TAHTA KIRAN:

Çoruh’tan (Artvin) Öğdem ilçesinin mesela Peterek köyünde 5-20 erkek tarafından yürütülen davul zurnalı sıra oyunudur.

TAMAŞA:

Artvin’de istila yıllarının anı hatıralarından olarak türlü vesilelerle zaman zaman oynanan ve o kara günler devresinin halk için bir nevi temsilini de sürdüren Temaşa oyunu kırk küsur yıl önce Kafkasya’dan intikal etmiş olan bir çeşittir. Uzak asırlardaki sınırdaşlık dolayısıyla bu yörede yarım yamalak Gürcüce de konuşabilen tek tük yaşlı köylülerin bulunduğu için oyunun kısacık bir cümleden ibaret kalan Gürcüce sözlerini de kuş dili gibi anlar anlamaz ve yaşlılardan intikalen söyledikleri olur. Sözleri şöyledir:

“İta maşe mardu şından dama civine şen Sabavani dam hore soklı dama civine”

Türkçesi: Benimle oyna ve beni yanına yatır. Yorganı üzerime ört.

TAMZARA:

Gümüşhane’nin merkez ilçesi hem Trabzon oyunlarının hem de Bayburt yanı oyunlarının telaki (buluşma) yeri gibidir. Kimi davul zurna, kimi de kemençe eşliğiyle oynarlar. Güneyden sayılarak en fazla Tamzara ve Kürt’ün Kızı (Türk’ün kızı) kuzeyden olarak da Dik horan ve Titreme (Horanı) oynanır.

Gümüşhane’nin ilçelerine geçildikçe çeşitler daha da artar. Mesela Kelkit ilçesinin Pekün köyünde Koçarı, Merro, Kaydırma, Durnalar, Kürt’ün Kızı, Tamzara, Üzdürme, Sarı Kız, Deli Paşa ve başkaları vardır. Bu oyunlar 10-15 kişilik bir veya iki dizi halinde yürütülürler. Erkek ve kadın ayrı ayrı oynarlar.

Sivas’ın Zara ilçesinde keza Tamzara oynanır. Elazığ’ın merkez ilçesinin Harput köyünde de Tamzara vardır.

Malatya’nın Arapkir ilçesinde Tamzara her hangi bir eğlentili toplantıda oynanılmadan edilemez. Orada ikişerli dört kişi karşılıklı oynarlar. Şenlik olsun diye çok kimsenin oyuna katıldıkları olursa da, böylesi orada makbul sayılmaz. Keman, ud (son zamanlarda cünbüş) , kırnat (klarinet) ve tef çalgılarından biri veya birkaçı eşliğiyle yürütülür.

Tamzara’yı Karaköse (Ağrı)’da tulum ile oynuyorlar.

Tamzara: On iki esas Erzurum barının oynanılış sırasında erkân (usul, töre) gereğince orada on birincisidir. Bu oyunda, eller doğrudan doğruya taraklanıp hareketlere diz kırılmakla başlanır. Yürüme hareketleri bunda bilhassa ayak değiştirilmek şartıyla ileri geri gidilmekten ibarettir. Fakat, çevirme ve oturma hareketlerinin oldukça önemli olduğu da unutulmamalıdır. Çevirme, sağı sol ayak önüne getirip sol ayak hareketlerini bastırmaktır.

TAPŞİN HAVASI:

Tapşin, iki elin birbirine tartıma göre vurulması demek olup alkış’ta bilakis (tersine) tartımsız ve biteviye (sürekli) el çırpılmasının takdir ediş sürekliliği söz konusudur.

TARAKUL:

Amasya‘nın Merzifon yöresinde Tarakul veya Tarakol bir çeşit çalgılı millî oyundur.

TARLA KAZMA:

Giresun şehir merkezinin sıra oyunlarından olup tamamiyle mahallidir. Tarlada, harmanda kadın erkek karma olarak da oynanabiliyor. Def, kemençe veya davul zurna eşliğiyle yürütülür.

TAVAS ZEYBEĞİ:

Denizli yöresinde gün görüp sevilen, menşe adını taşıyan ve davul zurnayla yürütülen iki kişilik oyundur. Kendine has havası vardır.

TAVŞAN OYUNU:

Bu erkek rakkaslar iki bölüktü: 1. Köçekler 2. Tavşan Oğlanları

Tavşan oğlanlarına gelince: bunlar siyahi çuhadan topuklara kadar şalvar ve çuhadan gayet dar, vücutlarının hatlarını belli edecek şekilde bir camadan giyerler, bellerine rengarenk şallar sararlardı. Başları köçeklerinki gibi açık değildi. Gayet ufak, bir nevi müzeyyen (süslü) külah giyerlerdi.

Raks, vücudu her şekle sokan muharrik (oynak) hareketlerle, kıvırmalar, göbek atmalar, arkaya doğru yatıp saçlarını sarkıtmalar, tekrar doğrulup öne arkaya kıvrılıp bükülmelerle doluydu. Rakkaslar, kimi hızlı, kimi aheste adımlarla meydanı dolaşırlar; gamze, cilve, naz ve edaları rakslarına katarlardı.

Her unsurun (cemaatin) kesim biçim yerinde çocuklarından rakkas çıkmıştır. Aralarında Müslümanlar da bulunmakla beraber bilhassa Rumlar yahut Ortodoks Çingeneler, Yahudiler ve Kıptîler, Çingeneler seçkinlik göstermişlerdir.

TAVUK BARI:

Bu oyunda, oyuncular tavuğun bazı hareketlerini taklit ederler. Tavuk, on iki yıllık eski Türk takvimine adını kattırmış hayvanlardandır. Oyunun kıdemini (yaşını, eskiliğini) buna göre dikkate almak belki faydalı olabilir.

Tavuk Barı’nın öbür adı Hikarî’dir. Hakkari yöremizle alakası görülen ve Erzurum barlarından sonuncusu, yani 12 ncisi sayılan oyun işte bu Tavuk Barı’dır.

TEBDİLLİ OYUNLAR:

Yurdumuzda erkek oyuncunun kadın giyimiyle raksa çıkması, yani köçeklik etmesi, kadının erkek kıyafetiyle oynamasından daha kıdemli (eski) bir görenektir. Türkistan’da da beçe denilen oyuncular kadın kakül ve etekleriyle oynaya gelmişlerdir.

