Trabzonlu yazar Kudret Emiroğlu ile Trabzon konulu Söyleşi

Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Kudret Emiroğlu, tarih içinde değişen Trabzonluluk anlayışını açıklarken ilginç bir noktaya değiniyor ve diyor ki, “Eskiden Trabzonlular, mert, delikanlı, atak bilinirdi. Bu bir racondu. Artık o racon kalmadı. Delikanlılık denen şey, belli şeyleri yapamamaktı; her istediğini yapmamaktı. Şimdi ise ben vururum, kırarım, kim karşıma çıkabilir’e döndü delikanlılık. Trabzon’lu olmak bunun için arık yetmiyor.”*

 

“ Trabzonluluk bir racondu, artık değil”

Çok sayıda kitabı var. Trabzon Salnameleri ve Gündelik Hayatımızın tarihi, o çok sayıdaların içinde apayrı yerde duruyor. Salnameler, bir dönemin Karadeniz’inin gündelik hayatının tarihini vesikalara dayanarak anlatıyor. ‘Gündelik Hayatımızın Tarihi’ ise, bir genel-kültür ansiklopedisinden daha fazlasını vaad ediyor. Vaad etmekle kalmıyor, vaadini de yerine getiriyor. Kudret Emiroğlu ve onun eserlerinden bahsediyoruz. Bilkent Üniversitesi öğrencileri ve üniversite çevresinin saçı sakalı birbirine karışmış bir antropologu Emiroğlu, bizim için, Trabzonlu antropolog, yazar, senarist… Kudret Hoca, ile Trabzon’u, Trabzonluluğu, özellikle varolmuş kültürden-varolan kültüre, geleneklere, yaşayışlara geçişte yaşanılan değişimleri irdeledik. Yeri geldi, Trabzonluluk Karadenizlilik oldu. Yeri geldi, Trabzonluluğun kaybettiği mevzi söz konusu oldu. Yeri geldi, biz de Kudret hocayı konuşturduk.

Ekonomik üretim olmazsa, kültürel üretimde olmaz”

– Hocam, kitaplarınızı okuduk. Özellikle üzerinde durduğunuz olgulardan biri, ‘kültür yaratma’ olgusu… Trabzon olarak nasıl bir kültürü, miras aldık? Devamında, şimdiki zamanın Trabzon’u hangi kültürden besleniyor? Neden,hep dilimizde ‘eski Trabzon eski Trabzon değil’ sözü dolaşıp duruyor?

Bir kere eski Türkiye eski Türkiye değil. Eskiden kurulan sosyal bağların şimdiki günlük hayatta ne kadar önemi var? Bu da çok önemli… Demografik olarak da çok değişiklikler var. İstanbul 15 milyon… Çoğu nüfus Trabzon ve Doğu Karadeniz’den oraya gitme… Güneydoğu’dan gidenlere göre Doğu Karadeniz’den gidenler daha fazla. Doğu Karadeniz’de nüfus artık eksi veriyor. Gurbetçilik bölgede eski, ama gurbetçilik nedir, gidip-dönmek… Gurbette öğrendiğini, kazandığını köyde tüketmektir aynı zamanda…Kültürel olarak ve davranış biçimi anlamında da bu böyledir.Artık bu yok. Giden gelmiyor.

– Hocam modern zamanlarda gurbetten gelen ne getirebilir ki?

Türkiye değiştiği için ‘ne getirecek’ sorusu, büyük bir sorun..? Sadece Trabzon’un sorunu değil bu, Türkiye’nin pek çok bölgesinde bu sorun var. Bakın bakalım, kaç kişi doğduğu yerde yaşıyor? Ya da kaç kişi tek başına köyüne gidip baba evini bulabilir? Kültürü aktaran, devam ettiren bir köylülük var, bir de kentlilik var. Şehirlilik dediğimiz şey, medeniyettir. Kuymak, mısır ekmeği de hoş da, insan davranışlarını değiştirecek olan, insan hakları, kadın hakları gibi modern tüm diğer kavramları şehirde öğreneceksin. Şehir bize bir şey öğretiyor mu? Artık öğretmiyor. Şehirden bir şey alamadığımıza göre, köye döndüğünüzde de vereceğiniz bir şey olmuyor. Trabzon bir şehirken ve de şimdi bir şehir değilken, hızlı bir dönüşüm yaşadı. Bu dönüşüm daha önce kurulan, kültür-eğitim gibi yapıları da zedeledi. Popülerlik, şu-bu, o yapının yerini aldı.

