GELENEKSEL PONTOS HALK TİYATROSU KİTABINDAN MOMOYER, KARAKONCOLOS OYUNU ÖRNEKLERİ

GELENEKSEL PONTOS HALK TİYATROSU

*”La Laiko Paradosiako Theatro Tu Pontu” adlı eserden kısa alıntılar

SÜRMENE –KELONSA KÖYÜNDEN BİR ÇEŞİTLEME (GÖLONSA- BALIKLI MAHLLESİ)*

“Noel arifesinde Momorion grupları, bütün köyü dolaşırdı. Momoerionlar geliyor, derdik. Her grup, canlandırdığı role uygun kıyafetler giymiş olan, hepsi erkek çocuk, beş altı kişiden oluşuyordu.

Liderleri, Çavuş-Ppapz idi. Bu kişi papaz gibi cübbe giyerdi. Beline siyah kuşak ve başına kalpak gibi siyah, yüksek kağıttan bir şapka takardı. Yüzüne yine kağıttan bir maske ve takma sakal olurdu. Elinde değnek, yaşlı bir adama benzerdi. Gruptakilerden ikincisi Zeybek idi. Damay gibi giyinirdi. Karadeniz giysiliydi. Üstünde beyaz gömlek, dar pantolon ve tahtadan bir kılıcın asılı durduğu belinde ise siyah kuşağı vardı.

Gruptaki üçüncü kişi ise gelindi. Bu rolü kadın giysili bir erkek canlandırırdı.

Dördüncü kişi şeytan gibi giyinirdi. Yüzü siyaha boyanır, başına da boynuz takılırdı.

Beşincisi, eski püskü, kadın elbiseler giyerek, bir kadın rolünü canlandırırdı. Elinde de süpürge tutardı.

Altıncısı, dilenci gibi, yaşlı bir kadın tipindeydi ve elinde de çuval olurdu.

Yaşlı kadın dilenirken kuruyemişiniz var mı ? diye sorardı. Momoerionlar grup grup köyün tüm evlerini dolaşırlardı. Görelim neler yapıyorlardı:

İşte benim evime geliyorlar. Dışarda hepsi” bugün İsa doğdu…” ilahisini söylüyorlar ver evin kapısını çalıyorlar. Açıyoruz. İçeri önce Çavuş- Papaz girer. Değneğini kuvvetlice yere vurur ve izin ister. Ciddi ve kalın bir tonda konuşur:

-Sonunuz iyi olsun

Bizde ona sorarız:

-Çavuş-Papaz nereden geliyorsun?

-İstanbul’dan geliyorum.

Yine sorarız:

-Eee, Çavuş- Papaz , nasıl geldin?

-Çok kötü bir şekilde geldim. Çok kar yağdı.

-Eeee, Çavuş –papaz yalnız mı geldin? Arkadaşın yok mu?

-Var, var.

-Neredeler?

-Gel Zeybek! Diye seslenir.

İçeri bir yiğit girer. Ciddi tavırlıdır ve elinde bir kılıç tutmaktadır. Kemençe çalar ve Zeybek, bir Karadeniz horonu olan “sera” horonunu( bıçak oyunu) yapar.

Tekrar Çavuş-papaza sorarız:

-Başka arkadaşın yok mu sesin?

-Var var (der ve seslenir) gelin gel!

İçeri gelin girer girmez kemençenin havası değişir. Gelin tek başına horon eder. Sonrada Zeybek gelinle oynar. Daha sonra da hep birlikte oynak”langevto” ( Pontosça oynak anlamında) horonunu oynarız.

Daha sonra ikramlarda bulunuruz. Yerler içerler. “Kuruyemiş var mı? Diyen yaşlı dilenci kadın, Momoyeron’lara verdiğimiz meyveleri toplar.

