Sitemiz Onbinlerce sayfa ve özgün fotoğraf içermektedir. Aradığınıza kolay ulaşmak için yukarıdaki arama kutusunu kullanabilirsiniz. İlginiz için teşekkür ederiz! - Please use this search for thousands of articles from our site

Gönderen Konu: "Sevdaya Durmak" Karadeniz'de Gizli Hristiyanlık konulu bir sinema filmi  (Okunma sayısı 12021 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı admin

  • Macukali
  • Yönetici
  • Lahana Turşusu
  • *****
  • İleti: 9408
  • Cinsiyet: Bay
    • Karadeniz Bölgesi
    • E-Posta

















1800'lerin Çamlıhemşin'inde geçen ve 'gizli Hıristiyan' Mustafa ile Müslüman Esma'nın aşkını anlatılan 'Sevdaya Durmak'ın yönetmeni Yusuf Kurçenli, 'Film, geçmişime dair duyduklarım ve yeniden düşünmeye başladıklarımla ilgili' diyor



Doğu Karadeniz’in yöre halkının deyişiyle ‘duman inmiş’ dağları, ince yağmuru ve yoğun yeşilleri canlısından önce, bizi Trabzon’a ulaştıracak uçakta karıştırdığımız dergide çıkıyor karşımıza. Fotoğraflar ve ‘görülecekler-tadılacaklar’ yazısı tam da istikametimizi işaret ediyor: Ayder Yaylası, Rize... Ayın dosyalarından biriyle rotamızın kesişmiş olması hoşumuza gidiyor, ama bizim ‘görülecekler’ listemizin başında bir film seti var: ‘Sevdaya Durmak’...



Doğu Karadeniz’i mekân edinmiş Türk filmleri kervanına katılan ‘Sevdaya Durmak’ ekibinin bir günlük ziyaretçisiyiz... Ama önce Trabzon’dan çıkıp Rize, Çamlıhemşin’e ulaşmamız lazım. Trabzon-Rize hattında bize eşlik eden rehber, az önce dergide değil miydi? Sahil otoyolundan kayarcasına gidiyoruz, kulağımızdaysa rehberimizin “Eskiden evimin önünden denize girerdim, şimdi 15 km. yol gidiyorum. Eskiden her yerden denize girilirdi, şimdi beş plaj kaldı...” sözleri...
Ev sahibimiz; yönetmen Yusuf Kurçenli ve azimli ekibi. Kurçenli, hem senarist ve yönetmen olarak hem de bizzat memleketinde bulunarak iki kere ev sahibi. 2003’te Türkan Şoray’lı, Kadir İnanır’lı ‘Gönderilmemiş Mektuplar’ ile izleyicisini selamlayan Kurçenli, kendisinden beklendiği üzere ‘bir Karadeniz öyküsü’ anlatmaya koyularak kendi deyişiyle ‘ilk filmini’ çekiyor. Bol ödüllü çok sayıda filmi olsa da ‘Sevdaya Durmak’ı neden ilk film saydığını çocukluğuna bağlayarak anlatıyor: “Memleketim Çayeli’ne son on yıldır daha çok gidiyorum. Çocukluğumda etrafımız peri masallarıyla doluydu. Bu film, geçmişime dair duyduklarım ve yeniden düşünmeye başladıklarımla ilgili bir proje. Bu geçmişe kulak vermek, o kültüre teslim olup böyle bir serüvene girerek oldu.”
‘Sevdaya Durmak’, adının da fısıldadığı gibi bir aşk masalı... 1800’lerin Çamlıhemşin’inde geçiyor. Yörede sıkça yaşanan, dönemin koşullarından dolayı gerçek dinlerini saklayıp Müslüman gibi yaşamak zorunda kalanlardan ‘gizli Hıristiyan’ Mustafa ve Müslüman Esma’nın aşkı, anlatılan. Ne zaman ki Osmanlı iki ayrı tebaya eşit haklar verir, kilise de cemaatinden artık kendilerini gizlememelerini ister. Öte yandan yasalar ne derse desin, 170 yıl sonra hâlâ olabildiği gibi ‘aileler ve konu-komşunun’ kabul etmeyeceği bir durumdur; Hıristiyan erkekle, Müslüman kızın birlikteliği... Mustafa, Esma’yı alıp kaçmaya karar verir ki, dedesi ‘Hacı Süleyman’ ölür. Cemaat namaza durmuşken babaanne gerçeği çıkarır içinden; “Durun! Kocam Yuhannes adıyla vaftiz edilmiştir, Hıristiyan’dır!” İki gencin önünde artık hem bu gerçek, hem de Esma’ya tutkuyla bağlı olan başka bir genç, Mehmet engeli vardır...Yapımcı Nesteren Davutoğlu, “Filmimiz aşktan yana” diyor: “Sevdaya Durmak hem batılı hem doğulu, evrensel ve yine Karadenizli. Bizim kurduğumuz bir masal...”
Başroller üç genç oyuncuya emanet: İlk sinema filmi (Babam ve Oğlum’daki kısa rolünü saymazsak) deneyimini yaşayan Tuba Büyüküstün, oyunculuk eğitimini ve kariyerini İrlanda’da yapan Kenan Ece ve dizilerden aşina olduğumuz Hakan Eratik. Esma, Mustafa ve Mehmet... Filmin Yakup’u Hakan Karahan’a göre, onlara eşlik eden bir as oyuncu daha var ki en kaprislileri de o; ‘Ayder Yaylası’... Çekimlerde aksama olursa, biliyoruz ki müsebbibi dördüncü başrol Ayder’in o gün çalışmayı değil, kendini yağmura bırakmasıdır... Yaylada çekilecek ‘vali karşılama’ sahnesi de yağmur engeline takılınca, Çamlıhemşin’e bağlı ‘Yukarı Vice’ (Yukarı Çamlıca) mahallesine, Reyhan ailesinin, dağların arasındaki 120 yıllık konağına yollanıyoruz. Burası, Semih Kaplanoğlu’nun Yusuf Üçlemesi’nin üçüncü filmi Bal’a da mekân olan bölge.


