Sitemiz Onbinlerce sayfa ve özgün fotoğraf içermektedir. Aradığınıza kolay ulaşmak için yukarıdaki arama kutusunu kullanabilirsiniz. İlginiz için teşekkür ederiz! - Please use this search for thousands of articles from our site

Gönderen Konu: Halk Edebiyatı, Halk Hikayeleri, Halk Şiiri  (Okunma sayısı 1493 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Supermoderator

  • Yönetici
  • Meraklı Lahana
  • *****
  • İleti: 137
  • http://www.karalahana.com/
    • E-Posta
Halk Edebiyatı, Halk Hikayeleri, Halk Şiiri
« : Şubat 05, 2013, 05:52:36 ÖS »
HALK EDEBİYATI
Meydana getirenleri belli olan ve olmayan (anonim) edebiyat ürünlerine denir. Sözlü olduğu için, halk arasında dilden dile geçtikçe zaman, şahıs, bölge faktörlerine bağlı olarak değişikliğe uğrar.
Halk edebiyatı kavramının da sınırları kesin çizilmiş değildir. Geniş bir ifadeyle, divan edebiyatı dışında kalan saz ve tekke şiiri türündeki ferdî ürünlerle, malzemesi dile dayanan atasözleri, destanlar, masallar, hikâyeler, fıkralar, bilmeceler, maniler, türküler, ağıtlar, ninniler, köy temsilleri, meddah, karagöz, ortaoyunu, kukla vb. akla gelir.
Halk edebiyatı tabiri oldukça yenidir.
Avrupa’da “halk” hayatının maddî ve manevî yönlerinin araştırılması “folklor” ilmini doğurdu. AvrupalIlar folklor çerçevesinde değerlendirdikleri malzemesi dile dayanan destan, masal, atasözleri, bilme
ce, türkü, ninni cinsinden anonim ve ko lekt.f karakter tanıyan eserleri “la literatüre orale", “la litt'eratüre populairc" adları altında topladılar.
Bizde de, Ziya Gökalp, Fuad Köprülü, Rıza Tevfik, A.Kutsi Tecer, P.Naiiî Bo ratav, Şükrü Elçin gibi bilginler ve sanatçılar, halkın tasarrufundaki gelenek mahsûlü eserleri Türkçede tercüme yoluyla "halk edebiyatı" diye adlandırdılar. Yalnız Fuad Köprülü, A.K.Tecer, P.N. Bo ratav ferdin damgasını taşımayan eserleri edebiyatın dışında tutmuşlardır. Şükrü Elçin bu fikre katılmaz: Milletlerin en eski hayatlarında meydana getirilen eserler ferdin malı olmaktan çok cemiyetin ürünüdür ve bu ürünler onların zevk ve düşüncelerine tercüman olmuşlardır. Bu gün asıl edebiyat sayılan ürünler, zaman içinde bu eserlerin tekâmülü ile meydana gelmişlerdir. Sonraki devrelerde ortaya konan ferdî manzum eserlerin vezin, kafiye, şekil gibi unsurlarda ilk ürünlerin teknik ve geleneğine bağlı kaldığını unutmamalıyız. Bunun için anonim ve kolektif karakter taşıyan ürünleri “halk edebiyatı” içinde göstermek gerekir.
Halk edebiyatının dili, Türk halkı arasında yaşayan konuşma dilidir. Divan edebiyatının aksine Arapça ve Farsça kelimeler çok az geçmiştir. Bunlar da, Türklerin hayatında önemli yer tutan dinî kelime ve kavramlardır.
Halk edebiyatında İslâmlık öncesi pek çok unsur İslâmî karakterle karıştırılarak inanç sistemine uygun hale getirilmiştir.

