Sitemiz Onbinlerce sayfa ve özgün fotoğraf içermektedir. Aradığınıza kolay ulaşmak için yukarıdaki arama kutusunu kullanabilirsiniz. İlginiz için teşekkür ederiz! - Please use this search for thousands of articles from our site

Son İletiler

Sayfa: 1 ... 3 4 [5] 6 7 ... 10
41
Ordu / Ynt: Ordu Tüneller Şehri Oldu
« Son İleti Gönderen: Karadeniz52 Haziran 08, 2014, 12:41:22 ÖS »
Aslında Doğu Karadenizde bütün şehirler tüneller şehri ama Ordu şehir merkezlerine dokundurmadı ne Ünye ne Fatsa Ne vona ne Ordu nede Gülyalı sahili şehir geçişleri aynı güzelliğiyle duruyo bu diğer şehirlere göre çok büyük artı.
42
Ordu / Ynt: Doğu Karadeniz'in en geniş yaylası: Ordu Çambaşı Yaylası
« Son İleti Gönderen: Karadeniz52 Haziran 08, 2014, 12:39:00 ÖS »
Çambaşı yaylası Doğu Karadenizin en büyük yaylası olmakla birlikte ben bir yazıda Türkiyeninde en büyük yaylası diye okumuştum ne kadar doru bilemiyorum ama..
43
Ordu / Doğu Karadeniz'in en geniş yaylası: Ordu Çambaşı Yaylası
« Son İleti Gönderen: admin Haziran 06, 2014, 03:48:49 ÖS »
Çambaşı, doğal güzelliği, bol oksijenli havası, gür ormanları ve yeşil çayırlara sahip olmasının yanında sınırları içerisinde denize en yakın kayak tesisi ile 77 obası bulunan, 2 bin yıllık tarihe sahip, Doğu Karadeniz'in en geniş yaylası.

Özellikle yaz mevsiminde, 2 bin rakım yüksekliği, çam ve ladin ağaçlarından oluşan gür ormanları, temiz havası ile Çambaşı Yaylası'nda, yapımı devam eden "Denize en yakın kayak tesisi"de bulunuyor.

Kabadüz Kaymakamı Avcı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ilçe sınırlarında bulunan Çambaşı Yaylası'nı bölgede yer alan diğer yaylalardan ayıran en önemli özelliğinin, 2 bin yıl geçmişe sahip olmasına karşın doğallığını kaybetmemesi olduğunu söyledi.

Çambaşı'nı "100 yıl önce yaz aylarında nüfusu 40 bini bulan yayla" olarak tarif eden Avcı, şöyle devam etti:

"Yani geçmişi, tarihi, kültürü olan bir yer. 77 obasıyla hitap edeceği çok geniş bir alanı var. Bir de diğer Doğu Karadeniz yaylalarında çoğu günler sisli ve Yağmurlu oluyor. Elbette bizim yaylamızda da sis ve yağmur oluyor ancak en fazla güneş alan yayla Çambaşı. Bu, bir artı değerdir. Bir başka özelliği de bozulmamış olması. Uzun yıllar turizm tesisi yapılmaması dezavantaj gibi gözükse de avantaj. Çünkü gelecek için iyi bir planlama yaparak doğayla yatırım dengesini sağlayabiliriz. Son teknoloji ile yapılan ve denize en yakın kayak tesisi sadece yaz aylarında değil kışın da yaylayı cazibe merkezi haline getirecek."

Avcı, Körfez ülkelerinden Türkiye'ye gelen yabancı turistlerin artık Karadenizi tercih ettiklerini savunarak, şunları kaydetti:

"Özellikle Trabzon ve Rize son yıllarda önemli derecede turist çekiyor. Çambaşı Yaylası'nın, havaalanı ve kayak tesisinin bitmesiyle onları geçecek seviyeye geleceğine inanıyorum. Üç sene önceyle kıyasladığımız takdirde Çambaşı farklı bir yerde, üç sene sonra daha farklı bir yerde olacak. Karadeniz yaylalarını birleştirecek 'Yeşil Yol' projesinin bitmesiyle Çambaşı'nın bölge yaylalarının başkenti olacağını düşünüyorum. Diğer yaylalar da çok güzel ama burası büyüklüğü, tarihi ve kültürü ile daha farklı bir konuma sahip."

