Sitemiz Onbinlerce sayfa ve özgün fotoğraf içermektedir. Aradığınıza kolay ulaşmak için yukarıdaki arama kutusunu kullanabilirsiniz. İlginiz için teşekkür ederiz! - Please use this search for thousands of articles from our site

Gönderen Konu: Gizemli Garip Olaylar Ve EfsaneLer  (Okunma sayısı 33511 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Cihan

  • Ziyaretçi
Gizemli Garip Olaylar Ve EfsaneLer
« : Ağustos 26, 2006, 07:36:04 ÖS »

Bu Bölümde Kesinlikle GizemLi Paylasımlar Dısında..,
Akıl Sır Erdiremediğiniz Enteresan Olayları Ve Sizi Şaşırtan..,
Garip Gelen Doğa Üstü Olayları Burada Paylaşalım ve Tartışalım...
« Son Düzenleme: Ağustos 26, 2007, 10:46:51 ÖS Gönderen: Laz Cihan »

Karalahana Karadeniz Forum

Gizemli Garip Olaylar Ve EfsaneLer
« : Ağustos 26, 2006, 07:36:04 ÖS »

Cihan

  • Ziyaretçi
1999 Gölçük Depremi....
« Yanıtla #1 : Ağustos 26, 2006, 07:38:47 ÖS »
1999 Gölcük depreminden sonra ortalıkta bir sürü esrarengiz olaylar anlatılmakta.Ne kadar doğru bu söylenenler bilinmez ama hayret edilmeyecek türden de değil bu anlatılanlar...

Olay 1 ;
O gece bayanın birisi doğum için eşiyle beraber bir taksiyle hastahaneye gidiyorlarmış.Taksi tam Eyüp şehitliğinden geçerken doğum sancıları tutan bayan kafasını sağa sola çevirmeye başlamış.İşte tam bu sırada bayanın gözü şehitliğe ilişmiş.Bayan gördüğü manzara karşısında dona kalmış.Bütün şehitler kabirlerinden kalkmış elleri semada dua ediyorlarmış.

Olay 2 ;
Aynı saatlerde Eyüp Sultan Camisinin önünde taksicilik yapan bazı kişilerin anlattıklarıda insanı hayretler içerisinde bırakıyor.
-Taksinin içerisinde oturmuş müşteri bekliyordum.Gözüm birden Cami'nin duvarına ilişti.Duvarları nurdan varlıklar kaplamış tutuyorlardı.Mezarlıklarda yatanlar kalkmış hep beraber dua ediyorlardı.

Olay 3 ;
Enkazdan 4 gün donra çıkan bir çocuğa su ikram etmişler.Çocuk;
-Su ve yemek ihtiyacım yok.Yaşlı bir amca bana suda yemekte verdi demiş...

Olay 4 ;
Denizden çok büyük bir ateş topu yükselmiş.

Olay 5 ;
O gece yıldızlar bir başkaymış.Çoğu insanın anlattığı - sanki elimi uzatsam yıldızları tutacak gibiydim.


NoT : Alıntıdır Sunan Arkadaşa Teşekkür Ederim...

Cihan

  • Ziyaretçi
Kutsal Ahit Sandığı
« Yanıtla #2 : Ağustos 26, 2006, 07:42:58 ÖS »
Kutsal Ahit Sandığı

Ve vaki olurdu ki, sandık göç ettiği zaman Musa derdi: Kalk, ya Rab ve düşmanların dağılsınlar ve senden nefret edenler senin önünden kaçsınlar. Ve konduğu zaman derdi; Ya Rab, İsrail'in on binlerce binlerine dön.

Eski İsrail tarihçelerinde Kutsal Ahit Sandığı, pek çok rolü üstlenmiş muamma bir olgudur. İsrailoğulları Mısır'dan çıktıktan hemen sonra çölde yapılan Kutsal Ahit Sandığı, Tanrı'nın Sina Dağı'nda Musa'ya verdiği Ahit Levhaları'nın taşındığı kutuydu. Levhalar ve onların içinde bulunduğu sandık böylece Tanrı ile İsrailoğulları arasındaki ahdin tanıklığıydı. Tanrı'nın kesin buyruğu üzerine (Çıkış 25: 10) sandık akasya ağacından yapılmıştı, uzunluğu iki buçuk, eni bir buçuk ve yüksekliği de bir buçuk arşındı, içi ve dışı saf altınla kaplıydı ve üzerinde altın pervaz vardı.

Altın kapağının üstünde kanatlarıyla sandığı koruyan iki çocuk melek vardı. Sandığın kenarındaki halkalara, akasya ağacından, altın kaplama sırıklar takılır ve sandık bu sırıklarla taşınırdı. Kollar sandığın halkalarında takılı kalır, ondan ayrılmaz ve Tanrı'nın verdiği şehadet sandığın içinde saklanırdı. Sandık gidilen her yere taşınacak ve kamp kurulduğu zaman tam orta yerde bulunan, halis altın iplikle dokunmuş ve "Kefaret Örtüsü" de denilen bir örtünün altında korunacaktı.

Çıkış 25: 22'de Tanrı Musa'ya şöyle der: "Ve seninle orada buluşacağım ve seninle Kefaret Örtüsü Üzerinden, Kutsal Ahit Sandığı üstündeki melekler arasından söyleşeceğim." Bu nedenle sandık kimi zaman Tanrı'nın ayak taburesi ve kimi zaman da Merhamet İskemlesi olarak görülür.

İsrailoğulları'nı Kenan ülkesine götüren ve oraya vardıktan sonra Eriha'nın düşüşünde aracı olan sandıktı. Sandık kendi başına da savaşabilirdi ve bir keresinde Ebenezer Savaşı'nda Filistinliler tarafından ele geçirildiğinde sahte bir putu parçalamıştı. Hatta kendisine izin verilmeden dokunan bir İsrailoğlu'nu bile öldürmüştü.

Kutsal Ahit Sandığı daha sonra Kral Davud tarafından Kudüs'e getirildi ve daha sonra Süleyman tarafından yeni tapınağının en kutsal yerine yerleştirildi. Sandık milletin en değerli ve önemli malı ve atalarının Tanrı ile girdiği özel ahit ilişkisinin güçlü bir hatırlatıcısıydı.


(Solda) Kutsal Ahit Sandığı, geleneksel olarak savaşlarda taşınırdı. Jean Fouquet'nin (1425-80) bu tablosunda sandık, Eriha çevresinde dolaştırılarak İsrailliler'in kenti ele geçirmelerine yardımcı oluyor. (Sağda) Suriye'de Dura-Europos'ta 3. yüzyıldan kalma sinagogdan bir freskte Filistinliler sandığı gönderiyorlar.


Sandığın tekerlekli bir araba üzerindeki klasik görünümü: Celile'de Kafernaum'daki sinagogda 4. yüzyıldan kalma bir röliyef. Sandık burada kaplama kapılı, kenarları sütunlu bir Bizans tapınağı olarak betimlenmiş.

SANDIĞIN AKIBETİ

Ancak bu, Kutsal Ahit Sandığı'nı saran mistikliğin yalnızca başlangıcıdır. Zaman boyunca farklı kültürel geçmişten insanların hayallerine hâkim olan Sandık efsanesi âdeta canlı bir durum almıştır.

Çok kimse sandığın Babilliler'in Kudüs'ü İÖ 587/6'da ele geçirip yıktıkları zaman yok edildiğine inanır. Ancak daha sonraki yıllarda Hahamlar, sandığın kaderi hakkında farklı görüşleri benimsemişlerdir. Peygamber Yeremya'nın sandığı Nebo Dağı'na sakladığına, Kral Yeşua'nın (İÖ 639-609) Tapınak Dağı'nın bir mağarasına gizlediğine, Kral Yehoaş'ın Babil'e sürgüne giderken yanında götürdüğüne inanılır. En garip inanç da sandığın sunak ateşi için odunların depolandığı odun sundurmasının altına saklanmış olduğudur.


