ZABBAK OYUNU:

Isparta merkez ilçesinin Kılıç köyünde iki erkek tarafından oynanılan Zabbak Oyunu yarı yarışmalı bir oyundur. Gücü, kuvveti yerinde delikanlılar tarafından oynanılır. Düğün ve bayramlarda sırf erkeklerce yürütülür. Kılıç köyünde iki kişilik Kalkan Oyunu da oynanır. Kılıç ve kalkanın birlikteliği dolayısıyla köyün adıyla bu oyun arasında bir bağ olduğu anlaşılır.

Isparta köylerinde Deve Oyunu ve Teke Zortlaması oyunlarının da kısmen yarışlı idman (sportif) oyunlardan sayılmaları bu yöre eğlencelerinin hususiyetine uygundur.

Afyonkarahisar’ın Dinar ilçesinin Karataş köyünde tamamen raks mahiyetinde Zabbak (Sapa) adıyla bir erkek oyunu gün görüp, adının ‘Zeybek’ tabirinin kalınca bir söylenişi olabileceği ihtimaline yol açmaktadır.

ZAHMA:

Zahma veya Sağma, Sivas’ın Yanlama (Yannama) Halayında ikinci bölümün adıdır. Figüre bakılırsa, kelimenin aslının Sekme olması gerekir.

ZAMAH:

1. Düğün ve bayramlarda yapılan şenlik ve eğlenti: “Haydi Zamah’a gidelim” (Sungurlu-Çorum)

2. Kadınlı-erkekli köy oyunları (Ünye-Ordu)

3. Bir çeşit ziyafet (Ankara).

4. Düğünde oğlan evinde oturulan yer, düğün odası (Erkilet-Kayseri)

5. Düğünden iki gün önce başlayan eğlence (Dedeler-Konya)

Zamak: Hile, oyun. ‘Sana bir zamak ederim ki sen de beğenirsin.’ (Bafra-Samsun)

Cumhuriyet dönemi millî bayramlarımızdan önceki dönemin dinî bayramlar dışı şenlikli toplantılarına yakın zamanlara kadar geleneğe göre Zamah denirdi. Topluluk oyunları gecesi, yeni zindan karanlığında oyun. Oyun sahibinin servetine göre kimi zaman loşlukta geçerdi.

Kırşehir’in Avanos (günümüzde Nevşehir’in ilçesi) mevkiinde düğünün yedi günü içinden en önemli gece zamah adını alır. (İstanbul’daki donanma gecesi gibi birşeydir).

Birkaç kişi tarafından yürütülen nadir bir Kızılbaş (Alevî) oyununa da Zamah adı verilmişti.

Çorum’un Sungurlu yöresinde düğün ve bayramlarda yapılan eğlentinin adı Zamah’tır. Mesela “Haydi Zamah’a gidelim” dediklerinde sırf şenlikli bir toplantı kasdedilip anlaşılır.

Ordu’da kadınlı erkekli köy oyunlarının adı Zamah’tır.

Ankara’da Zamah denilen bir çeşit halk ziyafet göreneği yerli halkın mütevazı tabakası arasında mevsiminde hala vardır.

Kayseri’nin Erkilet yöresinde düğünlerde oğlan evinde oturulan yere, düğün odası anlamında Zamah adı verilir.

Konya’nın Dedeler yöresinde düğünden iki gün önce başlayan eğlenceye Zamah denir.

Samsun’un Bafra çevresinde “Hile, oyun” anlamında bir zamak imlalı tabir vardır. Mesela: “Sana bir zamak ederim ki sende beğenirsin” derler.

Yurtta, yer yer; “Damda yapılan eğlence, oturak” anlamında bir Zamah tabiri vardır.

Ana kaynağı Sivas yöresi görünen halay ve zamahlarının menşei (kökeni) içtimaî (sosyal) bakımdan mistik olsa bile, yani her iki tabir de buna delalet ediyor görünseler bile, nice yılların, muahhar (geride kalan) serbestliği, bazan öylesine etkide bulunmuştur ki, Zamah (Semağ) çeşitlerinin sözlerine bile “hayat ve iş şartlarından gayrı konulara” artık hiç rastgelinmez gibi olmuştur. Mesela, Sivas oyunlarından saz eşlikli şu Zamah’ın sözleri gemiciliğe temas ettiğinden bir Karadeniz oyun havasına Zamah denilmiş olduğu hissi bile haklı olarak uyanmaktadır. Sezintisi bir gerçeklik kuvvetinde görünmektedir;