Pontus’lu Ayla Algan

Ekip seti hazırlayadursun, Ayla Algan’a, Mustafa’nın Pontuslu büyükannesine rastlıyoruz. Hikâyeyi çok sevmiş Algan, baba tarafından Giritli olduğu için Pontus Rumcasıyla ağıt yakmakta da pek zorlanmamış. “Bunların en yaşlısıyım, buranın genetik kültürüyüm” diyor.
İçeriden yükselen kemençe sesiyle, içeride horona durmuş ekibi seyre dalıyoruz. Kemençede Karadenizli genç müzisyen Selçuk Balcı, yanında Karadenizli müzikolog Ayşenur Kolivar... Filmin müziklerini Kalan Müzik ve kompozitör Ayşe Önder ile birlikte hazırlayan Kolivar eşliğinde oyuncular da başlıyor: “Başımdaki çemberin, dalı var çiçeği yok. Benim deli gönlümün, senden geçeceği yok...” Esma rolündeki Tuba Büyüküstün ve Mustafa’yı oynayan Kenan Ece birbirlerini süze süze devam ediyor dansa, ancak horonda gençlere katılmak durumunda kalan Mehmet’in de aklı Esma’da. Kapı ağzında bekleyenler olarak kendimizi türküye kapılmış ve alkışlarla eşlik ederken buluyoruz... Sırada ‘bıçak dansı’ sahnesi var. Görüntü yönetmeni Colin Mounier’den onay geliyor, küçük odada Mehmet ve Mustafa bıçak dansına başlıyor. Her ne kadar geleneksel bir gösteri olsa da, birbirinden pek de haz etmeyen iki gencin gövde gösterisine tanık oluyoruz. Sahnenin sonuyla birlikte gün de akşama yaklaşıyor, ekibi Çamlıhemşin’in dumanlı serinliğine emanet edip dönüş yoluna koyuluyoruz...

Laz kızı Tuba'nın yasak aşkı

'Sevdaya Durmak' adlı sinema filminde başrolü üstlenen Tuba Büyüküstün Laz kızı oldu.


Bu sizin bir sinema filminde ilk başrolünüz, öncelikle hayırlı olsun diyelim. Bize projeden biraz söz eder misiniz? Oyuncu kadrosunda kimler var? Ana hatlarıyla konu nedir?

- Osmanlı’nın son dönemlerinde Doğu Karadeniz’de yaşanan bir aşk hikayesi anlatılıyor bu filmde... Başrolleri Kenan Ece ve Hakan Eratik’le paylaşıyoruz. Ayrıca Ayla Algan’dan Civan Canova’ya, Hakan Karahan’dan Tomris Oğuzalp’e kadar pek çok usta da kadromuzda yer alıyor. Ben Esma’yı canlandırıyorum, Kenan Ece, Hıristiyan olduğunu gizleyen sevgilimi oynuyor. Hakan Eratik de Esma’ya aşık bir delikanlı rolünde...

Bu aşktaki engel ne? Esma’ya aşık olan ikinci genç mi?
- Hayır... Esma ile Mustafa, birbirini seviyor, ne var ki bu aşkın döneme ve yöreye özgü bir engeli var. Mustafa Hıristiyan, ama Esma dahil herkes onu Müslüman sanıyor.

Bu filmde sizi çeken neydi?

- Senaryonun yalınlığını çok beğendim. Fazlalıkları yok. Masal içinde masal gibi, masal dinlerken masala dönüşmek gibi... Öyle büyülü bir tarafı var.

Daha önce Karadeniz’e gelmiş miydiniz?

- Hayır, hiç gelmemiştim, Karadeniz insanını hiç bilmiyordum.

DİN FARKI AŞKA ENGEL DEĞİL

Rolünüze nasıl hazırlandınız?

- Daha Rize’ye gelmeden önce, ıstanbul’da çalışmaya başladık. Rize’ye geldiğimizde ise şive ve halk oyunları dersleri başladı. Horonu, Hemşince’yi öğrendik. Hemşince diyorum çünkü birçok Laz şivesi var.