Safranbolu düğünlerinde “Paça Günü” (Paça Cümbüşleri esnasında) kadınlarca erkek ve Seymen kıyafetine girilerek yürütülen oyunlara temas edilir.

TEKE OYUNU:

Isparta’nın Kayı köyünde davul zurnayla düğünlerde ikişer ikişer yürütülen bu oyuna kadınlar katılmamakla beraber, onlar aralarında ayrıca oynarlar. Buradaki Teke adından maksat Antalya’dır.

TEKE ZORTLAMASI:

Isparta’nın Şarkikaraağaç ilçesinin mesela Dinek köyünde tek kişi tarafından oynanılır. Kaval ezgisine uyarak Yürüklerce yürütülen bir köylü oyunu olarak da bilinir. Yürükler iki kişiyle de oynarlar. Güneybatı Anadolu’da yer yer varsa da, mesela Burdur’da üç beş genç bileni kalmıştır. Tartım dairesinde sürçümlü (sürçmeli) ayak hareketleri pek sürprizlidir.

TEMURAĞA:

Erzurum’da yörenin Aşkale ilçesinde Temirağa Bar’ından başka şunlar vardır; Daldala, Hançer Barı, Hoşbilezik, Kol Satma, Tamzara, Tavuk Barı.

Bunlardan Hançer Barı karşılıklı iki erkek tarafından öbürleri ise en azından iki kişinin elbirlikteliğiyle yürütülen oyun çeşitleridir. Bazılarını kadınlalar da kendi meclislerinde yürütüyorlar. Erzurum köylerinde nadir (seyrek) çeşitlerle karma bar yapıldığı da (oynandığı da) olur. Bazı ağır ve tahammül isteyen bar çeşitlerini (katılmak şöyle dursun) kadınların kendi aralarında sofada yürütmelerine bile esasen imkan yoktur. Saydığımız isimlerden Kol Salma çeşidi tek kişilik şarkılı kadın oyundur.

Çoruh yöresinin Yusufeli ilçesinin Peterik köyünde ve oranını hemen yakınlarında Temurağa davul zurnalı sıra oyunudur.

Erzincan’dan mesela Kemah ilçesinde de Temürağa sıra oyunu vardır. Davul zurnayla oynanır.

Bingöl’den mesela Kiğı ilçesinin Çerme köyü ve çevresinde keza sevilerek oynanılıyor. O köylerde kadınlı erkekli 3-17 kişi diziye girip davul zurna yahut saz (bağlama) ve tef eşliğiyle oynarlar.

Van’ın Erciş ilçesinde Temürağa kadınlı erkekli beş on kişilik karma diziyle yürütülür.

Temürağa Ağırlaması: Bulunulduğu yerde ilk figür yapılarak: bir adım sağa ileri, bir adım sola ileri ve iki adım geri gidilmekten ibaret Temürağa Ağırlaması’na başlanılırken oyuncular el ele tutuşmuş bir dizi halindedirler. Birinci zaman vuruşunda sol ayaklar yarım sola ökçe üstüne konur, oyunun cephesi de sola ileri dönmüş bulunur. İkinci zamanda bu vaziyette durulur. Üçüncüde ökçe üstündeki sol ayağın ucu sağa, dörtte sola, beşte sağa, altıda sola, yedide sağa ve sekizinci zamanda sola oynatılır. Havanın fıkrası (bölümü, cümlesi) tamamlanmış olur.

Çalgı yeniden başa geçince sağa dönülüp sol ayak bir adım ileri atılır (halay cephesi ilk sıralanışa göre yarım sağa yönelmiştir). Sol ayak ucu da -ayak değiştirecek şekilde- sol ökçe arakasına getirilir. İkinci zamanda, sağ ayak pençesinden kuvvet alınarak sol ayak kısa bir adım ileri atılır. Üste, sağ ayak bir adım kadar açılarak pençe üstüne konulurken vücutlar sağa doğru tartımlı (ritmik) bir sallanış yapar. Dörtte, yine tartımlı bir hareketle yerine gelir. Beşte, sağ ayak bir adım sola ileri atılır. Altıda, sol ayak pençesinden kuvvet alınarak -ayak değiştiriliş şeklinde- sağ ayak çok kısa bir adım daha ileri atılır. Yedinci zamanda, sol ökçe sağ ayağın yanına getirilerek yere vurulur. Sekizde, yine sol ayak öne yukarı fırlatır. Gelen ölçünün birinci zamanında sol ayak – fırlamış olduğu yerden doğruca – bir adım geri atılarak pençe üstüne konur. İkide, vücut ağırlığı sol ayağa yüklenirken kalkık sol ökçe yere vurulur. Aynı zamanda sağ ayak da hafif diz kırmasıyla yukarı kaldırılır. Üçte sağ ayak bir adım geri atılıp pençe üzerine konur. Dörtte, vücut sağ ayağa yüklenirken sağ ökçe yere vurulur. Aynı zamanda da sol bacak yükü ökçede olmak üzere sol ayak ucu yukarı kaldırılır.

Şimdi, yukarı kalkık sol ayak ucu beşte sağa, altıda sola, yedide sağa ve sekizinci zamanda sola oynatılır. Oyun bundan sonra şu tarif edilegelen sonuncu cümlenin sırası üzere bir müddet devam ederken, musikînin zamanları yürükleşmeye başlar.

Temürağa Hoplatması: Musikî’nin süratlenmesi, figürlerin de hızını artırır, hareketleri keskinleştirir. Esasen Hoplatmanın bundan başka figürü de yoktur. Ellerin bırakılması ve bir de sol ayaklar fırlatılırken el çırpmaları yapılması tarzındaki bu figür Hoplatma’da olduğu gibi Ağırlama’da da aynen yapılabilir. Oyunun figürlerinin fazla hızlı icralara elverişli olmamasından dolayı Temürağa’nın hoplatması uzun boylu devam edemez. Halaycılar dağılırlar.

 

TENZERE:

Tamzara adı Siirt’te böyle telaffuz edildiği gibi, yürütülüşü de hafifçe farklıdır.

