Sitemiz Onbinlerce sayfa ve özgün fotoğraf içermektedir. Aradığınıza kolay ulaşmak için yukarıdaki arama kutusunu kullanabilirsiniz. İlginiz için teşekkür ederiz! - Please use this search for thousands of articles from our site

Gönderen Konu: BU YAZIYI OKUMAYAN KALMAMALI:DOĞU KARADENİZ BÖLGESİNDE TÜRK YERLEŞİMİNİN TARİHİ  (Okunma sayısı 29801 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

UluHan

  • Ziyaretçi
Orta Asya'dan batıya doğru göçlerin tarihi çok eskidir. M.Ö. 2000'lerde atlı-göçebe hayat süren, at eti yiyen, kısrak sütü içen KIMMERLER göç ederek Kafkas sıradağları ile Karadeniz'in kuzeyine yerleşmişlerdir.
Soydaşları Kımmerler gibi yaşayan ve sonraki Oğuzlar (Türkmenler)'ın ataları olan SAKALAR, M.Ö. 720 yıllarında Hazar Denizi kuzeyinden gelerek Kımmerler'in ülkesini işgale başladılar.
Prof Zeki Velidi Togan'ın tespiti ve en eski destani Gürcistan tarihi "Kartlis-Çkhovreba" da anıldığı gibi, sonraki HAZAR ve BULGAR adlı Kıpçak kolundan gelme Türklerin ulu-ataları sayılan Kımmerler'in Azak Denizi ile Kafkaslar arasındaki kolu, SAKALAR'ın baskısıyla M.Ö.714 yılında yurtlarını bırakarak Kafkas Geçitlerini aştılar, Kür, Aras ve Çoruh boylarına yayıldılar. Kımmerler'in bu ilk göçleri Gürcistan Destanında; "Hazarların Gürcistan ve komşularını esarete aldıkları ilk seferi" diye anılır.
Hakimiyetlerini Doğu Avrupa'ya kadar yayan Sakalar, M.Ö. 680 yılında itaat etmeyen son Kımmerler'i de kovalayarak Kafkas Geçitlerini aştılar ve Azerbaycan, Gürcistan ve eski Urartu ülkelerine yayıldılar.

Doğu Karadeniz'de Türk Yerleşiminin Tarihi

Sakaların Kalaç adlı uruğunun bir kolu olarak, Doğuda Gence_Kazak kesiminden batıda Çoruh Ağzı'na varıncaya kadar yayılan, en batıda Şavşat, Ardanuç, Artvin, Borçka ve Gönye'yi içine alan sancağın Kalarç adı taşıdığı tespit edilmiştir. Bunların "Kalaç" adlı büyük Türk uruğunun bir kolu olarak Saka göçleriyle Aşağı Çoruh boyu ve Rize-Batum arasında yerleştiği anlaşılıyor. Öteden beri buradan Karadeniz'e doğru esen sert, kuru ve kayıkları deviren yele de, Batum-Rize arasında hala "Kalaç-yeli" denmesi de 2700 yıllık bir Türklük belirtisidir.

Çoruh-ağzına kadar ki Kalaç boyundan başka, bayburt-İspir kesiminde "İspir"e adını veren Sakaların SESPEİR yahut HESPER boyu buralara yerleşmişti. Bundan başka M.S.131 yılında Rize'de tespit edilen "Askur/Azgur" adlı Oğuz Boyu'nun Rize'nin doğusundaki Askuros deresine adını verdikleri anlaşılmaktadır. Rumca'da kelimelerin sonuna eklenen "os" şeklindeki ek, kelimeyi bu son haline getirmiştir.

M.Ö.120 yıllarında Sakaların Arşak kolundan gelen Val-Arşak'ın oğlu Arşak, yendiği Pontluları baskı altında tutabilmek için Kafkas Geçitleri ötesindeki Bulgarlardan (Balkar Türklerinden) kalabalık bir kolu ülkesine getirterek Buğdayı bol düzlüklere (Bayburt çevresine) ve Çoruh solundaki dağlara yerleştirildi. Bu yüzden Bayburt-İspir kuzeyindeki sıradağlara Balkar'dan hece kayması ile "Barkal" ve buradan güneye esen yele de "Barkal-yeli" denilmektedir. Rize'de Hemşinlilerin en güzel yaylaları Barkal Dağı'ndadır.
M.Ö.77-57 arasında bölgeyi kaybeden Arşaklılar, M.Ö.56-33 arasında yeniden Çoruh boyları ve Rize bölgesine hakim oldular.

İlk Partlı hükümdarı Arşak tarafından M.Ö.250'lerde İran'da Hamadan topraklarına yerleştirilen ve gittikçe yükselen "Manua" adlı pehlivan yapılı yiğidin uruğunu (360 yıl sonra) Ardaşes tatlılık ve taltif ile getirterek onlara arazi vermişti. Revan kuzeyinde yerleşen bu uruğa "Amad-Uni" (Hamad-hanedanı) denilmeye başlandı. İşte bu Horasanlı Türkmenler, sonradan ateşe tapan Sasanlı İran baskısından kaçarak Bizans idaresindeki Rize bölgesine M.S.626 yıllarında gelip Hemşen/Hemşin bölgesine yerleşerek adlarını bölgeye vermişlerdir.
Arşaklı hükümdarı III.Tiridat'ın katibi Agatangelos'un Yazdığına göre Hıristiyanlık bazı Türkmen boylarında benimsendi ve Gümüşhane'deki Sadak, Trabzon, sonra Kalarç'tan (Aşağı Çoruh - Rize) Nusaybin'e varıncaya kadar yayıldı.

Lazlar Ve Hemşinlilerin Rize'ye Yerleşmeleri

Türklerin "sarı saçlı, gök gözlü" sarışın ve kumral Kıpçaklılar kolundan gelen Lazların ataları, ikiz-adlı olarak tanınmıştır. ALAZAN = Alazlar, LAZLAR, ÇANARLAR şeklinde anılmışlardır. M.Ö. V. yüzyılda Herodot İskitlerin (Sakalar) ekincilikle uğraşan Alazon (Alazlar) boyundan bahseder. İslam kaynakları ve Ermeni kaynakları bu savaşçı ahaliyi Sanarlar veya Çanarlar olarak kaydederler.

M.S. 23-79 yılları arasında yaşayan Romalı PLINIUS, Karadeniz'in doğu kıyısında Lazlar adlı bir kavim yaşadığını bildirir. M.S.131 yılında Karadeniz kıyılarını gemi ile dolaşan Romalı ARRIANNOS Sokum'a kadar hakim olan Lazlar ve kralları Malasus'tan bahseder.
Böylece, biri Karadeniz'in kuzey batısında Bucak kesiminde, biri doğusunda Abaza-Megrel arasında ve biri de Kuzey Azerbaycan'da Şirvan batısında İki Alazan boyunda olmak üzere üç bölgede Alazon, Çanar ve Laz kollarının dağılarak yaşadığını görüyoruz. Bunlardan Karadeniz'in kuzeyindeki kolun 958 yılında Hazar Kağanı Yusuf'un ünlü mektubunda bir hazar uruğu olarak "Çan" veya "Çanar" adının bir şekli olarak "Zanar" deyimini hem Lazlar hem de göç ederek boşalttıkları bölge adı olarak kullanmaktadırlar.

Öteden beri Türkiye'yi bölüp parçalamayı gözeten Ruslar ve Gürcüler, Lazların Müslüman Gürcü ve Megrel soyundan olduğu yalanını Ansiklopedilere ve okul kitaplarına yazmışlardır. Lazların, 1555'te kayıtlı bilgilerde açıkça görüldüğü gibi eşlerinin ve çocuklarının namusuna sahip olmayan Gürcü-Megrel kültürü ile bir ilgilerinin olmadığı sosyolojik olarak da açıkça ortadadır. Namusu için adam öldüren bir anlayışa sahip olan Lazların bunlarla bir alakasının olmadığı açıktır.

Hemşinliler:

Horasan'dan M.Ö. 250 yıllarında boy beyleri Mauna ile HAMADAN bölgesine muhafız Türkmenler olarak gelen, oradan Küçük Arşaklı Hükümdarı ARDAŞES tarafından 110 yıllarında saygı ve özenti ile getirilip, Gökçegöl-Akagöz dağı arasına yerleştirilince, Hamadan'a gelişlerine göre AMAD-UNILER adıyla anılan kabile, tabiatiyle 301 yılında Türkmen Dedesi Horasanlı Pren soyundan Arşaklı Aziz Grigor'un eliyle, çağın "Hak Dini" sayılan Hz. İsa Dinine girmişlerdi. Fakat, anadilleri Türkmen-Oğuz ağzını unutmadıklarından, Rize'nin doğu kesimine göçerken de yine adlarının Türkçe olduğunu görüyoruz.
Mamikonlu HOHANES'in bildirdiğine göre, Bizans Kayser'i Herakliyus, Sasanlı Şehinşahı II.Khosrov'a savaş açtığı sırada (626 yılında) Gürcü beyi Vaştyan'ın tahrip ettiği Dampur şehrini Amad-Uni'li uruğu beği Hamam, yeniden imar ederek kendi adını verip Hamamaşen (Hamam-Abad/Hamam'ın şenlendirdiği) dedi.

Selçuklu Fethi ve Çepni Türklerinin Yerleşmesi (1080)

2.Selçuklu Sultanı Alparslan (1063-1072), 1064'te Ağrı dağı çevresi ile Kars ilini fethettikten sonra, 2. Batı seferinde Tiflis'i Arap-Caferoğulları Emirliğinden aldı. 1068 yılında da Ahıska, Ardahan ve Ardanuç çevresini aldı. 3.Batı seferinde ise 1071 Malazgirt Zaferiyle büyün Doğu Anadolu'yu ve bu arada Erzurum - Gümüşhane - Erzincan bölgelerini fethetmişti.
Sultan Melikşah (1072-1092) çağında Selçuklular, Danişmendli Emir Ahmed başbuğluğundaki ordusu ile Bizans'ın müttefiki sayılan Abhaz-Gürcistan Kralı II.Giorgi'nin kalabalık ordusunu 24 Haziran 1080 günü yenerek büyük bit zafer kazandı. Bu sebeple bütün Çoruh boyları ile birlikte, Acara-Rize-Trabzon bölgeleri de fethedilip Karadeniz kıyıları ele geçirildi. Gürcistan kaynaklarına göre bu zafer üzerine, Türkistan'dan göçüp gelen Ebu Yakup ve isa Böri başçılığındaki kalabalık Türkmenler develeri, at yılkıları ve koyun sürüleriyle birlikte bu yeni fethedilen bölgelere gelip yerleştiler. Bu sırada 80 bin obalı Türkmen Çepnilerin de Trabzon bölgesi ve çevresine gelip yerleştiği anlaşılıyor.