Annemin dediğine göre, kendi zamanında daha çok Momoyerionlar vardı ve daha çok çeşitlemeler yapılırdı. Ayı kılığına girenler, herkesin üstüne düşer, onları yiyecekmiş gibi yaparlardı. Bazıları, bir bir sırtına çıkar, uzun bir çarşafla örtülür, dev olurlardı. Meşrutiyet’ten (1908) sonra büyük yaştaki çocuklar askerlikten kurtulmak için Rusya’ya gitmişler ve köyde ıssızlaşmıştı”.

*Ksanthippi Kalantidu (anlatan)

TRABZON’DAN BİR ÇEŞİTLEME

“Yollardaki karnaval, insanları, eserin konusu ve danslarıyla antik dramalar gibi bitün bir temsile vesile olurdu. Karnavaldakiler genel olarak sıradan giysiler giyer, bütün mahallelerde aynı temsili oynar ve horonla bitirirlerdi.

Kişiler:

a.Atlı ya da derebeyi : İyi giyimli şehzade. Ayağında ayakkabı ve belinde kemeri vardır. Yapma bir atın üzerindedir ve elinde kırbaç tutar.

b. Kizir yada Momoyeros : Yaşlı, ahmak, gülünç bir tip. Keçi postu giyer. Atlının kırbaçlarına karşı, sırtında bir yastık olur. Boynundan aşağı lahana, sarmısak, kayış sarkardı .Ellerinde pancar ve kalın bir değnek tutarlar.

c.Kör şeytan : Siyah elbiseli, siyah maskelidir. Boynuzu, kuyruğu elinde iki sopası vardır.

d.Kadı : Beyaz giysili, sarıklı, yüzü dindar ihtiyar maskelidir, boynunda patatesten yapılmış büyük bir kolyesi ve ağzında piposu olur.

e.Davacı : Kizir’in kardeşi, yaşlı fakir.

f.Zaptiye

g. Gelin : Kizir’in karısı

h. Doktor : Yüksek şapkalı, gözlüklüdür ve yanında ilaç çantası vardır

ı. Çalgıcılar : Üç telli kemençe yada davul yada gayda çalarlar.

j. Çuvalcı. Maskesizdir. Bahşişleri toplarlar

k. Folklorcular ve hizmetkarlar

ESERİN KONUSU

Atlı, maiyetindekilerle birlikte köye gelir ve huzuruna Kizi’in gelmesini ister. Kizir korkar ve gelmelkte gecikir. Atlı adam gönderirler ve Kiziri zorla getirirler. Herkesin önünde Atlı KiziR’i kamçılar ve ona emreder:

-Atıma saman getir. Arpa getir, su, çivi, nal getir atım için ahır bul.

Kizir, atlının yanına gittikçe ondan tekme yer, dayak yer. Sonunda Kizir baygın bir şekilde yere düşer. Doktor muayene eder ve Kizir’i ayıltmaya çalışır.

2.BÖLÜM

Davacı Kad’nın yanına gelir. Atlının cezalandırılmasını ister. Kadı Zaptiyeyi Atrlı’ya gönderir. Atlı, at üstündedir( bazen gerçek bir at da olabilir). Soruştrurma başlar:

-Kizir’i niçin öldürdün?

-Çünkü karısı güzeldi

Kadı diğerinede sorar ve Kizir’in karısının gerçekten güzel olduğunu öğrenir. O ZAMAN KARARINI AÇIKLAR.

– Senin yerinde bende olsam, bende aynı şeyi yapardım!

– (Yada Kadı Atlı’dan korkar ve onu bu yüzden aklar)

3. BÖLÜM

Aklanan atlı, Kizir’in öldüğü yere gelir. Kizir’in yakınında Kör-Şeytan (Kizir’in ruhu için) ve Kizir’in karısı, yani Gelin durmaktadır. Kizir’la Gelin de alay eder ve Atlıyla tatlı tatlı bakışmaya yada el kol hareketleri yapmaya başlar. Fakat o anda birdenbire Kizir dirilir. Herkes heyecanlanır ve bağrışır.

