Anadolu’da Luwi Kültürünün Mirasından Birkaç Ad Üzerine

 

BİLGE UMAR

Iştikakçılık, profesyonel “müştekik”lere bırakılamayacak kadar ciddi bir iştir! Harvard’dan Şinasi Tekin dostumuz, sürdürmeye söz vererek bize “Köşk”le açtırdığı “İştikakçının Köşesi” yazılarını göndermeyi ihmal etse de, biz yitik Anadolu dillerinin bile etimolojilerini bile yaparız.

I. Giriş ve yazının amacının belirlenmesi

BU YAZI, değerli hocamız, büyük ustamız Ord.Prof.Dr. Ekrem Akurgal ile ve sevgili meslekdaşımız Prof.Dr. Cevdet Bayburtluoğlu ile bir zamanlar karşılıklı sohbetlerimizde aklımıza takılmış soruların, o sırada verilememiş yanıtlarını ortaya koymak umudunda, hatta iddiasındadır. Bu nedenle, şimdiki yazımı, saygı ve sevgilerimle, kendilerine adıyorum.

II. Çok anlamlı bir “emsal” olay: Luwi dilindeki Sadruda adının Hellen ağzında Erythrai biçimine girmesi; Adra’nın Herakles kılığına büründürülmesi
Ramsay’ın yapıtı1 bir hazinedir. En ummadık yerinden, kıyısından köşesinden kurcalayınca, en değerli bilgi kaynakları fışkırır. Oradaki, hiç önemsen meye değer gibi görünmeyen, benim de kitabı ilk okuyuşlarımda hiç gözüme çarpmayan bir kayıt2 belirtiyor ki, Hi erokles’in yapıtında,•’ Anadolu’nun Io nia bölgesindeki (kalıntıları Çeşme kuzeydoğu yakınında Ildırı köyüyle içiçe bulunan) ilk Hellenleştirilmiş kentlerden Erythrai’nin adı, “fena yazılmış” olarak, Satrote biçiminde geçmektedir.

Kuşkusuz, kendi yapıtını hemen hemen tam 100 yıl önce yazan Ramsay, Luvvi’lerin adını bile duymuş olmadığı için4 ve Lrnvi dili hakkında, bu dilin “kutlu, iyi, güzel” anlamlarına gelen swa öntakısı hakkında,5 Luwi/Pelas gos baştanrısı Adra/Odra hakkında6 hiçbir bilgisi bulunmadığı için, elbette, Erythrai yerine Satrote yazılmasını kesin güvenle “bir yanlışlık”a bağlayacaktı.

Oysa, yazım yanlışının bu kadar ağırı olamaz. Kaldı ki, Hellen dilini konuşan bir yazar, yapıtında, Anadolulu dilden gelme bir adı Hellen ağzının fonetiğine uydurarak “tağyir etmiş” olabilirse de,7 bunun tam tersine, Hellen dilindeki pek ünlü bir adı, Hellen dilinde hiç anlamı olmayacak biçimde Satrote diye değiştirip yazmış olamaz. Demek ki, Satrote, Erythrai’nin İS 6. yüzyılda bile Anadolulu yöre halkınca kullanılan,
Hellenlerce dahi bilinen adıydı, asıl adıydı. Gerçekten, yazıda hep Hellen ağzındaki resmî ad kullanıldığı halde Anadolu kentinin yerli dilden gelme asıl adının binyıllar boyunca yaşamasına ve hatta bazan, sonunda resmî ad unutularak Anadolulu adın tek başına kalmasına pek çok örnek vardır;8 bu duruma Ramsay de değinmiştir.9

