Makale: Özhan Öztürk

Tarihi açıdan yaylacılık ve “Parhar” kelimesinin analizi

Trabzon köylüsünün yazılı kaynaklara göre en azından Antik Çağ’da “Paryadres”, Ortaçağ’da “Parhar” olarak adlandırdığı[1] Kuzeydoğu Anadolu dağlarındaki yaylalar MÖ 10 bin yıl önce sonra eren Pleistosen buzullaşmasından geri kalan U formundaki vadilerin tabanlarında ortaya çıkmıştır. Karadeniz Rumcası’nda “yayla” anlamına gelen[2] parhar, Ermenice “kuzey rüzgarı”[3] , Gürcüce parkhali formunda “otlamak için uygun yer”, Türkçe’nin yerel ağızlarında Bayburt’ta “şimali garbiden esen rüzgar”,  Gümüşhane ve Malatya’da “kuzey rüzgarı”[4]anlamlarıyla kayıtlı olması Yusufeli’de Altıparmak köyünün eski adı Parhal ve Balcılı köyünün eski adı Parh gibi toponimlere rastlanılması kelimenin etmiolojik açıdan Yunan kolonizasyonu öncesi bir dil ile ile ilişkili olduğunu düşündürmektedir. Parhar kelimenin orijini kanımca Hititçe “yüksek” anlamına gelen[5] parku kelimesi olup, Luvi diline “sürü gütmek, av takibi” anlamlarıyla parha formunda geçmiştir. Bu durumda sadece “parhar” kelimesnin değil aynı zamanda Anadolu’da daha geniş bir alanda kabul gören “kervan, yük taşıyan deve sürüsü, kafile, göç, gurup” anlamına gelen[6] parhana kelimesinin de Hititçe “yüksek” hem de Luvice “sürü” anlamlarıyla ilişkili olduğu anlaşılmaktadır.

Antik Çağ’da yaylacılık

Samsun’da 1940-41’de Kılıç Kökten, Nimet Özgüç ve Tahsin Özgüç başkanlığında yapılan kazılarda Kalkolitik çağa[7], Kökten’in 1944 yılında Ünye ilçesinin doğusunda Yüceler köyü civarındaki mağaralarda ve 1963-64 yılında Cevizdere vadisinde Orta, Üst ve Alt Paleolitik çağa,[8] Trabzon il sınırına yakın bir mevkide bulunan bir mağarada Kalkolitik ve Tunç Çağına[9], 1998 yılında Çamlıhemşin ilçesi’nde Fırtına Deresi’nin batısında dereden 200 m kadar yüksekte konumlanmış Dikkaya (Mekaliskirit ) köyü  Nahra mevkinde[10] Tunç çağına insan yerleşimine dair kanıtlar bulunmuş olup, yapılan arkeolojik çalışmalar bölgemizde tarih öncesine dek uzanan insan yerleşimin süreklilik arzettiğini de göstermiştir. Aynı şekilde Artvin’e komşu Gürcistan ve Nahcivan topraklarında  paleolitik dönemden kalma yerleşimler ve taş ocakları bulunmuş, yine Artvin civarında Şavşat-Meşeli ve Yusufeli Demirköy’de yol yapım çalışmaları sırasında ve köylüler tarafından tesadüfen Kura-Araxes veya erken Trans-Kafkasya kültürü olarak adlandırılan MÖ 3500-2200 dönemine ait bronz baltalar ve taş kesici aletler bulunmuştur[11]. Erken Trans-Kafkasya kültürü Geometrik desenli kırmızı veya siyah çömlek yapımı, tahıl ve meyve tarımı, sığır, koyun, keçi, köpek ve son dönemlerinde at yetiştiriciliği, (başlangıçta yuvarlak sonlara doğru köşeli) kerpiç tuğlalardan ev inşası özellikleriyle kendini göstermektedir ki bu durumda teorik olarak Doğu Karadeniz’de yaylacılık yapmak için gerekli şartların yani yerleşik insan + yayla + sığır bileşimin yaklaşık 5 bin yıl önce biraraya geldiğini söyleyebiliriz.

