Sitemiz Onbinlerce sayfa ve özgün fotoğraf içermektedir. Aradığınıza kolay ulaşmak için yukarıdaki arama kutusunu kullanabilirsiniz. İlginiz için teşekkür ederiz! - Please use this search for thousands of articles from our site

Gönderen Konu: Gizemli Garip Olaylar Ve EfsaneLer  (Okunma sayısı 35407 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Cihan

  • Ziyaretçi
Hamile Sanılan Genç Kız..?
« Yanıtla #15 : Ağustos 27, 2006, 12:11:00 ÖÖ »
14-15 yaşlarındaki bi kızda durup dururken hamilelik belirtileri başlamış:
Karnı hafiften şişkinleşmiş, kusma nöbetleri geliyomuş, sabahları yataktan çok zor kalkıyomuş...
Fakat kız annesine ısrarla böyle bi şeyin mümkün olamayacağını, çünkü hiç bi erkekle bu sonucu
doğuracak kadar yakın temasta bulunmadığını iddia ediyomuş.Fakat zaman geçtikçe hem karnı büyümeye devam
etmiş, hem de diğer belirtilerde değişiklik olmamış.
Annesi, "Bu yaşta... Allahım, allahım, kepazelik bu" dese de kız hala hamile
olmadığını söylüyomuş. Sonunda anne küçük bi kasabada yaşıyor olmalarına rağmen çıkacak söylentileri
göze alarak kızını hastaneye götürmüş. Ancak çekilen ultrasondan sonra kızın inkarlarında samimi olduğu anlaşılmış. Çünkü karnında son derece büyük boyutlara ulaşmış bi tümör tesbit edilince şişkinliğin ve diğer belirtilerin asıl sebebi ortaya çıkmış.
Vakit kaybetmeden, apar topar ameliyata alınmış taabi. Doktorlar rutin kabul edilen bu operasyon sırasında karnı açmışlar ve işte o an
gördükleri manzara karşısında şok olmuşlar. Meğerse tümör sandıkları şey kocaman bi ahtapotmuş.
Üstelik kıpır kıpırmış da hayvan, yani canlıymış. Olayın aslı sonradan anlaşılmış. Kız üç-dört ay önce ailesiyle
birlikte okyanus kenarındaki bi kasabada tatil yapmış. Ahtapot yumurtaları da mikroskobik boyutlarda olurmuş ve bunlardan
doğal olarak okyanus sularında milyarlarca varmış. Kız muhtemelen yüzerken yuttuğu sularla beraber bu yumurtalardan da indirmiş mideye. İşte bunlardan biri de, milyonda bir görülecek biçimde de olsa, kızın vücudunun içinde yaşamayı, hatta büyüyüp gelişmeyi başarmış...

Karalahana Karadeniz Forum

Hamile Sanılan Genç Kız..?
« Yanıtla #15 : Ağustos 27, 2006, 12:11:00 ÖÖ »

Cihan

  • Ziyaretçi
Hayalet Resimleri
« Yanıtla #16 : Ağustos 27, 2006, 12:16:25 ÖÖ »

Resim 1995 yılında çekilmiş.goruldugu gibi balkonda bir kız var.çok eskiden bu evde yangın çıkmış ve bu kız ölmüş.sonradan evinde çekilen fotoğrafında bu goruntu ortaya çıkmış.


Resim çekilirken evde kimse olmadıgına emindiler...


Bilim adamları bir arştırma için mezarlıga alıcı yerleştirmişler.aletten sinyal gelince bu kadının hayaletiyle karşılaşmışlar.


NoT : Alıntıdır Sunan Arkadaşa Teşekkür Ederim...
« Son Düzenleme: Ağustos 27, 2006, 12:20:20 ÖÖ Gönderen: Cihan »

Cihan

  • Ziyaretçi
Hayalet ResimLeri 2
« Yanıtla #17 : Ağustos 27, 2006, 12:24:59 ÖÖ »















NoT : Alıntıdır Sunan Arkadaşa Teşekkür Ederim...

Karalahana Karadeniz Forum

Hayalet ResimLeri 2
« Yanıtla #17 : Ağustos 27, 2006, 12:24:59 ÖÖ »

Cihan

  • Ziyaretçi
Mısır'ın Gizemi Çözülemiyor
« Yanıtla #18 : Ağustos 27, 2006, 07:21:49 ÖS »
Elde bulunan bunca esere ve bilgiye rağmen, eski Mısır'ın gizemi bir türlü çözülemiyor. M.ö. 3000 ve daha öncesine kadar giden bu uygarlığın, 20. yüzyılın düzeyini bile aşıyor olması oldukça düşündürücüdür...
Gizemi çözülemeyen uygarlıklar arasında eski Mısır'ın çok özel bir yeri var. Koskocaman piramitler, mezarlar, hazineler, anıtlar, mumyalar, yazıtlar ve yığınlarca bilgi, asırlardan beri didik didik ediliyor... Fakat yine de gizemi çözülemiyor...
Sanki burada her şey bir sır. Yoksa insan aklı, Mısır'ın gizemini çözecek düzeye gelmedi mi?.. Bu uygarlığın yaratıcıları kimlerdi?.. Onlar insan değil miydi?..

Tanrılar neden insan gibi..?
Eski Mısır kültüründe Hıristiyanlık ve Müslümanlıkta olduğu gibi tek ve ulaşılmaz bir Tanrı yoktu. Değişik görevlerde birçok Tanrı vardı. Bu Tanrılar toplumsal ve siyasal yaşamı belirliyorlardı.
Onların en büyük özelliği insan biçiminde veya insana çok benzeyen biçimlerde olmalarıydı. Bunun yanında onların insanlar gibi yemek yedikleri, evlendikleri, çocuk sahibi oldukları ve kavga ettikleri anlatılır...
Gerçekte böyle Tanrılar yoksa. Mısırlılar onları nasıl ve niye uydurmuş olsunlar?
Eğer böyle her şeye yön veren varlıklar varsa, onlar kimlerdi? Onların üstünlükleri nereden geliyordu?

Akla hemen bazı bilim adamlarının ortaya attıkları tezler geliyor. Eski Mısır'ın çözülemeyen gizeminin ardında, bir başka gezegenden gelmiş akıllı varlıklar yatıyor olmasın!..

ölümden sonra hayat
Eski Mısırlılar, yaşamın ölümle bitmediğini kabul ederlerdi. Bu,onlarda bir inanç meselesi değildi. Sanki, onlar yaşamın ölümle bitmediğini biliyorlardı (!).. Onlara göre, ölen bir insanın ruhu öteki dünyaya gidiyordu. Orada bir tören düzenleniyor, bu törende ölenin kalbi tartılıyordu.
Bu tören sırasında Yeraltı Tanrısı Anubis elinde bir terazi tutardı. Ölünün kalbi bu terazinin kefelerinden birine konurdu. Öteki kefede de adaleti ve doğruluğu ölçebilecek bir tüy bulunurdu. Eğer ölü adil ve dürüst bir yaşam sürmüşse kefeler dengelenirdi...
Eğer kalp, tartıda eksik gelirse, yemesi için Amemt adlı canavara verilirdi. Bütün bu olan biteni Tanrıların Kâtibi(!) Thoth, kayda geçirirdi! Bu Thoth kimdi? Bütün bunlar rahiplerin uydurduğu masallar mıydı? Yoksa bir türlü ortaya çıkarılamayan gerçeklere mi dayanıyordu?..

Thoth'un kitabı
Eski Mısır'ın gizemini çözmek isteyen herkesin karşısına çok ünlü bir kitap çıkar. Bu kitabın adı Thoth'un Kitabı'dır. Tanrıların Kâtibi Thoth'un, ölen insanların yargılanma törenlerinden, ölümden sonraki hayata, evrenin sırlarına kadar her şeyi bu kitapta yazmış olduğu kabul ediliyordu.
Bu kitap nerededir? Eski Mısır'ın gizemini ortaya çıkarmak isteyen ünlü İngiliz büyücü Aleister Crowley kendisinin Tanrılarla iletişim kurduğunu ileri sürdü. Thoth'un Kitabı adıyla bir kitap yazdı. Eski Mısır'ın gizemlerini anlattı. Tarot denen iskambil kâğıtlarıyla açılan ünlü falı da bu kitapta yorumladı.

Tarot falı
Belki de insanlığı en çok meşgul eden fal eski Mısır'dan kalan Tarot falı oldu. Çünkü bu fal sıradan bir fal değildi. 1781'de Antoine Court de Cebelin adında bir bilim adamı Mısır'ın gizli öğretilerinin Tarot falının kâğıtlarının yirmi ikisinde bulunduğunu ileri sürdü. Ona göre diğer kâğıtlar sonradan bilerek değiştirilmişti. Çünkü gizli öğretinin, bilmeyen kişilerin eline geçmesi ve onlar tarafından kötüye kullanılması istenmiyordu.


Osiris heykeli. Asasıyla döveni, Mısır'da tan mı başlattığınısimgelemektedir. Asa ve döven bugün de doğaötesi gizemlerle uğraşan kimselerin simgesidir (Üstte).Horus'u emziren isis. 'Meryem Ana ve Çocuk dirilişte önemli bir rol oynamıştır.

Piramitler ve hiyeroglif yazı
Eski Mısır denince herkesin aklına koskocaman piramitler gelir. Bunların yapılışlarında harcanan güç ve kullanılan teknik 20. yüzyılın teknolojisiyle bile açıklanamamaktadır. Ayrıca çok sayıda mezar ve tapınak, zaten var olan gizemi daha da artırır.
Eski Mısır'ın bir de kendine özgü yazısı vardı. "Hiyeroglif adı verilen bu yazı basit bir alfabe değildi. Harflerin yerine resimlerle ifade edilirdi. Örneğin, güneş yazmak için ortasına bir nokta konan bir daire çizilirdi.

Hiyeroglif yazısı 20 yıllık bir uğraşıdan sonra çözüldü. Fakat eski Mısırlıların neden böyle bir yazı kullandıkları anlaşılamadı. Bu kadar gelişmiş bir uygarlıkta, daha kolay anlaşılabilen bir yazı kullanılabilirdi. Bu yazının aslında çok kolay ve anlaşılabilir olduğunu, gezegenler arası iletişimde kullanılabileceğini ileri sürenler de oldu...

Büyüleyici mumyalar
Eski Mısır'ın bugünün insanlarını hâlâ bu derece etkilemesinin bir başka nedeni de mumyalardır. Her yıl hiç eksilmeden, bütün dünyadan çok sayıda turist Mısır'a gelir ve merakla, ortaya çıkarılmış mumyalara bakarlar... 19. yy'da bazı mumyaların açılması sırasında birbirlerini ezenler oldu.
Ortaçağın Arap doktorları mumyanın birçok hastalığa iyi geldiğini tespit ettiler. Bu, Avrupa'ya da bir anda yayıldı. Fakat eski Mısırlıların ölülerini böyle üstün bir teknikle ve çok büyük özen göstererek niye mumyaladıkları anlaşılamadı...


Güneş Tanrısı Ra kayığında. Şahin biçiminde gösterilen başından, Horus'la nasıl eş tutulmuş olduğu görülmektedir (üstde).
Thoueris (Ta-urt). Doğum Tanrıçası. Çoğunlukla arka ayaklan üzerinde doğrulmuş bir suaygırı olarak gösterilir


Sıra Avrupalılarda
Mumyacılığın nasıl ortaya çıktığını araştıran herkesin karşısına Tann Osiris çıkar.
Osiris, eski Mısır'ın ünlü bereket ve yeniden dirilme Tanrısıdır. Tanrıça isis ile evlendikten sonra Horus isimli bir oğlu dünyaya geldi.
Ardından kardeşi Seth'in karısıNephthys'i sevdi. Ondan da Anubis adında bir oğlu oldu.
Bunun üzerine iki kardeş arasında çok şiddetli bir kavga çıktı. Seth Osiris'i öldürdü. Onun bütün parçalarını Mısır'a dağıttı. Bu hikâyede buraya kadar her şey normaldir. Fakat daha sonra Osiris'in karısı tsis ortaya çıkar ve kocasının parçalarını bir araya getirir. Onu mumyalar ve hayata döndürür.

Yeryüzü Tanrısı Geb ile gökyüzü Tanrısı Nut'un birleşmesi. Bu birleşmeden Osiris, İsis, Seth ve Nephthys doğmuştur
İşte mumyacılığın kökeninde yatan hikâye budur. İsis kimdi? Hayali bir Tanrı mı, yoksa üstün bir varlıktan gelen insanüstü bir yaratık mı? Kocasını nasıl hayata döndürdüğü bilinmiyor.
Acaba o zamanlar parçalanan bir insanın vücudunu bir araya getiren üstün bir tıp tekniği mi vardı?.. Mumyalama, yani ölü bir bedenin tekrar hayata dönmesi için ilaçlama o zamanlar için gerçekten mümkün müydü? Hemen bütün dinlerde ölümden sonra hayatın devam ettiği kabul edilir. Fakat ölenin bedenini korumak, tekrar dünyaya gelmeye hazır tutmak bir tek eski Mısır'da vardır.
Acaba bu nereden geliyordu?


Mumyacılığın kökeni
Mısır'ın açıklanamayan bir gize.mler ülkesi olarak düşünülmesi oldukça eskidir. Burayı ilk inceleyenler eski Yunanlılardır. Daha sonra bu gizemi çözme işini Romalılar devraldılar. Onları da Araplar izledi.
Özellikle Araplar, eski Mısır'la ilgili öyle etkin bilgiler derlediler ki, eski Mısır'ın gizeminin çözülmesi şöyle dursun, daha da anlaşılmaz hale geldi. Mısırlıların hem geçmişin hem de geleceğin bilgisini bildiklerini ilk ortaya atan Araplardır...