– Hocam, Nuray hanım’ın (Mert), ‘Trabzon Bir Şehirdi’ adlı bir projesi var. O da eski Trabzon ailelerinden. Onun dediği şu; Trabzon merkez, kırsaldan göç almaya başlayınca, Trabzon’un eski aileleri şehrin biraz daha dışına çıkmak zorunda kalmış. Şair Yaşar Miraç’ın da kırsaldan Trabzon merkeze göç edenlerin, kente verdiği sosyal tahribat hakkında bir açıklaması da olmuştu. Neticede bu görüşler, çoğu yerlerde dillenmeye başlandı… Trabzon’un sorunu kırsaldan, merkeze göçenler mi? Nedir?

Köylülerin gelip gelmemesi sorun değildir. Bizdeki hemşehri duyguları güçlü olduğu için olaya şöyle bakıyoruz: Yerel ve merkezle olan ilişkileri de, yerel ve ulusal kültürü hemşehriler üzerinden kuruyoruz. Komşun sana farklı davranırsa ona sık sık gidemezsin. Ancak, ikiniz de aynı şekilde davrananlar insanlarsanız, uyumlu bir biçimde dönüşürsünüz. Komşun tanımadığın biri olduğu zaman çekingenlik, yabancı düşmanlığı başlıyor. ‘Kızım kapansın, karım kapansın, çünkü orada yabancı var’ mantığı devreye giriyor. Köyde kimse, şehirdeki gibi kapanmaz. Hani köy geri, şehirler ilerideydi? Köy tanıdık, akraba ve hısımlardan müteşekkil. Başını bağladı mı, yetti. Eskiden, köyden şehre gidenler üzerlerine atkı alırlardı. Oysa daha modern bir yere gidiyordu bu insanlar. Ama ne var, şehirde yabancı var. O yabancı, bu yabancı… Yani ne oluyor? Kimse alıştığı sosyal ilişkinin yerine yenisini koyamıyor. Bir şey üretemez oluyor kent, insan… Trabzon, ne üretecek? Kültür üretemiyor, ya ekonomi? Daracık bir kıyı şeridi… Mısırın da yok eskisi gibi… Fındığın da sana yetmiyor. Zaten değeri yok. Eskiden herkes ekmeği evinde, köyünde yaparken, şimdi millet çarşıya iniyor.

Gurbetçi adam lider olur

– Yani hocam, ekonomik üretim olursa, kültürel üretimde gerçekleşir ya da en azından kültürel bir kanal açılır mı demek bu?

Elbette… Bir şey üreteceksin ki ürettiğin şeyin de bir kültürü olacak. Eskiden mısır kültürü vardı. Kadınlar, tarlada mısırını, çayını, lahanasını yapar. Ahırda da bir-iki inek var. Yani tarımsal zenginlik de sorun yok. Kadın bunu sağlıyor. Erkek de, gurbetten hem para hem de görgü-kültür getirecek. Ne oluyordu? Tarımsal temel üzerinden yükselen bir köy zenginliği ortaya çıkıyordu. Tabii, bunlar eskidendi.

– Peki hocam, konuyu biraz değiştirmek istiyorum… Trabzon lider kenttir, Trabzonlu da… Bu liderliği tarihi süzgece bağlayabilir miyiz?