Çambaşı Yaylası'nda turizm dışında farklı çalışmalar yaptıklarını belirten Avcı, "Biz sadece turizm değil mesela tarım alanında başta patates olmak üzere yaylada yetişen çilek ve çiçeği marka yapmak istiyoruz. O anlamda önemli bir potansiyel var. İlk etapta 30 dönüm arazi üzerine çilek bahçesi kuruldu. Eğer başarı sağlanırsa o Havza tamamen çilek havzası olabilir. Yine patates, yaylamızda marka olmaya aday ürünlerden biri." ifadelerini kullandı. - Ordu
44
Pontus Rumları / Niğde üniversitesinde Yunanistan'a göç eden Ortodoks Türkler (Karamanlılar)
« Son İleti Gönderen: admin Haziran 03, 2014, 11:41:10 ÖÖ »
Kültür Bakanlığı’nın, Müzeler ile toplum arasındaki etkileşimi pekiştirmek ve müzelerin sosyal topluma olan rolünü artırmak amacıyla Niğde müzesinin organize ettiği konferansta mübadele esnasında Yunanistan’a göç eden Ortodoks Türkleri anlatıldı.

Kültür Bakanlığı'nın, Müzeler ile toplum arasındaki etkileşimi pekiştirmek ve müzelerin sosyal topluma olan rolünü artırmak amacıyla Niğde müzesinin organize ettiği konferansta mübadele esnasında Yunanistan'a göç eden Ortodoks Türkleri anlatıldı.

Niğde müzesi toplantı salonunda saat 14.00'da düzenlenen konferansta Niğde üniversitesi Sanat Tarihi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Mehmet Ekiz, mübadele esnasında Anadolu topraklarından Yunanistan'a göç etmek zorunda kalan karamanlar olarak bilinen Türkçe dilli Ortodoks Türklerin geride kalan sanatlarını anlattı.

Niğde İl Kültür Müdürü Mehmet Öncel Koç ve Niğde Üniversitesi öğrencilerinin dinleyici olarak katıldığı konferansta Araştırmacı Yazar Emin Selamoğlu ise bu topluluğun geçmiş yaşantıları ve şimdiki sosyokültürel yaşantılarından bahsetti.

Konferansın birinci bölümünde Karamanlı olarak bilinen göçmenlerin Anadolu topraklarında bıraktıkları eserler hakkında bilgi veren Niğde üniversitesi Sanat Tarihi Öğretim Üyesi Mehmet Ekiz, "Karamanlılar olarak bilinen bu grup Hıristiyan Türk gruplarındadır. Bunlar Karadeniz'in kuzeyinden balkanlara göç eden kuman ve Kıpçak Türkleridir. Uzun yıllar o bölgede yaşamasının ardından Anadolu'ya göç eden bu guruplar Bizans zamanında da paralı asker olarak Bizans topraklarında yaşamışlardır. Fakat kesinlikle kendi dil ve kültürlerini unutmamışlardır. Nasıl ki Osmanlı Arap harfleri ile klasik Osmanlı Türkçe dediğimiz dili geliştirmiş ise onlarda karamanlıca dediğimiz dille Türkçe yazıp okumaya başlamışlardır. ve bunların eser, şarkı ve ninnileri halen günümüzde yer almaktadır" dedi.

Konferans sonrasında Araştırmacı Yazar Muharrem Selamoğlu'nun fotoğraf sergisi gezildi. - NİĞDE
45
Çay ve fındık / Çay Tarlaları ve Fabrikaları Rus ve Gürcü İşçilere Kaldı
« Son İleti Gönderen: admin Haziran 03, 2014, 11:31:35 ÖÖ »
Doğu Karadeniz'de çay, çalışma izni olmayan 10 bine yakın Gürcü ve Rus işçiler tarafından toplanıyor

Doğu Karadeniz’de 200 binden fazla üreticisi olan ve 1 milyondan fazla insanın geçim kaynağı durumundaki çay, artık çalışma izni olmayan 10 bine yakın Gürcü ve Rus işçiler tarafından hasat ediliyor.

Üreticiler, yerli işçilerin maliyetinin yüksek olmasından dolayı günlüğü 80-90 lira olan yabancı uyruklu işçileri tarlalarında çalıştırıyor.

Çoğunluğunu Gürcistan ve Rusya’dan gelenlerin oluşturduğu sözkonusu kişiler Artvin’in Sarp Sınır Kapısı’ndan giriş yaparak başlayan yaş çay kampanyasının ardından bölgeye akın ediyor.

TURİST GİBİ GELİYORLAR

Ülkeye turistik gezi kapsamında giren ve 3 ay kalma izni bulunan kaçak işçiler, bölgedeki uzantıları sayesinde çay tarlaları ve özel sektör çay fabrikalarında çalışma imkanı buluyor.

YERLİNİN MALİYETİ YÜKSEK

Çay üreticisi, yerli işçilerin maliyetinin yüksek olmasından dolayı Gürcü ve Rus işçileri çalıştırmayı tercih ediyor. Tarlada çalışan kaçak işçiler, günlük yevmiye olarak 80-90 lira arası bir ücret alıyor.