Zorlandınız mı peki?

- Kısa sürede yeni şeyler öğrenmek çok zor. Ben dans etmeyi severim ama hiç halk oyunu bilmiyordum mesela...

Esma karakteri filmde iki erkek arasında mı kalıyor?

- Esma ile Mustafa birbirini seviyor. Bu arada Mehmet de (Hakan Eratik) Esma’ya aşık olmuş ve onun kendisiyle beraber olmasını istiyor. Ama baktığın zaman Mehmet de suçlu değil. Herkes kendi hikayesini yaratmak istiyor. O da amacına ulaşmak için aramızı bozmaya uğraşıyor.

Zaten aranızda bir din engeli varmış...

- Aslında Mustafa farkında ama ben farkında değilim bunun. O kendi içinde büyük fırtınalar yaşıyor. Bu durum sonradan ortaya çıkıyor.

Din farkı, aşka engel mi sizce?

- Bana göre değil, ama insanlık tarihinin her evresinde aşkta engeller vardır. Din, aileler, töre ya da sınıf farkı yüzünden pek çok insan bir araya gelemedi. Gerçi o dönemde durum farklıydı, bu dönemde daha farklı.

HORON DENİNCE KENDİMİ TUTAMIYORUM

Bu sinemada ilk başrol deneyiminiz ve sonuçta bütün bir kariyer bunun üzerine kurulacak... Ne düşünüyorsunuz?

- Evet, bu benim için bir başlangıç... Hem de çok iyi bir başlangıç... Yusuf Kurçenli’ye ve kadrodaki diğer isimlere bakıp da bu teklifi nasıl geri çevirebilirdim ki!

Kadrodaki isimleri baktıkça dehşete kapılmıyor musunuz?

- Şanslıyım ki her set benim için bir okul gibi. “Çemberimde Gül Oya”dan bu yana iyi kadrolarla çalıştım. ılk zamanlar kadronun büyüklüğü gözümü korkutuyordu, ama artık endişe duymak ya da korkmak yerine bunun keyfini çıkarıyorum.

Çekimler nasıl geçiyor?

- İlk günden beri sorunlar yakamdan düşmedi. Önce dizimde problem çıktı, doğru dürüst yürüyemiyorum, çünkü dizim hâlâ şiş. Bir de kaldığımız yerde iki dakika horon oynayalım dedik, diz tamamen gitti. Sinekler de her yerimi ısırdı. Böyle aksiliklerle devam ediyorum çekimlere işte...

Horonu iyice öğrendiniz mi?

- Horon denince artık yerimde duramıyorum, hemen kalkıp oynuyorum.

DÜNYAYA AÇILDIĞIMI HİÇ DÜŞÜNMÜYORUM

Rol aldığınız diziler sayesinde Arap dünyasında da büyük ün kazanmıştınız. İlgi hâlâ devam ediyor mu?

- Evet, hâlâ devam ediyor. Yakında “Asi” de oralarda yayınlanmaya başlanacak.

Yurtdışına açılmak denince akla Amerika ya da Avrupa gelir. Arap dünyasında tanınmış olmak da dünyaya açılmak sayılabilir mi?

- Kendimi dünyaya açılmış gibi hissetmiyorum. Dünyaya açılmak başka bir şey...

"MAY FAIR LADY"NİN TÜRK VERSİYONUNDA OYNAYACAĞIM

Ocak ayında da yeni dizi çekiminiz başlıyormuş... Nasıl bir proje olacak?

- Evet, Tomris Giritlioğlu bana karşı koyamayacağım bir rol teklif etti. Audrey Hepburn’ün “My Fair Lady” filminin uyarlaması gibi bir dizi. Temeli bu olacak. Çok sağlam bir konusu var. Çok iyi bir iş olacağını düşünüyorum. ısmi ise “Benim Küçük Meleğim”...

Audrey Hepburn’ü sever miydiniz?

- Bayılırım. Ayrıca “My Fair Lady” de en sevdiğim filmlerden biridir...

İstanbul’da mı çekilecek dizi peki?

- Evet, İstanbul’da... Artık dizi için İstanbul dışına taşınacağımı pek sanmıyorum. Çok zor çünkü... İstanbul’dayken tüm o yoğunluğa rağmen kendinize vakit ayırıyorsunuz ama şehir dışında bu pek mümkün değil. Setten otele, otelden sete gidip geliyorsunuz aylarca...