HALK HİKÂYELERİ
Gerçek ve hayali biriakım olayların, maceraların hususî bir üslupla nesilden ne sile anlatılmasına denir. P.Naiiî Boratav, halk hikâyelerini destanlardan şu özelliklerle ayırır: Hikâyeler, 1. Mutlaka tarihî bir vakaya dayanmaz, 2. Nazımncsir karışıktır: Zamanla nesir kısmı ağırlık kazanır, 3. Şahısların ve olayların anlatımında gerçekçi tavır takınılır, 4. Kahramanlıktan çok aşk maceralarına yer verilir.
Şükrü Elçin de halk edebiyatım sistematik sınıflandırmanın yerine kültür tarihi bakımından sınıflandırarak örnekler verir:
"1) Türk kaynağından gelenler: Dede Korkut hikâyeleri, Köroğlu ve kollan, saz şâirlerinin hayatları etrafında teşekkül
edenler: (Kerem ile Asit, Âşık Garib ile Şah Sanem, Şah İsmail, Karacaoğlan He İsmi gân Sultan vb.) Doğu Anadolu’da âşık hikayeciler in söylediği hikâyeler: (Dede Kastm’ın "Tabir Mirzâ”sı, Fakirî’nin “Kerem'in Erzincan Balları”, Feryâdi nin "Kara Gelin "i, Şenlin'in “Sevda kâr”ı “Lâtif Şâh’’t ve “Salman Bey’i; Güney Anadolu ’da aşiretler arasında yaygın türkülere bağlı bozlak adını alan eserler: (Genç Osman, Gündeşlioğlu, Demirci vb.); şehirlerde hikâyeciliği sanat haline getiren meddahların türlü konularda söyledikleri ve sonradan yazıya, kitaba geçenler: (Sansar Mustafa, Hançerli Hanım, Letâifnâme, Cevrî Çelebi vb.)
2)   Arapİslâm kaynağından gelenler: "Leylâ ile Mecnun, Binbir Gece, Ebu Müslim, Gazavâtı Ali (Hazreti Ali Cenk leri), Veysel Karânî, Battal Gazî, Dâniş mendnâme vb. ”
3)   lranHind kaynağından gelenler: Ferhâd ile Şirin, Kelile ve Dimne (Pança tantra) vb. olmak üzere üç kolda toplayabiliriz.
Türk duygu, düşünce ve hayalinden doğmuş olanlarla birlikte ayrı kaynaklara bağlı, bir kısmı divân edebiyatı yolu ile halkın tasarrufuna geçen bu mahsûller, "nazımnesir (Hindçe’de bu şekle Çampu adı verilmektedir), nesir veya nazım biçimleri ile karşımıza çıkarlar. Bunların konularını  Nasreddin Hoca ve Bektaşî fıkraları gibi sırası geldikçe herkes tarafından anlatılabılen, üslûp endîşesinden uzak 12 motife dayalı, kısa, fikrî, felsefî, mizahî karakter taşıyan müstakil hüviyet kazanmış mahsulleri ayrıca düşündüğümüz takdirde "aşk" ve “kahramanlık" teşkil eder. Birinciye "Kerem ileAslı”yı, İkinciye "Dânişmendnâme”yi örnek gösterebiliriz.
Türk hayatında Eski Uygur devresinden itibaren bazı malzemesi ete geçen ve hususiyle Dede Korkut’da roman karakterinin izlerini yakından takip ettiğimiz bu mahsûllerin bir kısmı anonim, bir kısmı ferdîdir. Anonimlerin yaratıcıları zamanla unutulmuş ve cemiyetin ortak matı haline gelmişlerdir. Ferdî olanlar ise sanatkârların ortaya koyduğu hikâyelerdir. Bu hikâyelerin kendilerine mahsus biçim kazananlarına Doğu Anadolu’da “tasnif ” ve yaratıcılarına "musannif ’ (tasnif edici) adı verilir. Fakirî’nin “Kerem'in Erzincan Bağları”, “Feryâdî’nin “Kara Gelin "i,
Şenlik'in üç hikâye*•: "Sevdâkâr, Loti: Şâh, Salman Hey i. Behçet Mâhir’in "Er çişli Emrah ik• Sel'• t Hân birer tasnif eserdir.
Doğu Anadolu'da eser veren âşık hikâyeciler, soıı tkt asırdan her. jkip ece biidiğimiz hikâyelerini eski destan î:,seneğine bağlı saz şairlerinin \ r/ur /.• > ketle baz: değişiklikler yaparı:' tasnif ette gelmişlerdir
Hikâyeler u/unlukbsalık durumın veya konularına göre iki bok: ' op ı mıştır:
1   Sevda hikâyeleri (Kerem, Âşık Ca rip, Elif ile Mahmud, Tahir ile Ziihrı vb),
2.   Kahramanlık hikâyeleri (Köroğlu, Kirmanşah vb.)
Hikâyeler genellikle belli kalıplarla söv lenirler. Çoğu “Raviyânı ahbâr ve nâkilânı âsâr ve muhaddisânı rûzigâr şöyle rivâyet ederler ki...” diye başlar. "Aldı bakalım ne dedi. ” tabirinde ' ‘aldı ‘ ‘sazı eline aldı ’’ anlamındadır. Birinci ifadenin yazılı gelenekten sözlü geleneğe, ikinci ifadenin de sözlü gelenekten yazılı geleneğe geçtiği anlaşılmaktadır.
Hikâyelerin belli bir anlatış şeması vardır. Âşıkhikâyeci sazı eline alarak önce fâ’i latün fâ’ i lâtiin fâ’ilâtiin’den ibaret ve öze! bir ezgiyle okunan dîvânîsiyle faslı açar.
Divanî, sevdiği veya usta kabul ettiği bir şaire aittir. Bu türkülere üstadnâme adı verilir. Türkünün sonunda “usta”ya rahmet okunur, dinleyenler “âmin” derler.
Sonra âşıkhikâyeci kendi divânesiyle faslı sürdürür. Fasıldan sonra “döşeme” ye geçilir. Döşeme, saya (nesir) veya nazımnesir bir tekerlemeden meydana gelir. Bu bölüm dinleyiciyi hikâyeye hazırlar. Asıl konuyla ilgisi yoktur. Seçili cümlelerle dinleyicilere doğruluk, fazilet, yurt ve millet sevgisi gibi hasletlerden bahsedilir veya âşıkhikâyeci mizah unsurları katarak olmayacak olayları kendi başından geçmiş gibi anlatır. Hikâyeye klişe bir dua ile başlar. Âşıkhikâyeci, aslını bozmamak şartıyla hikâyeyi genişletir. Müstakil hikâyeler de katabilir. Buna karavelli denir.
Hikâyenin bitiminde duvakkapama adı verilen muhammes (beşli) bir türkü söylenir. Hikâyenin sonunda sevdalılar birbirine kavuşmuşsa duvakkapamalar sevinci ifade eder. Hikâye, sevdalıların kavuşamadığı veya kahramanın öldüğünde ise