MÖ 8. yüzyılda Urartu kralı I. Argişti yıllığında Argişti’nin babası Minua döneminde haraca bağlanan ve Erzurum’dan kuzeye doğru Çoruh Vadisi’ne kadar uzanan alanı kapsadığı sanılan Diauehe Krallığı üzerine yapılan seferde 52.675 esir, 1.104 at, 35.015 sığır ile yüzbinlerce koyun elde ettiğini bildirmesi[12] bölgede yoğun insan yerleşiminin yanısıra hayvancılığın da gelişmiş olduğunu da göstermektedir. Karadenizlilerin yaylacılık yaptığını doğrudan bildiren en eski yazılı kaynak ise MS 6. yüzyılda Bizanslı yazar Prokopius (MS 500-565) olup, Tzani (okunuşu Cani veya Çani) halkının sığırlarını aynı zamanda kışlakları olan Okeniton adlı mevkide barındırdıklarını bu halkın sığırları, toprağı sürüp işlemek için değil, sürekli bir süt kaynağına sahip olmak ve etleriyle beslenmek için yetiştirdiğini bildirmiştir.[13] Osmanlı döneminde ait Trabzon tahrir defterlerinde Ogene (H. 961), Okene  (H. 991) ve ikiye bölünerek Ogene-i ulya, Ogene-i süfla (H. 1330) formlarında kayıtlı olan antik Okeniton yerleşiminin adı cumhuriyet döneminde Karaçam ve Köknar olarak değiştirilmiştir. Ogene kelimesinin Megrelce “dana ahırı” anlamına gelmektesi, Karadeniz Ansiklopedik Sözlük’te etimolojisini yaptığım bazı Trabzon köy isimlerinin Megrelce kökene sahip olması Tzan halkının dil ve yerleşimine dair güçlü ipuçları sunmaktadır. Yunan kaynaklarının yanısıra  Gürcü kroniklerinde İsa’nın havarilerinden Andre’nin Megrel halkının topraklarında yeralan Trabzon’a gittiği ve buranın putperest halkını Hristiyanlığa çevirmeye dönüştürmeye çalıştığı yazılmasından[14] Tzan-Çan-Laz-Megrel kelimelerinin o dönemde aşağı yukarı aynı anlamlarda kullanıldığını anlamak ve bölgenin etnik yapısı hakkında da fikir edinmek mümkündür.

Ortaçağ’da Rumlar ile Türkmenler arasında otlak mücedelesi

Panaretos, 1340 yılında Trabzon İmparatorun’nun ordusuyla Parharin adlı bölgeye saldırarak burada yaşayan Türkmenleri öldürdüğünü bildirmiştir ki, Parhar ile kastetidlen bölge bugünkü Kürtün civarı olup, o dönemde yaylalar iki yaylacı halkın arasında sınır ve çatışma bölgesini oluşturduğu görülmektedir. 1355’de imparator Türkmenlerin kontrolündeki Şiran üzerinde saldıran imparator 400 kayıp vererek çekilmiş, 1357’de Parhar üzerinde yaptığı seferde tüm yayla bölgesini ele geçimeyi başarmışsa da ertesi yıl Hacı Emir Maçka’ya saldırarak bölgeyi yağmalamış, Rum köylülerin sığır sürülerini ele geçirmiştir[15].  Dönemi aydınlatan en önemli yazılı kaynak olana Panaretos kroniği dikkatli analkiz edildiğinde Trabzonlular ile Çepni adıyla verilen Türkmenler arasındaki mücadelenin sadece yağma amacıyla yapılmadığı yaylaların her 2 toplum içinde hayati öneminde dolayı otlaklara sahip çıkma mücadelesinin yaşandığı dahası sığır sürülerininde en az otlaklar kadar önemli yağma malzemesi olduğu anlaşılmaktadır. İmparator Aleksios Kürtün civarında yaşayan Türkmenlerle sorunlarını kızkardeşi Theodora’yı Bayram bey’İn oğlu Hacı Emir ile evlendirme suretiyle evlilik diplomasiyle çözüp güneybatı otlaklarını güvence altına alırken güneydoğudakileri Bayburt emiri Hoca Latif’i 1362’de adamlarıyla birlikte öldürerek çözmüştür. 13 Eylül 1362 günü imparator damadı Hacı Emir’in Haldiya’daki kalesine doğru yola çıkmış, neredeyse Trabzon imparatoru’nun himayesine girmiş Gümüşhane bölgesindeki Türkmenler ile Giresun’a birlikte gitmişlerdir. 14 Temmuz 1364 günü Emir Kutlu Bey’in hanımı Maria Hatun ile birlikte babasını ziyarete gelmiş 8 gün kaldıktan sonra geri dönmüş ertesi yıl imparator yanında 2 bin kişilik yaya ve atlı askerle damadını görmek için Parhari’ye çıkmış, İspela[16] üzerinden Fikanoy’a[17]  ulaşmış, birlikte 4 gün geçirdikten sonra 5 Haziran’da geri dönmüşlerdir. Binlerce Trabzon askeri ile Gümüşhane Çepnilerinin Trabzon yaylalarında 4 gün boyunca birlikte konaklaması kurulan ittifakı perçinlemiştir perçinlenmiş, bu dönemde Türkmenlerin sahil yönündeki otlaklara yayılmalarına ve bugünkü konumlarına yakın yeni köyler kurmalarına izin verilmiş olmalıdır. Selçuklu hükümdarı Kılıç Arslan 1369 yılında Haldiya civarını kuşatıp, Kolaha’yı yağmalamış, Haldiya’yı harabeye çevirmiş, halkının bir bölümü öldürülmüş bir kısmı ise esir edilmişse de Trabzonlular 1374’de Kolaha’yı tekrar elde etmeyi başarmışlardır. Trabzon sınırları içerisinde yaşayan Çepniler bilinmeyen bir sebepten dolayı 1380’de ayaklanmış ve pek çok Rum’esir almış bunun üzerine İmparator 4 Mart 1380 Pazar günü askerlerini iki parçaya bölerek bir kısmını Petroma[18] kalesine göndermiş, geri kalanlarla birlikte Filavonitin[19] deresi kıyısına yüzü dönük yönde ilerleyerek Çepnilerin kışı geçirdikleri bölgeye doğru ilerlemiştir. Çepni karargahı bulunarak, Similka[20] ve Rum esirler kurtarılmış, barınakları[21] yakılmış ve Stalavopiastin’e[22]dönmüşlerdir. Petroma Kalesi’ne gidenler ise Kocanta’ya[23] ulaşmışlar isyanı kılıç ve ateşle bastırmayı başarmışlardır.