Karalahana Karadeniz Forum


Çevrimdışı admin

  • Macukali
  • Yönetici
  • Lahana Turşusu
  • *****
  • İleti: 9408
  • Cinsiyet: Bay
    • Karadeniz Bölgesi
    • E-Posta
Ynt: "Sevdaya Durmak" Karadeniz'de Gizli Hristiyanlık konulu bir sinema filmi
« Yanıtla #1 : Eylül 25, 2009, 02:57:03 ÖS »
<a href="http://www.sevdayadurmak.com/sevdaya_durmak_site_2.swf" target="_blank" class="new_win">http://www.sevdayadurmak.com/sevdaya_durmak_site_2.swf</a>

"Sevdaya Durmak" Karadeniz'de Gizli Hristiyanlık konulu bir sinema filmi

Çevrimdışı Hacıpaşa

  • Lahana Turşusu
  • *****
  • İleti: 506
    • Karadeniz gezi kültür rehberi, fotoğraf galerileri
Macukali, bunlar harbi gizlenmişler. İzlerine rastlayamadık. :)

Allah selamet versin bir Topal Hocamız vardı, Kur'an okumayı ondan öğrenmiştik. Rum kökenli olduğu kesindi, ama bir de Hırıstiyan mıydı diyorsunuz şimdi?

Deseneniz Topal Hoca'nın  yatacak yeri yok. Hem Gizli Hıristiyan, hem Kur'an öğretiyordu.. :) Bir de aşikar Hıristiyan olsaydı, herhalde bizi hafız yapardı. Kesin yüzünden okumakla bırakmazdı... :)

Karalahana Karadeniz Forum


Çevrimdışı admin

  • Macukali
  • Yönetici
  • Lahana Turşusu
  • *****
  • İleti: 9408
  • Cinsiyet: Bay
    • Karadeniz Bölgesi
    • E-Posta
16-17. yzüyılda Karadeniz sahilinin neredeyse tamamı Hristiyandı. Topraklarını ırakıp gitmek ile dinleri arasıdan bir tecih yapmaları gerekiyordu 2. seçtiler. Gümüşhanenin kuzetyinde yaşayan kromlular ise ikisini birden seçebilecekleri yanılgısına düştüler. 1829'da Osmanlı-Rus savaşı sırasında 90 bini kafkasya'ya kaçtı ve orada gerçek hristiyanalr oalrak yaşadıklar. Geri kalanalr, 1839 Tanzimat Fermanı ile İslam dinini terketmesi (irtidad veya ridde) için verilen ölüm cezasının kaldırımasından sonra 1867'de geri kalan Onbinlerce gizli hrstiyanlar kimliklerini açıklamış ve Kırım savaşında bizi destekleyen İngiltere'nin hatırı ve baskısıyla canlarını ve mallarını kurtararak Hristiyanlığa geçmiştir. Bu tarihten sonra geriye kalan gizli Hristiyanların sayısı önemsenecek miktarda değildir. Film  gerçekçi değil çünkü Giresun'da gizli hristiyanlık yoktur. Sadece Gümüşhane madenleri kapatılınca Bulancak'a göçen 20 kadar aile ile bir başka köye yerleşen 1015 aile 19. yüzyıl sonalrında gitmiştir. Rum kökenli, derken Of'a özellikle Cumapazarı'na tarihin hiç bir döneminde hiç Türkmen yerleşmediğini düşünüyorum.

Çevrimdışı Hacıpaşa

  • Lahana Turşusu
  • *****
  • İleti: 506
    • Karadeniz gezi kültür rehberi, fotoğraf galerileri
Yavuz Sultan Selim, Balkanlardaki Hıristiyan nufusun artmasını ileride tehlike görerek Hıristiyanları zorla İslamlaştırmak için Şeyhül İslam Zenbilli Ali Efendiden fetva ister. Zenbilli zorla İslamlaştırmanın İslam'a aykırı olduğunu gerekçe göstererek buna müsaade etmez. Yavuz da bu niyetinden vazgeçer.

19. Yüzyıl Osmanlı aydınları Balkanlarda hakikatten oluşan sıkıntılar karşısında, Yavuz Sultan Selim'in ileri görüşlü bir devlet adamı görürken, Zenbilliyi de radikal davranmakla suçladılar. Eğer Yavuz Sulatan Seliim devletin güçlü olduğu o dönemlerde bölgeyi zorla İslamlaştırmış olsaydı, Balkanlar'da yaşanan sıkıntıların olmayacağını düşündüler.

Batı medeniyetiyle beslenmiş 19. yüzyıl Müslüman aydınla ile, İslam'ı referans alan Müslüman arasında böyle farklar vardı.

***

Cumapazarı hakkında ima etmeye çalıştığın yanlış bilgilerin için şu kadarını söylesem kafi olacak: Yarım imam din yıkar, yarım tarihçi de tarihni yıkar. :)

Bu hususta Mehmet Bilginin yaptığı bir çalışma var.