Çalgılarıyla birlikte horon da başlar ve ardından kumpanya başka bir mahalleye gider.

TRABZON’DAN BİR ÇEŞİTLEME

“Trabzon’daki Momoyeronlar, Momoera gibi burada da karnaval demekti. Yalnız şöyle bir farkı vardı. Karnavallar, karnavalzamanlarında, Momoera Noel’den Fota arifesine kadar geçen süre içinde olurdu. Dahası bizler Momoeron’lara para verirdik, oysa karnavallarda para olmazdı.

Oyunda dokuz kişiydik:

Baş kişi efzon eteğiyle Arnavut idi. Sahneye ilk olarak o çıkardı ve bıçaklarla kasap oyununu oynamaya başlardı. Çok zor bir oyundur. Kemençe çalar ve Arnavut bıçaklarla yaklaşık yarım saat oynardı. Çünkü bazı aileler temsili değil, daha çok horonu izlemek isterdi.

Arnavut’un horonundan sonra, temsil başlardı:

Kral ve Kraliçe, Yaverleriyle birlikte gelirdi. Avrupalı kral ve kraliçeler gibi giyinmişlerdir. Fakat giysileri kağıttandır.Kral ve Kraliçe bir köşede dururdu.

Daha sonra, Arapların giydiği, ayak bileklerine kadar olan beyaz renkli entarisiyle bir Türk Derviş gelir. Dizlerine kadar beyaz sakallı, büyük sarı sarıklıdır, yani Hoca.

Ardından , semerli ve Türkiye’deki hamallar gibi giyinmiş Hamal gelirdi.

Ardından, ölüleri taşıdıkları için siyah renkli giysileri olan iki yardımcı gelirdi.

Şeytan hariç, hepsi evin içindedir, o ise dışarıdadır, ortaya çıkmazdı. Şeytan, üzerini sıkı sıkıya saran siyah bir kıyafet giyerdi. Zayıf ve uzun boyluydu. Başında boynuzları ve orasında burasında çıngırakları vardır. Uzunluğu bir metre kadar olan çıngıraklı kuyruğu siyaha boyalıydı, uyduruk eldivenleri ve uzun tırnakları vardı. Ayrıca yüzü, elleri, ayakları sa siyaha boyanmıştı.

Arnavut horondan sonra bir köşede dururdu. Rolü önemliydi, ayrıca gurubun da yönetmeniydi.

Ortaya Derviş çıkar ve halka şöyle seslenirdi:

– Dikkat! Dinleyin! Balta konuşuyor! ‘Ben bir baltayım belanın başıyım. Ustayım. Odun yarmada ustayım’ Bıçak da konuşuyor’Ben bir bıçağım. Değdiğim yeri keserim. Bütün silahların içerisinde en önemlisi sayılırım’

Sonra tekrar kalabalığa seslendi:

– Dinleyin baylar! Horosandan geliyordum. Bir ceviz ağacının altına oturmuştum ki, kafama bir ceviz düştü, çatladı ve içinden bir şeytancık çıktı. Eğer bana inanmıyorsan, ey yüce Arnavut görmen için onu çağıracağım.

– Çağır da görelim, bakalım söylediklerin doğru mu, derdi Arnavut.

– Bre, imamın oğlu! derdi Derviş.

– Mekmek! Der Şeytan ve gelir( Mekmek ne demek bilinmiyor)

– Ulan, mekmeği baban yesin derdi Derviş öfkeyle.

– Babam sensin, derdi Şeytan.

– Bu Şeytan çocuğunu öldürün, diye araya girerdi Kral, Yaverine dönerek

Yaver, tüfeğini çıkartır ve ‘Bam’, Şeytanı öldürür; bunun üzerine Derviş ağlamaya başlardı:

-Aman, aman oğlum! Sana ne yaptım?

Sonra Yaver, Hamal’a seslenirdi:

-Ulan Hamal, buraya gel.