(Solda) Roma'da Titus Kemeri'nden röliyef. Muzaffer Roma askerleri 70 yılında Kudüs'ü yağmaladıktan sonra tapınak eşyalarını götürüyorlar. Son zamanlardaki bir kurama göre sandık, Romalılar tapınağı yakmadan önce Lût Gölü kıyısındaki Kumran'a kaçırılmıştır. (Sağda) İÖ 9.-8. yüzyıldan kalma küçük bir fildişi panoda bir sfenks. Belki de sandığı koruyan melekler buna benziyorlardı.

Diğer başka garip inanışlar da vardır. Diğer pek çok şeyin yanı sıra sandığın Tapınak Dağı'na döneceği ve Mesih Çağı'nı kabul için yapılacak yeni bir tapınağın en kutsal yerine yerleştirileceğine inanılmaktadır. Eski Arap vakanüvisleri sandığın Arabistan'da güvenli bir yere götürüldüğünü yazarlar. Tapınak Şövalyeleri, Haçlı Seferi sırasında Kudüs'ü ele geçirdiklerinde sandığı aramışlar ama bulamamışlardır. Yine sandığın Vatikan mahzenlerinde saklandığı iddia edilmiştir.

Bazıları onun Mısır Firavunu Şişak (Şoşenk olarak da bilinir, İÖ 945-924) Kenan ülkesine girdiğinde götürüldüğünü düşünürler. Yakın zamanlarda ileri sürülen bir kurama göre Romalılar 70 yılında ikinci tapınağı yaktıklarında sandık yeraltı tünellerinden otuz kilometre ötedeki Kumran civarına taşınmıştır ve hâlâ orada gömülüdür.

Bir başka efsaneye göre sandık, tapınağa yerleştirildikten hemen sonra çalınmış ve Kral Süleyman ile Seba Kraliçesi'nin oğlu Menelek tarafından Habeşistan'a götürülmüştür. Habeşistan'daki Falaşalar, sandığa Habeşistan'a götürülürken eşlik eden Yahudiler'in soyundan geldiklerini iddia etmektedirler.

Habeş hükümdarının geleneksel unvanlarından biri de "Yahuda Aslanı"ydı ve eski Habeş kraliyet ailesi Davud ile Süleyman'ın soyundan geldiklerini iddia ederlerdi. Habeş Kilisesi yüzyıllardır sandığın kendi aralarında saklı olduğunu söylemiştir.

Kutsal Ahit Sandığı efsanelerinin esrarı ne olursa olsun, özgün sandığın Musa'nın zamanından günümüze kadar 3000 yıldır kalmış olması mümkün değildir. Büyük bir olasılıkla sandık, Babilliler İÖ 587 yılında Kudüs'ü ele geçirip Süleyman tapınağını yerle bir ettikleri zaman imha edilmiştir.

NoT : Alıntıdır Sunan Arkadaşa Teşekkür Ederim...

Karalahana Karadeniz Forum

Kutsal Ahit Sandığı
« Yanıtla #2 : Ağustos 26, 2006, 07:42:58 ÖS »

Cihan

  • Ziyaretçi
Barış Manço'dan İbretlik Bir Ders
« Yanıtla #3 : Ağustos 26, 2006, 07:48:40 ÖS »
Baris Manço Fransa'da bir televizyon kanalinin canli yayinina konuktur...
Küstah bir spiker vardir ve Baris Manço ile dalga geçmektedir...
Sürekli, "Iste Türk, yani barbar, vahsi vs..." demektedir...
Baris Manço daha fazla dayanamaz ve spikere "yaninizda kâgit para var mi?" diye sorar!
Bu soruya spiker sasirir ve "evet var ama n'olacak" der...
Baris Manço israr edince spiker cebindeki kâgit paralari çikartir...
Bu olaydan az önce Baris Manço canli yayinda "Anahtar" adli sarkisini söylemistir...

Bu sarkinin bir bölümü söyledir:
"Bes Akif- bir Saat Kulesi, iki Kule-bir Fatih, bes Fatih-bir Mevlana, Iki Mevlana-bir Sinan"
(Baris Manço / Anahtar sarkisi / Darisi Basiniza Albümü / 1992)

Bu sarki bir matematik sorusudur ve sarkida adi geçen kisiler o dönemdeki Türk parasi olan banknotlarin arkasinda fotografi olan kisilerdir...

Baris Manço spikere sorar: "Bu paranizda fotografi olan kisi kim?"

Spiker:

"General......." Baris Manço diger paralardaki fotograflari olan kisileri de sorar, spikerin verdigi cevaplar hep aynidir,

"General.......", "Amiral...........", "Komutan............." Spikerin bu "falanca General, falanca Amiral, falanca Komutan" cevabindan sonra, bu sefer de Baris Manço cebinden Türk paralarini çikarir...

Spikere der ki:

"Bu parada fotografi olan kisi Mehmet Akif Ersoy'dur. Sairdir...

Bu fotograftaki kisi Mevlana'dir. Düsünürdür...

Bu paradaki fotografi olan kisi Fatih Sultan Mehmet'dir. Adaletin sembolüdür...

Bu paradaki kisi ise Atatürk'tür. "Yurtta baris, dünyada baris" diyen kisidir...

Bizim paralarimiz bunlar... Biz Türkler ince ruhlu, kibar, medeni insanlar oldugumuz için paralarimizin arkasina "sairlerimizin", "düsünürlerimizin","bilim adamalarimizin" fotograflarini bastik...

Siz Fransizlar kendiniz barbar, vahsi oldugunuz için paralarinizin arkasina hep savas Adamlarinin fotograflarini basmissiniz!" der...

Baris Manço'nun bu müthis cevabindan sonra televizyon yöneticileri Canli yayini keserler ve spikeri oradan kovarlar, baska bir spiker yerine gelir ve canli yayin yeniden baslar, yeni spiker Baris Manço'dan
ve Türklerden özür diler, programa böylece devam edilir...
« Son Düzenleme: Ağustos 26, 2007, 10:38:24 ÖS Gönderen: Laz Cihan »

Cihan

  • Ziyaretçi
ßir hatanın ßedeLi..
« Yanıtla #4 : Ağustos 26, 2006, 07:50:57 ÖS »
Muğla'nın Milas kazasında orta yaşlı bir adam, bir gece rüya görmekledir. Kendisi ölmüştür. Yıkarlar, kefenlerler ve mezara defnederler. Rüya çok net ve berraktır. Adam mezara konduktan ve üzeri örtüldükten sonra kapkaranlık bir yerde kalır. Bir müddet sonra sağ tarafında bir menfez açılır ve iki kişi girer. Bunlar kendilerini münker ve nekir olduğunu söylerler. Kendisini alıp o menfezden geçirerek geniş bir sahaya, pazar gibi bir yere getirirler.