TEMSİLİ OYUNLAR:

Saz takımı avluda veya odanın perde arkasında yer alarak ağır havalardan olmak üzere ahenge başlar. Az sonra da oyun havaları çalınır. Önce genç kızlar, ev sahiplerinin ısrarı ve annelerinin izni üzerine oyuna kalkarlar. Tekli veya toplu oyunlardan sonra karşılıklı oyunlar yürütülür.

Oğlan evinde, ev halkı ikram ve ev işleriyle meşgul olduklarından oyuna kalkmazlar. Sadece geceleyin kız evinde oynarlar. Birde kız evinden dönüldükten sonra (iş gören kadınlar) iş üzerindelerken alınıp (ellerinin hamur ve yağıyla) oyuna kaldırılırlar.

Gerek kız evine gidilmeden gerekse dönüldükten sonra oğlan evine gelenler tefcilerin idaresiyle, hem de düğünle ilgili olarak temsili oyunlara geçerler. Mesela, kadınlardan biri omzuna ceket alıp başına da kalpak veya fes giyer. Ayrıca ayağına şalvar geçirmekle mesela İsmail olur. Genç bir kıza da gelin denilir. Saz eşliğinde şu türküyü karşılıklı oynarlar:

Kız (gelin):

Küçük İsmal, Büyük İsmail
Yaza mı geldin, güza (güze) mı geldin
Samşakı vurdum, bize mi geldin?

İsmail:

Ne yasa geldim, ne güze geldim
Samşakı vurdum, bir kıza geldim

Türlü eğlencelerden sonra yine konuklardan oyun bilenler, Sudan Geçirme, Karşılama gibi oyunlara kalkarlar.

Sudan Geçirme: Kadınlardan biri çoban, öbürü çoban kızı olur. Ortaya suyu temsil eden bir yastık koyarlar. Yastığın bir tarafına çoban, ötesinde de çoban kızı durur. Kız, çobana kendisini sudan geçirmesi için yalvarır. Çoban, yardımına karşılık neyini vereceğini kızdan sorar. Kız, kaşını verir, olmaz. Gözünü verir, olmaz. Yanağını, dudağını verir, olmaz. Nihayet ince belinden tutup sudan geçirir. El ele tutuşurlar. Karşılıklı türkü çağırarak oynarlar:

Kız:

Oğlan beni sudan geçir
Boz bulanık suyu içir

Çoban:

Olmaz güzel kuzum olmaz
Değirmenin suyu dolmaz

Kız:

Oğlan beni sudan geçir
Susuzmuşum bir tas içir

Çoban:

Ne verirsin geçireyim
Soğuk sular içireyim

Karşılama: Anadolu’ya gelen İstanbullu ve Rumelili kızlar güzel sayıldıkları bir bakıma da öyle oldukları için (delikanlılarca peşin fikirli olarak öyle karşılanacakları için) bu güzelliğe izafetle (işaretle) biri “Urum Kızı” öbürü de onun yavuklusu Oğlan olur. Kız yüzünü örter, oğlan onun yüzünü görmek ister:

Oğlan: – Aman Urum kızı!
Kız: – Ne, canım efendim?
Oğlan: – Göster kaşlarını alayım seni
Kız: – Neylersin kaşlarımı, almazsın beni
Katiplerde kalem gördüğün yok mu?
Oğlan: – Göster gözlerini alayım seni
Kız: – Neylersin gözlerimi, almazsın beni
Çarşılarda badem gördüğün yok mu?

Nakarat:

Oğlan: Gördüğüm çoktur
Kız: – Aldığım yoktur.

Diyerek karşılıklı türkü söylerler. Sonra, kız yüzünü gösterir. Oğlan beğenir ve el ele tutuşarak oyuna geçerler.

 

 TEREKEME:

Kars ve yöresinde kadın ve erkeğin birlikte yürüttüğü iki kişilik oyundur. Ayrı havası vardır. Musikîsi, Bayburt bar havalarından sayılır. Terekeme, tarihi yüzyılların derinliğiyle bilinen Türk boylarından biri olup, Türk adı kelimenin yapısında vardır. Terekeme oymağı, şimdi Kars ve havalisinde yerleşiktir. Oralarda Terekeme oyununun tek kişiyle oynandığı da oluyor.

 

TERLİKOYUN:

Amasya’dan bir kadın oyunu çeşididir.

TIRNANA:

Eğin’in (Kemaliye) gün görmüş oyunlarındandır.

TİKVEŞ:

Çanakkale’nin Gelibolu ilçesinin Bayır köyünde iki erkek tarafından davul zurnayla oynanır. Rumeli batısından gelme Türk göçmen oyunlarından olduğu için, adı geçen köyün yerine yayılmamıştır. Bununla beraber en eski ve fatihlerin (evlad-ı fatihan) oyunlarından olduğu davul zurnaya bağlı kalmasından bellidir.

TİMURAĞA:

İki veya daha fazla oyuncu düz çizgi halinde oyun yerinde dizilirler. Bir mekik hareketiyle sağa gidip gelmeler halinde oynanır.

TİTREME HORONU:

Rize’de de tutulan bu horon çeşidi, Çoruh’un (Artvin) Yusufeli ilçesinin mesela Sarıgöl köyünde yıllardır daima tulum eşliğiyle 10-100 erkek tarafından yürütülüyor. Esas figürü, mütemadiyen (sürekli olarak ) vücudun bütün organlarının titreterek ürperti, ürküntü, kötü ruhlardan sıyrılmayı dileyiş gibi duyguları canlandırmak istiyor ve kurtuluşa ulaşmanın mücadelesini temsil ediyor görünür.

TONYA:

Rize bölgesi oyunlarındandır.

TOPARLAMA:

Bilecik’in Bozüyük ilçesinin mesela Cihangazi köyünde bu toparlama ve ayrıca Yeni Oyun adıyla sonradan tertiplendiği belirtilen başlıca iki çeşit oyun vardır. Eskisi sayılan Toparlama, bağlamayla kadın veya erkek ikişerli oynanır. İki oyun arasında figürler açısından pek fark yoktur. Yenisi daha kıvrak ve aksaktır.

