir şey koyma ihtiyacı görmeden ret ederler. Bu reddiyeciler ve “milliyetsiz görüşler” özellikle Anadolu topraklarında her zaman yoğunluğunu hissettirmişlerdir, hissettireceklerdir. Bu konuda da aynı konumlarını muhafaza etmekteler ve edeceklerdir.

Karalahana Karadeniz Forum

TULUM KEMENÇE HORON
« : Mayıs 15, 2006, 01:38:42 ÖS »

tekyol

  • Ziyaretçi
Ynt: TULUM KEMENÇE HORON
« Yanıtla #1 : Mayıs 22, 2006, 03:11:51 ÖS »
yıllardır Türk devleti başını kuma gömdü.Devletini kurtarmak halka kaldı

artvinborçka

  • Ziyaretçi
Ynt: TULUM KEMENÇE HORON
« Yanıtla #2 : Mayıs 25, 2006, 03:15:22 ÖS »
Beyler sakin olalım ama uyanık ta olalım

Karalahana Karadeniz Forum

Ynt: TULUM KEMENÇE HORON
« Yanıtla #2 : Mayıs 25, 2006, 03:15:22 ÖS »


lazurıbere

  • Ziyaretçi
Ynt: TULUM KEMENÇE HORON
« Yanıtla #3 : Ekim 27, 2006, 01:23:21 ÖS »
tulum mulum dıosunuz ama bı halt yok

Çevrimdışı zenon

  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 6
    • E-Posta
Ynt: TULUM KEMENÇE HORON
« Yanıtla #4 : Eylül 12, 2008, 02:37:12 ÖS »
ne zannediyorsuz ya dağlarda yaşayıp talancılık yaparak hayatını kazanan ve yerleşik hayata dair hiç bir eser burakmayan türkler mi horonu ve kemençeyi ya da tulumu bulmuşlar. bunlara ancak gülerim. tarihte türk evi denilen bir ev şekli mi var türk mimarisi mi var türk sanatı mı var.. sanatı ermenilerden müziği rumlardan ticareti yahudilerden öğrenip sahip çıkmışız. artık biraz olsun gerçekleri görsek. kullandığımız kelimelerin yüzde bilmem kaçı rumca yüzde .. ermenice, arapça, farsça... bir de paranoya olmuşuz yok bilmem felancılar bizim ülkemizi alacak yok filancılar kültürümüzü çalacak bu yalanlarla yıllardır yaşıyoruz ruh hastası olduk artık. bıkmadınız mı? allah aşkına 4 milyon ermeni 11 milyon yunan 5 milyon bulgar bunlar mı bizim ülkemizi yıkacak. biz yıkmayalım da korkmayın onları tükürsek boğarız. ama bari birbirimize yalan demeyelim. teşekkürler.

Karalahana Karadeniz Forum

Ynt: TULUM KEMENÇE HORON
« Yanıtla #4 : Eylül 12, 2008, 02:37:12 ÖS »


Çevrimdışı paşalıoğlu

  • paşalıoğlu
  • Yönetici Yardımcısı
  • Lahana Turşusu
  • *****
  • İleti: 2207
  • Cinsiyet: Bay
Ynt: TULUM KEMENÇE HORON
« Yanıtla #5 : Eylül 13, 2008, 07:39:44 ÖÖ »
Sayın zenon,

Sizin yazınız da en "tekyol" astığı yazı kadar yanlı.

Dünya insanlık kültürü hakkında bilinçli olmadığınız anlaşılıyor.

Türk tarihi, kültürü ve mimarisi hakkında da hiç bir şey bilmediğiniz ortada.

Osmanlı zamanında Türklerin bilim, ticaret, zanatkarlık gibi işlerlden nasıl uzaklaştırıldığından da habersiz olduğunuz anlaşılıyor.

Bu kadar cahil ve hiç bir şey bilmez Türkler bin iki yüz yıldır Orta Doğu'da çeşitli devletler kurarak nasıl ayakta kalmışlar acaba?