« Son Düzenleme: Mart 17, 2010, 03:27:45 ÖÖ Gönderen: Hacıpaşa »

Karalahana Karadeniz Forum


Çevrimdışı admin

  • Macukali
  • Yönetici
  • Lahana Turşusu
  • *****
  • İleti: 9408
  • Cinsiyet: Bay
    • Karadeniz Bölgesi
    • E-Posta
Devlet, Hristiyan ispençesine ihtiyacı yüzünden stratejik bölgeler dışında Hristiyanların ihtidasına pek iyi gözle bakmamıştır. Kaldı ki İmparatorluğu ayakta tutabilmek için İran ve Arapp ülkelerinden gelecek yağma parasına ihtiyacı olan Yavuz'un bile böyle bir eylemi gerçekleştirecek gücü yoktu. Bekara karı boşamak kolay denir, günümüz insanının hatta 19 yüzyılda yaşayanların 15-16. yüzyılları anlaması zordur. Bu işi daha çok tarikat ve diğer sosyal yapılar üstlenmiştir. Trabzon İran limanının çıkılş kapısı olduğundan o bölgede özeldir ve üzerinde durulmuştur.

Çalışma sadece "çalışmak" fiilinin ifasıyla gerçekleşen bir ürün değildir. İster inanır ister inanmazlar ama Küçük Hollüler 10 bin yıldır aynı toprak üzerinde yaşıyorlar bunun arkeolojik hatta Husayn'In açtığı bir konuda verilen linklerde genetik delilleri mevcut. Bilgin'in kitaplarının müşterisi arası kitaplarla pek iyi olmayıp, 1 kitap okuyunca kendini Osmanlı tarihçisi sananlar anladığım kadarıyla.. Kolay geldin o zaman.

Çevrimdışı Hacıpaşa

  • Lahana Turşusu
  • *****
  • İleti: 506
    • Karadeniz gezi kültür rehberi, fotoğraf galerileri
Değerli Macukali, tarih gerçekten tutulan fenerden ibaret.

Alıntı
Devlet, Hristiyan ispençesine ihtiyacı yüzünden stratejik bölgeler dışında Hristiyanların ihtidasına pek iyi gözle bakmamıştır.

Bir insan, insanın Allah'ı kabulünden sonra onun koyduğu kuralları yaşamayı öncelikli meselesi haline getirdiğini tecrübe etmeden, bakış açısını maddiyat boyutunun dışına taşıyamıyor.
« Son Düzenleme: Mart 17, 2010, 05:11:27 ÖÖ Gönderen: Hacıpaşa »

Çevrimdışı Hacıpaşa

  • Lahana Turşusu
  • *****
  • İleti: 506
    • Karadeniz gezi kültür rehberi, fotoğraf galerileri
Not: Gülen smille yazdığım, yarım tarihçi sıfatına alınganlık göstermişsin. Yüz, yüze olmamanın getirdiği bir problem. Tarihi bilim olarak görmediğim için, benim gibi bir mimar ile senin gibi bir diş hekiminin üstesinden fazlasıyla geleceğine inanlardanım. Ayrıca bu konuda ki gayretlerini takdireşayan gördüğümü söylememe bile gerek yok.

Not: !0.000 Yıldır Kuçuhollu olma şerefini bize verdiğinden dolayı bahtiyarım. İşim icabı şahsen 10 seneden fazla bir yerde mukim olamadıysam bile atalarımın 10.000 sene Kuçukhollu olmasına sevindim. Tabi bu topraklarda böyle bir geçmişin olmayacağını benden iyi bilenlerdensin. Toprağımızı ne kadar kazıdıysak 10.000 senelik bir telefon kablosuna rastlyamadık, demek bizimkiler 10.000 sene önce telsiz ya da cep telefonu kullanıyorlardı. :)

Ayrıca bu görüşe göre bir zamanlar da "ha bu" Rumlar bizi işgal etmiş demektirler. Öyle değil mi? Osmanlı Rumları işgal edip, dininden, yurdundan ayırdı diye feryadın ardı arkası kesilmezken, bizim için niye feryat edilmez. Yoksa bizim başımız mı kel. :)
« Son Düzenleme: Mart 17, 2010, 05:40:59 ÖÖ Gönderen: Hacıpaşa »

Çevrimdışı Talışmanlı

  • Acemi Üye
  • **
  • İleti: 98
Karadeniz halkları ile gerçekler..

Karadenizin asli halkı ve kökeni sahil kesiminde Tzanilerdir..Dağlarda ise Anililerdi.

Rumlar..kolonik olarak iki bin sene önce Trabzona geldiler..

Geldiler gelmesine ama..trabzon kolonisi..Tzanilerin kendi aralarındaki bağlantının kopmasına neden oldu..tzaniler batumdan beri ve Giresundan ilersi diye ikiye ayrıldılar..Giresundan ilersi(Bedrama) dillerini zamanla unuttu..

Roma imparatorluğu döneminde..ilkin rumlar sonra anililer en sonunda Lazlar tamamen hiristiyanlaştılar..

lazların ve anililerin tepelerde olanlarının eski paganist dinlerini muhafaza ettiklerini varsayıyoruz..

Çepni yerleşiminin başlaması ile Dağdaki lazlar ve rumlar..anililer ortak KÜLTÜR'ü kullanmaya başladı..çünkü şamanizm ile Anadolu yerli pagan inancı arasında kültürel farklılık yoktu..birbirleriyle kolayca kaynaştılar..

