Karalahana Karadeniz Forum
Eylül 09, 2010, 09:36:03 ÖÖ *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular: Karadeniz fotoğrafları galerisi: http://www.lahana.org/resimler/index.php Dünya Gazetelerini Okuyun: http://www.lahana.org/
 
   Ana Sayfa   Yardım Ara Takvim Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: Trabzon'da suda boğdurulan 600 Ermeni çocuğun hikayesi  (Okunma Sayısı 557 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
admin
Macukali
Yönetici
Lahana Turşusu
*****

Karma: +100/-62
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 5223



Üyelik Bilgileri WWW E-Posta
« : Ocak 24, 2010, 11:49:45 ÖÖ »

Petros Hovhannisyan adlı Ermeni tarihçinin kitaplarından birisinden Türkçeleştirilmiş özet alıntıalra rastladım bir sitede kaynakça belirtilmemiş, bu iddiaya 1-2 yerde daha rastlamıştım okudukça asabım bozuluyor. Biraz da sizin bozulsun  Ney
--------------------------------


Karadeniz’e gömüldü insanlık...

“Rum Manastırının kurtardığı 600 yetim Ermeni çocuğunu Türk askerleri zorla aldılar. Askerler onları gemici Bayraktar Oğlu Rahman’a teslim ettiler. Aldıkları emirle denize açılan gemiciler, çocukları birer birer çuvallara doldurup, ağızlarını sıkıca bağlayarak ve karadan epeyce uzaklaştıktan sonra körpe bedenleri denizin karanlık sularına attılar.”

PETROS HOVHANNİSYAN*

Yüzyıllar boyunca Ermeniler yığınlar halinde Karadeniz’in Güneydoğu kıyılarında, özellikle Trabzon’dan Samsun’a uzanan sahil boylarında otururlardı. Sadece bu iki şehir arasında bulunan sayısız köylerde değil, Pontusun hemen hemen bütün bölgelerinde de çok sayıda Ermeni yaşardı. Bütünüyle Ermenilerin yaşadığı köylerin sayısı ise 200’ü aşkındı. Bir tek Ordu vilayetine bağlı 23 Ermeni köyü vardı. I. Dünya Savaşı arifesinde Trabzon vilayetindeki Ermenilerin tam sayısını belirlemek zordur. Çünkü değişik istatistik verileri birbirlerinden çok farklıdır. Durum böyle olunca verilen bilgiler aceba vilayete mi, kazaya mı yoksa nahiyeye mi ait olduğu tam olarak açık ve net belirtilmemiş muğlak bırakılmıştır. Nitekim 1908 yılındaki Türkiye’nin verdiği resmi istatistiklere göre, Trabzon vilayetinde kayıtlı 46.789 Ermeni ikamet etmektedir. Devrimci Ermeni Federasyoncular (Taşnaklar) Partisi’nin ellerinde bulunan verilerde ise, Trabzon vilayetinde 64.966 Ermeni ikamet etmektedir. Teodik, Trabzon vilayetindeki Ermeni halkının sayısının 65 bin kişi olduğunu, Y. Lepsius ise 53 bin olduğunu söyler. Aynı dönemdeki kaynaklarda 50 bin Ermeni’nin olduğundan söz edilir. Günümüzdeki bazı araştırmacıların kanısınca, savaş döneminde Trabzon il sınırlarında 60 bin Ermeni yaşamaktaydı, bunların 14 bininin Trabzon’un merkezinde oturduğu belirtilmektedir. Samsun bölgesinde 30 bin Ermeni’nin yaşadığı, bunların 5 bininin Samsun şehir merkezinde ikamet ettiği bilinmektedir. A. Melkonyan’ın hesaplarına göre, Büyük Ermeni Soykırımı arifesinde Trabzon vilayetindeki Ermenilerin toplam sayısı Samsun vilayetiyle birlikte 70 bin kişi civarındadır.

