Sitemiz Onbinlerce sayfa ve özgün fotoğraf içermektedir. Aradığınıza kolay ulaşmak için yukarıdaki arama kutusunu kullanabilirsiniz. İlginiz için teşekkür ederiz! - Please use this search for thousands of articles from our site

Gönderen Konu: Sivas, Sivas fotoğrafları, Sivas gezlecek yerler  (Okunma sayısı 3883 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı admin

  • Macukali
  • Yönetici
  • Lahana Turşusu
  • *****
  • İleti: 9440
  • Cinsiyet: Bay
    • Karadeniz Bölgesi
    • E-Posta
Sivas, Sivas fotoğrafları, Sivas gezlecek yerler
« : Ocak 31, 2013, 04:43:53 ÖS »

Sivas




Sivas Mezopotamya ve Karadeniz arasında kervanların geçtiği bölgede olduğu için, Selçuklular döneminde tüccarların ziyaret ettiği bir merkez haline gelmiştir. 13.yüzyıla ait Gök Medrese, çifte minareli medrese ve mavi medreseleri çini sanatı açısından mutlaka görülmeye değer yerlerdir. Ulu Camii ise 1100 yılında inşaa edilmiştir. Ayrıca Sivas Türkiye'nin yüzölçümü açısından en büyük ikinci ilidir, başka bir özelliği ise Türkiye'nin köy adedi en çok olan ili olmasıdır. Sivas coğrafi açıdan kıraç, yeşili maalesef az, sert iklimli bir yerdir. Sivas'ın başlıca geçim kaynakları tarım ve hayvancılıktır. Ikliminin elverdiği ölçüde yetiştirilebilen ancak tahıl ürünleri, şeker pancarı, patates gibi ürünlerdir.
Türk İstiklâl Savaşının temellerinin atıldığı, Selçuklu devrinin dev eserleriyle süslü, yüzölçümü bakımından Konya’dan sonra ikinci sırada yer alan bir ilimiz. Sivas ili topraklarının büyük kısmı İç Anadolu’nun yukarı Kızılırmak bölümünde diğer kısımları ise Karadeniz ve Doğu Anadolu bölgesinde olup, 35° 50’ ve 38° 14’ doğu boylamları ile 38° 32’ ve 40° 16’ kuzey enlemleri arasında yer alır. Kuzeyden Giresun, Ordu ve Tokat; doğudan Erzincan; güneyden Malatya, Kahramanmaraş, Kayseri; batıdan Yozgat illeriyle çevrilidir. Trafik numarası 58’dir.







İlçeleri
Yıldızeli, Şarkışla, Divriği, Suşehri, Kangal, Hafik, Koyulhisar, Akıncılar, Gölova, İmranlı, Zara, Altınyayla, Doğanşar, Gemerek, Gürün, Ulaş, Paşamçayır


İsminin Kökeni
Şehrin ismi kentin antik dönemdeki adı olan Sebastia sözcüğünün evrimleşerek türkçeleşmesiyle bugünkü halini almıştır. Sebastia ismi de yunancada 'saygıdeger, yüce' anlamına gelir ki, Latince Augustus'un yunanca karşılığıdır. Bu da pontuslar tarafından kurulan kentin Roma İmparatoru Augustus onuruna onun ismiyle adlandırıldığına delalet eder.
Halk arasindaki rivâyetlere göre ise Sivas kurulmadan önce ulu ağaçlar altında kaynayan üç pınar varmış. Bu pınar Tanrıya şükür, ana ve babaya minnet ve küçüklere şefkat duygularını ifâde edermiş. Bu üç pınara “Sipas Suyu” denirmiş. Zamanla mukaddes sayılan bu üç pınarın etrâfında küçük bir yerleşim merkezi kurulmuş ve “Sipas” ismi verilmiştir. Diğer bir rivâyete göre ise Sivas ismi eski kavimlerden“Sibasipler”den gelmektedir. Sivas ilk çağlarda Talavra, Megalapolis, Karana ve Diyapolis isimleriyle anılmıştır.
Sivas ismi ile ilgili bir başka rivâyete göre ise, kentin adı Farsçada “üç değirmen” mânâsına gelen “Sebast” kelimesinden gelmektedir; Sebast ismi zamanla halk dilinde Sivas olarak yerleşmiştir.


Tarihçe
Sivas'ın bugünkü sınırları içerisinde yer alan Hafik Gölü, Pılır Höyüğü, Zara Tödürge Gölü kıyısındaki Tepecik Höyüğü ile Kangal İlçesi Çukurtarla ve Kavak Nahiyesi Höyük değirmeninde Prehistorik buluntular elde edilmiştir. Yıldızeli Argaz Höyük ve çevresinde Kalkolitik çağ (maden taş devri M.Ö.5000-3500) ile Tunç devri (M.Ö.3000-1500) buluntuları elde edilmiştir. Sivas'ın yazılı tarihi M.Ö.2000 yılı başlarında Hititlerle başlamakta olup, merkez Tatlıcak Köyü ile Uzuntepe köylerinde bulunan höyük ve Gürün Şuğul Vadisindeki Hititçe yazılar başlıca Hitit yerleşim alanlarıdır. Balkanlar üzerinden Anadolu'ya gelen Friglerin Hititleri ortadan kaldırmaları sonucu Sivas'ta Frig yerleşimi Hitit yerleşim alanlarının üst katlarında görülmektedir. Lidyalılar zamanındaki meşhur Kral Yolu da Sivas'tan geçmektedir. Anadolu'daki Pers egemenliğinden sonra kurulan şehir devletlerinin zamanla Roma İmparatorluğuna bağlandığı, önemli yol kavşağı üzerinde bulunan şimdiki şehir merkezinin iskan edildiği ve Sebasteia adını aldığı bilinmektedir. Bu ad, rivayete göre Pontus Kralı Polemonos'un karısı Pitodoris'ce verilmiş ve Roma İmparatoru Augustus'a ithaf edilmiştir. Roma İmparatorluğu hakimiyetine giren şehir, 395'te Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğuna ayrılan topraklar içerisinde kaldı.1059'da Anadolu'ya giren Türkmen güçleri ve 1064'te Alparslan'ın önünden kaçan Selçuklu şehzadesi Elbasan Sivas yöresinde kısa süre hakimiyet sağlamışsa da, bölgenin Türk egemenliğine girmesi 1071 Malazgirt Zaferinden sonra gerçekleşti. Kısa bir süre Selçuklu hakimiyetinde kalan Sivas'ta 1075'te Danişmend Beyliği kuruldu. Danişmend Beyliğinin taht kavgaları ile zayıf düşmesinden sonra Anadolu Selçuklularını yeniden birleştiren I.Mesud, 1152'de Sivas'ı ele geçirdi. Bizanslıların da karıştığı taht ve egemenlik kavgaları sırasında Anadolu Selçukluları ile Danişmendliler arasında sürekli el değiştiren Sivas, 1175'te II.Kılıçarslan tarafından kesin olarak Selçuklulara bağlandı. Daha sonra İzzeddin Keykavus Sivas'ı başkent yapmış, uzun müddet Sivas'ta kalarak günden güne genişleyen Sivas Şehri mamur edilmiş ve 1217 yılında Şifaiye Medresesini yaptırmıştır. İlim adamlarını Sivas'ta toplayarak şehri büyük bir ilim merkezi haline getirmiştir. İzzeddin Keykavus'un türbesi, yaptırdığı medrese içinde bulunmaktadır. 1220 Yılında İzzeddin Keykavus ölünce yerine I. Alaeddin Keykubat hükümdar oldu. Bu dönem Anadolu Selçuklularının en parlak dönemi oldu. Moğol istilasını dikkatle izleyen ve önlemler almaya çalışan sultan 1224'de Sivas'ı surlarla çevirerek korunaklı duruma getirdi. Yerine geçen II.Gıyasettin Keyhüsrev'in kötü yönetimi sırasında sıkıntı çeken halk, 1240 yıllarında ayaklanarak Sivas'ı yağmaladı. Selçuklu askerlerinin sivilleri sindirmek için seferber olduğunu gören Moğollar Anadolu'yu ele geçirmek üzere harekete geçtiler. Gıyasettin Keyhüsrev'i 1243'te Kösedağı Savaşında yenilgiye uğratan Moğol güçleri, Sivas'ı işgal ettiler. Moğollara bağımlı duruma gelen Selçukluları, bir süre de Moğollar tarafından kurulan İlhanlı devleti ile idare etti. Sivas ili bu dönemlerde büyük bir gelişme göstererek önemli bir ticaret ve bilim kenti olmuştur. Anadolu'da yarım asır kadar devam eden İlhanlılar devrinde Vali Demirtaş Sivas'a yerleşmiş ve istiklalini ilan ederek Sivas'ta uzun yıllar saltanatını sürdürmüştür. Demirtaş'tan sonraki Sivas Valisi sırayla, Alaeddin Eratna oğlu Gıyasettin Mehmet, Alaeddin Ali ve oğlu Mehmet Bey'dir. Ali Bey'in ölümünden sonra yerine geçen yedi yaşındaki Mehmet Bey'i Kadı Burhaneddin saltanatından uzaklaştırarak Sivas'ta kendi adıyla anılan devletini kurmuştur. Sivas'ı onarmak için de birçok çabalar göstererek surların etrafında hendekler kazdırılmış, kaleleri tamir ettirilmiştir. Akkoyunlu aşireti reisi Kara Osman'la yaptığı muharebe sonunda katledilmiş yerine oğlu Alaeddin geçmiştir. Bu sırada Timurlenk Anadolu'ya akınları başlamıştır. Osmanlı padişahı Yıldırım Beyazıt Amasya'yı almış Sivas'a yaklaşmıştır. Güneyde Karamanlıların baskısına dayanamayan Alaeddin, şehri Osmanlılara teslim etmiştir. Bir davetle Sivas'ı teslim alan Yıldırım Beyazıt, şehri vali olarak tayin ettiği en büyük Şehzadesi Emir Süleyman'a vermiştir. Sivas Osmanlıların eline geçtikten bir yıl sonra 1400 yılında Timur'un istilasına uğramış, bir süre sonra tekrar Osmanlı hakimiyetine geçmiştir. Sivas Osmanlı İmparatorluğu döneminde eyalet merkezi haline getirilerek Amasya, Çorum, Tokat kısmi olarak Malatya ve Kayseri illeri Sivas'a bağlı birer sancak olmuştur. Evliya çelebi Seyahatnamesi'nde belirtildiği gibi Sivas zamanının en önemli eyaletlerinden biridir (40 ilkokul, 1000 dükkan, 18 han, 40 kadar çeşmesi olduğundan bahsedilir). Sivas'a birçok vali atanmış, bunlar içinde belki de ismi hiç unutulmayacak olan Halil Rıfat Paşa'nın yaptırdığı yollar, köprüler, hanlar ve konaklar halen halkın hizmetindedir.


İLÇELER
Sivas ilinin ilçeleri
Akıncılar, Altınyayla, Divriği, Doğanşar, Geremek, Gölova, Gürün, Hafik, İmralı, Kangal, Koyulhisar, Suşehri, Şarkışlı, Ulaş, Yıldızeli ve Zara'dır.


Akıncılar: Sivas'a 210 km uzaklıktadır. Önemli tarihi eserleri; Hatipoğlu Camii, Bahattin Şeyh Türbesi, Yusuf Şeyh Türbesi, Doğantepe ve Erence köylerinde Bizans dönemine ait olduğu sanılan iki kaledir.


Altınyayla: Sivas'a 80 km. uzaklıktadır. Önemli tarihi eserleri; Altınyayla Camiidir.


Divriği: Sivas'a karayolu ile 184 km, demiryoluyla 179 km uzaklıktadır. Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası (ilçe merkezindedir ve UNESCO'nun ''Dünya Mirası'' listesinde yer almaktadır), Divriği Kalesi ve Kale Camisi, Kesdoğan Kalesi, edit Paşa Camii, Sitte Melik Kümbeti, Nurettin Salih Kümbeti, Naip (Gazezler) Kümbeti, Sinaniye Hatun Türbesi, Ahi Yusuf Türbesi, Pamuk Han, Burma Han, Mirçinge Hanı, Dipli Han, Aşağı Kilise, Yukarı Kilise, Erşün Kilisesi, Odur Kilisesi, Handere Köprüsü, Hüseyin Gazi Türbesi, Seyit Baba Türbesi ve ahşap işçiliğinin çok güzel örnekleriyle süslenmiş çok sayıda konak görülmeye değer tarihi eserlerdir.


Doğanşar: Sivas'a 95 km. uzaklıktadır. Ulu Camii, Kale Camii, Uzunbelen Hubyar Türbesi bu ilçededir.


Gemerek: Sivas'ın batısında yer almaktadır. Sızır Kasabasında Göksu Çayı üzerinde bulunan Sızır Şelalesi doğal güzelliğe sahiptir. Önemli tarihi eserleri; Merkez Camii, İnkışla Cami, İnkışla Hamzalı Cami, Çepni Cami, Şahruh Köprüsü, Sızır Kasabasında Eskiköy ören yeri, Karacaören ve Dendeliz Ören yeri kalıntılarıdır.


Gölova: Sivas'a 198 km uzaklıktadır. Gölova baraj gölü çevresi ve yaylalarıyla doğal güzelliğe sahiptir. Çobanbaba Türbesi bulunmaktadır.


Gürün: Sivas'ın güneyinde yer alamaktadır.İlçe merkezinde Ulu Camii, Kilise, 50'ye yakın suni mağara, Şuğul Vadisinde de 3 mağara vardır. Kaletepe, Yılanlı, Taşlı, Höyüklüyurt, Davul, İncesu, Böğrüdelik höyükleri tarihi eser tescillidir.


Hafik: Sivas'a 37 km. uzaklıktadır. Hafik Gölü, Lota Gölü, yaylaları ve doğal güzelliği olan yerdir. Önemli tarihi eserleri; Hükümet Konağı, Tuzhisar Kilisesi'dir.


İmranlı: Sivas'a 106 km. uzaklıktadır. Önemli tarihi eseri; Gogi Baba Türbesi'dir.


Kangal: Sivas'ın 86 km. güney-doğusundadır. İlçeye 13 km. uzaklıkta, Kavak Köyü mevkiinde bulunan Balıklı Kaplıca sedef hastalığını tedavi edici özelliği ile sağlık turizmi açısından çok önemli bir yerdir. Alacahan kasabasındaki Alacahan Kervansarayı, Halil Rıfat Paşa Köprüsü, Tekke Köyündeki Samut Baba Kümbeti görülmeye tarihi eserlerdir. İlçede ayrıca Meydan Cami, Kuşçu Köyü Cami, Şeyh İbrahim El Aziz Cami, Demiryurt Cami, Acısu Köprüsü, Şeyh Merzuban Türbesi, Pir Gökçe (Pir Göcek) Türbesi, Demiryurt Mağaraları görülmeye değer yerlerdir. İlçe sınırları içinde Oyuklu Höyüğü, Lafçılar Ağılı Höyüğü, Kültepe ve Tepecik Höyükleri vardır.


Koyulhisar: Sivas'a 180 km. uzaklıktadır. Eğriçimen, Kengercik,Arpacık, Sarıçiçek yaylaları doğal güzelliği olan yerlerdir. Önemli tarihi eserleri; Aşağı Kale (Kale-i Zir), Yukarı Kale (Kale-i Bala), Fatih Camii, Hacı Murat Hanı'dır.


Suşehri: Sivas'a 144 km. uzaklıktadır.Önemli tarihi eserleri; Balhatun Camii (Balkıs Hatun), Köse Süleyman Türbesi'dir.


Şarkışla: Sivas'a 81 km. uzaklıktadır. Önemli tarihi eserleri; Aşık Veyse Müzesi, Ulu Camii, Hardal Köyü Camii, Kale'dir.


Ulaş: Sivas'a 37 km. uzaklıktadır. Önemli tarihi eserleri; Acıyurt Köyü Camii, Şeyhderdiyar (Şeyh Mehmet Dede) Türbesi'dir.


Yıldızeli: Sivas'a 45 km. uzaklıktadır. Önemli tarihi eserleri; Şeyh Halil Türbesi, Akcakoca Köyü Türbesi, Banaz Köyü Türbesi, Kümbet Köyü Kalesi, Akçakale Kalesi'dir.


Zara: Sivas'a 72 km. uzaklıktadır. Tödürge Gölü doğal güzelliği olan yöredir. Önemli tarihi eserleri; Meydan Camii (Çarşı Camii), Kuşan Köyü Camii, Şeyh İbrahim El Aziz Camii, Demiryurt Camii, Acısu Köprüsü, Şeyh Merzuban Türbesi, Demiryurt Kaya Mağaraları'dır.




NASIL GİDİLİR?
Karayolu:
Otobüs Terminali: İl Merkezinde olup, minibüs ve Belediye otobüsleriyle ulaşımı sağlanmaktadır.
Otogar Tel: (+90-346) 226 15 90


Demiryolu: Tren İstasyonu il merkezinde olup, minibüs ve belediye otobüsleriyle ulaşımı sağlanmaktadır.
İstasyonun Tel : (+90-346) 221 10 91




GEZİLECEK YERLER
Müzeler
Arkeoloji Müzesi
Adres: Buruciye Medresesi - Sivas
Tel: (346) 221 25 68


Etnografya Müzesi
Adres: Ordu Evi Karşısı - Sivas
Tel: (346) 221 04 46
Faks: (346) 224 40 67


Sivas Arkeoloji Müzesi
Başören Kuşaklı Höyüğü - Altınyayla - Başören


Atatürk ve Kongre Müzesi


Atatürk Kongre ve Etnografya Müzesi


Camiler
Divriği Ulu Camii: UNESCO tarafından Dünya Miras Listesi'ne alınan Divriği Ulu Camii, Mengücek Oğullarından hükümdar Süleyman Şah oğlu Ahmet Şah tarafından 1228 yılında yaptırılmıştır. Camiye, kuzey, doğu ve batı yönünde yer alan ve son derece güzel olan taş süslemelerinin bulunduğu üç kapıdan girilmektedir. Darüşşifası ise, Behram Şah'ın kızı Melike Turan Melek tarafından 1228 tarihinde yaptırılmıştır. Bu eşsiz anıt 768 m2'lik bir alana oturmaktadır. 18.yüzyılda medrese haline getirildiği için Şifaiye Medresesi de denilmektedir.


Ulu Camii: İl merkezindedir. Sivas Müzesinde bulunan kitabesine göre 1196-1197 yılında Kızıl Arslan Bin İbrahim tarafından yaptırılmıştır.


Şeyh Hasan Bey Kümbeti (Güdük Minare): İl merkezindedir. Kare kaide üzerine, silindirik tuğla örgülü bir gövdeye sahip oluşu ve kısa minareye benzemesinden dolayı halk arasında Güdük Minare adıyla anılmaktadır.


İl Merkezinde; Ahi Emir Ahmet Türbesi, Şemseddin Sivas-i Türbesi, Akbaşbaba Türbesi, Şeyh Erzurum-i Türbesi, Kadı Burhaneddin Türbesi, Süt Evliyası Türbesi, Bum Baba Türbesi, Arap Evliyası Türbesi, Arap Şeyh Türbesi, Meydan Camii, Ali Ağa Camii, Alibaba Camii ve Türbesi, Divriği'de Sitte Melik Türbesi, Kemareddin Türbesi, Nureddin Salih (Kemankeş)Türbesi, Gemerek'de Çepni Cami. Yıldızeli'nde Kemenkeş Kara Mustafa Camii ve Hamamı, Şeyh Halil Türbesi. Zara'da Şeyh Merzuban Türbesi ildeki diğer türbe ve camilerdir.


Medreseler
Şifaiye Medresesi: İl merkezinde Selçuklu parkı içerisinde, Çifte Minareli Medresenin tam karşısındadır. 1217 yılında Selçuklu Sultanı I. İzzeddin Keykavus tarafından yaptırılmıştır. Anadolu Selçuklu Tıp okullarının ve hastanelerinin en eski ve en büyüklerindendir.1220 yılında vefat eden I. İzzeddin Keykavus, vasiyeti üzerine çok sevdiği Sivas'taki Şifaiye Medresesinin güney eyvanındaki türbede ailesi ile birlikte yatmaktadır.


Çifte Minareli Medrese: İl merkezindedir. İlhanlı Veziri Şemseddin Mehmet Cüveyni tarafından 1271 yılında yaptırılmıştır. Medresenin sadece doğu yönündeki asıl cephesi ayakta kalmıştır.


Gök Medrese: İl merkezindedir. Selçuklu veziri Sahip Ata Fahreddin Ali tarafından 1271 yılında yaptırılmıştır. Taç kapı üzerinde yükselen tuğla örgülü iki minaresindeki mavi çinilerden dolayı Gök Medrese adını almıştır. Plastik sanatların şaheserlerinden olan taç kapıda mermer malzeme kullanılmış olup, taç kapısının üst iki köşesinde iç içe girmiş hayvan motifleri vardır. Medreseye girişte sağda mescit, solda ise Dar-ül Hadis bölümü mevcuttur.