TRABZON OYUNLARI:

Karadeniz bölgesi havalarımızın aksak tartımlı 7 / 8 lik olması keyfiyet (durumu) ayrıca sırf (yalnız) buralara has bir özelliktir.

Trabzon ve Rize oyunlarına gelince; bu bölge mahalli oyunlar bakımından üçe ayrılabiliyor;

  1. Trabzon,
    B. Rize
    C. Çoruh Boyu
    D. Hopa, Pazar, Hemşin.

Bu üç yörenin oyunları arasında epey fark vardır.

Bu yörenin milli giyimi zıbka, mintan, başlık ve çapuladan ibarettir. Zıbka (Sıkma); bacakları sıkıca saran, üst kısmı bol, arkası koç kuyruğu gibi sarkık ve yayvan bir nevi pantalondur. Mintan; kolsuz, önden üst üste binik bir çeşit yelektir. Başlık, bu bölgeye uygun ve soğuk iklim işi bir giyecektir. Çapula; seğirtmeye (koşmaya) elverişli, yalın kat ve burunları yukarı kıvrık bir cins ayakkabıdır.

Oyunlar her zaman üç telli kemençeyle yürütülür. Bu grupta yedi oyun tespit edilebilmiştir; Sığsara, Sallama, Ters Ayak, Millet, Pıçak Oyunu, Kız Horonu, Timurağa. Yörenin sıra oyunlarına Horon deniliyor. Horon tabiri; topluluk, yığın, küme anlamlarındadır. Pıçak Oyunu hariç diğerleri toplu oyunlardır.

Birleşik oyunlarda oyuncular el ele tutuşarak dizi teşkil edebildikleri gibi, sıra iki baştan kapanarak daire halinde de oynayabilirler. Horoncu sayısı fazlaysa dizi daireleşir. Çoğu zaman da iç içe birkaç halka olurlar. Kemençeci ekseriyetle halkanın ortasında kalır. El parmaklarından ayak uçlarına kadar her uzuv (organ) oyunda pay (rol, görev) alır. Yurdun en kıvrak oyunları bunlardır. Bazan, zor ve girift (karmaşık) figürleri vardır.

Hamasi ruhtaki Pıçak oyunu’nda eli bıçaklı iki kişi karşılıklı hamleleşirler. Her birinde, iki elde ayrı birer bıçak vardır.

Yaşlı kişiler, Millet ve Timurağa oyunlarının yakın dönemde buralara geldiğini söylüyorlar. Timurağa, Rize yöresinde oynanıyor. Kars veya Erzurum taraflarından gelmedir. Fakat buralarda daha kıvrak bir tempoyla yürütülüyor.

Kız Horonu, düğün gibi derneklerde kız erkek karma halde yürütülüp adı bu özelliğin (kıza da yer veren horon anlamında) neticesidir. Menşeinde (kaynağında, kökeninde) yalnız kadın oyunu veya kız evinin çeşidi olması muhtemeldir. Sallama oyununun temposundadır. Kemençeye uyularak karşılıklı atışmalı türkü de çağırırlar.

Çeşitleri şunlardır:

Laz Horonu, Rize Horonu, Tik Horon, Sera, Sera Atlama, Sallama, Titreme Horon Havası (Maçka), Kadın Dolay Horan Havası (Maçka), Yisera Havası (Akçaabat), Haçka Havası (Haçka bir köy adıdır).

Maçka’nın Sera horon havasında mesela şu şekilde oyun komutaları esrarlı bir fısıltı halinde kemençeciden işitilir: Çıp çıp… Hi hi hi hi … Gelyo musa…

Bir başka komut: Şıp şıp… Uya ıya imanım… Bir ufak… Yık, yık, yık… He he he he… Bozma (hımm)…. Al aşağı…

Bunlar o yörenin oyun çeşitlerinde her vesilede duyulur.

Horonlar: Hora’dan muharref (bozma) olarak horon denilen bu oyunlar, Trabzon’da henüz tekamül etmiş değildir. Bunlarda bir itina, bir mevzuniyet (tertip, düzen) görülmez. Gerçi, her oyun gibi bu da bir heyecan mahsulü ise de, bu heyecan yalnız oynayanlara münhasır (sınırlı) kalır. Eğer horona umumi (genel) bir mevzuniyet (düzgünlük) verilir ve hareketlerde bir intizam temin edilirse bu oyunlar İzmir’in ıslah edilmiş (yeniden düzenlenmiş) olan Sarı Zeybek oyunundan daha sanatk’r’ne ve daha heyecanbahş (heyecan veren) bir şekil iktisap edebilirler (kazanabilirler). Horonlar; tulum, kemançe, kaval, davul-zurna gibi basit alat-ı musikîyyenin (çalgıların) nağamatına (nağmelerine, ezgilerine) terdif-i hareket (uygun hareketler) eylerse de oyuna iştirak edenlerin hepsinde, aynı anda aynı hareketler görülmez. Mesela, on beş kişiden mürekkep (kurulu) bir horan heyetinde (topluluğunda) çalgının ahengiyle ayakların ve vücudun bir mevzuniyet dairesinde hareketi icap ederken, birçok l’alettayın (gelişigüzel) hareketler yapılır. Horon, kolay addedildiği için herkes bu halkaya dahil olarak alel’ım’ya (körü körüne) ayaklarını sallar durur. Ekseriya içlerinden bir oyunu bu halkayı idare eder. Trabzon Horonu namı verilen bu oyun, muhitin tesiri icabatı (çevrenin etkisi gereği) pek suretle ve ziyade (çok, aşırı) bir çeviklikle icra olunur. Kemençenin muttarid (düzenli) nağmeleriyle bitmez tükenmez koşmalar söyleyen türkücü karşısında yorulmak bilmeyen sahilin bu çevik ve zinde halkı saatlerce oynamak için kendilerinde büyük bir haz duyarlar.

Şehir halkından horon oynayan pek azdır. Fakat, köylülerin hemen hepsi mevcut şekildeki horonu oynarlar. Horonda heyet-i umumiyesiyle (genel olarak) göze çarpan hareketler; vücudu titretmek esas olmakla beraber bazan kolları süratle yukarı kaldırmak ve indirmek, ayakları ekseriya gayrı muttarid (düzensiz) bir surette hareket ettirmek ve arada da Al aşağı! Diyerek dizler üzerine çömelmek, bedeni süratle sağa ve sola döndürmek ve mahirane ( ustaca) bir çeviklikle sık sık sıçramaktan ibarettir.