Gurbetçilikten… Gurbete nasıl çıkıyor? Kadın emeği üzerinden gurbete çıkıyor. Kadın, geçimlik ekonomisini sağladığı zaman, erkek zanaatkar olabiliyor. Maçka yorgancıdır, Sürmene bıçakçıdır, Vakfıkebir ekmekçidir. Bir başkası ahşap işlerinde mahirdir. Bunların tümü, piyasa ilişkisidir. Trabzon ve ilçelerinde halk, ürettiğini pazara getirip satıyordu. Artık bu kültür kalmadı orada; çöktü. Bunun yerine bir şey koyabildik mi? Koyamadık. Eskiden İstanbul’a değil de, yurt dışına açılanlar, yeteneklerini zenginlik ve gurbetle birleştirince hem maddi  olarak zenginlediler, hem de dünya gördüler. Doğu Karadeniz ve Trabzon’un farkı buydu. Bunlar yıkıldı gitti. Tarımsal üretim de olmayınca elimizde hiçbir şey kalmamış oluyor.

– Hocam, kala kala bir Trabzonspor kalıyor.

O da şüpheli..!

– Sokaklarından piyano sesleri yükselen, çeviri eserlerin bile çok okunduğu, teras sohbetlerinin bile yapılabildiği bu kent, Trabzon’du… Ve bunlar daha kırk yıl evvel yapılanlardı. Bir kent bu kadar mı hızlı değişir?

Kentin son kırk yılda ürettiği tek şey sanırım çimento fabrikası; o da kenti dumana boğuyor. Atatürk’ün ‘Demokrasi fazilettir’ sözü önemli… Fazilet ne? Yetkin olanları iş başına getirme… Biz bunu becerebildik mi? Eskiden, öğretmen kahvehaneye girdiği zaman, herkes ayağa kalkıyorsa ve şimdi kalkmıyorsa bu ne anlama gelir? Eskiden anlatacağı, vereceği bir şeyler vardı, oysa şimdi yok. Yani, kahvedeki adam, kendini öğretmenden farklı hissetmiyor.

– O zaman kahveye gitmeyecek.

Kahveye gitmeyip kendini zenginleştirirse fark eder. dışarıda zenginlenip kahveye gelirse bu kez insanlar ayağa kalkar. İnsanlar, bir şey alabildiklerine saygı gösteriyorlar. Yine dışardan gelme de o kadar saygı uyandırmıyor. Yerli üretim şart. Osmanlı’dan gelen, yöneten-yönetilen ayrımı çok önemli… Ne der eskiler, ‘Kaymakam gibi adam.’ Gördüğü en büyük devlet adamı kaymakam. Şimdi de, televizyon, internet çağında artık kimseyi büyük görmüyor. Bir yönüyle, işte hepimiz eşit olduk manasında iyi… Ama bir yönüyle de kötü… Kim saygı görecek? Kötüyü taklit ediyoruz. Televizyonlarda bize verilen mesaj bu… At yarışı oyna, zenginleş… Bir şey üreteceksin ki, üzerine parayı koyabilesin.

“Raconu yanlış kesiyoruz”

– ‘Gündelik Hayatımız’ın Tarihi’ adlı çok önemli bir kitabınız var… Trabzon’a özel böyle bir kitap yazsaydınız, düne dair ne yazardınız? Bugünün Trabzon’unu nasıl anlatırdınız?

Bir kere, eskiden Trabzonlular tüm ülke genelinde, mert, delikanlı, atak bilinirdi. Bu bir racondu. Artık o racon kalmadı. Delikanlılık denen şey, belli şeyleri yapamamaktı; her istediğini yapmamaktı. Mahallenin karısına, kızına, yaşlısına saygı göstermek. Şimdi ise ben vururum, kırarım, kim karşıma çıkabilir’e döndü delikanlılık. Şimdi Trabzonluda eski cevvallik, ataklık var ama Trabzonlu raconu kaybetmiş, maalesef. Yani, Trabzonlu biçim olarak delikanlı ama öz delikanlılığını kaybetti. Çünkü, mahallede elini öpeceği bir amcası yok. Bakracını taşıyacağı bir teyzesi yok. O zaman meydan serbest, kim daha kötüsünü yapabilirse? Bu biraz da televizyon kültürü… Sinema bize ne öğretiyor, daha kötü ne yapılabilir? Değişik ölüm biçimi nasıl bulurum da milletin ilgisini çekerime döndü olay. Tüm bunlar öğretici, kodlayıcı şeylerdir. Mahallenin delikanlısından mahalleli korkar oldu. Eskiden tam tersi, başka mahalleden başka mahalleye geçerken millet kavga ederdi. Bizim mahalleden neden geçtin kavgası? Mahalle sınırları vardı, adam ne geldin buraya diye döver diğerini? Bu aslında bir spordu. Şimdi mahalledeki mahalledeki komşusundan korkar hale geldiyse, sorun tam da burada işte.