Buruciye Medresesi: İl merkezindedir. Taç kapıdaki taş işçiliği ile girişin solunda yer alan türbe çinileri önemlidir.


Hamamlar
İl merkezde Meydan Hamamı, M. Ali Hamamı önemli hamamlardır.


Hanlar
İl merkezindeki Çorapçı Han, Divriği'de Burma Han, Mirçinge Hanı önemli hanlarındandır.


Ünlü Sivaslılar
* Suat Demir


Siyasetçiler
* Doç. Dr. Abdüllatif Şener]; 55. Cumhuriyet Hükümeti'nde Maliye Bakanı, 59.Cumhuriyet Hükümetinin Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı (Bir dönem Hacettepe Üniversitesi, İktisat bölümünde de bulunmuştu.)
* Nurettin Sözen; İstanbul Büyükşehir Belediyesi Eski Başkanı,CHP Sivas Milletvekili
* Musa Demirci ; 54. Hükümet Tarım ve Köy işleri Bakanı, 19. 20. ve 21. dönem Sivas Milletvekili
* Temel Karamollaoğlu ; Eski Milletvekili
* İlhan Kesici; eski milletvekili
* Muhsin Yazıcıoğlu; BBP Genel Başkanı, eski milletvekili,
* Doç. Dr.Ufuk Uras ; ÖDP Genel Başkanı,İstanbul Üniversitesi Siyasal Bil. Fak. Öğretim Üyesi
* Azimet Köylüoğlu ; Eski İnsan Hakları Bakanı
* Ziya Halis ; Eski Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı


Yazar ve şairler
* Asım Bezirci; Şair
* Ahmet Özdemir; Gazeteci, Yazar, Araştırmaci, Şair
* Yavuz Bülent Bakiler; Şair ve Yazar
* Beşir Ayvazoğlu; Yazar ve Şair
* Mustafa Balel; Hikâyeci ve Romancı
* Doç. Dr. Ahmet Turan Alkan; Gazeteci, Yazar, Tarihçi (Cumhuriyet Üniv.)
* Erdal Öz, hikâyeci, yayımcı
* Doğan Kaya, Halk Kültürü Araştırmacısı, Akademisyen
* Şahin Uçar; Tarihçi
* Ali Akar, Türk Dili doçenti, akademisyen
* Turhan Kırankaya; işadamı,yazar
* Pir Sultan Abdal, Halk Ozanı
* Aşık Veysel, halk ozanı
* Ali İzzet Özkan, halk ozanı
* Muhlis Akarsu
* Ali izzet savaş
* Devrani
* Muzaffer Sarısözen; Halk Müziği derlemecisi, müzisyen
* Hasan Hüseyin Korkmazgil; Şair
* Mehmet Çağatay Gürlek; polis, ünlü düşünür


Sinema Sanatçıları
* Cem Yılmaz; oyuncu
* Yadigar Ejder (Ayı Yadigar) ; Kemal Sunal filmlerinin karakter oyuncusu


Ses Sanatçıları
* Aşık Eren; Erencan KARABAYIR ünlü Saz Üstadı
* Muhlis Akarsu; Sanatçı
* Hasret Gültekin; Sanatçı
* Sabahat Akkiraz; Sanatçı
* Mazlum Çimen; Sanatçı
* Emel Sayın; Şarkıcı
* Orhan Ölmez; Şarkıcı
* Kader; Şarkıcı
* Ömer Şan; Şarkıcı
* Kubilay Dökmetaş
* Selahattin Erorhan
* Töre Anadolu; Şarkıcı
* Hadise; Şarkıcı
* İsmail YK; Şarkıcı
* Çılgın Sedat; Şarkıcı
* Mustafa Özarslan; Sanatçı, Grup Çığ
* Zaralı Halil (Halil Söyler), Halk müziği derlemecisi ve ses sanatçısı
* Mustafa Küçük Şarkıcı
* Eyüphan Şarkıcı
* Onur Şan Şarkıcı
* Mehmet Akarsu Şarkıcı
* Dilek Budak
* Selcuk Şahin


Sporcular
* Orhan Arslan; milli sporcu (Atletizm)
* Hamza Yerlikaya; millî güreşçi
* Ümit Özat; millî futbolcu (Fenerbahçe)
* İbrahim Toraman; millî futbolcu (Beşiktaş)
* Hasan Kabze; futbolcu
* Zafer Gültekin ; millî kaleci (Ankaragücü)
* Hüseyin Yıldırım; milli boksör
* Nizamettin Çalışkan; millî futbolcu (V.MAnisa)
* Rıza Çalımbay; millî futbolcu (Beşiktaş)
* Papen Mustafa; millî futbolcu (Galatasaray)
* Engin Özdemir; milli futbolcu (Gençlerbirliği, İstanbulspor)
* Hüseyin Alp; milli basketbolcu
* Seyfi Tatar; milli boksör
* Ahmet Ayık; dünya ve olimpiyat şampiyonu milli güreşçi
* Aydın Polatçı; olimpiyat 3.sü milli güreşçi
* Kadir Aktaş; futbolcu, (Zaferspor United)
* Hakan Şükür; Milli Futbolcu


SİVAS İLİNİN TARİHÇESİ
Sivas'ın bugünkü sınırları içerisinde yer alan Hafik Gölü, Pılır Höyüğü, Zara Tödürge Gölü kıyısındaki Tepecik Höyüğü ile Kangal ilçesi Çukur Tarla ve Kavak nahiyesi Höyük değirmeninde Prehistorik buluntular elde edilmiştir. Yıldızeli Argaz Höyük ve çevresinde Kalkolitik çağ (maden taş devri M.Ö. 5000-3500) ile Tunç Devri (M.Ö. 3000-1500) buluntuları elde edilmiştir.
Sivas'ın yazılı tarihi M.Ö. 2000 yılı başlarında Hititlerle başlamakta olup merkez Tatlıcak Köyü ile Uzuntepe Köyündeki Höyükler, Divriği Maltepe Köyünde bulunan höyük ve Gürün Şuğul vadisindeki Hititçe yazılar başlıca Hitit yerleşim alanlarıdır. Balkanlar üzerinden Anadolu'ya gelen Frig’lerin Hititleri ortadan kaldırmaları sonucu Sivas'ta Frig egemenliğine girmiştir. Frig yerleşimi Hitit yerleşim alanlarının üst katlarında görülmektedir. Lidya’lılar zamanındaki meşhur Kral Yolu da Sivas'tan geçmektedir.
Anadolu'daki Pers egemenliğinden sonra kurulan şehir devletlerinin zamanla Roma İmparatorluğuna bağlanması sonucu, önemli yol kavşağı üzerinde bulunan şimdiki şehir merkezinin iskan edildiği ve Sebasteia adını aldığı görülmekte veya ilin isminin Hitit Kavmi olan sibasip adından geldiği gibi, Roma İmparatoru Aguste tarafından şehre yunancada şehir manasına gelen "Sebasteia" adının verildiği ve yine Selçuklular zamanında üç değirmen anlamına gelen "Sebast" kelimesinden geldiği rivayet edilmektedir.
Bu yörede Roma hakimiyeti tam olarak yerleştikten sonra şehre "Diyapolis" yani Mebud şehri adı verilmiştir.
Roma İmparatorluğu hakimiyetine giren şehir 395'te Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğuna ayrılan topraklar içerisinde kaldı.1509'da Anadolu'ya giren Türkmen güçleri ve 1604'te Alparslan'ın önünden kaçan Selçuklu şehzadesi Elbasan Sivas yöresinde kısa süre hakimiyet sağlamışsa da, bölgenin Türk egemenliğine girmesi ancak 1071 Malazgirt Zaferinden sonra gerçekleşti. Kısa bir süre Selçuklu hakimiyetinde kalan Sivas'ta 1075'te Danişmend Beyliği kuruldu. Danişmend Beyliğinin taht kavgaları ile zayıf düşmesinden sonra Anadolu Selçuklularını yeniden birleştiren I.Mesud, 1152’de Sivas'ı eline geçirdi.
Bizanslılarında karıştığı taht ve egemenlik kavgaları sırasında Anadolu Selçukluları ile Danişmend’liler arasında sürekli el değiştiren Sivas, 1175'te II. Kılıçarslan tarafından kesin olarak Selçuklulara bağlandı. Daha sonra İzzetdin Keykavus Sivas'ı başkent yapmış, uzun müddet Sivas'ta kalarak günden güne genişleyen Sivas Şehri mamur edilmiş ve 1217 yılında Şifaiye Medresesini yaptırmıştır. İlim adamlarını Sivas'ta toplayarak şehri büyük bir ilim merkezi haline getirmiştir, İzzetdin Keykavus Türbesi" yaptırdığı medrese içinde bulunmaktadır.
1220 yılında İzzettin Keykavus ölünce yerine I. Aladdin Keykubat hükümdar oldu. Bu dönem Anadolu Selçuklularının en parlak dönemi oldu. Moğol istilasını dikkatle izleyen ve önlemler almaya çalışan Sultan 1224'te Sivas'ı surlarla çevirerek korunaklı duruma getirdi. Yerine geçen II. Gıyasettin Keyhüsrev'in kötü yönetimi sırasında sıkıntı çeken halk,1240 yıllarında ayaklanarak Sivas'ı yağmaladı. Selçuklu askerlerinin sivilleri sindirmek için seferber olduğunu gören Moğollar, Anadolu'yu ele geçirmek üzere harekete geçtiler. Gıyasettin Keyhüsrev'i 1243'te Kösedağı Savaşı'nda yenilgiye uğratan Moğol güçleri, 'Sivas'ı işgal ettiler. Moğollarca bağımlı duruma gelen Selçuklular, Moğollar tarafından kurulan İlhanlı Devleti ile idareye hakim olunmuş. Sivas ili bu dönemlerde büyük bir gelişme göstererek önemli bir ticaret ve bilim kenti olmuştur.
Anadolu'da yarım asır kadar devam eden İlhanlılar devrinde Vali Demirtaş Sivas'a yerleşmiş ve istiklalini ilan ederek Sivas'ta uzun yıllar saltanatını sürdürmüştür. Demirtaş'tan sonraki Sivas Valileri sırayla, Alaattin Ertana oğlu Gıyaseddin Mehmet, Alaattin Ali ve oğlu Mehmet Bey Sivas'ta saltanatı sürdürmüşlerdir.
Ali Bey'in ölümünden sonra yerine geçen yedi yaşındaki Mehmet Bey'i Kadı Burhaneddin saltanatından uzaklaştırarak Sivas'ta kendi devletini kurmuştur. Bu arada Kadı Burhaneddin Sivas'ı onarmak için birçok çaba göstermiştir.
Surların etrafında hendekler kazdırılmış, kaleleri tamir ettirmiş ama Akkoyunlu aşireti reisi Kara Osman'la yaptığı muharebe sonunda katledilmiş yerine oğlu Alaattin geçmiştir.
Bu sırada Timurlenk Anadolu'ya akınlar yapmıştır. Yıldırım Beyazıt Amasya'yı almış Sivas'a yaklaşmış, güneyde Karamanlıların baskısına dayanamayan Alaattin, şehri Osmanlılara teslim etmiştir.
Bir davetle Sivas'ı teslim alan Beyazıt, şehri en büyük şehzadesi Emir Süleyman'a vermiştir. Sivas Osmanlıların eline geçtikten bir yıl sonra 1400 yılında Timur'un istilasına uğramış, bir süre sonra tekrar Osmanlı hakimiyetine geçmiştir.
Sivas Osmanlı İmparatorluğunda eyalet merkezi haline getirilerek Amasya, Çorum, Tokat kısmi olarak Malatya ve Kayseri illeri Sivas'a bağlı birer sancak olmuştur. Evliya Çelebi Seyahatnamesinde belirtildiği gibi Sivas zamanının en önemli eyaletlerinden biridir (40 ilkokul, 1000 dükkan, 18 han, 40 kadar çeşmesi olduğundan bahsedilir.
Sivas'a birçok vali atanmış, bunlar içinde belki de ismi hiç unutulmayacak olan Halil Rıfat Paşanın yaptırdığı birçok yollar, köprüler, hanlar ve konaklar halen halkımızın hizmetindedir. Tarihin kaydedildiği zamandan beri önemli bir yerleşim merkezi olan Sivas, asırlar boyunca önemini korumuş ve özellikle Milli Mücadele yıllarında milli mücadeleye başlangıç olması ona tarihin en kıymetli değerini vermiştir.



Karalahana Karadeniz Forum

Sivas, Sivas fotoğrafları, Sivas gezlecek yerler
« : Ocak 31, 2013, 04:43:53 ÖS »

Çevrimdışı admin

  • Macukali
  • Yönetici
  • Lahana Turşusu
  • *****
  • İleti: 9440
  • Cinsiyet: Bay
    • Karadeniz Bölgesi
    • E-Posta
Ynt: Sivas, Sivas fotoğrafları, Sivas gezlecek yerler
« Yanıtla #1 : Ocak 31, 2013, 04:44:38 ÖS »
Sivas Kongresi Niçin Toplandı?
Kasım 1914'de girdiğimiz Birinci Dünya Savaşı'ndan yenik çıktık. Savaş sona erdiğinde milyonlarca kilometrekare toprağı ve yüzbinlerce insanımızı kaybetmiş olarak Anadolu topraklarına çekildik. Türkleri, Anadolu'dan da atma projesi devreye sokuldu. Mondros Ateşkesinin uygulamaya konulması sonucu Musul, İstanbul, Boğazlar, Doğu Trakya, İskenderun, Maraş, Urfa, Antep, Batum, Adana, Antalya, Kuşadası ..vd. Anlaşma( İtilaf) devletleri'nin işgaline uğradı. Anadolu içlerine ve kıyılarına askerî birlikler çıkardılar.
Ermeni ve Rum azınlık, işgal ordularını çoşku ile karşıladıkları gibi ülkenin çeşitli yörelerinde taşkınlıklarını, katliamlarını sürdürdü. Paris Barış Konferansı kararı gereğince Yunanlıların İzmir'i işgali, bardağı taşıran son damla oldu.
Henüz Balkan ve Birinci Dünya Savaşı yaralarını sarmadan Anadolu topraklarının da işgale uğraması, Türk halkını karamsarlığa düşürdü. İşgaller ve azınlıkların tutumu karşısında, ülke yöneticileri siyaset yoluyla sorunu aşacaklarını düşünürken, aydınlar arasında Amerikan, İngiliz, Fransız ‘manda' eğilimleri baş gösterdi.
Manda düşüncesini savunanlara göre: “Alman desteği altında Anlaşma devletlerine yenilen Osmanlı Devleti, bu güçlü devletlere karşı tek başına bir mücadele yürütemezdi ”. Mevcut durum karşısında ulusa olan güven duygusunu yitirenler: “işgallere karşı direniş, yeni işgallere yol açar ” diye düşünüyorlardı. Ulusal tepki ve direnişler İstanbul basınında eleştirilmekte, İstanbul Hükümeti tarafından ise şiddetle uyarılmaktaydı.
Atatürk, bu durum karşısında Türk ulusuna duyduğu güvenle: “Memleketi bu müthiş badireden kurtarmak için yalnız bir kuvvetin temini lazımdır: milletin birliği ” diyerek, bağımsızlık yolunda ilk yöntemi açıklıyordu. Birliği sağlamanın yolu ise ulusal bir kongreden geçiyordu. Ulusun temsilcileri bir araya gelecek ve ülkenin içinde bulunduğu duruma bir çözüm getirecekti. Bu çözümün kararları Sivas Kongresi'nde (4-11 Eylül 1919) alınacaktır.

Sivas Kongresi Nerede Kararlaştırıldı?
9. Ordu Müfettişi olarak, asayişi düzeltmek göreviyle Samsun'a çıkan Mustafa Kemal Paşa Ali Fuat (Cebesoy), Rauf (Orbay) ve Refet (Bele) ile Amasya'da buluştu. Amasya Genelgesi için Kazım Karabekir Paşa ve diğer ilgililerin onayı alındı. 21 / 22 Haziran 1919'da yayımlanan genelge, illerin askerî ve mülkî yöneticilerine telgrafla, İstanbul'daki bazı devlet adamları ve komutanlara ise özel mektup ekinde ulaştırıldı.
Amasya Genelgesi “Vatanın Bütünlüğü Milletin Bağımsızlığı Tehlikededir ” uyarısı ile başlıyor ve “ Milletin Bağımsızlığını Yine Milletin Azim ve Kararı Kurtaracaktır ” çözüm önerisi ile sürüyordu.
Sivas Kongresi kararı, genelgede şöyle belirtiliyordu:
“Milletin istiklâlini kurtarmak için, her türlü tesir ve baskıdan uzak bir millî heyetin kurulması gerekmektedir. Bunun için yazışmalar sonunda, Anadolu'nun en güvenilir yeri Sivas'ta Millî Kongre'nin toplanması kararlaştırılmıştır. Fırka (parti) anlaşmazlıkları gözetilmeden her sancaktan, halkın güvenini kazanmış üç murahhasın (delegenin ), mümkün olan çabuklukla yola çıkarılması gerekir. Her ihtimale karşı bunun bir ‘millî sır' olarak tutulması ve gereken yerlerde yolculuğun değişik adla ve kılıkla yapılması lâzımdır.
Müdafaai Hukukı Millîye Cemiyetleri ve Belediye Başkanlıklarınca murahhasların seçilmesi ve yola çıkarılması hakkında, vatanseverlikle yardımcı olmanızı; ve onların adlarıyla yolculuk tarihlerinin telgrafla bildirilmesini istirham eylerim.”

Mustafa Kemal Paşa Sivas'ta ( 27 Haziran 1919)
Erzurum Kongresi'ne katılmak üzere Erzurum'a gitmekte olan Mustafa Kemal Paşa, 27 Haziran 1919 günü Sivas'a geldi. Israrla İstanbul'a çağırıldığı, emirlerinin dinlenilmemesi için genelgeler yayımlandığı, tutuklama söylentilerinin dolaştığı bir sırada geldiği Sivas'ta halk ve askerler tarafından çoşkuyla karşılandı. O anı kendisi Nutuk'ta şöyle anlatır:
“Sivas şehrine girerken, caddenin iki tarafı büyük bir kalabalıkla dolmuş, askeri birlikler tören düzenini almış bulunuyordu. Otomobillerden indik. Yürüyerek askeri ve halkı selamladım... Bu manzara, Sivas'ın saygıdeğer halkının ve Sivas'ta bulunan kahraman subay ve askerlerimizin bana ne kadar bağlı ve sevgi ile dolu olduğunu gösteren canlı bir tanık idi. ”
27 Haziran günü Sivas Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti yöneticilerine şu direktifleri verdi: “ Halkın çoğunluğunu, özellikle okumuş ve genç unsurları amaç etrafında toplayınız. fiili direnişe hazırlanın. Olumsuz propaganda ve akımlara karşı önlemler alın. Kolordu Komutanı ve Kurmay Başkanı ile çok sıkı ve sürekli ilişki içinde bulununuz, onların şifresi ile önemli konular ve durumlar hakkında bilgi alış verişi yapın. Vali ile de iyi ilişkileri geliştirerek iki merkezin vilayete yapacağı duyurulardan bilgi sahibi olunuz. Sivas merkezinden Erzurum Kongresi için iki delege seçerek derhal yola çıkarınız ”
Bu direktifler, Sivaslı vatanseverler üzerinde kıvılcım etkisi yaptı. Ulusal mücadele yolundaki çabalarını artırdılar. M. Kemal, 28 Haziran sabahı, Ramazan Bayramının birinci günü, erkenden Erzurum'a doğru yola çıktı.

Sivaslılar Mustafa Kemal Paşayı Karşılıyor ( 2 Eylül 1919)
Ermeni tehdidine karşı Doğu illerinin birliğini sağlamak amacıyla toplanan Erzurum Kongresi amacına ulaşmış, Kongreye başkanlık eden ve yönlendiren Mustafa Kemal Paşa, beraberindeki arkadaşları ve üç Temsil Kurulu üyesiyle birlikte Sivas yolundadır.
2 Eylül günü Sivas, tarihinin en mutlu günlerinden birine uyanır. Sivas halkı, Erzincan yönüne doğru, erken saatlerde akın etmeye başlar. Atlı – yaya yola çıkanlar Kılavuz tepesinde toplanır. Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarını getiren otomobillerin Seyfebeli'nden görülmesi ile Sivaslıları büyük bir sevinç dalgası kaplar. Halkın büyük sevgi gösterisinden sonra güneş batarken hep birlikte şehre girilir. Karşılamaya çıkamayanlar caddenin iki yanını doldurmuş, alkış tufanı arasında Mustafa Kemal Paşayı selamlar.
Sivaslılar, misafirleri için Mekteb-i Sultanî'yi (Kongre Binası-Lise) hazırlamışlardı. Akşam onurlarına yemek verilir. Dinlenmeye çekilirler.