Ancak I.Haçlı Ordusu'nun İznik'i alması ile güçlenen Bizanslılar 1098 yılında donanma ile gelerek Türklerin Trabzon emiri olan Sülü Beğ'den Trabzon'u almışlardır. Bundan sonra denizden takviye alarak kasabalarda tutunan Bizanslıların köylerdeki Türkmenleri buralardan söküp uzaklaştıramadıkları sonraki kaynaklardan anlaşılıyor.

Kıpçaklı Kumanlı Türklerinin Rize Bölgesine Yerleşmeleri (1204)

Abhaz-Kartel Kralı IV.David 1098 yılında Kıpçaklar Hükümdarı Şara-Khan oğlu Atrak'ın kızı ile evlendi. Selçukluların zayıflamasını fırsat bilerek kaynatasının milletinden yararlanmak isteyen IV.David, Kıpçak milletinin hem komşuluk hem de yoksullukları yüzünden istifade edeceğini düşünerek, Atrak Han'a elçiler gönderip 1118 yılında 40.000 seçkin savaşçı ve 5.000 köle olmak üzere 45.000 kişiyi Tiflis, Arpaçay boyları ile İspir ve Bayburt dışındaki bütün Çoruh havzasına yerleştirdi.

1195'te Kafkasların kuzeyinden "Yeni-Kıpçaklar" gelince, onlara da Tamar dağında Eski Kıpçakların yurtlarından yerler verildi. İşte bu yüzden eski Başkumandan Kıpçaklı Kubasar'ın ailesi ve akrabası göçerek Rize bölgesine geldiler. Bugünkü Kumbasar ailesi, 1195 yılında Rize'ye yerleşen ve 1461'de Osmanlı'nın bölgeyi fethi ile Müslüman olan soylu Kubasar hanedanına mensuptur.

Abhaz-Gürcistan Kraliçesi Tamar, haçlı ordusuna yenilerek kendisine sığınan Komninoslu I.Alexis'e Kıpçaklı ordusu ile yardım ederek, onun Nisan 1204 yılında Trabzon İmparatorluğu adıyla yeni bir devlet kurmasının temin etti. Bu sırada Rize ve Trabzon bölgesine Kıpçaklı askerlerden bir çokları gelip yerleştiler.

Fetih Öncesi Durum

1214 yılında yenilerek Sinop şehri ve limanını Selçuklulara bırakan Trabzon İmparatorluğu, giderek ancak Giresun-Trabzon-Rize kesimini elinde tutabiliyordu. Ellerinde tuttukları yerlerde dahi, kırlık alan, kaleler dışında bulunan yerlerle yaylalarda Türkmen obaları ve Rize'de dahil olmak üzere bir çok yerde Çepniler yaşıyorlardı ve hakim durumda idiler.
1228 yılında Melik adlı bir serdar önderliğinde Bayburt üzerinden gelerek Maçka yoluyla Trabzon'a varan bir Selçuklu ordusu şehrin surları önüne kadar varmıştı. Surlara kapanan tekfur askerleri dışarı çıkmadıkları için geri dönmüşlerdir.

Bölgedeki kalabalık Çepniler Trabzon devletine vergi vermeyip, savaşta Selçuklu ordusuna asker vermekle yükümlü idiler. 1264 yılında Sinop üzerine sefer yapmak isteyen II.Andronikos'u kalabalık Çepniler engellemişlerdi.

Osmanlı fethine kadar Trabzon bölgesi; Karakoyunlu, Akkoyunlu ve Ordu'daki bayramlı Türkmenlerinin akın edip, haraç aldıkları bir yer olmuştur. Rize ve Trabzon'daki Kıpçaklı Türkmenler çoklukta olup, bu yüzden babası Basil ölünce 1340'ta Trabzon'da tahta geçen kızı Anna'ya Türkçe "Ana-Kutlu" deniliyordu.

1390 yılında Giresun'u alan Hacı Emiroğlu Süleyman, şehri Bayrameli'ye (Ordu'ya) bağlamıştı. Trabzon tekfurluğu 1453'te İstanbul'u alan Fatih'e haraç ödemeye başlamıştı

Osmanlı'nın Bölgeyi Fethi (1461)

Fatih Sultan Mehmet,Komninoslu bir anadan doğan ve Komninoslulardan evli olan Akkoyunlu Padişahı uzun Hasan'a rağmen, 1461 yazında ordusuyla gelince tekfur aman dileyerek savaşsız teslim oldu.

Aynı 1461 yılında, doğuda Çoruh-Ağzı'na kadar ki yerler ve arada Rize'de savaşsız fethedilerek bütün buralar yeni kurulan Trabzon Sancağı'na bağlandı. Şehir ve kasabalara gönüllü ve sürgün olarak Çorum-Amasya-Tokat ve Samsun bölgelerinden Türkler getirilerek vergilerden muaf olarak 1464 yılına kadar yerleştirildi.

İkinci Fatih devri iskanı 1466'da Konya/Karaman-eli fethedildikten sonra şehir ve kasaba halkının çoğu İstanbul'a, azı Trabzon Sancağındaki şehir, kasaba ve köylere, Rumeli ile Trabzon ve Rize köylerine yerleştirildi. Bu yüzden her iki iskan sırasında gelen Müslüman Türkler, buralardaki Kıpçaklı ve yerli ahaliyi gönüllü Müslümanlığa kazanırken, Osmanlı vergi defterlerinde kimlerin hangi göçmenin irşadıyla Müslüman olduğuna işaret edilmiştir.
1486 yılından, yani Fatih'ten 25 yıl sonra tutulan ilk tapu Tahrir Defterinde şimdiki Rize bölgesi; Rize, Atina (Hemşin dahil Pazar) ve Lazluk (Ardeşen, Fındıklı (Viçe), Arhavi, Hopa) adlı üç kaza halinde Trabzon'a bağlı olduğu belirtiliyor.

Sultan II. Bayezid oğlu Şehzade Sultan Selim (Yavuz)'in 1511 yılına kadar ki 20 yıllık Trabzon Sancak Beyliği sırasında 1501-1507 yıllarında aşırı Şiilik ile Akkoyunlu Sunni Devletini yıkan Şah İsmail'in kırgın ve zulmetinden kaçan Akkoyunlu Türkmenleri, en yakın Osmanlı toprağı olan Trabzon Sancağına aileleriyle gelip sığındılar. Yavuz bunları Trabzon ve Rize bölgesine iskan ederek geçimlerini kolaylaştırmak için onlardan kurduğu ordu ile Kutay şehrini alarak Batı Gürcistan'ı kendine tabi kıldı.

Şehzade Sultan Selim çağında Trabzon ve Rize yöresine o kadar kalabalık Akkoyunlu Türkmeni gelip yerleşti ki, bugün KE sesini Ç ve GE'yi C biçiminde söyleyenlerin lehçesi, Tebriz ve Revan Türklerinin konuşmaları gibidir. Göze "Coz", Gemiye "Cemi", Katipe "Çatip" diyen bu lehçe, Erzurum merkez ve yakın köylerine Kanuni Sultan Süleyman'ın 1534-1545 yıllarında yerleştirdiği Tebriz'li Akkoyunluların lehçesiyle de aynıdır.

Rize-Trabzon bölgesine dördüncü iskan, Yavuz Sultan Selim'in Padişah olduktan sonra, Mısır-Kölemen Sultanlarına meylettiği anlaşılan Maraş-Elbistan'daki Dulkadiroğulları Türkmen Beyliği'ni 1515'te ortadan kaldırınca, oradan gönderdiği Maraşlı ve Dulkadirli oymakları ile olmuştur. Bu yüzden Dulkadirli uruğunun KÖROĞLU oymağı kolundan Rize'de Hemşinliler içinde birkaç ailesi Ankara'da yerleşmiş 18-20 kadar "Köroğlu" soyadını devam ettirenler vardır. Bunun gibi "Kürdoğuları" adlı Hemşinli aileler de, Şah İsmail zulmünden kaçıp, Sancakbeyi Şehzade Selim'e sığınanların torunlarıdır.

Fetihten sonra Osmanlı Defterdarlığının tutturduğu ilk beş Tapu Tahrir Defteri, bu konularda önemli bilgiler içermektedir. Bu defterlerden birinde Mapavri (Çayeli) ahalisinin "Müslüman", Atina (Pazar) ahalisinden bazı Hemşenli ve öteki yerlilerin "Kadim (eski) Müslüman", Lazluk kesiminde de 35 köydekilerden "Kadim (eski) Müslüman"lar, yani Osmanlı fethinden önce Müslüman olanlar vardır. (Çayeli'nden sadece "Müslüman" diye bahsetmesinin sebebi, fetihten önce küçük bir yerleşim yeri olan Çayeli'nde esas yerleşimin fetihten sonra gerçekleşmesi sebebiyle olsa gerek... A.R.Saklı)

Rize Adının Menşei

Sakaların Kahalyb boyundan kalma olarak Erzincan'ın eski adı ERİZA/EREZ şeklinde idi. Alaz adının başındaki A sesi yutularak Laz biçiminde söylenmesi gibi, Rize'de Eriza'dan türemiş olabilir. Rize'ye eski Erzincan'ın adı, adaş olarak verilmiş olabilir.