– Biraz önce sizin bahsettiğiniz Trabzon algısı, değişen toplum yapısı, dönüşen Türkiye ile birlikte değişti; dönüştü. Marsilya’dan gemi seferleri yapılan, yüzyılın başında yabancı yayımların çıktığı kent, Trabzon…

Trabzon’un değişmesinde, dünya ticaret yollarının değişmesinin de payı var. Humeyni zamanına kadar Trabzon, Avrupa’dan gelen mal ve ürünlerin İran’a aktarıldığı liman kentiydi.

Gerçek Trabzon’lu kim?

–  Trabzonlu olgusu tarih içinde de önemli, şimdi de önemli… Bu olgu, kentli Trabzonlular için daha vurgulu olmasını neye bağlıyorsunuz?

Şimdi, Trabzon’da yaşayanların kaçta kaçı Trabzonlu… Kaçının doğum yeri Trabzon? ‘Doğma büyüme, Trabzonluyum’ der mesela adam… Ne demek? Ben buranın adetleriyle, gelenekleriyle büyüdüm. Yöremi iyi bilirim anlamına gelir. Annem bana ‘şunu yapma, ayıptır’ dedi, ben de o ayıp olanı hayatım boyunca yapmadım. İşte bu anlayış insanı bir yere ait kılar. Ahlaki normlarda, ‘o yanlıştır, bu doğrudur’ diyemeyiz. Ama, bazıları da yanlıştı. Kızlar okula başı önde gidecek, akrabanın kızına bile selam vermeyeceksin. Bunlar yanlıştı ama eski adetler böyleydi maalesef. Orada doğup büyümek, bu rengi veriyor insana… Şimdi, bir bölgenin nüfusu sürekli değişiyorsa, bölgeye has olan değerler de orada kalmıyor; değişiyor. Dediğiniz gibi belki de Trabzon’daki Trabzon’lulardan daha çok gurbetteki Trabzon’lu daha Trabzon’lu…

– Gurbettekiler de, Trabzon’daki Trabzon’luların daha otantik, daha Trabzon’lu olduğunu düşünüyor…

Gurbetçiler, o değişimi yaşamadığı için, daha hasretle geleneklerine sarılıyor.

– Hocam, Trabzon’dayken kimseden ‘laz’ ifadesini duymadık. İstanbul’a, gurbete çıkınca ‘laz’ olduk.  

Daha eskiden hamsi derlerdi, şimdi laz diyorlar.

– Şimdi, gerçek Laz olan Artvinli arkadaşıma değil de bana söyleniyor. Ben laz değilim. Mohdi olan arkadaşım diyorum ama ne fayda!

Trabzon, bölgede merkezdir… Eskiden beri…

– Hocam, Trabzonspor’un bu bahsettiğimiz merkez olma olgusuna katkısı nedir?

Katkısı vardır. Çünkü, bir şey yaratabildiğiniz zaman, belli bir çevreyi ve tabanı arkanıza alıyorsunuz. Trabzonspor’un şampiyon olduğu yıllarda, Anadolu’da pek çok Trabzonsporlu taraftar da oldu. Onların, bölgede merkez gördüğü kent, Trabzonspor’dan dolayı Trabzon’du… Mesela, Trabzonspor 1.Lig’e çıkmadan önce, Anadoluluk davasından Eskişehir’i desteklerdik. Yani, tekele (İstanbul) karşı Anadolu takımı… Galatasaray aristokrasinin, Fenerbahçe burjuvazinin, Beşiktaş ise arabacıların takımıydı… Anadolu insanı bizim takımımız kim diye sorardı? Bizden olmayanların elinden en büyük değerlerini alan Trabzonspor, bizim takımımız diye baktılar ve Trabzonspor’u desteklediler…