Bir üzüm tezgahının başına geçirerek karşısından gelen bir zata üzüm satmasını söylerler. Münker ve nekir de kendisinin sağ ve solunda muhafız gibi durarak satışa nezaret ederler. Kendisinin alışverişte cüzi bir haksızlık yaptığını gören münker ve nekir hemen tezgahın başından alarak çok büyük bir kapının yanına getirirler. Kapı kale kapısı gibi çok büyüktür. Kapının yanına gelir gelmez kapı kendiliğinden açılır. Rüya sahibinin o anda gördüğü manzara çok korkunçtur. Müthiş bir yangın ve içerisinde yanan insanlar vardır, insanlar bir taraftan yarmakta, bir taraftan da derileri ve vücutları tazelenmektedir. Yanan insanların çıkardıkları feryatlar dayanılır gibi değildir. Münker ve nekir adamı, meydanın tekrar ortasına getirirler. Kendisine cezanın orda görüldüğü gibi yanarak mı, yoksa bir başka şekilde verilmesini mi istediğini, hangisine razı olduğunu sorarlar. Adam gördüğü o müthiş yangında yanan insanların yanmasındaki cezaya razı olmayıp bir başka cezaya razı olduğunu söylemesi üzerin birdenbire vücudunda binlerce derece bir hararetin baş gösterdiği bütün bir dehşetiyle hisseder. Dayanılmaz bir ızdırap, çekilmesi mümkün olmayan acı ve azap başlamıştır. Avazı çıktığı kadar feryat ve figana başlar. (Bu anda dönelim rüyanın geçtiği adamın evine, adam gerçekten avazı çıktığı kadar bağırmaya başlıyor, vakit gece yarısı, karısı uyanıyor, bitişik odadaki yetişkin iki oğlu uyanıyor. Konu komşu duyup geliyor, adam bağırıyor, yanındakiler uğraşıyorlar, fakat bir türlü uyandıramıyorlar. Bütün uğraşmalar nafile, adam bir türlü uyanamıyor.) Dönelim gene rüya içindeki adamın hararetten yani içerisine düştüğü yangından bütün vücudu fokur fokur kaynıyor ve dayanılmaz bir hal alıyor. Feryatlar dayanılmaz şekilde... Bir müddet sonra münker ve nekir'in müdahalesiyle ceza tatbiki sona erdiriliyor. Ve adama deniliyor ki, "işte gördün ve anladin ki ufak bir hatanın cezası bu. Şimdi seni tekrar, dünyaya iade ediyoruz. Bundan sonra yaşayışını buna göre tanzim et. Bu müsaadeden sonra rüya sahibi uyanır amma, simsiyah olan saçlarıda rüyanın dehşetiyle bembeyaz olur...

NoT : Alıntıdır Sunan Arkadaşa Teşekkür Ederim...

Karalahana Karadeniz Forum

ßir hatanın ßedeLi..
« Yanıtla #4 : Ağustos 26, 2006, 07:50:57 ÖS »

Cihan

  • Ziyaretçi
İntihar Etti 3 Milyon Dolar Kazandi
« Yanıtla #5 : Ağustos 26, 2006, 07:53:10 ÖS »


Yorumsuz... ???

Cihan

  • Ziyaretçi
Tüyler Ürpertici Gerçek Bir Hikaye
« Yanıtla #6 : Ağustos 26, 2006, 07:55:46 ÖS »
Kardeşimin 1993 de başından geçen ve beni her hatırladığımda ağlatan olayı paylaşmak istiyorum sizlerle. Kesinlikle geyik değil gerçekten yaşanmış bir olaydır.Kardeşim o sırada jandarma komando olarak tim lideri ve batman yakınlarında.
Bölgedeki karakola PKK nın baskın yapılacağı duyumu alınıyor ve o da timiyle karakolu emniyete alıyor. Daha timini tam yerleştirmeden taciz ateşi açılıyor ve tim de alışkın olduğundan hemen kendilerine bir yer buluyor. Hava kararmıştır ve heryerden mermiler vızır vızır üstlerine yağıyor. Kardeşim arkadaşıyla bir köşeye sıkışıyor ve oradan da sağına soluna ateş ediyor. Ama sonunun geldiğinden korkarak sürekli dualar okuyor.

Aynı gece annam İzmir de bir rüya görüyor, o da daha ozaman yeni vefat etmiş olan rahmetli annanem, kanlı bir elbiseyle anneme rüsasında kardeşimi koruduğunu ve merak etmemesi gerektiği söylüyor birkaç kez. Annem rüyanın etkisiyle sabah gün ağarır ağırmaz ta ankaradan telefonla kardeşimin yerini araştırıyor ve buluyor. Sabaha karşı biten tacize karşı koymuş olan kardeşim ve timi o sırada dinleniyor.

Telefona çıkam kardeşim hayretler içinde annemle konuşuyor onu teseeli ediyor ve bütün gece çatıştığı noktaya gidiyor ve bakıyor. Arkadaşı ve kardeşimin sığındığı o köşede kocaman LPG tüpleri ve onların etrafı da bir sürü mermi izleriyle dolu.
Mermilerden bir tanesi o tanklara denk gelse bırakın kardeşim ve arkadaşını bütün karakol havaya uçacak ama isabet almamışlar. Tankların sağında solunda hertarafında dolu mermi izleri. Rahmetli annanem kardeşimi okadar çok severdi ki o hasta olsun yaşlı kadıncağız hisederdi ağrıları, ve o gece de kardeşimi mermilerden ve LPG nin hava uçmasından da o kurtarmıştı.
Ben bilimsel eğitim almış bir insanım kolay kolay herşeye inanmam ama bu olay her aklıma geldiğinde içim titrer ve ağlamaklı olurum.
sizlerle paylaşmak istedim, umarım ki bu konu hakkında biraz düşünür ve KORUYUCU MELEK ne anlama geldiğini anlarsınız.

NoT : Alıntıdır Sunan Arkadaşa Teşekkür Ederim...

Cihan

  • Ziyaretçi
Vietnamlı Asker...!
« Yanıtla #7 : Ağustos 26, 2006, 07:57:34 ÖS »
Vietnam'da savaştıktan sonra, sonunda evine dönmekte olan bir asker hakkında bir hikaye anlatılır;
Asker San Francisco'dan ailesini arar:

- Anne baba, eve dönüyorum, ama sizden bir şey rica ediyorum. Yanımda bir arkadaşımı da getirmek istiyorum.
- Memnuniyetle, onunla tanışmak isteriz diye cevapladılar.
Oğulları,
- Bilmeniz gereken bir şey var diye devam etti.
- Arkadaşım savaşta ağır yaralandı. Bir mayına bastı ve bir koluyla ayağını kaybetti. Gidecek hiçbir yeri yok ve onun gelip bizimle kalmasını istiyorum.
- Bunu duyduğuma üzüldüm oğlum. Belki onun başka bir yer bulmasına yardımcı olabiliriz.
- Hayır, anne, baba onun bizimle yaşamasını istiyorum.
- Oğlum dedi babası, bizden ne istediğini bilmiyorsun. Onun gibi özürlü biri bize korkunç bir yük olur. Bizim kendi hayatımız var ve bunun gibi bir şeyin hayatımıza engel olmasına izin veremeyiz. Bence bu arkadaşını unutup eve dönmelisin. O kendi başının çaresine bakacaktır.
Oğlu o anda telefonu kapattı ve ailesi ondan bir süre haber alamadı. Ama birkaç gün sonra, San Francisco polisinden bir telefon geldi. Oğullarının yüksek bir binadan düşüp öldüğünü öğrendiler. Polis bunun intihar olduğuna inanıyordu. Üzüntü dolu anne baba hemen San Francisco'ya uçtular ve oğullarının cesedini tespit etmek için şehir morguna götürüldüler. Onu tanıdılar ve bilmedikleri bir şey daha öğrenince dehşete düştüler. Oğullarının sadece bir kolu ve bir bacağı vardı !...

NoT : Alıntıdır Sunan Arkadaşa Teşekkür Ederim...

Cihan

  • Ziyaretçi
Polis Kayitlarina GeÇmis Yasanmis Bir Hikaye
« Yanıtla #8 : Ağustos 26, 2006, 07:59:49 ÖS »
Hırsızın biri, bir evin çatısına çıkmış ve anten kablosunu kesmiş. Evin
reisi de tam TV'ye dalmışken yayın kesilince televizyonunu bir süre
kurcalamış, "Bozuldu herhalde" diyerek yatmış. Ertesi gün adam ise
gittikten sonra hırsız kapıyı çalıp adamın karısına, "Yenge, beni ağabey
gönderdi, televizyon bozuk, alin da bir bakin dedi" demiş. Saf
kadıncağız da televizyonu vermiş. Aksam adam eve gelip de televizyonu
görememiş ve karısından olayı öğrenince dumura uğramış tabii. O hafta
sonu balkonda keyif yaparlarken bizim hırsız aşağıdan islik çala çala
onlara bakarak sokaktan geçmiş.