Karalahana Karadeniz Forum


kemençeci niko

  • Ziyaretçi
halkların kökeni araştırılırken kullandıkları dil çok önemlidir antropoloji disiplininde...güney-batı kafkas dilleri gökten zembille inipte konuşulmaya başlanmadı.ki bu dil grubunun izole bir dil grubu olduğu su götürmez bir gerçek..........herkesi kendince türk yapmışsın ne olur yapamamışsın ne olur........

UluHan

  • Ziyaretçi
önyargılarımızı kendimize karşı da kırmalıyız,kendi tarihimize de önyargısız bakmalıyız.

Karalahana Karadeniz Forum


kemençeci niko

  • Ziyaretçi
önyargılarımızı kendimize karşı da kırmalıyız,kendi tarihimize de önyargısız bakmalıyız.
bilimsel bir gerçek  bu. mesajda herhangi bir ön yargı yok.ki bu da senin daha bu mesaja bile ön yargıyla baktığını gösteriyor.kendi mesajına hiç girmiyorum bile

Çevrimdışı paşalıoğlu

  • paşalıoğlu
  • Yönetici Yardımcısı
  • Lahana Turşusu
  • *****
  • İleti: 2207
  • Cinsiyet: Bay
Sayın Uluhan,

Bu tür yazılar yazarak herkesin Türk olmasını sağlayacağınızı mı sanıyorsunuz? Bu tür yazıları göndermeden önce Türk tarihini öğrenin. Yazınızda o kadar çok yanlış var ki "Deveye sormuşlar. Boynun neden eğri? O da yanıtlamış: Nerem doğru ki" misali. Ayrıca Gürcülere ve Lazların kardeş kavmi Megrellere çok ağır hakaretlerde bulunmuşsunuz.

Sizin yazınızı okurken bir Türk olarak umutsuzluğa kapıldım. Size göre Türkler her yere yayılmışlar fakat ne yazık ki kimliklerini ve dillerini kaybetmişler. Yayıldıkları yerlerde Ermenice, Gürcüce, Pontusca, Kürtçe, Lazca vb. konuşmaya başlamışlar. Türk dili ve kültürü bu kadar sığ mı? 1600 yıl öncesine dayanan Türkçe yazılı kaynaklara sahip olan kültürümüzün öncesi yok mu? Bizden çok üstün bir kültürün etkileriyle biz de mi kimliğimizi yitireceğiz? Yeni kimliklerimizde eski kültürümüzden yalnızca bazı izler mi kalacak? Sizin yazılarınızdan ne yazık ki bu sonuç çıkıyor.

Halbuki gerçek bu değildir. Türkler ve Türk kültürü çok geniş bir coğrafyaya yayılmıştır. Dünyanın eski ve büyük kültürlerindendir. Birbirinden çok uzaklarda yurtlar edinmiş olan Türk toplulukları kendi yaşadıkları tarihi olayların, iktisadi ve kültürel ilişkilerin biçimlendirmesiyle fiziki görüntü, dil ve kültür açısından çok farklı uluslar oluşturmuşlardır. Dünya durdukça bu değişim ve farklıllaşma sürecektir. Bu durum yalnızca Türkler için değil dünya üzerindeki tüm uluslar için geçerlidir. İçiçe yaşadığımız diğer halkların kültürlerini inkar etmediğimiz sürece kültürümüz daha da zenginleşecek ve insanlık tarihine katkılar yapacaktır. Lütfen aynı ülkede yaşadığımız kardeşlerimizi yok saymayalım ve onlara hakaret etmeyelim. Herşeyden önemlisi kendimize güvenerek içiçe ve yan yana yaşadığımız kardeş halklarla birlikte özgür ve güvenli bir ülke yaratırken kendi özgürlüğümüzü ve güvenliğimizi geliştirelim.

Karalahana Karadeniz Forum


kemençeci niko

  • Ziyaretçi
Sayın Uluhan,

Bu tür yazılar yazarak herkesin Türk olmasını sağlayacağınızı mı sanıyorsunuz? Bu tür yazıları göndermeden önce Türk tarihini öğrenin. Yazınızda o kadar çok yanlış var ki "Deveye sormuşlar. Boynun neden eğri? O da yanıtlamış: Nerem doğru ki" misali. Ayrıca Gürcülere ve Lazların kardeş kavmi Megrellere çok ağır hakaretlerde bulunmuşsunuz.

Sizin yazınızı okurken bir Türk olarak umutsuzluğa kapıldım. Size göre Türkler her yere yayılmışlar fakat ne yazık ki kimliklerini ve dillerini kaybetmişler. Yayıldıkları yerlerde Ermenice, Gürcüce, Pontusca, Kürtçe, Lazca vb. konuşmaya başlamışlar. Türk dili ve kültürü bu kadar sığ mı? 1600 yıl öncesine dayanan Türkçe yazılı kaynaklara sahip olan kültürümüzün öncesi yok mu? Bizden çok üstün bir kültürün etkileriyle biz de mi kimliğimizi yitireceğiz? Yeni kimliklerimizde eski kültürümüzden yalnızca bazı izler mi kalacak? Sizin yazılarınızdan ne yazık ki bu sonuç çıkıyor.

Halbuki gerçek bu değildir. Türkler ve Türk kültürü çok geniş bir coğrafyaya yayılmıştır. Dünyanın eski ve büyük kültürlerindendir. Birbirinden çok uzaklarda yurtlar edinmiş olan Türk toplulukları kendi yaşadıkları tarihi olayların, iktisadi ve kültürel ilişkilerin biçimlendirmesiyle fiziki görüntü, dil ve kültür açısından çok farklı uluslar oluşturmuşlardır. Dünya durdukça bu değişim ve farklıllaşma sürecektir. Bu durum yalnızca Türkler için değil dünya üzerindeki tüm uluslar için geçerlidir. İçiçe yaşadığımız diğer halkların kültürlerini inkar etmediğimiz sürece kültürümüz daha da zenginleşecek ve insanlık tarihine katkılar yapacaktır. Lütfen aynı ülkede yaşadığımız kardeşlerimizi yok saymayalım ve onlara hakaret etmeyelim. Herşeyden önemlisi kendimize güvenerek içiçe ve yan yana yaşadığımız kardeş halklarla birlikte özgür ve güvenli bir ülke yaratırken kendi özgürlüğümüzü ve güvenliğimizi geliştirelim.
hocam ağzına sağlık..kurban olayim sana :)

Çevrimdışı Gölköylü

  • Yönetici Yardımcısı
  • Lahana Turşusu
  • *****
  • İleti: 1361
  • Cinsiyet: Bayan
Ynt:
« Yanıtla #6 : Mayıs 15, 2006, 08:33:00 ÖÖ »
Bu tür yazılar, bu forumun kronik vak'alarıdır. Onlarsız olmaz.
Her yazan da, ilk kendinin bunları keşfettiğini zanneder.
Kronik oldukları için de, tedavileri mümkün değildir.
Allah hepsine tez zamanda sıhhat nasip eyleye...

mavrush

  • Ziyaretçi
Uluhan; bizim köyün eski ismi uzmesehoru dur. rumca iki kelime den gelmiş tir. Uz-oğuz mesehor-köy anlamına geliyor. sanırım komşu rumların bizim köye vermiş olduğu addı bu ve manasıda oğuzköyü demekti. karadenizde laz denilen milletin aslında türk olduğu doğrudur. fakat çok eskilere gitmeye gerek yok çünkü en eskiye adem babaya kadar gideriz böylece. yazın dan dolayı kutlarım güzel yazıydı

Gubaz

  • Ziyaretçi


Lazların ve Doğu Karadeniz’in Tarihine kısa Giriş


Gubaz Çibarişi

Lazlar, dillerini ve kültürel varlıklarını bugüne kadar sürdürebilmiş Anadolu’nun en eski halklarından biridir. Yaygın kanının aksine Lazların soy olarak Yunanlılarla, Ermenilerle veya Türklerle herhangi bir bağlantısı yoktur. Lazca (Lazca-Megrelce) Güneybatı Kafkas dil ailesine mensup bir dildir. Lazcanin dahil olduğu Güneybatı Kafkas Dil ailesi (GKDA) Lazca-Megrelce'nin dışında, Svanca ve Gürcüce’den oluşmaktadır. Güneybatı Kafkas dil ailesi kökensel olarak Ingilizce, Fransizce Ermenice gibi Hint-Avrupa dilleri ile, Türkce ninde dahil olduğu Ural-Altay veya semitik diller gibi büyük dil aileleri ile kökensel bağlantısı yoktur. Bu yapısı ile GK Dillerini izole bir konuma sahiptir. Önceleri Lazca-Megrelce ve diğer Güneybatı Kafkas dileri ile diğer Kafkas dilleri arasında  kökensel bir ilişkinin olduğu savunuluyordu. Fakat bu sav giderek terk edilmeye başlandı. Buna rağmen diğer Kafkas dilleri ile GK-Dilleri arasında bilimsel verilerle ispatlanması güç olmasına rağmen Kalkolitik veya neolitik öncesinde (M.Ö. 10-4) veya bu dönemde ortak bir genetik ilişki mantık dişi değildir. Son yallarda yapılan bazı populasyon genetik çalışmaları Kafkasyalıların mtDNA da tespit edilen ve Kafkasyalılara özgü olan bazı haplotipler gerçekten de Kafkasyalıların erken dönemlerde, Mezolitikum veya daha sonraki dönemde (Neolitikum’da) ortak bir gruptan türediklerini gösteriyor.
Kafkasyalılar genetik olarak Avrupa ve Mezopotamya halkları arasında bir yerde. Bu durum Kafkasyalıların “Out of Afrika” tezine göre ki- bu artık ispatlanmış durumda-  Kuzey Afrika’dan çok eski dönemlerde (Neolitik öncesi )çıkıp  Anadolu’ya gelen bir Guruptan geriye kalanlar, paleo-Halklardır. Ünlü Arkeolog Renfrew Kafkas Dillerinin Paleo-diller olduğunu, Anadolu’ya ilk göç eden ilk Grubun konuştuğu dillerin günümüze kadar  ulasan kalıntıları olduğunu savunuyor. Gerçekten de Anadolu’nun yazılı kayıtlara gecen en eski medeniyetleri olan Hattiler ve Huriler, muhtemelen Kura-Arakslilar da Kafkas kökenlidir. M.Ö. 2500 lerde Anadolu’da tarih sahnesine çıkan Hint-Avrupa kökenli göçmenler giderek Doğu kesimini demine ederek daha sonra Hitit Krallığını kurmuşlardır. Bunu Frigler, Lidyalılar, ve daha sonra M.Ö. 7-8 yy da Hellenler izledi.  Herodot M-Ö. 4 yy da bile bugünkü Kızılırmak yayının Kuzey ve Kuzey Doğu kesimlerini (D.Karadenizde dahil, ve Doğu Anadolu’da Kafkasyalıların yasadığını belirtiyor.