Gayet açık ve net olarak anlaşılacağı gibi, aralarındaki fark, hesaplanırsa en çok 90 bin ve en az 46.789 kişi tutmaktadır. Trabzon Ermenileri’nin sayısıyla ilgili verilen çelişkili istatistik bilgileriyle çok büyük farklılıklar arz ettiği görülmektedir. Bizce Trabzon’da yaşayan Ermenilerin sayısı hakkında verilen bilgiler, sık sık Trabzon ile Samsun’un sayımları ya ayrı ayrı, ya da birlikte gösterilerek verilirdi, 47 bin kişilik farkın sebebi de işte budur. Gerçekte bunlar aynı vilayetin sancakları olarak sunulmalıydı. Kimi araştırıcılar Trabzon denildiğinde, akıllarına hemen sancak gelirdi. Demek ki, sayı bir haliyle vilayeti, diğer haliyle de sancağı kapsamaktaydı. Kanımızca, A. Melkonyan gerçeğe daha yakın, çünkü kendisinin önerdiği sayı (70 bin kişi) vilayeti kapsamaktadır. Şu halde, eğer aşağıda Trabzon Ermenileri’nin, Büyük Ermeni Soykırımına uğramış kurbanlarının sayısından söz edilirse, kayıplarının sayıca 70 bin kişi olduğunun belirtilmesi daha gerçekçi olacaktır.

Katliamın alt yapısı hazırlanıyor

Bilindiği gibi, Osmanlı İmparatorluğu’nca 1915 yılında Ermenilere karşı başlatılan soykırım, daha 12 Şubat’ta, İmparatorluğun emirleriyle ilk önce Ermeni memurlarının, görevlerinden uzaklaştırılması ve ordudaki Ermeni askerlerin silahsızlandırılmalarıyla birlikte başladı. Aynı zamanda Ermenilerin ilk tutuklanmaları ve toplatılmaları yine bu dönemde gerçekleşti. İttihatçılar, büyük bir şevkle şubat ve mart aylarında Ermenileri kitleler halinde katletmeye hazırlanıyorlardı. Bu olaylar 24 Nisan’da başlayıp, aralık ayına kadar kesintisiz devam etti. Aralık ayı sonunda hemen her şey tamamlanmışdı artık.

Trabzon Ermenilerinin Golgotası’nın sayfalarında Ermeni Soykırımı’yla ilgili kara haberlerin özel yeri var. Şehir merkezi, stratejik önemi nedeniyle, daha savaşın ilk günlerinde kanlı olaylara sahne oldu. Ocak 1915’te Rus askeri gemileri Trabzon’a yaklaşıp, askeri hedefleri zorlanmadan bombalamaya başladılar. Rusların bu bombardımanları esnasında çok sayıda sivil yerleşim merkezleri ve evler büyük hasar gördü. Sivil halktan yaşamını kaybedenler ve yaralananlar oldu. Askeri karargah komutanlığı ve Vali Cemal Azmi, anti Rus ve özellikle de Hıristiyanlara karşı güçlü bir antipropogandaya başladılar. Müslümanların başına gelen bu ani felaketlerin, belaların baş sorumluları ve suçluları Ermeniler olarak gösterilmeye başlandı. Valinin özel olarak tayin ettiği ajan provokatörler, şehirde ve ilçelerde anti Ermeni propogandası yaparak şiddeti körüklemekteydiler. Cephedeki Türk ordularının yenildiği ağır kayıplar vermeye başladığı ve cephenin yavaş yavaş Trabzon’a çekildiği zaman bu propogandanın dozu da artarak şiddetlendi. 1915 yılının şubat, mart ve özellikle de nisan ayında Ermenilerin durumu gittikçe kötüleşti ve kitleler halinde toplu tutuklanmalar, kaçırmalar ve katliamlar başladı.