Anadolu’nun Luvi dilinden gelme tarihsel adları üzerine on yılı aşkın zamandır çalışmakta olmam nedeniyle,10 Hierokles’in Satrote diye aktardığı adı kolayca öğelerine ayırabiliyor ve anlamını görebiliyorum. Bu adın içinde, tıpkı Satrai” ve Sodra12 adlarındaki gibi, S(\va) Adra/Odra’yı, yâni “Kutlu Ko ca”yı (Ana Tanrıçanın Kocası’m), Satr(a) bölümünde hemen tanıyoruz. Sondaki ote dahi, Perkote adından13 malûmumuz, mârufumuzdur. Perko te’nin Lu\vi dilindeki öz biçimi, “Dağ Hisarı” anlamında Perguda/Perguta’ dır. Bu ad, perga (yüksek, dağ) sözcüğüyle uda/uta (kuta’nın14 k’si atılmış çeşitlemesi:15 duvar; buradan, surla çevrili kent, hisar) sözcüğünden türetilmiştir. Perguda/Perguta adı sonundaki, hisar’ı anlatan uda/uta Hellen ağzında nasıl ote olmuşsa, Satrote adı içinde de ote yerine uda’yı geri getirince adın Luwi dilindeki öz biçiminin Sadruda/Sadruta/Satruta olduğunu16 görüyor ve bunun “Kutlu Kocanın (Ad ra tanrının) Hisarı” demeye geldiğini anlayabiliyoruz.

Erythrai diye tanıdığımız kente ilişkin başka bir bilgi kırıntısı, hem kentin adının Lmvi/Pelasgos tanrısı Ad ıa/Odra(Aıra/Otra) ile bağlantısını doğruluyor, lıcııt ile Sadıuda/Salrııta adının ııasıl olııp da Eryilırai’ye döndüğünü anlamamı/a olanak veriyor. Şöyle ki:
Bıı kentte, sözde “Denizden bir sal üzerinde çıkagelen bir Herakles heykeli ııedeniyle”(!) Herakles tapkısı vardı.17 Üstelik, Paıısanias’m18 anlattığına göre, Herakles tapınağına girme hakkı, kadınlar arasında, yalnız Tıakya’lı kadınlara tanınmış imiş. Sadnıda adından, kentin S(\va) Adra ile, Kullu Koca ile bağlantısını anlayınca kentin baş tanrısının Helleııleşme döneminde Herakles kimliğine büründürüldüğünii sezinler gibi olmuşken, bu yeni bilgi kimilisi, sezgimizi güvenli bir kanıya çeviriyor. Çiınkti Helleıı dilinde, bizim Trakya diye söylediğimiz sözcük Tlıra ke’dir ve bunun sonundaki, Latin yazımında e ile gösterilen ünlü sesin aslı, Helleıı yazımında, eskiden a’ya yakın değer taşıyan eta (Hellen’lerin abe’sin deki H) harfiyle belirtilir. Böylece sözcüğün daha doğru biçiminin Traka yâni (O)tra ka, Farsçası Odragâh, Türk çesi Odıayeri olduğu anlaşılır.19 Gerçekten, Adra/Odra tapkısı, en eski tarihsel coğrafya adlarıyla kanıtlanıyor ki, özellikle Anadolumuzun Troas bölgesinde ve Traka/Thrake/Trakya’da yaygındı.20 Erythrai’de neden dolayı Herakles kılığına bürünmüş tanrının tapınağına hiçbir başka kadın giremiyordu da Traka’lı kadınlar girebiliyordu, bunun yanıtı artık pek açıktır: Çünkü Traka, yukarıda söylendiği gibi, Odra yeri, Odra’nın yurdu demektir ve Adra/Odra tapınağını da anlatır (karş. Hellen dilinde Artemision, Akhilleion vb.); Traka’lı kadın, adına bakılırsa, kendi yeri yurdu Adra/Odra tapınağı olan kadındır! Kim bilir kaç yüzyıl geriye giden bu “yalnız Traka/Trakya’lı kadınları tapınağa alma” geleneğinin kökenini Hellenler anlayamadığından, bilmediğinden, “Herakles heykelini kendi kendine deniz üstünde çıkageti ren sal’ı kıyıya çekmek için Trakyalı kadınlar saçlarını kesip örerek halat yap tılardı” diye pek kaba saba uydurma işçiliği gösteren bir açıklama uydurulmuştu.
Bu bilgilerle, artık, Sadruda yâni S(wa) Adra Uda’nın, “Kutlu Kocanın Hisarı”nm nasıl Erythrai olup çıktığını da görebiliyoruz: Kentin adı, Hellen ağzında, önce, Ssva Adra’nın Hellen diline tam bir çevirisi olarak Eu Adra idi (nitekim bizim Adra, Romalılar öncesi İtalya’da da21 Hellen ağzında Euandros yâni EuAndros olmuştu);22 sonra bundan, EuAdra’nın Halkı anlamını belirtmek için, çoğul biçim türetildi, EııAdıa yerine EuAdrai dendi (karş. Atlıenai, Allıena Halkı). Son aşamada da EııAdrai, Hellen dilinde eryllıros (kızıl) sözcüğünden türetilmiş ad’a benzetildi ve nasıl Anna Konıne na’daki Akrokos Dağı Türk ağzında çarpıtılıp Eğrigöz Dağı edilmişse, Eu Adrai de Hellen ağzında Erythrai oldu çıktı. Hellen ağzında başına önce Eu öntakısı almış bazı adların da sonra aynı gelişmeyi geçirdiği ve örneğin Erınes (Lâtin yazımında Hermes), Ermos (Lâtin yazımında Hernıos) adlarının da aslında EuMas (Kutsal Tanrı), EuMa (Kutsal Ana, Ana Tanrıçamdan çıkma olduğu kanısındayım, ancak şimdiki konudan sapmamak için bu sonuncu adlar üzerinde durmayı başka bir yazıya bırakıyorum.