Çok kültürlü ve bilgili olarak saydığınız Rumlar, Ermeniler, Farslar, Yahudiler, Araplar cahil, bilgisiz, kültürsüz ve görgüsüz Türklerin egemenliği altına nasıl girdiler acaba? Türkler geldikleri zaman akıl tutulmasına mı uğramışlardı?

birol

  • Ziyaretçi
Ynt: TULUM KEMENÇE HORON
« Yanıtla #6 : Eylül 13, 2008, 04:08:11 ÖS »
"Eski Türk kültüründe, kötü ruhları korkutan, sürat ve kuvvet anlamına gelen “Kolbas” adı, koruyucu adlar arasındadır. (s. 23, Tarihte Türklük, Prof. L. Rasonyi) Günümüzde Kolbastı, sürat ve kuvvet anlamına uygun olarak ve Şaman danslarını çağrıştırır şekilde Trabzon yöresinde oynanmaktadır"



yav yukarıdaki makalenin kelime oyunlarından uydurulmuş olduğu bu paragrafda apaçık ortadadır.kolbastı(faroz kesmesi)yakın zamanda faroz mahallesinde göçmen romanların ortaya çıkardığı bir oyundur.zaten bölgenin folklör kültürü ile alakası yoktur bunu herkes anlayabilir yazık ki bu makalenin yazarı anlayamamış.fakat çıktığı günden bu güne kadar geçen süre içerisinde trabzon halkoyunlarının bir parçası olmuştur orası ayrı konu.

şimdi arkadaşımız diyor ki;kemençe ve horon türk kültürünün parçasıdır.rumlar bizden etkilenmiştir.yani bundan yaklaşık 500 yıl önce osmanlı zamanında türkler bölgeye yerleştiler kemençe ve horonlarıyla.o sıra rumlarda ole kültürde falan yoktu hemen bizden öğrendiler(vay kopyacılar)şimdi de zaten BİZİM topraklarımızdan gittiler birde kemençeyi ve horonları sahipleniyorlar(vay utanmazlar vay..)

arkadaşlar insan bişey bilmeyebilir yorumda yapabilir.buna cahillik diyebiliriz.ama bilipte inkar ediyosa yuh demek gerekir.
eskiden insanlar (bende dahil) yunanistanda kemençe çalındığını bile bilmiyoduk.ama şimdi elimizin altında internet var en basitinden youtubeye bakın eski pontus rum kayıtlarına 40 yıllık 50 yıllık 60,70 yıllık siyah beyaz kayıtlar.onlarca yüzlerce kemençe horon türkü kayıtı var.ihtiyar adamlar orjinal kıyafetleri ile horona durmuşlar.yani bu insanlar sizce rolmü yapıyorlar.

türk kemençecilerde iyibilirki rum kemençeciler bu konuda çok ileridir.ve bence yunanistandaki bu güne kadar yapılan kemençe albumlerinin sayısı ülkemizdekinden çok fazladır.

söylemek isterim ki bu insanlar doğdukları,ata yadigari,topraklardan çok uzaklara göç etmelerine rağmen bu derece iyi kemençe çalabiliyolarsa,horon oynayabiliyolarsa bu insanlar şöle böle değil tam karadenizlidir.ve onlarla gurur duymalısınız.öyle iki kemençe çalıp üstüne aptalca sözler yazıp klibinde de çıplak kızları oynatmakla kültür yaşatılmaz.keza horonlarını iyi incelerseniz bu konudada çok iyi olduklarını göreceksiniz.

diyeceğim o ki tartışmasız "kemençe" ülkemizde pontus kültürünün bir parçasıdır.ve bizde çalınan çoğu ezgilerde onlardan kalmıştır.