Katliam 13 Haziran’da başladı

19 Nisan 1915’de valinin verdiği emir gereğince, Trabzon şehir merkezi ve civarındaki bütün Ermeni köylerinde önceden planlanmış aramalar başlatıldı. Bu aramalarını yoğun bir şekilde üç gün sürdürdüler. Eylemlerinin amacı sanki gizli depolarda saklanan silahların meydana çıkartılmasıydı. Ama maalesef aramalar bir sonuç vermedi, fakat yine de makamlar Ermenilerin silahlı olmadıklarına kanaat getirmediler. Genel tehcir ile kırımlardan önce, Cemal Azmi’nin emri üzerine, Trabzon Ermenileri’nin aktif dini önderlerinden Gevorg Turyan katledilir. Nisan ayında tanınmış 42 ermeni aydını tutuklanır. Bunlar, Samsun’a götürülmek bahanesiyle, şehirden çıkarıldıktan sonra hunharca işkencelerden sonra kafaları parçalanarak öldürülür. İşte Trabzon Ermenilerinin katliamına bu şekilde başladılar. Gayet açık ve net anlaşıldığı gibi, Ermenileri böyle kırmalarının nedeni, hükümetin bunu genel bir niteliğe büründürerek, Ermenilerin toplu katledilmesini, kısacası soykırımı planlı bir şekilde hayata geçirme politikasından başka bir şey olmadığı gerçeğiydi. Nitekim 1915 yılının haziran ayı ortasında Kostantnupoliste Trabzon Ermenileri’nin tehcirine başlanması hakkında karar alınır. Cemal Azmi ve yardımcıları (bunlar arasında azılı katiller ve özellikle de cani Tekkeş Neşat da yer almaktadır) Trabzon’da vakit geçirmeden Ermenilerin tehcirine başladılar.

Tarih araştırmalarında Trabzon Ermenileri’nin tehcir edildikleri tarihine ilişkin belirsizlikler ve çelişkiler var. Örneğin, H. Taşyan ile C. Braysa göre, tehcir emrinin tarihi 26 Haziran günüdür, Haykazn Ghazaryan ile H. Hovakimyanın fikirlerine göre bu 13 Haziran, M. Guşakçyan’ın tarihi verilerine göre ise 12 Haziran günü verilmiştir. M. Arzumanya’nın bilincinde ise, bu olay 17 Haziran olarakkalmıştır. Con Kirakosyan 23 Haziran ve nihayet Levon Vardan 1 Temmuz günlerinde olduğunu ileri sürer. Bizce burada basit bir yanlış algılama olayı var, o da tehcir emri ve bunun pratikte uygulanma tarihlerinin birbirine karıştırıldığıdır. Gerçekte emir 13 Haziran günü verildi, tehcir ise 5 gün sonra yani 18 Haziran’da başladı. Eski ile yeni takvimlerin birbirine karıştırılması, karmaşaya yol açtı. Nitekim Levon Varda’nın tasbit ettiği 1 Temmuz açıkça diğerlerin kullandıkları 17 Haziran oluyor.

Böylece, Trabzon Ermenileri’nin sürgününe 18 Haziran günü başlandı. Bundan bir gün önce, 40 Ermeni parti üyesi gece tutuklanıp denizde boğduruldu (Mustafa Suphi ve 14 yoldaşının kemalistlerce Karadeniz’de boğduruldukları gibi.) Daha önce de Trabzon Askeri garnizonuna askerlik görevlerini yapan 500 Ermeni topluca kurşuna dizilmişti.