Horonlar neşeli zamanlarda köylerde icra olunduğu gibi, bilhassa (özellikle) düğünlerde, derneklerde, bayramlarda kesretle (çoğunlukla) oynanılır. Dernekler; aizzeden (azizlerden, ulu kişilerden, erenlerden) bir kimsenin yadı namına (adının anılması) vesile olan bir binada veya bir çeşme başında senenin muayyen (belirli) günlerinde yapılır. Horonlar, grup grup delikanlılar tarafından icra olunur (oynanır). Fakat, her grupta kabadayılık hissi mevcut olduğu cihetle ekseriya ihraz-ı muvaffakıyyet eden (başarı gösteren) tarafı diğer gruplar çekemez. Biribirlerine söz atmalar, kafa tutmalar vaki olarak neticede münazaalar (anlaşmazlıklar, sürtüşmeler) zuhur eder (ortaya çıkar). Orada bulunan hatırı sayılır bîtaraf (tarafsız) kimseler araya girerek kavgaya meydan vermemeye çalışırlarsa da, bazan da kazalar vukua gelir.

Bir diğer horon da karşılıklı olmak ve iki üç kişiden mürekkep bulunmak (oluşmak) suretiyle oynanılır. Horon’un bu nevi’i (çeşidi) koma, pala denilen bir nevi kılıçla oynanır ki “Bıçak oyunu” dahi derler. Bıçak Oyunu’ndaki bedenî hareketler aynıyla horondaki gibidir. Yalnız, bıçak ile yapılan hareketler, bugünkü meç talimlerine mümasildir (benzer, andırır). Bıçak Oyunu, oyuncular arasında bir an kavga edecek gibi müb’zere (cenk) yapmak ve bir an sonra ayrılarak horona devam etmek suretiyle cereyan eder. Bunlarda (bıçak oyununu oynayanlarda) fazladan olarak bir maharet vardır ki, oyuncu eğer mahir (usta, hünerli) ise bıçağı üç veya dört metre havaya atar ve aşağı düşerken tekrar sapından yakalar. Daha mahir olanlar ağzıyla yakalarlar. Bıçak Oyunu da yine yukarıda zikrolunan (belirtilen) ‘l’t-ı musikîyyenin (çalgıların) muavenetiyle (yardımıyla) icra edilir.

Horonlarda söylenilen türkülerden bazılarını zikredelim:

Ay doğar çini çini
Öpsem ağzın içini
Dün gece neredeydin
Koynumun güğercini (güvercini)

İndim derede durdum
Bıçağıma pul vurdum
Ha bu köyün içinde
Ben bir kıza vuruldum.

Ey kavaklar kavaklar
Verir yeşil yapraklar
Çürüsün, toprak olsun
Yardan öpen dudaklar

Dumanlı derelere
Düştüm derin göllere
Tut kolumdan al beni
Serin serin yerlere

Ormanda vurdum kurdu
İndi derede durdu
Babamın aklı olsa
Beni evlendirurdu

Kadınlar düğünlerde, kına gecelerinde kendi aralarında oynarlar, türkü söylerler. Fakat, türkülerinde dem tutan yalnız def’tir. Son zamanlara doğru bazılarında ud ve keman çalınmaktadır. Ud ve keman olmadığı takdirde çengi denilen kadınlar def çalarak türkü söylerler. Mecliste hazır bulunan genç kadınları ve kızları birer birer ortaya çekerek oynatırlar. Fakat, bu oyunlarda da sanat yoktur. Alelade (basit) dönmelerden ve ayak sallamalarından ibarettir.

Meşhur helva sohbetlerinde; ‘l’t-ı musikîyyen (çalgılardan) zillimaşa, bağlama dedikleri çalgılarla muhtelif (çeşitli) mahalli havalar çalarak köçek oyunu denilen oyunu kadın kıyafetine koydukları erkeklere oynatırlardı.

Köylerde erkek oyunları birçok delikanlılar tarafından bir halka çevrilerek oynanılır. Bir veya iki delikanlı karşı karşıya gelerek ellerinde bıçak veya kama olduğu halde Bıçak Oyunu oynarlar. Horondaki delikanlılarla genç kızlar da oynarlar. Bu oyunlara en ziyade ahenk veren ‘l’t-ı musikîye (çalgılar) kaval, zurna, zinbon, tulum, kemençe ve davuldur. Çalgının makamına göre oyun efradı (topluluğu) münavebeten (sırayla, nöbetleşe) beher mısrai yedişer heceden mürekkep (oluşan) koşmalar söylerler. Tonya ve Rize havalisi köylerinin kaabiliyet-i şiirîyeleri (şiir yetenekleri) pek ziyade olup iki köylü karşı karşıya olmak üzere mevzun (düzgün) ve mukaffa (kafiyeli, uyaklı) olarak saf (temiz) hislerine tercüman olacak koşmaları irticalen söylerler ki, bir gün boyunca söyleseler yine izhar-ı aciz etmezler (bıkkınlık göstermezler). Bunlarda Türk kahramanlığının yad-ı mefahiri (övünülecek değerleri) derin ve samimi bir surette dinlenir. Türküleri, çalgıları, oyunları arasındaki ahenk ve tevazünden (uyumdan) herkes derhal Trabzonlunun mert ve necip (asil, temiz) ruhunu güftelerde ve bestelerde ve oyunun evza-ı etvarında (hareketlerinle, figürlerinde) pek bariz (belirgin) bir surette okur.

Horon, ilk defa vakûr, sonra şeci (cesur, yiğitçe) bir ahenk ve hareketle başlar. Müteakiben (daha sonra) kabadayıca bir çalakî (çeviklik) ile döner ve adeta uçarlar. Ve kol, omuz, baş ve ayak hareketleri ince mevzun (düzgün) bir halde dalgalanır. Velhasıl (kısaca), Trabzon’un seri’ül infi”l (çabucak tepki gösteren) ruhu bu mütemadî (sürekli) yükselen hareketlerde tecelli eder (ortaya çıkar).