Çepnilerin arasında..Lazlara, anililere rastlayabilirsiniz..Fiziksel özellikleri onları ele veriyor zaten..Çepniler tatardır..lazlar sarı saçlı ve mavi gözlüdür..anililer ise esmerdir..

Çepnilerin..islamla SÜNNİ FORMASYON bazında tanışıklığı..sadece GÖKTANRI ile sınırlıydı..

Ancak Rumlar ve Lazlar..ve Anili kardeşlerimiz..osmanlı Çepni ayrılığında..kendilerine devlet görevi verildiğinde..kısmetlerini sonuna kadar kullandılar...İmparatorluğun..onlara önerdiği rantı paylaşmada..SUNNİLİĞİ tercih etmelerine neden oldu..

Bunu şurdan anlıyoruz..Bu gün İSLAM ALİMİ olarak anılanların ve SUNNİLİK eğitimi veren ilim irfan fedailerinin tamamı...HIRISTİYAN KÖKENLİDİR...ve eski anadolu yerlileridir...

Çepnilerin sünnileşmesin hızlanması ise içlerindeki..koyu sünni Laz hocaların..varlığındandır..Çepnileri lazları kendi halkı sayıyor ve ORTAK KÜLTÜR'ü kullanıyorlardı...

Anili ermenilerde..Lazlar aynı akibeti paylaştılar..Türk ismini benimseyenlerde onlardır..Türkiye Cumhuriyeti adınıda bizzat onlar vermiştir...çok bilinen Ankara sadece maskenin görünmeyen yüzüydü..!...

Anililer..Anadolu birliğinin temel halkıdır...Batıda helene(truva)..doğuda ise perse ve Erkada karşı savaşmaktan çekinmemiştir..hala hazırda bu birliği..Turanlılar beraber korumakta kararlıdırlar..

şu anki erkadlar bu gerçeği çok iyi bilirler..Onları kazanmak için her oyunuda denemektedirler...yemezler...

Çevrimdışı admin

  • Macukali
  • Yönetici
  • Lahana Turşusu
  • *****
  • İleti: 9408
  • Cinsiyet: Bay
    • Karadeniz Bölgesi
    • E-Posta
Sayın hacıpaşa,
Uzay çağı bile bitti
İnsanoğlu solucan geninden patates üretiyor sen hala köyünün toprağını kazmaktan bahsediyor.
Eğer meraklıysan soyunun geçmişini öğrenmek için yapman gereken 100 doları National Geographic Dergisine göndermekten geçiyor sana baba soyunu Hz. Adem'e kadar çözüp gönderiyorlar. Bunu Y kromozomundaki mutasyonlara bakarak değerlendiriyorlar. Bilim konusunda biraz hrevisin biliyorum birbirinden farklı kurumlarca yapılan tüm çalışmalarda Anadolu'da bugün yaşayan insanların baba soyunun (yani evlenerek karışma söz konusu değil) büyük kısmının Anadolu'Nun yerlisi olduğu. Anadolu Türkleri'nin %94.1'inin Avrupa ve Yakın Doğulu   %3.4'ünün Orta Asyalı  % 1.5'inin Hintli, %1'inin Afrikalı topluluklar ile ilişkileri tespit edildi.Anadolu'nun güney ve orta bölgeleri halklarının 40 bin yıldır ANadolu'da yerleşik olduğu kuzey yani Karadeniz bölgesinin ise 10 bindir yerleşik olduğu anlaşılıyor. dahası Samsun'un doğusunda yaşayan insanlarda bulunan 2 farklı gruptan ( G ve J ) genin Yunanistan'da ya da başka bir yerde rastlanmayan şekilde özel bir mutasyona uğrayıp, farklılaştığı Anadolu'nun diğer bölgelerinde görülmediği için kolay bir şekilde ayrılabildiği ortaya çıktı. Başka çalışmalarda da hayret verici Orta Anadolular'In kafkasya'dan geldiği, Azerielr ile Ermeniler birbirlerine soy açısından en yakın toplunlar olduğu vs. vs. Netice de bundan belki 20 yıl sonra tarihi genetikçiler yazacak.

kazma işine gelince Samsun, Kars, Artvin, Ordu daha bilmem nerde höyüklerin içi 10 bin yıllık kap kacaklarla, insan kemikleriyle dolu 50 yıldır kaza kaza bula bula bitiremediler. Osmanlı işi delil isterim dersen Osmanlı Tahrir defterleri var ba bakalım orada hangi köyde hangi dönemde kimler yaşıyormuş.

Çevrimdışı Hacıpaşa

  • Lahana Turşusu
  • *****
  • İleti: 506
    • Karadeniz gezi kültür rehberi, fotoğraf galerileri
Ynt: "Sevdaya Durmak" Karadeniz'de Gizli Hristiyanlık konulu bir sinema filmi
« Yanıtla #10 : Mart 17, 2010, 06:54:30 ÖÖ »
Kazma işi Namık Kemalin herkesçe bilinen fıkrasına atıftı.

***

Paraya kıyıp National Geographic'e 100 dolar da fazla verirsen muhtemeldir "bilimsel !.." olarak ceentten çıkarılışın "maddesel !.." delilerini de sunar.
 