Geminin ambarına
Mum diletim şamdadınına
İnşallah kavuşuruz
Hacılar bayramına

Gemideyim gemide
Ayağım yemenide
Alıyorsan al beni
Nişanlım var geride

Sivas’ta Hoşbilezik, Turnam gibi oyunlar Erzurum ile müşterektir (ortaktır). Birde Muhacir Ağzı denilen Erzurum, Kars göçmenlerince Sivas’a getirilmiş havalar vardır ki bunlara bar denilir. Bunlar Erzurum havalisine mahsus bir nevi halaydır. Düğünlerde, Sivas’ın milli havalarından sonra bir değişiklik olsun diye bunları oynarlar: Horoz, Temur Ağa, Tamzara, Bayburt’un Yolundan.

Kelime olarak Zamah, Semağ (Semah) ile birdir. Arapçadır.
ZAMBAK:

Konya’nın Karapınar ilçesini Hotamış köyünde yarı yarışmalı mahiyette olarak bu oyun çeşidi vardır.

Denizli’nin Manastır köyünden edinilen tarife göre; “Alt, üst, sağa ve sola Zambak” oyununun düzeni şöyledir:

Bu oyunda bir komut veren, birde oyunculardan çoban adını alan önemlidir. Öbürleri, komut verinin etrafında ikişerli olarak seyrekçe, fakat tenazur (simetrik, karşılıklı) dairesinde halkalar olurlar. Komut verinin elinde ‘tura’ aynı ucu topak bir ip parçası vardır. Bu adam veya çocuk “sağa, sola zambak” komutunu verince, ikişerli duran oyuncular sağa, sonra sola gideceğinden ‘çoban’ olan oyuncu, bir oyuncunun yerine geçinceye kadar komut verinin turasını sırtına yer. Çoban yer bulunca, bu sefer açıkta kalan oyuncu çoban (ebe) olur. Oyun bu yolda devam eder…

Eski töreye göre bütün sportif Türk oyunlarında (mesela Sinsin’de ) olduğu gibi bunda da düğün ve bayramların bir hengamesi (kavgası, gürültüsü) halinde, celâdet’i (savaşçılığı) büsbütün kızıştırmak üzere davul zurna bir kenarda gümbürdeyip duracağından, oyun sonunda üstünler şerefine halkadakilerin el ele tutuşup bir zafer halayı sekmelerinden daha tabii bir bağlantı olamazdı.

Pek tarihî bir oyun olduğu, hem adının çeşitliliğinden hem de kullanılışının seyrekleşmiş görünmesinden bellidir.

Zambak Oyunu, yarı sportif, mahiyetiyle Ilgın ilçesinin Çelebiler köyünde de erkeklere mahsus olarak tespit edilmiştir.
ZAYAK:

Maraş’ın (Kahraman Maraş) Seyhan ilçesinin köylerinde davul zurnayla yürütülen bir toplu erkek oyunudur.

ZENCİRLİ (ZİNCİRLİ) KÖROĞLU:

Mitolojideki Kafkaslar zirvesinin, zencirbend (zincirle bağlı) Prometeus’unu zihinlerde tedai ettirebilecek (çağrıştıracak) heybette, atıflı bir isim. Bu zincire vurulmuşluk masalının esaret acılarının telmihen (işaret ederek) yine Kafkasların bir kapısında nakledilişini ve bir oyunda tecellisini görmek bu yeni oyun çeşidini kat kat manalandırıyor. Burada Köroğlu, Kars Türküsünü temsil etmektedir. Esaret yıllarına nazaran oyun, Köroğlu Destanı kadar eski değildir. Oyunun son düğümü kurtuluşun sevinciyle çözülür. Daha öncesinde esaretin çileli, ıstırabı yaşatılır. Şeyh Şamil Oyunu da aynı manada olmakla beraber, daha eskidir.

ZEYBEK HORA:

Bursa’nın doğusuna düşen Osmaneli ilçesinin (Bilecik’e bağlı) mesela Ağlan köyünde kalabalık topluluklarca Zeybeğe kalkıldığı olur. Böylesine yalnız o köyde Zeybek Hora denilmesi, ifade bozukluğuyla da bir yakıştırma birleşimi manzarası arz eder. Döl kuralları açısından doğrunun Zeybek Horası olması icap ederdi. Nerede kaldı ki, Türkçe Zeybek ve Rumca Hora kelimelerinin kaide (kural) dışı eklentisi meydana gelmiştir. Bu bozuk birleşimin Mütareke’den (Mudanya Mütarekesi) öncesi Rumların işi olduğu anlaşılıyor. Hora kelimesinin anıldığı her nadir vesilede buna benzer bir kaypaklık derhal sezilir ve sırıtır. Zeybek Hora, şayet davul zurna yoksa kaval, gırnata (klarnet) eşliğinde yürütülür. Adı geçen köyün öbür oyunları Kırdırma, Yanlama ve Vargel isimli çeşitlerdir.