Bazı bölgelerde ise bu işçiler topladıkları çay tonu başına üretici ile 250 liraya anlaşıyor.

HİÇBİR GÜVENCE YOK

Özel sektör çay fabrikalarında da hiçbir sosyal güvencesi olmadan kaçak statüde çalıştırılan işçiler, aylık 600-700 lira ücretle çalışıyor. İşçiler, Ekim ayında biten çay hasadının ardından, bir sonraki yıl yeniden gelmek üzere ülkelerine dönüyor. Bölgede kaçak işçi sayısının 10 bine yakın olduğu söyleniyor.

"YERLİ HEM PAHALI HEM DE BULUNMUYOR"

Rize Ziraat Odası Başkanı Nevzat Paliç, bölgede özellikle çay tarlalarında Gürcü işçilerin ağırlıklı olarak çalıştırıldığını ifade ederek "Bölgede yaşayanların çoğu büyük şehirlere göç etti. Genç nüfus çok az. Yerli işçinin olmaması, olan yerli işçinin de çalışma maliyetinin yüksek olması üreticiyi kaçak Gürcü işçileri çalıştırmaya yönlendiriyor." dedi.

BİR ÖĞÜN YEMEĞE ÇALIŞAN VAR

Çay Üreticileri Derneği Başkanı Mustafa Mavi ise Doğu Karadeniz’de çalışma izni olan yabancı işçi sayısının yüzü geçmeyeceğini öne sürerek, “Bölgede yaklaşık 10 bin kişi çalışma izni olmadan kaçak statüde çay fabrikalarında ve tarlalarda çalıştırılıyor. Çay sektöründeki işadamları bölge insanına tatmin edici ücret vermediğinden insanımız buralarda çalışmıyor. Sektörde ihtiyaç duyduğu işçi açığını yabancı işçilerle karşılıyor. Çalışma güvencesi olmaksızın düşük fiyatlarda bir öğün yemeğe bu işçilerin çalıştırıldığını görüyoruz." şeklinde konuştu.

Rize Ticaret Borsası Başkanı Mehmet Erdoğan da çay üreticisinin yerli işçi bulamadığından yabancı işçileri tarlasında çalıştırmak zorunda kaldığını söyledi.
46
Düzce / Akçakoca Ceneviz kalesi UNESCO kalıcı miras listesine aday oldu
« Son İleti Gönderen: admin Mayıs 29, 2014, 01:27:21 ÖS »
Geçen yıl UNESCO geçici miras listesine dahil edilen Akçakoca Ceneviz kalesi, "Akdeniz'den Karadeniz'e Kale ve surlu yerleşimler" projesi kapsamında UNESCO kalıcı miras listesine aday oldu.

UNESCO Dünya Miras Geçici Listesinde yer alan "Ceneviz Ticaret Yolunda Akdeniz'den Karadeniz'e Kadar Kale ve Surlu Yerleşimleri" başlıklı adaylık dosyasına Türkiye'de yer alan Cenevizliler Dönemine ait İstanbul'daki Yoros Kalesi ve Galata Kulesi ile İzmir'deki Foça Kalesi ve Çandarlı Kalesi, Bartın'daki Amasra Kalesi, Akçakoca Ceneviz Kalesi ile Sinop Kalesi de dahil edilmiş ve söz konusu başvuru "Ceneviz Ticaret Yolunda Akdeniz'den Karadeniz'e Kadar Kale ve Surlu Yerleşimleri" adıyla 15 Nisan 2013 tarihi itibariyle UNESCO Dünya Miras Geçici Listesi'ne eklenmişti. 8-10 Mayıs 2014 tarihleri arası Amasra'da Dünya Miras Yolunda Amasra Çalıştayı yapılmış, Akçakoca belediyesinden ilgililer bu çalıştayda ilçeyi temsil etmişti. BAKKA'nın (Batı Karadeniz Kalkınma Ajansı) destek verdiği çalıştay kapsamında, adı geçen kalelerde, UNESCO'nun istediği biçimde seri adayların ortak bir çalışma yürütmesi kararı alınmıştı. Bu çalışmaların Akçakoca bölümünü gerçekleştirmek için, hafta içinde ilçeye gelen Bartın İl Turizm ve Kültür Müdür Yardımcısı Ayşegül Yaylı'nın başında bulunduğu teknik heyet, Akçakoca Ceneviz kalesini yerinde incelerken, teknik çalışma ve fotoğraf çekimleri yaparak ilçeden ayrıldılar.