Hamal gelir ve şöyle söylerdi

-Püff. Bu çok pis kokuyor. Bunu kaldıramam.

Arnavut ortaya çıkar ve bıçaklarla “sera” horonu oynar ve temsil biterdi. Bahşişleri alır arkadaşlarıyla birlikte giderdi.

Arnavut’un toplayacağı paralar için, efzon eteğininaltında iki cebi olurdu. Ağız kısımları kordonluydu. Oynadığı sırada, paralar düşmesin diye cepleri büzer ve bağlardı. Çünkü kağıt değil bozuk para verilirdi.

Bizler evlerre de çağırılırdık. Evlere gider ve gün doğuncaya kadar evleri bitiremezdik. Zengin evleri de bizleri çağırırdı. Mecidiye verirlerdi. Değeri 20 kuruştu ve dört iş gününe eşitti.

Vali de misafirleri olduğunda bizleri davet ederdi. Fakat Valiye bu temsili oynamazdık. Çünkü temsilin Türkler için gücendirici yönü vardı. Orada sadece horon ederdik ve bize 1,5 altın lira öderdi.

Sadece Hellen evlerine giderdik. Bir keresinde bir Türk kahvesinden geçiyorduk. Kapıları açtılar ve oynamamız için bizi içeri aldılar. Doğal olarak, bizler o anda temsili ve sözlerini değiştirmemiştik. Şeytan’a ‘imam oğlu’ deyince, hepsi kızdı. Haklıydılar. Bunun üzerine yaşlı bir Türk, beni yanına çağırdı ve ‘oğlum, imam oğlu diyeceğinize şeytan yavrusu desenize” dedi.

Bizim grup Trabzon’un en iyisiydi. Ama bizimle aynı değerde olmayan başka gruplar da vardı. Onların ne horonları ne temsilleri dikkate değerdi. Onları evlere çağırmazlardı. Kapıları çaldıklarında, kimisi açar, kimisi açmazdı. Açılan kapılarda oynarlardı. Bizler davet üzerine giderdik.

Bütün Momoeron’ları, bir onbaşı ve dört asker korurdu. Arkamızdan gelirlerdi. Sabahleyin işi bitirdiğimizde, onlara beş kuruş verirdim, sevinirlerdi. Bazı akşamlar için onlarada para verirdim.”

Anlatan *K.Sidipodulos

TRABZON İLİNİN ZERFİRİ KÖYÜNDEN BİR ÇEŞİTLEME

Temsil, Yılbaşı arifesindebaşlar ve Yılbaşında gün boyunca sürerdi. Momoyeros gurubu, köyün 15-20 gencinden oluşurdu. Bunlar Yılbaşı arifesinde köy meydanında toplanır, çadır kurar, ateş yakar ve orada uyurlardı. Gün doğumunda kalkarlar ve oynayacakları rollere uygun kıyafetlerini giyerlerdi.