Sivas Kongresi'nde Sivas Delegesi Var mıydı?
Sivas Vilayeti, ‘Altı Doğu İli”nden biri olması nedeniyle Erzurum Kongresi'nde temsil edildi. Erzurum Kongresi'ne katılan 13 delegeden ikisi Sivas Merkez Sancağı'nı temsilen Erzuruma gitti. Erzurum Kongresi sonunda dokuz kişilik Temsil Kurulu belirlendi. Sivas (merkez) delegeleri, Mustafa Kemal Paşanın bütün ısrarlarına rağmen Temsil Kurulu'nda görev almadı. Bunun üzerine, Sivas Vilayeti adına Temsil Kurulu'na Bekir Sami (Kunduk) ve Rauf (Orbay) Beyler seçildi.
Erzurum Kongresi'ne katılan yaklaşık 56 delege, Sivas Kongresi'ne katılmak için memleketlerinden yetki almamışlardı. Ayrıca bu delegeleri Sivas Kongresi'ne getirmek pratik olarak da mümkün değildi. Bu durum karşısında, Temsil Kurulu üyelerinin, Doğu illerini ve Trabzon vilayetini temsilen Sivas Kongresi'ne katılması kararlaştırıldı. Bu nedenle, Sivas Kongresi'nde - Temsil Kurulu üyeleri dışında - Doğu illerinden ve Trabzon'dan delege yer almamıştır.
Böylece, Bekir Sami (Kunduk) ve Rauf (Orbay) Bey, Sivas Vilayeti kontenjanından seçildikleri Temsil Kurulu Üyeliği ile hem doğu illerinin, hem de dolayısıyla Sivas'ın temsilcisi olarak Sivas Kongresi'nde yer almışlardır.
Sivas Kongresi Delegeleri
Delegenin Adı - Temsil Ettiği Yer - Mesleği
Mustafa Kemal (Atatürk) Temsil Kurulu Başkanı (Erzurum)
Ordu Müf. İstifa Hüseyin Rauf (Orbay) Temsil Kurulu Üyesi (Sivas)
Em. Deniz subayı Bekir Sami (Kunduk) Temsil Kurulu Üyesi (Sivas) Mülkiyeli - Vali
Fevzi (Baysoy) Temsil Kurulu Üyesi (Erzincan) Din adamı -Şeyh
Raif (Dinç) Temsil Kurulu Üyesi (Erzurum) Hukukçu- Yargıç
Refet (Bele) Canik (Samsun)(TKÜ) Asker (Albay)
Kara Vasıf Antep Emekli Albay
İsmail Hami (Danişment) İstanbul Mülkiyeli- Tarihçi
İsmail Fazıl (Cebesoy) İstanbul Emekli General
Hikmet (Boran) Ask. Tıb. Öğr. Tem.(İst.) Tıbbiye Öğrencisi
Ahmet Nuri Bursa İlmiye sınıfı Hocası
Osman Nuri (Özpay) Bursa Hukukçu- Avukat
Hüseyin (Bayraktar) Eskişehir Tüccar
Hüsrev Sami (Kızıldoğan) Eskişehir Subay
Halil İbrahim (Sipahi) Eskişehir Tüccar- Bld. Bşk.
Mehmet Şükrü (Koçzade) A. Karahisar Hukukçu
Salih Sıtkı (Kesrioğlu) A. Karahisar Mülkiyeli
Bekir (Gümişioğlu) A. Karahisar Öğretmen
Abdurrahman Dursun (Yalvaç) Çorum Öğretmen
Mehmet Tevfik (Ergun) Çorum Öğretmen
İbrahim Süreyya (Yiğit) Alaşehir (Saruhan) Mutasarrıf
Macit (Suner) Alaşehir (Manisa) Hakim (Yargıç)
Mehmet Şükrü (Dalamanlı) Denizli Hukukçu
Yusuf (Başağazade) Denizli Hukukçu - Zıraatçı
Necip Ali (Küçüka) Denizli Hukukçu -Yargıç
Hakkı Behiç (Bayiç) Denizli Mülkiyeli
Sami Zeki Kastamonu Emekli Subay
Nuri (Tatlızade) Kastamonu Tüccar
Halit Hami (Mengi) Bor (Niğde) Tüccar- Beld. Bşk.
Mustafa (Soylu) Niğde Öğretmen
Yusuf Bahri (Tatlıoğlu) Yozgat Çiftçi
Osman Remzi (Öğüt) Nevşehir Memur
Mazhar Müfit (Kansu) Denizli (Hakkari) Valilikten istifa
Hasan
Süleyman (Boşanlı – Boşnak) Samsun(Canik) Çiftçi - Denizci
Aşağıdaki isimler ise Sivas Kongresi'ne delege olarak seçilmişler, ancak kongre çalışmaları sona erdikten sonraki günlerde Sivas'a gelebilmişlerdir.
Nuh Naci (Yazgan) Kayseri Tüccar
Ahmet Hilmi (Kalaç) Kayseri Kaymakam
Ömer Mümtaz (İmamzade) Kayseri Tüccar
İhsan Hamit (Tigrel) Diyarbakır Eğitimci
Bursa delegeleri gösterilen askerlikten istifa etmiş Necati (Kurtuluş) ve hukukçu Asaf (Doras)'a kongre tutanaklarında rastlanmadığı halde, bazı eserlerde isimleri geçmektedir.

Sivaslılar Kongre için neler yaptı?
Sivaslı Rasim (Başara) Bey, Müftü Abdürrauf Efendi, Emir (Marşan) Paşa ile 3.Kolordu Komutanı Selahattin(Çolak) ve M.Kemal Paşanın özel temsilcisi Ask.Dr. İbrahim (Tali) Bey, ‘lise' binasının Kongre için düzenlenmesiyle ve diğer hazırlıklarla ilgilendiler. Hayri (Sığırcı)Bey ve Şekercizade İsmail Efendi, evlerinden getirdikleri eşyalar ile Mustafa Kemal Paşa'nın kalacağı odayı ve Kongre salonunu döşediler.
Mustafa Kemal Paşa, Erzurum'dan gönderdiği haberle gelen delegelerin otellerde kalmasını yasaklayınca, Şekercizade İsmail Efendi çok sayıda delegeyi evinde uzun süre misafir etti.
Rasim Bey ve Sivas Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin diğer yöneticileri, Hürriyet ve İtilaf Partisi Sivas örgütünün olumsuz propagandalarını boşa çıkararak, halkı millî mücadeleye ısındırdılar.
Sivas Kongresi delegelerinin yemekleri ilk günlerde Sivas Belediyesi tarafından karşılandı. Belediye Başkanı Abdulhak Bey sadece yemekle değil, bütün sorunlarla yakından ilgilendi. Daha sonra masrafları kısmak amacıyla, yemekler Kongre binasının alt katındaki mutfakta çıkarıldı.Yemek giderleri belli ölçüde Sivas'ın varlıklı aileleri tarafından karşılandı.
Şehrin ileri gelenleri ve yöneticileri sık sık kongre binasına giderek, Mustafa Kemal Paşa ve beraberindekileri ziyaret ettiler, gece sohbetlerine katıldılar.
Böbreklerinden rahatsız olan Mustafa Kemal Paşaya sık sık kepenek suyu getirilerek iyileşmesine yardımcı olundu.
Fransızların Güneyden, İngilizlerin Kuzeyden şehri işgal edeceği tehdit ve söylentilerine, Elazığ Valisi Ali Galip'in Kongreyi basarak dağıtma girişimlerine, İstanbul Hükümeti'nin baskılarına rağmen vatansever Sivas halkı Sivas Kongresine, Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarına tam bir ev sahipliği yapmıştır.
12 Eylül 1919 günü Kongre salonunda halka açık bir toplantı yapıldı. Davetli Sivaslılar tam kadro bu toplantıya katıldığı gibi, aynı gün Ulu Cami'de yapılan toplantıya Sivas halkı büyük bir ilgi ile katılarak, heyecanlı konuşmaları can kulağı ile dinlemişlerdir.
Mustafa Kemal Paşa, arkadaşları ve Temsil Kurulu üyeleri 108 gün kaldıkları Sivas'ta huzur içinde çalışmalarını yürütmüşlerdir.
Kongre sonrası Sivaslı vatansever kadınların yaptıkları çalışmalar her türlü övgünün üstündedir.

Sivas Kongresi'nin Açılışı ve Başkanlık tartışması
4 Eylül 1919 Perşembe günü Sivas, tam bir bayram sevinci içindeydi. Sivas halkı, saatler öncesinden Mekteb-i Sultanî'nin önünde toplanmış, binaya giden yolları doldurmuştu.
Açılış saati olan 14.00'e beş kala Mustafa Kemal Paşa odasından çıkıp toplantı salonuna girdi. Doğruca Başkanlık kürsüsüne çıktı. Çünkü bu toplantının düzenleyicisi ve davetçisiydi. Açış konuşmasına şu cümlelerle başladı:
“Muhterem Efendiler;
Vatan ve milletin kurtuluşunu amaçlayan zorlayıcı sebepler, sizleri bunca sıkıntı ve engeller karşısında Sivas'ta topladı. Yiğitçe azminizi kutlar, sizlere hoş geldiniz demekle mutlu olduğumu arz ederim ....”
Kongrenin açılışından bir gün önce Bekir Sami (Kunduk) un evinde yapılan toplantıda Mustafa Kemal Paşanın Kongre Başkanlığına getirilmemesi kararlaştırıldı.
Açılış günü kongre salonuna girilirken Mustafa Kemal Paşanın “ Kimi Başkan yapalım? ” sorusuna Rauf Bey: “Sen Başkan olmamalısın ” cevabını verdi.
Kongre açıldıktan sonra söz alan İsmail Fazıl Paşa, işin içine kişisellik karışmaması, eşitlik ilkesine uyulmasının dışarıya karşı olumlu etki yapacağı gerekçesiyle, başkanlığın birer gün veya birer hafta devam etmek üzere sırayla yapılmasını ve üyelerin temsil ettikleri il veya sancağın adlarının baş harfleri esas alınarak alfabe sırasına göre yapılmasını teklif etti.
Teklif Kongre tarafından kabul edilmedi. Gizli oyla yapılan seçim sonucunda üç olumsuz oya rağmen, Mustafa Kemal Paşa Kongre Başkanlığına getirildi.
Mustafa Kemal Paşanın Kongre Başkanlığına itirazlarının sebebi, kongreden önce hazırladıkları manda isteklerini içeren raporlarını kolaylıkla kongreye kabul ettirmekti.
Erzurum Kongresi Kararlarında Yapılan Değişiklikler
5 Eylül günü bayram kutlama mesajları gönderildi. 6 Eylül Kurban Bayramının ilk günü olduğu için kongre toplanmadı. Bayram günü Sivas Belediyesi'nden bir kurul, Kongre binasına gelerek kutlamada bulunduğundan, 7 Eylül günkü toplantıda ziyaretin iadesi için karar alındı.
7 Eylül günü kutlama telgrafları okundu, verilecek cevaplar belirlendi. Sonra gündemin önemli maddelerinden olan Erzurum Kongresi Tüzük ve Bildiri değişikliği ile ilgili görüşmelere geçildi. Mustafa Kemal Paşanın önceden hazırladığı değişiklik paketi Kongre Genel Kurulu tarafından kabul edildi:
Cemiyetin (derneğin) adı “Şarkî Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” iken “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” oldu.
“Heyet-i Temsiliye (Temsil Kurulu), bütün Doğu Anadolu'yu temsil eder” yerine “Heyet-i Temsiliye bütün vatanı temsil eder” denildi.
“Her türlü işgal ve müdahaleyi Rumluk ve Ermenilik kurma gayesine bağlı sayacağımızdan, topyekûn (hep birlikte) savunma ve direnme ilkesi kabul edilmiştir” cümlesi “Her türlü işgal ve müdahalenin özellikle Rumluk ve Ermenilik kurma gayesine yönelmiş faaliyetin reddi konularında topyekûn savunma ve direnme ilkesi kabul edilmiştir” şeklinde değiştirilmiştir.
Bu iki cümle arasında anlam bakımından büyük fark vardır. Birincisinde Anlaşma devletlerine karşı düşmanca tavır alma ve direnmeden söz edilmiyor, ikincisinde bu konu açıklık kazanıyordu.
Tüzüğün dördüncü maddesinde geçen “Osmanlı Hükümeti'nin yabancı devletlerin baskısı karşısında, buraları (Doğu illerini) bırakmak ve ilgilenmemek zorunda kaldığı anlaşılırsa, alınacak idarî, siyasî, askerî önlemlerin belirlenmesi ”, -geçici bir yönetim kurma- ile ilgili olarak Sivas Kongresi “buraları” yerine, “yurdumuzun herhangi bir parçasını bırakmak ve ilgilenmemek” ifadesini kabul etmiştir.
Bu değişikliklerle yerel bir kongre olan Erzurum Kongresi tüzük ve bildirisi, Ulusal bir kongre olan Sivas Kongresi tarafından genelleştirilerek vatanın tümünü kapsar bir hale getirilmiş oldu.
Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin kurulması ile bütün yerel cemiyetler bir çatı altında toplanarak, bu cemiyetin şubeleri konumuna getirilmiş oldular. Böylece Millî mücadele merkezi bir örgütlenmeye gidiyor; ulusal birlik ve ortak mücadele sağlanmış, dağınıklık giderilmiş oluyordu.
Erzurum Kongresi kararıyla kurulmuş olan Şarkî Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ve Temsil Kurulu, yerini 11 Eylül 1919 günü Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ve Temsil Kuruluna bırakmış oluyordu.

Sivas Kongresi'nde Manda Tartışmaları
Paris Barış Konferansı'nda Anlaşma Devletleri temsilcileri dünyayı paylaşmaya kalktılar. Ancak çatışık istekler ortaya çıktı. Bazı milletleri tümden esaret altına alamayacaklarını düşünerek, işgal politikalarını örtmeye yarayan yeni bir sömürü yöntemi geliştirdiler ve adına ‘Manda Yönetimi' dediler.
Paylaştırılacak yeni topraklar, doğrudan devletlerin eline verilmeyecek, uygun görülecek büyük bir devlet, Milletler Cemiyeti adına bir yörede vekaleten yönetimle görevlendirilecekti. Bu vekaleti alan devlet, sömüreceği ulusun bağımsızlığı hak etme süresini belirleyecekti.
Türkiye dışında, Osmanlı toprakları üzerinde kurulmuş bütün devletler galip devletlerin mandası altına girdi ve uzun süre sömürüldü. Atatürk'ün önderliği altında girişilen ulusal Kurtuluş Savaşı başarıya ulaştığı için ‘Tam Bağımsız' Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur.
Manda altına girmekten başka çare düşünemeyen Osmanlı aydınları, tarihi ilişkileri dikkate alarak Amerikan mandası üzerine yoğunlaştılar. Amerika'ya mektuplar yazdılar. Mustafa Kemal Paşaya gönderdikleri mektup ve telgraflarla onu da etkilemeye çalıştılar.
Erzurum'da bulunduğu sırada, Halide Edip (Adıvar) tarafından gönderilen ve Amerikan mandasının ekonomik ve medeni destekten ibaret olduğu sözleri ile dolu mektubu okuduğunda sinirlenen Mustafa Kemal Paşa, yanındakilere şöyle seslenir:
“Hayır paşalar hayır, hayır beyefendiler hayır, hayır hanımefendiler hayır, manda yok.. Ya istiklal, ya ölüm var..
Amerikan mandası diye çırpınanlar, düşman işgali altında bulunan sinirleri ve zaafları ile bu millete ve bize inanmayanlardır. Bizim hayal ve macera peşinde koştuğumuzu sananlardır. Eğer, bunlar Anadolu'nun ve Türk milletinin gerçek duygularını bilseler, bizim çalışmalarımızın hedefini kavrayabilseler, Erzurum Kongresi kararlarının nasıl bir millî vicdan ürünü olduğunu takdir edebilseler, bu sakim (hastalıklı) fikirlerinden dolayı utanç duyarlar. Bunlar, ümitsizlik ve bozgunluk içinde realitelerden uzak olarak yaşayan ve ne yapacaklarını, ne yapılmakta olduğunu bilmeyen insanlardır.
Kongre hissiyatını açıklıkla belirtmiştir. Heyet-i Temsiliye (Temsil Kurulu) kararını vermiştir. Millî irade şuur ve istikametini bulmuştur. Davamız yürümektedir ve yürüyecektir. Başarılı olmamak için hiçbir sebep yoktur. Hiçbir olumsuz kararı tanımayacağız. Tek ve değişmez parola şudur: Tek tepe, tek kurşun kalıncaya kadar mücadele, yahut da: Ya İstiklal, Ya Ölüm!”
Erzurum'da, Sivas'a gelme hazırlıkları yapıldığı bir sırada kendisine sorulan:
“Paşam, Sivas'ta galiba manda meselesi bizi çok üzecek ve yoracak ” sorusuna heyecanla şu cevabı verir: “ Ahmaklar, memleketi Amerikan mandasına, İngiliz himayesine terk etmekle kurtulacak sanıyorlar. Kendi rahatlarını temin etmek için bir vatanı ve tarih boyunca devam edip gelen Türk istiklalini feda ediyorlar.”
Kongre için Sivas'a erken gelen İstanbul delegeleri diğer delegeleri de etkileyerek, Amerikan mandasını isteyen bir muhtıra (rapor) hazırladılar. Bu rapor Sivas Kongresi gündemine alındı.
8 Eylül 1919 günü Kongre mandayı tartışmaya başladı. Özellikle İstanbul'dan gelen Kara Vasıf Bey, İsmail Fazıl(Cebesoy) Paşa, İsmail Hami (Danişment) Bey ve Refet (Bele) Bey, Kongre salonunu etkileyecek uzun konuşmalar yaparak, Amerikan mandasını savundular. Kara Vasıf Beyin konuşması sırasında delegelerden biri : “ İstanbul'dan mandayı mı bize hediye getirdiniz? ” diye bağırdı.
Refet Beyin konuşmasının delegeler üzerinde o kadar etkili olmuştu ki, oylamaya geçilmesi durumunda manda kararı çıkacağından korkan Mustafa Kemal Paşa, toplantıya on dakika ara verir.
Ahmet Nuri Bey (Bursa) ve Raif (Dinç) Efendi mandayı savunanları eleştirdiler. Bağımsızlıktan yana tavır koydular. Mandayı savunanları Bağımsızlığa karşı olmakla suçladılar. Bunun üzerine İsmail Fazıl Paşa “Yanlış anlaşıldığı için raporumuzu geri çekiyoruz. Hiç verilmemiş saydık” dedi.
8 Eylül gecesi evlerde ve Kongre binasında manda üzerine konuşmalar ve tartışmalar sürdü. Ertesi gün Kongre manda tartışmalarına devam etti. Rauf(Orbay) Beyin teklifi ile : “Amerika'da yıllardan beri aleyhimizde yapılmakta olan olumsuz propagandaların doğurduğu yanlış anlaşılmaların önüne geçmek için Amerika'dan bir kurul istenmesine ve inceleme sonucunda gerçeklerin gösterilmesi” kararına varıldı.
Böylece hem manda istekleri gömüldü, hem de mandayı savunanlar küstürülmeyerek bu sorun çözüme kavuşturuldu.
Manda konusundaki görüşmelerin sonucu Sivas Kongresi kararlarına şöyle yansıdı : “... Devlet ve milletimizin iç ve dış bağımsızlığı ve vatanımızın bütünlüğü saklı kalmak şartıyla, altıncı maddede yazılı sınırlar içinde, milli ilkelere saygılı olan ve vatanımıza karşı saldırı ve yayılma amacı gütmeyen herhangi bir devletin teknik, sanayi, ekonomik yardımını memnuniyetle karşılarız ....”
Mustafa Kemal Paşa, mandayı savunanları karşısına almadan Sivas Kongresi'ni başarı ile yönetmiş ve mandanın reddedilerek, bağımsızlık kararının çıkmasını başarıyla sağlamıştır. Gösterdiği liderlik sabrıyla, Kongrenin birlik ve beraberlik içinde çalıştığını ve sonuçlandığını dost, düşman herkese göstermiştir.