– Sizin, doğma-büyüme dediğiniz Trabzon’lulardanım. Bölgede çok gezintiler yaptım. Şalpazarı’’ndaki peştamal ile Of’taki çok farklı… Bağlanması da, renkleri de… O zaman aklıma şu soru geldi? Trabzon ne, Trabzonlu kim? Sadece kuymak, lahana, kemençe ise, yetmiyor.

Kadın emeği üzerinden erken zanaatkarlığı, girişimi, ayırt edici özelliktir. Batıya doğru gidildikçe, düzlükler büyür, tarım alanı da büyür. Yukarıya ve doğuya doğru gidildikçe hem arazi sarplaşır hem de tarla büyüklüğü azalır. Eynesil, Görele’den bu yana doğru Trabzon diyebiliriz… Tarımsal üretim ve insan ilişkilerini göz önüne alarak konuşuyorum.

– Büyük kentlerde, Trabzonlu olmaktan öte hangi ilçeden olduğun da büyük önem taşıyor. Ve hemen herkes ilçeni, köyünü, sülaleni merak ediyor? Buradaki yaklaşımın temelinde ne var? Trabzon’la Maçka arasında sınır çizgisi yok ki, çizginin aşağısı Trabzon, yukarısı Maçka olsun…

Bir yerin yerlisi olduğunuz zaman, vadiler sizin nereli olduğunuzu belirliyor. ‘Ben Maçka’lıyım’ dediğinde, ‘öbür ilçeden değilim’ demek istiyorsun ve ortak noktalar değil, ayrıştıran şeyler göz önüne alınıyor. Şimdi Maçkalı, Tonyalı, Akçaabatlı, Oflu olmak bir alt kimlik. Alt kimlik eskiden daha önemliydi; şimdi biraz önemini yitirdi. Mesela, eskiden Trabzon’a gittiğinde herkes köylüsünün dükkanına, işyerine çuvalını, emanetini bırakıyordu. Hatta, borç alacaksan da ondan borç alıyordun. Alt kimlik aslında en fazla eşkiyalık günlerinde kendini belli etmiştir. Ancak, şu günlerde Trabzon’luluk da yetmemeye başladı ve Doğu Karadenizlilik  kavramı çıkmaya başladı. Gurbete gittiğinde ya ‘Karadeniz’liyim ya da ‘Laz’ım diyeceksin. Gurbetten bakıldığında, aslında her vadinin aynı özellikleri taşıdığını da fark edeceksin.

– Kazalar yokken, sülaler vardı. Yüzyıldan daha eski bir zamanda, kazadan çok x sülaledenim deniyordu. Sülale kavramı, zamanla o alt kimlik dediğimiz bir yerli olmaya mı gitti?

Kazalar, ilk pazar yerinde kuruldu… Köyden yağını, peynirini getiren, ürününü başka bir şeyle değiştirecek ve böylece sosyal etkileşim artacak. Pazar denilen yere hakim olan bir de ağa var. Yani o kazanın, nahiyenin ağası. Sonradan ilçe olan yerler, belli köylerin toplanma yerleridir. İlçeler, kafadan atma ilçe olan yerler değildir. Tarihi ilişkilere dayanan geçmişleri vardır. Bazı ailelerle bazı kazaların özdeşleşme ilişkisi de aynı şekilde, tarihi geçmişi olan süreçten geçmiştir. O kazanın ağa ailesi, kazayı dışarıya karşı koruyan-kollayan yapısından dolayı zamanla kazayla anılır olmuştur.

Özlenen köy değil, köydeki ilişkiler

– Trabzon Salnameleri’ni yayımladınız. Salnamelerde ağalar ve onlarla ilgili neler  var?