Bazı yazarlar Lazcanin Baskça ile kökensel bağlantı kurarlar. Bilindiği gibi Baskça Lazca gibi izole bir dildir, bugün Avrupa’da konuşulan hiç bir dil ile kökensel bağı yok. Lazca genel olarak Güneybatı Kafkas dilleri, çeşitli yazarlar tarafından yine izole diller olan, Hatti, Hurri, Sümer, hatta Ege Bölgesinde Orta Tunç’te konuşulan Minoen dilleri ile ilişkilendirilmeye çalışılmışsa da su andaki veriler bu dillerden herhangi biri ile kökensel bağı kesin ispatlayabilecek  düzeyde değildir.

Güneybatı Kafkas dillerinin günümüz büyük dil aileleri ile herhangi kökensel bağının olmaması, yani izole bir yapı göstermesi, bu dilleri konuşan halklarında kökenleri sorusunu da beraberinde getirmektedir.  Dilbilimciler M.Ö. 6.-5. binlerde Lazca, Svanca ve Gürcücenin (Proto-Svao-Karto-Kolhi) kaynak dili olan bir dilin varlığını kabul etmektedirler. Bu ilk Güneybatı Kafkascayi  konuşan halkın nerede yasadığı, ilk ana yurdunun (homeland) neresi olduğu kesin olarak bilinmemektedir. Bunun nedeni kesin bir veri için arada gecen zamanın çok uzun olması ve bu süreçte materyal kültürdeki değişimdir. Bunun dışında bir çok dilde de olduğu gibi, tarih öncesi dönemlere ait yazılı eserlerin bulunmamasıdır. Bütün bunlara rağmen, buna ayrıca  Doğu Anadolu’nun neolitik olarak adlandırılan dönemin ve erken tunç dönemlerinin iyi araştırılmamış olmasına rağmen, bazı araştırmacılar eldeki verilerden yola çıkarak Lazlarin (Kolhi’lerin) ilk ana yurdunun Doğu Anadolu’nun kuzeybatı kesiminde olduğunu kabul etmektedirler. Transkafkasyanin tarih öncesi araştırmaları ile tanınan Leon Kavtaradze (2002) Lazlarin tarih önenesi dönemini İç Anadolu’da yer alan  “Büyük Güllüce Kültürü” olarak adlandırılan kültürle ilişkilendirmektedir. Ivano ve Gamkrelidze (1995) Lazcada yer alan Hititce kökenli kelimelere dayanarak Lazlar ile Hititlerin dilsel etkileşmeyi yaratacak derecede yakın, içi içe yasadıklarını savunmaktadır. Bu yazarlar kökenleri yine tartışmalı olan Hititler üzerinde yaptıkları araştırmalarda, bu benzeşmeden yola çıkarak Hititlerin ilk ana yurdunun Doğu Anadolu olduğunu ve Lazların onlara çok yakın coğrafyada yasadıkları tezini getirmektedirler. Buna göre Lazlar M.Ö. 2500-2000 lerde, belkide daha önce, Kızılırmak ile Erzurum arasında bir yerde yasadıkları sonucu çıkıyor ve Kavtaradze (2002) nin savı ile ile örtüşmektedir. Bu sav bütün araştırmacılar tarafından kabul edilmese bile, Doğu Anadolu’nun Erken Bronz Cağında ortaya çıkan Kafkas halklarına ait kültürler olan, ki bunlar Hatti, Kura-Araks, Hurri kültürleri, M.Ö. 17 yüzyilda Hitit kayıtlarında gecen Sinop ile Ordu arasında yaşayan Kaşka’lari göz önünde bulundurduğumuzda ciddi bir tez olarak kabul edilebilir. Giorgadze (2000), tarihe Hititlerin bas belası olarak gecen Kaşka’larin Hitit yazıtlarında gecen kişi ve yer adlarından dayanarak, Kaşka’larin Kolhi, yani Lazca konuşan topluluk olduğunu savunmaktadır. Bu veriler Lazca konuşan halkın en erken M.Ö.1700 lerde Sinop Ordu arasında varlığına işaret etmektedir.

Dilbilimsel çalışmalar, Büyük Güllüce kültürüne ait arkeolojik veriler ve Anadolu’nun kuzeydoğu kesimlerinde izole dil konuşan Kafkas halklarının varlığı ışığında, Lazlarin daha doğrusu Güneybatı Kafkasyalıların Neolitik dönemde oraya çıkan, bugün Mesopotamya Neolitikginden farklı olduğu kabul edilen,  Doğu-Güneydoğu Anadolu neolitik kültürlerden biri ile muhtemelen bağlantılıdır. Buna göre M.Ö.6000-5000 lerde Proto Güneybatı Kafkasca konuşan bir topluluk zamanla kuzeye hareket etmiş, yavaş yavaş bazı gruplar ayrılarak yeni diller ortaya çıktı. Ana Dilden (ilk ortak dil), veya Proto-Güneybati Kafkascada ilk ayrılma yaklaşık M.Ö. 3000 lerde başlamış, bir grup Bati Gürcistana yerleşmiş ve bugün bati Kafkasyanin kuzeyindeki dağlık kesimlerde yasayan Svan halkı oluşmuştur.. Svanca bu nedenle Güneybatı Kafkas dilleri içinde en eskisidir. Güneybatı kafkascada bölünme devam etmiş ve yaklaşık M.Ö. 2000 lerde başka bir grup, o zaman kadar ortak olan, teorik olarak Karto-Kolhice seklinde adlanabilecek dili konuşa topluluktan başka bit grup ayrılarak Bati Gürcistan ve Dogu Karadeniz sahillerine yerleşti. Bugün Laz-Megrellerin atası olan bu topluluk, özellikle  Bati Gürcistan’da merkez olmak üzere literatürde “Kolhi Medeniyeti” olarak gecen özgün kültürü yarattılar. Bronz, daha sonra demir, ahşap mimari, çanak-çömlek gibi eserlerde özgünlüğü ile dikkati çeken Kohi medeniyeti zaman içinde materyal kültüründe içsel bazı değişikliler göstermesine ragmen M.S. 4-5 yy kadar devam etmiştir (Apakidze, 2000). 

Lazca konuşan grubun ayrılmasından sonra geriye kalan topluluk yavaş yavaş doğuya kayarak Doğu Gürcistan’da, yaklaşık M.Ö. 7-8 yüzyıllarda  Iberia (Gürcü) medeniyetini yarattılar. Bu topluluktan bir kısmı olan Saspaier’ler uzun süre Doğu Anadolu’da varlıklarını sürdürdüler. Bir federatif krallık olan ve ana taşıyıcısı Hurri kökenliler olan, Ermeni boylarininda etkin olduğu Urartu krallığının ana etnik gruplarından biride beklide bu gürcü boylarından biriydi.

Lazlar hakkında (veya Kolhi boyları hakkında) ilk yazılı kayıtlar daha önce belirtildiği gibi M.Ö. 16-17. yüzyıllara ait Hitit kayıtlarında bahsedilen Kaşkalar dır.  Fakat M.Ö.12. yüzyıl Asur kayıtlarında yer alan “Kilchi” adi direk Kolhilerden bahsedilen ilk kayıttır. Yaklaşık 400 yıl sonra M.Ö. 8. yüzyıla ait Urartu yazıtlarında “Qulcha” seklinde yine Kolhilerden bahsedilmektedir. Yine bu dönemlerde  Hellen (Yunan) tarih yazılarında Kolhis adına rastlanmaya başlıyor. Miletlilerin “Büyük Hellen Kolonizasyonu” olarak adlanan, Karadeniz sahillilerinde 70 ile 100 arasında Koloni kurdukları dönemden sonra, Doğu Karadeniz sahillerinde yasayan topluluklardan sıkça bahsedildiğini görüyoruz. Bunların arasında en güvenilir kaynak olarak kabul edilen Ksenophon’un Anabas adli eseridir. M.Ö.5 yüzyılda yazılan  bu eserde Trabzon Sinop’a bağlı Kolhi ülkesinde bir koloni şehri olarak bahsedilmektedir. Yine en güvenilir kaynaklardan biri olan Strabon (M.Ö. 63- M.S.24) Karadeniz’in Doğu kesimlerinin eskiden Kolhi Denizi olarak bilindiğini yazmaktadır (Strabon. XI,1,6).

Antik Yunan kayıtlarına göre Doğu Karadeniz’de yasayan Kolhilerin dışında belli başlı yerli topluluklar  şunlardır; Zaniler, Heptakometler, Chalybe’ler.

Zani=Tzani=Makron: Zaniler daha önce Makronlar olarak bilinirdi (Strabon; XII, 3, 18). Trabzona yakın, Trabzon’un batisin da yaşıyorlardı.  Makronlara daha sonra yine M.Ö. 4 yy da Pseudo-Skylax’ta Makrokephal’ler seklinde tekrar bahsedilmektedir. Zani’ler eski tarih kayıtlarına bakılırsa çevresindeki başka adla adlandırılan diğer toplulukları zamanla asimile ettiler. Lordkipanidze (1996) ye göre Trabzon ve civarındaki Kolhileride asimile ettiler. Bu bölge daha sonra Zani ülkesi olarak gecmektedir. Kauchtschischwili (S1965: 129, Anm.1) Zani adinin aslinin Tzani (3’ani) seklinde olduğunu, Zani nin Helencinin fonetik yapısından dolayı değişmiş sekli olduğunu belirtiyor. Tzani’ler, veya eskiden Makronlarda denen bu topluluk Kolhi, yani Laz boylarındandır (Lordkipanidze, 1996).