İnsanlar canlı canlı Karadeniz’e atıldı

13 Haziran tarihli tehcir yasasına (emri) göre, şehir ve vilayetin Ermenileri tehcire hazır olmalıydı. Sürülenler yanlarında sadece acil ihtiyaç maddeleri ile para bulundurma hakkına sahipti. Böylece 17 Haziran’da oluşturulan ilk kafile 18 Haziran sabah erkenden şehirden çıktı. Golgota başlandı. 6000 kişilik kafile kasabadan az uzaktaki deniz kıyısında durduruldu. 19 Haziran’da kafilede bulunan 14-60 yaş arası tüm erkekler gruptan çıkarılıp, elleri bağlı, 50-60 kişilik gruplar halinde, Kalafka deresi yatağından Canik dağına doğru götürüldüler. Yolda, Cevizlik köyü civarında hepsi hunharca katledildi. Kadın, çocuk ve ihtiyarlardan oluşan diğer grup ise Sırğanlı ovasına kadar yoluna devam etti, bu kafile de yörenin çeteleri tarafından zorla yolları kesilerek durduruldu. Güzel kızlar, gelinler ve genç erkekleri gruptan ayırarak aralarında paylaştılar. Erzincan’a ancak Trabzon’un birinci kafilesinden sağ olarak toplam 700 kişi ulaştı, bunların çoğu da yörenin Kamakh geçidinde kurban gitti.

20 Haziran günü her biri 500-600 kişilik gruplarla ikinci ve üçüncü kafileler Trabzon dışına çıkarıldı. Bunlar hepsinin akibeti de ilk kafilenin akibeti gibi oldu, katledildiler. Birçokları Cevizlik diye adlandırılan bir yerde kurban gitti: Parçalanmış bedenleri Değirmen Dere nehrine atıldılar. Tehcirin ilk günlerinde farklı gerekçelerle kurtarılmış birçok tanınmış ve zengin Ermeni, haziran ayı sonlarında Karadeniz’in karanlık sularında boğduruldu, ayrıca 60’tan fazla hamile kadın canlı canlı denize atıldı. Bir şeyin altını önemle çizerek belirtmek gerekirse, Cemal Azmi Trabzon Ermenileri’ni yollarda öldürmekten daha çok denizde boğmaya tercih ederdi.

Çünkü yollarda öldürmeleri halinde cesetlerini gömmeye ihtiyaç duyulacaktı. Özellikle, Trabzon’lu 600 Ermeni çocuğunun toplu halde imhası korkunç ürperticiydi. Rumların Khristaf metropolitisi (Rumların Manastırı), kimi sebeplerden tehcirden kurtarılabilmiş 600 yetim çocuğu toplayıp, onları yetimhanelere yerleştirmek istedi. İlgili makamlar önce razı oldular, ama daha sonra temmuz ayı ortalarında Türk askerleri, çocukları Rum velilerinin ellerinden zorla alıp, sahil kıyısına götürdüler. Askerler onları burada gemici Bayraktar Oğlu Rahman’a teslim ettiler. Aldıkları emirle denize açılan gemiciler, çocukları birer birer çuvallara doldurup, ağızlarını sıkıca bağladı ve karadan epeyce uzaklaştıktan sonra körpe bedenleri denizin karanlık sularına attılar. 600 çocuktan ancak 8 tanesi mucizevi bir şekilde kurtarıldı . Türk gemicilerine rüşvet verip Samsun’a kaçmak isteyen 500 Ermeni’nin kaderi de diğerlerinin akibetiyle aynı oldu. Trabzon’daki ABD konsolosu Crawford’un çabalarıyla kurtarılmış 450 genç Ermeni kızının akibetleri de tüyler ürperdiciydi. Türkler önce onları konsolosluğun elinden alıp sonra ırzlarına geçtiler ve Cemal Azmi’nin emriyle Müslümanlaşmaya zorlandılar. Kızların çoğu Müslümanlaşmayı istemediler, onların ellerinden kurtulmak için intihar ettiler.

1915 yılının sonlarında artık Trabzon şehir merkezi ve vilayetlerinde Ermeni kalmamıştı. Trabzon’daki İtalya Başkonsolosu P. Korini’nin Şubat 1916’da “Mesacero” gazetesi muhabirine verdiği demeçte vurguladığı gibi, artık 1915 yılının sonlarında şehrin 14 bin Ermenisi’nden yalnız 100 kişi kalmıştı, diğerlerinin hepsi ‘ya Karadeniz’e, ya da Değirmen Dere nehrine atılmıştı.” Nisan 1916 yılında Rus ordusunun Trabzon’a girdiği zaman burada, ancak 15 Ermeni kadın ve 500 yetim çocuk kalmıştı. Yaklaşık verilere göre, Trabzon ili ve civarındaki 70 bin Ermeni’den yalnız 2.800 kişi kurtarılıp, dünyanın değişik yerlerine göç ettirildi.