Manda İsteklerine karşı Bir Türk Gencinin Haykırışı
Manda tartışmalarının yoğun olarak yaşandığı 8 Eylül gününün gecesi Mustafa Kemal'in odası her zamankinden daha kalabalıktı. Özellikle Denizli delegeleri olan Necip Ali, Yusuf Beylerle, Şeyh Fevzi Efendi, Hikmet, Osman Nuri, Ahmet Nuri Beyler lise binasında delegelere ayrılan koğuşta kaldıklarından, onların da katılımıyla Paşanın odasında toplananların sayısı çoğalmıştı.
Mustafa Kemal Paşa etrafındakilere hitaben:
“İstanbul'dakiler ve buradakiler nevmid (ümitsiz ) ve hasta insanlardır. Ecnebi işgal etkisi altında cesaret ve ümitlerini kaybetmiş olmanın verdiği teessürle ( keder – üzüntü ) ve marazi (hastalıklı ) bir haleti ruhiye ( ruh hali- psikoloji ) içinde hareket ediyorlar. Bunun başka türlü izahı yoktur.”
“Bir milletin istiklâl hakkını aramasından ve bu yolda gerekiyorsa son damla kanını akıtmasından daha tabiî ne tasavvur edilebilir? Şerefsiz, istiklâlsiz, esir bir millet çocukları olarak yaşamak yerine, efendice ve kahramanca ölmek elbette ki şayanı tercihtir ( seçilmeye değerdir). Bunu anlayamamak ne garip mantıktır?” dedi. Delegeler de konuşuyor, manda aleyhinde söz ediyorlardı.
Hikmet ismindeki Askeri Tıbbiye öğrencisi, Sivas Kongresi'nde öğrenci arkadaşlarının temsilcisi olarak bulunuyordu. Aralarında topladıkları para ile onu Sivas'a göndermişlerdi. Heyecanlı, atak bir vatanseverdi.
Gece, Paşanın odasında Hikmet Bey de vardı. Gündüz yaşanan tartışmaların etkisiyle olsa gerek titriyordu. Sanki birdenbire ateş ve heyecan kesilmiş olarak, yüksek sesle:
“- Paşam, delegesi bulunduğum tıbbiyeliler beni buraya istiklâl davamızı başarmak yolundaki mesaiye katılmak üzere gönderdiler. Mandayı kabul edemem.. Eğer kabul edecek olanlar varsa, bunlar her kim olursa olsun şiddetle red ve takbih ederiz (çirkin görürüz) . Farzı Muhal (var sayalım) , manda fikrini siz kabul ederseniz sizi de reddeder, Mustafa Kemal'i ‘ vatan kurtarıcısı değil, vatan batırıcısı' olarak adlandırır ve tel'in (lanet okuma, protesto etme ) ederiz .”diye bağırdı. Bu gencin yürekten kopup gelen bu sözleri karşısında orada bulunanların gözleri yaşarmıştı. Mustafa Kemal Paşa da duygulanmıştı. Heyecanlı bir sesle:
“ Arkadaşlar gençliğe bakın, Türk millî bünyesindeki asil kanın ifadesine dikkat edin.” dedi , sonra Hikmet Beye dönerek:
“ Evlat, müsterih ol. ‘ rahat ol' . Gençlikle iftihar ediyorum ve gençliğe güveniyorum. Biz, ekalliyette ‘ azınlıkta' kalsak dahi mandayı kabul etmeyeceğiz. Parolamız tektir ve değişmez: Ya istiklâl, ya ölüm .”
Tıbbiyeli genç, hemen yerinden fırladı:
“ Var ol paşam ...” diyerek Mustafa Kemal'in elini öptü. Mustafa Kemal, kongreye aydın Türk gençliğinin ve tıbbiyenin temsilcisi olarak üniformasıyla katılan bu yiğit delikanlının alnından öptü:
“ Gençler, vatanın bütün ümit ve istikbali size, genç nesillerin anlayış ve enerjisine bağlanmıştır.” dedi.

Sivas Kongresini Engelleme Çalışmaları ve Ali Galip Olayı
Kongrenin İngiliz ve Fransızlar tarafından baskına uğrayarak Sivas'ı işgal edecekleri tehditleri boşa çıktı. Mustafa Kemal Paşa bu tehditlerin boş olduğunu henüz Sivas'a gelmeden Vali Reşit Paşaya bildirmişti.
Sivas Kongresine delege seçilenlerin Sivas'a gelişleri sırasında bin bir engelle karşılaştıkları, kılık değiştirdikleri bilinmektedir. İşgal altındaki yerlerden delege gelemeyişi nasıl bir baskı altında kalındığının en büyük işaretidir.
Bütün bunların yanında Ali Galip olayı ayrı bir tehdit oluşturmuştur: Elazığ Valiliğine özel görevle atanan Kurmay Albay Ali Galip, 27 Haziran günü Sivas'a gelecek olan Mustafa Kemal Paşayı tutuklatmak için Sivas Valisi Reşit Paşayı baskı altına almıştır. Ancak şehre gelen Mustafa Kemal Paşa tarafından, Kolordu binasında ayakta bekletilerek, ağır sözlerle karşı karşıya bırakılmıştır.
Sivas Kongresi devam ederken, İstanbul Hükümeti Ali Galip'e Sivas Valiliği ile Üçüncü Kolordu Komutanlığını önerir. Ali Galip, bu öneriye karşılık, askerlik kıdemine sekiz buçuk yıl eklenmesini, generalliğe terfi ettirilmesini ve bir miktar tazminat verilmesini ister. 3 Eylül 1919 günü Harbiye Nazırı Süleyman Şefik Paşa ve Dahiliye Nazırı Adil Beyin imzalarıyla şartlarının kabul edildiği kendisine bildirilir.
Bu yazışmalar milli mücadele istihbaratınca elde edilecek ve karşı harekete geçilecektir.
Ali Galip, ayrılıkçı bir takım gruplardan asker toplayarak Sivas Kongresi'ni basma hazırlıkları yaparken, çevredeki askeri birliklerin baskınına uğrayacaklarını öğrenince kaçar.
Bu gelişmeler karşısında durumu Padişaha iletmek isteyen Mustafa Kemal görüşmeye engel olunması üzerine İstanbul ile her türlü haberleşmeyi kestirir. 15 gün süre ile soğuk harp başlar. Sonuçta Damat Ferit Hükümeti istifa etmek zorunda kalır.
Yeni kabineyi kuran Ali Rıza Paşa ile süren görüşmeler sonunda “Amasya Görüşmeleri” gerçekleşir. Osmanlı Mebuslar Meclisinin açılışı sağlanır. Bu mecliste “Misak-ı Millî” ilan edilerek hem ulusal sınırlar çizilir hem de tam bağımsızlık kararı yasal ve yetkili bir organ tarafından kararlaştırılmış olur. Mebuslar Meclisi'nde alınan bu tarihi karara tepki olarak İstanbul işgal edilecek (16 Mart 1920) ve bazı Milletvekilleri tutuklanacaktır. Bu gelişmeler ise TBMM'nin açılmasına ortam hazırlayacaktır.
Sivas Kongresi, ulusal bir kongre olma özelliği ve Misak-ı Millî'ye alt yapı hazırlaması bakımından, TBMM'ye giden yolu açmış ve millet egemenliğine öncülük yapmıştır.

İrade-i Milliye Gazetesi
Sivas Kongresi toplanmadan önceki günlerde gelen delegeler, millî ülkü ve hareketlerin geniş ve sürekli bir biçimde yayımlanması için bir gazetenin çıkarılması gereği üzerinde durmuşlardı. İsmail Fazıl Paşanın önerisi ile çıkarılacak gazetenin adı İrade-i Milliye oldu.
11 Eylül Perşembe günkü oturumda basın konusu ele alındı ve haftada iki gün olmak üzere “İrade-i Milliye” adıyla bir gazetenin çıkarılmasına karar verildi. Gazete yönetiminin politik kuruluşla ilgisi bulunmayan birine verilmesi istendi. Bu kişiyi bulma görevi ise Rasim (Başara) Beye verildi. O da Sivas Lisesi'nin çalışkan öğrencilerinden biri olarak tanıdığı, yirmi iki yaşındaki Demircizade Selahattin'i (Ulusalerk) bu işe uygun gördü. Selahattin, görevi sevinçle kabul etti. Dilekçe ile Valiliğe başvurarak gazetenin çıkarma yetkisini aldı ve Sorumlu Müdürü oldu.
Gazete İl Basımevinde basıldı. İlk sayısı 14 Eylül günü çıkan gazetenin çıkış sebebi, yine bu sayıda “ Millî hareketin halka ve dünyaya duyurulması ” olarak belirtiliyordu.
İrade-i Milliye Gazetesinin özellikle ilk beş sayısındaki yazılar, bizzat Mustafa Kemal Paşa tarafından kaleme alınmıştır. Temsil Kurulu'nun Sivas'ta bulunduğu süre içinde 19 sayı yayımlandı.
İlk sayısının sürümü tahmin edilemedi. Bin adet basıldı. Aşırı talep üzerine baskı sayısı artırıldı. Gazete basıldığı günlerde geçmiş baskıları yirmi kuruş yerine, iki yüz kuruşa dahi arayanlar vardı. Özellikle İstanbul'dan büyük bir istek vardı.
İrade-i Milliye, Mustafa Kemal Paşa tarafından Temsil Kurulu adına yayın yapmak için kurdurulan ilk Millî Mücadele gazetesidir.

İngiliz ve Fransız Basınında Sivas Kongresi
The Times Gazetesi , 22 Eylül 1919: Bir Anadolu Cumhuriyeti... asilerin başı: M. Kemal..., Sultanın değiştirilmesinin başlıca gayelerinden biri olduğu bazı mahfillerde ileri sürülmektedir.”
Ranin Gazetesi, 11 Ekim 1919: “M. Kemal Paşa Anadolu'da bir millî hareket meydana getirmeye çalışıyor. Bu çocukça bir hayaldir! Bütün cihanın kuvvetine karşı... harpten ezilmiş olan zavallı Anadolu'nun kuvveti ile... kafa tutmasının ne hükmü olabilir? Anadolu'da ne kalmıştır, ne var ki direniş oluşturabilsin?”
Le Temps Gazetesi, 10 Eylül 1919 : “Sultanın hakimiyeti hâlâ İstanbul'da ise de ordusu başka yerde, Türk milliyetçilerinin gittikçe güçlendikleri Anadolu'dadır. Sivas'tan, kongreleri Sultana telgrafla bir kararlar listesi bildirdi. Birinci karar şimdiki hükümete güveni reddediyor; ikincisi ise hiçbir Türk toprağının elden çıkmamasını istiyor...
İster beğenin ister beğenmeyin bir Türk gücü yaşıyor. İster beğenin ister beğenmeyin bu güç kendi şuuruna vardı. ‘Hasta adam' ın gürbüz, hatta rahat durmaz çocukları var ve onun mirasını, hiç değilse bu mirastan hakları bulunan parçayı istiyorlar. Müttefikler ne düşünür acaba?”
Lyon Republicain, 23 Eylül 1919: “Sivil ve asker Türk vatanseverleri, iktidarsızlıkla suçladıkları hükümetlerine karşı ve Türkiye'yi paylaşmak istemelerinden kuşkulandıkları bazı müttefiklere karşı tam bir ayaklanma halindedirler.”
Lyon Republicain, 20 Ekim 1919: “ Milliyetçi hareket iki büyük avantajdan yararlanıyor: Bir yandan, iklimi çok sert, ulaşım olanakları kıt olan dağlık bölgenin doğal durumu; öte yandan, millî topraklarını savundukları bilincini taşıyan ve müttefiklerin çelişen çıkarlarına karşı tek vücut halinde birleşen şeflerinin su götürmez vatanseverliği.
Bütün güçlüklerine rağmen, Türkiye'nin bağımsızlığı politikası izlenmelidir.”
İstanbul'daki İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Robeck, Dışişleri Bakanı Lort Kürzon'a gönderdiği raporunda Sivas Kongresi ile ilgili olarak şöyle yazmıştır: (17 Eylül 1919 )
“Türk milliyetçileri, Türkiye'nin Türklerde kalmasını istiyorlar, yabancı himayesini red ediyorlar. Onlar imparatorluğun ölümünü değil, yeni bir hayat mukavelesini imza etmek azmindedirler.”

Sivas Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti
Sivas Kongresi sonrası, Mustafa Kemal'in henüz Sivas'ta bulunduğu bir sırada Sivaslı vatansever kadınlar bir araya gelerek Anadolu Kadınları Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adıyla bir dernek kurdular.
28 Kasım günü Nümune Mektebinde yapılan bir toplantıdan sonra, valiliğe resmen başvuruda bulundular ve 9 Aralık 1919 tarihli valilik yazısıyla kuruluş onayını aldılar.
AKMVC'nin kuruluşu Mustafa Kemal Paşaya bildirildiğinde: “Maksat vatanı müdafaadır. Bu teşebbüsün birinciliği şerefini kazandıkları için Sivaslı hanımefendileri tebrik ediyorum.” diyerek bu girişimden duyduğu mutluluğu dile getirmiştir.
Türk kadınının Milli mücadeleye büyük kararlılıkla katılışı gösteren en önemli olay, merkezi Sivas'ta olmak üzere kurulan bu dernektir.
AKMVC'nin Melek Reşit Hanımın Başkanlığı altında 800 üyesi vardı. O günkü illerin idari genişliğini dikkate alırsak, 14 merkezde şubelerinin olması bu kadın derneğinin önemini ortaya koymaktadır. Genel merkezi Sivas olan AKMVC'nin şubeleri: Kangal, Viranşehir, Kayseri, Eskişehir, Kastamonu, Erzincan, Amasya, Pınarhisar, Burdur, Konya, Yozgat, Bolu, Aydın, Niğde.
Savaş şartlarında kimsesiz kalmış olan kadın ve çocuklara maddi ve manevi destek veren bu vatan sever Sivaslı kadınlar, cephedeki askere kıyafet diktiler. Aralarında para toplayarak maddi destelerde bulundular. Yabancı devlet Başkanları ve eşlerine gönderdikleri yazılarla, işgaller karşısında kadın ve çocukların uğradığı zulümleri protesto ettiler. Ayrıca Padişaha, İstanbul Hükümetine, bazı kuruluşlara, yabancı devlet temsilcilerine, (Ulusal haberlere uygulanan sansüre göz yuman) Osmanlı basın kuruluşlarına protesto telgrafları çektiler.
Bütün faaliyetleri İrade-i Milliye ve Hakimiyeti Milliye gazetelerinde yer alan AKMVC, Milli Mücadele tarihimizde haklı ve onurlu bir yere sahip olmuştur.

Sivas Kongresi İle;
* Bütün ulusal cemiyetler Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ismi altında birleştirilerek bir merkezden yönetilmeye başlandı.
• Manda düşüncesi reddedilerek, ulusal bağımsızlık benimsendi.
• Ulus egemenliğinin ve bağımsızlık ruhunun sürekli kalplerde yaşayacağı ve Anadolu'nun her türlü direnişe hazır olduğu bütün dünyaya duyurulmuş oldu.
• Osmanlı Mebuslar Meclisi'nin açılmasına zemin hazırladığı gibi, Misak-ı Millî kararlarına da öncülük etmiştir.
• Kongre ile Türkiye'nin toprak bütünlüğü ve ulusal bağımsızlığının korunması istenmiş ve gerektiğinde işgal devletlerine karşı silahlı hareket öngörülmüştür.
• Mustafa Kemal Paşanın Başkanlığında seçilen Temsil Kurulu, yürütülecek siyasi mücadelenin yöneticiliğini üslenerek TBMM'nin açılışına kadar bu görevi yürütmüştür.
• Ulusal bir kongre olan Sivas Kongresi, TBMM iktidarına ve rejimine geçişin kurumu olmuştur.
• Sivas Kongresi, birleştirici, yapıcı ve Türk millî mücadelesini ve Kurtuluş Savaşını bina edici temel bir kongredir.
• Atatürk'ün deyişi ile “ Burada bir milletin kurtuluşunu hazırlayan kararlar verildi ”
• Kongrede alınan kararlar, usûl ve esas olarak demokratik ve millî bir devletin habercisidir. Kongre ile Türk milleti kendi kaderine el koymuş, vatanın bölünmez bütünlüğü ve tam bağımsızlık hedefiyle Kurtuluş Savaşı'nın esaslarını ortaya koymuştur.
• Yürekli bir şekilde alınan ve büyük bir azimle uygulanan bu kararlar sonucunda kesin bir zafer elde edilmiş ve demokratik, laik, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu gerçekleştirilmiştir.

Sivas'ta Komutanlar Toplantısı
İstanbul Hükümetinin Mebuslar Meclisinin Anadolu toplanmasına razı olmadığı her halükarda İstanbul'da toplanacağı, Salih Paşa tarafından Sivas'a iletildi. Bu durum Karşısında Temsil Kurulu ile durum değerlendirmesi yapan Mustafa Kemal, Sivas'ta bütün kolordu komutanlarının katılacağı bir toplantı yapılması kararını çıkarttı.
16 –24 Kasım 1919 günleri arasında Sivas'ta gerçekleştirilen toplantıya başta 15. Kolordu Komutanı Kazım Karabekir Paşa ve 20 Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa olmak üzere davetli diğer kolordu komutanları – biri hariç – katıldı. Mustafa Kemal, Kazım Karabekir Paşaya kendi kaldığı odayı vererek kendisi başka bir odaya geçecektir..
Komutanlar toplantısına Temsil Kurulu üyeleri de katıldı. Toplantı gündeminde üç konu ele alındı: Mebuslar Meclisinin toplanma yeri, Meclisin toplanmasından sonra Temsil Kurulu ve millî teşkilatın alacağı şekil ve çalışma yöntemi, Paris Barış Konferansının bizim için olumlu veya olumsuz bir karar vermesi halinde tutulacak yol.
Bu konu başlıkları ile ilgili olarak 29 Kasım günü şu kararlar alındı:
Sakıncalarına rağmen Meclisin İstanbul'da açılmasına karşı çıkılmayacak. Seçilen milletvekilleri İstanbul'a gitmeden önce Trabzon, Samsun, İnebolu, Eskişehir ve Edirne gibi şehirlerde toplanarak, kendilerine gerekli bilgiler verilecek. Güvenlik önlemleri alınacak. Mecliste güçlü bir grup kurulacak. Komutanlar millî teşkilatın yayılmasına ve güçlendirilmesine hız verecek. İstenen şartlar oluşuncaya kadar Temsil Kurulu görevine devam edecek. Askeri önlemlere kesintiye uğramaksızın devam edilecek. Paris Konferansı olumsuz karar verirse, milletin bu konudaki kararına göre hareket edilecektir.
Kolordu Komutanlarının bir davetle Sivas'ta toplanması, millî teşkilatın gücünü göstermesi bakımından büyük önem taşımaktadır.

Kuvâ-yi Milliyeyi Amil, Millî İradeyi Hakim Kılmak Esastır
Milli Mücadele döneminde yaklaşık 28 kongre toplanmıştır. Bu kongreler içerisinde tek ulusal kongre Sivas Kongresi'dir. Sivas Kongresi Erzurum Kongresi'nde seçilen Şarkî Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Temsil Kurulu üyeleri ve yeni seçilen diğer delegelerin katılımı ile toplanmıştır. Dolayısıyla bütün yurdu ve milleti temsil eden delegelerin katılımı ile kongre toplanmıştır.
Sivas Kongresi kararları arasında geçen “... Kuvâ-yı Milliyeyi Amil Millî İradeyi Hakim Kılmak Esastır ” (Millî güçleri etkili ve millî iradeyi egemen kılmak kesin ilkedir) ifadesi ile “millet egemenliği” Amasya Genelgesi ve Erzurum Kongresi'nden sonra ulusal bir kongre olan Sivas Kongresiyle hayata geçirilmiş oluyordu
Sivas Kongresi ve Temsil Kurulu milletten aldıkları temsil yetkisi ile bir hükümet gibi hareket ederek, yürütme görevini yerine getirmiştir.
Sivas Kongresi kararı ile kurulan Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, TBMM açıldıktan sonra da faaliyetine devam etmiş,siyasi bir grubun adı olmuş ve nihayet bu cemiyetin ismi değiştirilmek suretiyle yeni Türk devletinin ilk siyasi partisi olan “Halk Fırkası”nın kuruluşu sağlanmıştır.
Bu gelişmelerle Sivas Kongresi, TBMM iktidarına ve Cumhuriyet rejimine geçişin kurumu olmuştur.
“Cumhuriyetin Temelinin Sivas'ta atıldığı” ifadesinin tarihi kökleri de bu tarihi süreçten kaynaklanmaktadır.
Ulu Önder Atatürk, 13 Kasım 1937 günü Sivas'ı son defa ziyaret ettiklerinde, Kongre salonunu gezerken yanındakilere dönerek, Sivas Kongresi'nin önemini en güzel şekilde ifade eden şu veciz sözü söylemişti:
“Burada Bir Milletin Kurtuluşunu Hazırlayan Kararlar Verildi”

Sivas, 108 Gün Millî Mücadele Merkezi Olmuştur
Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Kurulu, 2 Eylül 1919 günü geldikleri Sivas'ta 108 gün kaldıktan sonra, 18 Aralık 1919 günü Ankara'ya hareket etmişlerdir.
Bu 108 gün boyunca Sivas Millî Mücadele merkezi olmuş, Sivaslılar bütün içtenlikleri ile bu kutlu konuklara ev sahipliği yapmış ve önemli bir çok tarihî olay bu süreçte yaşanmıştır.