Notlar

[1] Yunanca Parharin (Παρχάριν).

[2] L. P. Papadopulos. Ιστορικόν Αεξικόν της Ποντικης διαλέκτου. Atina, 1958-1961 cilt  II s. 162

[3] R Dankoff. Armenian Loanwords in Turkish. Harrassowitz Verlag. Wiesbaden, 1995 s. 125

[4] Özhan Öztürk. Karadeniz Ansiklopedik Sözlük. Heyamola Yayınları. İstanbul, 2005 Cilt 2 s.  937

[5] H. C. Melchert, Lexica Anatolica Volume 2 Cuneiform Luvian. N.C.1993 s. 167

[6] Türkiye’de Söz Derleme Dergisi, 1939: 166

[7] Kökten, K., Özgüç, T., and Özgüç, N. “1940 ve 1941 Yılında Türk Tarih Kurumu Adına Yapılan Samsun Bölgesi Kazıları Hakkında İlk Kısa Rapor.” Belleten IX:361-400. 1945

[8] K. Kökten, “Anadolu Ünye’de Eskitaş Devri’ne (Paleolitik) Ait Yeni Buluntular”, DTCFD XX/3- 4, 1962, s. 275-276.

[9] Anadolu Ünye’de Eskitaş Devrine (Paleolitik) Ait Yeni Buluntular”, AÜDTCFD. cilt XX, Sayı 3-4 Ankara, 1963 s. 275

[10] S. Özkan & M. Çakır. Rize’de Bulunmuş Olan Tunç Baltalar. Tarih İncelemeleri Dergisi XV, 2000 s. 88

[11] Bittel, Kurt. Artvin’de bulunan tunçtan mamul Asarı Attika. Türk Tarih, Arkeologya ve Etnografya Dergisi. Cilt 1. Ankara 1933 s. 150-56; Kushnareva, K. Kh & Michael H. N. The Southern Caucasus in Prehistory: Stages of Cultural and Socioeconomic Development from the Eighth to the Second Millennium B.C. University of Pennsylvania Museum.Pennsylvania, 1997 s. 43-53

[12] Melikishvili, G.A. Urartskie Klinoobraznye Nadpisi, Moskow, 1960 s. 127 ; Kemalettin Köroğlu. Urartu Krallığı’nın Kuzey Yayılımı ve Qulha Ülkesinin Tarihi Coğrafyası”, Belleten LXIV/241, 2001 s. 722-3

[13] Prokopius, Yapılar, III. vi. 20-2

[14] Gürcistan Tarihi: Eski Çağlardan 1212 Yılına Kadar. çev: Brosset, Marie Félicité  & Andreasyan, Hrand D. Türk Tarih Kurumu. Ankara, 2003 s. 36

[15] Panaretus, Accedunt Trapezuntinae. Oxford Üniversitesi, 1832, 21

[16] Bugün Maçka ilçesine bağlı Ocaklı köyü

[17] Akçaabat ‘ın 20 km güneyinde, Maçka’nın 10 km batısında yeralan bir yaylanın adıdır.

[18] Yunanca Πέτρωμαν. Tirebolu’dan yaklaşık 8 km uzaklıkta Tirebolu-Torul Karayolu üzerinde yeralan Örenkaya Köyü’nde yüksek bir kayalık üzerinde bulunan küçük bir kaledir.

[19] Yunanca Φιλαβοωίτην. Bugünkü Harşit deresi.

[20] Bryer burasının Kürtün civarındaki Sümüklü köyü olduğunu iddia etmiştir ki köy 1717 v3 1733 yıllarında bile Hristiyan köyü olarak kayıtlıdır. (A. Bryer,. Greeks and Türkmens: The Pontic Exception. Dumbarton Oaks Papers, Vol. 29, 1975 s.147)

[21] Barınak olarak verdiğim, Brosse gibi yazarların çadır olarak adlandırdığı similika (σιμύλικα) kelimesinin tam anlamı bilinmemektedir.

[22] Yunanca Σθλαβοπιάστιν. Bugünkü Vakfıkebir – Büyük Liman.

[23] Yunanca Κοτζαντα

Please follow and like us:

Enjoy this blog? Please spread the word :)