Direniş ve intikam eylemleri

Trabzon Ermenileri’nin tehcir yasasına karşı bazı yerlerde direnişler örgütledikleri söylenmektedir. Ne yazık ki, bunlar hakkında elimizde yeterli bilgilerimiz pek azdır. Bugün Van, Musa dağı, Urfa’da halk ayaklanarak silaha sarılmış direnmiştir, gücü oranında karşı koymuş teslim olmamıştır. Başka bölgelerde de çarpışmalara girmiş, direnmek için tüm güçleriyle çarpıştıkları bir gerçektir. Trabzon Ermenileri’nin de direndiklerini bu yönlü çabalarını unutmamak gerekir. Hatıralarda bunlara ilişkin anlatımlar var. Tehcirin ilk günü, 20 Haziran’da valinin verdiği emirle hareket eden yandaşları 40 Ermeni erkeğini boğmak amacıyla denize götürecekleri zaman, Ermeniler, kendilerine refakat eden polislere saldırıp, onları saf dışı bırakırlar. Ermeniler, çok büyük ve ağır kayıplar vermesine rağmen bazıları kurtarılıp / kurtulup Rusya’ya geçmeyi başarır. Özellikle, Gurgen ile Paruyr Sargsyan kardeşlerin Cemal Azmi’yi öldürme girişimleri oldukça önemlidir. Suikast girişimleri her ne kadar başarısızlıkla sonuçlansa da, bu olay Trabzon’daki Ermenilerin kesime boynu bükük gitmediklerini ispatlamaktadır.

Gümüşhane ile Erzincan yolundaki Tekkaşe istasyonunda Türk jandarmalarıyla yaşanan boğuşma oldukça ilginçtir. 100 kadar Trabzonlu Ermeni erkeği tehcir esnasında, kendilerine refakat eden jandarmalara saldırarak, bunları saf dışı bırakır, mavzerleri de alarak dağlara çıkarlar. Sedrak Sargsyan ile Ervand Terteryan da direnişleriyle kahramanlık örneği sergilemişlerdir. Onlar, tehcir emrine asla boyun eğmeyip, evlerinin damlarında mevzilenirler, ateşe ateşle karşılık verirler, Türk asker ve jandarmalarına karşı dişe diş direnirler, ve düşmanlarına oldukça ağır kayıplar verdirirler. Son kurşunlarına kadar çarpışırlar, en son kurşunlarını da kendilerine sıkarak intihar ederler. Özellikle Trabzon yakınlarındaki Khne, Trme, Çar, Şampa dağlarını kendilerine mesken edinen 600’den fazla Trabzon Ermenisi’nin direniş muharebeleri unutulmamıştır. O çarpışmalara önderlik eden Zil Ohannes, Mikayel Zeytuncyan, Hakob Kehyan gibi yiğit insanlardı. 1915 yılı temmuz ve ekim ayları arasında topları ve makineli tüfekleriyle gelen düzenli Türk ordu birlikleri, Konka ormanlarında mevzilenmiş Ermeni yiğitlerini ezmeye ve imha etmeye çalışmış, ama bunda başarılı olamamış, ağır kayıplar vererek geri çekilmek zorunda kalmıştır.

Belirtmek gerekir ki, Ermeniler belli aralıklarla ama sürekli ta 1923 yılına kadar mücadele ettiler. Bu tarihte sonra da geriye kalanlar kayıklarla, takalarla Karadeniz üzerinden dalgalarla boğuşarak, Rusya ulaştılar. Bunlar silahları ellerinde, yenilmeden, ama memleketlerinden uzaklaşan son 700 Ermeni oldu. Soçi ve Tuapse yerel komünist partisi yöneticileri tarafından 40 günlük hapisten sonra, deniz kıyısı bölgelerinde oturmamak şartıyla hepsi serbest bırakıldı. İşte Trabzon Ermenileri’nin son kahramanlarına olan özlemlerinin şahane sayfası böylece tamamlandı. Başka direniş hareketleri hakkındaki bilgilerimiz maalesef yok, ancak bunların olmadığını değil kuvvetle olduklarını tahmin edebiliriz.