Kadın hırsızı tanımış ve "Bak bey! Televizyonu çalan adam iste buydu!!"
demiş. Adam bunu duyunca pijamalarla adamı kovalamaya başlamış. 5
dakika sonra diğer hırsız adamın evine gelip, karısına "Yenge, ben polisim,
ağabey hırsızı yakaladı. Simdi karakoldalar. Pantolonuyla, cüzdanını istiyor."
demiş ve kadın da vermiş tabii ki(?) normal olarak.
Adam hırsızı uzun bir süre kovaladıktan sonra kan ter içinde eve
dönmüş.. VEEE yine dumur..!

NoT : Alıntıdır Sunan Arkadaşa Teşekkür Ederim...

Cihan

  • Ziyaretçi
Ayasofya'nın Mucizeleri
« Yanıtla #9 : Ağustos 26, 2006, 08:56:07 ÖS »
Kalp hastalığını iyileştiren su, unutkanlıkları iyi eden yer, türlü hastalığa deva delikli direk, paskalya geceleri ortaya çıkan yumurta kabukları, geceleri içeride dolaşan ışıklar, Nuh'un gemisinin tahtalarıyla yapıldığı söylenen kapılar ve daha birçok açıklanamayan olay...

921 YIL KİLİSE, 481 yıl da cami olarak hizmet gören Ayasofya, gerçekten çok etkin bir bina. İçeri girildiğinde insan ister istemez yüzyılların ağırlığını hissediyor. Bu dev yapı büyüklük yönünden Dünya'da dördüncü, kubbe yüksekliği yönündense beşincidir.
Yüzyıllarca Hıristiyan Ortodoks Kilisesi' nin yönetim merkezi olan Ayasofya'ya Osmanlılarda çok önem verdiler. Bu önem onun maddi ve manevi varlığını büyüttü. Çeşitli mitler, öyküler, inançlar üst üste yığıldı.
Gerçi, Dünya'nın birçok yerindeki ünlü ibadethanelerin kendilerine göre mitleri vardır. Yapım zamanlarının eskiliğine göre, çeşitli garip inançların hedefi olmuşlardır. Fakat Ayasofya'nın bu alandaki ünü çok fazla. Onun her yanı garip öykülerle dolu...

Hem Hıristiyanlarca, hem de Müslümanlarca benimsenen ibadet yerlerinin en ünlüsü, Ayasofya...

Maketini arılar yaptı
Ayasofya birçok kereler yapıldı ve yıkıldı. En son yıkılışı da Bizans tarihinde geçen Nika isyanı sırasında oldu. M.S. 532 yılındaki bu isyan sırasında Ayasofya Bizans İmparatoru Justinyanus kiliseyi yeniden yaptırmaya karar verdi. Yapacak mimarı bir türlü bulamadı. O günlerde çok ilginç bir olay oldu. Bir dini ayin sırasında elindeki kutsal ekmekçiği bir arı kapıp kaçtı. İmparator arının saklandığı peteği bulup getirene ödüller vaat etti. Sonunda birisi bulup getirdi. Hayretle gördüler ki, petek mabet maketi şeklindeydi. Mabedin mihrap yerinde de kutsal ekmek duruyordu.

Beyazlı delikanlının getirdiği altın
Sonra yapım başladı. Sıra kubbeye geldiğinde para bitmişti ve durmak zorunda kaldılar. İşte tam bu sırada, beyazlar giymiş bir delikanlı ortaya çıktı. Beraberinde çuvallarla yüklü katırlar da getirmişti. Delikanlıyı, İmparator Justinyanus'un huzuruna çıkardılar. İmparator çuvalların içindeki altını görünce, şaşkınlığını gizleyemedi.
Justinyanus buna çok sevindi. Olayı yakınlarına anlattı. Fakat tılsım bozuldu. Beyazlı delikanlı bir daha görünmedi...

Mimar kaçıyor
Duvarlar kubbe seviyesine gelince bu defa, mimarbaşı ortadan yok oldu. Roma'ya kaçtığını öğrendiler. 7 yıl sonra mimar, Roma'daki işini de yarım bırakıp tekrar İstanbul'a döndü. İmparator, mimarbaşını görünce çok kızdı. Fakat mimarbaşı ona şöyle dedi:
"Bu koca yapının temelinin çok sağlam olması gerekir, eğer kalsaydım acele ettirecektiniz ve yapının sağlamlığı tehlikeye düşecekti."
Ayasofya'nın yapımı, 40 yıl sürdü. Büyük kubbenin üzerine altın bir haç takıldı. Bu haç o zamanlar öyle parlaktı ki, güneş vurunca, ışığı Alemdağ'dan,hatta Istranca Dağlanrından dahi görülüyordu.

Yılanlar imparatoriçenin cesedini yiyorlar
Justinyanus'un karısı İmparatoriçe Thedora,
güzelliğinden başka bir şey düşünmeyen çok günahkâr bir kadındı. Ölünce yılanların kendisini yiyeceklerinden çok korkuyordu. Bu nedenle kurşun bir lahit yaptırdı ve kilisenin büyük kapısı üzerine gömülmesini emretti.
Ancak efsaneye göre iki yılan, lahitte delikler açarak içeri girdiler ve cesedi yediler. Şimdi Ayasofya'nın giriş kapısı üzerinde görülen delikler yılanların açtığı delikler olarak kabul edilir.

Terleyen direk
Ayasofya'nın kıble tarafındaki kapılarından soldan sayılınca sonuncusunun iç tarafında bir mermer sütun var. Bu sütunun en büyük özelliği kış ve yaz nemli olması. Bu yüzden bu sütuna "terleyen direk" deniyor. Sütunun zemininden başlayarak bir buçuk metrelik bir kısmı bakır plakalarla kaplı.
İnanca göre sürekli baş ağrısı çekenleri, sindirim sistemi hastalıkları olanları ve sıtmaya tutulanları bu direk tedavi ediyor. Önce iki rekât namaz kılınıyor, sonra hasta avuçlarını önce bakır plakalara sonra da yüzüne sürüyor. Bu hareket üç kez tekrarlanınca hastalıklar iyi oluyor...
Ayrıca elleri çok terleyen kimselerin, direğin üzerinde bulunan deliğe parmaklarını soktukları ve artık ellerinin terlemediği birçok defalar görülmüş...


Terlemenin nedeni...
İnanca göre, Ayasofya'nın büyük bir kubbesi bir depremde yıkılınca, 300 rahip Mekke'ye gitmişler ve orada zemzem suyundan almışlar, bunu Mekke toprağı ile karıştırıp,bu sütunun altına harç olarak koymuşlar. Sütunun bu yüzden "terlediğine"inanılıyor.
Bir başka inanca göre de Hızır Peygamber, parmağım Ayasofya'daki deliğe sokmuş ve binayı Mekke'ye yöneltmiş yani
Kıbleye çevirmiş
Terleyen direğin ya da diğer adıyla ağlayan direğin öyküsü, görüldüğü kadarıyla Osmanlı döneminde ortaya çıkmış. İslam inançlarıyla beslenmiş.
Sütunun yapısının gözenekli olduğu ve kılcal damarlar yoluyla temeldeki suyıK emdiği ve bu yü zden terlediği, en geçerli bilimsel açıklamalardan biri. Ama acaba neden sadece bu direği gözenekli taştan yapmışlar? Bu soru cevapsız kalıyor...