Çevrimdışı admin

  • Macukali
  • Yönetici
  • Lahana Turşusu
  • *****
  • İleti: 9440
  • Cinsiyet: Bay
    • Karadeniz Bölgesi
    • E-Posta
Ynt: Sivas, Sivas fotoğrafları, Sivas gezlecek yerler
« Yanıtla #2 : Ocak 31, 2013, 04:45:09 ÖS »
Doktor balıklar
Sivas’a gitmek için ya Kayseri ya da Malatya yolunu kullanmanız gerek. İstanbul’dan bu iki yere de Türk Hava Yolları’nın direkt uçuşları var. Ancak Kayseri yolu daha rahat olduğu için ilk tercih.Kayseri’ye indikten sonra, Sivas’a gitmek için üç saatlik bir yolculuğu yapmanız gerek. Yaz aylarında, sezonun yoğun olduğu dönemlerde, oteller Kayseri’den servis hizmeti veriyorlar. Balıklı Kaplıca Sivas’a 98, Kangal ilçesine ise 13 kilometre uzaklıkta. Yani Sivas’tan yaklaşık bir saat onbeş dakikalık yolunuz var. Kangal Sivas’ın en ünlü ilçesi, Hem köpekleriyle hem de balıklarıyla! Sivas Kangal Köpekleriyle sadakat ve görev anlayışı dışında fizikleriyle de dikkat çekiyor. Balıklara gelince, onların özellikleri gerçekten çok fazla. Bir kere, 37 derece sıcaklıktaki suda yaşıyorlar ve bu karşılaşılan bir durum değil. En önemli özelliği ise sedef hastalığına alternatif bir çözüm sunmaarı. En büyüğü on santimetre boyunda olan bu balıklar halk arasında,”doktor balıklar” olarak anılıyor.

Tesadüfen bulunmuş
Sivas Balıklı Kaplıca’nın bulunduğu bölge 1917 yılına kadar sazlıkmış. Ayağında yara olan bir çobanın tesadüfen iyileşmesiyle, yöre halkının ilgisini çekmiş. Balıkların yaşadığı bu sıcak derenin suyu kullanılarak ilkel havuzlar açılmış.1960′lı yıllarda Sivas İl Özel İdaresi’ne geçen kaplıcaya, dönemin şartlarına uygun tesisler yapılmış. 1983 yılında bir gazetecenin, havuzlara giren bir sedef hastasıyla yaptığı röportaj, kaplıcanın ününü dünyaya yaymış. Kaplıca 1988 yılında beri Ünsallar A.Ş. tarafında işletiliyor. Tesiste şu anda iki adet yüzme havuzu, 16 adet özel banyo var. 137 odası olan otel,kış aylarında da çok sıcak. Hem açık hem de kapalı havuzların,dereye bağlantısı var ve derenin suyu bir boruyla havuza geliyor, diğer taraftan çıkıyor. Dolayısıyla da balıklar havuz ve dere arasında gidip gelebilyor. Havuzların dibindeki çakıl taşları doğal bir hava yaratıyor. Bu çakılların sebebi, suyun yeerden kaynıyor olması. Suyun yerden kaynaması ise jakuzi etkisi yaratıyor.

Balıkların dişlerin yok
Sivas Balıklı Kaplıca’daki balıklar, insanlar suya girer girmez seri ve ilginç hareketlere başlıyor. En büyüğü on santimetre olan bu balıklar suya giren herkese vücudunuzda minik darbeler hissediyorsunuz.Başlarda hafif bir gıdıklanma etkisi yaratan balıklara zamnala alışıyorsunuz. Sedef hastaları ya da diğer cilt problemi olanlar, suya girdiklerinde, sudaki selenyum yarayı yumuşatıyor. Balıklar da ufak hareketlerle bu yaraları yumuşatıyor. balıklar kaplıcanın suyunda,litrede bir gram selenyum bulunuyor. Selenyum cilt için çok yararlı. 2001 yılının haziran ayında, Sivas Valiliği, Cumhuriyet Üniversitesi ve Balıklı Kaplıca İşletmesi’nin birlikte düzenlediği sempozyumda, bu kaplıcanın sedef tedavisinde olumlu sonuçlar kaydettiği kanıtlanmış. Cumhuriyet Üniversitersi Dermatoloji Bölüm Başkanı Prof.Dr. sedat Özçelik, bu konuyla 20 yıldır ilgileniyor. Çalışmaları sonucunda, 21 günlük kür uygulayan hastaların klinik olarak şifa gördüğünü tespit etmiş. Bu olumlu sonucun en büyük etkisi de, suyun özelliği ve kaplıcanın yüksek yerde bulunmasından dolayı hastalığına uygulanan bütün tedavi yöntemlerinde, hastalık tekrar edebiliyor. Ancak, balıklı kaplıcadaki 21 günlük kür, hastalıksız geçen süreyi uzatıyor.

Selçuklu etkisi
Sivas’ın özellikle sadece balıklı kaplıcayla bitmiyor. Selçuklu mimarisinin izlerine de sıkça rastlayabilirsiniz.sivas’a gitgiğinizde mutlaka görmeniz gereken yerlerin basşında, merkezdeki İlhanlı Veziri Şemseddin Mehmet Cüveyni tarafından 1271 yılında yaptırılan “Çifte minareli Medrese” ve hemen karşısındaki Selçuklu Sultanı l.İzzeddin Keykavus tarafından 1217 yılında yaptırılan “Şifai Medresesi” geliyor. Bu medresenin içinde, Sivas’a özgü kilimler bulabilirsiniz. Divriği de görülmesi gererken ilçelerden biri. Konakları dışında en büyük özelliği, ilçeye tepeden bakan heybetli Ulu Camii. Sivas, Hititler’den osmanlı’ya uzanan farklı bir kültür yapısına sahip.hem bu farklı kültürü yaşamak, hem de balıklı kaplıcanın şifalı sularından yararlanmnak istiyorsanız Sivas sizi bekliyor…

BUNLARA DİKKAT!
Balıklı kaplıcalara girecek olanlar;
* Suyu içtikten sonra, havuza girmeden önce kahvaltı yapmak gerekiyor.
* Günde dörder saatten iki seans havuza girilmesi tavsiye ediliyor.
* 21 günlük kür uygulanmalı.
* 21 gün boyunca hastaların, “sedef hastalığı” ile ilgili herhangi bir ilaç ya da krem kullanmamaları gerekiyor.
* Tedavi süresince alkol de kullanılmamalı.

KAPLICALAR

SICAK ÇERMİK
Sivas - Ankara asfaltı üzerinde, il merkezine 31 km. uzaklıktadır. Türkiye'de 30 adet birinci 3öncelikli kaplıca arsında 6. sırada yer almakta ve kaplıca şehri olarak geliştirme imkanına sahip yerleşmeler arasında bulunmaktadır. 46 - 50 santigrat derece arasında ısıya sahip kaplıca suyu sodyumlu, sülfatlı, hidrokarbonatlı, magnezyumlu ve karbonatlı bir bileşime sahiptir. Kaplıca suyu, romatizma, sinir sistemi, solunum yolu, sindirim sistemi, metabolizma bozuklukları, böbrek ve idrar yolları hastalıklarının tedavisinde yararlı olmaktadır. Oteli, lokantası, moteli, gazinosu ve diğer ihtiyaca cevap verecek imkana sahip olup yolu asfalttır.


SOĞUK ÇERMİK
İl merkezine 19 km. uzaklıkta olup, suyun sıcaklığı düşüktür (28 santigrat derece). Konaklama tesislerinin yanı sıra çoğunlukla çadır kurulmaktadır. Kaplıca çevresi ilginç bir topografya ve bitki örtüsüne sahiptir. Kaplıca suyu içildiğinde mide, bağırsak ve safrakesesi hastalıklarına iyi gelmektedir.


ORTA BUCAK ÇERMİĞİ
Şarkışla ilçesinin Orta Bucak Nahiyesi sınırları içindedir. Büyük bir havuzu vardır. 14 odalı bir motel ve gazinosu bulunmaktadır.


ALAMAN ÇERMİĞİ
Şarkışla ilçesinin Akçakışla bucağına bağlı Alaman köyü sınırları içindedir. İlçe merkezine 33 km. uzaklıktadır. Suyu oldukça kükürtlü olduğundan içilmez.


AKÇA AĞIL ÇERMİĞİ
Suşehri ilçesinin Akça Ağıl Köyü yakınlarında Erzincan - Tokat yolu üzerinde ve Kelkit Çayının güney kenarında yer alan bu kaplıca suyunun sıcak olması nedeniyle birçok hastalıklara iyi gelmektedir. Kadın ve erkekler için ayrı banyolar vardır. Halk tarafından büyük ilgi duyulmaktadır. 40 derece sıcaklıktaki suyu aşırı şişmanlara ve kadın hastalıklarına iyi gelmektedir.


KANGAL BALIKLI ÇERMİK
Ankara'ya 450 km. , Sivas'a 96 km. , Kangal ilçe merkezine 13 km. uzaklıkta olup yolu asfalttır. Kaplıcanın 5 km. yakınında Sivas - Malatya demiryolu geçmektedir. Eğer kaplıcaya demiryoluyla gidilmek istenirse Karanlık Köyünde bulunan Kangal istasyonunda inmek gerekir. Karayolu ile Sivas'tan Kangal'a gündüzleri her saat otobüs bulunmaktadır. Kangal Kaplıca arasında ulaşım taksi ve minibüslerle sağlanmaktadır.
Kangal Balıklı Kaplıca; ülkemiz termal kaplıcaları içerisinde kendine özgü bir yeri vardır. Tedavi özelliği itibari ile dünyada bir benzerini bulmanın mümkün olmadığı kaplıca, ilmi ve tıbbi bir mucizeyi "Sedef Hastalığını tedavi ederek" sergilemektedir.
36-37 derece sıcaklıktaki kaplıca suyunda bulunan balıkların mucizevi bir şekilde tedavi yöntemi uygulaması bu kaplıcanın ününü ve özelliğini daha da artırmaktadır. Çünkü, modern tıp da şimdiye kadar fayda görmeyen dünyanın her yerindeki cilt hastalıkları için Kangal balıklı kaplıcası en son ümit kaynağı olmaktadır.
Tahriş olmuş durumdaki veya herhangi bir enfeksiyondan oluşmuş cilt dokusundaki yaraları; egzama, cerahatli sivilceler ve hatta tıpta tedavisinin imkansız olduğu bilinen "Sedef" hastalığı gibi cilt hastalıkları 2-10 cm. büyüklüğündeki Cyprinide (Sazangiller) familyasından Cyprinion Macrostamus (Beni Balığı) ve Garra rufa (Yağlı Balık) türündeki balıklar tarafından iyileştirilmekte ve izleri kaybolmaktadır.
Kaplıcada ilk kez yıkananlar ellerinde olmayarak tarifi mümkün olmayan bir ürperti yaşarlar. Çünkü suya girer girmez, ince, kahverengi, gri, bej rengindeki sazan ve kaya balığı türü balıkların hastanın etrafında dolaşmaya ve ciltte hastalık belirtisi olan yerleri temizlemeye başladıklarını görürler. Hastaların balıklara alışmaları 2-3 gün sürer. Dişleri olmayan bu balıklar, 36-37 derece sıcaklıktaki suyun yumuşatmış olduğu kabarık yara kabuklarını yavaş ağız (dudak) hareketleriyle acıtmadan ve kanatmadan kopararak cilt pürüzsüz hale gelinceye kadar temizler. Tedaviden olumlu sonuç alınması için üç hafta (21 gün) süresince günde üç defa havuza girmek ve iki saat suda kalınması gerekmektedir. Ayrıca, sabahları aç karına birkaç bardak şifalı sudan içmeyi ihmal etmemek gerekir. Diğer taraftan yerden kaynayan su içindeki kabarcıkla ve balıkların vücut üzerinde yaptığı darbelerle vücutta bir gevşeme ve dinlenme görülmektedir. Tedavi tamamen yan etkisiz olup, kesinlikle herhangi bir ilaç kullanılmamaktadır.
Ancak bazı hastaların tereddütleri daha sonra tekrarlarsa konusu oluyor. Yapılan araştırmalarda bugüne kadar böyle bir vaka ile karşılaşılmamıştır. Dünyanın bir numaralı kaplıcası diyebileceğimiz bu kaplıca yalnız sedef hastalarını değil tüm cilt hastalıklarını tedavi etmektedir.
Vücut ısısına eşdeğer olan 36-37 derece deki kaplıca suyu şifa özelliğinin yanısıra berrak, kokusuz aktığı yerde hiçbir çökelti bırakmamaktadır. Kaplıca suyunda kalsiyum, magnezyum, selenyum ve bikarbonat gibi iyonlar çok miktarda bulunmakta olup, banyo için elverişlidir. Romatizmal hastalıklara, sinir hastalıklarına, kırık, çıkık, ezik ve bazı durumlarda kireçlenmeye, sabahları aç karına birkaç şifalı su içmek ve banyo yapmak kaydıyla başta ülser olmak üzere böbrek hastalıklarına kesin tedavi sağlamaktadır.
Kaplıcanın mülkiyeti Sivas İl Özel İdaresine ait olup, özel kişilere ihale ile kiraya verilmektedir. Kaplıca bünyesinde iki ayrı motelde toplam 120 yatak bulunmaktadır. Kamp ve karavan turizmine uygun olup, 150 adet çadır yeri mevcuttur. Bütün yıl hizmete açıktır (12 ay). Kamp ve karavan yeri elektriği, çöp toplama bidonları, moteli, restaurantı, gazinosu, bakkalı, manavı ve kasabı gibi yan üniteleri mevcuttur.
Çermik kırsal bir alanda olup, yeşil bir vadi içerisindedir. Bayanlar ve erkekler için ayrı ayrı girilebilen iki adet üstü açık , bir adet üstü kapalı havuz ile soyunma yerleri mevcuttur. Havuzlar günde 1500 kişiye kadar hizmet verebilme kapasitesindedir.
Kaplıcanın öneminden dolayı, Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanlığınca 17-18 Haziran 1993 günlerinde Balıklı kaplıca ve Sedef Hastalığı (Psoriasis) konusunda çeşitli üniversitelerden birçok bilim adamının katılımıyla gerçekleşen bir ulusal sempozyum düzenlenmiştir.

Karalahana Karadeniz Forum

Ynt: Sivas, Sivas fotoğrafları, Sivas gezlecek yerler
« Yanıtla #2 : Ocak 31, 2013, 04:45:09 ÖS »

Çevrimdışı admin

  • Macukali
  • Yönetici
  • Lahana Turşusu
  • *****
  • İleti: 9440
  • Cinsiyet: Bay
    • Karadeniz Bölgesi
    • E-Posta
Ynt: Sivas, Sivas fotoğrafları, Sivas gezlecek yerler
« Yanıtla #3 : Ocak 31, 2013, 04:45:38 ÖS »
Sivas Yemekleri

Sivas mutfağı tarım ürünlerine dayanmaktadır.
Harman sonunda (sonbahar) kışlık yiyecek hazırlıkları başlar. Un öğütme, bulgur dövme, çekme, erişte, kadayıf, salça yapımı, sebze kurutma, etlik kesimi bunların başlıcalarıdır.
Yemekleri daha çok unlulara dayanmaktadır. Keş, peskütan, çökelek ve süt ürünlerinden hazırlanan yiyeceklerdendir.
Genellikle kırsal kesimlerde yazları ayranlıpancarlı çorba, madımak, evelik, düğücek aşı gibi yemekler yapılır.
Kışları ise tırhıt, sübüra, kelecoş, tarhana, içli köfte, hingel gibi hamurlu yemekler yenmektedir. Kentte sebze yemekleri de yapılmaktadır. Sivas kebabıyla da ünlüdür.
Tandırda kül çöreği, fotla, patates ya da peynirle yapılan kömbe, kete, lavaş yörede yaygın olarak yapılan ekmek çeşitlerindendir.

BAL HELVASI
Unun tereyağda kıvamınca kavrulmasından sonra (Un fazla kavrulur, rengi koyulaşırsa helvaya geçmiş derler) az sulu veya sütlü süzme bal katılarak helva hazırlanır. Hatta tepsiye alınan bu helvalar üzerine ayrıca petekli bal (dalak balı) konulup yenilir.

BULGUR (YUVARLAK KÖFTE)
2 adet sogan rendelenir; tuz, biber, 1 kg. çekilmis kiyma, 1/2 lt. ölçek dolusu ince bulgur, bir çay bardağı su hepsi bir hamur halinde iyice yoğurulur. El içinde bilye büyüklüğünde köftecikler yuvarlatılır. Arzu edilirse köfte az miktarda kızgın yağda pembeleşinceye kadar döndürülür. 1-2 lt. kaynar suya bir kaşık salça atılır. Köfte yarı pişmiş vaziyette iken bir çay bardağı pirinç salınır. Bir çorba kaşığı kızdırılmış sade yağına bir tatlı kaşığı kuru nane karıştırılarak pişer üzerine dökülür. Arzu edilirse limon da sıkılabilir.

ÇİRLİ ET (SİVAS)
MALZEME:
Kuru kayısı 600 gr. Su 5 su bardağı
Katı yağ 2 çorba kaşığı Tuz
Kuşbaşı kuzu eti 1 kg.
YAPILIŞI:
Kayısıları ılık suda 1 saat bekleterek yumuşamalarını sağlayın. Yağı bir tencerede eritin. Yağ kızınca etleri, verdikleri suyu çekinceye kadar içinde kavurun. Suyu ve tuzu katıp bir taşım kaynatın. Orta ateşte, suyun çoğunu çekinceye kadar yaklaşık 30 dakika pişirin. Kayısıları, suyunu süzüp et tenceresine aktarın. 5 dakika daha pişirerek tencereyi ateşten alın ve sıcak servis yapın.

Hurma Tatlısı
MALZEME:
Margarin Yarım paket Tereyağı 1 çorba kaşığı
Karbonat 1 çay kaşığı Su 1 fincan
Un 3 su bardağı Yarım limonun suyu
Şeker 3 su bardağı Limon suyu 1/4
Su 3,5 su bardağı
YAPILIŞI:
Orta boy bir tencerede 125 gr. margarin ve 1 çorba kaşığı tereyağını eritin. İçine unu ilave edin. Karbonat, limon suyu ve 1 fincan suyu da ekleyin. Daha sonra tüm malzemeleri elinizle veya tahta bir kaşıkla yoğurarak birbirine karıştırın. Malzemeler iyice yumuşayıp, kulak memesi yumuşaklığnda bir hamur haline gelince, içinden kaşıkla ceviz büyüklüğünde parçalar alıp, elinizle yuvarlayın. Yassı köfte biçimi verin. Yağlanmış bir fırın tepsisine hazırladığınız tatlıları yan yana dizin. Orta dereceli fırındas 45 dakika veya tatlılar altın sarısı renk alana dek pişirin. Bu arada şerbet için gereken su ve şekeri bir tencereye alın. Kaynamaya başladıktan birkaç dakika sonra limonu sıkıp, tencereyi ocaktan alın. Şerbeti tatlının üzerine dökün. Bir süre bekletin. Tatlı şerbeti iyice emdikten sonra servis yapın.

KARIN YAHNİSİ
YAPILIŞI:
Haşlanmış işkembe (karın) küçük küçük doğranır dörde bölünmüş kuru soğanlar yağ ile beraber bir tencereye konulup kızartılır. Doğranmış ve haşlanmış işkembeler ayrı yerde haşlanmış nohutlara salça ilave edilip tuzu da konduktan sonra tekrar pişirilir. Aynı şekilde ciğerle de yahni yapılır.

KAVURMA HELLESİ
MALZEME:
Un 500 gr. Biber
Katıyağ 3 çorba kaşığı Tuz
YAPILIŞI:
Yağ iyice kızdırılır. Un, yağ içerisinde açık pembe renk alıncaya kadar döndürülür. 1-2 kaynamakta olan suya kavrulan un, tuz, biber ilavesiyle atılır ve 20-30 dakika kaynatılarak indirilir. Hafif hasta yemeği de olmaktadır. Aynı çorba kıyma atılarak da yapılır. Limon sıkılır ve un çorbası ismini alır.

LAHANA MUSAKKASI
MALZEME:
Beyaz lahana 1 adet Pirinç 1/2 su bardağı
Kuru soğan 3 adet Biber
Kıyma 200 gr. Tuz
Salça 3 çorba kaşığı
YAPILIŞI:
Lahana haşlanmayıp ıspanak gibi kıyılır ve bol soğanlı kıymalı salçalı sokarıç, biraz da pirinç ilave edilerek tuz, biber atılır, pişirilir. Pirinç olmadığı taktirde bulgur da aynı vazifeyi yapar.

PATATES ÇORBASI
MALZEME:
Patates 250 gr. Bulgur veya pirinç 1 su bardağı
Kıyma-kavurma 100 gr. Margarin 1 çorba kaşığı
Soğan (rendelenmiş) 1 baş Nane 1 tatlı kaşığı
Tuz 1 tatlı kaşığı Biber 1 tatlı kaşığı
YAPILIŞI:
250 gr. patates, 1cm. 3 şekilde doğranır. Kıymalı, soğanlı sokarıçla 1-2 litre suya dökülür. Tuz biber ekilir. 1 kase dolusu bulgur veya pirinçle pişirilir. Bu da yine kemikli kavurma veya kuşbaşı etle yapılır. Çorba ateşten indirildikten sonra 1 çorba kaşığı sıvı yağ kızdırılır, 1 tatlı kaşığı kuru nane ilave edilerek üzerine dökülür.

