Genetik Mühendisliğinin Çevre ve İnsan Sağlığına Etkileri, GDO'lu Gıdaların Tüketimi

GENETİK MÜHENDİSLİK VE ÇEVREYE ZARARLARI

1. Gen Nedir?

Tüm bitki ve hayvanlarda milyonlarca hücre bulunur. Bu hücrelerin her birinde bir çekirdek ve her çekirdeğin içinde DNA dizileri vardır. DNA sarmalları katlanarak, kromozomları oluşturur. İnsan vücudundaki tüm DNA çözülseydi aya kadar ulaşır ve 8000 kez geri dönerdi.

Döllenmiş bir insan yumurtasında, yarısı anneden gelen, diğer yarısı da babadan gelen DNA’lardan yapılmış kromozomlar bulunur. Döllenmeden sonra hücre, herbiri bu yeni kromozom kombinasyonunu miras olarak alan iki eşit kopyaya bölünür. Yumurta hücreleri tekrar tekrar bölünmeye devam eder. Miras alınan genetik malzeme kromozomlara taşınır ve her yeni hücre için eşit orandadır.

DNA, genelde organizma hakkındaki tüm bilgileri içeren karbon kopya olarak açıklanır ve genler de bu kopyayı renklendiren mesajları içerir. Her gen değişik özelliklerin kodudur. Bu ayrıntılar canlı organizmayı makinelerden ayırır. Aslında genleri tanımlamak çok zordur, bu yüzden tanımlanmaları için şu iki sözcük kullanılır: “Yaşayan Organizma”.

Genler tek başlarına bir işe yaramazlar. Genler, karmaşık şebekeler halinde çalışıp doğal işlemlerin, doğru yer ve doğru zamanda olmasını sağlayan DNA parçalarıdır. Bu mekanizma milyonlarca yıldır böyle işlemektedir. 1983’te genlerle ilgili çalışmasıyla Nobel Ödülü kazanan Barbara MC Clintock’a göre; genlerin işlevi, tamamen oluştukları doğal çevreye bağlıdır.

2. Genetik Mühendislik Nedir?

Geleneksel üreme şeklinde cinslerin başarısı, gen havuzunda zaten varolan ayırdedici kişisel özelliklerden kaynaklanır. Doğada genetik çeşitlilik kesin sınırlar dahilinde oluşur. Bir gül değişik türde bir gülle döllenebilir ama asla bir maymunla döllenemez. Çoğu zaman birbirine çok yakın ilişkide olan türler arasında bile döllenme imkansızdır. Örnek olarak bir at eşekle çiftleşebilir, ancak doğacak olan yavru, yani katır, kısırdır. Bu sınırlar türlerin mükemmeliyeti açısından zorunludur.

Geleneksel üremenin aksine, genetik mühendislik, farklı cinsleri alıp birbirleriyle çiftleştirir ve değişik bir tür yaratmayı amaçlar. Örneğin bir buzul balığının içindeki antifriz maddeyi alıp, bir domates veya çileğe enjekte eder ve donmaya karşı dirençli hale getirirler. Bilim adamları için bakteriler, virüsler, hayvanlar, insanlar veya bitkilerden alınan genleri birbirine karıştırmak mümkündür. Bugün yemekte olduğumuz gıdaların pek çoğu yapay yollardan üretilmiş olup, atalarıyla çok az ilişkilidir.

3. Nasıl Yapılır?

Genetik Mühendislikte kullanılan bir çok teknik vardır. DNA sarmalinde, genlerin başladığı ve bittiği yerleri belirleyen kimyasal işaretleyiciler vardır.DNA’yı genlerin başladığı veya bittiği noktalardan kesebilen bazı enzimler bilinmektedir. Bu sınırlayıcı enzimlere biyokimyada ‘makas’ adı verilir. Ayırılan genler daha sonra bakteriler içindeki DNA’nın çeşitli bölümlerine yerleşir. Bakteriler hızla çoğalır ve kısa sürede binlerce eşit kopya oluşur.