2013 Yılının Nisan ayında geçici listeye alınan Ceneviz Kalesi, yapılacak hazırlık çalışmaları ve bu çalışmaların değerlendirme raporları sonucunda, UNESCO'nun kalıcı miras listesine kesin aday olup olmayacağı belli olacak. Türkiye'de UNESCO'nun kalıcı mirasında yer alan eser sayısı sadece 10 tane. Dünya'da turistlerin görmek istediği yerler arasında ilk sırayı kalıcı miras eserleri oluşturuyor. - Düzce
47
Giresun'daki tarihi ve doğa gibi turistik değerler bir bir ortaya çıkartılırken, şehir merkezine çok yakın mesafede bulunan Giresun Kalesi'nin altındaki kaya kilisenin turizme kazandırılmaması tepki çekiyor.

Son zamanlarda tarihi ve turistik yapılar üzerindeki restorasyonlarla dikkat çeken Giresun'da, Giresun Kalesi'nin altında bulunan kaya kilisenin restorasyon çalışmalarının ödenek yetersizliğinden yarım kaldığı öğrenildi. Kapısı kilitli tutularak, gelenlerin ziyaret edemediği kaya kilisenin ödenek çıkartılamadığı için dış cephe restorasyonunun yapılamadığı ve yap işlet modeliyle turizme kazandırılması için çalışma başlatıldığı belirtildi.

Yerli ve yabancı turistlerin yavaş yavaş gelmeye başladığı bu günlerde Karadeniz Sahil Yolu'nun hemen kenarında bulunan ve ulaşım için ziyaret edilmesi kolay olan Kaya Kilise'ye gelenlerin kapıdan geri dönmesi tepki çekiyor.

Bunun üzerine yetkililerden alınan bilgilere göre; Mülkiyeti Milli Emlak'a ait olan Giresun Kalesi'nin sahil yolu tarafındaki alt kısmındaki kayalıklar oyularak yapılan Kaya Kilise onarım için İl Özel İdaresi'ne devredilmiştir. Vali Dursun Ali Şahin döneminde restorasyon çalışmaları başlatılan ve iç kısmı tamamlanan Kaya Kilise'nin dış cephe restorasyonu ödenek yetersizliğinden tamamlanamamıştır. İhalesi yapılan ancak ödenek yetersizliğinden henüz çalışma başlatılamayan Kaya Kilise'nin çevre düzenlemesi, etrafına, gelen ziyaretçilerin ihtiyaçlarını giderebileceği alanlar yapılacaktır. Bunun için yap işlet modeli uygun görülmüştür. Yap işlet modeliyle turizme kazandırılacak olan Kaya Kilise için talep beklenmekte olduğu öğrenildi.

Giresun Müzeler Müdürlüğü'nden yapılan açıklamada ise yap işlet modeli doğrulanırken, kapısı kilitli olan Kaya Kilise'nin zaman zaman kapısı ziyaretçilere açıldığı belirtildi. - GİRESUN
48
Artvin / 18-22 Haziran 2014 Artvin'de 34. Kafkasör Kültür Turizm Sanat Festivali
« Son İleti Gönderen: admin Mayıs 28, 2014, 03:32:12 ÖS »
Artvin'de düzenlenecek 34. Kafkasör Kültür Turizm Sanat Festivali'nin, uluslararası üne sahip İspanya'daki boğa güreşleri örnek alınarak boğaların da katılımıyla tulum, davul ve zurna eşliğinde gerçekleştirilecek kortej yürüyüşü ile başlaması planlanıyor.

Artvin Valiliği ile Artvin Belediye Başkanlığınca geleneksel olarak organize edilen 34. Kafkasör Kültür Turizm Sanat Festivali, bu yıl 18-22 Haziran tarihleri arasında yapılacak.

Kafkasör mevkisindeki arenada gerçekleştirilecek festivalin uluslararası etkinliğe dönüşmesi amacıyla başlatılan çalışmalar kapsamında Vali Kemal Cirit başkanlığında 34. Kafkasör Kültür Turizm Sanat Festivali Hazırlık Düzenleme Kurulu oluşturuldu.

Festival için gökkuşağı renklerini taşıyan iki boğanın yer aldığı logo hazırlanmasını da sağlayan kurul, kültür sanat, lojistik, müsabaka, ulaşım ve bilgi işlem gibi 15 direktörlükle çalışmalarını sürdürüyor.

"Kafkasör İsmini Marka Haline Getirmeyi Hedefliyoruz"

Belediye Başkanı Mehmet Kocatepe, eşsiz doğal güzelliklere sahip Artvin'in aynı zamanda boğa güreşleriyle de ünlü olduğunu söyledi.