Halk ağadan ya da sözü geçen sülaleden faydalanıyorken, zararına olan şeyler de yaşıyor… Eğer halk, ağa ile baş edemezse ya isyan ediyor ya da kaçıyor… Yani, hiçbir şey ne tam anlamıyla iyi ne de tam anlamıyla kötü… Ağalar, ‘ben ağayım’ diye ağa olamıyor. Osmanlı onu oraya tayin ediyor. ‘Buranın yöneticisi sensin’ diyor. Salnamelerde şu yazar: Osmanlı, o beldenin ileri gelenlerinin listesini yapar. Maçka’da şu sülale, Of’ta bu sülale.. Abdülhamit döneminde bu ileri gelenlere madalya bile veriliyor.

– Hocam, gurbetçilik bizi lider yaptı dediniz ama, göçün Karadeniz’in sosyal hayatında olumsuz hiç mi etkisi yok? Mesela, Karadeniz’liler, yaz mevsiminde özlemle köyüne dönüyor. Ve birkaç aylığına da olsa köyüne giden insanlar, gurbetteki bazı ilişkilerden kaçıyor… İhtiyaçtan gittiğimiz gurbetten neden kaçma dönüyoruz?

Evet, öyle diyorsun ama kentten köye gidenler, köylü olarak hayatını ne kadar devam ettirebilir? Eskiler, sürekli ‘biz neler çektik’ der. Eskiler çok çekti ama şimdi o dönem gibi çok çekmek zorunda değiliz. Eskiden odun eder, ısınırdık, şimdi doğalgaz çıktı, ısı evimiz içine kadar zahmetsizce giriyor. Köyüne gidenler de, ‘Şehir gibi yaşayayım’ diye gitmiyor… Maaşı varsa maaşını alıyor aynı şekilde kentte olduğu gibi akşam televizyonun karşısına geçiyor. Köye özlemle gidenin aslında özlediği köydeki ilişkiler… Yoksa eskinin zahmetlerini kimse çekmek istemiyor ve aslında hiç kimse köylü olmak istemiyor. En ücra köye, dağa, yaylaya bile asfalt yol yapılıyor. Köylülükten zihni kaçışı üretime aktaramıyoruz. Bu kaçışı tarımsal üretime döndürebilsek, belki de sorunların büyük bir bölümü ortadan kalkacak. Trabzon, en güzel tereyağını üretebilir ve onu marka haline getirebilir.

– Trabzon Dergisi olarak, Trabzon’a ait ilkleri bulabilirsek belgeleriyle sunmak gibi bir amacımız da var… Siz, derinliği olan bir araştırmacısınız. Bizim bilmediğimiz ama sizin bize aktaracağınız, Trabzon’a ait bir ilk var mı?

Komenos döneminin krallarından biri, zehirleneceği endişesiyle, faydalı çiçeklerden her gün yer. O kralın da bir hocası vardır. Kralın panzehir diye yediği bitki adlarını toplar ve daha sonra o bitki adları dünyanın ilk botanik kitabı olur. Daha sonra Latince’ye çevrilen bu kitap, Trabzon’dan dünyaya gitmiştir. Yani, dünyadaki ilk botanik kitabı, Trabzon’da yazılmıştır. Yine başka bir ilk mesir macunudur. Trabzon’dak bitki çeşitliliğinden dolayı Trabzon merkezlidir ancak daha sonraki yıllarda Manisa’ya ait olmuştur. Bunun dışındaki bir ilki de, ilk kez Anadolu’dan şampiyon bir takım çıkarması… (kahkahayla söylüyor bunu)

– Hocam, tüm bu anlattıklarınızdan sonra Trabzonspor’u nereye yerleştireceğiz? ‘Trabzonspor varsa Trabzon vardır’ diyeceğiz yoksa ‘ne ilgisi var, kent tarihi her şeyi anlatıyor mu’ diyeceğiz?