Herkes Mısır'ı araştırıyor
Avrupalıların Mısır'la yaygın olarak ilgilenmeleri ise, 18. yy'da oldu. Mısır'a ilişkin birçok bilgi, burayı inceleyen seyyahlar, arkeologlar ve bilim adamlarınca âdeta Avrupa ülkelerine akmaya başladı.
Fransız yazar Jean Terrasson Yunanlılardan ve Romalılardan kalmış Mısır'ı anlatan yazıları topladı. Bunları Set hoş'un Yaşamı adlı kitabında bir araya getirdi.
Londralı Operatör Thomas Greenhil, Mumyalama Sanatı adıyla, bir kitap yazdı. Kuzey İngiltere'deki pamuk değirmenleri Mısır'ın etkisi altında yapıldı. Tüm Avrupa' da doğaötesi güçlerden yararlandıklarını iddia eden büyücüler, eski Mısırlılardan elde edilen bilgilerle eldeki bilgileri birleştirdiler...


Mesajların amacı
Eski Mısır uygarlığını anlama çabalan bugün de sürmektedir. Elde edilen bilgiler çoğaldıkça araştırmacıların işi daha da zorlaştı. Bir yandan kazılar yapılıyor. Bir yandan eski kazılar yeniden değerlendiriliyor. Arkeologların ve bilim adamlarının ortaya koydukları bilgiler birleştiriliyor.
Yine de işin özü açığa çıkmış değil. Belki de bugünün insanı eski Mısır'ın gizemini, çözemeyecek... Belki de bu gizem insanın şöyle elini uzatıp da yakalayacağı bir yerdedir... Kim bilir?..

Mısırlıları araç olarak kullanıp binlerce yıl sonrasına mesaj bırakanlar, bizim bu mesajları anlamamız için biraz daha bekleyeceğe benziyorlar...

Mısır piramitleri 4000 yıldır sessiz ve dimdik duruyorlar. Bu dev yapıtların nasıl ve niye yapıldıkları ortaya çıkarılamıyor. içlerinde bir sır sakladıkları belli... Ama bu sırrın ne olduğu bütün araştırmalara rağmen gün ışığına çıkarılamadı.

Eski Mısır uygarlığını inceleyen pek çok bilim adamı, bir piramidin inşa bloklarını kaldırmanın en muhtemel yolunun, tarihi yapı etrafında yavaş yavaş dönen bir çamur tuğlası rampası olduğu konusunda hemfikirdir. Bu, daha çok Firavun Diyozer'inkl gibi bir basamaklı piramit ortaya çıkaracaktır! Daha sonra, işi bitirmek için ilave bloklar, rampanın tepesine çekilebilecek ve rampa yavaş yavaş söküldükçe, bloklar yerlerine koyulabilecektir

Piramitler eski Misir uygarlığının sembolleridirler. Bu uygarlığın gücünü temsil ederler. Fakat bu gücün nereden geldiği bir türlü anlaşılamaz...Mısır'ın bomboş çöllerinde sakince beklerler. Gökyüzüne doğru sanki bir şeyleri işaret ederler. Görünüşte biçimleri basittir. Herkes onların yapılarının kolayca anlaşılacağını zanneder. Oysa aldatıcı, esrarengiz ve karmaşıktırlar...

Zaman unutuluyor...
Dünyanın başka yerlerinde de piramitler vardır, ama Mısır'dakiler farklıdır. Onların, başta gelen ilk özellikleri büyüklükleridir. Öyle ki, bu büyüklük, piramidin yanına giden herkeste bir heyecan uyandırır.
Sanki o anda yaşam durur. Herşey anlamsızlasın Dünya, insana, taştan ve gökyüzünden ibaretmiş gibi gelir...
Bir piramidin içine giren ise bambaşka duygular yaşar. Bir kere, burada zaman unutulur. Bu, çok olmuştur.
Piramitlerin içinde dolaşanlara o günün tarihi sorulduğunda çoğu kez doğru cevap alınamamıştır. Piramidin içinde yaşanan duygular da çeşitlidir.İnsanın içine birden bir sıkıntı düşer. Bunu korku, merak ve heyecan izler. Bazen bir anlık ferahlama duyulur...


Neden yaptılar?..
Eski Mısırlıların piramitleri neden yaptıkları hakkında birtakım düşünceler ortaya atıldı. Ama gerçek neden bir türlü bulunamadı.
Piramitlerin nasıl yapıldıkları hakkında da birbirinden değişik, çok sayıda teori vardır. Fakat hiç kimse, kesin bir inşa planını bugüne kadar ele geçiremedi.

ilk kez taş kullanıyorlar
M.Ö. 2650 yıllarında Mısır'da 3. sülale iş başındaydı. Firavun Diyozer, Sakkara kenti yakınlarında ünlü Basamaklı Piramit'i yaptırdı.
O çağda Mısır'ın başkenti, bugünkü Kahire'nin biraz güneyinde kalan Memfis kentiydi. Basamaklı Piramit bu kentten görünürdü. Menfis'te oturanlar yüksekliği 60 m'yi bulan bu dev yapıtı hayranlıkla seyrederlerdi. bulan bu dev yapıyı hayranlıkla seyrederlerdi.
Bu piramit, ölmüş firavunların anısına dikilmişti. Mısır mimarisinin ilk taş yapı denemesidir. Daha önceki mezarlar hep kerpicten yapılırdı.

Yıldızlara uzanan merdiven mi?
Basamaklı Pirumit'in yapımı, toprağın 30 m kazılması ile başladı. Buraya taştan tek katlı bir mezar odası yerleştirildi.
Başlangıçta toprağın üzerinde sadece bir kat vardı. Sonradan bu katın üzerine basamaklı 3 kat eklediler. Toplam 4 kat oldu. Ardından 2 kat daha eklenince, 6 katlı ünlü Basamaklı Piramit ortaya çıktı. Bu piramidin neden basamaklı olarak yapıldığı tam olarak bilinmiyor. Kimilerine göre bu basamaklar kayaların taşmmasınm gerektirdiği bir zorunluluktan doğdu. Y.a'ni o zamanki yapı tekniği ile ilgiliydi.
Kimileri ise, basamakların ölü firavunları yıldızlara ulaştıracak merdiveni simgelediğini söylüyorlar...


Büyük piramitler geliyor
M.Ö. 2500-2400 arasında 4. sülale iş başındaydı. Bu sülaleden Firavun Sinofru,Sakkara'nın güneyindeki Dashur bölgesine iki piramit yaptırdı.Ardından Gize'deki üç ünlü piramit inşa edildi, Keops'un büyük piramidi, onunla hemen hemen aynı boydaki Kcfren ve en küçükleri Mikerinos.Büyük Piramit, boyutları, içindeki odalarıyla eşsiz bir yapıdır. Yeraltından, geçitlerle diğer iki piramide bağlıdır.
Büyük piramit, aynı zamanda piramit vapımımn doruk noktasıdır İlk yapıldığında 146 metreydi. Tabanı kare biçimindedir. Bu karenin bir kenarının uzunluğu yaklaşık 231 metredir.Bugünkü uzunluğu 137 metredir. Tepesindeki taşların bir kısmı alınarak ortaçağda Kahire'de bazı yapılarda kullanılmıştır.Büyük Piramit, tam adıyla söylemek gerekirse, Keops'un Büyük Piramidi bütün zamanların en yüksek piramididir ve aynı zamanda en kusursuzudur.

Firavun Keops törensiz mi gömüldü?
Mısır'da piramitlerin sırrını çözmek isteyen herkes, Keops'un Büyük Piramidi'ni inceler. Sanki bu dev anıtta insanları kendine çeken bir güç vardır.Büyük Piramit'in yapılma amacı neydi? İlk anda bu yapının bir mezar olduğu akla geliyor. Gerçekten de, şimdi Kral Odası diye adlandırılan bölümde bir lahit bulunmakta. Fakat bu odada bir ölü gömme töreni yapıldığına dair hiçbir belirti yoktur. Eğer Firavun Keops burada yatıyorsa, onu geleneksel ölü gömme töreni yapmadan mı gömdüler?..Kral Odası'na gitmek için görkemli Büyük Galeri'den geçmek gerekiyor. Buranın uzunluğu 47,5 m, yüksekliği 8,5 m, eni ise 2 m'dir. Belki de Keops ölünce rahipler burada bir tören düzenlemişlerdir. Fakat yinede bir sorunçözülemeden kalıyor. Büyük Galeri'nin başladığı yere ulaşan koridor çok alçaktır. Buradan geçmek isteyen biri, ancak iki büklüm olursa, bu işi başarmaktadır. Koskoca firavunun gömüldüğü odaya neden böyle dar bir koridordon gidiliyor olsun?..


Dünyanın yuvarlak olduğunu biliyorlar mıydı?
Üç büyük piramit neden başka yere değil de Gize'ye yapılmıştı? Bu bölgenin özelliği mi vardı?
Bugün, eski Mısırlıların coğrafya ve evrenle ilgili bilgilerinin çok fazla olduğu biliniyor. Piramitlerin yapıldığı yerlerden yola çıkarak, onların, o zamanlar Dünya'nın yuvarlak olduğunu bildikleri ileri sürülüyor. Aynı zamanda enlem ve boylamların derecelerini hesapladıkları, dolayısıyla Dünya'nın çevresini ölçtükleri kabul ediliyor. Sadece piramitler değil, hemen tüm tapınaklar ve yeni kurulan kentlerin yerleri bu bilgilere göre tayin edilmiş olabilir mi? Yapılan hesaplar bunu doğrulamaktadır...

Altın ölçüyü nereden öğrendiler?
Büyük Piramit incelendikçe ortaya çok çarpıcı özellikler çıkmaya devam ediyor.
Yapılan hesaplara göre bu piramidin yüksekliği ile tabanı arasındaki oranı olan 'pi' sayısını veriyor. Bir dairenin çevresinin, o dairenin çapına oranı olan pi sayısını bilmek, ancak ileri derecede bir matematik ve geometri bilmek ile mümkündü
Bundan başka yine Büyük Piramit üzerinde yapılan ölçümler eski Mısırlıların "Altın ölçü"yü de bildiklerini ortaya çıkardı. Altın ölçü, bir yapının, insan gözüne en uygun ve en ahenkli görünüşü olması için bulunmuş bir ölçüydü. Bunu bulan ve uygulayanların Eski Yunanlılar olduğu sanılırdı...


Devasa ölçüler
Büyük Piramit'in 2.500.000 kireçtaşı bloğuyla yapıldığı hesaplandı. Blokların boyutları 1.2x1.2x0.75 m'dir. Ağırlıktan ise 2,5 tondur. Ayrıca 15 ton ağırlığında büyük bloklar da vardır. Büyük Piramit'te 2.700.000 metre küp taş vardır. Bunların toplam ağırlığı ise 6 milyon tondur. Bu, New York'taki Empire State binasının ağırlığının iki katıdır.
Büyük Piramit, en doğru olarak 1925 yılında James Humphrey Çöle tarafından ölçüldü.
Çöle, bazı blokların eksik olmasına rağmen köşelerin gerçek yerlerini saptadı. Kenarların ölçümünde 3,8 cm'lik bir hata payı olduğunu açıkladı.Büyük Piramit'in kenarlarının ölçüleri şöyledir: Kuzey 230, 253 m, güney 230,454 m, doğu 230, 391 m, batı 230, 357 m. Bu ölçümlere göre en uzun ve en kısa kenar arasında yalnızca 20. l cm'lik bir fark vardır.
Çöle, piramidin özgün yüksekliğini hesaplama girişiminde bulunmadı. Kenarların 50°51 eğimli olduğunu kabul etti. Bu da 146, 65 m yüseklik demektir. Bu konuda daha önce Arkeolog Sir Flinders Petrie bir araştırma yapmıştı. Petrie 1883'te yayınladığı araştırmalarında piramidin yüksekliğinin yapıldığı sırada 146,70 m olduğunu belirtmiştir

1864'te. iskoçya Kraliyet Astronomu ve Edinburg üniversitesi Uygulamalı Astronomi Profesörü Charles Piazzi Smyth tarafından hazırlanan Büyük Piramit'in bir kesiti. Smyth, giriş geçidinin, M.ö. 2170 yılında Alfa Draconis yıldızının bulunduğu yer ile aynı hizada olduğuna inanıyordu

10.000 kişi çalıştı
Yapılan değerlendirmeler, Büyük Piramit'in 20 ile 30 yıl arası bir sürede yapıldığını göstermektedir. Çalışan insanların sayısının ise 4000 ile 10000 arasında olduğu düşünülmektedir. Bu insanlar sürekli bir şekilde çalışmışlardır. Ayrıca taş ocaklarında da yüzlerce insan çalışmaktaydı. Yaz sonunda 3-4 ay boyunca Nil nehri taşardı. Bu dönemde 100.000'den fazla insan, bir yıl sonraki taş ihtiyacını, yapım alanına taşırdı. Bunun yanı sıra, hazırlanmış olan bloklar inşaat bölgesine çıkarılırdı. Piramidin ortadaki ana yapısı için yakında bulunan taş ocaklarından daha düşük kalitede taş getirildi.
Sfenks, işte böyle bir taş ocağından alınan ve daha sert olan bir kayadan yapılmıştır. Piramidin içindeki odaların iç yüzeylerinin kaplanmasında kullanılan granit ise Yukarı Nil Vadisi'nden getirilirdi. Yüzeyde kullanılan daha kaliteli kireçtaşı ise Kahire'nin doğusunda nehir boyunca uzanan Mokattam tepelerindeki Tura taş ocaklarından sağlanmaktaydı.


NoT : Alıntıdır Sunan Arkadaşa Teşekkür Ederim...