Kuyudaki şifalı su
Ayasofya'nın içinde büyük salonun ortasında bir kuyu var. Eskiden bu kuyu kalp hastalığına tutulanların sık sık geldikleri bir yerdi. Bunlar üç cumartesi art arda aç karnına buraya geli}, sabah namazını kılar ve bu sudan içerlerdi.
Bu gelenek cami müze haline getirilene kadar sürdü. Kuyunun üzerinde yaklaşık 50 santim çapında, demir bir kapak var. 7 metrelik bir çubuk sarkıtıldığında dibine ulaşılamıyor. Su hâlâ mevcut, tadı tatlımsı ve mineralli.
Bu suyun ne tür bir bir bileşim taşıdığının, incelenmesi gerekir. Yüzyıllardır orada durduğuna göre acaba bozulmuş mudur? Sonra niçin kalp hastalığına iyi geliyor? Bu da düşündürüyor. Yoksa suyun bir özelliği mi var? Bu soruların cevaplarını, devletin yetkili kurumlarına bırakıyoruz.
Geçenlerde bilim dünyası çikolatanın içinde bulunan bir maddenin hormonal etki yaptığını açıkladı. Ama bu etki özellikle, aşk yüzünden kalbi kırılanların üzerinde görülüyormuş. Demek ki, bu madde,beyinde aşırı üzüntü yaratan merkezi etkiliyor. Ayasofya' daki kuyunun şifalı suyunun da böyle bir özelliği neden olmasın!

"Tabuta dokunursanız, Ayasofya yıkılır"
Ayasofya'nın orta kıble kapısı üzerinde bir tabut var. Sarı pirinçten yapılmış bu tabutta Kraliçe Sofya yatıyor.
Yalnız bir tehlike var, "Bu tabuta sakın dokunmayın" deniyor. Çünkü tabuta el sürü-lürse-jbüyük bir gürültü başlıyor ve tüm bina sallanmaya başlıyormuş.
Kubbenin dört tarafında birer melek resmi var. Bunlar Cebrail, Mikail, İsrafil ve Azrail'dir. Bu melekler kanatlarını açmış bir biçimde çizilmişler. İnanca göre Azrail, imparatorların ölümlerini, Mikail düşman saldırılarını, Cebrail ve İsrafil ise olacak olayları haber veriyor.
İnananlar, tabut ile bu melekler arasında bir ilişki kuruyorlar... Tabutun koruyuculuğunu da üstlenen melekler, ona dokunulmasına izin vermiyorlarmış.

Esrarengiz kapılar
Ayasofya'nın güney tarafında ufak ve dar bir koridorun ucunda örülmüş bir kapı var. Buna "açılmaz kapı" deniyor. Anlatılanlara göre Fatih Sultan Mehmet İstanbul'a girdiğinde Rum Ortodoks Patriği yanındakilerle bu kapının önünde dua ediyormuş.
Osmanlı ordusu kiliseye girince, Patrik bu kapıdan kaçıp kaybolmuş ve kapı bir daha açılmamış. Her paskalyada bu kapının önünde" kırmızı yumurta kabukları" ortaya çıkarmış...
Bir de "Kapanmaz Kapı" miti var. Fetih günü, Fatih'in ordusundan biri bu kapıya öyle bir vuruş vurmuş ki, kapı yere gömülmüş ve bir daha asla açılmamış...

Pençe nişanı
Binanın güneydoğusundaki kubbeyi tutan fil ayağının bir yüzünde 6 metre yükseklikte ele benzeyen bir iz var. Kuşaktan kuşağa anlatılanlara göre, fetih günü, Fatih Sultan Mehmet'in atı ürkmüş, Sultan eliyle bu kemere tutunmuş. Atı ise sütunun kaidesini zedelemiş. Buraya kadar bir şey yok. Ama pençe izinin yerden 6 metre yükseklikte olduğu ve bu yüksekliğe, hiçbir atın erişemeyeceği düşünülürse, olayın esrarı bir anda ortaya çıkıveriyor.

Gizli ayin
Bir başka olay Kanuni Sultan Süleyman döneminden. Gece bir derviş grubu camiye ibadet etmek için geliyormuş. Uzaktan Ayasofya' nın bütün ışıklarının yandığını görmüşler, içeriden ilahi sesleri geliyormuş.
Dervişler korkup içeri girmemişler, olay padişaha iletilmiş. Kanuni adamlarıyla bizzat gelmiş ve dışarıdan olayı aynen görmüş. Sonra içeri girilmesini emretmiş ama içeri girenler kimseyi bulamamışlar. Her yer kapkaranlıkmış. Bu da Ayasofya'nın, halk deyişiyle, pek tekin bir yer olmadığına işaret eden bir efsane...
Ayasofya'nın mucizelerinin sonu gelmiyor

Büyük kıble kapısının kanatlarının Nuh'un gemisinin tahtalarından yapıldığı bir diğer inanç. Eskiden deniz seferine çıkılmadan önce, yolcular bu kapıya gelir, dua eder ve Hz. Nuh'tan yardım dilerlermiş...
Ayasofya'nın hikâyesi bundan ibaret değil. Birçok defa yıkılıp, sonra yeniden yapılan bu güzel yapının tarihi, insanoğlunun Dünya'daki serüveninin küçük bir parçası sanki...

NoT : Alıntıdır Sunan Desperado Teşekkür Ederim...

Cihan

  • Ziyaretçi
Bursa Ulu Camiindeki Güneş Sistemi
« Yanıtla #10 : Ağustos 26, 2006, 10:11:21 ÖS »
Bursa Ulu Camiindeki Güneş Sistemi







NoT : Alıntıdır Sunan Arkadaşa Teşekkür Ederim...
« Son Düzenleme: Ağustos 27, 2006, 12:18:27 ÖÖ Gönderen: Cihan »

Cihan

  • Ziyaretçi
Dünyanın Gizemli 10 Nesnesi
« Yanıtla #11 : Ağustos 26, 2006, 10:43:20 ÖS »
Gelecegi gören harita
Cografya ve harita uzmani ünlü Türk denizci Piri Reis'in 1513'te çizdigi Afrika, Amerika ve Güney Kutbu'nu gösteren harita, ortaya çikarildigi 1929 yilinda ortaligi karistirdi. Çünkü Güney Kutbu'nun kesfi, haritanin çizilmesinden çok sonra, yani 1818'de gerçeklesmisti. Dahasi, Piri Reis'in haritasi, kitanin buz altinda kalmis sahil kesimlerini de gösteriyordu. Ancak kita üzerindeki buzlar, haritanin çizilmesinden tam 6 bin yil önce erimisti.


2 bin yillik pil
Alman arkeolog Wilhelm Konig tarafindan 1938'de Irak'in baskenti Bagdat'in yakinlarinda bulunan 2 bin yillik pil, bilim adamlarini saskina düsürdü. Konig, 13 santimetre boyundaki toprak bir kabin içine monte edilmis bir bakir silindir, onun etrafindaki demir çubuk ve testinin agzini kapatan asfalttan olusan bu nesneyi "dünyanin en eski pili" olarak tanimladi. Pilin 2 volt enerji ürettigi saptanirken, 1800'lü yularda modern pili icat eden Alessandro Volta adli Italyan kontunun da söhretine gölge düstü.


Bir nevi bilgisayar
1900 yilinda Girit açiklarindaki bir batikta arastirma yapan bilim adamlari ilginç bir cisme rastladi. Tahta bir muhafazanin içine yerlestirilmis bir dizi bronz disliden olusan bu garip nesnenin kasasi, yüzeye çikarildigi anda dagildi ve cihazin içindeki karmasik yapi ortaya çikti. Yapilan çalismalarin ardindan, bu aygitin Ay, Günes ve diger gezegenlerin konumlarini hesaplamak ve istendigi anda bunlarin pozisyonlarina yönelik tahminlerde bulunmak için gelistirildigi anlasildi.


Gizemli kuru kafa
Maya dönemine ait 1000 yillik bu kristal kuru kafa, tek bir blok kristal üzerine oyma olarak yapilmis. Nasil yapildigi hala anlasilamayan kuru kafanin altindan tutulan isik, dogrudan göz çukurundan yansiyor. Bu teknolojinin bugün bile mümkün olmadigi söyleniyor.


Alüminyumdan kemer tokasi
M.S. 300'lü yillarda ölen Çinli general Çou Çou'nun mezarinda 1956 yilinda bulunan kemerin tokasi, yüzde 85 oraninda alüminyumdan yapilmis. Ama dogada sadece bilesik olarak bulunan alimünyumun diger maddelerden ayristirilarak tek bir madde olarak kullanilabilmesi ilk kez 19. yüzyilda mümkün olmustu.