Genetik Mühendisliğin üzerinde çalışacağı bitki için kullanılan iki ana metot vardır:

Bir virüs veya bakteriden alınan genetik maddeden bir “taşıyıcı” oluşturulur ve kaçak yoldan bitkinin kendi DNA’sına yayılmak üzere kullanılır. Bu bakterilerin adı ‘Agrobacterium tumifaciens’ dir ve bu amaçla kullanılan bitkilerde safra kesesi vazifesi görür.

Genler çok sayıda altın topaklarla örtülür. Bu topaklar, özel bir aletle alıcı organizmadan alınan hücrelerin bir katmanına ateşlenir ve şansı olan, hücrenin çekirdeğine ulaşır.

Genetik mühendislikle üretilen hayvan ve balıklarda mikroenjeksiyon yöntemi kullanılır. Döllenmiş yumurtalar yeni gene enjekte edilir ve bazı durumlarda da kromozomlara girip hayvanın kendi DNA’sıyla birleşir. Gen transferinde kullanılan tekniklerin başarı şansı düşük olduğundan bilim adamlarının hücrelerden hangisinin yeni DNA’yı oluşturacağını bilmeleri gerekmektedir. Böylece gen transferinden önce işaretlenmiş bir gen, antibiyotiğe direnci olan kodlarla kodlanır. Bitkiler bu antibiyotiğin birazını içererek büyümeye başlarlar ve yaşamayı başarabilenler antibiyotiğe dirençli olanlar olur. Bu hücreler yetiştirilip, olgun bitkilere dönüşür. Bu sistemin kusursuz işleyeceği garanti edilemez ve organizmanın DNA’sında tahribatlara yol açabilir.

4. Beklenmeyen Yan Etkiler

Genlerin düzenlenişini tamamen anlamak mümkün değildir. Organizmanın DNA’sında herhangi bir değişiklik kontrol edilemez sonuçlara neden olabilir. Örneğin mısırdan alınan kırmızı pigment geni, petunyaya transfer edilmiş. Önceden çok yaprak ve filiz veren çiçekler beyaza dönüştüğü gibi; mantara karşı dirençli, ancak verimlilik açısından zayıf kalmışlar.

Yabancı bir genin gelişigüzel yerleştirilmesi organizmadaki DNA’nın işleyişini tahrip edebilir. Örneğin gen, hücrenin içinde umulmadık kimyasal reaksiyonlara sebep olabilir, veya hücrenin fonksiyonlarını tahrip edebilir. Bu yeni toksinler veya alerjenlerin oluşmasına neden olabilir.

Bir virüs ve bakteriden alınan bir DNA parçası, yeni sahibine yerleştirilir. Genlerin oluşumu 10 ile 1000 katı daha fazla olurken, komşu genlerin etkilenme olasılığı da artar. Bu dışarıdan verilen destek, bitkinin normal üremesi sırasında zararsız olan fakat yüksek konsantrasyonlarda toksik özellik taşıyacak maddeler üremesine neden olabilir.

Örneğin daha yüksek fermantasyon amacıyla genetik mühendislik işlemi gören maya, methyl-glyoxal adı verilen toksik bir maddenin üremesine neden olabilir.

5. Genetik Mühendislik-Üretilen Gıdalara  (gdo) Uygulanan Yetersiz Testler (Genetiği değiştirilmiş gıdalar)

Bir çok insan genetik mühendislik gıdalarıyla 1996’da Amerika’da bu yolla soya fasulyesi üretilmesiyle tanıştı. Amerika’da üretilen soya fasulyelerinin %40’ı ihraç edildi. Fasulyeler Avrupa’ya ulaştığında geleneksel hasat mevsimi de gelmişti. Bunun üzerine Amerikan Soya Fasulyesi Birliği, yapay yolla üretilen fasulyelerin doğal olanlarla aynı besin değerini taşıdığını iddia etti. Bu iddia genetik mühendislik yoluyla üretilen gıdalar üzerinde yapılacak kontrolleri de geciktirdi. Eğer doğalı ile tıpatıp aynı ise kontrol etmenin ne gereği vardı? Ancak bazı bilim adamlarına göre bu ‘tıpatıp aynı’ iddiası yanlıştır ve gıdaların güvenirliliği konusunda bir kriter oluşturamaz. Genetik mühendislikle üretilen gıdalar, beklenmeyen toksik veya alerjik özellikler taşıyan yeni moleküller içerebilir. Bir ürün doğalıyla ‘tıpatıp’ olmak bir yana, yeni oluşumundan dolayı zararlı bileşimler içerebilir.