Cihan

  • Ziyaretçi
Mısır'ın Gizemi Çözülemiyor 2
« Yanıtla #19 : Ağustos 27, 2006, 07:34:34 ÖS »
Taslar nasıl tasındı?
Yıllar geçip mühendisler Mısır bilimine ilgi duyunca, Mısırların kullanmış olabilecekleri yapım teknikleri üzerinde düşünmeye başladılar. Bunlardan bir tanesi piramidin belli düzeylerine vinç yerleştirmiş olabileceklerini ileri sürdü. Bu vincin aşağıda dev bir bocurgata ulaşan ve çeşitli makaralardan geçen çok uzun ipleri olmalıydı. (Oysa uzmanlar, Mısırlıların makarayı bilmediklerini belirtmektedirler.)
August Choisy adında bir Fransız mimar, Mısırlıların, bu blokları kaldırmak için çift kaldıraç kullanmış olabileceklerini söylemektedir. Böylece blokları düz olarak belli bir düzeye kadar yükseltip daha sonra eğimli bir biçimde daha yukarı düzeylere kaydırmış olabilirler.


Sakkara'da Firavun Diyozer'in harap olmuş piramidi (üstte).

Daha başkaları ise 2 metre yükseklikte bir sütunun desteklediği sağlam bir çubuktan oluşan denge kolu tekniği üzerinde durmuşlardır. Bir taş blok, demir bir çubuğun kısa ka|an yanı ile askıya alınmaktaydı. Bu çubuk bir metre uzunluğunda olabilirdi. Diğer ucuna karşıt ağırlık yapacak taşlar asılmaktaydı. Çubuğun uzun yanı 4,5 metre kadar olabilirdi. Daha sonra da işçiler bloğu havaya kaldırıp kızak veya herhangi bir başka desteğin üzerine bırakabilirlerdi.


Asvvan'daki taş ocağında bırakıldığı şekilde, bitmemiş bir dikilitaş. Taşçıların, bunu tek bir ağır taş parçası olarak taşıyabileceklerinden emin oldukları açıktır. Ama nasıl? (üstde)

Rampalar
Çoğu kişi Mısırlıların bu taş blokları ker***ten yapılmış rampalar üzerinden yukarı çektiklerini ileri sürmüştür. Mezarlardan birinde bunu gösteren bir resim bulundu. Resimde tapınakta kullanılacak bir sütunun rampadan taşınması görülmektedir.
Ayrıca piramitlerin yapılmış olduğu yörede birkaç rampa kalıntısına da rastlanmıştır. Mısırlılardan kalan bir papirüste ise 366 metre uzunluğunda, 27,5 metre genişliğinde ve 30,5 metre yüksekliğe ulaşacak bir rampa için gerekli olan tuğla sayısının hesaplamaları bulunmaktadır. Fakat boyutlardaki rampa ile Büyük Piramit'in inşa edilmesi mümkün değildir. Bazı kimseler Mısırlıların bu rampaların yanı sıra onlara yardımcı olacak küçük rampalar da yaptıklarını ileri sürmektedirler. Bu daha küçük rampaların da piramidin tüm çevresine yapılmış olduğu varsayımı belirtilmektedir. Oysa, bu tür rampaların çok büyük bir taş bloğun taşınması için güvenli olmadığı ileri sürülerek, bu fikre karşı çıkılmaktadır

Taşlara büyü mü yaptılar?
Taş blokların nasıl taşındığı ile ilgili en çarpıcı iddia Arap tarihçilerden geldi. Onlar, eski Mısırlıların blokların üzerine büyülü tılsımlar koyduklarını ve bunların sayesinde hareket ettirdiklerini kabul ediyorlardı...
Piramitlerin üzerine daha çok şey söylenebilir. Ama, işin içinden kolay çıkılacağa benzemiyor...
Şu dünyanın hali ne kadar garip. İnsanoğlu 20. yüzyılda 150 katlı gökdelenler, kıtaları ikiye bölen barajlar, kanallar, 7 katlı metrolar ve nehirlerin akışını değiştiren barajlar inşa etti. Fakat piramitlerin nasıl yapıldığını hâlâ çözemiyor...

Pramitlerin Gücü
Asırlardan beri Mısır piramitleri üzerine yapılmadık araştırma, söylenmedik söz kalmadı. Fakat sonuç ne? Sıfıra sıfır, elde var sıfır. Çünkü, hâlâ piramit büyük, insan küçük. Aşağıdaki yazıda konuya değişik açılardan yaklaşılıyor...
İnsanlarda korku ve saygı uyandıran Büyük Piramit'te gizli bir bildiri mi var? Bazı yazarların ileri sürdükleri gibi, birçok eski bilgiler burada mı saklanmaktadır?Mısır piramitleri, özellikle de Gize'de Keops'un Büyük Piramit'i, şaşkınlık uyandıran yapıtlardır. Bunlar, büyük emeklerle, belirli amaçlar doğrultusunda yapılmış olmalıdırlar. Mısır kültüründe firavunlar Tanrı olarak kabul edilirlerdi. Piramitler de Tanrıların mezarları. Fakat bu açıklama hiç kimseyi tatmin etmiyor. Sonuçta "Herpiramit, büyük bir mezardır" demekle, konu kapanmış olmuyor. Piramitlerin, mezar olmalarının ötesinde, bazı bilgileri gelecek nesillere aktarmak üzere yapıldıktan kabul ediliyor.

Piramitler kutsaldır.
Eski Mısırlılar, piramitlere kutsal varlıklar olarak taptılar. Firavun 2. Amenhophis dönemine, yaklaşık MÖ 1430'lara, ait bir yazıt vardır. Piramitlerin yapıldığı dönemden bin yıl sonra yazılmıştır.Bu yazıtta Keops ve Kefren piramitlerinin bulunduğu yerin kutsal olduğu yazılıdır. O zamanlar, başta firavunlar olmak üzere, bütün Mısırlılar buralarda ibadet ederlerdi.

Tahıl ambarı
Bazı uzmanlar, piramitlerin yapılış nedeni olarak bir başka iddia ortaya attılar. Zamanın firavunu, rüyasında 7 zayıf sığırın, 7 besili sığırı yediğini görmüştü. Havari Yusuf, bu düşü şöyle yorumladı:"Yakında Kutsal Kitap'ta sözü edilen 7yıl sürecek bereket dönemi gelecek..."
Buna göre, bolluk döneminde elde edilecek ürün, piramitlerde saklanacaktı. Yani piramitler, birer tahıl ambarı olarak yapılmış olmalıydılar...

Uzaydan gelenler
Yapılış nedenleri konusundaki açıklamalann en sonuncusu, piramitlerin uzaylılarca yapıldığıydı. Uzaydan gelenler, piramitleri gezegenlerarası bir yol gösterme sisteminin işaret kuleleri olarak inşa etmişler ya da ettirmişlerdi. Bazılarına göre, piramitlerin yapılmasına ve cephelerine yön verilmesine yol açan teknoloji de, bu görüşle açıklanacaktı...

içinde ne saklı?
19. yüzyılda Mısır uygarlığını incelemek, âdeta moda oldu. Ortaya yeni teoriler atıldı. Birçok uzman, Eski Mısırlıların kendilerinden sonraki kuşaklara bir mesaj iletmek istedikleri görüşünde birleşiyorlardı.Piramitleri taştan yapmışlardı. Çünkü taş, kalıcıydı. Eski dönemlerin bütün bilgileri ve sırlan piramitlerde saklıydı...Piramitlerin yapılış nedenlerini ilk araştıranlardan biri İngiliz Yazar John Wilson'dı. Wilson, 1856'da "Eski Uygarlıkların Kaybolan Güneş Sisteminin Ortaya Çıkarılması" adlı kitabını yayınladı.Bu kitapta piramitlerin, insanlardan çok Tanrılarla ilgili olduğu iddiası yer alıyordu.

Dünyanın çapı
Büyük Piramit'le ilgilenenlerden biri de, ingiliz Matematikçi John Taylor'dı. Taylor, özellikle Büyük Piramit üzerinde çalıştı. Çünkü bu yapının oranları çok ilginçti.Taylor, eski Mısırlıların bazı gerçekleri belirtmek için Büyük Piramit'i yapmış olduklarına inandı.
Mısırlılar, bulduklarının sonradan unutulacağını düşünüyorlardı Bu yüzden bildiklerini, onlan anlayacak bilgi düzeyinde bir nesil gelinceye kadar gizlemek istediler. Bu bilgiler arasında dünyanın çapı da vardı.Taylor, Büyük Piramit'e dayanarak yaptığı hesapta, dünyanın çapının 12.625.60 kilometre olduğunu buldu. Günümüzde yapılan teknik ölçümler de aynı sonucu vermektedir.

Tanrılar sakladı
İskoçyalı Gökbilim Uzmanı Charles Piazzi Smyth, "Büyük Piramitteki Mirasımız" adıyla 1864'te bir kitap yayımladı. O da, bazı uzunluk ölçülerinin Büyük Piramit'tesaklandığına inanıyordu. Bu ölçülerin, Fransızların metre sistemi değil, İngilizlerin kullandıkları ölçü sistemi olduğunu savundu.Büyük Piramit'i yapanların kullandıktan birimi, Mısırlıların yeryüzünün kutup ekseni konusunda bildiklerinden çıkardıklarını gösterdi. Bu birime "Piramit İnç" adını verdi, 1 piramit inç, 1.00099 İngiliz incine eşitti, (l inç = 2,54 cm) Pi sayısı
Piazzi Smyth, henüz Büyük Piramit'i gidip görmemişti. Yaptığı incelemelerinde çıkan ölçülerin tekrar tekrar ortalamalarını aldı.
Sonunda, piramidin kaidesinin her kenarının 232.81 m ve yüksekliğinin 148.21 m olması gerektiğine karar verdi.Daha sonra, bu yeni ve çok kesin sayılan kullandı, yeni hesaplar yaptı. Büyük Piramit'in yüksekliğinin, kaidesinin iki katına oranının 1:3.14159 olduğunu buldu. Bu da pi sayısına, yani bir dairenin çapının, çevresine oranına eşitti.

Sahte dinler
1924'te İngiliz Mühendis David Davidson, "Büyük Piramit: Tannsal Bildiri" adlı kitabıyla öteki araştırmacıları izledi. Davidson'a göre, Büyük Piramit başka konulann yanı sıra, yerçekimi yasası gibi bilimsel gerçekleri de içeriyordu.
Bu arada, araştırmacı Adam Rutherford, piramitleri inceleyen 4 ciltlik kitap yazdı. Daha sonra, İngiliz Piramitler Bilimi Kurumu'nun kurucusu ve başkanı oldu. 1974' te ölümüne kadar bu görevde kaldı.
Rutherford, Büyük Piramit konusunda şunlan yaayordu:
"Büyük Piramit, evrensel olarak incelendiğinde ve tam tamına anlaşıldığında, sahte dinler ve yanlış kuramlar ortadan kalkacaktır. Gerçek dinle gerçek bilimin uyum içinde olduğu görülecektir.

Rutherford, kitabının baş sayfasına Büyük Piramit'in içinin planını bastırmıştı. Her yıl için l piramit incini ölçek olarak aldı. Çağların kronolojisini ölçtü. Örnek olarak, yaptığı şemada sütunlu büyük geçidin tepe basamağımnın arkasını 1914 yılı olarak kabul etti. Buradan, İsa'nın ve Azizlerin saltanatlarının son bin yılının 1979'da sona ereceğini hesapladı

Büyük Piramit'in yeri
Büyük Piramit'le ilgilenenler, birçok görüşler ortaya attılar. Piramit 30 derece kuzey enleminin çok yakmındaydı. Tam olarak, ekvatorla kuzey kutbu arasındaki uzaklığın üçte birine denk gelen yerde inşa edilmişti.
Ayrıca, 30 derece doğu boylamına da çok yakındı. Bu enlem ve boylam çizgilerinin arasında kalan alanda bulunan Büyük Piramit, dünya üzerinde yerleşime elverişli bir merkezi belirtiyordu. Piramit, pürüzsüzce yontulmuş taşlardan yapılmıştı. Eski Mısırlılar, piramidin duvarlarına vuran güneş ışığının yansımalarından saat ve gün hesabı yaparlardı. Büyük Piramit yapıldığında, İnen Koridor, Kutupyıldızı'nın gökteki en alt konumuyla aynı düzeydeydi. Bütün yapım evrelerinde 5 rakamının geçmesiyse, bir rastlantı değildir. Piramidin her kenarının uzunluğu "kutsal dirsek" (1 dirsek = 0,444 m) ölçüsüyle bir yılın günlerinin sayısı olan 365'e eşitti.

Şans olabilir mi?
Bu konuların esrarlı biçimde yorumlanmasına karşı çıkan kişiler, Mısır'ın ve Büyük Piramit'in burada bulunmasını büyük bir şans sayarlar. Piramidin ön yüzünün bakacağı yönün saptanmasındaki doğruluk, teknik bakımdan şaşırtıcıdır.
Mısırlıların bunu nasıl başarmış oldukları bugün de anlaşılamamaktadır. Ancak, bu, yalnızca güneşin doğuşunun ve batışının yönlerini de belirtebilir. Dev gibi büyük güneş saatleri ve takvimleri hakkındaki düşünceler yalnızca birer varsayımdır.
Büyük Piramit'in yapıldığı dönemde kutba böyle yakın bir yıldız yoktu. Bu nedenle, Mısırlılar koridora belirli bir eğim verirlerken Kutupyılıdızı'nın kutba yakınlığını bir neden olarak almış olamazlar.www.forumneuro.com Hazırlayan Desperado emeğe saygı
Mucizelere ve esrarengiz konulara inanmayanlar, Mısır piramitlerinde çözülemeyen her şeyi, bir şans eseri olarak görürler. Onlara göre bir neden aramak gerekmez...