III. Pauvvaka’dan Phokaa/ Phokaia adının çıkması

Phokaia, Anadolu’nun Aiolis denmiş kıyı bölgesinin orta yerinden biraz güneyde, Hellenlerin lon boyunca Hellen leştirilmiş bir kent idi; ona şimdi Foça diyoruz. Phokaia adında, Latin yazımında o ile gösterilen harf, Hellen yazımında, w (uğa) sesine işaret eden ome ga’dır. Adın son bölümünün yazılışı ise, çeşitlidir: Aiolos Hellenleri, bitişi kaa diye yazıyorlardı, örneğin Lesbos’lu Sappho’dan kalma bir parçadaki yazım böyledir;23 aynı bitişi, Hellen’lerin Dor boyu, kaia diye, lon boyu ise bazan öyle bazan da ona yakın biçimde, son harf olarak (eskiden A’ya yakın değer taşıyan) eta yani Hellen abe’sindeki H harfini kullanarak yazıyorlardı.24
Hellen ağzında Phokaa/Phokaia biçimine bürünen adın kökeni ve anlamı, inandırıcı biçimde açıklanamamıştır. Kimine göre ad, phokaina denen bir tür fok balığı ile ilgilidir; Foça önündeki adacıklar fok balığına benziyormuş da,
o yüzden kent böyle Phokaa/Phokaia diye adlandırılmış. Bu söylence yüzünden şimdi Foça’nın orta yerine bir fok balığı heykeli dikilmiştir. Oysa, phoka ina’dan türetilecek bir ad, Phokaa yahut Phokaia biçiminde olamazdı. Kimine göre de, kenti Yunanistan’daki Pho kis bölgesinden (Phokis sözcüğü, eski Hellen dilinde, bir tür armudu anlatır) gelme göçmenler Hellenleştirip böyle Phokaa/Phokaia diye adlandırmış imişler. Ama Phokis sözcüğünden türetilecek bir ad dahi Phokaa, Phokaia biçiminde olamaz; Phokia gibi bir şey olabilir.
Luwi dili üzerine yeterince bilgi edinmiş bir kimse, Strabon’daki şu bölümü25 görür görmez Phokaa/Phokaia adının kökenini, öz biçimini, anlamını anlayacaktır:
Paktolos (Sart Çayı Umar) ve lıa leıı Phrygios olarak adlandırılan Hyllos (Kum Çayı Umar) da Hermos’a (Gediz lrmağı’na Umar) dökülür. Bu üçü (daha doğrusu, diğer ikisiyle birleşen Hermos Umar) ve onlarla birlikte daha az önemli nehirler (örneğin Nym phaios/Kemalpaşa Çayı; o da Gediz’e dökülenlerdendir Umar) birleşerek Herodotos’un2’’ dediği gibi Phokaia yakınında denize dökülür.
Gerçekten, 1702’de çizilmiş bir “İzmir Körfezi ve yakınları” haritasında,27 Hermos/Gediz’in, tıpkı şimdi olduğu gibi, o zaman da Menemen ile Foça arasında denize aktığı görülüyor. İrmak sonradan, kendi doldurduğu ova içindeki yatağını değiştirip Menemen yakınında güneye yönelmiş, şimdiki Karşıyaka’nın batı yambaşından geçerek İzmir Körfezi iç bölümünün en dar yerine akmağa başlamıştır. Irmağın, İzmir’i denizden ayıracağı, Menderes’in (bir zamanlar kendi ağzında bulunan) Latmos Körfezi batı yarımını doldurarak geriye kalan doğu yarımda yarattığı Bafa Gölü gibi bir gölün kıyısında bırakacağı anlaşılınca, 1886 yılında, Menemen yakınlarında bir kanal kazılıp ırmak eski yatağına çevrildi ve yine Foça’nın güneydoğu yakınında Ege Denizi’ne akmaya başladı.
