Milattan önce Kadıköy’ün mezarlığı olan Fenerbahçe, ikbal devrini Bizans döneminde yaşamış; sadece futbolcularıyla değil, çavuş üzümüyle de tanınmıştır.

Üzümü ye, bağını sorma” derler. Ama biz yine de “çavuş üzümü” bağlarının Fenerbahçe taraflarından İzmit’e doğru ulaştığını söyleyelim.

Yani sadece Zeki Rıza Sporel, Bombacı Bekir veya Lefter değil Fenerbahçeli… Çavuş üzümü de, Theodora da Fenerbahçeli…

En parlak dönemini II. Abdülhamit döneminde yaşayan Fenerbahçe her ne kadar “yarım” olsa da sevdaların “bütün”üyle yaşandığı zevk-ü sefa adası olarak tanımlanırdı. Siyasi ve askeri olayların gündeme geldiği anlarda Fenerbahçe atış ve talim alanı olmuş, Birinci Dünya Savaşı’nda Almanlar tarafından bu alana istihkâmlar kazılmıştı.

Savaş zamanı da, sulh zamanı da dört başı mamur bir korunaktır Fenerbahçe. Gençlerin buraya akın etmesi ve “tam siper” sevdaya yatması galiba biraz da görünebilecek herşeyi “kamufle” edebilme özelliğinden kaynaklanıyor. Araba turlarının yapıldığı, çayırlara serilenlerin helva ve dolma partileri ile ziyafet alanına çevirdiği bu alanın bir de deniz hamamları ile çevrelendiğini düşünün…

“Meşrutiyet Zamparaları”nın sık sık uğradığı ve sevda oltaları attığı Fenerbahçe’de en şöhretli “gönül zaptiyesi” Ali Şamil Paşa olup muhabbetin en koyulaştığı anda zaptiyeleri ile mesire yerine damlardı. Her tarafı nişanlarla kaplıdır. Atının üzerinde gümüş saplı kamçısını sallayıp gür sesi ile herkesin rüyalarını kesiverirdi: “Haydii paydos paydos… Herkes evine…” Orta sınıf halk, tekmili alınca, arabalarına koşar ve caddenin yolunu tutardı. Söğütlüçeşme’deki yüksek bir alana yaptırdığı ahşap konağında civara derebeyi idaresi getiren paşanın bu emri saraylılar ve imtiyazlılar için geçerli değildi. Onlar yine eğlencesine devam edecek ve Üsküdar havalisi kumandanının iltifatlarına mazhar olacaklardı.

Milattan 684 yıl evvel, Kadıköy’ün temeli Chalcedon (Kalkedon) olarak atılmıştı. Fenerbahçe yarımadası işte bu Kalkedon’un Erion adını taşıyan mezarlığı idi ve Hera Tapınağı ile mitolojilere girmişti. Mitolojiye göre, Baba Kronos, Hera’yı yemek istemiş ve Zeus tam zamanında yetişerek onu kurtarmıştı. Anlaşılıyor ki Hera gayet besili ve leziz olmalı ki; Kronos ona aç kurtlar gibi saldırmıştır.

Hera Tapınağı Sasani istilasında yıkılmış, Hırıstiyanlığın ortaya çıkışı ve Hazreti İsa’nın ölümünden sonra Aziz Andrea Fenerbahçe’ye gelmişti. Aziz Andrea dediğimiz, on iki havariden biridir. Bizans döneminde Hiera olarak anılan Fenerbahçe’nin ikbal devri Justinianos ile başlar. Jüstinyen ise Theodora ile evlendikten sonra Fenerbahçe’de onun adına bir saray yaptırmış ve başta Prokopius olmak üzere tarihçiler, sarayın ihtişamı üzerine dil dökmüştür.

Acaba saray mı muhteşemdi yoksa sahibesi mi?

Günümüzde imparatorun adı pek telaffuz edilmez; ama Theodora imparatoriçeliğine “şuh ve ihtiraslı kadın”ı da eklemiştir. Kendisini “medyatik” yapan, kadınlığıdır. Prokopius, Theodora’yı “kısa ama mütenasip vücutlu, solgun yüzlü ama son derece cazip bir kadın” olarak tarif eder. Bakışları her zaman öfkeli dediğine göre Theodora, yeni dille söylersek “huysuz ve tatlı kadın”dır. Ama bazen sevgilisi Areobindos’u herkesin önünde kamçılattırarak öfkesini sadistlik ölçülerine vardırırdı.

Justinianos ile Theodora’nın Fenerbahçe’deki saray hayatı imparatoriçenin 548’deki ölümüne kadar sürmüş ve bu alanın adı Heraklios döneminde Hiera’dan “Hieria”ya dönüşmüştü.

İşte sözünü ettiğimiz çavuş üzümü, Trygeton denilen ve otuz gün süren bağbozumu bayramlarında arz-ı endam etmiş ve Fenerbahçe’deki bayramlarda hem dillere destan hem de lezzet olmuştur. Neden “nefer üzümü” değil de “çavuş üzümü” olduğu, galiba biraz da asaleti ve lezzetli heybeti ile ilgilidir.

Eremya Çelebi’den Evliya Çelebi’ye, Müfit Ekdal’dan Adnan Giz’e ve bendeniz bu fakire kadar yazarların sıkça kalem oynattığı bir alandır Fenerbahçe… Hem sadece kalem değil, futbol da oynatır…

l87O’te Fenerbahçe civarı, yabancı uyruklu dört kişi tarafından satın alınmıştı. Belçikalı Singri, Baron Oppenheim, İsviçreli Semadeni ve Alman Müller… Onlara ait ev ve müştemilatlarda ise ekalliyet otururdu.

Mitolojiden gerçeğe uzanan hayatın alabildiğine yaşandığı Fenerbahçe, Kadıköy’ün medar-ı iftiharı olarak hatıraların en mümtaz nişanına sahiptir. Belvü Palas’tan Fenerbahçe Kulübü’ne kadar uzanan bu “koy”un insanları müsaadenizle hayatı “koyun koyuna” yaşamıştır.

FENERBAHÇE’NİN “ÖLÜM BURNU”

Bizans Kralı I. Justinien Fenerbahçe’de Fener Kulesi’ni yaptırmıştı. Eskiden plajın olduğu yerdeki Theodora Hamamı da Justinien’den kalmadır. 600 yılında Kalamış’ta Otrope Limanı yapılmış; ama halk isyanında imparator Fenerbahçe’de asıldığı için Osmanlılara kadar burası “Ölüm Burnu” olarak adlandırılmıştı. Kanuni, Justinien’den kalma tarihsel mekânlara sahip çıkmış; ama daha sonra afetler ve bakımsızlık yüzünden yıkılan bu mekânlarda bahçeler yer almıştı. Kalamış ise çok eskiden sazlık kaplı büyük bir bataklıktı. Kalamış adı, Rumca Kalamisia’dan gelmişti. Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde Fenerbahçe Koyu ve Kalamış denizciliğin görkemli gösteri alanı olarak görülmüş ve donanma bayramlarındaki yelken, kürek ve yüzme yarışlarına sahne olmuştur. Fenerbahçe, 1961’de Kızıltoprak’tan ayrılarak bağımsız bir belde haline gelmiştir.

Ergun Hiçyılmaz
Please follow and like us:

Enjoy this blog? Please spread the word :)