tulumun türk çalgısı olduğuna gelince.. yav arkadaşlar bu dünyada sadece türkler yaşamıyor yapmayın lütfen.irandan tutun filistin macaristan makedonya bulgaristan gürcistan.. vs... vs.. çalınıyor.oralarda da "guda" "douloum"diye ismlendiriliyor.karadenizde ise artvin ve rize bölgesinde çalınıyor.eskiden alaade bir çoban çalgısı olan tulum,hemşin bölgesinde sonradan tutulmuş olup zengin bir ezgi ve horon kültürü gelişmiştir.sahipleniş bakımından ülkemizde tulum hemşinlilere aittir diyebiliriz.çünki bu ezgilerin horonların gelişmesinde onların emeği vardır.tabiki pazar ardeşen hemşindeki lazlarında tulumu sahiplenip tuluma ve horona çok şey kattığını kimse inkar edemez.rumlarda ise tulum vardır fakat sanırım  onlarda hep çoban çalgısı olarak kalmıştır.dolayısı ile tulum pontus kültüründe vardır ama onlarında değildir.

merak ettiğim karadenizde lazı,gürcüsü,hemşinlisi,türkü vsairesi karadenizli sayılıyorda rumlar neden sayılmıyor.bu insanlar binlerce yıl bu topraklarda ağladılar güldüler türküler söylediler,karadenizin en doğusundan en batısına izleri var.sizler gurbete çıktığınız zaman memleket memleket diye sızlanıyosunuz,hiç düşündünüzmü sefalet içinde köylerini yaylalarını terketmek zorunda kalan bu insanlar neler hissetmiştir.
hani insanız müslümanız ya..  derimki bi düşünün..

ne mutlu kültürlerini yaşatıp gelecek nesillere aktaranlara..

Çevrimdışı admin

  • Macukali
  • Yönetici
  • Lahana Turşusu
  • *****
  • İleti: 9412
  • Cinsiyet: Bay
    • Karadeniz Bölgesi
    • E-Posta
Ynt: TULUM KEMENÇE HORON
« Yanıtla #7 : Eylül 13, 2008, 04:50:42 ÖS »
Yüreğine sağlık Birol,
Bu arada şöyle bir bakınca copy-paste yapılan ilk yazıda horom ile ilgili kırk dilden örnek verilmesine karşın horom "ot demeti" nin orjinal dili Ermenice'nin bahsi geçmemiş nedense, Gürcüce'ye Ermenice'den girdiği -Gürcü kültürünümn hakim olduğu (en azından Türkçe konuşulan köylerin bile orjinal adı olarak- bizim de Artvin vilayetinde de aynı anlamda Türkçe'ye geçmiş...
Bu arada Trabzon'da 1970lere kadar Holoboğazı (sürmene, Çaykara) ve Maçka'da tulum çalınıyordu. Ayrıca Evliya Çelebi seyahatnamesin'de Evliya Çelebi tulumu ilk defa "Sürmene ile Of arasındaki sahil kesiminde" bir yerde görür ve yerel halkın bu çalgıya "Dankiyo" adını verdiğini hatta "Tulum dudukini Trabzon Lazlarının icat ettiğini" söyler. Tulum Trabzon'da unutulmuşsa da geçmişte rağbet gördüğüne dair yazılı kayıtlar mevcuttur.

the_cepni

  • Ziyaretçi
Ynt: TULUM KEMENÇE HORON
« Yanıtla #8 : Ekim 25, 2008, 02:42:22 ÖS »
Öncelikle herkse selamlar.

Arkadaşlar aslında herkes şunu unutuyır ve ya bence realiteyi,yeni gerçeli.

Biz millet olarak kültürümüze hiç de sadık kalmayan,onu yozlaştıran,ister istemez de karalayan birmilletiz.

Birol kardeşimiz ne de güzel söylemiş,Yunanistan'da yapılan kemençe yani kültür albümü bizden fazladır diye,çok doğru,biz ise Karadeniz gibi çok sesli,yerleşik bir kültürü poplaştırıyoruz,kötü olan bu.