1000 yilda yapilan kent
Pasifik Okyanusu'ndaki Mikronezya adasi yakinlarina kurulu antik Nan Madol kentinin insasi, M.Ö 200'de basladi ve 1000 yil sürdü. 250 milyon tonluk dev bazalt bloklar kullanilarak yapilan bu kent, 100 yapay adayi kanallarla birbirine bagliyor. Bu kadar bazaltin bölgeye nasil getirildigi ise hâlâ sir.

Uzaylilara inis pisti
Peru'nun Pampa sahilindeki 450 kilometrekarelik alan üzerine çizili motifler, M.O. 300 üe M.S. 600 arasindaki dönemi kapsayan hayvan ve bitki sekillerini resmediyor. Nazca medeniyeti tarafindan yapildigi düsünülen bu garip motiflerin, uzaylilar için bir inis pisti vazifesi gördügü öne sürülüyor.

Concorde'un atasi
M.Ö 200'de yapildigi sanilan bu nesne, 1898 yilinda Misir'da bir lahitte bulundu. Ancak gerçek uçaklar icat edilene kadar ne oldugu konusunda kimse bir fikir beyan edememisti. 1972'de arkeolog Halil Mesiha bunun bir model uçak oldugunu, mükemmel bir aerodinamiginin bulundugunu ve kanatlarinin Concorde'u andirdigini iddia etti.

Çekicin sirri
Tahta sap ve demir tokmaktan olusan bu çekiç, 1936'da Teksas'ta 400-500 milyon yillik bir kayanin içine gömülü olarak bulundu. Modern bir aletin tarih öncesi bir kaya kütlesinin içine nasil girdigi bir yana, çekiçte kullanilan demirin günümüz demirlerinden bile saf olmasi bilim adamlarini hayrete düsürdü.

Harçsiz tas set
Peru'nun Cusco bölgesindeki bir Inka kalesinin etrafini 360 metre boyunca zikzak yaparak saran 9 metrelik setlerin yapiminda, tanesi 300 tona varan kireçtasi bloklari kullanilmis. Ancak hiç harç kullanilmamasina ragmen bu kayalar, arasina biçak bile sokulamayacak kadar mükemmel yerlestirilmis

Cihan

  • Ziyaretçi
Geleceği Görenler
« Yanıtla #12 : Ağustos 26, 2006, 11:03:50 ÖS »
Titanik faciası, Kennedy kardeşlerin suikaste kurban gitmeleri, Aberfan kömür ocağının çökmesi... Bu tür olayların çoğunda bir veya birkaç kişi önceden olacakları haber verdi. Geleceği görme yeteneği bazı insanlara verilmiş ilahi bir hediye mi?.. Yoksa, herkeste var olan anlaşılmaz bir gücün, zaman zaman ortaya çıkması mı..?


21 Ekim 1966'da, küçük bir madencilik kasabası olan Aberfan'da kömürle dolu bir tepe kasabanın üzerine kaydı, birçok insan öldü. ölenler arasında olayı önceden sezen bazı kişilerden biri olan, 9 yaşındaki Eryl Mai Jones da vardı

İnsanların gelecekte olacakları önceden görmelerinin çok yaygın olduğu biliniyor. Bu konudaki olaylar, ciltlerle kitabı doldurabilir.
Eğer gelecek önceden görülebiliyorsa, insan bundan neden yararlanmasınj Bu alanda en çok bilinen olaylardan bazılarını ele alıyoruz. Belki de geleceği görmenin ipuçları bu olaylardan yakalanabilir...

Helen'in annesini kim uyardı?
Amerika'da Philadelphia'da ilginç bir olay yaşandı. 1979 yılında bir sabah Bayan Helen Tillotson'un kapısı çalındı. Annesinin sesini işitti:
"Helen orada mısın? Beni içeri al." Helen kalktı ve kapıya koştu, annesi dışarıdaydı. Helen'in annesi, caddenin çaprazındaki bir apartmanda oturuyordu. Kadın, ısrarla kızına, sabahın erken saatlerinde neden gelip de kapısını çaldığını soruyordu...

Korkunç infilak
26 yaşındaki Helen, annesini iknaya çalıştı. Gece 11' de yatmış ve annesi kapıyı çalıncaya kadar uyanmamıştı. Annesi inatla iddia etti:
"Seni gördüm ve seninle konuştum."
Dediğine göre, Helen, annesine soru sormadan kendisini izlemesini söylemişti. İki kadın konuşurlarken dışarıdan büyük bir patlama duyuldu. Pencereye koştular. Bir gaz kaçağı sonucu meydana gelen infilak Helen'in annesinin dairesini tamamen yıkmıştı. Sonradan itfaiye şefi şöyle diyecekti:
"Eğer o anda içeride biri uyuyor olsaydı, hayatta kalmasına imkân yoktu."

Kadın hayatta kaldı
Helen uykuda mı yürüyordu? Yoksa annesi ruhsal bir rahatsızlık mı geçiriyordu? Açıklama ne olursa olsun, anne ve kız bir tehlikeyi önceden hissetmişler ve annenin hayatı kurtulmuştu.
Ender de olsa, birçok felaket öncesi böyle öngörüler tekrarlanmıştır. Yeterli sayıda örnek elimizde bulunmaktadır. Bazı insanlar bir an için geleceği görebilmektedirler.

Kaderini gördü
Jaime Castell İspanya'da bir otel yöneticisiydi. 1979 yılı başlarında, gece uykusunda bir sesin kendisine hitap ettiğini duydu.
Ses şöyle dedi:
"8 ay sonra bir çocuğun olacak. Onu görmeden öleceksin." Nitekim, bir zaman sonra Castell'in karısının hamile olduğu ortaya çıktı. Jaime Castell, durumu âdeta kabullendi. Türk parasıyla 25 milyon liralık bir hayat sigortası yaptırdı. Ölürse bu para ailesine verilecekti.

Aberfan faciası
Kaderini görenlerden biri de İskoçyalı küçük kız, Eryl Mai Jones'tu. 9 yaşındaki bu kız, 20 Ekim 1966'da annesine, rüyasında okuduğu okulun yerinde olmadığını ve simsiyah bir şeyin gelip bir yeri kapladığını gördüğünü anlattı.
Ertesi gün Aberfan'daki okuluna gitti ve yarım milyon tonluk bir kömür dağı kayarak bu küçük madencilik kasabasının bir bölümünü yok etti. Küçük kız ve çoğu çocuk olan 139 kişi bu faciada hayatlarını kaybettiler...

önceden sezenler
Aberfan faciasından sonra birçok kişi, olayı önceden sezdiklerini iddia ettiler. Londralı ruhbilimci Dr. John Barker soruşturmayı üzerine aldı ve 60 kişinin doğru söylediğini belirledi.
Facianın açıkça önceden ortaya konmasından çok etkilenmişti. İngiltere Önsezi Bürosu'nun daha sıkı çalışmasını istedi. Çünkü, bu büro görevini tam olarak yapmıyordu.
Dr. Barker'ın bütün ümidi, benzer kazalarda, bir erken uyan sisteminin kurularak can kayıplarının azaltılabilmesiydi. Ama ne yazık ki, böyle bir sistem kurulamadı...

Olay saati yaklaştıkça...
Benzer bir sitemin kurulabilmesi için, ABD' de çalışmalar yapılmaktadır. Özellikle San Francisco'da, San Andreas fay hattında oluşacak bir depremin, önceden belirlenebilmesi için çeşitli önseziler kaydediliyor. Yapılan analizlerden bir sonuç çıkarılmaya çalışılıyor.
Dr. Barker, Aberfan faciasıyla ilgili araştırmasını yaparken, önsezilerin kademe kademe arttığını belirledi. Olaydan bir gece önceyse önseziler tepe noktaya ulaşmıştı.
Bugün ABD'de Monterey ve Berkeley'de bulunan iki önsezi bürosu Aberfan faciasını örnek alarak veri toplamaktadır. Halktan gelen önsezileri değerlendirirken, benzer biri yoğunlaşmanın oluşacağı ümidindedirler...