Köylerde oyun oynanırken zıfka (zıbka), mintan (nimten) çapula, başlık giyilir. Silahlık (işlenmiş bel kayışı), köstekli saat, gümüş hemayil, kama, lüver (tabanca), arma bulunursa milli elbiseyi tezyin edeceği (süsleyeceği) cihetle daha ziyade makbuldür. Genç kızlarla birlikte yapılan rakslarda sevgililer arasında yaşayan aşklar, delikanlılar arasında söylenen koşmalarla kalplerden kalplere akar. Bunlar arasındaki rekabet, dayanılmaz bir tesir hasıl eder (ortaya çıkarır). O esnada hissedilirse derhal bir cinayete meydan verilir. Bu cihetlerin hüsn-i idaresine (güzel idaresine) hazır bulunan ihtiyarlar memurdur (görevlidir).

Bıçak Oyunu da horon tarzındadır. Silahın istimalini (kullanılmasını) fıtrî bir istidatla (yaratılıştan gelen bir yetenekle) bilen ve tanıyan bu memleket halkı gümüşlü kama ve palalar ile veya karakulak denilen bir nevi eğri bıçakla bu oyunu oynarlar. O kadar büyük bir maharetle oyuncular yekdiğerine (diğer oyunculara) karşı silah çeker ve silahı karşısındakinin başından ve bütün vücudundan o kadar seri dolaştırır ve öyle hamleler yapar ki ilk gören mutlaka yaralayacağına hükmederek endişenak (endişe verici) olmağa başlar. Fakat bunun büyük bir sükûn ve vakarla (ağırbaşlılıkla) devam ettiğini ve bu mahir (ustaca) hareketin pek sanatkar’ne bir ifham (anlayış) ve intizam tahtında devam eylediğini görerek mutmain (içi rahat, hoşnut) olur.

Trabzon’da horon’un en parlak ve en heyecanlı devri Vali Kadri Bey zamanındadır. Müşarünileyhin (adı geçenin) oyuna karşı zevki takdiri, umumî bir heves ve arzu uyandırmış, tabiî (doğal) olan bu istidat (yetenek) da büyük bir inkişaf yapabilmişti (gelişme gösterebilmişti). Horonların ve bıçak oyunlarının oynanması için muayyen bir mevsim yoktur. Yukarda zikredilen zamanlarda oynanılır. Dernekler ve düğünler ekseriya ilkbaharda ziyade olduğundan bu mevsimde bu hususta daha çok faaliyet meşhûd olur (görür).

Şehirlerde oynanan oyunlarda erkek oyunları için bir hususiyeti (özelliği) haiz olanı yoktur. Avam takımı (halk), köyde oynanan horonları icra eder. Fakat, köylüler kadar temin-i muvaffakıyet eyleyemezler (başarı gösteremezler). Onlar arasında olan ‘l’t-ı musikîyye (çalgılar) da ayniyle köylülerinkilerdir. Güfteler ve besteler çok tehalüf etmezler. Esasen horonlarda şart sürat ve çalakî (çeviklik) olduğu için ağır makamlara tevafuk (uymazlar) etmezler. Oyunlardaki sürat ayniyle bestelerde de mevcuttur.

Daha yüksek kısma gelince; düğünlerde, sünnetlerde ve her hangi bir iyi vesileyle icra edilen ahenklerde, köylülerin çalgılarına bedel ud, keman, kanun, piyano gibi ‘l’t-ı musikiyye (çalgılar) icrayı ahenk eder (çalınır). Bazan köçek oyunları, bazen de alafranga hareketler meşhûd (görülür) olur ki, bunlarda hiçbir zaman bir sanat ve hususiyet görülmediği gibi hiçbir tarzında türkünün raksı da olmaz.

Kadınlara gelince; mutavassıt (orta halli) aileler arasında mevcut raks ve çalgılarda bir dereceye kadar hususiyet görülebilir. Düğünlerde, sünnetlerde çengi denilen bir veya daha fazla kadın, ellerinde def olduğu halde mahalli türkülerden (fakat köylülerinki kadar seri olmamak şartıyla) söyleyerek mecliste hazır bulunan genç kızları ve kadınları ortaya alarak oynatmağa başlarlar. Rakkaselerde evvelce meşhûd (görülen) olan hicap (utanma) ve nazlanma hareketleri vaki ısrarlar karşısında bir dereceye kadar ref olunarak (ortadan kaldırılarak) raksa başlanılır. Daha evvelce oyunlarda darbuka ve zillimaşa mevcut idiyse de, bugün onlardan pek az kullanılmaktadır. Düğünlerde gençler oynadıktan sonra cemiyete (toplantıya, topluluğa) daha fazla bir revnak (parlaklık, süs) ve şeref verilmek üzere gelin de kalkar. Naz ve niyaza karşı yapılan bin ısrarla kısa bir raks icra eyler. Çünkü, terbiye-i mahallîye (mahalli terbiye) icabı evvelce nazikane (kibar, nazik) bir hareket çirkin ve hahiş (istekli) sayıldığı için bu naz ve hicap içinde bir parça da cahiliyet (bilgisizlik) mevcuttur. Sonradan oyuna devam etmeye başlayınca, edalı raşeler (titreyişler) içinde gözler süzülür. Boyun kırmalar, kıvrak hareketler nezih bir şekilde devam eder. Evza ve etvar (hal ve hareketten) mümkün mertebe tabiî ve zariftir. Heyet-i umumiyesinde (tamamında) rikkat (incelik) necabet (soyluluk) ismet (temizlik) okunur. Seri (çabuk) ve çalak (çevik) biraz da geçkin ve laübali kadınlar erkek kıyafetiyle aynı cemiyetlerde horon oynarlar. İstirahat esnasında ekseriya çay ve meyvalar verilir. Güzel güzel latifeler yapılır. Oyunda, parmaklar arasında Anadolu’nun iç vilayetlerinde olduğu gibi zil ve kaşık nadiren kullanılır. “Tırnak Karası” denilen (ki sönmüş kireç ile mürdesenten “kurşun oksitten” yapılır) bir nevi maddeyle veya kınayla tırnaklar veya parmakların uçları boyanır. Siydi ve kırmızı renkte müzeyyen (süslü) ve nakışlı parmaklar sade ve âhenkt’r şakırtılarla oyuna devam eder. Fakat, son zamanların zevkine kına ve tırnak karası uygun gelmediği için terk edilmek üzeredir.