Hatırlar mısınız,Yunan sanatçı Elena Paparizou 2005'te Eurovision kazanmıştı,kemençe sesi vardı,bizim balaon medyamız hemen pay çıkardı ve 'Elena türk kenençecilerle çalıştı,türk kültürüyle kazandı bu yarışmayı' dedi,buna sadece gülmek lazım,o bal gibi de yunan müziğiyle kazandı,kendimize pay çıkarıp,tatmin etmeyi ne kadar çok seviyoruz değil mi?

RizeLi-ReiS

  • Ziyaretçi
Ynt: TULUM KEMENÇE HORON
« Yanıtla #9 : Aralık 18, 2008, 06:08:36 ÖÖ »
Rum kökenliler kemençeyi ve horonu rumlara mal etmeye çalışıyor.Kemençe de horon da Türk'ündür.Bir tane yorum okudum adam utanmasa Türkçe diye bir dil yok diyecek.6000 yıllık Türk tarihi var.Sizin tarihiniz nerede.

Oğuz Türkleri 12. yy'dan itibaren sürekli ve yoğun bir şekilde Karadeniz yöresini yurt tut-maya başlarlar. 200 yıl içerisinde bu olgu tamamlanır, tüm Karadeniz yörelerini fetheden ve Türk-leştiren Oğuz Türklerinden olan ''ÇEPNİLER''dir. Çepniler, bu yöreyi kıyı çizgisine paralel olarak doğu-batı yönünde fethederken Anadolu'nun iç kesimlerinden de diğer Türk boy ve oymakları Erzincan, Gümüşhane ve Harput dolaylarından sahile akmaya başlarlar. 1461 yılı başlarında iç kesimlerden gelen 100.000 Çepni Türk'ün Giresun-Trabzon arasına yerleştirildiğini, yine Yavuz Sultan Selim'in Trabzon'da, Şehzadeliği sırasında İran'da Şah İsmail'in kılıcından kaçan Akkoyunlu Türkleri'ni de Rize-Trabzon arasındaki yörelere yerleştirildiğini tarihi kaynaklardan biliyoruz. Yöreye yapılan bu tarihi göç Doğu Karadeniz'in kısa bir zaman içinde Türkleşmesini sağlar.

Bu siteyi incele.
http://www.emirogullariailesi.com/
kisa bir bölüm.

Canik beylikleri içerisinde en önemli olanı, Ordu ve çevresinde kurulan Hacı Emiroğulları beyliğidir. XIII. yüzyılın sonlarına doğru Ordu bölgesini ele geçiren Sinop Çepnileri tarafından kurulmuştur. 1347'de Fatsa ve Ünye'yi ele geçirerek, bu bölgenin doğusundaki mıntıkada Trabzon Rumları aleyhine büyük bir nüfus boşluğu meydana getiren Hacı Emiroğulları, 1396 yılında Giresun' da fethetmiştir. Yaklaşık yedi yıl sonra bölgeye gelen İspanyol elçisi Clavijo, on bin askeri olan Hacı Emiroğullarının topraklarını Tirebolu'ya kadar genişlettiğini haber vermektedir.

Daha dünyaya birak Yavuz Sultan Selimi daha Fatih sultan bile gelmemistir. Bu demektirki Karadeniz bölgesi Trabzon'un merkezine kadar 1396den sonra Türk topragidir. Birde bu linke bakiniz
http://www.emirogullariailesi.com/emiroglu/id1.htm
Hacıemiroğulları Beyliğinden Önce Orta Karadeniz Bölgesi:

Hacıemiroğulları Beyliği'nin kurulup fetheddiği Orta Karadeniz Bölgesi ile ilgili bilgilerimiz M.Ö. IV yüzyıla kadar inmektedir.
M.Ö. 400'de şimdiki Ordu ilimizin ismi Kotyora olarak kaydedilmiştir[13]. Bu ismin hangi tarihte bu şehre verildiği belli değildir. Ancak M.Ö. 400'den önceleri de şehrin bu isimle bilindiği anlaşılmaktadır. Bu isim büyük bir ihtimalle kot (kut) yorası (yöresi) kelimelerinin birleşmesinden oluşmuş olmalıdır. M.S. I. yüzyılda Plinius bu şehri yine aynı isimle kaydetmiştir[14]. Ordu'nun eski adının Kotyora olması, bu bölgede daha önce Turan kökenli Kut kavminin yaşadığını ortaya koymaktadır.