(Konudan farklı bir derkanar: İsmet Özel anlattı; Vakti zamanında, Elağzı'da  İşçi Partisinin bir konferansında, Ayabar, Marks'ın Kapital'ini eleştirdiği için üst yönetimce tenkit ediliyordu. Aybar sempatizanı bir delikanlı yüksek sesle: Ulan biz Allah'ın kitabını reddedip, Kominist olduk, Marks'ın kitabını eleştirmiş de ne olmuş, diye kükredi. Allah'ın kitabını bu işlerden uzak tutanların, Coğrafya dergilerini ayet gibi kabul etmesine ancak şaşılır. Macukalı, ayrıca bu tür kaynakları muhatabın bilemez de sen haberdar ediyorsun edasıından uzak dur.)

Genetik soy sop araştırmasını yani "kafataşsçılığı" hernedense önemsemediklerini söyleyenler önemser. Sarallar'ın köklerinin Türk olmaması sana bir menfaat temin edecekse, senin canın sağolsun, varsın Türk olmayalım.
« Son Düzenleme: Mart 17, 2010, 06:12:51 ÖS Gönderen: Hacıpaşa »

Çevrimdışı admin

  • Macukali
  • Yönetici
  • Lahana Turşusu
  • *****
  • İleti: 9408
  • Cinsiyet: Bay
    • Karadeniz Bölgesi
    • E-Posta
Ynt: "Sevdaya Durmak" Karadeniz'de Gizli Hristiyanlık konulu bir sinema filmi
« Yanıtla #11 : Mart 17, 2010, 07:44:43 ÖÖ »
İsmet Özel'in anektodu hem güzel hem eğiticiymiş, umarım bu delikanlının gerçketen ne demek istediğini anlar ve faydalanırız
Yukarıda "Anadolu Türkleri" derken bizi de sizi de kastediyordum Hacıpaşa ma siz bununla yetinmiyorsunuz. Adem Baba'ya dek tüm cedlerinizin Türk ve İslam olmasını arzu ediyorsunuz sonra bana kafatasçı diemeye getiriyorsunuz.. Arzudan öte başkalarının da tarihsel açıdan anakronik bu komik önkabulunüzü onaylamasını istiyorsunuz. İçinizi rahatlatacaksa şöyle diyeyim sizin aile bölgenin en köklü ailelerindendir en az 300 yıldır Osmanlıdır. 19. yüzyılın son çeyreğinde o zamana dek kendine Osmanlı veya Laz diye bölge insanı gibi siyasi akımların etkisi ile Türk kavramı keşfedilip, "Türk in, Osmanlı out" olunca, Türk de olmuştur.  Kitap yazdırırken alçakgönüllü davranmışsınız, ben olsaydım soyumu Hz. Muhammed'e (SAV) dek dayandırıdım hazır elim değimişken. Bunun dışında Orta Asyalı olduğunuzu bilimsel herhangi bir delille ispatlarsanız artık genetik mi olur, tarihi mi, arkeolojik mi yoksa Kıpçak Hanı'ndan imzalı fermanmıdır bilemem kımızlar (sizinki alkolsüz) benden :)
« Son Düzenleme: Mart 17, 2010, 09:48:25 ÖÖ Gönderen: admin »

Çevrimdışı Hacıpaşa

  • Lahana Turşusu
  • *****
  • İleti: 506
    • Karadeniz gezi kültür rehberi, fotoğraf galerileri
Alkolsüz kımız için sağol. Oğuz olmayı tercih ederdik ama, Bilgin muziplik yapıp işi Kıpçaklığa bağlamış. :)

***

Bir İslamcının genetik soy sop araştıracak son kişi olması gerektiğini bilirsin. Bu yüzden bana takılman nafile. Bahşettiğin üç yüzyıllık Osmanlılık benim için acayip keyifli bir şey. Öncesi senin olsun. :)

Irk tayininde tek ölçüm anadildir. Sebebi Kur'anidir. Kur'an der ki; Biz sizi anlaşabilesiniz diye kavim, kavim yarattık. Anlaşmak beyanla olur. Beyan da bir dili gerektirir. Dolaysı ile Allah kavmin ölçüsünü anlaştığımız dille sabit kılmış. Boy, pos emice uşaklığı teferruat. Sarallar'ın vakayinamesi mevcut değil. Bilgin'in Kuman iddiası bize hoş gelmediyese de çalışmaının yayınlanmasına müdahale etmedik. Bir emekti zayi olurdu. Fakat Bilgin'in iddialarının karşısına başka doğruları da metin halinde koyamadık.

Bu arada nakil ile gelen tarihi de küçümsememek gerekir. Sarallar'ın nakil yolu ile gelen anlatılarında anadil hep Türkçe olarak bilinir. Tabi bunun Adem a.s.'a kadar Türkçe olması mümkün değil, gerekmez de. Sarallar ortaasyada yaşamış genel adı Türkler olan kavimler topluluğundan geliyor da olabilirler -ki bu durum tek başına bir övüç kaynağı olmadığı gibi utanılacak bir şey de değildir- ya da bölge ahalisinin İslamlaşmış Türkleri de olabilirler. Hiç mühim değil.