Dört yanından tırmandılar
Evrensel Zafer Kilisesi için Büyük Piramit, var olmanın esrarını temsil eder. Onlara göre, varlıkta fiziksel, duygusal, akılsal ve ruha dayalı 4 tabaka bulunur. Piramidin merkezi insanın yüreğini temsil eder. Tepesi ise, insanda olmayan üçüncü gözdür. Büyük Piramit'in zirvesine konacak olan kapak taşıysa, her şeyi gören gözdür. Kilisenin üyeleri, Mısır'a giderek, belirli bir noktayı araştırmaya giriştiler. Onlara göre, bu noktada insanın varlığı çok etkin oluyordu. Sanki insan kendini aşıyordu. 1972'de Mark ve Elizabeth Prophet ile kilisenin çok sayıda başka üyesi, Mısır'da bunu yaşadıklarını iddia ettiler.Ayrıca, Büyük Piramit'in 4 yanına tırmandılar. Gün doğarken tepesinde buluştular. Buraya solmayan türde bir çiçek bıraktılar. Bu çiçeği Amerika'dan, Colorado Springs'ten getirmişlerdi...


Karısıyla birlikte Büyük Piramit'te firavunun odasında bir gece kalan, doğaüstü güçlerle uğraşan Aleister Crowley (üstde). Crowley, odanın astral ışıkla aydınlanması üzerine, elindeki kitabı mum olmaksızın da okuyabildiğini ileri sürdü.
Rutherford'un, Büyük Piramit'in içini gösteren çizelgesi. Her yıl için piramit incini kullanarak, çağlann kronolojisinin nasıl ölçüleceğini gösteriyor (altda)



Piramitte balayı
Büyük Piramit'in içinde yaşayan varlıkları bulanların sayısı az değildir. 1903'te Aleister Crowley, ilk karısı Rose Edith ile balayında firavunun odasında bir gece geçirdi.
Tek bir mumun ışığında dua okumaya başladı. İtiraflarında yazdığına göre, çok geçmeden bütün oda astral ışıkla aydınlandı. Bunun üzerine mumu söndürdü.

Gizil geçitler
1930 dolaylarında Paul Brunton, Büyük Piramit'te bir gece geçirdi. Kendisini hazırlamak için 3 gün oruç tuttu. İçeri girdiğinde kapı üzerinden kilitlendi.Firavunun odasına giden dik sütunlu geçitlerden geçti. Lahtin yanına oturdu. Işığı söndürdü. "Gizemli Mısır'da Bir Araştırma" adlı kitabında anlattığı öyküye göre, karanlıkta dolaşan korkunç doğa güçlerini fark etti.
İddiasına göre, iyi niyetli varlıklar geldiler. Eski Mısır rahiplerinin gösterişli giysilerini giymişlerdi. Piramidin gizli geçitlerini gezmesi için yoi gösterdiler. Sonunda kendine geldiğinde her taraf zifir gibi karanlıktı. Oysa aradan yalnızca bir iki saat geçmişti.

Piramit biçimli kilise
Texas'taki Houston Hıristiyan Birliği, Mısır piramitleriyle ilgilendi. Büyük Piramit'in küçük ölçüde bir modelini yaptı. Modelin yüksekliği 22.8 metreydi. Piramit biçimi, bir kilise için de uygundu.
Ancak, bu birliğin papazlarından John D. Rankin, düşünde, piramit şeklinde evler gördü. Bunun üzerine halkı piramit biçimli evler yapmamaları için uyardı. Bu tür yapıların ürettikleri ruhsal enerjinin istenmeyen etkiler yaratacağını düşünüyordu.

Her derde deva
Piramit gücünün çeşitli yönlen başka kişiler tarafından da incelendi. Model olarak yapılmış bir piramidin ister üzeri kapatılmış olsun, isterse bir yapı iskeleti halinde olsun, içinde neler olabileceği hakkında çok sayıda iddialar ortaya atıldı. Piramit biçimi yapıların içinde olmayan yoktu: Boşalan piller yeniden doluyor, su tatlılaşıyor, yiyecekler uzun süre bozulmadan durabiliyor, tohumlar daha çabuk filizleniyor, evcil hayvanlar sıhhat kazanıyor, salon bitkileri uzun süre dayanıyor, kristaller alışılmadık biçimler alıyor, yaramaz çocuklar sakinleştiriliyor, âdet krampları azalıyor, meditasyonda daha iyi konsantre olunuyor, insan zekâsı keskinleşiyor, cinsel dürtüler artıyor...

Kahveyi tatlılaştanyor
Bu iddiaları ileri sürenler, piramidin gücünün gerçekliğine inananlardı. Daha kuşkucu olan başka kişilerse, bir kenara bırakılan kuru pillerde daha yüksek bir voltajın kendiliğinden birikeceğini ileri sürdüler. Bu tür olaylarda varılan yargılar kişiseldi. Ayrıca da kanıtlanmaları güçtü. Araştırmacı Bili Kerrell ile Katfiy Groggin, 1975'te yayınladıkları Piramit Enerjisinin Rehberi adlı kitapta şöyle yazıyorlardı:
"Bir fincan kahveyi yaklaşık 20 dakika kadar piramidin altına bırakın. Acılığının gittiğini, tatlılaştığını göreceksiniz. Asit derecesi de azalmış gibi gelecektir."

Yaşam gücünün simgesi
Piramidin gücüne inananlardan Londralı Alan Geffin, evreni enerjiden yapılmış ve geometrik modellerden düzenlenmiş olarak tanımlar. Ona göre, piramit, yaşam gücünün simgesidir.
Alan Geffin, California Santa Monica Piramit Gücü'nün yaptığı 15 cm'lik deneysel karton piramit uyarlamasından, kendisinin 1.8 m'lik meditasyon çerçevesine kadar her tür piramit üzerinde çalıştı. Piramit gücünü yadsıyan bilim adamlarının dar görüşlü oldukları sonucuna

Gizli odaları bulmak için
Nobel ödülü alan Luiz Alvarez, oluşturduğu Ortak Piramit Projesi'yle Mısır ve ABD arasında bağlantı kurdu.
1966'dan 1970'e kadar süren bu proje,1 milyon dolardan fazlaya mal oldu. Proje üzerinde çalışan grup, Kefren Piramidi'nin altındaki tonoza bir kozmik ışın dedektörü (katı maddelerden de geçer) yerleştirdi.Bu piramit, Gize'nin ikinci piramidiydi. Sonra, bir yılı aşkın bir süre içinde, her 24 saat, yapıya giren kozmik ışınları saptadılar. Piramitteki boş alanların beklenenden da"ha çok kozmik ışın geçireceğini düşündüler. Böylelikle şimdiye kadar ortaya çıkarılmamış gizli odalar kendiliğinden ortaya çıkacaktı.

Bilime başkaldırı
Bilgisayarın çıkardığı sonuçlar her gün değişiyordu. Ein Shams Üniversitesi'nden gruba katılan Dr. Amr Goneid, şöyle bir açıklama yaptı:
"Bu, bilinen bütün bilim ve elektronik yasalarına başkaldırmaktır. Belki piramidin geometrik çizgileri önemli bir yanılgıyla çizilmiştir. Bu durumda çalışmalarımız etkilenecektir.Belki de açıklanmayacak bir giz vardır. Doğaüstü güçlere inanma, firavunların laneti, büyücülük, ya da sihir deyin, nasıl isterseniz öyle adlandırın. Ancak, piramitte bilimin yasalarına başkaldıran bir güç var."
Ancak, gerçek sorunun kozmik ışın dedektöründe olduğuna karar verildi. Başka şeylerin yanı sıra, dedektörün çalışması için neon gazı gerekiyordu. Neon gazının kirlenmesiyse, dedektörü güvenilmez hale getiriyordu. Sonunda grup, bir milyon "kozmik ışın olayının" kayıtlarının üçte birini attı. Piramidin ortasında büyük bir odanın bulunmadığını açıkladı ve işin peşini bıraktı.

Tepeye tırmanıyorlar
Belki de piramit gücü olaylarının en heyecanlısı Werner von Siemens ile Halske'nin başından geçti. Halske, telgraf kablosu döşemek için Kıaldeniz'e gidiyordu. 14 Nisan 1859'da Gize'yi yeterince dolaşmak için gezisini bir süre Kahire'de kesti. Yanına mühendislerinden 10'unu aldı. 30 kadar Arap rehberin yardımıyla Büyük Piramit'e tırmanmaya başladılar.www.forumneuro.com Hazırlayan Desperado emeğe saygı

Elektrik kıvılcımları çakıyor
Bu sırada serin bir rüzgâr çıktı. Çölün kumları beyaz bir girdap halinde havaya kalktı. Zirveye çıktıklarında Werner von Siemens Araplardan birini taklit etti. Bir parmağını havaya kaldırdı. Bu olay, ıslığa benzeyen keskin bir sesin oluşmasına ve parmağının karıncalanmasına yol açtı.Siemens, elektrik akımlarının neden olduğu olayları tanıyabilecek bir kişiydi.


Sonuçta...
Siemens, dolu bir şarap şişesinin çevresine ıslak bir kâğıt sardı. Şişenin madeni ve uzun bir boynu vardı. Bu ıslak kâğıtla onu bir Leyden kabına dönüştürdü. (Leyden kabı bir tür elektrik akümülatörüdür).
Kabı başının üzerine kaldırdığında, elektrikle yüklenecekti. Yaklaşık 1.2 cm büyüklüğünde çatırdayan elektrik kıvılcımlarının oluştuğunu gördü.O anda Araplar, mühendislerin büyücü olduklarını düşündüler. Onları piramidin zirvesinden indirmeye çalıştılar. Von Siemens'in olayla ilgili olarak yazdıkları şöyle:
"İyice sardığım şişeyi sağ elimde tuttum. Başımın üzerine kaldırdım. Bir an bekledim. Sonra şişenin boynunu yavaşça Arap rehberlerin başkanının burnuyla aynı düzeye getirdim.
Şişeye dokunduğumda, kendim de güçlü bir sarsıntı hissettim. Bundan, karşımdaki kişinin güçlü bir şokun etkisinde olduğunu çıkardım. Dili tutulmuş bir halde yere düştü. Birkaç saniye endişelendim. Sonra yerden kalktı. Piramidin basamaklarından ok gibi inerek kaçtı..."

NoT : Alıntıdır Sunan Arkadaşa Teşekkür Ederim...

Karalahana Karadeniz Forum

Mısır'ın Gizemi Çözülemiyor 2
« Yanıtla #19 : Ağustos 27, 2006, 07:34:34 ÖS »


Cihan

  • Ziyaretçi
Tırsmak serbest
« Yanıtla #20 : Ağustos 27, 2006, 07:36:45 ÖS »
Eğer bu fotoda ne var die düşünüyorsanız sağ üst köşeye dikkatlice bakın.

Cihan

  • Ziyaretçi
Ölüm Tarihinizi Öğrenin
« Yanıtla #21 : Ağustos 27, 2006, 08:51:05 ÖS »
http://www.deathclock.com/#deat%20later%20?

Ben 30 Ocak 2042 Ölecekmişim İlginç... ;)

Cihan

  • Ziyaretçi
Piri Reis - "Gizemli Harita"
« Yanıtla #22 : Ağustos 27, 2006, 09:10:15 ÖS »

Piri Reis gökbilimci mi falcı mı..?

Ünlü Türk amirali Piri Reis'in 16. yüzyılda yaptığı haritaların sırn hâlâ çözülemedi. Çünkü, coğrafya bilimi ile böyle haritalar ancak 20. yüzyılda, gökyüzünden çekilen fotoğraflarla çizildi.

Piri Reis'in ünlü haritasının çiziliş tarihi 1513. O asırda uçak yok! Fotoğraf çeken uydu yok! Dünyanın her yanı dolaşılmış ve ölçülmüş değil! O zaman Piri Reis bu haritayı nasıl yaptı? Birtakım kaynaklardan yararlandıysa, bunlar şimdi nerede?..
Bütün dünyada bu soruların cevaplarını arayanlar hayli çok... Ama hâlâ büyük çoğunluk, dünya haritasının ilk kez 20. yüzyılda çizildiğini kabul ediyor...

Nasıl bulundu?
1929 yılında Topkapı Sarayı'nda genel bir düzenleme yapılıyordu. Müzeler Müdürü Halil Ethem Eldem, çok ilginç haritalar buldu. Bunlar sanki bir dünya haritasının parçalarıydı.


Piri Reis'in ele geçen haritalarının en çok tanınan parçası. Sol Üstte, Antlller, altta Güney Amerika'dan bir bölüm, sağda Afrika'nın batısı ve iberik yarımadası görünüyor (en üstde)Piri Reis'in haritalarında geçen ünlü "Rüzgârgülü" motifi (üstte)

Haritaları yapan ünlü Türk denizcisi ve amirali Piri Reis'ti. Fakat onun aşadığı dönemde böyle haritaların çizilmesi imkânsızdı. Müzeler Müdürü, durumu derhal Ankara'ya haber verdi.

Piri Reis - "Gizemli Harita"

Atatürk devreye giriyor
Atatürk, haritaları inceledi. Daha sonraki yıllarda kayıp kıta Mu'nun sırrı ile nasıl ilgilenecekse, hu esrarengiz haritaların da üzerine gitti, ilaha sonra onun direktifi ve yönlendirmesi ile hu haritalar çoğaltılarak yayınlandı.
Olayın yakın tanıklarından Prof. Afet İnan, hu konuda şunları söylüyor:
"Ben haritaları ilk defa Çankaya'da Atatürk'le beraber gördüm. Ceylan dericine büyük bir dikkatle çizilmişlerdi. Üzerlerinde yazılar ve renkli resimler vardı...1935 yılında. Tarih kurumu, haritalardan birini tanıtıcı hir broşürle birlikte bastı, cenova Üniversitesi' ndeyken ilk Amerika haritalarını incelemiştim. cenova Coğrafya Kunımu'na Piri Reisin haritasının bir kopyasını verdim. Olay çok ilgi çekti. I937 yılında çeşitli ülkelerin gazetelerinde yayınlandı. Fakat o gün bugündür hu haritanın esrarı çözülememiştir..."
Piri Reis kimdir?Piri Reis, en ünlü Türk denizcilerinden biri dir. Konya'nın Karaman kazasında dünyaya geldi. Yine ünlü bir Türk denizcisi Kemal Reis'in yeğeniydi.