1989’da Amerika’da 37 kişi L-tryptophan içeren bir gıdadan zehirlenerek öldüler. Bu gıda genetik mühendislik yoluyla üretilmişti.

ABD marketinde genetik mühendislik yoluyla üretilen gıdalar; mısır, soya fasulyesi, patates, domates, hindiba, papaya, süt ve diğer hayvansal gıdalardır. Bu gıdaların hiçbiri tam anlamıyla testlerden geçirilmiyor ve ciddi problemlere sebebiyet verme olasılıkları da yüksek.

6. GDO LU GIDALARIN TÜKETİMİ KONUSUNDA Toplumsal Kaygılar

Bugün dünyada genetik mühendislik gıdalarıyla ilgili birçok araştırma ve tepki oluşmuş durumda. Endüstri ülkelerinde bu tepkiler hükümetle sivil toplumu karşı karşıya getiriyor. Pekçok hükümet, genetik mühendislik yoluyla gıda üretimi yapılmasından yana tavır koyuyor. Bu gıdaları yemeyi reddeden insanların sayısı da her geçen gün artıyor. Toplumsal kaygıları şu ana kategorilere ayırabiliriz:

Seçim

Tüketiciler bu yolla üretilen bir çok gıda olduğundan, etiketleme olmamasının onların özgür iradeyle seçim yapmalarını zorlaştıracağından korkuyorlar.

Sağlık

İnsanlar bilimin gıdaları güvenli veya güvenli olmayan diye doğru şekilde ayıracağına güvenemiyorlar. Birçok ülkede meydana gelen olaylar insanların güvenini ve tehlike olmadığına inancını sarsıyor.

Ahlâk

Bazı insanlar için bu gıdaların güvenli olup olmaması değil, doğal olup olmaması ve gereksizliği ilgilendiriyor. İnsanlık ve doğaya aykırı olduklarını düşünüyorlar.

Politik

İnsanlar hükümetlerin ticari güce karşı koyamadığını düşünüyorlar.

Kâr

Monsanto, Novartis, Zeneca, Aventis ve Du Pont piyasayı ellerinde bulunduran firmalar.

Çevre

Genetik mühendisliğin eko sisteme, doğal hayata ve tarıma zarar verdiğine inanılıyor. İnsanları en çok kaygılandıran konuların başında çevreye verdiği zararlar geliyor. Bu yapay organizmaların çevreye yayılıp kendi karakteristik özelliklerini diğer organizmalara bulaştırmasından ve doğal dengeyi bozmasından endişe ediliyor.

7. Etiketleme

İnsanlar bilgileri dışında genetik mühendislik yoluyla üretilen gıdaları yediklerini farkedince tepkiler çoğaldı. Bu da, bu tür gıdaların üzerine açıklayıcı etiketler konmasını zorunlu kıldı.

Bu gıdaların doğal olanlardan farklı olduğu kanıtlandıkça da çıkabilecek sağlık sorunlarını ortadan kaldırmak amacıyla etiketleme bir şart oldu. Böylece insanlar bilinçli olarak bu gıdalardan uzak durabilecekti.

Etiketlere rağmen bu gıdalardaki tehlikelerden uzak durmanın en emin yolu organik gıdalarla beslenmek.

8. Kimin Kontrolü Altında

Günümüzde genetik mühendislik gıda, katkı maddeleri, ilaç, kimya ve çiçekçilik gibi alanlarda kullanılmakta.

Dünya Ticaret Örgütü

Serbest ticaret, ülkelerin insan sağlığı ve çevreye zararı da olsa bu ürünleri reddetmesini güçleştiriyor.

Patent

Yeni bir ürün için patent almak oldukça pahalı ve zor. Bu da bir ölçüde bu işin marketini sadece büyük firmalara bırakıyor. Firmalar bu işler için her yıl trilyonlar harcıyorlar. Hükümetler (özellikle de Amerika) bu firmalarla yakın ilişkileri yüzünden tepki görüyor.

Please follow and like us:

Enjoy this blog? Please spread the word :)