SAC KEBABI
YAPILIŞI:
Kemiksiz (kuşbaşı) koyun eti, yağı ve tuzu ile (et yağlı ise yağa ayrıca lüzum kalmayabilir), altında ateş yanan bir sac üzerine konup, karıştırılmak suretiyle kızartılır. Doğranmış patlıcan ve yeşil biberler de ilave edilip tekrar karıştırılır, sebzeler kızarınca dilimlenmiş domatesler konup ateşte biraz daha çevrilir. Sebzenin bol olduğu yaz günlerinde Çermikler, Paşa fabrikası, Tekke önü gibi mesirelere gidilince yapılan bir piknik yemeğidir. Evler de yapılabilir. Pişirmek için kullanılan sac, sac kebabı yapılanları biraz daha ufak (çevicek) tır.

ŞALGAM ÇORBASI
MALZEME:
İri şalgam 5-6 baş Bulgur veya pirinç 1 kase
Tereyağı-margarin 2 çorba kaşığı Kıyma 100 gr.
Kuru soğan 2 adet
YAPILIŞI:
İri şalgamdan 5-6 baş alınır, iri göz rendeden geçirilir. İstenirse tuzla ovularak (kekre) acı suyu giderilir. 1-2 çorba kaşığı saya yağı, 1-2 baş doğranmış soğan sokarıcı yapılır. Arzuya göre kıyma, kuşbaşı et, kemikli kavurma hangisi varsa 1-2 litre kaynayan suya sokarıçla birlikte 1 kase dolusu bulgur veya pirinç, et hepsi bir arada kaynatılır. Bulgur pişmek üzere iken rendelenmiş şalgamlar atılır. O da pişince ateşten indirilir.

TARHANA ÇORBASI
MALZEME:
Tarhana 1,5 su bardağı Kuşbaşı et Yarım kg.
Kara nohut 1 su bardağı Çelem Yarım kg.
Ispanak Yarım kg. Tereyağı 1 çorba kaşığı
Kuru nane 1 çorba kaşığı Et suyu
YAPILIŞI:
Tarhana ve nohut akşamdan ıslatılır. Bol et suyunun içine atılarak pişmeye bırakılır. Diğer tarafta kuşbaşı etler tereyağında iyice kavrulur. Pişmekte olan çorbaya çelem, ıspanak ve kavrulmuş etler ilave edilir. İyice pişirilir. Çorba piştikten sonra üzerine tereyağında yakılan nane dökülerek servis yapılır.

Çevrimdışı admin

  • Macukali
  • Yönetici
  • Lahana Turşusu
  • *****
  • İleti: 9440
  • Cinsiyet: Bay
    • Karadeniz Bölgesi
    • E-Posta
Ynt: Sivas, Sivas fotoğrafları, Sivas gezlecek yerler
« Yanıtla #4 : Ocak 31, 2013, 04:45:59 ÖS »
Sivas
Sivas ili dağlık ve yüksek bir plato üzerinde bulunmaktadır. Bu yükseltiler ortalama 1.000 m.nin üzerindedir. Dağlar ve bunların arasındaki vadiler ile çukurluk alanlar, ovalar ilin başlıca yeryüzü şekilleridir. İl alanının % 47.6 sı platolarla, % 46.2 si dağlarla, %6.2 si ise ovalarla kaplıdır.


Dağlar
İl topraklarındaki dağlar III.Zamanda oluşmaya başlamış, Alp kıvrımlaşması sırasında Kuzey ve Güney Anadolu dağları belirginleşmiştir. Kuzey Anadolu Dağlarının güneye, Güney Anadolu Dağlarının kuzeye açılan kolları il alanının büyük bölümünü kaplamaktadır.
İl topraklarındaki başlıca dağlar Köse Dağları, Tecer Dağları, Akdağlar, İncebel Dağları ve Yama Dağı’dır.

Köse Dağları
Kuzey Anadolu sıradağlarının güneye açılan en önemli kollarından biri olan Köse Dağları gerek yükselti gerek uzunluk gerek kapladıkları alan açısından Sivas’ın en önemli dağlarıdır. Bu dağlar Yıldızeli’nde Yıldız Dağı (2.537m.), Doğuda Asmalı Dağı (2.406 m.), Tekeli Dağı (2.621 m.), Köse Dağı (3.050 m.) ve Kızıldağ (3.015 m.) il topraklarında en büyük yüksekliğe ulaşmaktadır. Köse Dağlarının kuzeyde Kelkit Vadisi’ne doğru yükseltisi azalmaktadır. Bu dağların büyük bölümü Karadeniz Bölgesi içerisindedir. Karadeniz ikliminin etkisinden ötürü de Köse Dağlarının Kuzey yamaçları yer yer iğneli ağaçlarla, yapraklılardan meşe ve menengiç ağaçlarının oluşturduğu ormanlarla kaplıdır.

Tecer Dağları
Torosların kuzeye yönelik bir kolu olan Tecer Dağları, Gemerek-Şarkışla arasından başlayarak, kuzeydoğuya doğru geniş bir yay çizer. Sivas-Kangal arasında Kulmaç Dağları ismini alır. Tecer Dağlarını Huma Çayı Vadisi ikiye ayırmaktadır. Bu dağ sırası kuzeyde Çengelli, güneyde ise Deli Dağı ismini alır. Her iki dağ sırası da doğuya doğru uzanarak Doğu Anadolu Dağlarıyla birleşir.

Akdağlar
Akdağlar Kızılırmak Vadisi’nin batısından başlayarak kuzeydoğuya yönelir ve Sivas-Tokat ve Sivas-Yozgat sınırını oluşturur. Yıldızeli Çayı ile Kızılırmak Vadisi arasındaki üçgen alanı bütünüyle kaplayan Akdağlar, fazla yüksek değildir. Kolay geçit veren, yavaş yavaş yükselen bir dağ kütlesidir. Kuzeyde Karadeniz iklimine açık olduğu için dağların yüksek kesimleri geniş ve iğne yapraklı ormanlarla kaplıdır. Bu ormanlar İç Anadolu Bölgesi’nin en önemli ormanlarını oluşturur.

İncebel Dağları
Toros Dağlarının devamı olan İncebel Dağları, Gemerek yöresinde Tecer Dağları’ndan ayrılır. Bundan sonra Kızılırmak vadisiyle Gemerek-Şarkışla çöküntü oluğu arasını doldurur ve kuzeydoğu yönüne uzanır. Yüksek olmayan, aşınmış İncebel Dağları Kızılırmak’ın kolları tarafından parçalanmıştır. En yüksek dorukları Karayüce Tepe (1.712 m.) ile Yücepınar Tepe (1.789 m.)’dir. Deniz etkilerine kapalı olan İncebel Dağlarında iklim çok serttir. Bu nedenle bitki örtüsünden yoksundur.

Yama Dağı
Sivas’ın doğusunda Çetinkaya-Divriği arasındaki bölgenin güneyinde yer alan volkanik bir dağdır. Bu dağ güneye doğru açılarak Malatya topraklarına ulaşmaktadır. Yüksek ve toplu bir kütle durumundaki Yama Dağının en yüksek doruğu Ozangediği Tepesi’dir (2.371 m.). Yama Dağı Divriği ve Çetinkaya yörelerinde çeşitli basamak halinde platolarla kuşatılmıştır. Genellikle çıplak olan bu dağ sırasında hayvancılığa elverişli yaylalar bulunmaktadır.


Akarsular
Kızılırmak
Türkiye’nin en uzun akarsuyu olan Kızılırmak İmranlı, Suşehri arasında kalan Kızıldağ’ın güney yamaçlarından üç ayrı koldan doğmaktadır. Bu üç kol İmranlı’ya 16 km. uzaklıktaki Çukuryurt yakınlarında birleşerek Kızılırmak ismini alır. Sonra da Zara yakınında Habeş Çayı ile birleşir, Zara Ovası’nın güneyinde Acısu ile birleştikten sonra Hafik yönüne döner. Burada Koruçay ve Acı Irmak ile birleşerek Sivas merkez ilçesine girer Bu bölgede de Tecer, Mundar, Mısmılırmak ve Yıldızeli çaylarını sularına katar. Yıldızeli’nde Kalınçay ile, Şarkışla’da Kardırak Çayı ve Acı su ile; Gemerek’te Sınır ve Kasımbeyli dereleri ile birleşir ve bundan sonra da Sivas il sınırları dışına çıkar.
Kızılırmak 1.151 km. uzunluğunda olup, bunun 250 km.si Sivas il toprakları içerisindedir. Akış hızı düzensizdir. Sivas’ta saniyede 45 m3 su akıtır. Bu düzen en çok 49.3 m3’e çıkar ve en az da 3/4 m3’e iner.

Kelkit Çayı
Gümüşhane topraklarından doğan Kelkit Çayı, Suşehri yakınlarında Sivas ili sınırlarına girdikten sonra dar ve derin bir vadiden akarak Koyulhisar, Reşadiye sınırlarıyla il topraklarını terk eder. Kelkit Çayı’nın 50 km.si il toprakları içerisindedir. Suyun akış hızı Kızılırmak’a göre daha düzenlidir. Kızıldağdan çıkan Akşar ve Gemin dereleri başlıca kollarındandır.

Tozanlı Çayı
Köse Dağının batı yamaçlarından kaynaklanan Tozanlı Çayı, birkaç kaynağın birleşmesiyle meydana gelir. Yatağı oldukça meyillidir. Şerefiye’yi geçtikten sonra ormanlık yamaçların oluşturduğu derin bir vadide büyük bir hızla akışını sürdürürken küçük-büyük birçok dereyi de beraberine alarak Doğanşar önlerinde yoluna devam eder. Bu arada Asmalı ve Tekeli dağlarından akan dereler de Tozanlı Çayına ulaşır. Tozanlı Çayı’nın akış hızı düzenlidir.
Türkiye’nin önemli barajlarından Almus Barajı bu çay üzerinde kurulmuştur.

Çaltı Çayı
Sivas’ın güneyindeki dağlardan kaynaklanan Çaltı Çayı, Yılanlı dağlarından çıkan Güneş Çayı ile Tecer, Gürleyük ve Karabel yörelerinden kaynaklanan Sincan Çayının, Divriği yakınlarında Cürek boğazında birleşmesiyle meydana gelir ve burada Çaltı adını alır. Doğu yönünde akan Çaltı Çayının suları Keban Baraj Gölüne dökülür. Divriği önlerinde akışını sürdüren Çaltı Çayı Sivas-Erzincan demiryolunu takip eder. Çaltı Çayı’nın Uzunluğu 180 km. olup, bunun 130 km.si Sivas ilinin sınırları içerisindedir.

Tohma Çayı
Fırat nehrinin önemli kollarından Tohma Çayı, her ikisi de Tohma adını taşıyan iki büyük kolun birleşmesiyle meydana gelir. Bunlardan Kangal Tohması, Şarkışla sınırları içerisinde bulunan Karatonus Dağlarından doğar. Kangal topraklarından geçerken Havuz yazısından geçen Havuzlu suyunu da alır. Bu suya Çamurlu da denir. Gürün Tohması Tahtalı Dağlarının eteklerinden doğar. Gürün ilçe merkezi önlerinden geçerken Gökpınar ve Sazcağız derelerini de alarak yoluna devam eder. Malatya sınırları içinde Kangal Tohması ile birleşerek Fırat nehrine dökülmek üzere yoluna devam eder.


Göller
Gökpınar Gölü (Gürün)

Sivas’a 147 km, Gürün ilçesine 10 km. uzaklıktadır. Gökpınar Gölü’nün suyu çok temiz ve durudur. Doğal güzellikleri ve alabalıklarıyla ünlü olan göl, dipten gelen kaynaklarla beslenmektedir. Derinliği 15 m.yi bulan gölün fazla suları Tohma Çayı’na dökülür.
Göl çevresi yörenin dinlenme ve mesire yeri olup, göl kıyısında turistik tesisler vardır. Çoğunlukla günübirlik ziyaretçilerin geldiği bir mesire yeridir.

Lota Gölleri (Hafik)
Sivas ili Hafik ilçesinin 3 km. doğusunda, Sivas-Erzurum karayolunun kuzeyindeki göller topluluğudur. Bu topluluk Lota Gölleri ismi ile anılmaktadır. İlkbahar yağışlarının başlamasıyla bu göller kabararak birleşir. Dipten gelen kaynaklarla beslenen ve derin olan Lota Göllerinde bol balık yaşar. Göllerin çevresi özellikle balık avcılarının sıkça geldiği yerler arasındadır.

Hafik Gölü (Hafik)
Sivas Hafik İlçesine 2 km, Sivas ilo merkezine de 34 km. uzaklıkta olan bu gölün alanı yaklaşık 1 km2’dir. Derinliği ortalama 6 m. olan göl, dipten kaynayan sularla beslenmektedir. Ortasında bir adacık olan gölde bol balık yaşamaktadır. Fazla suları Kızılırmak’a akan göl, yörenin önemli mesire yerlerinden biridir. Gölün çevresi yöre halkının en güzel mesire yerleri arasındadır.

Tödürge Gölü
İl Merkezine 50 km. uzaklıktaki Tödürge Gölü Sivas-Erzurum karayolu yakınında Cencin Ovası’nın doğusunda bulunmaktadır. Yüzölçümü 5 km2 olan gölün derinliği 20 m. ile 45 m. arasında değişmektedir. Dipten ve çevreden kaynaklanan sularla beslenen gölde bol balık yaşamaktadır. 1980’lerin başında uygulanmaya başlayan projeyle gölün fazla suları Kızılırmak’a akıtılmaya başlanmıştır.
Gölün doğusunda iki adacık vardır. Yabani yaşam açısından önemi büyük olan bu adacıklarda, kanatlı av hayvanlarından turna yaşamaktadır. Soyları tükenmek üzere olduğundan turnalar koruma altına alınmıştır. Mesire yeri olarak kullanılmakta olup, gölde kayıkla gezilmekte balık avlanmaktadır.


Mesire Yerleri
Sivas’ın vadi boyları ile göl kıyıları ilin başlıca mesire yerleridir. Bunların bazılarında konaklama tesisleri bulunmaktadır.

Eğriçimen (Koyulhisar)
Sivas ili Koyulhisar ilçesine 20 km. uzaklıkta, 1.700 m. yüksekliğindeki Eğriçimen yaylası yörenin önemli bir mesire yeridir. Ormanlık bir alan olup, çevresinde soğuk su kaynakları bulunmaktadır. Orman Bakanlığı burasını mesire yerine dönüştürmüştür.

Sızır Çağlayan (Gemerek)
Sivas Gemerek ilçesinde, Göksu üzerinde bulunan bu çağlayan çevresinde dinlenme ve yerleşim yerleri bulunmaktadır.

Paşa Fabrikası (Merkez)
İl merkezine 7 km. uzaklıktaki Paşa Fabrikası ağaçlık ve akarsuyu bulunan bir mesire yeridir. Bu mesire yerinde 1960 yılında iki yapay göl oluşturulmuştur. Bu mesire yerinde turistik tesisler bulunmaktadır.

Karaçayır (Merkez)
Sivas il merkezine 27 km. uzaklıktaki Karaçayır ağaçlıklı bir mesire yeridir. 1966 yılında buraya içme suyu getirilmiş ve burada piknik alanları düzenlenmiştir.

Koyunkaya Mesiresi (İmranlı)
Sivas İmranlı ilçesine 12 km. uzaklıkta bulunan Koyunkaya Mesiresi çam ormanları ile kaplı bir alandır. Burada su kaynakları bulunmaktadır.

Ethem Bey parkı (Merkez)
Sivas il merkezinde ağaçlıklı, çocuk bahçesi de olan bir dinlenme yeridir.

Muammer Bey Parkı (Merkez)
Sivas il merkezinde Kayırcık Caddesi üzerinde bulunan bu park 1943 yılında kurulmuş ve ağaçlandırılmıştır. Bu dinlenme yeri oldukça geniş bir alana yayılmıştır. Bu mesire yerinin bir bölümü Buğday Pazarına dönüştürülmüş ve daha çok kentte çalışanların rağbet ettiği mesire yeridir.


Müzeler
Sivas Müzesi
Sivas'ta müze teşkilatı kurulması fikri eski yıllara kadar uzanmaktadır. Cumhuriyet Döneminde (1922) Hars Müdürlüğü'nün emirleri ile dağınık olarak bulunan eserlerin vilayet merkezindeki bir okulda toplanarak müze kurulması istenmiştir. Lise haline getirilen okulda küçük bir müzenin teşkil edilmiş olduğunu ve müze koleksiyonları arasında kıymetli eserlerin de yer aldığını görüyoruz. Bu müze 1923 yılında kabaca tasnif edilerek ziyarete açılmıştır.
Lise binasında müzenin gelişmesine imkân olmadığı anlaşılınca müze için vilayette bir yer aranmış ve il merkezindeki eski eserlerin de değerlendirilmesi düşüncesiyle müze ve eserleri 1927 yılında Gökmedrese'ye nakledilmiştir. Müzenin sistemli bir şekilde ele alınması ancak bundan sonra mümkün olmuştur. Bu arada, eserlerin bir kısmı Ankara'ya nakledilmiş ve bir kısmı da etnografik eserlerin yer aldığı Müze Eve verilmiştir. Ancak müze, bu koşullarda gelişme gösterememiştir. 1951 yılında Etnografya Müzesi'ne verilen eserler geri alınmış,çevreden de bazı eserler toplanmıştır.1968 yılına kadar Gökmedrese'de görevini yürüten müze, aynı yıl Buriciye Medresesi'ne taşınmıştır.
Sivas Müzesi 1 Kasım 1983 tarihinde, 4 Eylül 1919'da tarihi kongrenin toplandığı, lise binasına taşınmış, Buriciye Medresesi'nin ise Arkeoloji ve Taş Eserler Müzesi haline getirilmek üzere onarımı planlanmıştır.
Sivas Kongresi'nin toplandığı bina 1880'li yıllarda Vali Sırrı Paşa tarafından düşünülerek ilk temelleri atılmış, sonra gelen Vali Memduh Paşa ilk temel yerini bugünkü şekliyle değiştirmiş ve 1892 yılında o zamanki adıyla "Mülki İdadi" olarak hizmete sunmuştur.Daha sonra Sultani olarak hizmete giren bina 1924 yılında "Sivas Lisesi" adını almıştır. 1981 yılına kadar lise olarak kullanılan bina 1983 yılında müze olarak son şeklini almıştır. 3 katlı binanın 1. katında etnografik eserler teşhir edilirken 2. katta ise Atatürk- Sivas Kongresi ve Milli Mücadele ile ilgili bilgi ve belgelerin teşhiri yapılmaktadır. Sivas Müzesi'ne bağlı birimlerden Buriciye Medresesi ve Akaylar Konağı'nda onarım çalışmaları sürdürülmektedir. Müze Müdürlüğü'ne bağlı müzelerden biri de Aşık Veysel Müzesidir. Kültür Bakanlığı 1979 yılında Sivas İli Şarkışla İlçesi Sivrialan Köyü'ndeki bir evi kamulaştırarak müzeye dönüştürmüş ve 21 Mart 1982 tarihinde de bunu ziyarete açmıştır. Müzede Aşık Veysel'in kullandığı eşyalar, yöresel dokumalar ve fotoğraflar sergilenmektedir.
Sivas Müze Müdürlüğü kayıtlarında 1997 yılı sonu itibarı ile 2857 adet etnografik, 4621 adet sikke, 1965 adet arkeolojik, 50 adet çivi yazılı tablet, 215 adet mühür ve mühür baskısı, 182 adet el yazması kitap olmak üzere 9890 adet eser mevcuttur.