Trabzon kırımlarının örgütçüleri de Ermeni soykırımının birçok sorumluları gibi, hak ettikleri cezaya çarptırıldılar. Vali Cemal Azmi 17 Nisan 1922’de Berlin’de Arşavir Şirakyan tarafından öldürüldü. Cemal Azmi’nin en yakın yardımcısı ve azılı Ermeni düşmanı olan Tekkeş Neşad da yine Ermeni intikamcısının kurşunlarıyla devrildi. Cemal Azmi’nin suç ortakları Mehmed Ali, İmamzade Mustafa, Niyazi ve diğerleri Kostantinapolis Harp Divanı’nca 1919 yılında değişik süreler ile Malta’ya sürüldü. Trabzon’da İttihatçıların parti komitesi sorumlusu Nayil Bey ise 1918 yılının ateşkes günlerinde Azerbaycan’a kaçtı ve burada da Ermeni intikamcısı tarafından öldürüldü. Trabzonlu Misak Torlakyan Ermeni Nemesis harekatının aktif üyelerindendi.

Misak Torlakyan 18 Temmuz 1921’de Kostantinapolis’te, 30 bin Bakü Ermenisi’nin 1918 yılında vahşice katledilmelerini örgütleyenlerden biri olan Azerbaycan eski İçişleri bakanı Behbut Han Civanşir’iyi tek kurşunla öldürdü. Trabzon Ermenileri’nin cellatlarından Nayil Bey’in, Behbut Han Civanşir’in çok yakın dostlarından birisi olduğunu da unutmamak gerekir.
*Petros Hovhannisyan: Erivan Devlet Üniversitesi, tarih doktoru, doçent

Kaynak: http://www.antires.com/modules.php?file=article&name=News&sid=249
Logged
Karalahana Karadeniz Forum
« : Ocak 24, 2010, 11:49:45 ÖÖ »

 Logged
mefisto
Acemi Üye
**

Karma: +3/-1
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 98


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #1 : Şubat 15, 2010, 07:33:38 ÖS »

Berna İLTER - GLOBALYORUM
Oxford Üniversitesi tarafından 2005 yılında yayınlanan Modern tarih profesörü Donald Broxham’ın “Büyük Soykırım Oyunu: Emperyalizm, Nasyonalizm ve Osmanlı Ermenilerinin Yok Edilişi” adlı kitabındaki fotoğraf ve belgelerin sahte olduğu anlaşıldı.

Avustralyalı tarih profesörü Jeremy Salt, kitapta birçok sahte dokümana yer verildiğini ortaya çıkararak, birçok çevrenin maskesini de düşürdü. Bilindiği gibi, kitapta yayınlanan ve Erivan’daki Soykırım Müzesi’nde de sergilenen fotoğrafın altında “Türk resmi görevlisi açlıktan ölmek üzere olan Ermeni çocuklara ekmek göstererek alay ediyor” yazıyordu. Arama motoru Google’a “starving armenian” (Açlıktan ölen Ermeniler) yazıldığında karşınıza çıkan fotoğraf, Ermeni iddialarının sembol fotoğrafı.

Ancak Jeremy Salt, bu görüntünün farklı fotoğraflardan kopyalanarak oluşturulduğu gerçeğine ulaştı. Şikayet üzerine ellerindeki kopyaların hepsini imha eden yayınevi, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, sözü edilen fotoğrafın sahtecilik ürünü olduğunu ve birkaç fotoğraftan alınan parçaların birleştirilerek oluşturulduğunu açıkladı.