Benim için mühim olan şu an ki algılarımızıdr. Konuyu ailem adına şahsileştirmeden şunu söyleyeyim, Türklük ne menem bir şeyse Soalaklıvadisinde son 300 yıldır bunu biz temsil ediyoruz.
« Son Düzenleme: Mart 17, 2010, 05:58:17 ÖS Gönderen: Hacıpaşa »

Çevrimdışı admin

  • Macukali
  • Yönetici
  • Lahana Turşusu
  • *****
  • İleti: 9408
  • Cinsiyet: Bay
    • Karadeniz Bölgesi
    • E-Posta
Alıntı
Alkolsüz kımız için sağol. Oğuz olmayı tercih ederdik ama, Bilgin muziplik yapıp işi Kıpçaklığa bağlamış.


Bahsi geçen kitabı okuduğunuz için anlayacağınızı umduğum bir espriydi. Kendine Kıpçak ya da Peçenek adı veren Balkanlar ve Kırım civarında yaşayan bu halka Bizanslılar Kuman adını vermiştir.

Sayın Hacıpaşa, Sizi herhangi bir konuda kırmak istemem, yalnış ya da sahip olduğunuzu iddia ettiğiniz dünya görüşünüzle uyuşmayan bir tavrınız söz konusu olduğunda bunu ortaya koymam da "perhiz ile lahana turşusu" örneğini hatırlatmak içindir. Karadeniz bölgesinde yaşayanalrın derebey aileleri de dahil olmak tümü köylüdür. Köylülerin -Müslüman ya da Hristiyan- soy hafızası yoktur en çok bir kaç kişi geriye gidebilirler. Folklorik olarak bu rakam 10'dur. Adama sorarsın başlar Mustafa, Mahmud, Ahmed, İsmail ki çoğunlukla doğru olmamakla beraber 200 yıl eder.

http://www.karalahana.com/karadeniz-forum/index.php?topic=11373.msg41429;topicseen#msg41429

Şimdi yukarıdaki başlıktaki yazdıklarınızı yeniden okuyun. Batı kültürünün bize bazı ait bazı kavramları deforme ettiğini, dünyayı gerçek bir mümin gibi değil de Batılı gibi algılamamıza bu yüzden özümüzden koptuğumuza dair şikayetlerinizi dile getirmiştiniz. Size bir düşünce jimnastiği yaptırmak için birazda yazdım yukardaki mesajları. Siz Türk derken bugün gerçekte Sünni Müslüman Osmanlıyı kastediyorsunuz. Oysa Osmanlı asırlarca bugün algıladınız şeyi "Osmanlı" terim ve kimliğiyle ifade ediyordu. Osmanlılık 19. yüzyıl sonalrına dek zaten bir kimliktir, başka bir tanıma hele ki etnik bir isim tamlamasına ihtiyacı yoktu. 19. yüzyılda osmanlı yıkılırken onun mirasından Anadolu Türklüğü yaratıldı. İsim değişti ama özü aynı kaldı. O özü bende seviyorum :)

Çevrimdışı Hacıpaşa

  • Lahana Turşusu
  • *****
  • İleti: 506
    • Karadeniz gezi kültür rehberi, fotoğraf galerileri
Aile, bölgede yaşayan diğer ailelere göre çok daha aristokrat bir yapıya sahiptir. Bunu köylülükten tekamül ile izah edecek olursak, diğer köylüleri geri zekalı, ya da bu aileyi süper zekalı  addetmek gerekir ki, bu doğru olmaz.

İnş. bir gün yüz yüze bu mesleyi konuşabilirsek, bu ortamda geneli çok alakadar etmeycek, sana ilginç gelecek bilgileri paylaşırız. Bilgin'le Kitabı yazdığı süre içerisinde epey münazaralarımız oldu. Biz Sarı Ali Zade'nin Sarı Ali Bey'ini aramak için yola çıktık. Bilgin, Sarı Ali Beyi bulamaynca, bize karşılığıda Kumanlığı   bahşetti. Sağolsun, hiç yoktan iyidir. :)

Buna rağmen, Bilgin'e bu konudaki gayretinden dolayı müteşekkirim. Kitabı yazdığı süre içinde yaptığım görüşmelerde de taktirmi kazanmıştır.

***

Türk'lük konusunda ırki takıntım yok. İstanbul'un Doğu Romanın elinden Osmanlıya geçtiği olaya, işgal diyen ortaasyalı da olsa Rum, Fetih diyen Rum da olsa Türktür.

Topal Hocamız Rum kökenli idi ama hadisede kendini Ulubatlı sanırdı. Ayrıca bu meşhur Topal Hoca Küçükhollü değil, Çaykaralı idi. :)




« Son Düzenleme: Mart 17, 2010, 08:03:00 ÖS Gönderen: Hacıpaşa »