Son cümle Turan kökenli Kut kavmi (ordu). Ozaman anliyamadigim nokta bu 1071de Türkler anadoluya akin etti (derler hep bizlere) . Ama bazi anadolu yörelerinde Türklerin varligi 1071den öncedir.

http://www.polisaktuel.com/haber/9-g...esi-coktu.html


HORONUN TARİHİ

Horonun Kökeni Ve Kelime Anlamı;
Türkler, tarihin akışı içinde Orta Asya'dan batı dünyasında doğru akarken, hiç kuşkusuz sosyal kültürel özelliklerini de birlikte götürmüşlerdir. Yoğun göç dalgaları ve tutulan yeni ''yurt-luklar-vatan''da karşılaşılan değişik ulus ve halklarla da etkileşimde bulunmuşlardır. 1071 öncesi ve sonrasında Anadolu'ya akmaya başlayan Türk-Budun-Boy ve Oymakları çok kısa bir zaman diliminde Anadolu'yu Türkleştirip, İslamlaştırırlar. Yalnız Türkler, Anadolu'nun ötesindeki Türk elle-rinde İslamiyet'i her ne kadar benimsememişlerse de eski ''Gök dinleri'' ya da ''şamanist'' inanımlarının kalıntılarını çağımıza dek yaşatabilmişlerdir. Bugün Anadolu'nun kırsal ve dağlık ke-simlerinde, Orta Asya'nın kültürel özelliklerini şamanist inanımlarını görmek mümkündür.
Oğuz Türkleri 12. yy'dan itibaren sürekli ve yoğun bir şekilde Karadeniz yöresini yurt tut-maya başlarlar. 200 yıl içerisinde bu olgu tamamlanır, tüm Karadeniz yörelerini fetheden ve Türk-leştiren Oğuz Türklerinden olan ''ÇEPNİLER''dir. Çepniler, bu yöreyi kıyı çizgisine paralel olarak doğu-batı yönünde fethederken Anadolu'nun iç kesimlerinden de diğer Türk boy ve oymakları Erzincan, Gümüşhane ve Harput dolaylarından sahile akmaya başlarlar. 1461 yılı başlarında iç kesimlerden gelen 100.000 Çepni Türk'ün Giresun-Trabzon arasına yerleştirildiğini, yine Yavuz Sultan Selim'in Trabzon'da, Şehzadeliği sırasında İran'da Şah İsmail'in kılıcından kaçan Akkoyunlu Türkleri'ni de Rize-Trabzon arasındaki yörelere yerleştirildiğini tarihi kaynaklardan biliyoruz. Yöreye yapılan bu tarihi göç Doğu Karadeniz'in kısa bir zaman içinde Türkleşmesini sağlar.

Türkler Doğu Karadeniz bölgesine yerleştiklerinde yabancı olmadıkları bir doğa parçasıyla karşılaşırlar. Yöre çok engebeli, sarp, dik ve dağlıktır. Öte yandan bölgeyi kuzey yönünde baştan başa kuşatan, sürekli dalgalı ve hırçın bir deniz vardır. Bu acımasız özellikleri içeren bir doğa üzerinde mücadele veren insanların tipik, yöreye özgü Folkloru ve Halk Oyunları da böylece oluşur.