Geleneksel hale gelen festivalin adını, boğa güreşlerinin yapıldığı Kafkasör'den aldığını belirten Kocatepe, "İlk kez festivali uluslararası boyuta taşımak için profesyonel çalışma başlattık. Festivale tıpkı Akdeniz Oyunları, Üniversiyad ya da Karadeniz Oyunlarına hazırlık yapar gibi başladık. Profesyonelce bir çalışmanın içindeyiz" dedi.

Kocatepe, Kafkasör Festivalini uluslararası aktivite haline getirip Artvin'e kazandırma çabası içinde olduklarını vurgulayarak, şöyle devam etti:

"Boğa güreşleri merkezli bir çalışma gerçekleştiriyoruz. Festivalimizi İspanya'daki görüntülerin bir benzeri ile başlatmak istiyoruz. Bunu ne kadar başarabiliriz bilmiyorum ama 18 Haziran'daki açılış kortejimizi boğalarla caddelerde yürüyerek gerçekleştirmek istiyoruz. Ellerinde bayraklar olan bin, bin 500 kişinin katılımı ile ortada boğalar, tulum, akordiyon, davul zurna eşliğinde kortej yürüyüşü gerçekleştirmeyi düşünüyoruz."

Yapacakları çalışmalarla Kafkasör ismini marka haline getirmeyi hedeflediklerini ifade eden Kocatepe, şunları söyledi:

"Markalaşma çalışması başarı kazandıkça ilerleyen zamanlarda belki 'Kafkasör' ismiyle bal göreceğiz. Seçim vaatlerimizden biri de Kafkasör'ü tanıtmak amacıyla her yıl bir hafta süreyle etkinlik düzenleyeceğimiz yönündeydi. Festivali daha etkin hale getirme çalışmaları ile bu yönde adımlarımızı attık. İnanıyorum ki ilerleyen zamanda hayata geçireceğimiz ve su sporları, bungee jumping gibi çeşitli aktivitelerin de yer alacağı Kafkasör haftası münasebetiyle yaklaşık 10 bin kişi kentimize gelecek. Önemli olan bu kişilere konaklayacak yer ayarlamak. Altyapıyı yavaş yavaş oluştururken aynı zamanda sürdürülebilir, planlı ve programlı çalışma içine de giriyoruz. İnsanların günübirlik de olsa gelip gittiği, şehre canlılık kazandırdığı Artvin istiyoruz. İstanbul'a 100 bin kişi koysanız kimsenin ruhu duymaz ama buraya iki günlüğüne getireceğiniz bin kişi şehri ekonomik olarak bir ay idare ediyor."

Kocatepe, tahmini bütçesi 750 bin lira olan festivalin tanıtımı amacıyla boğaların dövüştüğü arena önünde basın toplantısı yapmayı planladıklarını kaydetti.

Festival alanı düzenleme çalışmalarının da devam ettiğini vurgulayan Kocatepe, festival giderlerinin karşılanması için profesyonel anlamda sponsorluk çalışması yürüttüklerini dile getirdi.

Festival 18 Haziran Çarşamba kortej yürüyüşü, ardından Atatürk Anıtı'na çelenk sunma töreni ile başlayacak. Uluslararası halk oyunları gösterileri, söyleşi, fotoğraf ve kitap sergilerinin düzenleneceği festivalde konserler de organize edilecek. Festival, karakucak güreşlerinin ardından 21 ve 22 Haziran'da gerçekleştirilecek boğa güreşleri ile sona erecek. - Artvin
49
Çay ve fındık / Çaylar Şirketten - Remzi Kazmaz
« Son İleti Gönderen: admin Mayıs 28, 2014, 06:04:00 ÖÖ »
Çay paralarıyla okullarını bitiren, çay paralarıyla düğününü yapan Doğu Karadenizli çocukların anılarının harmanlandığı "Çaylar Şirketten" isimli kitapta çayın 91 yıllık sıradışı hikayesi yer alıyor.

Mehmet Efendi, Zihni Derin Çay Fabrikası’nın kadrolu çay işçisiydi. Dürüst, mert, çalışkan erdemli ve namuslu. Emekli olana kadar çalıştığı her gün alın terini akıttı. Helâlinden kazandıklarıyla büyüttü çocuklarını.

Emeğini yüreğine yüklediği bu şehirde yalnızdı. Her sabah çalar saatten önce uyanırdı. Unutmuştu çocuklarının gülüşünü... Sabahın erken saatlerinde, yağmurda, soğukta, karda sessizce düşerdi yollara. Bütün ömrünü tüketmişti Zihni Derin’in Dağbaşı yollarında... Ailesine ve onuruna düşkündü. Taşıdığı bu ağır yüke daha fazla dayanamayan o güzel yüreği, bir gün duruverdi...