Trabzonspor varsa Trabzon vardır, bir şeyin üzerinden konuşmak, sonrasından konuşmaya örnek verilebilir. Trabzonspor şampiyon olmamışken bile Trabzon’luların itibarı yüksekti. Çünkü, gurbetçidir, zanaatkardır, çalışkandır, merttir. Tek parti döneminde Trabzon Lisesi, zamanın politikacılarını ve bürokratlarını yetiştirdi. Cumhuriyet döneminde bölgenin tek ve en önemli eğitim yuvası Trabzon Lisesi’nden de kaynaklanan ayrı bir itibar söz konusu… Lise’den çıkıp, gurbete çıkan gelmiyor; kültür-sanat hayatına katılıyor ya da siyasetçi-bürokrat oluyor. Anlattıklarımın tümü, Trabzonspor ortada yokken meydana gelenler… Hatta, bu dönemlerde Trabzon’un itibarı daha yüksekti diyebiliriz. Trabzonlu, hele gurbetteyse, kendine, onuruna laf gelsin istemez… Bundan dolayı muhakkak, işini tam ve dürüst yapardı.

– Şimdilerin Trabzonlu’ları bu kaygıları ne kadar önemsiyor?

Bu kaygı var ama bu kaygının karşılığında verilen tepki ne? Yani, ‘sen bana laf edersen ben senin ağzını burnunu dağıtırım, vururum, kırarım’ a döndü. Halbu ki, daha önce, ‘ben işimi doğru yaparım sen de bana laf edemezsin’ di..

– Hocam, dünya çapında yazarlar, ressamlar, sporcular çıkarmış bir kent. Yani, hepsi bir tesadüf olamaz… O halde şimdi neden o ürünlere özgü ürünler çıkmıyor diye düşünüyoruz?

Ee, şimdi ticaret çok önemli… Trabzon’a ulaşım bir tek karayoluna kalmış. Avrupa’dan gemi seferleri yok, yabancı ülkelerin konsoloslukları yok. Trabzon İdadisi yok. Ki İdadi, şimdi üniversiteden ne bekleniyorsa, o dönemde de kendisinden bekleneni veren tek eğitim kurumu… Spor ve futbol da tesadüf değil Trabzon için… Trabzon’lu futbola hiçbir zaman avam işi olarak bakmamış. Okumuş-yazmış tayfanın işi spor ve futbol… Eski Trabzon’un yetişmiş ailelerin çocukları spora ve futbola heves ediyor. Yani piyano olan evde aynı zamanda futbolcu da  var. Yani piyano ile futbol aynı değerde… Futbol sosyalleşme yeri… Takım oyunu ve seyirciyle oynanıyor. Kulüp diyoruz, neden? Kent, sosyalleşme ihtiyacını bu kulüpler aracılığıyla sağlamak istemiş. Trabzon’daki kulüplerin her birinin bir sosyal tabanı mutlaka vardır. Esnafın takımı, bürokrasinin takımı gibi… Ve ilk resim sergisini de futbol kulübü açar. Dergi çıkartır. Futbol oynayanlar bir yandan da şiir yazar. Necm-i Ati, İdmanocağı bu dediklerime örnek kulüplerdir. Spor ve kültürel faaliyetleri bir arada götüren bu kulüplerdir…

– Zamanımıza daha yakın dönemden bugüne, futbol dar gelirli ailelerinin hayattan yırtma aracı olarak görüldü… Futbolu buraya sürükleyen ne oldu?

60 ve 70’li yıllarda, futbol tüm Anadolu’ya yayılmaya başlayınca avamlaştı. Aynı kıraathaneden kahvehaneye dönüşüm gibi…

– Gurbetteki derneklere sözünü ettiğiniz manada sosyalleşme mecrası olarak bakabilir miyiz?

Dernekler, konuşuğu bizden olanların toplanma yeri… Gurbetteki Karadenizli, konuşuğu kendisiyle aynı olanla aynı çatı altında toplanmayı yeğledi… Çünkü orada istediği gibi ağzını bozabiliyor ya da rahatlayabiliyordu. Bu anlamda derneklerin faydası olmuştur diyebiliriz.