Depremi bildi
Pearson, İskoçyalı işsiz bir kâhindi. Anlattığına göre Çevre Bakanlığı'na gitmiş, Glasgow yakınında bir deprem olacağını, dikkatli olunması gerektiğini haber vermişti.
Bakanlığın, işsiz kâhine ne cevap verdiği bilinmiyor ama gazete okuyucuları yazıyı eğlenceli buldular ve pek ilgilenmediler.
Fakat 3 hafta sonra deprem şoku onları yataklarında yakaladı. Glasgow'daki birçok bina yıkıldı, İskoçya'nın büyük bir kısmı hasar gördü. Britanya Adası'nda deprem çok nadir görülürdü, ama olmuştu bir kere. Hem JJ. de önceden haberi verilerek!..

Titanik'e, inşa edilen en güvenli gemi deniyordu. Ama 1912'de ilk seferinde battı . Yazar W. T. Stead (altda) olaydan yıllar önce, bu faciaya aynen benzeyen bir roman yayınladı.

Titanik'in romanı
Bir diğer unutulmaz kehanet, Titanik'le ilgilidir. Bu dev gemi 1912'de, ilk ve son yolculuğunda battı. 1898'de açlıktan ölmeme savaşı veren bir yazar olan Morgan Robertson, ünlü deniz kazasını 14 yıl önce esrarengiz ve korkutucu bir doğrulukla anlattı. Robertson, romanında 70.000 tonluk, dünyanın en güvenli gemisini anlatıyordu. Bu gemi, Atlantik'te bir buzdağına çarparak batıyordu. 2.500 yolcusu vardı, buna karşılık sadece 24 filikası bulunuyordu. Bu filikalar yolcuların yarısını bile kurtarmaya yeterli değildi.

Roman gerçek oluyor
14 Nisan 1912'de trajedi gerçekleşti. 66.000 tonluk Titanik, Atlantik'te buzdağına çarparak battı. Kitapta yazılı olduğu gibi yeterli filika yoktu.Sadece var olan 20 filika, can kaybının büyümesine yol açtı. Yine kitapta; verilen sayıya çok yakın olarak 2.224 seçkin ve zengin yolcu taşıyordu. Bu yolcuların 1.513'ü buzlu sularda yok oldu.


Uyardı ama kurtulamadı
Titanik'le ilgili bir diğer ilginç kehanet de. yıllar önce, bir Londralı gazeteci olan W. T. Stead tarafından ortaya atılmıştı. Okyanus taşımacılığı ile ilgili bir yazısının sonunda Stead şöyle yazıyordu:
"Eğer gemi sahihi şirketler, hu hiiyiik gemilerde, hu kınlar u: sayıda sandal bulundurmaya devam ederlerse, hir facia olabilir ve olacaktır da"
Ölüm. Stead'a kötü bir oyun oynadı. Titanik'in yolcularından biri de oydu ve yazdığı sebep yüzünden öldü.

Skylab neden düşecek?
Her önsezi çıkmaz. Bazen insanlar ilgiyi çekmek için uydururlar. Fakat, esas mesele, gerçekleşen önsezilerin nasıl ve hangi mekanizma ile ortaya çıktığıdır.
1979'da Amerikan Beyin ve Düşünce Bilimsel Vakfı, Teksas San Antonio'da bir deneme gerçekleştirdi. Skylab Uzay Aracı, o günlerde yörüngesinden çıkacak ve düşmeye başlayacaktı.
En çok merak edilen, olayın ne zaman olacağı ve aracın nereye düşeceğiydi. Bilim adamlarıysa bu sorulara cevap veremiyorlardı.
Vakıf, ruhsal yeteneği belirlenmiş kişilerden bir grup oluşturdu. Ayrıca isteyen de çalışmalara katılabiliyordu. Yaklaşık 200 kişi toplandı. Testler yapıldı. Uzun deneyler sonucunda ortaya çıkan sonuçlar analiz edildi. Skylab'in düşüşünden önce yayınlandı. Araç düştü. Deneycilerin bir kısmı 11 Haziran'da düşeceğini gerçekten bilmişlerdi. Bir iki kişiyse Avustralya'ya düşeceğini de bilerek büyük süpriz yaptılar.

En büyük kâhin: Nostradamus
Kehanet denince bütün dünyada herkesin aklına bir isim gelir: Fransız kâhin Michel Nostradamus. 16. yüzyılda yaşayan Nostradamus'un birçok kehaneti, şaşırtıcı bir doğrulukla gerçekleşmiştir. Üzerinde çeşitli yorumlar yapılmasına rağmen Nostradamus çok etkilidir. İşte onun çok ilginç kehanetlerinden biri:
"Limanın yakınında iki kentte, iki büyük felaket olaeak. Daha önce höyle hir felaketin benzeri görülmeyecek. Açlık ve salgın hastalıklarla beraber halk yok olacak. Büyük ve Ölümsü: Tanrı'dan yardım dileyecekler."

Atom bombalarını mı kastetmişti?
Bu kehanet nedir? Nostradamus yorumculan, kâhinin bu kehanetinde 1945'te Hiroşima ve Nagazaki'ye atılan atom bombalarını anlattığını söylüyorlar.
Ama bombaların atılmasından evvel, kimse bu kehaneti bu şekilde kullanamadı ya da açıklayamadı. Bazı görüşlere göre Nostradamus'un yazdıklarının değeri asıl buradadır. Yani önemi sonradan anlaşılacaktır. Nostradamus, gerçek değerini, günümüzden de daha ileride bir zamanda bulacaktır.

Kennedy'ye suikast
Günümüzde yaşayan modern bir kâhin de Amerikalı Jeanne Dixon'dır. Dixon, Başkan John F. Kennedy'nin, kardeşi Robert Kennedy' nin ve zenci lider Martin Luther King'in öldürüleceklerini önceden haber verdi.
John Kennedy başkan olmadan
Jeanne Dixon, Başkan Kennedy'nin ölü mü nü haber verdiği zaman, suikasta 11 yıl vardı ve Kennedy başkan bile değildi... O zamanlar Jeanne Dixon ünlü bir kâhin değildi.
1952'de bir sabah Washington'da St. Matthevv Katedrali'ne dua etmek için geldi. Meryem Ana'nın önünde diz çökmeden önce birden gözlerinin önünde Beyaz Saray'ı gösteren bir görüntü belirdi. Karanlık bir bulutun içinden 1-9-6-0 sayılarını okudu.
Genç, mavi gözlü bir adam, bu sayıların kapısında yazıldığı bir odanın önünde duruyordu. Bir ses kadının beyninde yankılanarak, o adamın Demokrat Parti'den olduğunu, 1960'da başkan olacağını ve görev başındayken öldürüleceğini söyledi... Jeanne Dixon bu öngörünüsü yıllar sonra, bizzat Başkan'a kadar ulaştırdı. Kennedy, buna pek önem vermedi.