Heptakomet: “yedi köyden”, “yedi köylüler” anlamına geliyor. Harşit çayın üst kesimlerinde, Skydides dağlarında otururlardı. Makronlar ile (Zani’ler ile) komşu idiler. Bazan Skydiner seklinde de gecen bu ad Lazcada yedi anlamına gelen “skviti” nin Helenleşmiş formudur (Lordkipanidze,1996). Heptakometlere daha önce kuleler seklinde evlerde oturdukları için “kulede oturanlar” anlamına gelen Mossinoik olaraktan bilinirdi. Lordkipanidze (1991) Heptakomet’lerin (Mossinoiklerin) Lazca konuşan Laz/Kolhi soyundan olduklarını belirtmektedir.

Chalybe: Karadeniz halklarından ilk bahsedenlerden biride ünlü destan sairi Homerostur. M.Ö. 8. yüzyılda  yasadığı sanılan Homeros Illiad ( İliad II, 856-857 ) eserinde Troia savaşında Troialilara yardıma gelen ulusları sayarken Alizonlardan bahseder "... ta uzaklardan gelirler, gümüşün yurdu AIybe'den...". Alybeler (Khalibeler). Ksenophon un bölgeye yaptığı ziyarette (M.Ö. 5.yy) bahsettiği (Anabasis IV 7. 15 - 17; V 5.1) Khalybe (IV 3.4; V 5.17) ve Khaldia lerle ayni halktır. Trabzon ve Giresun civarında yasadıkları sanılan bu halk büyük ihtimalle Trabzon-Giresun değil, Trabzon Gümüşhane, belki de daha ziyade bugünkü Gümüshane civarıdır. Trabzonlular bugün bile Bayburt ve Gümushaneye Halt olarak adlandırıyorlar.  Strabon'da (XII, 3.19) "Bugünkü Khaldai kavmine eskiden KhaIybes denirdi..."  Daha sonraki yıllarda Hald, Chalybe adi Trabzonu içine alan geniş bir alan için kullanılmaya başlandı.

M.S. 7 yüzyıla ait Anania Şirakazi tarafından yazıldığı sanılan Ermeni kaynaklarında Çaneti’nin Khaltik olduğunu belirtiyor (Patkanov 1877). Çan-eti  de –eti eki Lazcada tipik yer belirten ektir. Strabon un Geografikasinda Khaldea olarak gecen, yani Haldiler, Halt’lar  Gürcü ve Ermenilerin Çani (Tzani) seklinde adlandırdıkları Laz halkıyla aynidir (Lordkıpanidze, 1996).

M.Ö.7.-6. yüzyıllarda, Hellenlerin kolonizasyonu ile beraber, koloni bölgelerde uygulamaya koymak için yarattıkları Apollon Kultu (tapinimi) ve diğer pagan inanışlar, yine pagan bir inanç dünyasına sahip olan Lazlar tarafından kabulü kolaylaştırmış, bu şekilde Helenleşme süreci başlamış oldu. Bu nedenle bazı yazarların belirttikleri gibi Lazların Helenleşmesi (Yunanlaşması), ilk olarak Hıristiyanlıkla değil çok daha önceki dönemde başlamıştır.

Helenlerin ticaret mallarının, örneğin Attik tip vazoların yüksek dağlık kesimlere kadar yayılması, Lazların Hellen zevkini rahatça kabul ettiğini gösteren basit bir örnek olarak verilebilir. Suda unutulmamalı ki Helenler buraya savaşla veya zorla değil, yerli halkla ticaret yapmak için gelmişlerdi. Karşılıklı çıkara dayalı ve sorunsuz bir birlikte yasam, zamanla Akullturasyonu (bir tür asimilasyonu) beraberinde getirdi. M.Ö.5-6 yüzyıllarda başladığı kabul edilebilecek olan Helenleşme, Lazlarin 300 lerde  Yunan Ortodoks dinini kabul etmesi ile daha da hızlandı ve zamanla dillerini tamamen unutup Helenleştiler. 17. yüzyılda İslamlaştırma ile birlikte Lazlar, ve o zamana kadar Rumlaşan Lazlar,  bu kez Türkleşme sürecine girdiler.

Helen kültürünün güçlü olarak yaşandığı merkezin dışında kalan, coğrafik olarak izole olan bölgelerde yasayanlarda dilsel süreklilik devam etmiş ve Lazcayi günümüze kadar koruyabilmişlerdir. Bugün Lazca konuşan kesim sadece Rizenin Atina (Pazar) ilçesinin batısından (Mapavrede=Cayeli’de bir kac köy) Sarpı sinir köyüne kadar olan kesimdir.

Osmanlıların Trabzon’u ve daha doğusunu 1461 de işgal etmesinden sonra, Helen döneminden farklı olarak bu kez, etki alanı daha geniş ve derin olan İslamlaşma süreci başladı. Cumhuriyetle birlikte başlayan sistemli asimilasyon politikası ve değişen ekonomik yasam, Lazları kısa sürede hızlı bir Türkleşme sürecine maruz bıraktı.

Bugün Doğu Karadeniz’de yasayanlara verilen  “Laz” adi Bizans döneminden kalmıştır. Bu adlandırma, hem Kolhileri hem de onların devamı olan Lazları çok eski tarihlerden beri tanıyan, onlarla ticaret yapan, iç içe yasayan Yunanlılar bir tesadüf olarak değil doğru olarak “Lazoi”(Laz) olarak adlandırmışlardır.

.........................................................................................................

Not: Bu yazı başlıca Lordkipanidze (1996, 1991), Kavtaradze (2002), Gamkrelidze ve Ivanov (1995) ve Giorgadze (2000) tarafında yayınlanan kitaplara ve makalelere dayanmaktadır. Geniş bilgi için www.kolheti.lazuri.com da yer alan bölgenin tarihi ile ilgili diğer makaleler önerilir. Yazı içinde yer alan diğer atıflar aşağıda verilen kaynaklardan alınmıştır.

Gamkrelidze. T. V. And Ivanov. V. V., 1995. Indo-European and the Indo-Europeans. A reconstruction and historical analysis of a proto-language and proto-culture. I: The text. II: The bibliography and indexes, Trends in Linguistics. Studies and Monographs 80, Berlin, New York.

Giorgadze G, 2000. Zur ethnischen Herkunft der Kaskäer (Kaškär) und Abeschläer von hethitischen und   assyrischen Keilschrifttexten, Achalziche.

Kavtaradzde. L. G., 2002. An Attempt to interpret some Anatolian and Caucasian Ethnonyms of the Classical Soruces, Sprache und Kultur 3, Tbilisi.


Lordkipanidze. O., 1996. Das alte Georgien (Kolchis und Iberien) in Strabons Geographie. Neue Scholien, (Schwarzmeerstudien, hrsg. von W. Schuller, Bd. 1), Amsterdam.

Lordkipanidze. O., 1991. Archäologie in Georgien. Von der Altsteinzeit zum Mittelalter,Weinheim


Gubaz

  • Ziyaretçi




KOLHİ’LERİN ETNOSU

Otar LORDKİPANİDSE
Almanca’dan çeviren:
Gubaz ÇİBARİŞİ




KOLHİ(κολχοί:Geographika’da Kolhi’lerden I (2, 9-10; 2, 39; 3, 2; 3,15; 3, 21), V (1, 9), X (3,19), XI (2,14; 2,17-18, 4, 8; 5, 6), XII (4, 3). bölümlerde bahsedilmektedir.
Strabon Kolhi (κολχοί ve Kolheti (κολχίς kelimelerini eş anlamda kullanmaktadır (bkz. örneğin I,2 9; I, 3, 2; XI, 4, 8; XI, 5, 6). Buna uygun olarak Kolheti bölgesi Kolhi’lerin ülkesi olarak tanımlanmaktadır.

Strabon aynı zamanda Kolhi (κολχοί kelimesini etnik anlamda da kullanmaktadır (bkz. XI, 2, 17). Örneğin Zyg’ler, Kerket’ler ve diğerleri içindede aynı anlamda kullanmaktadır. Özellikle Doğu Karadeniz kıyılarında yaşayan halkların etnik kökenlerine ve boylara göre tanımaya X,2,14 de açık bir şekilde görülmekte. Diğer taraftan Strabon ’’Kolheti’’ kelimesini politik bir tanımlama olanakta kullanılmaktadır (Lomouri 1971). Kolhi’lerin yaşadığı yer politik-coğrafik birlik olan Kolheti dir. Strabon bu bütünlük içinde başka herhangi bir etnik guruptan bahsetmiyor[1]. Kolhi’ler Kolheti’nin ana halkını oluşturuyorlar. Elimizdeki tarihi kaynaklarda Kolhi (κολχοί veya Kolheti (κολχίς’ adına ilk kez Korinth’li Eumelos’un M.Ö. 8.yüzyıla ait yazılarında rastlıyoruz (Fr.2: ό [ίήτης-O.L. ]δ’ ώχετο Кολχίδα γαϊαυ;Sch. Ad Pind., Ol. XIII, 74; Tzetzes= ad Lycophr. 174).

Kolhiler ve ülkeleri Kolheti’nin eski yunan kaynaklarında ilk kez rastlandığı dönem, Kolhi[2] krallığının en parlak dönemine denk düşmektedir. Aynı şekilde Urartu kaynaklarında yer alan Kolhiler hakkındaki bilgilerde bu döneme rastlamaktadir. Bu dönemde Kolhi’ler komşu ülke topraklarını (ilk başta Diauchi krallığı) kendi topraklarına kattılar. Krallığın sınırları Güney Doğu ve Doğu Karadeniz sahillerini içine alacak şekilde geniş bir alana kapsamaktaydı (Melikişwılı 1962).