1526'da Kanuni'nin emriyle bir atlas hazırladı. Ardından da ünlü eseri Kitabı Bahriye'yi yazdı. Bu kitapta, Osmanlıların gemicilik, denizcilik ve coğrafya alanındaki üstünlüklerini anlattı. Onun denizciliği iyi bildiğini bu eserden anlıyoruz.
Fakat, bilgisi ne kadar çok olursa olsun, sırf kendi bilgisine dayanarak, böyle haritalar çizmesine imkân yoktur. İşin içinde mutlaka başka bir iş olması gerekiyor...

ilk haritası
Piri Reis'in haritaları aslında birden fazla, Biz, daha çok onun 1513 yılında yaptığı ilk harita üzerinde duruyoruz.
Bu haritada Orta Amerika'yı, Güney Amerika'yı, Afrika kıyılarını ve Avrupa kıyılarının bazı yerlerini görüyoruz. Ortada Atlas Okyanusu var.

Hayvan resimleri
Haritanın kuzeyinde ve güneyinde 32'şeruçlu birer rüzgârgülü var. 95'e 65 cm büyüklüğünde. Aynca haritanın üzerinde renkli resimler görülüyor.Örneğin, Afrika'ya fil ve ayrıca devekuşu resimleri çizilmiş. Güney Amerika'da ise, lama ve puma resimleri var. Acaba Piri Reis, oralarda bu hayvan turlerinin yaşadığını nereden biliyordu?..


Mavi çizgi Piri Reis'in haritalarından birinde kıtaların sahillerini gösteriyor. Kesik siyah çizgiler de gUnUmUz modern harltalanndakl çizgiyi gösteriyor. Afrika ve Güney Amerika'daki benzerlik çok şaşırtıcı bulunuyor (üstte)

ikinci harita
İkinci haritadaysa, Atlas Okyanusu'nun kuzeyi, Kuzey ve Orta Amerika'nın kıyıları görülüyor. Aynca, dört adet rüzgârgülü var. Mil ölçüleri verilmiş, bu ölçüler elliyle on mil arasında değişiyor. Kuzeyde Grönland görülüyor. Bundan başka Terre Neuve kıyılan ve aynen bugünkü gibi görülen Florida yarımadası var.
Honduras, Yukatan yarımadaları, Bahama ve Antil takımadaları, Küba ve Haiti adaları, yerinde ve doğru olarak çizilmişler. Ölçüler doğru, yerler doğru, şekiller doğru, 11 derecelik bir pusula kaymasından başka her şey doğru. Doğruların bu kadar çok olması, insanın şüphesini biraz daha artırıyor.

Amerikalı uzmanlar araştırıyor
Piri Reis haritalarına ilk ilgiyi Mallery ve Walters adlarında Amerikalı iki harita uzmanı gösterdiler. 3 yıllık bir çalışmadan sonra, bir rapor yazdılar.
Bu rapordan yola çıkan Danııy Linehan adlı Amerikan Deniz Kuvvetleri Haritacılık Uzmanı, özellikle Kanada'da çizilmiş bir göl ve dağ detaylarının tamamen gerçek olduğunu belirtti. Aynı konuda 1956'da Georgetown Üniversitesi bir oturum düzenledi.
Ünlü Jeofizikçi ve Öğretim Üyesi Prof. C. H. Hapgood ve Matematikçi R. W. Strachan da haritayla ilgilendiler. Hapgood, haritalarin çok eski ve yaşı saptanamayan haritalardan kopya edildiğini ileri sürdü.


Uydudan çekilmiş fotoğraflar gibi
Piri Reis'in haritaları, uydulardan çekilmiş fotoğraflarla karşılaştırıldı. Birçok noktada aynen uyum vardı.
Yine, Hapgood'a göre eski haritalar, çok daha eski haritalardan alınmıştır, onlar da daha eskilerinden. Peki, ilki ve tam olanları ne zaman yapılmıştır?..
Bazıları, en eski haritaların 200-300 bin yıl önce yaşamış dev bir uygarlık tarafından yapıldığını ileri sürüyor. Bazıları ise, haritaları uzaylıların yaptığına inanıyor. Konuya mistik yönden yaklaşarak, Piri Reis'in ruhsal bedeninin uzaya yükselip, dünyayı gördüğünü ve çizdiğini iddia edenler de var...

Atlantis'ten kalanlar
Avusturyalı bir araştırmacı olan Robyn Collins, Piri Reis'in haritasında şimdi olmayan bir adanın çizilmiş olduğunu beliriiyor. Ona göre Brezilya ile Afrika arasında yer alan bu ada, kayıp kıta Atlantis'ten kalan Daitya adaşıdır.
Ama, haritada Atlantis'in kendisi yok; demek ki, Piri Reis'in ana kaynağında da yoktu. Yani batmıştı. Böylece Atlantis'in azar azar, bölüm bölüm battığı iddiası doğrulanıyor.
Zaten Yunan filozofu Eflatun'un da "Cristias" adlı eserinde Atlantis'ten Poseidonus adlı kara parçasının kaldığını anlatır. Bugünkü Antil takımadalarıysa, birçok kimse tarafından Atlantis'ten kalan adalar olarak kabul edilir.
Gerek Aristo, gerekse Heredot, Antiller'den söz etmektedirler.
Çok sayıda tarihçiye göreKristof Kolomb, eline geçen antik kitaplardan, batıda yer alan çok zengin bir kıtanın varlığını öğrendi.

Yani bilmediği Amerika'yı değil, efsanevi Atlantis'i aradı. Kolomb, adamlarına "Sürekli batıya" diyordu; çünkü, tüm antik kaynaklar Atlantis'i batıda gösteriyordu.

Piri Reis ya bir gökbilimci, ya da falcı...
Ünlü Fransız Yazar Jacques Bergier, "Dünya'nın Sırlan" adlı kitabında. Piri Reis haritalarının apayrı bir yönünü işaret ediyor.
Haritada Antartika'nın olduğu yerde, şimdi Queen Maud Land denen bölgeye Reis, bir yılan resmi çizmiş. Yılanın orada işi ne? Kutupta yılan yaşar mı? Hayır. Bergier'e göre yılanın anlamı başkadır.
Çünkü, dünyada sadece bu bölgeden, 70. ve 72. enlemlerden Yılan takımyıldızları görülebilir. Aynı tür bir resim, tam Brezilya'nın ortasında da var. Bir boğaya benziyor. Oradan da Argo takımyıldızı görülür.
Akla hemen ünlü Nazca düzlüğündeki hayvan resimleri geliyor. Onlar da Güney Amerika'da. Peki, diğer hayvan resimleri de mi, acaba bu anlamda? Güney Amerika bölümünde ayrıca geyik, maymun ve insan benzeri bir yaratık var. Bir de kuzey kutbu yakınında, üstünde insanımsı birilerinin oturduğu dev bir balık resmi var ki, bu daha da garip...

Mitolojiye göre
Karşımıza bir de mitoloji çıkıyor. Çünkü mitolojide Nereid isimli deniz perileri, yunus balıkları üzerinde otururlar ve deniz dalgalarını sembolize ederler.
Çağrışımlar bitmedi. Eflatun, Atlantis'i anlatan kitabında, Atlantis krallarının sarayının içindeki dev tapınakta, üzerinde Nereidlerin bulunduğu 100 yunus balığından söz eder.
Gökbilim dedik, falcılık dedik, mitolojiye, Eflatun'a geçtik ama, acaba Piri Reis ne diyor? Kitabı Bahriye'nin Bahri Azam (Okyanus) ve Kozmoğrafya bölümünden birkaç satır:
"Bu kadar ilimler vardır bilinir. Güç de olsalar, çeşit çeşit sözler söylenir. Kimi hikmetten açar, kimi yıldızlar ilminden..."
Halin Anlatımı bölümünden:
"Bir sır vardır o ilimde bilmek kâr. Çünkü güneş tam on iki burç eder. Girer su burcuna yağmur olur. Eğer ay toprak burcuna girerse, o gün. İyi geçer, istersen yap düğün. Ay girerse bir ateş burcuna. Hava bulutsuz güzeldir, sakın korkma."

Gerçeği arıyorlar
Piri Reis'in sözleri belki biraz kapalı. Fakat, haritalar çok açık. Bütün dünyada çok sayıda harita uzmanı Piri Reis haritalarının gerçeğini arayıp duruyor...

NoT : Alıntıdır Sunan Arkadaşa Teşekkür Ederim...

Cihan

  • Ziyaretçi
Piri Reis - "Gizemli Harita" 2
« Yanıtla #23 : Ağustos 27, 2006, 09:13:35 ÖS »
Harita uzaydan mı çizildi?
Mısır'ın başkenti Kahire üzerinden bir uydunun çektiği fotoğraf ile Piri Reis'in haritası arasındaki benzerliği insan aklı izah edemiyor..

Piri Reis haritasında görülen bölgelerin uzaydan fotoğrafı çekildi (Üstte) Benzerlik çok şaşırtıcı bulundu. Piri Reis'in ünlü eseri Kitabı Bahriye'nin ilk sayfasının fotoğrafı (altda)


Piri Reis ve onun akıl sır ermez haritalarını daha önce işlemiştik Söyleyeceklerimiz bitmedi. Konu kapanmadı.
Dünya'da bu haritaların sırrını çözen yok. Piri Reis bunları nasıl yapmıştı? Uzaya yükselip mi çizmişti? Bu sorulara cevap bulmak kolay değil. En iyisi konuya adım adım yaklaşmalı...

Erich von Dâniken'ın yorumu
Erich von Damken, "Tanrıların Arabaları"nda Piri Reis'in haritalarından söz etmeden edemez. Hatta bu konuda bir deneyi de anlatır.
Bir uzaygemisi, tam Kahire üzerinde bir fotoğraf çekiyor. Film basılıyor. Merkezi Kahire olan yaklaşık beş bin kilometre çapında dairesel bir alan görünüyor. Sonra daha uzaktaki bölgeler ve kıtalar büzülüyor, deforme oluyor ve şekilsizleşiyorlar. Çünkü dünya, bir küredir.
Piri Reis'in haritasında da Güney Amerika, aşağıya doğru aynen böyle büzülmektedir. Ama bu, ancak uzaydan görülebilir veya görüntülenirse böyle olur.
Dâniken de bu haritaların, çok eski kop yaların kopyalan olduklarını söylerken, nasıl çizildiklerini asla bilemeyeceğimizi ekliyor. Ancak, bir uzay aracıyla bu çekimlerin yapılabileceğini ama, Piri Reis'in sadece kalyonları olduğunu belirtiyor.

Şeytan Ücgeni'nden uçandairelere
Piri Reis, haritalarına büyüklü küçüklü rüzgârgülleri ve bunlardan çıkan renkli çizgiler çizmiş. Haritalardan birinin birinci parçasında ikisi küçük 4 rüzgârgülü var. Ikincideyse, biri küçük 4 rüzgârgülü daha var. Kimbilir haritanın tamamında kaç tane vardı?
Rüzgârgüllerinden çıkan çizgiler birbirlerine bağlanmıştır. Paralel veya meridyen olmadıklarına göre, bunlar

ne anlam taşıyorlar. Akla Van Tassel'in kristal dünya teorisi geliyor. Tassel'e göre dünya, çokgen biçiminde on iki yüzlü dev bir kristaldir. Bunların, yani çokgenlerin birleşim çizgileri dünyanın enerji hatlarıdır. Doğasal güçlerin kaynakları bu düğüm noktalarıdır.
Tassel'kı çizdiği bir dünya modelinde uyguladığı güç alanları ve hatları, Piri Reis'in rüzgârgüllerinin birleşim çizgilerine çok benzemektedir. Bunlardan birisi ise, Bahama adalarına ve Bermuda'ya çok yakındır. Yoksa Piri Reis ünlü Bermuda Şeytan Üçgeni'ni biliyor muydu? Diğer rüzgârgülünü koyduğu
Mısır'ın başkenti Kahire üzerinden bir uydunun çektiği fotoğraf ile Piri Reis'in haritası arasındaki benzerliği insan aklı izah edemiyor. Arkadaşımız Ata Nirun haritanın kaynağını araştırdı. Kanada göller bölgesiyse, uçandaire gözlemleriyle tanınmıştır. Herhalde güllerin arkasında bir başka anlamın yattığını düşünmek gerekiyor.