Romanya'da düğünlerde oynanan halk danslarına ''Gagauz Türkleri'nce ''horon" denilmektedir. Yine eski bir Bulgar ve Peçenek Türklerinde varolması dikkate şayandır. Öte yandan Erzincan, Malatya, Siirt ve Afyon'da birer yerin adı ''Horon''dur.
Yunan “ZOGOS” kelimesi ile büyük bir benzerlik gösteren horonun nereden geldiği hakkında bazı fikirler ortaya atılmıştır. Bunlardan birisi Yunanlıların Karadeniz'in doğu sa-hillerine yerleşmiş olması, bir diğeri ise; horonun kemençe gibi Cenevizlilerden kalmasıdır. Gerçekten Fransa'da ''Carole'' adı ile tanınmış bir oyun vardır ki bir halka oluşturularak ynanırdı. ''Carole'' kelimesini Fransızca sözlükler bozuk Latince ''Carola'' olarak gösteriyorlardı. Ancak, bu kelimenin diğer şekilleri olan ''Harol ,Horol''kelimeleri ve oyunun kalabalık oynanması dikkate alınırsa, Fransız oyunu ile Doğu Karadeniz oyunu (Horon) arasında şaşırtıcı bir benzerlik göstermektedir. O halde Yunanca “ZOGOS” nedir?

Yunanca-“ZOGOS” -Hora, raks, dans anlamındadır.
Türkçe sözlükte ise;
1. Takım, grup
2. Bir kilisenin görevlilerinden oluşan kilise korosu
3. Kilise görevlilerinin kilisede durdukları yer.
Şimdi karşılaştırmaya geçelim:

a. “ZOGOS” kelimesinde ''topluluk'' esas olarak görülüyor. Bu Karadeniz horonlarında da böyledir.

b. “ZOGOS” kelimesinin üçüncü maddesi ''kilise görevlilerinin kilisede durdukları. yer'' dir. Kelimenin bu anlamı ile Carole kelimesinin ikinci anlamı olan ''Halka şeklin-de oynanan oyun'' arasında açıkça görülen bir ilişki vardır.
Mimari ve kuyumculukta daire teşkil eden birçok şeye ve 18. yy'da kilisedeki koro dairesine Carole deniyordu.
Yukarıdaki karşılaştırmalar gösterir ki, Horon, Carole ve “ZOGOS” kelimeleri arasın-da bir anlam birliği oluşturur.
Şimdi de bunlarla ilişkili olan diğer bir kelime üstünde duralım.
Xor (hor) veya Kör -Destan söylenirken nakarat
xoroy (horoy)-Sırayla durmak (Pekarski-Yakut sözlüğü)
Esas vasıfları ''topluluk'' olan bu Yakutça kelimeler ile Karadeniz horonu, Fransız

''carole''sı ve Yunanca “ZOGOS” arasındaki anlam birliğini tespit ettikten sonra yu-karıdaki araştırmalarımızı şöylece özetleyebiliriz:

Horon, Carole, “ZOGOS” ,Hor, Kör, Horoy kelimeleri birbirlerinden ayrı olmayıp, aynı Hor kökünün muhtelif şekilleridir.

Bu açıklamalarla yöredeki ''horom'' ve ''horon'' kelimelerinin kullanımı arasında benzerlik olduğu görülmektedir. Horom; mısır saplarının ve çayır (ot) 'ların 10-15 kucak bir araya getirilerek dikey durumda yığılıp, tarlada bulunan ''KABAK DEVEKLERİ'' ile üst kısımdan bağlanmasıdır. Başka bir deyişle daire (halka) şeklinde sıkıca bağlamaktır.
Yöre oyunlarını oynarken bir arada toplanarak sıkıca elele tutup daire halinde horon kurma-larındaki şekil ve benzerlik Horon ile Horom sözcüğünün gerek mana gerekse kelime yapısı bakı-mından birbirini tamamlamaktadır. Horona başlarken ''Hayde bir horom kuralım'' sözü, bir araya toplanıp, sıkıca birbirimize bağlanalım demekten başka bir şey değildir.
Horonların Oynandığı Yerler Ve Etkilendiği Unsurlar

Horonlar neşeli zamanlarda; Bayram, düğün, dernek, askere uğurlama ve arkadaşlar arasında düzenlenen eğlencelerde oynanır.