M.Ö. 8. yüzyılın 20 li yıllara ait Urartu çivi yazılarında geçen güçlü Kolhi Krallığının -Kolhilerin etnik bütünlüğünün- Kimmerin Anadolu’ya saldırıları sonucu parçalandığı ve bunu müteakiben ikiye bölündüğü kabul edilmektedir. Bunlardan bir bölümü güney doğu Karadeniz’de kaldı ve daha sonra kendi içinde boylara ayrıldı (Strabon’un belirttiği Zannoi’ler, Chalde’ler vd.), diğer bölüm ise Karadeniz’in doğu kesiminde (bugünkü batı Gürcistan’da). Yunanlılar M.Ö. 6. yy dan itibaren ayni şekilde Kolhi ve ülkeleri Kolheti olarak adlandırılıyordu [3]. (Kolheti adı bu dönemden sonra bugünkü Batı Gürcistan bölgesi ile sınırlı kaldı.ç.n)

Korinth’li Eumelos ‘tan sonra ve Strabon’dan[4] önceki dönemde Kolhilerden bahseden yazarlardan bazıları şunlar: Pinder (IV Pyh. 13; Str. 10), Sophokles (Sch. Ad Apoll. Rhod. III, 1040; IV, 223) Europides (Medea 2, Hypsipyle, Fr. 64), Argos’lu Akusilaos (’’Genealog’’, Fr. 30(23), Herodot (II, 103-105; III, 97; IV, 37-38 u.a), Pseudo-Skylax (Asia 81), Pseudo-Aristoteles (Peplos 43), Chalkis’li Lykophron (Alexandra 868), Kyrene’li Kallimachos (Fr. 104=Sch. Lycophr., Alex. 1022; Strabon I, 2, 39; V, I, 9), Palaihatos (Troika 2 (338)= Hapokr. Sud., s. Mακροκέφαλοι, Theokrit (XIII, 75), Apollonios Rhodos (Argonautika, I, 84, 175; II, 397, 1204, 1225 u.a.), Polybios (IV, 3, 5), Apollodor (I, 9: 83, 109 vs.) vd [5].

Kolhi’lerin kökeni konusunda Strabon’da göç teorisini destekler görünmektedir (aynı şekilde İberia’lıların ve Karadeniz’in doğu sahillerinde yaşayan diğer halklarında). Herodot [6] gibi Strabon da Mısırlıların Kolhetiye yerleştikleri fikrini temsil etmektedir (I, 3, 21). Fakat kitabın başka bir yerinde buna karşın Herodot’un argümanını [a] ve Kolhlerin Mısırlılar ile muhtemel akrabalığı iddiasını tartışma konusu yapıyor (bkz. XI, 2, 17).

Bugün, modern ethno-linguistler arasında Kolhi’lerin etnik aidiyetleri hakkında herhangi bir fikir ayrılığı yok. Kolhiler Megrel-Lazca larin önceki temsilcileriydi (atalarıdır). Dilleri (Şekil.1.D) ortak kartvel-kolhçe’nın ayrımlaşması ile ortaya çıkmıştır. Bunlardan sonuncusu, yani Kolhice, ortak dilden (kartvel-kolhice’den) ayrılmıştır (Şekil 1.). Bugün Batı Gürcistan’da yaşayan Mengeller (ve Türkiyede yaşayan Lazlar, ç.n) Kolhi’lerin etnik devamıdır (bu konudaki son literatür için bkz. Gamkrelidze-İvanov 1984: II, 8802: Melikişvili 1991: 180).

Yukarıda bahsedilen sav ve buna ait argümanları sadece Kolhiler hakkında Yunan-Roma kaynakları değil (bunların arasında Strabonun verdiği bilgiler dahil) aynı zamanda arkeolojik bilgilerde desteklemektedir. Kolhi uygarlığına ait arkeolojik materyaller hiçbir şekilde etnik bir değişimi göstermemektedir.

Arkeolojik buluntular M.Ö.2.bin yılın ortalarından itibaren ortak Karto-Kolhçe’nin ayrılması ile (Şekil.1,B.) birlikte (Kolhi veya Megrelo-Lazca’nın ortaya çıkışı) bugünkü Batı Gürcistan’ın bütün bölgelerinde ( ve Kolheti boylarının yaşadığı diğer yerlerde), bilimsel literatürde ’’Kolhi Bronz Kültürü’’ olarak geçen, homojen, özgün bir bronz kültürünün varlığını çok açık bir şekilde görmekteyiz. Kültürün karakteristik elementleri ahşap blok mimari, özgün çanak çömlek (çeşitli hayvan figürleri ile süslenmiş tutaçlı), tipik tarım aletleri (baltalar, çapalar, segment adı verilen çeşitli gereçler) ve çok çeşitli formlarda bronzdan savaş aletleri, özgün yerleşim sistemi (tipi), farklı ölü gömme geleneği vs. dir. Demir metalürjisine geçiş dönemlerinde, M.Ö. 8./7. yüzyıllarda, kültürün içinde yeni formlar ortaya çıktı. Fakat bu formlar eski geleneğe uygun şekillendirildi ( örneğin tarım aletleri ve savaş aletleri tipolojik olarak bronz aletlerle tamamen aynı formdadır). M.Ö.7/5. yüzyıllarda lokal materyal kültürünü, lokal ahşap mimari, özgün seramikler (başlıca tipler, Pithio, bikonik ve delikli tutaçlı testiler, silindirik taslar ve silindirik tabanlı kupalar vs), mücevherler (rombik plaka diademler, ’’ışınsal’’ biçimli küpeler vs) belirliyordu. Bunlar sadece eski Kolhi kültürünün karakteristik elementleridir ve Kolheti kültürü sınırları dışında hiçbir yerde bulunmamaktadır (detaylı bilgi için bkz. Lordkipanidze 1991: 93-132 ve orada verilen kaynakça).

Yukarıda belirtilen , Batı Gürcistan’da Binçvanda sahilinden Ordu’ya kadar olan bölgeye kadar, kısmen Doğu Gürcistan’ın batı kesiminde ( iç Kartlı’de) yaygın olarak bulunan arkeolojik kültür, Kolhilerin etnik kökenini belirlemek için özel bir konuma sahiptir. Bahsedilen bütün bölgelerde Megrel-Lazca [c] adlara rastlanmaktadır (Glonti 1971). Bugün bile Gürcülerin (Karti’lerin, Lazca Kortu’lerin, ç.n) yasadığı bölgelerde, Megrel-Lazların artık yaşamadığı bölgelerin bir çoğunda hala Megrel-Lazca yer adlarına rastlanmaktadır (bunlar bugün eski Kolheti’nin doğu yerleşim yerleri olan Gurien, Imereti, Samyche-Dşavaheti, doğuda İç Kartli’nin kuzey-batı kesimleri)[7].

Yazılı kaynaklarda eski Kolhilerin, daha sonra aynı bölgede yaşayan halkla aynı olduğunu göstermektedir. Örneğin 5. yy da Pseudo-Arrian olarak bilinen anonim bir yazar şunları aktarıyor; ’’Sebastopel olarakta adlandırılan Dioskurias’tan Apsarosa kadar (Çoruh) Kolhi olarak, daha sonra Laz olarak bilinen halk yaşıyordu (Anonym. PPE 48 [7]. Prokop ise:’’ Kolhler yani Lazlar... Kolhiler sadece Lazlar olabilir (olmuş olmaları gerekir)’’(BG, VIII,I).

Agathias, 6. yy da yaşamış olan Bizans tarihçisi şunları yazıyor:’’ Lazlar kalabalık bir halktir. Bir çok diğer boy onların egemenliği altında yasıyor. Eski isimleri olan ’’Kolhi’’ ile aşırı gurur duyuyorlar... (Agath. III,5 ). 12.yy da, Helenistik dönem yazarlarından olan Kalkisli Lykophron’un yorumcusu Johannes Tzetzes:’’ Phasis nehri civarında yaşayan Kolhiler veya (ki) Lazlar’’ (Tzetzes ad Lzcophr. Alex. 887).

Bilindiği gibi ortaçağda Megreller Lazlar olarak adlandırılıyordu [8]. Bunlar bugünde Batı Gürcistan’da yaşamaktadırlar. Dilleri, eski ana Svano-Karto-Kolhi dilinden zaman içinde oluşan Megrel-Lazca dir (Dilbilimciler tarafından Zani veya Kolhice olarak ta adlandırılıyor) (Şekil. 3. s. Ksiri 1967).


Sekil.1: Güney Kafkas Dillerin gruplanması ve evrimsel gelişiminin grafiksel gömerimi (Deeters’ e gäre).

Dipnotlar:

[1] Sadece XI,2, 17-18 de Helenistik dönemde Gürcü Kavminden olan Mos’che/Mes’che’lerin Kolhetinin doğu kesimlerine sokulduklarına dair bir bilgi bulunmaktadır (s.o. 2: Mosche). Fakat Mosche ler Gürcü değil Laz (Kolhi) etnosundan olması gerekir bkz. Dipnot 4, ç.n)

[2] Urartu yazıtlarında ’’Qulha’’ olarak geçiyor. (detaylı bilgi için bkz. Melikişvili 1962: 321 ff.). M.Ö. 8.yüzyıla ait Urartu yazıtlarında geçen ’’Kulcha’’/Kolcha’’ daha sonra yunan kaynaklarında geçen Kolchis ile aynı olduğu kabul edilmektedir (Uşakov 1940). Bu konuda herhangi bir fikir ayrılığı yoktur. G. Melikişvili’ye göre Kolhilerin ’’Quilhi’’ilk büyük politik birleşmesi Güney Doğu Karadeniz’de gerçekleşmiş olması gerekir ve M.Ö. 12. yy da Asur kaynaklarında (Tiglatpileser I ‘in yazıtlarında bahsedilmektedir (Melikişvili 1954): 22-28). Fakat bazı yazarlar farklı düşünmekte Asur yazitlarindaki “Kilchi” yi ’’Hab-hi’’ şeklinde okumaktadırlar (bkz. D’jakonov 1956: 61). G. Melikişvili diğerlerinin eleştirisini yetersiz bulmaktadır ve onlara karşı hipotezini destekleyen yeni argümanlar sunmaktadır (Melikişvili 1959: 183; 1962: 320-321).