Bunlar göz önünde tutulunca, yörenin adının Luvvi’ler çağında Pa uwa
ka, akarsuyubolyer, diğer bir çeviriyle su lak yer olduğunu28 ve Hellenlerin, Pauvvaka adım, ya Aiolos boyunun yaptığı gibi hemen hemen aynen, Phokaa söyleyişiyle29 yahut da Dor ve lon boylarının yaptığı gibi, sonuna, kendi dillerinde “yurdu” anlamına gelen ia’yı ekleyerek Phokaia biçiminde ve Pamvaka/Phoka Yurdu anlamında, kullandıklarını görebiliyoruz.
Çok dikkate değer ki, ilkçağ Foça’ lılarının (ama hangi çağdaki, hangi dili konuşan Foça’lıların?) bugünkü Fransa güney kıyısında kurduğu bir Akdeniz kenti, Fransızların söyleyişiyle Marseille, bizim söyleyişimizle Marsilya, ilkçağda Massalia adını taşımaktaydı ve bugünkü adı da oradan gelmektedir. Massalia’nın sonundaki, Hellen ağzının eklemesi, “yurdu” anlamındaki ia takısını bir yana koyunca geriye kent adının öz biçimi kalıyor: Bu öz biçim Massala’dır ve Hellen dilinde hiçbir anlam taşımamasına karşılık, Luvvi dilinde pek ilginç, pek açıklayıcı bir anlam taşır: Ma assala, Ma kenti cik, daha düzgün bir Türkçeyle “Ma kentinin yavrusu”! (karş. Attala yâni Atta la, “Baba Tanrının, Atta’nın Yavrusu”; Hellen ağzında Attalos, Goth ve Hun ağzında Attila). Buna bakılırsa, Massala kenti, Hellenleşme öncesi Pho kaia’nın halkı Luvvi’ler tarafından kurulmuştu. Gerçekten, Anadolulu Luwi ler, en üst düzeyde, yavru kentler, koloniler kurucu bir halktı. Hatta, Anadolu’daki anakentin Hellenleşmesi sonrasında, bu anakentle çözülmez ilişkisi bulunan yavru kentler de zamanla Hel lenleşmiş, bu yüzden o yavru kentleri de Hellenleşme sonrası Miletosluların vesairenin kurduğu sanılmıştır. Bu konu da THİT c.I yeni basımında İncelenmekte, çeşitli aydınlatıcı örnekler üzerinde durulmaktadır. Diğer yandan, yavru kent Massala’yı kuran Anadolu kentinin, Pamvaka/Phokaia’nın kendi kendisini Massa yâni M(a) Assa, Ma Kenti diye görmesi; bu kentin pek yakınında denize dökülen ve Ana Tanrıçaya adanmış Dindymon dağından çıkan ırmağın Hellen ağzında Ermos (Lâtin yazımında Hermos) olmuş adının öz biçiminin Ma olduğu, bu Ma’nın Hellen ağzında önce Eu Ma (karş. Pura tu/Fraat’dan Hellen ağzında, bereket getirici olduğu için, Eu öntakısı eklenmesiyle Euphrates) sonra da, Hellen dilinde ırmak adları eril olacağı ve eril adlara özgü bitişle biteceği için Eumos, son aşamada Ermos diye Hellen diline uydurulduğu yolundaki kanımı doğrulamaktadır: Gerek Massa (Ma Kenti) adında gerek Hellen ağzında Maionia biçimine bürünmüş Mawana (Ma wa na, Ma Ülkesi; karş. Khattiwana’dan Kataonia; la wana, “Anakara Ülke si”nden Iaonia/Ionia; Lukka vvana’dan Lykaonia) adlarının kasdet tiği Ma, doğrudan doğruya Ana Tanrıça Ma değil, onun adını taşıyan ırmak Ma’dır yani Ermos/Hermos/Gediz Irmağıdır.