Yürekleri dolduran coşkular, sevinçler buralarda horona dönüşür. Nerede bir durak, bir oturak yeri varsa orası ''HORONDÜZÜ'' dür. üstünde horon oynanmayan tek bir düzlük yoktur Karadeniz'de...

Horon Karadeniz’in soluk alışı, yürek atışı, dalgalanışıdır.

Horon doğa ile insanın elele, kol kola şahlanışıdır.

İneğiyle, çadırıyla, çoluğu-çocuğuyla, silahıyla, giysisiyle dağlara çıkması, yol boyunca yol havala-rının kemençe ve davul-zurna eşliğinde çalınıp söylenmesi, horon oynaya oynaya yolların bitiril-mesi ve yayla düzüne silah atarak, nara atarak ve tabi ki horon oynayarak (sallama ritminde) kollar halinde girmeleri, halka içinde saatlerce horon oynamaları bahara olan özlemin coşkuya dönüşmesi, dile gelmesidir.

Karadeniz'e özgü horonun yapısında tarım kültürünün varlığı apaçık ortadadır. Horonda görülen öne eğilmeler ve kolların öne uzatılıp sallandırılması; tarlada kazma ile çapa yapılması gibidir. Ho-roncuların el tutması ve hamle yapmaları ile belcilerin ''VOL ATMA'' hamleleri aynıdır.
Karadeniz'de yalnız başına iş yapmak çok zor olduğundan horon; Karadenizlinin her işte elele verilmesini, birlikte çalışmaya duyduğu ihtiyacı anlatmasıdır.
Doğa yapısının sert ve dağlık oluşu, denizinin ve havasının kararsızlığı horon oyunlarında göze çarpar.

''Mısır Gumulları hep, beraber bağlanır;
İşte, horoncular da, öyle halkalanırlar...
Dizili horon ise, bel bellmek gibidir;
Tavaya birer birer, hamsi dizilmesidir...

Omuz titretmeleri, hamsi can çekişmesi;
Çıkarılan o sesler, rüzgarın ıslık sesi...

Hele o silkenmeler, ağaçlarda fırtına;
O çabukluk benziyor, martı kanatlarına..

Dalgalar gider-gelir, bir kararda durmazya;
Horoncular da öyle, uyar davul zurnaya...

Kemençe; horonun sevgi küpü, kaşığıdır;
Neş'eli zannederler, en garip aşığıdır...

Horon; yağmur duası, horon, çareye koşmak;
Zafer için zıplamak,, yahut suyu okşamak...

Horon; tetikte durmak, kayık küreği çekmek;
Horonda alın teri, horonda emek çekmek...