HALK ŞİİRİ

Halk şiırıııi sadece halk edebiyatı sahasına giren mani, türkü gibi anonim şiirlerden ibaret savmak doğru olmasa gerekir. Başlangıçta halk edebiyatı, âşık edebiyatı gibi ayrımlara gidilmediği, ayrıldıktan sonra da dil, tür, ölçü gibi ortak özellikleri taşıdıkları için, anonim şiirler ile söyleneni belli şiirleri halk şiiri kavramında değerlendirmek inceleme metodu açısından daha uygundur.
Türk halk şiiri geleneğini, yazının bilinmediği devirlere kadar çıkarmak mümkündür. Divânü Lügati’tTürk’teki manzum parçalar, Maniheizm ve Budizm’den kalan eserler Türk halk şiirinin geçmişi hakkında bir fikir verebilir. Şiir geleneği yüzyıllar boyu şekil ve muhtevada fazla değişikliğe uğramadan devam etmiştir. Zamanla aynı şekil değişik isim almış veya aynı isimde anılmıştır.
Halk şairleri eskiden toplumun önemli bir üyesi sayılırlardı. Kopuz eşliğinde söyledikleri şiirler, halkın acılı ve sevinçli günlerinde büyük tesir uyandırdı. Ozanların şairliklerinin yanı sıra büyücülük ve hekimlik gibi görevleri de vardı
Şairler, Türk kavimleri arasında çeşitli adlar almışlardır. Altay Türkleri "Kam". Kırgızlar “Baksı (Bakşı, Bahşı”, Yakutlar “Oyun” Tonguzlar, “Şaman”, Oğuzlar “Ozan” demişlerdir.
Halk şiirinin nazım birimi dörtlük, vezni hece veznidir. Çok az olmakla beraber aruz vezninin kullanıldığı da görülür. Kafiye yapısı genellikle yarım kafiye esasına dayanır.
Söyleyeni belli olsun veya olmasın türkü, mani, ağıt, destan, İlâhi, ninni, tekerleme gibi türleri halk şiiri kavramına sokabiliriz. Halk şiiri türlerinin hepsinin
türkü diye anıldığını ve şarkı, ağız, hava, deyiş, deme gibi kelimelerin de türkü kavramını karşıladığını görürüz

Karalahana Karadeniz Forum

Halk Edebiyatı, Halk Hikayeleri, Halk Şiiri
« : Şubat 05, 2013, 05:52:36 ÖS »