Karadeniz’de kadın olmak da zordu. Meryem hanım, karnında bebek, sırtında çay sepeti... Bütün canlılardan önce kalkar, çıkardı yola. O da bir çay emekçisiydi. Genç yaşta ellerinde nasır, ayaklarında romatizma. Ama yüreği hep sıcak kaldı.

Çilekeş Karadeniz kadını Meryem ile Rize’deki Çay Fabrikası’nın kadrolu işçisi Mehmet’in oğlu Remzi Kazmaz, yıllar sonra çayın kitabını yazdı. Çay paralarıyla okullarını bitiren, çay paralarıyla düğününü yapan Doğu Karadenizli çocukların anılarının harmanlandığı “Çaylar Şirketten” isimli kitapta, geçmişi Cumhuriyet’le yaşıt çayın Türkiye’deki 91 yıllık sıradışı hikayesi yer alıyor.
50
Çay ve fındık / Çay Olmasa Biz de Olmazdık
« Son İleti Gönderen: admin Mayıs 27, 2014, 05:29:11 ÖÖ »
Türkiye'de 80 yıldır yetiştirilen çay, bugün 1 milyon kişinin ekmek kapısı. Ülkemizde sadece Doğu Karadeniz'de yetiştirilen çay, bölge ekonomisine yıllık 2.5 milyar liralık katkı yapıyor

Türkiye'de 80 yıldır yetiştirilen çay, bugün 1 milyon kişinin ekmek kapısı. Ülkemizde sadece Doğu Karadeniz'de yetiştirilen çay, bölge ekonomisine yıllık 2.5 milyar liralık katkı yapıyor.ÖZETLE

Çay üretimi 1924 yılında başladı

260 bin ailenin ekmek kapısı

230 bin ton kuru çay üretiliyor

Çay Türkiye'ye Rusya'dan getirildi. 1924 yılında başlayan üretim, 1940 yılında çıkartılan Çay Kanunu ile hızla arttı.

1947 yılında Rize'de ilk yaş çay işleme fabrikasının kurulmasıyla, halkın çay dikmesi için destekler çoğaldı. Bölgeye tohum dağıtılıp, bu tohumu ekip yetiştirenlere ise dönüm başına 50 lira destekleme ücreti verildi.

Göçü önlemiş

87 yaşındaki Osman Akbeniz, Rize'nin Ardeşen İlçesi, Armağan köyünde yaşıyor. Türkiye'de ilk çay tarımı yapanlardan biri. Bu köyde doğduğunu, çalışmak için başka şehirlere de gittiğini ama çay tarımının para kazandırmasıyla köyüne geri döndüğünü anlatıyor.

8 çocuğu olan Osman dedenin 65 dönümü çaylık olmak üzere, 70 dönüm arazisi var. ve gururla 'bütün çocuklarımı çayla büyüttüm' diyor.

Sorularımıza Türkçe ve Lazca karışık cevaplar veren Osman dedeyi anlamadığımız yerde imdada kendi deyimiyle köyün 75'lik 'delikanlıları' yetişiyor.

Türkçeyi ilkokulda öğrenen Osman dedenin hafızası 60 yaşında ihtiyarlayan büyükşehir insanlarını şaşırtacak kadar berrak; yaşama sevinci ise hala yerinde.

50 lira avans hatırına

Akbeniz başlangıçta bölge halkının çay bitkisinin değerini anlamadığını ancak verilen destekleme ücretini almak için çay dikmeyi kabul ettiğini söylüyor. 5 yıl sonra çay hasadı yapmaya başladıklarında ise çay artık bölgenin en önemli geliri haline gelmişti.

"1932 yılından beri herşeyi hatırlıyorum" diyen Osman Dede, neden ve nasıl çay diktiğini, kendi şivesiyle ve olanca samimiyetiyle anlatıyor:

"Çaydan önce zor geçiniyorduk. Sadece fındık ve elmamız vardı. Fındık iyi olursa iyi geçiniyorduk. Yoksa geçinemiyorduk. Fındık bir sene dökerdi bir sene dökmezdi, yani ürün vermezdi.

Sonra 1950 yılında çay çıktı. Bizden tepelere 1 metre boyunda kanal yani set  yapmak şartıyla çay dikmemizi istedi devlet. Bir de çay dikenlere dönüm başına 50 lira avans verdiler. Çaydan çok o 50 liranın hatırı için diktik. Hatta 50 lirayı duyunca nereye dedilerse diktik çayı."

Üzerine kar Yağan tek çay

Türkiye'de çay tarımı Doğu Karadeniz'de Artvin'den başlayarak Ordu ilinin Fatsa ilçesine kadar olan kuşakta yapılıyor. Bu bölge içerisinde başta Rize olmak üzere Ordu, Giresun, Trabzon ve Artvin illerinde çay yetiştiriliyor. Burası dünyada çay yetiştirilen alanlar arasında en yüksek rakımlı bölge.