Kadın raksları, bir daire etrafında devredilerek mevzun (düzgün) ayak atmalar, vücutta nahîf (zayıf) ve ruhnüv’z (ruh okşayıcı) inhinalar (kıvrılmalar) ve kollar ekseriya yukarı doğru olduğu halde muntazam hareketler ve parmak şıkırdatmak suretiyle gözler ekseriye yere bazan da etrafa süzgünce atfedilerek (çevrilerek) yapılır. Etraftaki kadınlar; “ömrün artsın kızım kırk bir kere maşallah, nazar ve göz değmesin” gibi sözlerle hem teşci (teşvik) hem de taltif ederler. Bunlar arasında genç kızını mevtim (ölümün) kara pençesine terk etmiş analar da mevcutsa sevgili kızının hayal-i n’z’ni (nazlı hayalini) derhal gözünün önünde tecessüm ederek (canlanarak) için için ağlamaya başlar, görenleri de rikkate (merhamete) getirerek muvakkat (geçici) bir zaman için tatil-i neşeye (neşenin durmasına) karar verilir. Zavallı kadın, herkesi daha fazla müteessir etmemek (üzmemek) için cemiyetten kalkar gider.

Yüksek ailelerde ise bu hususiyetten (özellikten) eser görülmez. Bunlarda; ud, piyano, keman, şarkı ve curcuna havalarla demsaz (dost, arkadaş) olarak ekseriya umumî (yaygın) olan fantezi oyunlara rağbet ederler. Tarz-ı tezyinde (süsleme şeklinde) bunlarda yine bir hususiyet (özellik) görülmez. Mahallî biçim, mahallî ve eski kumaşların yerine kay, krep, döşin, şifon, markizet gibi kumaşlarla bulûz, kostüm, tayyör gibi ecnebî (yabancı) bir modaya tebaiyet ederler (uyarlar). Mahallî bir ruh ve hususiyet, mutavassıt (orta halli) ve avam (halk) tabakasında meşhûd (yönelmekte) olmaktadır.

Trabzon Yöresinde Oyun: Trabzon’un üç çeşit oyunu gün görmüştür ve görüyor. En başta geliyorlar:

  1. Sıksara: Bu oyun Maçka ve Tonya Sıksarası olmak üzere ikiye ayrılır. İkisi arasında figürlerce fazla fark yoktur.
    2. Horon (Atlama)
    3. Bıçak Oyunu (Sallama)

Bunlar, yalnızca erkeklerce yürütüldüğü gibi, karma da oynanırlar. Oyun boyunca, şimdi yalnız kemençe çalınıyor. Karadeniz’in çok sevilen türkülerinin de birlikte söylendiği çok olur. Oyunlar genellikle kıvrak ve gayet çabuktur.

Giyim: Aba üstlük altına işlemeli yelek, en alta da ince ak gömlek giyilir. Bacaklarda körüklü bir zıbka pantolon, ayaklarda tabansız terlik biçimi bir çizme bulunur. Başlarına iki kulaklı bir başlık geçirirler.

Rizelilerin bugün 32 çeşit oyunun bulunduğu tahmin edilmiştir ki, bu bir ortalama hesap olsa gerektir. Başlıcalarını sıralayalım: Pazar Hemşini, Memetina, Alîka, Rize Oyunu, Polipçet, Palat, Sarışka.

Rizelinin oyununa katılabilmek için onun kadar tetik, çevik ve tez canlı olmak gerekir.
Giyimleri; Trabzon yerli kıyafetini andırır.

 

TURA OYUNU:

Afyonkarahisar’ın Emirdağ ilçesinin Bademlis köyünde Tura oyunu davul zurna eşliğiyle 10-12 erkek tarafından oynanılır.

Aynı ilçede şu oyun çeşitleri de vardır: Dolaşık, Düz Oyun, Kaydalama, Karkoç, Oğlan, Sallama.

Emirdağ’ın Davulga köyünde de Tura Oyunu ve ayrıca şu oyun çeşitleri vardır: Halay, Çifte Oyun, Kaydalama, Enğine, Karabağ…

TURNALAR:

Erzurum ve Gümüşhane sıra oyunlarından olup, Turna Barı’ndan ayrı ve turnaların katar halinde seyrinden mülhemdir (ilham alınmıştır). Durnalar diye de telaffuz ederler.

TURNA BARI:

Erzurum sıra barları oynanılırken dördüncü bar olarak oynanılması tercih edilmektedir. Bununla beraber, toplu ve esas on iki bardan değildir. İkişer Dadaş tarafından yürütülenlerdendir.

Turna Barı’nda iki oyuncudan biri erkek, diğeri dişi bir çift turnayı temsil ederler. Oyunda ara sıra ötüşme taklitleri yapılır. İki oyuncunun birbirleri etrafında dönmeleriyle oyuna başlanır. Erkek oyuncu dişiyi aldatarak diz üstü yere çöktürür. Etrafında üç devir yaptıktan sonra sırtına çıkıp oynar. Sonra da yine erkek tarafından kaldırılır ve oyun biter. Turna barı, yalnız Dadaşlara mahsus (özel) kalmayıp, düğünlerde Erzurum kadınlarınca da oynanılagelmiştir.

Oyunda turnanın hareketlerini taklit eden figürler vardır. Barın belirli bir yerinde erkek dişiyi çökmeye mecbur edince, seyircilerden biri dişinin önünde fındık, badem gibi şeyler koymayı unutmaz. Dişi, turna, bunları kuşun hareketlerini taklit ederek yer ve erkeği gözüyle takip ederek etmeye başlar. Erkek turna dişinin sırtına çıkarken kanatlarını çırpar. Bunun asıl manasını çözmek güç değildir. Bölgenin en uzun ömürlü barlarından olduğu, Asya’da da çeşitlerinin bulunmasıyla sabittir.