İhtiyar kadın: Vişne yada deniz renginde bir şalvar, üzerine bir jipon giyerdi. Belinde bir kuşak, acem-şalı. Kuşağın arkasında püskülü vardı. Eteğinin üstünde kısa, kürklü bir manto giyerdi. Başına ‘leçek’ denilen bir başörtüsü takardı.
İhtiyar adam: Üst kısmı oldukça geniş siyah şalvar giyerdi. Bu tür şalvara”karavana” denilirdi. Balldırlarında bir çeşit beyaz renkli ve yünden yapılmış bir tozluk bulunurdu. Alt kısmına kadar iner ve deriden yapılmış çapul’ların üst kısmını da örterdi. Ayrıca ‘papah’ denilen bir tür başık takar ve bir de ceket giyerdi. Yüzünde makyaj ve beyaz sakal da olurdu.
Gelin: İpek elbise ve üstüne beyaz bir gelinlik giyerdi. Alnında ‘semsedes’ yani gümüş paralarla donaltılmış şerit vardı. Başı ve alnı’ kamara’ denilen şeffaf bir örtüyle örtülüydü. Ayrıca beyaz çorap, beyaz eldiven ve ayakkabı giyerdi.
Doktor: Gabardin kumaştan elbise giyer, fötr şapka takardı. Yüzü maskeliydi. Bir elinde ilaç ve aletleriyle dolu çantası, diğerinde bastonu vardı.
Kemençeci
Eşeği götüren çocuk: Bir heybe de taşırdı. Momoyeros’lar heybeye, kendilerine verilen bahşişleri ( çörek, ceviz, fındık, elma, muşmula gibi yiyecek maddelerini ) koyarlardı.
Kumpanyanın geri kalan diğer çocukları, zipga ve zipga’nın üzerine “Fustanelles” (Efzon eteği) giyerlerdi. Bellerine ‘tarabulus’denen ipekten yapılan bir kuşak takarlardı. Vücutlarının üst kısmına bir yelek giyerlerdi. Boyunlarındsan aşağı bir muska ve zincirli bir saat sarkardı. Başlarında püsküllü bir fes ve yüzlerinde rollerine uygun maskeleri olurdu.

Ayinden sonra kumpanya, kilise meydanına gider ve orada kemençenin eşliğinde Karadeniz’e özgü halk oyunlarını oynardı. Bu sırada gençlerden biri heybeyle dolaşır ve herkesten bahşiş toplardı. Aynı işi bir gencin işliğinde Gelin de yapardı.

Daha sonra kumpanya, köydeki evlere girerdi:

İhtiyar adam, İhtiyar kadın’ın koluna girer, yolda yürüdükleri zaman onu öperdi.

Kadın ise:

– Bre ihtiyar, rahat dur!Çocuklar görecek!…

– Canım, sıkılma!O çocukları biz yaptık. Düşünme onları.

Yürüdükleri sırada, İhtiyar kadın birden yere düşerdi. Hemen Doktor gelir, çantasınıaçar ve kadını muayene eder, ayıltırdı.

Temsiller, Yılbaşından Theofania’ya kadar sürerdi. Kumpanya, yakın olan köylerede giderdi. Son gün, Türk yönetim merkezine gider, sonuncu temsilini orada sunuardı.

*Aktaran Pelagia Kosoğlu

TRABZON MAÇUKA’DAN (MAÇKA) BİR ÇEŞİTLEME

Güldürüdeki kişiler:

Atlı maskesiz iri yarı ve çevik, katı ve kibirli biridir. Başında Karadeniz kukula’sı gibi, ipekten bir mendil vardır.

Kizir, kötü giyimli alaycı, gözüpektir, fakat Derebeyi olan Atlı’nın karşısında korkakça davranır.

Davacı, aynı şekilde kötü giyimlidir. Sırtında, belinden öne doğru düşük ve belinden aşağıya doğru sarkık insan şeklinde kukla taşır. Böylelikle hangisinin canlı hangisinin ölü olduğu zor anlaşılmaktadır.

Kadı, iyi giyimlidir, karnında yastık vardır, beyaz sakallı, tesbihli ve bastonludur.

İki Şeytan, sürekli olarak cızırtı yaparlar. Başlarında boynuzları ve kuyruklarında çıngıraklar vardır. Ellerinde demirden çatallar, halkı, Momoyerosları ve özelliklede kendilerine küfür eden Kadı’yı sürekli rahatsız etmektedirler.

Gelin maskesizdir, ama erkek olduğu anlaşılmayacak kadar makyajlıdır.

Güldürü başlar: Atlı, tehditkarca voltalar atar ve mübaşire seslenir:

-Ulan Kizir, Ulan Kizir!

Kizir, gelmeye korkar ve bir yere saklanır. Atlı’nın üçüncü kez seslenişinde ortaya çıkar.