IV. Samorna konusu

Sohbetimizin bu bölümü, Samorna adının anlamını merak edip duran Akurgal hocamızı özellikle ilgilendirecek. Bu anlamı ortaya çıkarmak için adım adım ilerleyelim:
1. Sama adı
Sama, şimdi Samos (Türklerce, Sisam) denen adanın adının öz biçimidir.30 “Odysseus’un adasıdır” denen Ithaka’nın31 yanındaki, şimdi Kephal lenia olarak bilinen ada dahi, Hellenleşme öncesinde, Sama idi. Ion yazımında, örneğin lliada’da,32 son harf eskiden A’ya yakın değer taşıyan eta iledir; bununla yazılış, Latin yazımına Sa me diye aktarılır. Sama/Samos, Anadolu’da Ana Tanrıça Ama/Ma33 tap kısının en güçlü olduğu Ephesos, Didy ma yöresinin bitişiğinde bulunduğu ve kendi de, Hellenleşme döneminde He ı a kılığına bürünmüş Ana Tanrıça tap kısının merkezi olduğu34 için, Sama’ nın S(wa) Ama’yı, “Kutlu Ana”yı anlattığını ve burada da tıpkı S(wa) Ad ra’dan türeme Satrai, Satrote, Sodra vb. adlar gibi, swa öntakısıyla türetilmiş bir ad karşısında bulunduğumuzu sezebildim.
Samothrake (Türk ağzında Semadi rek) adının incelenmesi, bu varsayımın doğru olduğunu kanıtladı. Gerçekten, Hellen ağzında Thrake biçimine bürünmüş adın, aslında (O)dra ka, yani Ad ra/Odra Yeri, Yurdu demek olduğunu daha önce saptayabilmiştim.35 Mad ra/Modra’mn da, “Ma’nın Adıa/Od ra’sı” (Ana Tanrıçanın Kocası, Erkeği) anlamında olarak yine Adra/Odra’ ya işaret ettiğini görebilmiştim.36 Böyle olunca, artık pek açıkça farkedebili yordum ki, Samodra (Hellen ağzında Samothra) gerçekte S(wa) Am(a) Od ra’nın, senkop (syncope; sözcük ya da takıların birleşme yerinde yanyana gelen iki ünlü sesten birinin düşmesi, örneğin Gürcüistan’ın Gürcistan olması) kuralı uyarınca büzülmüş biçiminden başka şey değildi; Sama’nın Adra/Od ra’smı, Kocasını anlatıyor, yine baş tanrı Adra/Odra’ya işaret ediyor, ancak bu kez onun eşi Ama/Ma’nın nâmı diğerini de, Sama olarak, açıklıyordu. Samodra sözcüğüne Lmvi dilinin ka takısı eklenince, Samodra Yeri anlamında olarak Samodraka adı ortaya çıkmıştı; nitekim Hellen ağzına uydurulmuş Samothrake biçiminde Lâtin yazımının e diye gösterdiği ses, Hellen yazımında epsilon (E) harfiyle değil, eskiden A’ya yakın değer taşıyan eta (Hellen abc’sindeki H) ile karşılanır.