[3] Xenophon da Trabzon ve Kerasunt (Giresun) yakınlarında Kolhi boylarının varlığından bahsetmektedir (Anabasis Ivi 8, 22, 23; V, 2, 1; V, 3, 2). Görünüşe göre burada yerli etnik bir Grup söz konusudur ve Phasisteki Kolheti (Kolhiler) ile politik anlamda bir ilişkileri yok (bkz. Anabasis, V, 6, 36). Diğer yazarlar (bunların arasında Strabon-bkz XII, 3, 18; XII, 3, 28-29) Kolhileri artık Trabzon yakınlarında lokalize etmemektedirler. Xenophona dayanarak bilgi veren Arian istisna oluşturmaktadır (PPE, 11). Muhtemelen Trabzon civarında lokalize edilen Kolhiler, M.Ö.8.yy da varlıklarını sürdüren, Urartu kaynaklarında bahsedilen ’’Kolheti’’ (Kolchis) devletinin, yok edilen (Kimmerler tarafında Ç.N.) boylarındandı ve eski adlarını korumuşlardı. Bu boy muhtemelen Güney Doğu Karadenizde hüküm süren Zanni’lere katılmışlardı -ki bunlar Kolhi boylarının birleşmesi ile bir birlik oluşturmuşlardı- Çan’lar- (s.u. ’’Zanni’’ ’’Khalde (Chalde)’’.

[4] Miletli Hekataios’un Kolhilerden bahsedip etmediğini kesin olarak belirlemek zor. Günümüze ulaşan kesimlerde Kolhi boylarından bahsedilmemektedir. Bizanslı Stephanos şunları yazıyor: ’’ Mosk’ler (Mos’chen) bir Kolhi boyudur, Hekataios, Asien ’’ (St.Byz. s.v. Mόσχοι, Kόλων έθνος...Εκαταϊος, Ασία. Fakat buradan bu ifadenin Hekataios’a mı ait yoksa yorumcuya mı ait olduğu belirlenemiyor.

[5] Çok abstrakt görünen bir iddi Xαλκηδών adlanması (Bosphorus’un (Kırım ç.n.) Asya sahillerinde, hem de Xαλκιηδών Thrakia’da ve Xαλκίς’ın Eoböa adasını tanımlarken kullanıldı) kökensel olarak Kαλκηδών şeklinde olması gerekir. Buradaki δων ön ek olarak görülmesi gerekir. Kολχίς ismi etimolojik olarak Xαλκίς ile eş kabul edilebilir. Bakırca zengin ülke anlamına geliyor. Otkuptschikov 1980:69 (benzer bir düşünce daha önce Elnicki 1961: 12-13 tarafından ifade edildi). Daha öncede ifade edildiği gibi ’’Kolcha’’ şeklindeki ifadeye ilk kez Urartu yazıtlarında rastlanmaktadır.

[6] Herodota’a göre Kolhler Mısırlıların soyundandır, ve Sesostris tarafından (komutasında) Phasise yerleşen savaşçılardır (Rioni, ç,n.) (II, 103-104). Herodot tarafından temsil edilen düşüncenin olabilirliği üzerine, Kolhler ile Sasatris arasında bağlantı kurulup kurulamayacağı ve diğer bazı ilişkiler hakkında (bunların arasında Kolhilerin etnik kökeni ve Herodot’un Kolhetiye yolculuğu) kritik bir değerlendirme için bakınız s. Fehling 1971: 15 ff.; Armazor 1978; 1980: ff, 56., 64 ff.

[7] Bahsedilen yerlerin Toponimi için bkz. Dschgenti 1940: 223-224; Sicharulidse 1977-1979; Tschikobawa 1938; Topuria 1968; bkz. Mikeladse 1974: 28-29.

[8] Yakın zamanlarda (en azından 19.yy da) ’’Lazlar’’ tanımlaması Çanlar, Güney Doğu Karadeniz sahillerinde yaşayan (bugünkü Kuzey Doğu Türkiye) devraldı (bkz. Sicharulidse 1977-1979).


Çeviricinin notları:
a: Herodot’un Kolheti ve Kolhiler ile ilgili aktarımları konusunda bir yorum Hermann Sauter in Kımmeran problem çalışmasının “Aia ve Herodot” balığına bakınız. Bu çalışma internet’te http://www.kimmerier.de/start.htm sitesinden elde edilebilir.

b: Linguistler M.Ö. 2000 yıllarında ortak Karto-Kolhçenin birbirinden ayrılıp iki farklı dil olarak, yani Kolhice (Megrelo-Lazca) ve Kartvelce (Gürcüce=İberce ç.n.), ortaya çıktığını kabul etmektedirler. Yazar ’’Archiologie in Georgien’ kitabında Kolheti uygarlığına ait arkeolojik buluntuların M.Ö. 2000’in başlarında da mevcut olduğunu belirtmektedir ve bunun linguistik tarihleme ile paralel olduğunu vurgulamaktadır. Yukarıdaki tarihleme ile ‘Archiologie in Georgien’’ kitabındaki tarihleme arasında yaklaşık 400 yıllık bir hiatus (boşluk) ortaya çıkmaktadır)

c: Gürcü akademisyenler Laz kelimesi yerine onunla eşanlamlı olarak Çan, Çani kelimesini de kullanmaktadırlar.




Kaynakça:

GAMKRELİDZE-İVANOV, 1984. Indoevropeijskij iasyk i indoevropeizi (Hint-Avrupa dili ve hint-avrupalılar), I-II, Tiflis (Rusça)

LOMOURİ. N, 1971. ’’Kolhidis’’ da ’’Kolchebis’’ gagebisatwis (Kolhi ve Kolheti terimlerinin açıklaması), ’’ Tbilisis sachemtsipo universitetis schromebi’’, B-1 (138), Tiflis, S. 19-31 (Georg.).

MELİKİŞWİLİ. A, 1962. Dzweli kartuli, somchuri da berdznuli saistorio tradicia da kartlis(İberiis) samepos tzarmokmis sakitchi (Eski gürcü, ermeni ve yunan tarih geleneği ve İberia krallığının ortaya çıkışı, Sakartwelos mecnierebata akademiis sazogadoebriw mecnierebata gankopilebis moambe, n.2, Tiflis (Georg.).

Gamkrelidze-İvanov 1984: II, 8802

MELİKİŞWİLİ, 1991.(180). Kitabın kaynakça bölümünde 1991 tarihinde yayılanmış kaynakça bulunmamaktadır. Muhtemelen tarihi yanlış yazılmıstır.

LORDKİPANİDZE. O, 1991. Archiologie in Georgien, Weinheim.

GLONTİ. AL, 1974. AL, 1974. Toponimikuri dsiebani (Toponimik araştırmalar), I, Tiflis (Georg.).

KSİRİ, 1967. Kıtabın kaynakça bölümünde bu isimde kaynakça bulunmamaktadır.

Not: Dipnotlar kısmında yer alan kaynakçalar, yazının fazla uzamaması için yer verilmemiştir. Buradaki kaynakçaya ’’Das Alte Georgien (Kolchis und İberian) ın Strabons Geographie’’ kitabından ulaşılabilir.



mavrush

  • Ziyaretçi
gubaz  yazın çok uzun ne demek istediğini anlayamadım daha kısa anlatırmısın. teşekkür ederim şimdiden  :)

adnanuzuner

  • Ziyaretçi
Merhaba saygideger arkadaslar!
Bu konuyu daha evvel Karalahana`da uzun uzadiya tartismisdik!
Ben kendim öz ve öz Kafkas-Dogukaradeniz`li olmama ragmen insanligimla Türklügümle gurur duyuyorum!
Babamin dahi yüzünü hatirliyamadigi Dedem Canakkale`de diger yarali silah arkadaslari ile yarali nakliyati esnasinda,Kizilay bayragina ragmen, bilincli olarak,bir Ingiliz savas gemisi tarafindan batirilip,Canakkale`nin serin sularina degilde benim ve benim gibi hissedenlerin ve düsünenlerin edediyen kalbine gömülmüsdür!
Anne tarafindan Dedem Kurtulus savasimizdan Gazi olarak cikmisdir,gurur duyuyorum!

Hicbir zaman azinliklarin veya cogunluklarin kendi özgecmislerine,dillerine,kültürlerine,siyasi görüslerine,dinlerine veya atheistliklerine yanlis göz ile bakan insan olmadim,olanlari da hic sevmem fakat su son zamanlarda, dis desdekli,finans kaynaklarinin tahmin edilebilen ayrimcilik furyasinin ilk önce bizim memleketimize ki, maalesef milyarlarca sorunlari olan bir memleketin insanlariyiz,herhangi bir yarari olacagi görüsünü savunmam imkansiz!

Dünya genelinde biraz bilgi sahibi olan insanlar rahatlik ile biliyorlarki,tüm Dünya,doga,insanlik tamami ile bir avuc insan tarafindan dolayli veya dolaysiz satin alinmsdir veya satin alinmak üzeredir!
Bilgi agirliklarimizi bu konulara yönlendirip,hem kendi insanlarimiza hemde tüm dogaya,hem gecmisimize hemde gelecegimize bazi yönlerden,elimizden geldigince yardimci olmaga calisamazmiyiz?

Saygi deger arkadaslar biraz düsünmege davet ediyorum!..
Neden memleketimizde,Dünya`nin hicbir memleketinde akillara gelmeyecek cogunluk ile basit durumlar devamli gündemde tutuluyor,insanlarin beyinleri devamli gerceklerden uzak yönlere yönlendiriliyor?
Bu durum Dünya genelinde de mevcut,baska yerlerde metotlar baska fakat sonuclar hep ayni!..       

Daha evvelde belirtmisdim,hergün Kemence-Tulum sesi dinlemezsem rahat edemem ki 60'li yillardan beri taninmis-taninmamis tüm müzikguruplarinin konserlerine gittim veya dinledim fakat bana hicbir müzik bizim müzigimizin hazini veremedi ve veremezde!