Horon bayram yapmaktır, halk murada erince;
Canlanmayan var mıdır, oynayanı görünce.
Bu sevinç gösterisi, hem bolluk, hem bereket,
Dağ-bayır, iniş-çıkış, elbet lazım hareket. ..
Horon deyince akla Akçaabat geliyor,
Bunu hem Türkiye ve hem de Dünya biliyor. ..
Karadeniz horonu, horonların beyidir,
Karadenizli korkmaz, eğlenceden bellidir...
Fişek, saat ve çizme seferberlik işidir,
Kalleşlik edenleri hesaba çekişidir...
Horon, bir oyun değil, bir folklor kanunudur,
Oyna horoncu oyna,i horon, milli konudur... ''
Horonlar Üç Bölümden Oluşur
1. DÜZ HORON BÖLÜMÜ: Horon oynanmaya başlarken ağır tempoda oynanır. Bundan ötürü oyunun bu bölümüne ''ağır horon bölümü'' de denir. Oyun halkası saat ibresi-nin tersi yönünde döner. Söylenen türkülere ellerle tempo tutulur. Müzik ne kadar yüksek tempo-lu çalınırsa, oyuncular da o kadar kıvrak ve hareketli olurlar. Ritim arttıkça vücut dikleşir, kollar yukarıya kalkar. Gelen komutla ''yenlik yenlik'' ''alaşağı'' ya da ''ufak ufak'' diğer oyuncular da uyarılarak doğrudan sert bölüme geçildiği gibi yenlike bölüme de geçilir.
2. YENLİK BÖLÜMÜ: Kollar aşağıya iner, dizler kırık ve bel kısmı dizlerin açısında öne doğru eğiktir. Kol çıkarmalar ve omuz sallamalar bu bölümde ön plandadır. Adımlar geriye, yana ve öne basarak belli alan içinde gezinilir. Vücudun yapmış olduğu çalımlar yumuşak ve hafiftir. Oyunun ritmi düz horon bölümüne oranla biraz daha hızlıdır. Komutçudan gelen ''alaşağa'', ''aloğlum'', ''kimola'', ''taktum'', ''yıkoğlum'' veya ''ıslık'' şeklinde gelen komutla sert bölüme geçilir.
3. SERT BÖLÜMÜ: Diğer bölümlere nazaran hareketler daha sert ve canlıdır. Omuz sallamalar daha seri, ayaklar yere daha sert basar. Oyunun en gösterişli, temposunun oldukça yüksek oldu-ğu ve oyuncuların tüm yeteneklerini ortaya koyduğu bir bölümdür. Oyuna devam edilecekse tek-rar düz horon bölümüne geçilir.


Kaynak:
Selim Cihanoğlu-"Trabzon'da Oynanan Horonlar"


Karadeniz Kültüründe önemli bir yeri olan horonun Orta Asya'da Türkler tarafından savaş dansı olarak yapıldığı ortaya çıktı.Horon'u araştıran Prof. Orhan Durgun "horonun tam olarak belirli bir doğuş tarihi yok yalnızca Kaşgarlı Mahmut'un Divan-ı Lugatı Türk kitabında Orta Asya'da çıktığı ve savaş dansı olarak yapıldığına dair bulgulara rastladık" dedi.

Çevrimdışı zenon

  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 6
    • E-Posta
Ynt: TULUM KEMENÇE HORON
« Yanıtla #10 : Haziran 16, 2012, 01:30:12 ÖS »
evet arkadaşlar, orta asya türkleri hala kemençe ve tulum çalıp horon oynuyor. rumlar bu işi türklerden öğrenmiş hatta bütün dünya türktür ama unutmuşlar işte.

Turbo

  • Ziyaretçi
Ynt: TULUM KEMENÇE HORON
« Yanıtla #11 : Haziran 16, 2012, 03:51:42 ÖS »
Yazacaklarımda bilgi hatası olursa şimdiden af ola. Ben horon kelimesinin hatalı kullanıldığını düşünüyorum ve günümüzdeki çoğu popüler halk bilimci tarafından sürekli bu hatnın tekrar edile edile dans anlamına geldiği kanaati yaygınlaştırıldı. Bu işin arka planında atma türkü geleneğini bulunduğu aşikar. imecelerde, düğünlerde,toplu halde yaylaya çıkışlarda inişlerde iki gruba ayrılarak türkü söylerlermiş.  Bunun için türki attiler deyimi kullanılır. Grubun atışmaya başlaması bir haykırma ile başlıyor. Bestenin meledisine göre ayak ve vucut hareketleri yapılıyor. Bunların erkekli olanına "seyir" kızlı erkekli olanına "horon" yada "horom" deniyor.Günümüzde horon kelimesinin çok daha baskın hala gelmesiyle seyir kelimesi gözden kaçtı. Bu işte terminolojik olarak hatalı buluyorum. Her ayak ve vucut hareketinin horon olarak adlandırılması doğru değil ve sadece erkekli oyunların seyir olarak adlandırılmasını öneriyorum.