ZEYBEK:

“Zeybek Kıyafeti” tamlamasında olduğu gibi Zeybeklere has oyun anlamında Zeybek Oyunu denilebiliyorsa da, oyun kelimesi katılmaksızın Zeybek kendi oyun çeşitlerinin toplu adıdır. Mesela: Sarı Zeybek, Bergama Zeybeği, Zeybek Osman denildiği zaman, bu tamlamalara ayrıca oyun kelimesinin katılmasına lüzum görülmemesi adet olmuştur. Sarı Zeybek Oyunu birleşimi konuşmada kullanılmadığı gibi, Zeybek Halayı, Zeybek Barı, Zeybek Horanı gibi çeşit adları da yoktur. Nasıl ki; Halay Zeybeği, Bar Zeybeği, Horan Zeybeği gibi adlandırıcı birleşimler de katiyen işitilmiş değildir. Yeni, Zeybek kelimesi, umumiyetle raks anlamında hiçbir zaman ifade genişliği edinmemiştir. Davulcuya ‘Vur Zeybeği!’ denilince Zeybek işi oyun havası istenildiğini anlar ve muhitin en gözde durumundaki bir zeybek havasına girer. Tartım mutlaka dokuzludur. Bu özellik bir damga gibidir ve eski Türklerin uğurlu bildikleri dokuz sayısına uygundur. Dokuzlu tartımın aksak bileşiminde olması damganın damgası haliyle Türk işidir.

Zeybek sıfatı nerelerde bilinmişse, Zeybekler nerelere ulaşabilmişlerse oralarda Zeybeklikten ve oyunlarından izler bulunulabileceği, ondan dolayı aranması gerektiği unutulmamalıdır.

Anadolu’da Zeybek çeşitleri, Aydın tarafında kümelenmiş, daha doğrusu çeşitlenmiş görünmektedir. Fakat bu durum son 150 yıldan öncelere teşmil olunamayacaktır. Bütün Anadolu’da hala yer yer Zeybek çeşitlerinin eski görenek halinde tutulmakta bulunması, bir zamanlar yurt sathında aynı kuvvette gün görüp, yine semt semt kim bilir ne türlü sebeplerle zayıf düşmeye mahkûm kaldıklarına delildir. Kars taraflarında Zeybek adlı bir köyümüz bulunduğuna göre, şimdiki yaygınlığı da Kars’la Ege arasında dikkatle almak durumunda bulunuyoruz. Sırasıyla görelim:

Sakarya Kavsi yöresinden Bilecik’te Zeybek ikişer veya dörder kişi tarafından çift çift oynanır. Erkekler, kadınlardan ayrı yürürler. Varsa açık havada davul zurnayla, yoksa eldeki öbür yerli çalgılar eşliğinde oynanır: Darbuka, Klarnet veya keman gibi.

Bozüyük ilçesinin, mesela esnemer köyünde Zeybek 2-12 erkek tarafından oynanır. Kadınlar, bunu oynamaz. Davul zurnalı oyunlarda yer alan köylüler o gün birbirlerini sayarlar. Aynı ilçenin Dodurga köyünde Zeybek 2-20 kişi tarafından çift çift yürütülür. Kimi erkekler ayrı, kimi de kadın erkek karma halde oynarlar. Tutluca köyünde gençler oynuyor. Kümbet köyünün Zeybeğine kadınlar karışmaz.

Yine Bilecik’in Gölpazarı ilçesinin Küçük Yenice, Çımışka ve başka yöre köylerinde Zeybek hep aynı tipte olarak vardır.

Buralarda Söğüt’ten Bolu ve daha ötelerinin köylüklerine kadar Zeybek oyununda çoğu zaman tahta kaşıklar da kullanılır. Bolu’da Zebek vardır. Göynük’te öteden beri milli giyimle oynanan zeybek keza vardır.

Muş’un merkez ilçesinde 3-4 kişiyle davul zurna veya tef eşliğinde Zeybek oynanıldığı ve gün görmüşlüğü o yöreden ancak tespit edilebilmiştir.