-Buyur, efendim. Burdayım

Ortaya doğru ilerler. Atlı ona doğru bağırır ve vurur.

-Bre kereta! Sabahtan beri çağırıyorum. Sen ise yanıt vermiyorsun. Neredeydin şerefsiz?

-Seveyim seni, efendim, tuvaletteydim.

-Tuvalette ne bok yiyordun?
-Sana meze hazırlıyordum!

-Al o mezeyi, karına, anan verde yesinler, kafir! Haydi çabuk atıma arpa ve saman ver.

-Şimdi yayıktan kaymak da istersiniz! İşte arpa ve saman

-İşte şimdi sana bir aferin

-Kaynatamın götünü ye emi!

-Ulan Kizir!

-Buradayım ağam

-Karakapan’dan su istiyorum ( Maçkdaki su kaynaklarından birinin adı)

-İşesem olmazmı?

-Karakapandan su dedim!

Mübaşir suyu getirmeye gideri gelir:

-İşte saa Karakapan’dan su

-Şimdi de sana kocaman bir aferin

-Kaynatamın götünü ye emi!

Atlı, ortada yine dolanır ve yine seslenir:
-Ulan Kizir!

-Buyur ağam. Ne istersen söyle

-Atıma çivi ve nal getir

-Bakalım, seni kulaklarından çivilemeye ne zaman gelecek?

-Çivi ve nal dedim

Mübaşir, büyük bir çivi getirir

-İşte çivi al gözüne sok

-Neden saana aferin demiyeyimki?

-Kaynatamın götünü ye emi

Atlı dolanır ve isteyecek başka bir şey düşünür. Birden seslenir

-Ulan Kizir

-Mum gibi karşında duruyorum ağam

-Çabuk bana bir horoz getir

-Sahtesini mi gerçeğini mi?

-Ne sahtesi ne gerçeği . Horoz istiyorum der ve Kizir’e vurur

Mübaşir bir tavuk getirir

-*İşte size hem erkek hemdişi bir horoz

-Öyle mi? Bravo, yani aferin

-Kaynatamın götünü ye!

-Ulan Kizir!

-Kulağım sizde efendim.

-Tanrı derki, neyin varsa yarısını komşuna ver. Senin karın da var baldızında. O halde, ikisinden birini bana vermelisin.

Mübaşir öfkelenir ve Atlının üstüne atılır. Kavga olur. Atlı Kizir’i öldürür.

Davacı gelir. Kardeşini ölmüş görünce, suç duyurusunda bulunmak amacıyla Kadı’ya gider.

-Efendim. İki kardeşim vardı. Birini dün öldürdü, onu sırtıma bağladım.Diğerini ise bugün yol ortasında öldürdü. Bu devlette yasa varsa, onun yargılanması gerekir.

-Kardeşlerini öldürten kim ?

-Derebeyi

Kadı , Şeytana seslenir ve ona:

Çabuk derebeyini buraya getir der.

Şeytan, cızırtı yaparak gider, Atlıyı alır ve onu Kadının huzuruna getirir.

Kadı:

-Sen Tanrımısın? Bu adamları neden öldürdün? Bana açıklamanı istiyorum.

Atlıu içi Lira dolu bir kese çıkaraır ve onu Kadı’ya uzatır. Kadı, alır , keseyi eliyle tartar ve memnun olmuşcasına, yumuşak bir tonda:

-Niçin öldürdün? Diye sorar

-Söyliyeyim, dinle: Kitaplar derki : Büyük balık küçük balığı yer. Ben Derebeyi olarak köylere geldim. Arpa istedim’yok’, saman istedim ‘yok’ su istedim ‘yok’ nal istedim ‘yok’, horoz istedim tavuk verdi. Güzel gari’ları vardı, birini istedim vermedi. Diğerini istedim, vermedi. Kanım tepeme çıktı. Vurdum ve öldürdüm onu!

-Gari’lar güzel mi?