Doğu Karadeniz halkı, dünyada üzerine kar Yağan tek çayı yetiştirdiklerini gururla anlatıyor. Yüksek rakımın çaya olumlu etkisi ise, tropik ülkelerde görülen zararlı böceklerin bu rakımda yaşayamaması. Yani çaya ilaç atmaya gerek kalmıyor. Böylece çaya gübre haricinde kimyasal madde değmiyor.

Osman dedeye göre çay bölgenin sadece ekonomik yapısını değil görünümünü de değiştirdi:

"Bu gördüğünüz tepelerde hiçbir şey yetişmezdi. Biz bu tepeleri kazıyarak setler kurduk ve oralara çay diktik. Başta inek gübresi kullanıyorduk. Ancak sonra toz, yani kimyasal gübreler çıktı. O gübreyi de atınca çay adeta fışkırdı. Bütün bu kel olan tepeler yemyeşil oldu."

'Makas çıktı rahat ettik'

Çay bitkisi yılda 4 kez hasat ediliyor. Üstteki iki buçuk yaprak makasla kesiliyor. Bir kişi Elle 25 kilo toplayabilirken, makas sayesinde hasat 250-300 kiloya kadar çıkıyor. Bu da zamandan ve işçilik maliyetinden kazandırıyor.

Osman Dede de makastan sonra işlerin değiştiğini anlatıyor.

"Eskiden çayı Elle topluyorduk. Ellerimiz yara bere olurdu. Makas çıktı rahat ettik. Makas yokken günde 20 kilo zor toplardık. Şimdi 200 kilo toplayabiliyoruz. Ancak makasla toplarken de insaflı olmak lazım. Çayın üst yapraklarını makasla almak lazım. Çok aşağıdan keserken çayın kalitesini bozarsın. Çayın içi dal dolar."

Çay alımı

Çayın toplandığı gün fabrikaya teslim edilmesi gerekiyor. Çaykur ve özel çay fabrikalarının bütün bölgeye yayılmış binlerce çay alım bürosu bulunuyor.

Çayını sarp araziden toplayan üretici, en yakın köydeki alım bürosuna getirerek, defterine işletiyor. Ödeme zamanı ise defter kaydına göre parasını tahsil ediyor.

Osman Dede, eskiden çayı toplamakla işin bitmediğini, fabrikaya teslim etmenin de ayrı bir sıkıntı olduğunu söylüyor. Şimdi ise çay alım bürolarının köylerin içine kadar gelmesinin hayatlarını nasıl kolaylaştırdığını anlatıyor.

"Biz bu çaydan çok sıkıntı çektik" diye başlıyor anlatmaya.

"Eskiden çayı toplar, sırtımızda ambara kadar götürürdük. Ambar, yani çay alım evi Ardeşen'de, tam 8 kilometre. Bütün köylü oraya kadar 50-60 kiloluk çuvalları sırtında taşırdı. Ancak ambara gittiğimizde eğer ambar doluysa çayı teslim edemezdik. Çok yoğun oluyordu o sıralarda. O çuvalları sırtımıza alır diğer ambara kadar götürürdük. O zamanlara araba falan yoktu. Doğru düzgün yol bile yoktu. Çay cüzdanlarımızı teslim eder, çayımızın işlenmesini beklerdik.

Sonra köye yakın bir alım evi kurdu Çaykur, köyün 4 kilometre uzağına. Yakınımıza geldi diye çok sevindik. Bayıldık bu işe.

Daha sonra 1964 yılında alım evi köyün içine kadar geldi. Millet kapısında kuyruk oldu. Yavaş yavaş ortalık çay doldu. Çay para getirince bizim millet parayı nereye kullanacağımızı şaşırdık. Çünkü hizmeti az, parası bol."

Tavan fiyat 1.5 lira

Çay bugün bölge halkının en önemli gelir kaynağı. 206 bin aile çay üretimi yapıyor. Yaklaşık 1 milyon kişi çay üretiminden ekmek yiyor. Çayın bölgeye yıllık katkısı 2.5 milyar lira civarında.

Bölgede iki yüz ellinin üzerinde çay fabrikası var. Çay piyasasını belirleyen en büyük alıcı ise devlete ait olan Çaykur. Çaykur, 47 fabrikasıyla bölgede yetişen çayın yüzde 60'ını işliyor. Geri kalan ise özel sektör tarafından değerlendiriliyor.

Devlet her yıl tavan fiyat belirleyerek üreticiden destekleme alımı yapıyor. Bu yıl çayın kilosu için 1.5 lira fiyat belirlendi.