Bitlis ve Van’da Zeybek çeşitleri oturak alemlerinde vardır. Temsili karakterine ayrıca işaret etmiştik. Burada oyun şöyle devam ediyor: Yosma kadınlarca yürütülür. Konuşma yoktur. Karşılıklı olarak bir kadın bir erkek de oynayabilirler. Kadın, işaretlerle dostundan peş peşe ceket, pantolon vs ni ister. Erkek de istediklerini birer birer verir. Muhtara, köy ihtiyar heyetine ve doktora haber ulaştırılır. Onlar gelene dek, kadını iyileştirip saklıyorlar. Oyunda, kadın başını kumaş ve başka şeylerle efe gidişatlı sarıyor. Bu Zeybeği iki kadın da oynar demiştik. Erkeğe ‘köçek’ diyorlar.

Konya’nın Bozkır ilçesinin bazı köylerinde Zeybek oynanılmaktadır. Pek kadîm (eski) bir görenektir. Konya Şille’nin Tat köyünde Zeybek: kaval ve davul ile altı erkek tarafından hep birlikte oynanılır.

Kars’ın merkez ilçesinin Melik köyünde ‘eski gelenek’ kaydıyla tek kişilik Zeybek oyunu yürütülmesi dikkati çeker. Bu yörede toplu oyun olarak halay da vardır. Kadınlar, kendi aralarında oynarlar.

İstanbul köylerinde Bursa üzerinden girilmek istenildiği Zeybek yine vardır. Mesela, Bakırköy ilçesinin Çıfıtburgaz köyünde Zeybek hala gün görmektedir.

ZEYBEK OSMAN:

Kırşehir’in babalık köyünden bir Zeybek Osman rivayeti, en azından kırk yıl önceleri yöresinde şayi idi (yaygındı). Adı geçen köyün sekenesi (halkı) tarafından diğer efsanevî Genç Osman ile bu Zeybek Osman’ın hüviyetçe karıştırıldığı anlaşılmıştır. Zeybek Osman ile ilgili bir menkıbevî bir nazım (şiir) vardır. Bunda Niğde, Maraş, Erzurum, Konya gibi yer adları geçiyorsa da, dönemi belli değildir. Şu mısralar, manzumenin sesli nakaratı mesabesindedir (durumundadır).

Osmanım, Osmanım, Zeybek Osmanım
Osman olduğuma ben de pişmanım

Bunun oyunu, mesela Bursa’nın ve son kalıntılara göre bütün yurdun silah çatışmalarından başka çalgılı tartımı hiç kabullenmeyen ve seyirci heyecanını yalnız mübarezenin (savaşmanın, çarpışmanın) ürpertisinde toplamayı hedef edinen Kılıç Kalkan oyunlarından değildir. Ondan farklı bir tip olarak Zeybek’in savaş oyunlarındandır. Tek oynandığı takdirde seyredenleri tahrik eder. Öyle ki, o ihtişamlı ve sert görünüşlü dağlardan inip de yalılara (kıyılara) yaklaştığımızda bir nevi yumuşayan oyun çeşidiyle karşılaşmış oluruz. Tavas veya Aydın Zeybeği, Zeybek Osman’ın havasından ayrılır. Nasıl ki, İzmir Zeybeği’nin hafifleyen tesiri daha da farklı kalır. Anadolu’nun enikonu içerilerine dönersek, asıl cezbedici Zeybeğe en güzel bir misali asi sayılarak idam edilen Sepetçioğlu’na karşı Kastamonuluların yarattığı oyun çeşidini buluruz ki, ona türküyle refakat edilmesi ap ayrı bir görünüş (güzellik) sağlar. Zeybek Osman bu iki iklimin ortasında kalır.
ZEYBEK OYUNLARI:

Dadaşlarda bar çeşitlerinin ilişkisi ne idiyse, Zeybeklik ile kendi oyunları arasındaki münasebet de odur. Yani: Dadaşlık = Zeybeklik, Bar = Zeybeklik Oyunu.

Zeybek Oyunları, diz vuruş figürleriyle adeta devleri çökerten bir gücün sembolünü yaratırlar… Bengi’nin meydana bütün vatan olsa, oyunu milyonlar hep birlikte oynayabilirlerdi. Yüce ifadesinin anlatmak istediği budur. Bu duygunun heybetini yaşar ve yaşatmak ister.