“Ortaya çıkan tiksindirici bir sahtekarlık” diyen Prof. Dr. Salt, Ermeni iddialarında bir yalanın daha ortaya çıkmasını sağladı, ancak bu 1915 olaylarına ilişkin Ermeni iddialarını sahte belgelerle kanıtlamaya çalışan ne ilk ne de son belge olacak. Son doksan yıldır, bazı Ermeni kişi ve kuruluşlar, Türklere yönelik karalama kampanyalarını, sahte ve yalan belgelerle desteklemeye çalışarak sürdürmeye çalıştılar.

Ermeni propagandalarına en çarpıcı örneklerden biri, kuşkusuz Atatürk’ün ayakları dibindeki köpek yavrularının yerine, bağırsakları dışarı fırlamış sözde bir Ermeni çocuğunun cesedini gösteren foto-kurgu çalışmasıdır.

Amerika’da yaşayan Yüksel Oktay aracılığıyla konudan haberdar olan Prof. Dr. Türkkaya Ataöv, Basın Yayın Genel Müdürlüğü’nün arşivlerinden resmin aslını çıkararak 2005 yılında Hürriyet Gazetesi’nde yayınlatılmasını sağlamıştı. Bu sahte fotoğraf, 2005’te Los Angeles’te Kalifornia Üniversitesi’ne bağlı Moore Salonu’nda üç Ermeni tarafından düzenlenen konuşmanın ilanında kullanılmış, duvarlara ve kapılara asılmıştı. Oysa “İnkarın Yüzü Yalan Söylemez” başlıklı ilanda kullanılan fotoğrafın kendisi bir yalandan ibaretti.

Yine Ermeni iddialarının dile getirildiği kitap, kitapçık, makale, kartpostal gibi çalışmalarda kullanılan ve üst üste yığılarak bir piramit oluşturan kafatası tepeceği resminin, 1915 olaylarında kıyıldıkları öne sürülen Ermenilere ait bir fotoğraf olduğu savunulmuştu. Oysa ki bu resim, 1842-1904 yılları arasında yaşayan Rus ressam Vassili Vereşçagin’in 1872’de bitirdiği yağlıboya tablosuydu.

Prof. Dr. Ataöv, bu resmin Armin T. Wegner imzasıyla “Talat Paşa Celseleri” adıyla 1921’de yayınlanan bir kitapta yer aldığına dikkat çekiyor. Almanca kitabın Göttingen ve Viyana’daki 1980 tarihli yeni baskısının kapağına aynı resmin konulduğunu belirten Ataöv, yeni başlığı “Ermeni soykırımı yargı önünde” olarak değiştirilen kitap ile ilgili olarak “Resmin sol üst köşesinde de 1915 yılının Dahiliye Nazırı Talat’ın herkesin bildiği fesli, bıyıklı fotoğrafı yer alıyordu. Böylece, kitabı okumaya bile gerek kalmadan resmin altını çizdiği toplu kıyımla ön sıradaki Türk yöneticisi arasında doğrudan bir bağ kurulmuştu” diyor.

Ermeni belge sahtekârlığını daha iyi görmek için, Prof. Dr. Türkkaya Ataöv’ün “Ermeni Belge Düzmeciliği” adlı kitabını mutlaka okuyun, kitabı okurken günümüzde halen devam eden Ermeni iddialarına neden suskun kaldığımızı da anlayacaksınız.

Suskunluğumuzun daha doğrusu gerçekleri anlatamamamızın sebebinin, suçlu olmaktan değil, bilmemekten ve bu alanda araştırma yapmamaktan, yapılan araştırmalardan ise, Türkiye’deki pek çok kişinin bilgisi ve ilgisi olmamasından kaynaklandığını göreceksiniz.

Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın şu tespitine hak vermemek elde değil; “Türkiye tarihi bir ülke olmasına rağmen, maalesef tarih bilimine gereken özeni gösterebilmiş bir ülke değildir.(…) Türkiye, tarih okumuyor. Yazılan tarih sentezlerini halka mal edilecek şekilde yeni bir üslupla kaleme alamıyoruz. Biz çocuklarına ve gençlerine bir şey veremeyen nesilleriz. Oysa mazisini bilmeyen bir toplumun geleceğini inşa etmesi düşünülemez.”