Piri Reis, Kristof Kolomb'dan söz ediyor
Piri Reis Kitabı Bahriye'sinin girişinde, An-tilya bölümünde kaynaklarını gösteren ilginç sözler söylüyor:
"Antilya denir oranın adına, dinlersen anlatırım sana. Nasıl bulunmuş duy o diyar, açıklayayım olsun bilgi sana. Cenova'da bir kâhin-astrolog varmış, ismine Kolon derlermiş. Eline geçmiş bir hoş kitap, İskender'den veya daha önceden. Tüm deniz ilmini yazarmış, gelmiş kitap ellerine. Bilememişler anlayamamışlar, okumuş onu kolon İspanaya Beyine gitmiş.. Bir gemi almış. Açmış o yolu." Reis'in sözleri çok ilginç, Kristof Kolomb'dan söz ettiği hemen anlaşılıyor. Acaba tüm deniz ilmini yazan kitap hangisi?..
Ana kaynak çok eski
Piri Reis, anlatmaya devam ediyor:
"Bir zamanlar Şah İskender adlı biri, gezmiş tüm deryayı. Yazdırmış her şeyi her taşı, o kitabın tamamı Mısır'dadır. Bir zaman kalmış orada, sanki sırdadır, kaldı orada yadigâr. Sonra gelmiş Frenkler (Avrupalılar) alıp kitabı kaçtılar. Tercüme ettiler onu tamam, o bilgiyle tüm yerleri açtılar. İlk tercümeyi yapmış Portolmiye yazmış bilginin her halini."
Portolmiye'nin kim olduğunu bilmiyoruz ama, İtalyancada "Portolano", denizde yer gösteren haritalara veya kılavuzlara deniyor. Önemli olan Piri Reis'in haritalarının ve kitabındaki bazı bilgilerin kökeninin çok eskilere dayandığıdır.
Şah iskender kimdir? Bilinen Makedonyalı Büyük İskender mi? Yoksa ünlü İslam mistiği mitolojik yarı peygamber İskender Zülkarneyn mi? Hangisi olursa olsun, demek ana kaynak çok eski...

Mısır'da bulundu
Özetle Piri Reis, bilimsel araştırma yeteneğini kullanmış ve Mısır gibi birçok esrarı saklayan . bir ülkedeki gizli belgeleri aramıştı. Mısır ve Hint-Osmanlı Donanması'nın kaptanı olan Piri Reis'in Kahire'de birçok eski dokümanı ele geçirdiği düşünülmelidir.
işte haritaların sırrı buradadır. Ama eğer bu kaynaklar Piri Reis gibi bir deniz dehasının eline geçmeseydi, acaba haberimiz olur muydu? Bunu da unutmamalıyız.


Piri Reis'in çizdiği Marmaris limanı (Kitabı Bahriye'den) (altta, sağda). Ayrıca Kuşadası ve çevresinin haritası (Kitabı Bahriye'den) (altta solda)

Sır çözülecek
Piri Reis haritalarının kaynağındaki sırra yaklaşmış gibiyiz. Kaynağın adını bilmiyoruz ama, şunu biliyoruz ki, çok eskilerde birileri, günümüzden daha öte bir şeyler biliyorlardı.

Bizim bilinmeyenimiz onların belki de bildikleriydi. Bilim adamlarımız, tarihçilerimiz, denizcilerimiz ve tüm ilgililer bu konuyu araştırmalıdırlar.

Haritanın parçaları
Bulunan 2 haritanın diğer parçaları acaba nerededir? Dünya haritasının tamamı bulunursa, birçok bilmecenin cevabı kendiliğinden ortaya çıkacaktır.Bu haritaların bir anlam taşıdıkları kesindir. Aynen kayıp mitolojik kıta Mu'da olduğu gibi, Atatürk, Piri Reis haritalarının önemini görmüş ve işaret etmiştir.Bir tesadüfün ortaya çıkardığı Piri Reis haritalan gibi, kim bilir daha ne kadar çok dünyasal ve evrensel belge müzelerimizin, D devlet kütüphanelerimizin ve Başbakanlık Arsivi'nin tozlu raflarında çürümektedir. Unutmamak gerekir ki, küçücük bir uç, dev l bir yumağın çözümü için yeterlidir...

NoT : Alıntıdır Sunan Arkadaşa Teşekkür Ederim...

Cihan

  • Ziyaretçi
Ufolara İnanmıyormusunuz...?
« Yanıtla #24 : Ağustos 28, 2006, 07:36:36 ÖS »
Günümüzde war olduğu bilinen ufolar birçok yerde kendini göstermiş durumda arkadaşlar bu resimde ufoların var olup olmadını anlıyabilirsiniz bence ufolara inanın ben inanıyorum çünkü bu resimlere baktıktan sonra birinin inanmaması imkansız galiba ofu nun bir çok yerde gözükdüğünü bizde biliyoruz inanmamazın sebebi ne olabilirki ? bazı bakacağınız fotoğraflar photoshop da olabilir ama benim görüşüme göre tam bi gerçek ufo resimleri illede ufonun yalan bi yanını söylemişlerdir...

















Cihan

  • Ziyaretçi
Yedi Uyurlar
« Yanıtla #25 : Ağustos 28, 2006, 08:03:55 ÖS »
Bir mağranın içinde 200 yıl uyuyup tekrar hayata dönmek. Ünlü 7 uyurların başından geçen bu...
Efsane değil, değişik kaynaklar olayı doğruluyor. Efes'te onların uyuduğu kabul edilen mağralar duruyor...


Ya insanoğlu çok şeye kadir, bundan haberimiz yok, ya da birilerinin hayel gücü çok yüksek...Çünkü, bir mağranın içinde 200 yıl uyuyup da, sonra kalkıp yürümek oyle aklın kolay alacagi sey degil. Fakat, degisik kaynaklar aynı olaydan soz ediyor ve "oldu" diyorlar.İşin ilginç yanı, bu olayın garip bir çekiciliği de var. Hiç inanmayan kişiler bile akılla karşı çıkıyorlar, fakat duygularıyla kabul ediyorlar...


Hıristiyanlar eziliyor
MS 250 yılında Roma tahtında irnparator Decius oturuyordu. Hükümdar aynı zamanda koyu bir Hiristiyanlik düşmaniydi.
Oysa, bu din o yıllarda büyük bir hızla yayılıyordu. Bu yayılışı durdurmak, Decius'un en büyük amacıydı. Hiristiyanlari inançlarından vazgeçirerek ve onları tekrar puta taptıracaktı. Bu amaç için elinden geleni ardina koymadı. Yakalanan Hiristiyanları ateşte diri diri yaktırdı, kaziklara oturttu, türlü işkencelerle öldürttü. Imparatorun şerrinden elaman diyen bazı Hıristiyanlar, çok uzaklara kaçtılar. Bunların içinde 7 arkadaş bir de köpekleri vardi.


Mağaraya saklanıyorlar
Bu 7 arkadaşlar Efesliydiler. Romalı askerlerin ellerinden kurtularak Efes'te Panayır Dağında bir mağra buldular ve buraya saklandilar. Amaclari belki de bir zaman burada saklanıp kendilerini unutturmaktı. Sonra da daha uzaklara kaçaklardı. Korku ve üzüntüden yorgun düşmüşlerdi. Sürekli dua ettiler, Tanrı'nın kendilerini kurtarmasını dilediler. Bu arada Efes'te bulunan imparatör, saklandıklarını haber aldı. Derhal adamlarını göndererek mağaranın ağzını koca koco taşlarla ördürdü ve onlari içeride açlık ve susuzluktan ölüme mahkum etti.


Uyku başliyor ve yüzyyıllar geçiyor
Olayın kusaktan kusağa anlatılan hikayesi şöyle:
7 arkadaş ve kopekleri o günün ak$ami uykuya daliyorlar. Sabah oluyor ve içeriden biri, adı Yemliha (ya da Jomblicus) olan genç yiyecek almak üzere, Efes'e dogru yola koyuluyor. Mağaranın ağzi ise onlarin girdikleri zaman ki gibi açık. Yemliha, kente inince hemen bir fırıncıya gidiyor ve ekmek istiyor. Karşilik olarak da cebindeki paralardan veriyor.


2OO yil öncesinin parasi
Fırıncı paraları görünce şaşiriyor. Yemliha ya, bunlari nereden buldugudu soruyor. Yemliha ise daha çok şaşiriyor. Bunun üzerine fırıncı bunlarini 200 yıl evvel kullanılan imparator Decius dönemine ait paralar olduklarini soyluyor. Simdi Roma imparator Theodosius'un bulundugunu anlatiyor.
Yemliha hayretle, "Nasil olur, ben dün uyudum bugünse uyandim!.." diyor. Hemen mağraya dönüyor ve durumu arkadaşlarina anlatiyor.


Tekrar uyuyorlar
Bunun üzerine tekrar yatıp uyumaya karar veriyorlar. Bir daha da uyanmiyorlar, imparator Theodosius durumu öğrenince adamlariyla birlikte hemen mağaraya koşuyor ve onları uyurlarken görüyor.
Anlatilanlara göre yüzleri pırıl pırıl parlıyormuş...
Meğer, magranin agzini bilmeden actiran da, imparator yakınlarından Addius isminde biriymis. Addius'un köleleri gelmişler ve bir binanin yapiminda kullanmak için mağaranin agzindaki taşlari söküp taşimişlar. Yemliha ve arkadaşlarinin ilk uyanişi böylece gerçekleşmiş.


Başka Kaynaklarda
Bu konuyu kaleme alanlardan biri de Ingiliz yazar Gibbon'dur. Fakat başka kaynaklar onun zamanlamasina karsi çikiyorlar. Çünkü Gibbon, 7 gencin magarada tam 375 yil uyuduğunu ileri suruyor...
7 Uyurlar ile ilgili değişik bir hikaye de şöyle:
Ege bölgesindeki bir çok kentte özellikle Efes'te hıristiyanlar hızla coğalıyorlar. imparator Deciua, Hıristiyanliği kabul etmiyor. Hıristiyanlar ibadetlerini gizli gizli yapiyorlar.
Decius bir gün 6 Hıristiyanı huzuruna çagiriyor. Amaci, onları tüm Hıristiyanlara karşi örnek olarak kullanmak. 6 gence şöyle diyor: "Sizlere 3 gün süre veriyorum, bu zaman içinde Hıristiyanliği unutacaksiniz. Siz de herkez gibi olacak ve puta tapacaksınız."
6 genç, Decius'un emrine uymamak için Efes'i terk ediyorlar ve Panayir Dağina çikiyorlar.


Çoban ve köpegine rasliyorlar
Gencler saklanacak bir yer ararlarken, önlerine bir çoban çıkıyor çobanın yanında bir de köpek var. Adı kitmir.
Sonunda bir mağra buluyorlar ve saklanıyorlar. imparator onların kaçtıklarını haber aliyor. Askerler araya araya mağarayı buluyorlar. Ceza olsun diye mağaranın ağzını bir duvar örerek kapıyorlar. Aradan 309 yıl geçiyor. Mağaradakiler hiç uyanmadan bu zamanı geçiriyorlar. Uyandiklarında, Yemliha ekmek almak için dişarı çıkıyor ve fırına gidiyor. Fırıncı, Decius dönemine ait paraları görünce, durum ortaya çıkıyor. imparator Theodosius'a haber veriliyor. imparator, Yemliha'yi huzuruna çağıryor. Sonra hep beraber mağaraya gidiyorlar. Fakat 7 Uyurlar, bir daha normal yaşama dönmek istemiyorlar. Tekrar mağaraya kapanıp, uyanmamak üzere uyuyorlar. Gerek Islam, gerekse Hıristiyan kaynaklarında ki 7 Uyurlar öyküsü pek fazla farklı değil. Bir baska batılı kaynak ise, 7 Uyurların uyandıktan sonra yaşama devam ettiklerini ve olay nedeniyle kutsal kabul edildiklerini anlatıyor. Öldukleri zaman aynı yere, yani yuzyillarca uyuduklari mağaraya gömülmüşler.


7 Uyurlar Magarasi Efes'te mi?
7 Uyurlar Mağarasının Efes'te olması kesin değil, çünkü iki mağaranın daha adı geçiyor. Bunların biri Tarsus'ta, diğeriyse Mardin'de. Bazi araştırmacılar, eski adıyla Efesus'un, Tarsus; yani Tarsus'la karıştırıldığını iddia ediyorlar. Efes'teki mağara, Efes harabelerinin 1 km kuzeyinde, Panayir Daği eteklerinde yer alıyor. Bu yer, 1928'de yapılan arkeolojik kazılar sonunda bulundu ama işin garibi, ortaya yedi mezar değil, yüzlerce mezar cıktı. Ayrıca ayni yerde iki kilise kalıntısı ve çeşitli katakomplar var. Kim bilir, belki tüm bunlar sonradan yapılmıştır...


Kurani Kerim'de 7 Uyurlar
Kuranı Kerim, 7 Uyurlardan önemle söz ediyor. Kehf (Magara) Suresi'nin bazı bölümleri şöyle:
"10. Hani o yiğitler mağaraya sığınmişlardı... 11. Biz de onların kulaklarına nice yillar perde koyduk. 13. Sana onların hikayelerini dosdogru haber veriyoruz... 17. Onlar mağaranın geniş bir yerindeydiler... 18. Onlar uykuda oldukları halde uyanık sanırdın. Biz onları sağa sola döndürürdük. Köpekleri kapı ağzına dirseklerini dayamişti... 19. Birbirlerine sorsunlar diye onları uyandırdık, içlerinden biri 'Ne kadar kaldiniz?' dedi. Bir gün veya daha az bir zaman dediler. 'Ne kadar kaldığımızı Allah bilir, paramizla birimiz sehre gitsin, en iyi yiyeceklere baksın ve getirsin... 21. Halk onların hakkında çekişip duruyordu, onların mağaralanın çevresine bir bina kurun diyorlardı... 22. Karanlığa taş atar gibi, mağaradakiler üçtür, dördüncüleri köpektir derler veya beştir, altıncıları köpektir derler veya yedidir sekizincileri köpektir derler. De ki 'Onların sayısnı en iyi bilen Rabbim'dir...' 25. Onlar mağaralarında 309 yıl kaldılar derler. 26. Onlarin ne kadar kaldiklarnı en iyi Allah bilir. Göklerin ve yerin gaybi O'na aittir..."