Umumiyetle (genellikle) Zeybek oyunlarında kollar hep sağ ayak ileri atılırken yukarı kaldırılır. Kollar hep üçlerde sallanır, beşlerde yukarıdadır. Omuz hizasında kalmayıp baştan daha yukarı kaldırılırlar.

Oyunda ellerin şehadet parmakları avuç içine yatırılır. Baş parmak ile orta parmak vuruşturulup burularak şıklatılır.

Oyunların temposu 3-5 esasına göredir. Ölçü, her ne kadar 3-6 yani 9 sayı tutarsa da, dokuzuncu zamandaki ses oyunda başkadır, yani vaziyet alınışa bırakılmaktadır. Yalabık Zeybeği, 3-3 esasına göre tertiplenmiştir. Musikisindeki 9 ölçüden ilk üçler çabuk, ikinci üçler ağır olduğundan, çift yani altı hesaplanıp dokuz tutturulmuştur. Kozak ve Soma Zeybekleri 3-3-3 temposuna göre 9 sayı üzerine yazılmıştır.

Sel’mlaşma:

Bu oyunlarda sel’mlaşma çok önemlidir. Oyun alanına sırayla ve düzgün adımlarla girilir. Büyüklerin karşısında durulur. Az açık duran sağ ayak, sol ayağın yanına sertçe vurulur ve kesinlikle az yana açılıp yere basılır. Bu hareket yapılırken vücut biraz daha dikleşir, baş kaykılır ve gözler karşı azimle bakar.

Oyunun sonunda sol kol indirilir, sağ kol havada bırakılır, vücut dikleşir ve bakışlar sertçe ileri yöneltilir. Vücut katiyen öne doğru eğilmez. Çünkü, eğilmek tek’pû (dalkavukluk) olur.

Düğünlerde Oyun:

Ege bölgesinin köy düğünlerinde civar köylerin davetlileri, Çarşamba gününden düğünün yapılacağı köye gelirler. Konukların geldiği, köy kenarında patlayan silahlardan anlaşılır. Hangi taraftan daha önce silah sesi gelirse, bayraktar veya efebaşı çalgıları alıp o yana karşılamaya gider. Bayraktar o düğün için becerikli delikanlılar arasından evvelce seçilmiş olur. Gelen konukların da, aynı düğün için seçilmiş birer efesi vardır.

Karşılanan konuklar, çalgılar çalına çalına oğlan evine getirilir ve buradan konuk olacakları eve götürülür. Her yönden gelen konuklar böylece ağırlanır. Bu gelişe ‘Bayrak sırası’ derler.

Akşam yemeğinden sona konuklar bayrak sırasıyla ve çalgılarla ahenk yerine getirilip sırasıyla oturtulurlar. Ahenk yeri, oyun alanıdır. Maşanlarla (maşalelerle) aydınlatılmış bulunur.

Efebaşı’nın işareti üzerine davullar ‘nöbet’ vurur. Bundan sonra oyuna çıkış havası başlar. O köyün delikanlıları, efenin arkasından birer birer oyuna kalkıp halka çevirir ve yürürler.

Oyuna girenlerin arkası kesilince ‘Bengi Havası’ vurulmaya başlar. Bengi Oyunu, köy ve köylülerin birliğine, düzenli yaşayışına alamettir (işarettir). Bundan sonra, bayrak sırasıyla bütün konuklar başlarında kendi Efeleri bulunduğu halde, topluca Bengi oynarlar. Bengi bitince, yine aynı sıra mucibince öbür Zeybek Oyunlarına geçilir. Sonunda, Efebaşı köylü ve konukları Bengi’ye kaldırır. Hep birlikte Bengi oynanır. Düzen içinde ahenk sona erdirilmiş olur.

Oyunlarda bayrak sırası bozulmaz, yarı yolda kesilmez. Bütün konuklar hep bir tutulur. Aksi gidiş; kavgaya, bıçakların çekilmesine sebep olur.

Oyun esnasında, oyun tekrarlanırsa veya uzatılırsa herkesçe ayıplanır.

Perşembe günü sabah yemeğinden sonra öğle yemeğine kadar yine aynı düzenle çeşitli oyunlar oynanır. İkindi üzeri gelin alınır ve konuklar dağılır. Uzaklardan gelenleri o gece bırakmazlar.

Tek oyun Bütün Zeybek Oyunları toplu oynanır. Ancak, oyunların hepsini tam olarak bilen bir Zeybek tek başına oyuna kalkabilir. Buna Tek Oyun derler. Onun her eda, hareket ve tavrında seyredenleri hayran bırakan bir ahenkte ve güzellik bulunur. Ancak, bu havayı yaratabilecek Zeybek Tek Oyun’a çıkabilir.