Atatürk ve Kongre Müzesi
Mustafa Kemal Atatürk ve Heyet-i Temsiliye tarafından 2 Eylül-18 Aralık 1919 tarihleri arasında "Milli Mücadele Karargâhı"olarak kullanılan bina Cumhuriyet tarihimizde çok önemli ve müstesna bir yer tutmaktadır.
Binanın 12 Rebiül-evvel 1310 H (5 Ekim 1892) tarihinde Sivas Valisi Mazlum Paşazade Mehmet Memduh Bey tarafından Mülki İdadi Binası olarak yaptırıldığını belirten dört satırlık kitabe, halen Sivas Müzesi'nde bulunmaktadır.
XIX. yüzyılın Geç Osmanlı Dönemi sivil mimarlık örneklerinden biri olan yapı, üç katlı ve iç avluludur. Dış cephelerinde taş, iç mekânlarda ise ahşap ana malzemedir.
Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarına üç buçuk ay süre ile resmi karargâh olarak tahsis edilen bina; Sivas Kongresi içtimalarının burada yapılmış olması, Anadolu'daki Milli Mücadele hareketinin teşkilatlandırılarak millet iradesinin her türlü baskının, kişi ve zümre idaresinin üstünde olduğunun bütün dünyada ispatlanması ve Cumhuriyet yönetiminin temellerinin burada atılmış olması ile tarihi bir hüviyet kazanmıştır. Sivas Kongresi'ne ondokuz vilayeti temsilen otuz iki üye katılmıştır,ancak illerden seçilerek kongreye sonradan dahil olan delegeler nedeniyle bu sayılar değişiklik göstermektedir.
Yapıldığı tarihten itibaren okul binası işlevini sürdüren yapı; İdadi, Sultani, Sivas Lisesi, Kongre Lisesi adları ile anılmıştır. 1930 yılındaki bir tadilatta doğu cephesindeki esas giriş batı cephesine alınmış, çatısı sacla kaplanmıştır. 1981 yılına kadar lise olarak hizmet veren binanın, Cumhurbaşkanı Kenan Evren'in direktifleriyle müze haline getirilmesi planlanmıştır. 1984 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı'na devredilen Kongre Binası; Bakanlığımızın Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü'nce aynı yıl başlatılan müze amaçlı restorasyon ve teşhir ve tanzim çalışmaları sonucunda; bodrum kat depoların, laboratuvar ve fotoğrafhanenin yer aldığı mekânlar olarak; zemin kat Etnografya Müzesi; üst kat ise Atatürk ve Kongre Müzesi olarak düzenlenmiştir.
Mustafa Kemal Atatürk ve Heyet-i Temsiliye'nin bir müddet karargâh olarak kullandıkları binanın müsamere salonunda, 4-12 Eylül 1919 tarihleri arasında Sivas Kongresi'nin içtimaları yapılmıştır. Tarihi Kongre Salonu ve Atatürk'e ait çalışma ve dinlenme odası, kongrenin yapıldığı günlerdeki hali ile muhafaza edilmektedir.
Üst katta ayrıca; kongre öncesindeki olayların, Mustafa Kemal Atatürk'ün kongre hazırlığı ile ilgili tamimlerinin ve bildirilerinin sergilendiği salon; o zamanki muhaberenin temelini oluşturan telgraf odası; Sivas Kongresi ile ilgili tutanakların yer aldığı salon; merkezi Sivas'ta kurulmuş olan Anadolu Kadınları Müdafa-i Vatan Cemiyeti'ne ait bildiriler ve haberleri içeren belgeler ile İrade-i Milliye Gazetesi'nin basıldığı matbaa makinası ve bu gazeteye ait nüshaların sergilendiği salonlar bulunmaktadır. Sivas Kongresi sırasında ve sonrasında Sivas'ta alınan tüm kararlara ait belgeler; Cumhurbaşkanlığı Köşkü-Atatürk Özel Arşivi, Genelkurmay Başkanlığı Askeri Tarih Komisyonu ve Ateşe Özel Arşivi, Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı arşivlerindeki belgelerin örnekleri müzede sergilenmektedir.

Atatürk Kongre ve Etnografya Müzesi
Etnografik Eserler Bölümü:1892 tarihinde Sivas Valisi Memduh Paşa tarafından yaptırılan yapı, XIX. yüzyıl Geç Osmanlı Dönemi sivil mimarisinin güzel örneklerinden biridir. Üç katlı ve iç avlulu binanın dış cephelerinde taş, iç mekânlarında ise ahşap malzeme kullanılmıştır. Mustafa Kemal Atatürk ve Heyet-i Temsiliye'nin bir süre karargâh olarak kullandıkları ve o tarihlerde Sultani olan bina; Sivas Kongresi'nin 4-12 Eylül tarihleri arasında burada toplanması ile tarihsel bir kimlik kazanmıştır.
1981 yılına kadar okul olarak kullanılan bina onarımı, teşhir ve tanzimi gerçekleştirildikten sonra, 1990 yılında müze olarak ziyarete açılmıştır. Üst kattaki tarihi Kongre Salonu, Atatürk'e ait çalışma ve dinlenme odası, Kongre'nin yapıldığı günlerdeki hali ile muhafaza edilmektedir Bu katta ayrıca; Kongre ile ilgili çeşitli belgelerin sergilendiği mekânlar bulunmaktadır. Binanın zemin katı tümüyle etnografik nitelikli eserlere ayrılmıştır.
Silah Seksiyonu: Osmanlı Dönemine ait kılıç, kama, zırh, miğfer, kalkan, ok, yay, tüfek, tabanca, barutlu tüfek gibi çeşitli savaş aletleri sergilenmektedir. A. Turan Türkeroğlu (Hacı Beslen) Odası: Etnografik nitelikli eserler, sikkeler, hat sanatının güzel örneklerinden olan levhalar, yağlıboya tablolardan meydana gelen koleksiyonunu müzeye bağışlayan Hacı Beslen'e müzede ayrı bir mekân ayrılmıştır.
Kilim Seksiyonu: Sivas ve yöresinden derlenen kilim,seccade,zili örnekleri bu seksiyonda yer almaktadır. 1180 tarihli Divriği Kale Camii'nin ahşap mimberi de burada sergilenmektedir.
Sivas Başodası: Osmanlı Döneminde Sivas konaklarında misafirlerin ağırlandığı baş oda; ocaklı ısınma sistemi, işlemeli perdeleri, sedirli, minderli, kırlentli oturma yerleri ve şerbetlikleriyle eskiden olduğu gibi düzenlenmiştir. Burada ayrıca mankenlerle de teşhir yapılmaktadır.
Divriği Ulu Camii'ne ait ahşap eserler de bu bölümde teşhir olunmaktadır.
Bakır Eserler Bölümü: Osmanlı Döneminde günlük hayatta çok kullanılan sini, ibrik, kazan, matara, lenger, sahan, kevgir, şamdan gibi bakır eşyaların yanı sıra, çeşme lüleleri, ağırlık ölçüleri, kilit ve kapı tokmakları bu seksiyonda yer almaktadır.
Tekke Eşyaları Bölümü: Sivas'taki eski tekkelere ait sancak, teber, şiş, tesbih, mum, zikir tespihleri, tef, zil gibi eserler teşhir edilmektedir.
Giysiler ve El İşlemeleri: Sivas yöresine has, yağlık, cepken gibi çeşitli giysiler, seccade, havlu ve bohçalar üç salonda sergilenmektedir. Orta vitrindeki giysiler, mankenler üzerinde canlı teşhirle ziyaretçilere sunulmaktadır.
Müze binasının orta avlusu halı seksiyonu halinde düzenlenmiştir. Sivas ve yöresine ait halılar kronolojik sıra ile sergilenmektedir.
Bu avluya açılan ve koridor üzerinde bulunan ondört pencere vitrin haline getirilmiş olup; kahve takımları, gümüş takılar, yazma ve hat sanatı ile ilgili eserler, cam ve porselen eşyalar, lambalar bu vitrinde teşhir edilmektedir.
Binayı yaptıran Memduh Paşa'nın 1904 (1322 H) tarihinde Sivas'ta dokunan portre halısı ile yapılış tarihini gösteren kitabe müzenin dikkate değer eserleri arasındadır. Prof. Dr. Şefik Dener'in müzeye armağan ettiği Kangal çorapları, halı yastık yüzleri de ayrı bir vitrinde sergilenmektedir. Gürün şalları müzede ayrı bir eser grubunu teşkil etmektedir.


Medreseve Camiler
Şifaiye Medresesi

İl merkezinde Selçuklu parkı içerisinde, Çifte Minareli Medresenin tam karşısındadır. 1217 yılında Selçuklu Sultanı I. İzzeddin Keykavus tarafından yaptırılmıştır. Anadolu Selçuklu Tıp okullarının ve hastanelerinin en eski ve en büyüklerindendir.1220 yılında vefat eden I. İzzeddin Keykavus, vasiyeti üzerine çok sevdiği Sivas'taki Şifaiye Medresesinin güney eyvanındaki türbede ailesi ile birlikte yatmaktadır.

Çifte Minareli Medrese

İl merkezindedir. İlhanlı Veziri Şemseddin Mehmet Cüveyni tarafından 1271 yılında yaptırılmıştır. Medresenin sadece doğu yönündeki asıl cephesi ayakta kalmıştır.

Gök Medrese

İl merkezindedir. Selçuklu veziri Sahip Ata Fahreddin Ali tarafından 1271 yılında yaptırılmıştır. Taç kapı üzerinde yükselen tuğla örgülü iki minaresindeki mavi çinilerden dolayı Gök Medrese adını almıştır. Plastik sanatların şaheserlerinden olan taç kapıda mermer malzeme kullanılmış olup, taç kapısının üst iki köşesinde iç içe girmiş hayvan motifleri vardır. Medreseye girişte sağda mescit, solda ise Dar-ül Hadis bölümü mevcuttur.


Ulu Camii
İl merkezindedir. Sivas Müzesinde bulunan kitabesine göre 1196-1197 yılında Kızıl Arslan Bin İbrahim tarafından yaptırılmıştır. Şeyh Hasan Bey Kümbeti (Güdük Minare) : İl merkezindedir. Kare kaide üzerine, silindirik tuğla örgülü bir gövdeye sahip oluşu ve kısa minareye benzemesinden dolayı halk arasında Güdük Minare adıyla anılmaktadır. İl Merkezinde; Ahi Emir Ahmet Türbesi, Şemseddin Sivas-i Türbesi, Akbaşbaba Türbesi, Şeyh Erzurum-i Türbesi, Kadı Burhaneddin Türbesi, Süt Evliyası Türbesi, Bum Baba Türbesi, Arap Evliyası Türbesi, Arap Şeyh Türbesi, Meydan Camii, Ali Ağa Camii, Alibaba Camii ve Türbesi, Divriği'de Sitte Melik Türbesi, Kemareddin Türbesi, Nureddin Salih (Kemankeş)Türbesi, Gemerek'de Çepni Cami. Yıldızeli'nde Kemenkeş Kara Mustafa Camii ve Hamamı, Şeyh Halil Türbesi. Zara'da Şeyh Merzuban Türbesi ildeki diğer türbe ve camilerdir.


Karalahana Karadeniz Forum

Ynt: Sivas, Sivas fotoğrafları, Sivas gezlecek yerler
« Yanıtla #4 : Ocak 31, 2013, 04:45:59 ÖS »

Çevrimdışı admin

  • Macukali
  • Yönetici
  • Lahana Turşusu
  • *****
  • İleti: 9440
  • Cinsiyet: Bay
    • Karadeniz Bölgesi
    • E-Posta
Ynt: Sivas, Sivas fotoğrafları, Sivas gezlecek yerler
« Yanıtla #5 : Ocak 31, 2013, 04:47:27 ÖS »

Sivas Genel Bilgiler


Konumu
Sivas-Ankara karayolu üzerinde bulunan kaplıca alanı Sivas İli Yıldızeli İlçesi Kalın Beldesi sınırları içinde yer almaktadır.


Ulaşım Olanakları
Sivas İl Merkezine 35 km, Yıldızeli İlçesi’ne 15 km uzaklıkta bulunan kaplıca alanına havaalanı ile ulaşımda Sivas İl Merkezine uzaklığı 22 km olan havaalanından yararlanılmaktadır. Demiryolu ulaşımında, Sivas İl Merkezinde bulunan ve kaplıca alanına 30 km mesafedeki tren istasyonu kullanılmaktadır.


Yükseklik
Denizden yüksekliği 1365 m. dir.


İklim Özellikleri
Karasal iklim karakterine sahip olan kaplıca alanında yağışlara sonbahar, kış ve ilkbahar aylarında rastlanmaktadır. Yaz mevsimi kısa süreli olup, kışları sert ve soğuk geçer.


Tedavi (Endikasyon) Özellikleri
Kaplıca suyunun romatizmal hastalıklar, kemik ve kireçleme hastalıkları, deri hastalıkları, kadın hastalıkları, böbrek ve idrar yolları rahatsızlıklarında banyo kürleri şeklinde uygulandığında yararlı olduğu bilinmektedir. Sağlık Bakanlığınca tespit edilmiş tedavi özellikleri tesis bazında ayrıca verilmiştir.
İnflamatuvar romatizmal hastalıkların (romatoid artrit, ankilozan spondilit başta olmak üzere) kronik dönemlerinde, kronik bel ağrısı, osteoartrit gibi noninflamatuvar eklem hastalıklarında, miyozit, tendinit, travma, fibromiyalji sendromu gibi yumuşak doku hastalıklarında, ortopedik operasyonlar, beyin ve sinir cerrahisi sonrası gibi uzun süreli hareketsiz kalma durumlarında mobilizasyon çalışmalarında,kronik dönemde seçilmiş nörolojik rahatsızlıklarda, cerebral palsy gibi hastalıkların tedavisinde rehabilitasyon amacıyla, stres bozukluğu, nörovejetatif distoniler örneklerindeki gibi genel stres bozukluklarında hekim kontrolünde banyo uygulamaları şeklinde, ve spor yaralanmalarında tamamlayıcı tedavi unsuru olarak, florür içermesi nedeni ile içme kürleri şeklinde osteoporozda yardımcı tedavi unsuru olarak kaplıca suyunun olumlu etkileri görülmektedir.


Termal Su Özellikleri
Fiziksel Özellikler
Organoleptik kokusuz, normal, renk Pt/Co skalasına göre fotometrik 545,0 mg/l, bulanıklık (mg/l SiO2) türbidimetrik 112 mg/l
Kimyasal Özellikler
Bikarbonatlı /%80.320milival)
Kalsiyumlu (%48.571 milival)
Sodyum (% 33.426 milival)
Mağnezyumlu (%14.848 milival)
Florür (% 0.325 milival) Karışık (mixed) termomineralli su
Fiziko Kimyasal Özellikler
Ph: 6.81 Elektrometrik (umhos 25º C) 1977.0 mg/l
Toplam Mineralizasyon 2862,12 mg/l Sıcaklık 48 ºC


Sıcak Çermik
Debi yüksekliği bakımından Türkiye'nin en iyi 9 kaplıcasından biri olan Sıcak Çermiğin su sıcaklığı 46-49°C arasındadır. Ayrıca mineral yoğunluğu bakımından ülkemizin en yüksek seviyeli kaplıcasıdır ve özellikle eklem ağrıları, sırt ağrıları, sindirim bozuklukları ve diyabet hastalıklarının tedavisinde etkilidir.
Sivas - Ankara asfaltı üzerinde, il merkezine 31 km. uzaklıktadır. Türkiye'de 30 adet birinci 3öncelikli kaplıca arsında 6. sırada yer almakta ve kaplıca şehri olarak geliştirme imkanına sahip 33y3er30leşmeler arasında bulunmaktadır. 46 - 50 santigrat derece arasında ısıya sahip kaplıca suyu sodyumlu, sülfatlı, hidrokarbonatlı, magnezyumlu ve karbonatlı bir bileşime sahiptir. Kaplıca suyu, romatizma, sinir sistemi, solunum yolu, sindirim sistemi, metabolizma bozuklukları, böbrek ve idrar yolları hastalıklarının tedavisinde yararlı olmaktadır. Oteli, lokantası, moteli, gazinosu ve diğer ihtiyaca cevap verecek imkana sahip olup yolu asfalttı


Soğuk Çermik
Su sıcaklığı 26-30°C civarındadır. Kaplıca suyu içildiği taktirde mide, bağırsak ve safra kesesi hastalıklarına iyi gelmekte, ayrıca romatizma ve sinir hastalıkları tedavisinde de yararlı olmaktadır.
İl merkezine 19 km. uzaklıkta olup, suyun sıcaklığı düşüktür (28 santigrat derece). Konaklama tesislerinin yanı sıra çoğunlukla çadır kurulmaktadır. Kaplıca çevresi ilginç bir topografya ve bitki örtüsüne sahiptir. Kaplıca suyu içildiğinde mide, bağırsak ve safrakesesi hastalıklarına iyi gelmektedir.




İletişim Bilgileri


Sivas Valiliği İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü
Adres: Atatürk Kültür Merkezi Eski SSK Hastanesi Karşısı Sivas
Tel. No: 0 346 223 59 08 / 0 346 223 92 99
Faks No: 0 346 223 92 99 / 0 346 222 22 52
http://www.sivas.gov.tr
e-mail: kultur@sivas.gov.tr


Sivas Belediyesi
Adres: Sivas Belediye Başkanlığı Sularbaşı Mah. Atatürk Cad. No: 3 58030 Sivas
Tel. No: 0 346 221 01 10 (3 Hat)
Faks No: 0 346 21 16 42 / 0 346 221 20 91
http://www.sivas.bel.tr
e-mail: sivas@sivas.bel.tr




Yatırım Olanakları
Sivas Soğuk Çermik kaplıca alanı Turizm Teşvik Kanunu uyarınca Turizm Merkezi ilan edilmemiştir. Alanda turizm yatırımı yapmak isteyen yatırımcıların Sivas Belediyesine başvurmaları gerekmektedir.



SİVAS İLİ GELENEKSEL ERKEK KIYAFETLERİ
Yörede giyilen erkek kıyafeti genel olarak sakla tamamlanır. Aksesuar olarak; gümüşten ya başta fes olmak üzere; gömlek, pantolon tipinde pılan köstek, muska ve saat kullanılır. Ayağa ise zıvga/zivga. üzerine yelek ve bele bağlanan kuşakla tamamlanır. Aksesuar olarak gümüşten yapılan köstek saat ve muska kullanılır. Ayağa ise yün çorap ve yemeni giyilir.


 


İşlik/Gömlek: Sırla, beyaz yün dokumadan yapılmış, "işlik" adı verilen bir gömlek giyilir. İşliğin yakası boyuna paralel kesilip, üç parmak genişliğinde yaka dikilir. Yaka, yandan, sol tarafta, omuz başına kadar açıktır ve siyah düğmelerle kapatılır. Bedenin ön ortasında, üç parmak genişliğinde pat vardır. Patın üzerine süs amacı ile altı adet siyah düğme dikilir. Patın sağ ve sol yanına üçer adet nervür yine süslemek amacı ile yapılır. İşliğin kolları uzun, kol ağzı manşetlidir ve tek düğme ile kapatılır. Yaka etrafına, patın kenarlarına ve manşetlere ince siyah biye geçirilerek süslenir. Manşet, yaka ve patın üzeri beyaz iplikle makinada baklava dilimi şeklinde dikilir.


Şalvar-Zıvga-Zivga: İşliğin altına genelde lacivert renkli yün dokuma şayak kumaştan yörede şalvar-zıvga-zivga tabir edilen pantolon giyilir. Beli uçkurlu olup arkası az kırmalı olanına şalvar denir. Önde ilik cepler bulunur. Diz üzerine yaklaşık 70 cm. uzunluğunda- bilek kısmına ise yaklaşık 30-35 cm, çift kat mavi çuha dikilir. Dize dikilene "Dizleme" denir. Üst kısmı elips şeklinde, bileğe doğru olan kısmı sivri, üçgenimsidir. Bilektekiler yuvarlak, üst ucu dilimlidir. Bunların etrafı aynı renk kaytanlarla çevrilir. Şalvarın ön ve arkasında kaytan süslemeler vardır. Arkada ayrıca kırmalı paçanın altında bacak arasına yakın, aşağı doğru incelen, üçgen şeklinde, beyaz renkli "peyik"ler dikilir. Peyiklerin ucundan çıkan aynı renk kaytanlar yanlara dönmektedir. İşliğin etekleri zıvganın içine sokulduktan sonra, bel uçkurla sıkıca bağlanır.


Yelek: İşliğin üzerine genelde zıvganın renginde veya siyah yelek giyilir. Yeleğin yakası "U" kesimli, göğüs altına inecek şekilde kruvazedir. Çift sıra halinde gümüş dügme-biritlerle iliklenerek kapanır. Kolsuz olup. içi çizgili kumaşlarla aslarlanır, boyu bele kadar iner. İki yanında ilik cep bulunur. Yakanın etrafına, cep ağızlarına siyah kaytan geçirilir. Bazı yeleklerin bülün yüzeyi kaytanla işlidir
Ayrıca yörede "Kazeki" denilen yakasız uzun kollu ceket de giyilir


Şal: Bele "Gürün Şalı" bağlanır. Kare seklindeki şal, ikiye katlanır. Üçgen şeklini alan şalın uzun ucu tekrar içe katlanır, daraltılarak bele, işliğin üzerine sarılır


Fes: Başa kırmızı, siyah, püsküllü fes giyilir. Poşu, sarı-yeşii-lacivert-pembe v.b renklerde olabilir. Bundan başka keçi kılından tek şis ile örülmüş beyaz, kahverengi "papak" da giyilir. Ayrıca üzeri islemeli beyaz dokumadan "terlik" baş giyim çeşitidir. Pullarla ve püsküllerle süslemelere zenginlik kazandırılır.