– Hocam, Trabzon özelinde ya da Karadeniz genelinde mesela

Maçka’dan genelde yorgancı çıkıyor, Çaykaralı çok okuyor.. Şimdi aynı kazadan aynı mesleği yapan yüzlerce kişi olması da tesadüf değildir sanırım…

Eskiden babadan oğula ya da ustadan çırağa meslek geçişi olurdu. Hemşehrin neyse senin mesleğin de o olurdu. Üç kardeş varsa, büyükler gurbete çıkacak, köydeki ev ve tarla küçüğe kalacak. Küçük aynı zamanda ana babaya da bakacak. Şimdi o iki kardeş gurbetteki hemşehrileri neyse o mesleği yaparlar. Neden tüm Hemşinli’ier pastacı.. Gurbete çıkan ilk Hemşin’liler ve onları takip eden diğerleri pastacı olduğu için. Of neden hoca yetiştiriyor? Eskiden papaz yetişme yeriydi de ondan.

– Hocam, bu birinci raunt olsun, bir raunt daha görüşmeyi umuyoruz…

Olabilir…

– Teşekkür ederiz…

Ben teşekkür ederim, başarılar…

 

Kudret Emiroğlu Hakkında Not

Trabzon Salnameleri 14’ü de yayımladı .

Salname Osmanlı devletini yayınladığı yıllıklardır. Trabzon Vilayet Salnamesi, vilayetin halka, biz şunu yatık, bunu yaptık bildirgesidir.  Salnamede, Trabzon’daki tüm bürokrasi, sivil kurumlar, kişiler herkes yer alır. Demografi, çoğrafy ave tarih bilgileri de yer alır. İlk Trabzon Salnamesi 1869’da yayımlandı. Son olanı da 1905’’te… Tamamı 22 cilttir, biz on dördünü yayımladık. Ciltler git gide kalınlaşır. Adet, gelenek görenek folklor da son ciltlerde yer alır. Ve bir not daha Trabzon Vilayet Salnamesi, Samsun’dan batum’a kadar olan bölgeyi kapsar.

 

Spot- “Gurbetçilik bölgede eski, ama gurbetçilik nedir, gidip-dönmek… Gurbette öğrendiğini, kazandığını köyde tüketmektir aynı zamanda…Kültürel olarak ve davranış biçimi anlamında da bu böyledir.Artık bu yok. Giden gelmiyor.”

Spot- “Şehir bize bir şey öğretiyor mu? Artık öğretmiyor. Şehirden bir şey alamadığımıza göre, köye döndüğünüzde de vereceğiniz bir şey olmuyor. Trabzon bir şehirken ve de şimdi bir şehir değilken, hızlı bir dönüşüm yaşadı. Bu dönüşüm daha önce kurulan, kültür-eğitim gibi yapıları da zedeledi. Popülerlik, şu-bu, o yapının yerini aldı.”

Spot- “Köyde kimse, şehirdeki gibi kapanmaz. Hani köy geri, şehirler ilerideydi? Köy tanıdık, akraba ve hısımlardan müteşekkil. Başını bağladı mı, yetti. Eskiden, köyden şehre gidenler üzerlerine atkı alırlardı. Oysa daha modern bir yere gidiyordu bu insanlar. Ama ne var, şehirde yabancı var. O yabancı, bu yabancı… Yani ne oluyor? Kimse alıştığı sosyal ilişkinin yerine yenisini koyamıyor. Bir şey üretemez oluyor kent, insan… Trabzon, ne üretecek? Kültür üretemiyor, ya ekonomi?”

Spot- “Kent son kırk yılda ne üretti Allah aşkına! Sadece bir çimento fabrikası ve bağrından geçen viyadükler… Tarımsal üretim yok, sanayi yok… Yok yok… Bu kadar yok’tan var olan bir kent çıkarmak mümkün mü?”

Spot- Kudret Emiroğlu’nun dikkat çektiği bir diğer önemli nokta da, Trabzonspor şampiyon olmadığı dönemlerde bile gurbetteki Trabzon’luların itibarının yüksek olduğu… Bu düşüncesini, Trabzon İdadi’si ve devamında Trabzon Lisesi’nin varlığına bağlıyor.

Please follow and like us:

Enjoy this blog? Please spread the word :)