Oyunlarda Çalgı:

Düğünlerde oyunlar davul zurna önünde oynanılır. Zurnalar, ince kaba zurnalardır. En eski çalgı göreneği her yöremizde olduğu gibi Ege topraklarımızda da budur. Son dönemlerde glarınat (klarinet), büğlü ve tanpet (trompet), davul ile birlikte yeni bir refakat takımı teşkil eder oldular. Oturak oyunlarında ise dümbelek (dümbek veya darbuka), zillimaşa, cura bağlama çalınır. Bu da eski göreneğe uygun bir takım sayılır. Bazı köylerde en eski Türklük çağının mesela kopuz ile ikliğ takımını bağlama ile kabak ikilisinin yaşattığı olur.

Zeybek Kıyafeti:

Oyun, esas itibariyle bir göz estetiği olduğuna göre, seyirciyi duygulandıran en manalı dekor unsuru tarihî göreneğe uygun kalan millî giyimlerdir. Zeybeğin ünlü ve heybetli giyimi bu cümlendendir.

Giyimin biçilişinde mesela şapkaya veya zünn’ra (papaz kuşağına) yaklaşma vuku bulmadığı (asır iktizasınca “gereğince”)bilinmekle beraber, madde kalitelerine göre zamanla bazı değişmelerin vuku bulduğu anlaşılıyor.

En eski Türk börklerinin bir biçimi, dikişli ve yüksek olup kalıba çekildiği, üstünün maden parçalarıyla süslendiği, ak ve al renklilerinin olduğu, Kaşgarlı Mahmut’tan (XI. asır) bazı eski Uygur duvar resimlerinden ve Anadolu Selçuklularından söz eden bir iki kayıttan biliniyor. Bütün bunlar, Zeybeğin baş giyiminde yaşayan özelliklerdi. Keçeden dövme ve dikişsiz fesin sonraki merhale olduğu açıktır. Çünkü, fesleriyle tanınan ve ordunun sipahi (sipah, zibağ?) bölüğünden saydıkları Osmanlı’dan bir hatıra bilerek onu kullanmaya devam eden Tunus’ta keçe adı muteherdir. Bunu, şimdi ağız kısmını dürüp yassılaştırmak ve boyunu alçaklaştırıp üstüne ak tülbent dolamak suretiyle, davul zurnalı sıra oyunlarında da giyer hem de cümlesinin -cepkenine kadar – Türklerden kaldığını yedisinden yetmişine kadar belirtip anarlar. Oyuncu loncasının da yaşatıyorlar.

Zeybeğimizin baş giyimine dönelim. Epey eskiden başa sivri, yüksek, şişkin ve dilimli bir nevi kavuk da giyildiğini, onun üstüne püsküllü Trablus sarıldığı görülmüştür. Daha sonra mukavvadan ve bir buçuk karış yüksekliğinde bir nevi kutu başlık giyilip, üstüne iki üç oyalı yemeni sarılır olmuş. Fes üzerine, son olarak da oyalı bez veya abani sarık, yakut kafiye sarar olmuşlar ki, artık püsküllü Tanzimat fesiyle ve yüksekliği de epey devam etti. Nice eski Avrupalı seyyahların çizdiği müşahede resimlerinden (gravürlerden) ve Meşrutiyet öncesinin bazı fotoğraflarından baş giyiminin da öbür kısımlar gibi dış görünüşçe Selçuklu çağından beri değişmediği kesinlikle anlaşılıyor. Baş giyiminin bilhassa yüzyıllar öncesi kıyafet geleneğinden arta kalan önemli bir kısım olduğu ve geleceğin bir koreografya unsuru kabul edilebileceği düşüncesiyle üzerinde fazla durdu.

Sırta yakası açık bırakılan (ki sonraları kapatıldığı biliniyor) ev dokuması ipek gömlek, üstüne kolsuz yelek, daha üste cepken giyilir. Yelek ile cepken aynı kumaştan ve işlemelidir. Yelek ve cepken üstüne camadan giyilir. Bu kollu ve işlemelidir. En üste de sallama ‘sarka’ giyilir ki kolları omuzdan sarkıp sallanır, işlemelidir. Cemadan ve sarka aynı çuhadandır.