İşte biz tarihimizi öğrenmediğimiz ve anlatmadığımız için değil midir ki; bugün çocuklarımız ve gençlerimiz bazı çevrelerin iddialarına zemin hazırlayacak şekilde, tarihi yeniden yazma cüretini gösterenlerin anlatımlarıyla yetişiyorlar. Bu konuda yurtdışında yaşayan Türk gençlerinin durumu daha vahim. Onlar asılsız iddialara yer veren yabancı üniversiteler ve basın organlarının propagandasına direkt maruz kalıyorlar. (Kendilerini savunmak istiyorlar ama hangi bilgiyle?) Türkiye ile Ermenistan arasında imzalanan protokollerin tartışıldığı, Washington’daki George Washington Üniversitesi Hukuk okulundaki, “Türkiye-Ermenistan Protokolleri: Gerçeklikler ve Mitler”  başlıklı seminer bunun son örneği. Konuşmacıların arkasındaki haritada Türkiye topraklarının bir bölümünün “Tarihi Ermenistan” başlığıyla Ermenistan toprakları olarak gösterilmesi bir yana, seminere Türk tarafının bakış açısını yansıtacak tek bir kişi bile davet edilmedi. Toplantıya katılan Türkler dahil herkes, sadece Ermenilerin anlattıklarıyla yetindiler.

Durum yurtdışında böyle iken, Prof. Dr. Türkkaya Ataöv’ün sözlerinden anladığımız kadarıyla, yurtiçinde de çok farklı değil. Ataöv, “(Ermeni iddiaları ile ilgili) abartmaları ve hileleri en çok açığa vuran kişi olarak, Türkiye’deki toplantılara, değil konuşmacı, dinleyici olarak bile çağrılmadığımı, daha da öte, dinleyici sırasından katılmamı önerdiğimde geri çevrildiğimi biliyorum” diyerek sitemde bulunuyor. Gerçekten de son dönemde, tarihçi bile olmayan birtakım insanların tarihsel olaylara dair anlatımlarını izlerken, tarih konusunda bir duayen olan Türkkaya Ataöv’ü ekranlarda gördüğümü hiç hatırlamıyorum.

Ermeni iddialarına karşı kendi kendimizi savunamadığımız gibi, bu yalanları ortaya çıkaran araştırmacılardan da haberimiz yok. İlber Ortaylı bu konuda şunları söylüyor: "Şöyle ilginç bir şey oluyor; ecnebi çevrelerden birisi, hakikaten Ermeni jenosidini savunmak için arşive giriyor; bir müddet sonra bakıyor ki mesele pek öyle değil, bunun Holokost’a benzer yanı yok; o andan itibaren Türk tezini savunmaya başlıyor, Mattei ve Roshenberg bunun örneği. Bundan sonra söylentiler çıkıyor; “Efendim Türkler para verdi” Türklerin para filan verdikleri yok. Çünkü Türklerin bu adamlardan haberleri bile yok.”

Evet, ne bu adamlardan ne de tarihimizden haberimiz var. Ama maalesef, çoğu propaganda mahiyetli sahte belgelerden bizi haberdar edenlerden haberimiz var. Tabii bir de madalyonun diğer yüzü var; Türkiye’de, Ermenistan’da ya da diasporada yaşayan Ermeniler… Türklere karşı hiç husumet beslemeyen bir Ermeninin bile bunlardan etkilenmemesi mümkün mü?

  KAYNAKÇA
1. Habertürk Gazetesi, 13.01.2010
2. Ermeni Belge Düzmeciliği, Prof. Dr. Türkkaya ATAÖV
3. Tarihimiz ve Biz, İlber ORTAYLI
4. Hürriyet Gazetesi, 27.01.2010

Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  












MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.11 | SMF © 2006-2008, Simple Machines LLC XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!