TÜRKMEN KIZI:

Çorum’un kendi yöre oyunlarından olan Türkmen Kızı ya tek kadın tarafından ya da kadın erkek bir çift oyuncuyla icra edilir. Oyunun kendi havasını meydan sazı veya bağlama çalar. Ezginin demelerini (sözlerini) birkaç kişinin bir ağızdan söylemesi adet olmuştur. Oyunun tek özelliği, sözlerin mana ve ifadesine göre figürler göstermekten ibarettir. Bir kız topluluğu tarafından oynandığı nadiren görülür.

  1. Oyuna girilmezden önce saz (meydan sazı) bir başlangıç havası vurmaya koyulur ki bu, oyuncuları ortaya davet yollu bir giriş musikîsidir. Ezgisi, oyunun asıl havasından ayrı olmakla beraber, makam bakımından en uygun düşecek bir seçimde görünür. Oyuncular ayağa kalkarak gezinmeye başlarlar. Kısa süren bu orta seyranından (gezinmesinden) sonra saz asıl Türkmen Kızı havasının henüz sözsüz çalınacak giriş cümlesine geçer (yani burası esas oyun havasının kendi başlangıç kısmıdır). Oyunun bu giriş yerinde yine havanın tartımına uyularak yürüyüş yapılmaya devam edilir: Önce sol ayak ileri atılır, sağ ayak onun tam yanına çekilerek bir duraklama anı olur. Bu hafif tereddüt vakfesinden (duraklamasından) sonra tekrar sol ayak atılır, bu sefer sağ ayak yavaşça onun yanına getirilir ve ihtiyatın (tedbirin) ifadesi olur. Yani, hizadan ve ara verilmeden birer adım ileri atılarak sol ayak bu sefer -başlangıçtaki gibi – sağın yanına süratlice çekilir. Durulmadan tekrar sağ ayak atılır, şimdi sol ayak yine usulca çekilerek aynı hizadan ileri atılır. Böylelikle birinden öbürüne geçmeli teker adımlarla tartım dairesinde yürünmüş olur.

Notanın sonunda, ayaklar yan yana durularak tekrar baştan başlanır. Buradaki ayak hareketi şekilleriyle herhangi bir oyunun ayak hareketleri, nota kıymetlerinin muhtelif tarzlarıyla yazılabilirler.

Kız ve erkek çiftinin birlikte oynaması, bu oyunun esas şekli olduğuna göre, giriş ezgisinin devamı boyunca kız oynar, erkek ayakta el şaplatır. Az sonra, sözlü kısım başlar başlamaz da erkek aynen kadın oyuncunun yürüyüş figürünü tekrarlayarak bir daire çizmek suretiyle oyunun demeli (türkülü, sözlü) bölümüne geçilmiş olur. Yürüyüşlerde, iki kolun dirseklerden yanlara doğru hafifçe kırık şekilde uzanık tutulması, figür icaplarından olup bu sırada baş, şehadet ve orta parmaklar burula burula şıklatılır.

  1. İkinci kısma geçildiğinde demelerin (sözlerin) manasına göre oyuncular birer tavır takınarak, ifadeye hareketlerle katılmış olurlar. Meselâ: demelerin bir parçası şöyledir:

Türkmen kızı inek sağar
Uzun saçın yere değer
Sevsin diye boyun eğer

Leyli de leyli Türkmen kızı
Sen allar giy, ben kırmızı

Nakarat:

Çıkalım dağlar başına
Sen gül topla, ben nergisi
Aman Ayşo, yaman Ayşo (Ayşe)!

Bu deme söylenirken, çömelinmelidir. Kız, çömelik vaziyette bir inekten iki eliyle sütü sağar gibi inek sağış hareketleri yapacaktır. O deme bitinceye kadar bu figür sürer. “Leyli de leyli Türkmen kızı” nakaratına geçilip, burası da hem çömelik vaziyetteki oyuncular hem de çalan tarafından bir ağızdan söylenirken daire çizme figürüne geçilir: Yani, her iki oyuncu çömeliş vaziyetinin sıkletini (ağırlığını) büsbütün sol ayak üstüne bindirerek sağ ayakları düz durumda ileri atıp baş parmak ile topuğun iç kısmını yere değdirirler ve (bir daire pergellercesine) uzanık sağ ayak yardımıyla sol ayağın mihveri çevresinde -oldukları yerde – birer daire çevrimeye başlarlar. Nakaratın bitişine kadar süren bu çevirişler boyunca bir yandan da tartıma göre birlikte el şaplatırlar. Dönüşlerin mevzun (düzgün), sarsıntısız ve rahat yapılması şarttır. Yoruculuğuna rağmen, sıkıntı çekildiği belirtilmeden tekrarlanır. Ustalık buradadır. Neticede, ikinci parçanın (sözlerin) oyununa hazırlanılır. (Demelerden kaç parça söylenecekse oyun her birinin taklidi ve dönücü nakarat figürleriyle o kadar sürmüş olur.)

Türkmen kızı tezgah dokur
Vurur kirkit, sıkça dokur
Hem heybelik, hem torbalık

Nakarat:

Çıkalım dağlar başına
Sen gül topla, ben nergisi
Aman Ayşo, yaman Ayşo (Ayşe)!

Türkmen kızı hamur yoğurur
Hamuru teknede çevrir
Hem çevirir, hem evirir

Nakarat:

Çıkalım dağlar başına
Sen gül topla, ben nergisi
Aman Ayşo, yaman Ayşo (Ayşe)!

Türkmen kızı yün tarıyor
Yitirmiş yari arıyor
Yarimi eller sarıyor

Nakarat:

Çıkalım dağlar başına
Sen gül topla, ben nergisi
Aman Ayşo, yaman Ayşo (Ayşe)!

Türkmen kızı süt pişirir
Sütün kaymağın taşırır
Görenler aklın şaşırır

Nakarat:

Çıkalım dağlar başına
Sen gül topla, ben nergisi
Aman Ayşo, yaman Ayşo (Ayşe)!

Türkmen kızı kalk ayağa
Altın topları kollara
Firûze yüzük ellere

Nakarat:

Çıkalım dağlar başına
Sen gül topla, ben nergisi
Aman Ayşo, yaman Ayşo (Ayşe)!

Please follow and like us:

Enjoy this blog? Please spread the word :)