Üretici kota artsın istiyor

Osman dedeye bu fiyatın yeterli olup olmadığını, çay yetiştirmeyle ilgili sorunların ne olduğunu sorduk. Bütün sorularımıza geçmişe dönerek cevap verdiği gibi, bu soruda da yine eskilerden başladı:

"Demirel zamanıydı. Demirel 17 tane daha çay fabrikası yapma kararı almıştı. Ama yetişmedi. İnkılap oldu. Çay fabrikaları yapılmadı. Millet birbirine girdi. 1 hafta çaylarımızı satamadık. Sonra Özal gelince bu kargaşalığı ele aldı. Çayı dönüme vurdu. Herkese dönüm başına 350 kilodan aşağı olmamak üzere kontenjan, yani çay satma hakkı verdi. O kontenjan, yani kota bizi kurtardı da rahat rahat malımızı veriyoruz şimdi. Ama bu yeterli değil.

Çayımız dönüme 1 ton, 1.2 ton veriyor. Devlete 350 kilosunu sattıktan sonra elimizde kalanı özel sektöre veriyoruz. Ama özel sektör daha ucuza alıyor. Mesela bu yıl devlet kilosunu 1.5 liraya alıyor, özele ancak 1 liraya verebiliyoruz.

Ne yapalım, kotamız dolunca yapacak bir şeyimiz kalmıyor. Bugün en büyük zorluğumuz kotadan."

Kaçak alanlara kota

Ancak Osman dedeye göre kota konusunda sıkıntı yaşayan köylülerin problemleri biraz da kendilerinden kaynaklanıyor.

"Şimdi bizim köylü uyanıklık yapmaya kalktı. Zamanında az vergi verelim düşüncesiyle, tarlasını az yazdırdı. 20 dönüm tarlası varsa 10 dönüm yazdırdı. Kota biraz da o nedenle problem. Adamın 20 dönüm çay tarlası var ama 10 dönüm göründüğü için 10 dönüm kotası var.

Bir zamanlar parayla kota yazdırabiliyorduk. Şimdi tarihini tam hatırlamıyorum dönem başına 500 lira verip kota ekletebiliyorduk. Ben o zaman 2500 lira verip 5 dönüm daha kota almıştım. O nedenle şimdi benim kota derdim yok. Ama az yazdıranların derdi kota.

Şimdi tekrar kotanın artacağını söylediler. Kaçak ekilen alanlara kota vereceklerini söylediler ama ben inanmadım. Çünkü yeni fabrika yapılmadan kotayı artıramaz. Aldığı çayı ne yapacak?"

Üretim 230 bin, tüketim 300 bin ton

Yaş çayın, kuru çay haline getirilmesi ise ayrı bir işlem. Bilgi ve teknoloji gerektiriyor. Yüzde 70'i su olan yaş çay yaprakları, fabrikalarda önce kıvrılıp, sonra hava üfleyerek kurutulup, kesilerek, aromasını alması sağlanıyor. 5.5 kilo yaş çaydan 1 kilo kuru çay üretiliyor.

Türkiye'de çay üretimi, Çaykur ve özel sektör toplandığında 230 bin ton civarında gerçekleşiyor. Tüketimin ise 300 bin ton civarında olduğu tahmin ediliyor. Rakamların net olarak tespit edilememesinin sebebi ise, özellikle Güneydoğu'da tüketilen 'kaçak çay'.

'Ölünceye kadar yaşayacağım'

Osman Akbeniz'e çaydan başka bir şey yetiştirip yetiştirmediklerini, Karadeniz'de yaşlıların günlerini nasıl geçirdiklerini soruyoruz. Hala tarlada çalışmaya devam eden, boş zamanlarında da marangoz atölyesinde sandalye üreten Osman Dede, "Çaydan başka birşey ekemiyoruz; Mısır ekiyoruz, büyüyünce rüzgar kırıyor, ürün vermeden heba oluyor. Geçen sene bir dönüm bostan yaptık, Mısır ve sebze yetiştirelim diye, bir baktık herşeyi yemişler. Kim yedi, onu da bilmiyoruz; ya kuşlar, ya çakal yedi.

Şimdi sandalye imal ediyorum. Aşağıda marangozhanem var, orada marangozluk yapıyorum. Babamdan 632 metre tarla miras kalmıştı, şükür 70 dönüm arazim var.

Günlerim çok tatlı geçiyor, emekliliğin keyfini yaşıyorum. Arada hastalıklar çıkıyor ama ilaç kullanıyorum geçiyor. Ölünceye kadar yaşayacağım" diyor.

Kaynak: Aljazeera
Sayfa: 1 ... 3 4 [5] 6 7 ... 10