Zeybeğin altında dizlik -don – vardır. Diz açıktır. Dizliğin bol olan ağı aşalı sarkar. Cemadan ve sallama ile aynı çuhadandır, işlemelidir. Kimi köylerde topdon denilen dizliğin ağ sırkıntısının az ve derli toplu paçaların ise fazla kısa olduğu eski resimlerde görülmektedir.

Ayakta kara pabuç vardır. Bacaklar ya çıplak kalır veyahut uzun çorap giyilir veya çuhadan işlemeli tozluk takılır. Siyah keçi derisinden kalçın ve nihayet çizme de giyilirdi.

Silahlık, beş gözlüdür. Gözlerin biri kese gibidir. İçine para, çakı, kavçakmak gibi şeyler konur. Diğerinde tabanca (çakmaklı-kubur) yer alır. Üçüncü gözde bıçak (kulaklı-yatağan) yer alıp 40-100 cm. kadar üç boyda olur. Bu, ‘bıçak sakma’ çok önemlidir. Bıçak çekilirse, yüzü ile değil sırtı ile vurulur. Bıçağın yüzüyle karşısındakini vurmak alçaklıktır. Yani, ürkütme olabilir, lakin adam öldürmek üzere öfkeye kurban gitmek kötü karşılanır. Dördüncü göze yerleştirilen maşa iki iş görür. Kılıflıyken tabancayı güçlendirmek için dipçik gibi kullanılır. Kılıftan çıkarılınca da maşa gibi iş görür. Bunların hepsi de silahlığın sağ tarafına sokulur. Solda ve yanda kayışla asılı, işlemeli kadifeden bir tütün kesesi ile meşinden kavcarlık bulunur. Silahlığın etrafında yerli yünden dokunmuş kolan dolanır. Yine silahlığın üstüne telli çevre konulup dıştan sarkar.

Katılık (kütük) iki veya üç gümüş kutudur. Silahlığın üstüne kuşanılır. Kutular arkada ve yanlarda bulunur. İçlerine elde yapılmış fişek konulur.

Hamaylı, gümüşten bir kutucuktur. İçinde “En’am” vardır. Sağ koltuk altına asılır. Kayışın üstü de gümüş bileziklerle süslüdür.

Pazvant (Bazubend) yuvarlak veya üç köşeli olup gümüş işlemelidir. Üç beş parçalıdır. Sağ pazuya takılır. Ayrıca sol pazuya da bağlanırdı.

Erkek kıyafetleri ibrişim ve kara kaytan işlemelidir. Efeler, sırmalı elbise giymemişlerdir. Gök çuhanın en makbulünün XVII. Asırda Aydın tezgahlarından çıktığını Evliya Çelebi’nin izahlarından anlıyoruz ki, bu üstünlüğün nerede ve ne zaman başladığı ve ne vakte kadar sürdüğü henüz araştırılmış değildir.

İzmir ve Aydın gibi Ege bölgesi topraklarımızda yer yer yörelenip gün görmüş ve tutunup kalmış tekli Zeybek oyunları ve onların, türkü, yer veya şahıslara bağlı adları uzunca bir liste tutar: İnce Mehmet, Ger Ali, Sarı Zeybek, Harmandalı, Bergama, Bakırlı, Köroğlu vs. başlıklı Zeybek Oyunları az veya çok yaygın, yahut da pek yörelik görünmüşlerdir. Birde çıktığı yeri hiç aşamadan yaşayıp uzun ömürlü kalabilenleri olmuştur. Müşterek vasıfları (Ortak özellikleri); 9 / 8 veya 9 / 4 tartımlı havalarının olması bazılarının türküsünün de bulunması ve yiğitçe tavırlarındaki belirli figürlerdir. Kadınlarca da, kendi aralarında daha yumuşak surette oynanırlar. Yeni Zeybek Oyunları fürese, müşterek karakter, yine de değişmez. Adları bilinmese ve oyunsuz olarak sadece havası çalınsa Zeybek tarzlı olduklarını derhal anlarsınız. Gelenek, işte bu yiğitçe karakteriyle asırları aşmıştır.

ZIMZORT:

Isparta’nın Yalvaç ilçesinin Görgüler köyünde seyredilebilen iki oyundan biri bu Zımzort, diğeri Kırık Zeybektir. Birincisi de, adında sarahat (açıklık) bulunmamasına rağmen tartım ve karakterce yörenin Zeybek çeşididir. 2-8 erkek tarafından yürütülür. Bazen kadınlar da oyuna kalkarlar.