7 Uyurlar inancı, bazı Kuranı Kerim yorumcularınca Hıristiyanlıkla bağdaştırılmıştır. Önce Hıristiyanlık uzun bir uyku dönemi geçirmi$ ve uzun bir zaman sonra yayılmaya başlayabilmistir. Bir baska ayette mağaranın ağzının kuzeye baktığı söyleniyor. Yine bazi yorumcular bunun da Hıristiyanlıkla ilgili olduğunu söylüyorlar. (Çünkü Hıristiyanlık en fazla kuzey yarıkurede etkili oldu ve yayıldı.


Öyküler çoğalıyor
Taberi tarihindeyse bir ba$ka hikaye var. Hz İsa'nın havarilerinden biri Efes'e gelir. kişinin St. Paul olmasi mümkündür.
Kente girerken bir heykel görür, bu heykele tapınmadan Efes'e girmek yasaktır. O zaman, havari kente girmez ve kent dışında ki bir hamama tellak olarak kapılanır. Orada Hıristiyanliği öğretmeye başlar. Bir gün kralin oğlu yanında bir fahişe ile gelir ve hamama girmek ister. Havari engel olmak için uyarır ama dinletemez. Kralin oğlu ve yanındaki kadın, hamam da Allah tarafindan yok edilirler. Kral çok kızar suçu havariye yıkarak, öldürülmesini emreder. Bunun üzerine havari, Hıristiyan olan gençlerin yanlarindaki köpekle birlikte mağaraya saklanır. Hikayenin devam yukarıda verdiklerimize benziyor. Taberi gibi tüm doğu kaynakları 7 Uyurların isimlerini ayni veriyorlar: Yemliha , Mislina, Mahselina, Mernus, Debernus Sarnus, Kefektatyus ve köpekleri Kitmir...


Belgeler
7 Uyurlardan söz eden önemli bir kaynak "$erh-i Mevakib" yani Kuranı Kerim'i yorumlayan bir eserdir. Bu eserde mağaranın Efes yakınındakı Rakım Vadisi'nde Batalos Dağı'nda da olduğu yazılıdır. Birkaç yıl evvel, T.C. Devlet Arşivi'nde bulunan tarihi bir belgedeyse, mağaranın Elbistan'da Coban Pınarı denen yerde oldu ortaya çıkarıldı. Belgede 7 Uyurların Efes'ten kaçıp buraya geldikleri, sonraki yüzyıllardaysa mağaranın kullanılmadığı yazıyor. Ama Coban Pınarı'ndaki mağara daha bulunamadı. Bir gün bulunursa, 7 Uyurlar da acaba bulunabilir mi?

7 Uyurlara bir gün gibi gelen yuzyıllar, acaba gerçekten geçti mi? Yoksa onlar yüzyılları bir anda mi geçtiler? Cevap bilinmiyor... Kuranı Kerim'in, dikkat edersek, bir çok yerinde, bir günün, bin yıl olabileceği yazılı. Zaman yolculuğu günümüze daha uygun bir yakla$ım Aklımıza Einstein geliyor, ışık hızında zamanın durdugunu söylemiyor muydu? 7 Uyurların hikayesine inananlar da var, inanmayanlar da. Ama unutmamali ki, çogu zaman inançların altından gerçekler çıkar...

NoT : Alıntıdır Sunan Arkadaşa Teşekkür Ederim...

Cihan

  • Ziyaretçi
Zemzem Suyunun Esrarı
« Yanıtla #26 : Ağustos 31, 2006, 01:55:50 ÖS »
Zemzem Suyunun Esrarı

1-) Avrupa`da laboratuarlarda yapilan arastirmaya gore Zemzem suyu diger sulara gore cok daha az kukurt tasimaktadir.

2-) Yine ayni arastirmaya gore diger sulara gore cok daha besleyicidir ve cok daha fazla mineral barindirmaktadir.

3-) Kaynagi henuz bulunamamistir. Nereden geldigi su anki teknolojiye gore bile bilinemiyor.Yakinlarinda hicbir kuyu yok ve denize de 80 km uzaklikta. Bu sartlarda suyunu denizden veya baska bir kuyudan almasi imkansiz. Nasil oluyor da yillardir suyu bitmiyor,
bunu kimse bilmiyor.

4-) Açlığını gidermek için içen kişinin açlığını,susuzluğunu gidermek için içenin susuzluğunu giderir.

5-) Sadece 1,5 metre derinligindeki ufacik bir kuyudan çikan su, hac mevsimi boyunca milyonlarca hacinin tum su ihtiyacini
karsilamakt adir ve hicbir zaman ne azalma ne de kuruma gostermemektedir.

6-) Dunya Saglik Orgutu (WHO)`nun raporlarina gore Dunya`daki en icilebilir,ve saglikli sulardan biri.

7-) Amerika`da yapilan test sonuclarina gore Dunya`da icinde mikroorganizma ve bakteri bulundurmayan TEK su zemzem suyu.

Çevrimdışı tatlıcadı

  • Acemi Üye
  • **
  • İleti: 77
  • Cinsiyet: Bayan
Ynt: Garip Olaylar, HadiseLer Ve ResimLer
« Yanıtla #27 : Eylül 01, 2006, 01:53:21 ÖÖ »
yaaa abiii!!!! zaten uyku problemin vardı sayende hiç kalmadı çünkü artık karar verdim uyumayacağım yardımlarından dolayı çok sağol valla  :-\

Cihan

  • Ziyaretçi
Kristof Kolomb
« Yanıtla #28 : Eylül 08, 2006, 07:12:55 ÖS »

Kuran'da, çok dikkat çekici bir biçimde, sürekli olarak "İsrailoğulları"ndan söz edilir. Allah Kuran'da,
"İsrailoğulları"nın en çok "dünya hırsı"na sahip olan topluluk olduğunu (Bakara Suresi, 96); kendilerini
diğer insanlardan üstün gördüklerini (Cum'a Suresi, 6); diğer insanların "mallarını haksızlıkla yediklerini"
ve onları faiz yoluyla sömürdüklerini (Nisa Suresi, 161); peygamberleri "öldürdüklerini" (Al-i İmran
Suresi, 183); yeryüzünde savaş çıkarıp "bozgunculuğa çalıştıklarını" (Maide Suresi, 64); kendi soydaşlarını
da öldürdüklerini veya yurtlarından sürdüklerini (Bakara, 84-85); "zalim" olduklarını (Bakara Suresi, 59);
sıkça "ihanet" ettiklerini (Maide Suresi, 13); İslam'a "kin ve hınç" beslediklerini (Nisa Suresi, 46);
Müslümanlara karşı "düzen" kurduklarını (Al-i İmran Suresi, 54); Müslümanlar için "en şiddetli düşman"
olduklarını (Maide Suresi, 82); "küfre sapanlarla dostluklar kurdukları"nı (Maide Suresi, 80); insanlara
"zulüm" yaptıklarını ve onları "Allah'ın yolundan" alıkoyduklarını (Nisa Suresi, 160) bildirir.

Kristof Kolomb'un Bilinmeyen Öyküsü

Amerika'yı "keşfeden" ve kendisinden 5 yüzyıl sonra ortaya çıkacak olan Yeni Düzen'e bu şekilde bir anlamda "babalık"
yapan Kristof Kolomb kimdi acaba? Niçin çok daha önceden bulunmuş olmasına rağmen, asırlar boyu bu kıtayı yeni
"keşfetmiş" bir kişi olarak tanındı? Yola çıkarken amacı neydi? Hakkında sayısız kitap yazılan, filmler çevrilen ve bu
"resmi" bilgilerin hemen hepsinde bir Hıristiyan misyoneri olarak tanıtılan Kolomb, aslında bir Yahudi... Yahudi yazar David
M. Eichhorn, şöyle diyor: "Aslında ismi Colombus değildi. Genova'da doğmuş bir İtalyan da değildi. Asıl ismi Juan Colon
olan ve Pantevedra yakınlarında doğmuş olan bir İspanyol Yahudisiydi."


Kolomb ne bir misyoner, ne de bir maceracıydı. Yeni Dünya'nın kaşifi, gerçekte bir Yahudi... İşte Kolomb'un gerçek kimliğini açığa
vuran iki şifre: altta, İmzasında yer alan İbranice "bet" ve "he" harfleri, yani "Yehova kutsaldır". Üstte ise, sol eliyle yaptığı ve o
dönemde İspanya'daki Yahudi dönmelerinin (konversorlar) birbirlerini tanımak için kullandıkları işaret.

Ünlü bir İspanyol 'Kolomb uzmanı' olan Consuelo Varela'ya göre: 'Kolomb Eski Ahit'i neredeyse ezbere bilirdi. Aynı sosyal
sınıfa mensup bir Katolik için böyle bir şey sözkonusu olamazdı. Üstelik ünlü gemicinin en büyük düşü Kudüs Tapınağı'nı
yeniden inşa etmekti. Oysa Katolik kilisesine göre, İsa Yahudileri lanetlemişti, Tapınak bir daha asla inşa edilemeyecekti.

Bugün Kristof Kolomb'un Yahudiliği artık tartışma götürmez bir olgudur.

Kolomb'un Muharref Tevrat'ı ezbere bilecek kadar dindar bir Yahudi olmasının yanında,
kendine hedef olarak da Süleyman Tapınağı'nın yeniden inşasını seçmiş olması ilginç değil mi?

Kabalacı Kolomb, Kudüs Tapınağı'nı İnşa Etme Yolunda...

Kolomb'un "kutsal ve Siyonist" amaçları çeşitli Yahudi kaynaklarında vurgulanıyor. David M. Eichhorn, şöyle diyor:
"Kolomb, gerçekte Yeni Dünya için ayrılıyordu. Aslında bu Yeni Dünya'nın varlığını önceki Vikingli kaşiflerin
araştırmalarından biliyordu. Esas gizli amacı, güçlü Yahudi dostları için bir yer bulmaktı."

Amerikan The New Republic dergisinin yazdığına göre, Yahudi tarihçi Simon Wiesenthal da Kolomb'un İspanya'dan
sürülen Yahudilere yeni bir yurt bulmak için yola çıktığına inanır. Buna göre Kolomb'un amaçlarının başında Osmanlı (yani
İslam) karşıtı bir cephe oluşturma ve Kudüs'teki Kutsal Süleyman Tapınağını inşa etmek için "finansman" bulma özlemi
Geliyordu.

Kolomb'un yolculuğunun amaçları:
1. Hıristiyan Kral Prester John'a ulaşarak Osmanlı'ya karşı ikinci bir cephe açmak.
2. Kutsal yerleri kurtararak, 'Süleyman Tapınağı'nı yeniden inşa etmek...

Kolomb'un 1481 yılında tuttuğu günlüğünde Flavius Josephus'dan bölümler var. Josephus'un notları arasında 'Ophir'
ülkesinden bahsediliyor. (Altın ülke) Zengin altın yatakları olan bu ülkeden çıkaracağı altın ve elmas ile Süleyman Mabedi'ni
yeniden inşa ettirmeyi düşünüyordu.

Kolomb'un Kabalacı oluşu, yolculuğuna bir de metafizik boyut katmaktadır kuşkusuz. Bunun bazı görünür işaretleri de
vardır. "Yahudi Ansiklopedisi" Encyclopaedia Judaica, Kolomb'dan sözederken, onun yola çıkarken ilginç bir Yahudi
ritüelini uyguladığını bildiriyor: Kolomb, bütün hazırlıklar tamam olmasına rağmen, yola çıkmak için tam bir gün görünür
hiçbir neden olmamasına rağmen beklemişti. Judaica, Kolomb'un yola çıkmaktan uzak durduğu günün, Yahudi takvimine
göre Av ayının dokuzu olduğuna dikkat çekiyor. Çünkü Av ayının dokuzu, Süleyman Tapınağı'nın yıkıldığı gündür ve bu gün
Yahudiler oruç tutarak Tapınak'ın yıkılışının yasını tutarlar.

Anlaşılan Kabalacı Kolomb, kutsal yolculuğunun tarihini de, kutsal Yahudi geleneklerine göre belirlemiştir. Mesih Planı'nın
anahtarı olan Süleyman Tapınağı ile ilgili geleneklere... Tapınak'ın yıkıldığı günü dini kurallara uygun olarak yas tutarak
geçiren Kolomb, ertesi gün Yeni Dünya'ya doğru yola çıkmıştır; Tapınak'ın bir kez daha inşa edilmesi için düzenlenen
Mesih Planı'nın ilk adımını atarak...


"Süleyman (a.s.) Mabedi"nin bir resmi




Üstte Kolomb'un Amerika topraklarına ayak basışını tasvir eden, 1493 tarihli "La lettera del isole che ha trovato il re di Spagna"
adlı bir gravür yer alıyor. İlginç olan, gravürün Kolomb'un gerçek kimliğini açığa çıkarır bir biçimde Kabalistik mesajlar taşıması.

8 Mart 1988 tarihli Şalom'a göre resmin sol alt köşesinde elinde asayla oturan ve Kolomb'un keşfini "kutsuyor" gözüken kişi,
"Kral David". Sol üst köşede bulutların üstünde yer alan şeklin ise, On Emir tabletlerini taşıyan Hz. Musa'yı temsil ettiği bildiriliyor.
Gravürün en can alıcı şekli ise, Kolomb'un gemisi Santa Maria'nın ortasına yerleştirilmiş olan Palmiye ağacı. Çünkü bu ağaç, Yahudi
mistisizmi uzmanı Gershom Sholem'in bildirdiğine göre, çok önemli bir şemayı temsil ediyor: SERİFOT'u, yani Kabalacıların "tarihe
yön verme" aygıtı olarak gördükleri büyü şemasını. Şalom, ayrıca gravürün değişik yerlerinde gizlenmiş olan bazı İbranice harflerin
varlığından söz ediyor. Çoğunun anlamı halen çözülememiş...