Çorap ve Ayakkabı: Ayağa, nakışlı yün çorap, üzerine siyah meşinden yapılan kulaklı yemeni giyilir. Sivri burunlu, ucu kıvnk' arkası kulaklı, yüzü bileğe kadar kapalı, uzun topuklu, yanlarda içten lastiklidir. Ayrıca tokalı çarık da giyilir


Aksesuarlar: Aksesuar olarak ise boyunda üçgen şeklinde gümüş muska, göğüs üzerinde gümüş köstek vardır. Köstek, sag taraftan sola doğru takılır. Saat, kuşak veya serhatlik arasına sokulduktan sonra zinciri göbek üzerine sarkıtılır.
Bazen kola pazubentte takılır.
Yaşlı erkekler, yerli tezgahlarda dokunan aba (palto), yaşlı kadınlar da arasına pamuk konup astarlanarak kapitone yapılan "libade" tabir edilen kalın ceketler giyerler.




ANMA GÜNLERİ
Atatürk'ün Sivas'a İlk Gelişi: 27 Haziran , her yıl bu tarihte günün anlamını belirten etkinliklerle kutlanır.


Aşık Veysel ve Ozanlar Haftası: 15-21 Mart. Her yıl bu tarihte ünlü halk ozanımız anılır.
Anma törenleri, Şarkışla ilçesinde ve ünlü halk ozanımızınköyü Sivrialan' da çeşitli etkinliklerle yapılır.




Çevrimdışı admin

  • Macukali
  • Yönetici
  • Lahana Turşusu
  • *****
  • İleti: 9440
  • Cinsiyet: Bay
    • Karadeniz Bölgesi
    • E-Posta
Sivas tarihi, Selçuklu ve Osmanlı devirlerinde Sivas
« Yanıtla #6 : Ocak 31, 2013, 04:50:04 ÖS »

Sivas tarihi, Selçuklu ve Osmanlı devirlerinde Sivas

SELÇUKLULAR DÖNEMI SIVAS
Danişment Gazi'nin ölümünden sonra Sivas Nizamettin Yağıbasan idaresine geçmiş, Emir Danişment'in halefleri ile Selçuklu hükümdarı sık sık ihtilâf halinde bulunmuşlardır.1172 yılında Selçuklu Sultanı II. Kılıç Arslan Emir Zulnun üzerine yürüyüp başşehri olan Sivas'ı almış, daha sonra sultan, Sivas ve Tokat havalisini Zulnun'a geri vermiştir. Fakat 1174'de Nureddin'in vefatı üzerine, yardımdan mahrum kalan Zulnun II. Kılıçarslan'a karşı mukavemet edememiş ve Sivas Selçuklu Sultanı'nın eline geçmiştir. 1175'de Sivas böylece kesin olarak Selçuklu devleti hakimiyetine girmiştir.



Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat Moğol tehlikesine karşı Sivas surlarını yeniliyor (E. Yavi/ 1221)


II. Kılıçarslan, topraklarını iki oğlu arasında paylaştırdığı sırada (11585) Sivas ve Aksaray'ı büyük oğlu Kubdeddin Melikşah'a vermiştir. Tokat emiri olan kardeşi Rükneddin Süleyman, daha sonra Melikşah'tan Sivas ve Konya'yı alarak Selçuklu Devleti'nin bütünlüğünü yeniden sağladı ve Sivas, devletin en mühim şehirlerinden biri halini aldı.
1220 yılında I. İzzeddin Keykavus tahta çıkınca amcası olan Erzurum hâkimi Mugiseddin Tuğrul Şah bunu tanımayarak İzzeddin Keykavus'u Sivas'ta kuşatmış, ancak Harran ve Ruha Meliki Aşraf bin Adil'in yardım göndermesi üzerine Tuğrul Şah çekilmek zorunda kalmıştır.
İzzeddin Keykavus 1220 yılında Sivas'ı merkez yapmış ve bu şehirde, daha önce uzun süre kalmıştır. İzzeddin Keykavus Anadolu'nun ilk Tıp Fakülteleri'nden olan Şifaiye Medresesi'ni 1217 yılında Sivas’ta açmıştır. Darüşşifa adı da verilen bu medresede; ruh, cilt ve göz hastalıkları bölümleri vardı.
İzzeddin Keykavus 1220 yılında Sivas'ta ölmüş ve vasiyeti üzerine Şifaiye Medresesi içindeki türbeye gömülmüştür. I. İzzeddin Keykavus'tan sonra tahta geçen Alaaddin Keykubat'ta Sivas'ın imarına devam etmiş bu arada şehrin kale ve surlarını tamir ederek yıkılan yerlerini yeniden yaptırmıştır (Resim 23). Bu hükümdar zamanında Sivas'ın Nüfusunun 120.000'e vardığı söylenir.
Fakat, çok geçmeden Moğollar'ın Anadolu'ya akınları ile durum değişti. 1231-1232 yıllarında Çermagon Noyin Kumandasında Sivas'a kadar uzanan Moğollar şehrin kale dışı mahallelerini yakıp yıktılar ve birçok genimet alıp götürdüler. bunları Erzurum'a kadar takip eden Emir Kemalettin Moğollar'a yetişemedi. Sivas'ın kesin olarak Moğollar tarafından alınması 1243 yılında oldu.


Kösedağı Savaşı
Moğollar Baycu Noyin kumandasında Sivas'ın 80 km. kadar kuzeydoğusunda bulunan Zara-Suşehri arasındaki Kösedağı'nda II. Keyhusrev'in ordusunu dağıttıktan(26 Haziran 1243) sonra şehrin üzerine yürüdüler. Sivas Kadısı Kırşehirli Necmettin, başlangıçta Baycu Noyin'e başvurarak şehri yakılıp yıkılmaktan kurtardı, halkın kılıçtan geçirilmemesini sağladı, ancak; Sivas Moğol askerleri tarafından 3 gün yağma edildi. Baycu Noyin'in emri üzerine şehrin bütün kapıları kapatılarak yalnız Erzincan kapısı açık bırakıldı. Kösedağ Savaşı ile Anadolu Moğol hakimiyetine girmiş oldu.
İlhanlı nüfuzu altında Selçuklu hakimiyetinin devam ettiği XIII. yüzyılın 2. yarısında Sivas siyasi kararsızlıktan çok sıkıntı çekti. Bununla beraber, bugüne kadar gelen en değerli abidelerin bu sırada yapılmış olması ayrıca dikkati çekmektedir.
1298'de İlhanlılar'a karşı isyan eden Sülemiş önceleri muvaffak oldu, hatta Sivas'ı bir ay süre ile muhasara ederek zaptetti ise de, sonunda mağlup oldu. XIV. yüzyılın başından itibaren Anadolu, İlhanlıların gönderdikleri Valiler tarafından idare edilmeye başlandı (1303-1304). Bu valiler Selçuklu başşehri Konya'yı değil de daha merkezi durumda, temas imkanı daha kolay olan Sivas'ı merkez seçerek, müstakilmiş gibi yaşadılar. Bu sıralarda Sivas'ın çok önem kazandığı anlaşılmaktadır. Abu'l-Fida XIV. yüzyılın ilk yarısında Sivas'ı pek çok tüccarı bulunan, meşhur bir şehir olarak tasvir eder. Hamd Allah Al-Mustavfi Sivas'ın zahire, meyve ve pamuğunun bol olduğunu söyler (Sivas'ta pamuk yetiştiği ifadesi hatalı olup Cihannümaya kadar, daha başka bir takım kaynaklarca da tekrarlanmıştır.).
Heyd, (Histoire Du Commerce Du Levant 1923) XIII. yüzyılda Konya, Suriye ve Irak tacirlerinin burada toplandıklarını, XIV. yüzyılda Sivas'ın Avrupa ile bağlantı halinde olduğunu ve burada bir Ceneviz Konsolosu bulunduğunu kaydeder (Resim 24).
XIV. yüzyılın ilk yarısında Sivas'ı ziyaret etmiş bulunan İbni Batuta, Seyahatnamesi'nde Sivas'ı "Irak Melikinin Anadolu'daki şehirleri içinde en büyük olanı" diye anlatır. Şehrin inşa tarzının güzel, sokaklarının geniş, çarşılarının kalabalık olduğunu söyler. Bu sırada Sivas, İlhanlı hükümdarı Abu Said Bahadır Han'ın Naibi olarak Anadolu'nun büyük bir kısmını idare eden Emir Alaaddin Eratna hakimiyetinde bulunuyordu. Eratna daha sonra Memlük hükümdarının himayesine geçmiş ve Sivas ile Erzincan arasında Karanbük'te Timurtaş'ın oğlu küçük Şeyh Hasan'ı bozguna uğratarak (1343) Sivas'ta istiklâlini ilân etmiş, devletine merkez olarak da Sivas'ı seçmiştir. Eratna memleketini güzel idare ederek İlhanlı tahakkümünden bıkan halkı memnun etmiş, sukûneti sağlamış, adaletinden dolayı halk kendisine Köse Peygamber ismini vermiştir. Sivas, Kayseri, Niğde, Aksaray, Ankara, Develi, Karahisar, Amasya, Tokat, Merzifon, Samsun, Erzincan, Şarkkikarahisar ve Çorum'dan ibaret bir devlet kuran Eratna Bey, âlim bir hükümdan olup, Arapça konuşurdu.
1352 yılında vefat eden Eratna'nın yerine iki oğlundan biri olan Mehmet Bey geçti. Diğer oğlu Cafer Bey Mısır'a kaçtı, bir ara Mehmet Bey'e karşı veziri hoca Ali Şah isyan ettiyse de Memlûklû'ların yardımı ile bertaraf edildi, 1365'de Mehmet Bey katledilerek yerine oğlu Ali Bey getirildi. Ali Bey eğlenceye düşkün bir hükümdardır. Onun devrinde merkezin hakimiyeti gittikçe zayıfladı. Valiler kendi başlarına hareket ettiler. Bunu fırsat bilen Karamanoğlu Kayseri'yi zaptederek Ali Bey'i Sivas'a kaçırttı. Kayseri Kadısı olan Kadı Burhaneddin, Ali Bey ile beraber Sivas'a kaçtı ve ona vezir oldu. 1380'de ölen Ali Bey'in yerine oğlu II. Mehmet Bey getirildi. Pek küçük olan Mehmet Bey'i Kadı Burhaneddin tahttan indirdi ve hükümdârlığını ilân etti. Eratna ailesi yarım yüzyıl hüküm sürmüş, pek çok sikke (para) bastırmış, Sivas, Kayseri ve Tokat'ta bazı eserler yaptırmıştır.
Kadılıktan hükümdarlığa çıkan bu cesur ve âlim adamın babası Oğuzların Salur kolundandır. Ana tarafından ise Selçuklu devleti Maliye Nazırı Bedrüddin Mahmud'un kız torununun oğludur. Kadı Burhaneddin Şam ve Mısır âlimlerinden orta tahsil görmüş, memleketine dönünce de bir süre ders okutmuştur. Eratna oğlu Ali Bey'e vezirlik, Ali Bey'in küçük oğluna naiblik etmiş ve onu tahttan indirerek hükümeti eline almıştır (1380). Kadı Burhaneddin sonraları kendisine aleyhtar olan Eratna sülalesi ve Amasya Bey'i Ahmet, Tokat Bey'i Şeyh Necip, Karaman oğlu ve Erzincan hakimi ile mütemadiyen uğraşmış, Memlûk ve Osmanlılarla da çarpışmaktan geri kalmamıştır. 1389'da Sivas'ı 40 gün muhasara eden Memlûklular'ı çekilmeye mecbur ettiği gibi Çorum taraflarında Yıldırım Beyazıt'ın ordusunu da mağlup etmiştir. Kadı Burhaneddin eski müttefiki Akkoyunlu Beyi Kara Yülük Osman üzerine açtığı bir savaşta rakibini küçümsemiş ve bu küçümseme hayatına mal olmuştur (1398).
Timur tehlikesine karşı Memluklular'ın ve Osmanlıların dikkatini çeken Kadı Burhaneddin'in âni ölümü üzerine yerine Küçük oğlu Alâaddin geçirildi ise de, Timur tehlikesine karşı şehir Osmanlılar'a teslim edildi.
Kadı Burhaneddin gençliğinde askeri terbiye görmüş, spor yapmış, âlim kıyafeti yerine asker elbisesi ile gezmeyi tercih etmiş, kış geceleri ilmi tetkiklerdebulunarak kitaplar ve şiirler yazmıştır. Türkçe, Arapça, Farsça şiirleri vardır. Türkçe olan bir divanı (British Museum) da olup fotoğraflarla alınmış bir nüshası Necip ASIM Bey'in teşebbüsü ile Ankara Milli Eğitim Bakanlığı Kütüphanesi'ne konulmuştur. Bu divanın bazı parçaları 1922 yılında İstanbul'da da basılmıştır. Timur istilasını göz önünde tutan Kadı Burhaneddin, şehir surlarının yanına derin hendekler açtırmış ve kaleleri tamir ettirmiştir.


TİMUR'UN SİVAS'I İSTİLASI
Büyük bir ordu ile Anadolu'ya giren Timur, Yıldırım Beyazıt ile karşılaşmadan önce Erzincan üzerinden, 180.000 kişi ile şehri ansızın kuşattı. Kalede 4000 kişi vardı. Yıldırım Beyazıt'ın oğlu Şehzade Emir Süleyman kuvvet getirmek amacıyla şehirden çıktı. Kuşatılan şehre dışarıdan top ve mancılık yağdırıldı, surlara lağım atılarak büyük gedikler açıldı. Şehir ancak 18 gün dayanabildi, kan dökülmemek şartı ile teslim olan müdafiler diri diri toprağa gömüldüler, şehir üç gün yağma edildi.
1402 yılında Timur'un Yıldırım Beyazıt ile olan muharebesinde Yıldırım'ın mağlup edilmesi üzerine de Sivas Timur idaresine geçmiş oldu. Bu devirde Sivas çok harap edildi, bir kötülüğü ifade etmek için şu sözü deyim olarak Sivaslılar yıllarca söyledi. "Sana öyle bir kötülük edeyim ki Timur Sivas'a etmemiş ola".



OSMANLI DEVRINDE SIVAS
Timur'un tarihçisi Şerafettin Yazdî, Sivas surlarının çok sağlam olduğunu, kuzey, güney, doğu ve batının hendeklerle kuşatılmış olduğunu, 7 kapısının bulunduğunu kaydeder. Evliya Çelebi'nin tasviri de bu hükmü desteklemektedir. A. Gabriel'de Timur'un Sivas surlarını tamamen yıkmadığını, kale bedenleri ile kapıları tahrip ettiğini yazar.
Timur'un Anadolu'yu istilâsından sonra Kadı Burhaneddin'in damadı olması muhtemel Mezit Bey Sivas'ı elinde bulunduruyordu.
Tarihte Fetret Devri diye anılan bu devirde Osmanlı birliğini sağlayan Çelebi Mehmet Amasya'da oturmaktaydı. Sivas, Tokat, Samsun, Çorum sancakları da Amasya'ya bağlıdır. (1413)
Mezit Bey topraklarını genişletmek için harekete geçince Amasya'da bulunan Çelebi Mehmet, Beyazıt Paşa'yı onun üzerine göndermiş ve Mezit Bey Sivas'ta yaptığı şiddetli bir savunma savaşından sonra teslim alınarak Amasya'ya getirilmiş ve hayatı bağışlandıktan sonra uzun yıllar devlet hizmetinde bulunmuştur.



Kadı Burhaneddin’in esir edilişi (E. Yavi)


Hüseyin Hüsamettin, Amasya tarihinde, Mezit Bey'in Sivas hakimiyetinin 1408 yılına kadar sürdüğünü kaydetmektedir. Sivas'ın harap olan kalesi Çelebi Sultan Mehmet tarafından 1418 yılında Ak Bey eli ile tamir ve ihya edilmiştir.

Mezit Bey’in Beyazıt Paşa tarafından kuşatılması (E: Yavi)





Sivas Gravürü- 1881 (Mecmuai’l-Alem)





Sivas Vilayeti Haritası 1901 (Sivas Müzesi’nde)


Osmanlı-Akkoyunlu karşılaşması sırasında, başında Yusufça Mirza bulunan bir ordu 1472 yılında Sivas ve Tokat'ı yağmalamış ertesi yıl Otlukbeli zaferinden sonra Sivas, doğudan gelecek tehlikelerden kesin olarak kurtulmuştur. Çünkü Fatih 1475 yılında Otlukbeli'nde Uzun Hasan'ı yendikten sonra Akkoyunlar Devletini toplamaya çalışan eşi Begum Sultan'ın çalışmalarını engellemek için Uzun Hasan'ın küçük oğlu Uğurlu Mehmet'e kızı (Gevher Han Sultan'ı vermiş ve onu doğu bölgesindeki tehlikeyi karşılamak üzere Beylerbeyi yapıp Sivas'a göndermiştir. Ancak kısa bir süre sonra Uğurlu Mehmet'in öldürülmesi ile kızı Gevher Han Sultan ve torununu Sivas'tan İstanbul'a aldırmıştır.
Fatih, Uzun Hasan'ın üzerine giderken Sivas'tan geçmiştir. II. Beyazıt ile Cem Sultan arasındaki anlaşmazlıkta, Cem Sultan taraftarı Trabzonlu Mehmet Bey ile Sivas Beylerbeyi Süleyman Paşa'nın yaptıkları savaşı, Süleyman Paşa kazanmıştır. Cem Sultan bir ara Sivas üzerine yürümek istemişse de Fatih'in Ankara civarında olduğunu öğrenince geri dönmüştür.
1509 yılında Sivas, Amasya, Tokat, Çorum yöresi şiddetli bir zelzele geçirmiş, halk 45 gün dışarıda kalmıştır.
Yavuz Sultan Selim, Şah İsmail üzerine giderken ordunun bir kısmını Sivas ile Kayseri arasında bırakarak Suşehri üzerinden Safevi topraklarına girmiştir.
1527 yılında Baba Zülnun ile Sülün oğlu taraftarları ayaklanarak Karaman ve Sivas Beylerbeyliği ordularını bozguna uğratmışlardır. Uzun uğraşmalardan sonra Diyarbakır ve Adana Beylerbeyi taraftarları ile birlikte bu isyan bastırılmıştır.
Daha sonra II. Beyazıt devrinin sonunda, şehzadeler isyanı sırasında vaziyetin kararsızlığından istifade ederek Anadolu'da geniş sahalara yayılan Şahkulu hareketini bastırmak üzere memur edilen Vezir-i âzam Hadım Ali Paşa Sivas havalisinde Gökçay mevkiinde çarpışma sırasında ölmüştür. Şakîler de doğu hudutlarına çekilerek Şah İsmail ile birleşmişlerdir.
Osmanlı hakimiyeti altında Sivas büyük bir eyalet merkezi olmuştur. XVI. yüzyılda Eyalet-i Rûm (Anadolu Eyaleti) denilen Sivas eyaleti, Paşa Sancağı olan Sivas'tan başka Amasya, Çorum, Yozgat, Divriği, Samsun ve Arapkir Livalarını ihtiva etmek üzere Orta Fırat havalisinden, Orta Karadeniz bölümüne kadar uzanıyordu.
XVII. yüzyılda başa geçen padişahların çoğunun dirayetsiz olması nedeni ile Anadolu'da isyanlar birbirini takip etmiştir. Sivas ve yöresi isyanların merkezi durumuna gelmiştir. Kapıkulu ve Tımarlı askerlerin bozulması, rüşvet, iltimas ve haksızlıklar ile uzun süren harpler sonucu bu isyanlar çıkmıştır. Yukarıdaki sebeplerin yoğunlaştığı bir sırada Yozgatlı Celal adlı bir eşkiya, etrafına topladığı binlerce adamı ile ilk isyanı çıkarmış, bundan sonraki isyanların hepsine Celâli İsyanları denilmiştir. En önemlileri Karayazıcı Delihasan, Canbolatoğlu, Kalenderoğlu, Abaza Mehmet Paşa ve Vardar Ali Paşa isyanlarıdır.
İran savaşları sırasında, 1635 yılında, Padişah IV. Murat bir ara Sivas'a gelmiştir.
XVIII. yüzyılın ikinci yarısında Sivas, zaman zaman Çapanoğulları'nın tesiri altında kalmış, Valiler ve Derebeylerinin devlete karşı başkaldırma hareketlerinden çok zarar görmüştür. Bu zamanda Sivas'ın ekonomik önemi ile beraber nüfusu da azalmıştır.
XIX. yüzyılda Tanzimat ve Meşrutiyet devirlerini önceki dönemlere nispetle daha sakin geçirmiş ve oldukça verimli çalışmalar yapılmıştır. Halil Rıfat Paşa'nın yol davasındaki büyük çalışmaları "Gidemediğin Yer Senin Değildir" sözü ile değer bulmuştur.
Reşit Akif Paşa devlet idaresine sağladığı hürmet ve güvenle, Muammer Bey'in okul yaptırma açtırma yolundaki çabaları şükranla anılmaktadır.
500 yıllık bir süreden sonra, Timur'un yıktığı ve harap ettiği Sivas'a belirli bazı eserler yapılmış ve Sivas bu şekilde Cumhuriyet Hükümetine teslim edilmiştir.