Ben evrensel insanlik yakin-uzak gecmisindeki yerimi kendime sormaliyim ki insanlik yakin-uzak tarihi genellikle utanclarla doludur,hicbir zaman kendisini luzumsuz icgüdülerinden kurtaramamisdir,tüm bilgisini ve teknigini kendi aleyhine kullanir,genelde cok zavalli bir yaratik olmasina ragmen bunu kabul etmez ve kendisini tüm yaratiklarin üzerinde görüp bu özelliklerinin nereden kaynaklandigini dahi idrak edemez veya etmek istemez!

Herkeze candan kalpden sevgiler ve selamlar!
Adnan Uzuner izmit-Frankfurt

 

 

Gubaz

  • Ziyaretçi

Saygi deger arkadaslar biraz düsünmege davet ediyorum!..
Neden memleketimizde,Dünya`nin hicbir memleketinde akillara gelmeyecek cogunluk ile basit durumlar devamli gündemde tutuluyor,insanlarin beyinleri devamli gerceklerden uzak yönlere yönlendiriliyor?

Bu sorunun cevabi cok basit. Ama cevabin devami olan soruyu cevaplamak o derece basit deyil.

Sorunun cevabi: Çünkü bu memleketin insanları özgür düşünebilecek bir eğitim sisteminde gecmediler. Farklı düşünenceler peydahlayan kafalara memlekette neler yapıldığını biliyoruz. Bu herkesin bildiği fakta ne hikmetse yıllardır uygulanamayan bir durum.

Peki neden?

Neden Türkiye’de özgür düşünebilen (evet düşünebilen diyorum, çünkü düşünmek öğrenilmesi gerekir, öyle karpuz yetişir gibi insanin içinde yetişmez, yetişen de kelek çıkar) insanların, toplumun oluşacağı o eğitim sistemi ve özgür ortam yaratılmaz.

Neden birey olma duygusu böyle güdüktür memlekette.

Devleti yöneten iki kesim (Kemalist ve Dinci) bindikleri dalı mi kesmek istemiyorlar, ve bindikleri dal ne tür ve ne kadar meyve veriyor?.
Danışıklı dövüş mü arada bir zuhur eden gerilim, yoksa pasta paylaşma mücadelesi mi?

Yoksa başka bir şey mi var.
Mesela su derin devlet denilen şey neye hizmet eder.

TC kimin devleti?
Türkiye halkının mi ?
Yoksa TC daha devlet olma olgunluğuna ulaşmadı da mi bütün bunların sebebi budur?

Bunlar cevabim yok, sadece spekülatif fikirlerim var o kadar. Onlarda burada yazmaya gerek yok.

Evet sayın Uzuner dediğiniz gibi “Saygi deger arkadaslar biraz düsünmege davet ediyorum!..”
Neden içerden ve dışardan birileri bizi koyun gibi güdüyor.

Biz salak  miyiz?

adnanuzuner

  • Ziyaretçi
Merhaba saygi deger insan Gubaz!
Aslinda konumuz agirlikli olarak Karadeniz`de yasayan insanlar üzerine idi fakat yazima tarafinizdan yanit geldiginden ötürü,yanit vermeyi tercih ettim...
Yazimi herhangi ideolojik bir heyecana kapilmadan okumanizi öneririm!

Bizlere altin tepsi ile sunulan ideolojiler maalesef belirli gizli gücler tarafindan,belirli amaclar nezdinde sunulan insanliga ve dogaya ihanetin ilerisine gidemedi,simdiye dek hep kazananlar maalesef onlar oldu,eger bir mucize vukuu bulmaz ise yakin tarihte igrenc emellerine kavusacaklar...
Memleketimizde olan olaylar bu emellerin Dünya genelindeki bir aynasidir diyebilirim!
Bu yanitim ile umarim bazi sorularinizi tatmin edebilmisimdir!
Sayet fazla geldilerse üstükapali bazi aciklamalar yapabilirim!..
Bizlerin misafir olarak yasadigimiz su fani Dünya`da herhangi yerdeki kendi halinde yasayan  bir agac herhangi bir sahisa veya bir firmaya borclu olabiliyor, sanki para ile veya tahvil senetleri ile onlari tuzlayip biberleyip karnimizi doyurabilirmisiz gibi!
Genelinde insanin zorunlu olarak ihtiyaclari giysi,yiyecek ve bir evdir,fiziyolojik ihtiyaclardan bahis etmege hacet görmüyorum...
insanlarin cogunlugu bu basit ihtiyaclan mahrum ediliyorlar ise Dünya genelindeki yanlisliklari tahmin etmek hicde zor degil,bizim memleketimizde Dünya`nin bir parcasi olduguna göre,bizlerde bu durumdan dolayli dolaysiz payimizi aliyoruz...

Sayet yanlis hatirlamiyorisem KARALAHANA formunda yazilarimiz yine ayni konular üzerine herhangi bir yerde karsilasmislardi,her ne kadar insanlarin kendi düsünce ve fikirlerini serbestce söyleyebilmeleri gerekli ise,o insanlarin düsünce ve fikirlerinin dolayli ve dolaysiz gercekde nereye hizmet ettikleride önemlidir, saniyorum!

Dünya genelinde yazilan kitaplarin cogunun ki sadece günümüzü kastetmiyorum,hizmet ettigi yerlerin bilincinde oldugunu tahmin edebilirim,bunlara kimi bilimsel kitaplar da dahil fakat yanlis anlasilma olmasin bunlara kesinlik ile benim inandigim kutsal kitabim Kuran`i Kerim dahil degil!

Dünya`daki tüm inanclara ve inanmayanlara saygim sonsuzdur asla hakir görmem,bilhassa rahatlik ile söyleyebilirim,dinleri kendi menfaat kilifina uydurup insalarin dini inanclarini ticari amaclar ile kullana insanlardan nefret ederim,dogaya insanliga yarari olan bir atheisti yüzlerce din tüccarina degismem cünkü insani oldugu gibi kabul etme özelligimi hic yitirmedim vede yitirmem!
       
Kesinlikle hayir bizler salak degiliz, her yönümüz ile insan olan insanlariz!

Sadece bizler,cok iyi niyetli,kendimizi bilerek veya bilmeyerek hayatin akimina birakan insanlariz...

Spekülatif fikirlerinizi yazmamaniza bir anlam veremedim ki rahatlikla tahmin edebilirim...

TÜRKIYECUMHURIYETI bizimdir her zaman bizim olacakdir yalniz yeni Dünya düzeni denilen emperyalizmin igrenc emellerine ayak uydurma zorunlulugu safhasi gecirmekdedir!..

Derin devlet meselesine gelince;
zamaninda amirlerinin caldiklarini gören üst bürokratlar neden biz calmayalim gibi,kendi acilarindan zavalli bir ihtirasa kapilip,aralarinda örgütlenen her nevi
siyasi partiden olusan,güya asiri sag agirlikli  günümüzde halen mevcut olan  bir igrenc kurulusdur,aralarinda devletimizin icinde söz hakki olan kurumlar
mevcuttur,menfaatler ters düsmedigi sürece birbirlerini isirmazlar..

Özgür düsünme meselesine gelince;
ne tür bir özgür düsünce?..
...bireyselmi,toplumsalmi,ahlaksalmi,siyasimi,etnikselmi?..
Acaba kendi memleketimizde neden tüm insanlar olarak yukaridaki muhtevi konular üzerine tüm kesimlere ulasan görüs ayriliklarini icerecek,her insannin arzu ve isteklerini tatmin edebilecek herhangi bir diyalog olusturacak,memleketimize luzumsuz sorunlar getirmeyecek ortam arzusunu kast ediyorsaninizben buna hemfikirim fakat milyarlarca sorunu olan memleketimize luzumsuz ek sorunlar getirecek ortam arzusunu dile getirmek istiyorsaniz,
kesinlik ile karsiyim!

Memleketimizin yönetilme hususuna gelince;
Dünya genelinin aynisi veya aynasi diyebilirim fakat aradaki fark yukarida belirttigim gibi,acaba igrenc yeni Dünya düzenindeki ayak uydurma zorunlulugu safhasini bizlerin lehine kullanabilip kullanamamalari,biraz bekleyip zaman taninmasi belki cok seyler götürür fakat su durumda pek secenegimiz yok gibi cünkü Ortadogu-Projesi`nin son sayfalari tatbik edilmek üzere...

Saygideger adminden ve site yöneticilerinden konuyu baska boyutlara tasidigimdan ötürü özür dilerim fakat yanit verme sorumluluk duygusunu bir türlü engelliyemedim.

Saygideger insan Gubaz ve tüm Karadeniz`li insan olan insan hemserilerim hepinize candan kalpden selamlar ve saygilar!

Adnan Uzuner izmit-Frankfurt!


Gubaz

  • Ziyaretçi
Sayin Uzuner,

Eger asagida verdigim linklerdeki yazilari okursaniz, yazimin sonunda sordugum soruya; Biz salakmiyiz’in cevabinin “evet” oldugunu anlayacaksiniz.

Evet, biz,yani siradan insular, yani halk, salagiz. Öyle olmasi gerekiryordu da.
Niyesini cevabi asagidaki yazidan anlayabilrisinzi.


Saygilarimla




İttihat Terakki geleneği: Suikast!


Tarih, iktidar talebine dayalı kışkırtma, suikast ve provokasyonlarla dolu. Bizde bunu metot haline dönüştürüp gelenek oluşturan ise İttihat Terakki. 2. Meşrutiyet'in gerisinde yatan da bu

Yazinin devami:

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=187934

APO-MİT İLİŞKİLERİ

Neşe Düzel�in Avni Özgürel ile röportajı
Apo: Bu çatışmayı bitireni bitirirler 
Öcalan'a göre de Kürt sorunu para işine dönüştü. 'Bu işi bitireyim desem, beni bitirirler. Türkiye'deki en güçlü kişi bitireyim dese, onu bitirirler' dedi. Jitem'in hepsi asker ve polis değildi. Bu özel timlerde, 'Yolda bizi sollayıp geçen arabaları durdurup içindekileri öldürdük' diyen adamlar bile vardı Derin devletin içinde solcular da var. Derin devlet bir trendir. İçinde hukukçusu, üniversite öğretim üyesi, gazetecisi, işadamı ve tetikçisi var.
Yazinin devami

http://www.kurds.dk/turkce/2000/haber64.html