ZİGOŞ:

Eski Drama ilinin Libotun kasabasına bağlı Zigoş köyünden olup Türkiye’ye göç edip Trakyamıza yerleşen sekenenin (halkın) Zigoş Oyunu diye izafeyle yaşattığı bu oyun, bir sıra raksıdır. Drama sancağının iskelesi Kavala şehri olduğundan buna göre semtin yerini haritada tahmin güç olmayacaktır. Zigoş Oyununa göçen önce de adı geçen köyün halkı tarafından bu adın verilip verilmediği Trakyalı horonculardan tahkik edilmedi. Yer adıyla anılan oyunlar nispeten azdır.

Ali paşa, Kabadayı, Beylerbeyi, Karşılama ve Zigoş gibi “Kırklareli çevresinde sık sık ele alınan” oyun çeşitlerine dikkat çekildi. Bunlardan Zigoş’un, geldiği yerde Türklerce öteden beri oynanılageldiği inancı oralı yaşlılarca intikal etmiş, göçmenlerce Kırklareli yöresine de aktarılmak suretiyle konu kurtarılmıştır. Gerçi, bütün bunlar doğrudur ama ne çare ki Zigoş kelimesinin yapısı dil bakımından Türkçe’ye yabancı, öte yandan oyunun geldiği Drama ilinin kasabalarından birinin adı da Zigoş idi. Oyunun adını bu kasabadan aldığı söylendiği gibi, tertibinin ikinci devresine Drama Karşılaması dedikleri ve hatta oyunun tamamına Drama Karşılaması diyenlerin de bulunduğu ilave edilmektedir. Dikkate değer nokta, bütün bu tevatürlerin (söylentilerin) oralı Türklerin dilinde kulaktan kulağa dolaştığıdır. Drama yöresinin Hristiyanlarının bu tipten oyunları farklıdır.

Zigoş, en az altı kişi olmak üzere çoğu zaman altı çift, yani 12 kişiyle ve çiftlerin karşılıklı iki sıra halinde dizilmeleri suretiyle başlar. Musikî devam ettiği halde, oyuncular bir müddet dizilme ve karşılarındaki seçebilme işiyle meşgul olurlar.

Zigoş, erkeklerce oynanır. Karşılıklı sıraların eğir yürüyüşle birbirlerine yaklaşmaları ve oyuncuların – beller hafifçe bükük olarak – el ve kol hareketleriyle oyun devam eder. Başlangıçta gayet yumuşak olan hareketler, ezgisiyle birlikte gitgide hızlanır, şiddetlenerek sert ve keskin figürler halini alır. Sonra, zurna yerini davulun sert vuruşlarıyla oyuncuların el vuruşlarına bırakır. Oyun, ezgisiz fakat çok şiddetli olarak davul vuruşlarıyla sürer, naralar işitilir. Oyuncuların ellerindeki çevreler (mendiller) bu sırada ya kuşaklara sokulu ya da omuzlara atılıdır.

Ezginin tekrar başlamasıyla çökmelere geçilir. Çökmeler, zincirlemedir. Az çok Balıkesir’in Bengi Zeybeğindeki çöküşleri andırırlarsa da, Zigoş’taki çökmeler daha süratli, daha mürekkep (toplu) ve daha ahenkli figürlerdir. Sonra Zigoş’taki oyuncular, o Zeybek’teki gibi daire çevirmeyip iki sıra dizilidirler.

Sık ve devamlı çökmelerden sonra oyuna bir sükûnet gelir. İlk devre bitmiştir. Bu birinci ve ikinci devre arasında çoğu zaman Alipaşa veya Beylerbeyi gibi pek orijinal bir Rumeli ‘Hora’su oynandığı görülür. Bu, bir katımdır. Zigoş’un kendi kuruluşundan olmadığı adının Türkçe dışılığından da bellidir: Horo. Fakat reayanın (halkın) en büyüğü tebcil edişleri (ağırlamaları) mahiyetinde görülebilir.

Horo bittikten sonra tekrar salma hale geçilir, çiftler karşılıklı dizilirler. İkinci devresine giren oyun, ilk devredeki gibi bir seyir takib eder. Şu farkla ki, karşılıklı hareket etmiş olan çiftler bu sefer yanlara doğru seyrederler. Yürüyüş ve figürlerde de bazı değişiklikler olur. Kucaklama ve sarılma figürlerinden sonra birinci devrede görülen çökmelerle oyun son bulur.

Please follow and like us:

Enjoy this blog? Please spread the word :)