-Çok güzeller. Köyün soğuk suları gibi

Kadı, Şeytan’a buyurur:

-Gelin’i getir de göreyim

Şeytan, gider ve gelini getirir. Kadı gelini görür ve beğenir.

-Aman, ne güzel!Haa..Şimdi dulda kaldı, der ve Gelin ağlamasın diye Kadı, Şeytan’a:

-Doktor’u getirde, Gelin’in kocasını muayene etsin. Öldümü , bayıldı mı?

Gelin, Kizir’in yanına gider ve ağlar. Doktor gelir ve komik bir muayene yaptıktan sonra Şeytan’a:

-Kalem ve hokka getir. Rapor yazacağım, der

Şeytan sadece kael getirir. Doktor kızar

-Sana hokkada getir demiştim

Şeytan cızırtı eder vew arkasını çevirir. Doktor da onu hokka gibi kullanır ve raporunu nasihat verircesine yazar:

-Kimin karısı güzel ise, yaşamaya fazla zamanı yok

Gelin, kocasının öldüğünü ve yaşlı Kadı’nın kendisini istediğini anlayınca, bakışlarını kaldırır, kendisine arzuyla bakan Derebeyi’ni görür ve o an yanına gitmek ister.

Gözyaşlarını siler, gider kocasının başı üzerine osurur ve sonra aşkla atlının yanına gider. Fakat o ana ölü kocası dirilir, kalkar ve etrafına bakarak:

-Bu gece güzel bir rüya gördüm

-Osuruktandır, der Doktor

-Yok canım çiçek kokluyordum

-Osuruk kokusudur

-Yok çiçek kokusuydu

-Bir daha iyice kokla

Mübaşir, parmaklarını koklart ve:

– Doğru osurukmuş, kafama kim osurdu?

– Şeytan cızırtı eder ve o sırada Atlı’nın kucağında olan Gelin’i gösterir. Atlı seslenir:

– -Ulan kemençeci, kemençe çal!

Kemençeci çalar, horon başlar. Mübaşir yabancı gibi, bir köşede bağdaş kurmuş üzüntüyle Atlı’nın yanında horon eden karısını izler.

*Derleyen E. Krikiadis

SÜRMENE ASO KÖYÜNDEN (BUGÜNKÜ AKSU KÖYÜ) MOMOYERİ

“Momoerion’lar , çeşitli kılıklara girmiş 4 – 45 gençten oluşan bir guruptu. Bunlar okul yada kilise yararına para toplamak için Noel ve Yılbaşı arifelerinde köydeki evleri dolaşırlarmış. Guruptakilerden biri Doktor olurmuş. Takma bıyık ve sakal takarmış. Başına kartondan siyah ve yüksek bir şapka geçirirmiş. Elinde baston ve küçük valiz taşırmış. Mahsustan ev sahibini muayene eder, çantasından da gerçek olmayan araç ve gereçler çıkarırmış. Halkı etkilemek ve güldürmek için sözde hasta olanla Türkçe konuşurmuş: Sen çok hastasın , çok para vereceksin.

Gruptakilerden bir başkası Zaptiye kılığındaymış. Askerlerinki gibi bir kıyafetgiyerve beline bir tahta kılıç takarmış.Doktaora eşlik ederdi ve Doktor aşırıya kaçtığında , Doktoru sözde hastaya eziyet etmemesi için serçe uyarırmış.

Bir başkası Arap’ı canlandırıdı . kiliseden ödünç alınan bir cübbe giyerdi.Yüzünü kurumla siyaha boyardı, takma sakal ve bıyık takardı, başınada kartondan yapılma boynuz geçirirdi

Momoyerlerin gurubunda gelinde vardı. Bu rolü kadın elbisesi giymiş bir genç canlandırırdı. Damat ise Zeybek kıyafeti giyerdi.

*Hristos Samuilidis – Belge Yayınları

Please follow and like us:

Enjoy this blog? Please spread the word :)