Bu kez de Robert Kennedy'yi biliyor
Jeanne Dixon, Başkan'ın kardeşinin öldürüleceğini ise, çok daha ürkütücü bir şekilde haber verdi. Dixon, artık bütün Amerika'da tanınıyordu. Bir gün Los Angeles'ta Ambassador Oteli'nde bir yemekteydi. Hayranlarının çeşitli sorularına cevap veriyordu. Bir kadın ona Robert Kennedy'nin başkan olup olamayacağını sordu. Dixon işte tam o anda siyah bir perde gördü. Konuşurken görmeden bakıyordu ve soruya şöyle cevap verdi:
"Hayır, olamayacak. O asla Birleşik Devletler Başkanı olamayacak, çünkü bu otelde bir facia olacak."
Bir hafta sonra, Robert Kennedy aynı otelde vurularak öldürüldü. Bundan sonra da Jeane Dixon'ın kehanetleri doğru çıkmaya devam etti.
Kardeşini tabutta gördü
Çok ilgi çekici olaylardan biri de Amerikalı yazar Mark Twain'in başından geçti. Ünlü bir yazar olmadan Tusain, Mississippi Irmağı üzerinde çalışan yandan çarklı gemilerde miço yamaklığı yapıyordu. Kardeşi Henry de aynı gemide kâtipti.
Bir gün Mark Twain. St. Louis'te, kız kardeşine gitmek için gemiden ayrıldı. O gece rüyasında kardeşi Henry'nin metal bir tabut içinde yattığını gördü. Tabut iki sandalyenin yanında duruyordu ve Henry ellerinde bir tanesi koyu kırmızı olan, beyaz çiçeklerden yapılmış bir buket tutuyordu.Gemi havaya uçuyor
Mark Twain birkaç gün sonra gemiye döndü. Sonra o gemiden ayrılarak bir başkasında çalışmaya başladı. Kardeşiyse aynı gemide kaldı. Twain, Greenville'deyken, kardeşinin çalıştığı geminin havaya uçtuğunu ve 150 kişinin öldüğünü öğrendi.
Twain, hastaneye gittiğinde, kardeşi Henry hâlâ yaşıyordu ama ağır yaralıydı. 6 gün Ve gece, ölünceye kadar kardeşinin başında bekledi, sonunda ağır bir uykuya daldı. Uyandığında, Henry'nin cesedinin odadan götürülmüş olduğunu gördü, sorarak yerini öğrendi.
Ne gördüyse çıktı Rüyasında gördüğü tablo aynen karşısındaydı. Henry iki sardalyenin yanında duran metal bir tabutta yatıyordu. Fakat eksik bir şey vardı: Çiçekler. Birden kapı açıldı ve elinde bir buketle genç bir kadın içeri girdi. Biri kırmızı olmak üzere çiçeklerin tümü beyazdı. Kadın çiçekleri Henry'nin elleri arasına koydu ve dönerek dışarı çıktı. Mark Twain, geleceği tüm ayrıntılarıyla günler önce görmüştü.

Zaman kayması mı?
Bütün bu olaylar nasıl açıklanacak? Tesadüf deyip işi geçiştirmek mümkün değil... Bu alanda kavranması çok güç bir teori var. Oda şu: Geçmiş, bugün ve gelecek bir bütündür. Yani, zaman bir bütündür. Parçalara ayrılamaz. İnsan, isterse zamanın bütün parçalanın aynı anda görebilir. İsterse, geçmişte yaşanan bir olayı, isterse gelecekte olacak olanı... Ama nasıl ve hangi insanlar?.. İşte işin buyanı bir türlü açıklanamıyor. Ortada sadece olaylar var. Bazı insanlar bilerek ya da bilmeyerek geleceği görüyorlar... Belki de bu yetenek herkeste var. Ve bir gün ortaya çıkarılacak...

26 Mayıs 1979 akşamı, dünya çok büyük bir uçak kazasını öğrendi. ABD'de Chicago Havaalanı'nda düşen bir DC-10 alevler içerisinde infilak etmişti. 273 kişi kaza sırasında yanarak öldü.
Bu haber, yayınlanırken, Cincinatti'de 23 yaşında bir büro yöneticisi olan David Booth dehşetle ayağa fırladı. Kazadan evvelki on gün boyunca, böyle bir uçak kazasının rüyasını görmüştü.
Önce bir motor sesi işitiliyordu. Sonra bir DC-10 görünüyor ve korkunç bir gürültüyle düşüyordu. Sonra her tarafı, portakal ve kırmızı renkli alevler sarıyordu.
Bu dehşet verici olayı Booth fazla saklayamadı, 22 Mayıs'ta yani kazadan 4 gün evvel Cincinatti Havaalanı'na telefon ederek Federal Havacılık Bürosu'nu aradı. Amerikan Havayolları'na durumu anlattı.Booth, kazanın nerede olacağının bilinebilmesi için gördüğü tüm ayrıntıları, çevrenin durumunu, uçağın şeklini, özelliklerini, her şeyi anlattı. Ama kimseyi inandıramadı.Havayolu şirketinde çalışan halkla ilişkiler uzmanı Jack Barker, kazadan sonra şöyle diyordu:
"İnanılmaz bir şey, Booth'un anlattığı. Her şey kazaya uyuyordu. Küçük farklılıklar vardı ama uçağın uçuş çizgileri bile tutuyordu.
En önemlisi, aynen onun anlattığı gibi uçak ters dönerek devrildi. Booth uçağı üç motorlu olarak tarif etmişti. Kazanın olduğu Chicago Havaalanı'nı da olduğu gibi anlatmıştı."


NoT : Alıntıdır Sunan Arkadaşa Teşekkür Ederim...


Cihan

  • Ziyaretçi
Gerçek Korkuyu Tatmak İstermisniz
« Yanıtla #13 : Ağustos 26, 2006, 11:31:51 ÖS »
Ömeli NotLar ; Lütfen kalp sorunu yada buna benzer hastalığı olan anlatınlarlı uygulamasın.
                    Bu tamamen orjinaldir. Hiçbir yerden alıntı değildir.
                    Herşeyi uyguladıktan bir sorun çıkarsa hiç bir şeyden mükellef (sorumlu değilim)



Evet başlıktada belirttiğim gibi gerçek korku. Bunu yaşamak için belli standartlarda bir ortam olması lazım işte ortamın özellikleri:

1. Ortam sessiz olacak sadece-ancak bir ses olabilir bir cihaz sesi bilgisayar gibi-
2. Gece lambası hafif şekilde açık olacak yada oda tamamen karanlık olcak
3. Odanın perdesi açık olcak
4. Ortamınızı buna göre ayarladıktan sonra...
5. İlk önce korkunç hikayeler okuyun.
6. Kendinizi çok iyi düşenbileceğiniz konuma getirin. Örnek vermek gerekirse yatağın içine girin.
7. 3. olarak okuduğunuz hikayeden yola çıkarak bir senaryo oluşturun aklınızda.
8. Artık korkmaya başlıyacaksınız ve ışığı açmak isteyeceksiniz ama sakın açmayın yoksa o kadar yaptığınız şey boşa gider.
9. Ve şimdi sıra geldi asıl yere buraya kadar herşey tamam şimdi kendinizi öyle hazırlamnız lazımki hatta kapının önünde birisi dursun.
10. Evet konsantre olmanız lazım. Dikkatiniz hiç dağılmamalı kendinizi buna inandırmanız lazım.
11. Bütün bunları yaptıktan sonra kendinizi korkutmaya başlayın vampir gelcek filan. Artık korkmaya başladınız. Ve bir senaryo oluşturun kafanızda
     evet korkuyorsunuz. Yaklaşık aklınızda bu senaryoyu yaşayın yaklaşık yarım saat olsun.
12. Artık biliçaltınızda etkilenmeye başladı.
13. Biraz daha zaman geçtikten sonra iyice korkcaksınız. Korkunun tadını alcaksınız.
14. Ve sonunda aklınızdaki unsurlar gözükmeye başlıyacak ve herşey sanki gerçek olcak. İlk 10 dk çığlık atamayacaksınız. Daha sonra çığlı atın ve
     kendinizi kurtarın. Eğer devam etmek istiyorsaınız kalp krizi geçirip ölürüsünüz. Yada korkudan ödünüz patlar bunun sonucunda ölürüsünüz.

NoT : Alıntıdır Sunan Arkadaşa Teşekkür Ederim...
« Son Düzenleme: Ağustos 27, 2006, 12:19:47 ÖÖ Gönderen: Cihan »

Cihan

  • Ziyaretçi
Gerçekten Ay'a Gidildi mi..?
« Yanıtla #14 : Ağustos 26, 2006, 11:35:26 ÖS »



NoT : Alıntıdır Sunan Arkadaşa Teşekkür Ederim...
« Son Düzenleme: Ağustos 27, 2006, 12:20:03 ÖÖ Gönderen: Cihan »