Mesih İçin Gerekli İlk Kehanet: 'Dünyanın Dört Bir Yanına Dağılmak'...
Yahudi inancına göre bu kehanetlerin başında ise, Yahudilerin tüm dünyaya yayılmış olmaları şartı geliyordu.
Encyclopaedia Judaica, bu inancı şöyle bildiriyor: "Mesih'in tekrar gelişine dair olan kehanet,
ancak Yahudilerin dünyanın dört bir yanına yayılmaları ile gerçekleşebilecekti."


Kendilerine başlıca hedef olarak Mesih'in gelişiyle ilgili kehanetleri gerçekleştirmeyi edinen Kabalacılar, kuşkusuz bu
önemli kehanete karşı kayıtsız kalamazlardı. O dönemde Yahudiler "dünyanın dört bir yanına" dağılmış durumda değildiler.
Hatta Avrupa'nın pek çok ülkesinde bile Yahudi yoktu. Doğu Avrupa'da Aşkenaz Yahudileri vardı. En yoğun Yahudi nüfusu
ise Kabala diyarı İspanya'da yaşayan Sefarad Yahudileriydi. Eğer Mesih'in gelişi için gerekli olan kehanet yerine
getirilecek, yani Yahudiler "dünyanın dört bir yanına" yayılacaksa, bu İspanya'dan olmalıydı.

Ama bu iş nasıl olacaktı?... İspanya'da yaşayan Yahudiler, doğal olarak, sırf Kabalacılar öyle istedi diye evlerini bırakıp
"dünyanın dört bir yanına" gitmezlerdi ki. Hem Yahudiler idealist davranıp böyle bir göçü kabul etseler bile, Kabalacıların
isteğiyle gerçekleşecek bir yayılma biraz dikkat çekici olmaz mıydı? Böyle bir yolculuğun ardındaki niyet ortaya çıkmaz
mıydı? Hem sonra hangi ülkenin hükümdarı durup dururken kapısında bitiveren Yahudileri kabul ederdi? Yahudiler onlara
"kehanet gereği dünyanın dört bir yanına yayılmamız gerekiyor, bizi kabul eder misiniz" mi diyeceklerdi?

İşte işin asıl ilginç yanı buydu. Çünkü Kolomb "Yahudiler için iyi bir yer" aramak üzere yola çıkarken, İspanyol Yahudileri de
Mesih'in dönüşüyle ilgili kehanete uygun olarak İspanya'dan çıkıp "dünyaya yayılmak" üzereydiler: Sefaradlar, İspanya'dan
sürülüyorlardı... Şalom, bu "dramatik" sürgünü şöyle anlatıyor

1452'de (Yahudi tarihi) 2 Ağustos'u, 3 Ağustos'a bağlayan gece aslında olup bitenler neydi? O gece 'Taşa be av' dı, yani
Yahudilere İspanya'dan çıkmaları için tanınan sürenin son günüydü... O gece Kristof Kolomb bilinmeyene yolculuğunun
saatini hesaplamıştı... Amiral gemisinde gizlenerek yola çıkan bu insanlar kimdi? Hangi umutların taşıyıcılarıydılar?
İspanya'dan kovulduktan sonra hangi yeni barınakları düşlüyorlardı? Hangi 'Gan-Eden' (yeryüzü cenneti)di onları
bekleyen?

Evet, Kolomb, Mesih'in gelmesinin bir şartı olan Süleyman Mabedi'nin inşası için denize açılırken, Mesih'in gelmesinin bir
başka şartı da yanıbaşında gerçekleşiyor, Sefarad Yahudileri İspanya'dan sürgün edilerek "dünyanın dört bir yanına"
dağılıyorlardı.

Engizisyon'un bir numaralı ismine, üstte sözünü ettiğimiz Torquemada'ya baktığımızda yine ilginç bir gerçekle karşılaşırız:
Garip ama gerçek, sürgünü kışkırtan diğer iki önemli isim gibi, "büyük Yahudi düşmanı" Torquemada da Yahudi asıllıdır!


Gerçekten Kolomb mu Keşfetti?

İspanya'da bunlar olurken, Kolomb, emrine verilen üç gemiyle birlikte aylar sonra Batı Hint adalarına ulaşarak karaya çıktı.
O günden sonra da dünyanın resmi tarihine, zoru başaran korkusuz denizci, Yeni Dünya'yı bulan büyük kaşif ve de
dünyanın kaderini etkileyen unutulmaz isim olarak geçti. Peki acaba gerçekten Kolomb böylesine büyük bir iş başarmış
mıydı? Diğer deyişle, Amerika'yı gerçekten o mu keşfetmişti? Elinde hiçbir bilgi, harita, vs. yokken dünyanın bilinmeyen
denizlerine korkusuzca mı açılmıştı?... Hayır. Kolomb anlatıldığının aksine yola yalnızca cesaret ve önsezilerine
dayanarak çıkmadı. Yeni Dünya'nın yolunu ona gösteren, fakat gizli tuttuğu önemli haritalar edinmişti.

(Kolomb) Floransalı Toscanelli'nin, batıdan Hint'e doğru bal gibi bir yol olduğunu iddia ettiği mektubundan söz edildiğini
duymuştur. Daha kesin bilgiler istemek üzere ona mektup yazmıştır. O da ona ayrıntılar ve hatta bir harita verdiği bir
cevap göndermiştir... Kolomb Toscanelli 'yle mektuplaştığını hiçbir zaman itiraf etmeyecektir. Oysa Toscanelli, Batı
yolunun ondan daha önde gelen kaşifidir... Ne yol, ne de rüzgarlar konusunda tereddüt etmektedir, elinde Toscanelli'nin
haritası vardır. Nereye ve nasıl gittiğini bilmektedir. Tuttuğu yol, günümüzde bile, mümkün olanların en mükemmellerinden
biridir.

Zaten, Kolomb'dan çok daha önceleri çizilmiş olan haritalar, "Atlantik'in iyice batısındaki adalar"ın varlığını bildirmekteydi:

Venedikli Andrea Bianco 1436'da, ilk kez Madera'nın batısındaki adaların ve Stockfixa (Morina adası) adını verdiği (Terre-
Neuve olabilir) gibi çok kuzeydeki bazı başkalarının da yeraldığı haritalar çizmiştir. 1444 tarihli olan ve Yale haritası denilen
dünya haritasının üzerinde aynı ada Vinland adıyla yeralmaktadır. Bianco'nun Londra'da 1448 yılında yaptığı başka bir
haritanın üzerinde, Brezilya'nın bulunduğu yerde büyük bir' gerçek ada' zikredilmektedir.


Kolomb'un Başlattığı 'Etnik Temizlik' Operasyonu...

Son dönemlerde Kolomb ile ilgili olarak çevrilen filmlerde, sık sık Kolomb'un gerçekte yerlilere çok insancıl yaklaştığı,
vahşetin emrini dinlemeyen bazı adamlarınca gerçekleştirildiği izlenimi verilmektedir. Ancak, gerçekler bu pembe
tablodan çok farklıdır.

Kolomb Amerika'yı keşfettiğinde 30 milyon kızılderili yaşıyordu. Şimdi 2 milyonluk kayıp bir ırk oldular. Kolomb, asırlar
sonraki soydaşlarının "en iyi Filistinli ölü Filistinli'dir" şekline dönüştüreceği sözünü uygulamaya koymuş, "en iyi yerli ölü
yerlidir" teorisini geliştirmişti. O da, yine asırlar sonraki soydaşlarının Filistinliler'e yapacağı gibi yerlileri insan olarak
görmüyordu. Attali, "adanın huzurlu yerlilerinden bazıları onları karşılamaya gelmişlerdir. Colombus onları insan olarak
kabul etmemektedir" diyor.

Yeni Dünya'nın yerlilerine işkence yapan conguistadorlar ve İspanyol kolonicileri tarafından köleleştirilen ve zorla çalıştırılan yerliler.

Katliam, Kristof Kolomb'la başladı. Kolomb keşfettiği yerlerde İspanyol kolonileri oluşturmaya hız verdi. Yerlileri
köleleştirdi. Vergilendirilen yerlileri İspanya'ya altın ödemekle yükümlü kıldı. Hükümdarların izniyle yetki alanı içindeki ticari
işlemlerden yüzde on pay alıyordu. Kolomb ayrıca köle ticaretini de ilk başlatan kişiydi…


Yeni Dünya'da İbrani Kolonileri

Kabalacı Kolomb'un, yola, Mesih Planı'na uygun olarak, "Yahudiler için iyi bir yer" bulma amacıyla çıktığını incelemiştik.
Kolomb, amacına ulaştı ve gerçekten de Yahudiler için "iyi yerler" buldu. Avrupalı Yahudiler, Yeni Dünya'da oluşan sayısız
koloniye akın ettiler. İşin önemli yanı, bu bölgelerin ekonomisini, hiç abartısız, neredeyse ele geçirmeleri ve Amerika
kıtasının sömürülmesinde başı çekmeleriydi. Yahudi tarihçi M. Kayserling şöyle der: "Yahudilerin İspanya'daki tarihleri
sona erdiği anda, Amerika'daki tarihleri başladı. Engizisyon, İber Yarımadasındaki İbraniler'in sonu olurken, batı
yarıküredeki kıtada onların başlangıcı oldu."

Amerika'nın batılılar tarafından ilk sömürgeleştirilen bölgeleri güney kısımlarıydı. Altın ve sömürülecek hammadde bulma
hırsıyla dolu Portekizliler ve İspanyollar tarafından başlatılan bu soygun stratejisi nedeniyle kıtanın bu bölümü Latin
Amerika adını alacaktı. İşin ilginç tarafı, bu sömürgeci "Latin"lerin arasındaki Yahudilerin dev bir role sahip olmasıydı.
Encyclopaedia Judaica şöyle yazıyor:

Amerikan toprağına ayak basan ilk Avrupalı, Kolomb ile birlikte yola çıkmış olan bir Yahudi dönmesiydi: Luis de Torres.
Torres, Kolomb'la birlikte denize açılmadan bir gün önce vaftiz olup Hıristiyanlığı kabul etmişti. Portekiz ve İspanyol
marranoları (Yahudi dönmeleri) yeni kıtanın potansiyelini hemen farkettiler. Bu yeni kıtaya yerleşenlerin başında da onlar
geliyordu. Bazıları Meksika'yı fetheden Cortes ve onun askerleri olan 'conquistadores'lara eşlik etti...

... Yeni Dünya'ya yerleşen marranolar oldukça etkin bir konuma geldiler. Kıtanın Avrupa'yla olan ithalat-ihracat ilişkisini
onlar kontrol ediyordu. Kendi aralarında gizli bir dini örgütlenme kurdular. Ayrıca Avrupa'daki dindaşlarıyla da yakın ilişki
içindeydiler.

Altta dollarin üstünde ki masonik bir sembol:

Bu arada, sürgünle birlikte, İspanyol Yahudileri "dünyanın dört bir yanına" dağılırken, sürgünün planlayıcıları olan
Kabalacılar'ın büyük bölümü de, kendilerine yeni bir yer bulmuşlardı. Bu yeni merkez, Vaadedilmiş Topraklar'da, Kudüs'ün
kuzeyinde (bugünkü İsrail'in kuzeydoğu ucunda) yer alan Safed kentiydi. Bir dağın tepesine kurulmuş olan kent,
Kabala'nın yeni yorumlarına ve "Mesih'i getirme" misyonunun yeni teorilerine sahne oldu.

Cihan

  • Ziyaretçi
İbretlik
« Yanıtla #29 : Eylül 12, 2006, 08:10:36 ÖS »
ibretle okuyacaginiz bu olay Umman''da gerceklesmistir. Bir genc kiz odasinda müzik dinlemekteyken, anneside sesli bir sekilde Kuran-i Kerim okumakla mesgulmüs. Bu sirada annesi kizina müzigin sesini kismasini söylemis. Bunun üzerine genc kiz annesine bagirarak kendisinin susmasini istemis. Genc kiz annesinin onu dinlemedigini ve Kuran-i Kerimi hala sesli bi sekilde okumaya devam ettigini görünce hemen, insanlara rehber amaciyla indirilen kutsal kitabimizi annesinin elinden alip yirtar. O an genc kiz alev alip yanmaya baslar. Söndürmek icin üzerine battaniye atar annesi. Battaniyesini kaldirdigindaysa asagida görülen ibretli manzarayla karsilasir. Genc kiz su an Hollanda'da bi hastanededir. Ailesi igne yaptirip öldürülmesini istiyor.

Bu olay dünya basininda sizinde tahmin edebileceginiz nedenlerden dolayi pek yer almadi, fakat insanlar arasinda cok konusulmakta. Olayida bazi kaynaklardan duydugumuz kadariyla size anlatmaya calistik.

Kuran-i Kerim'den ayetler:
- "Kur'an okundugu zaman onu dinleyin ve susun ki size merhamet edilsin" (Arâf, 204).
- "Biz, Kur'an okundugu zaman, seninle ahirete inanmayanlarin arasina gizleyici bir örtü çekeriz. Ayrica, onu anlamamalari için kalplerine bir kapalilik ve kulaklarina bir agirlik veririz. Sen, Kur'an'da Rabbinin birligini yadettiginde onlar, canlari sIkIlmIs bir vaziyette, gerisingeri dönüp giderler" (Isrâ, 45, 46).
- "Biz, Kur'an'dan öyle birsey indiriyoruz ki o, müminler için sifa ve rahmettir; zalimlerin ise yalnizca ziyanini artirir" (Isrâ, 82).
- "Eger biz bu Kur'an'i bir daga indirseydik, muhakkak ki onu, Allah korkusundan bas egerek, parça parça olmus görürdün. Bu misalleri insanlara düsünsünler diye veriyoruz" (Hasr, 21).

« Son Düzenleme: Eylül 15, 2006, 07:13:26 ÖS Gönderen: Cihan »