2. Arna sözcüğü

Luwi/Pelasgos dilinden gelen bu sözcüğün anlamı üzerine bundan 100 yıl kadar önce büyük bilgin Kretschmer, Einleitung in die Geschichte der griechischen Sprache adlı yapıtında (Göttingen 1896) kafa yormuş, ama anlamı saptayamamış ve “kent anlamına geldiği olasıdır” demişti; van Windekens de, 1952’de yayınlanan ve Pelasgos dilini konu alan yapıtında, aynı görüşe katılmaktan öteye gidememişti.37 Ben bu konuda da bir ileri adım atabilmiş ve sözcüğün Luwi/Pelasgos dilinde “kaynak, kaynak havuzu” anlamına geldiğini, pek çok arna’lı adı inceleyerek, tümevarım yoluyla ve güvenle saptayabilmiş bulunuyorum.38 İşte bu adımdan sonra, artık Akurgal hocamızın merakını giderecek ve Samorna adının anlamını açıklayabilecek duruma gelmiştim.

3. Samorna adının anlamı

Gerçekten, bu gözlemler, benim daha önceki bir yayınımda savunduğum görüşü, yâni Akurgal hocamızın kabul ettiği olasılığın aksine Smyrna (İzmir) adının Samorna ile bağlantılı olmadığı yolundaki kanımı39 doğruluyordu ve hatta Samoına’nın Ephesos/Selçuk’ta Artemis tapınağı yanındaki ilkçağ dereciğinin pınar havuzu olduğunu bana anlatıyordu. Şöyle ki:
Akurgal hocamız, Smyrna adının öz biçimi olabileceğini kabul ettiği Samorna sözcüğüne40 dolaylı yoldan ulaşır. Onun saptadığı sözcük, Artemis’in bir san’ı olarak kullanılan ve Samorna’dan türetilen, Samorna’lı demek olan Sa mornia sözcüğüdür. Tabiî, Ephesos’a ilkçağda verilmiş saıı’lar, dolayısiyle kentin diğer adları arasında hem Samorna hem Smyrna bulunduğu için,41 Samorna ile Smyrna’nın aynı sözcük olduğu, aynı Anadolulu sözcüğün Hellen ağzında büründüğü biraz farklı biçimler olduğu düşüncesi akla geliyor. Bu zan ve izlenim yanlıştır. Çünkü Samorna adı, Sama (Kutlu Ana) ile bağlantılı bir kaynak/pınar havuzuna işaret eder. Anımsayalım ki Artemis, orada, Ephe sos’da, Kaystros/Küçük Menderes’in o zamanki ağzı yakınında bir gölcüğün, kendiliğinden kaynayan sular birikintisinin bitişiğindeki tapmakta tapkı görüyordu; o havuzcuğun sularını boşaltan dere, Xenophon’da anılır.42 Demek, Samorna, aslında Ephesos kentinin bir diğer adı değil, tapınak yanındaki o gölcüğün adıydı ve bu adın öz biçimi Sammvarna idi. Samuvvarna adı Sama, uwa, arna öğelerinden türetilmiştir; Sama, “Kutlu Ana”yı, uvva, genelde lık, burada (tıpkı Türkçenin odunluk, samanlık sözcüklerindeki gibi) yapıyı, tapınağı kasdetmektedir;43 arna da kaynak havuzuna işaret ediyor. Dolayısiyle, Samuvvarna (Hellen ağzında Samorna)’nın tam çevirisi, “Kutlu Ananın tapınağının kaynak havuzu” dur. Smyrna (aslı Smtırna) ise bambaşka bir sözcüktür; s(wa) mur (wa)na öğelerinden türetilmiştir, “Güzel mersin sel”, Güzel Mersin Yurdu demektir ve bugün bile ilk İzmir kentinin kalıntıları alanıyla Hellenistik çağda kurulan (Kadifekale’den aşağıya, denize inen yamaçtaki) ikinci İzmir’in arasında, orta yerde bulunan semtin adı, Mer sinli’dir! Aynı Smurna sözcüğü, yalnız İzmir kentinin adı olarak değil, Ephe sos kentinin adlarından biri olarak da kullanılmış olabilir; çünkü iki kent birbirine yakındır ve iki bölgenin bitki ör
Phokaia, Anadolu’nun, Aiolis denmiş kıyı bölgesinin orta yerinden biraz güneyde, Hellenlerin lon boyunca Hellenleştirilmiş bir kent idi; ona şimdi Foça diyoruz.

Akurgal hocamızın andığı, bir Kültepe tabletinde görülen Tismurna (TiSmurna?) adıyla Smurna adı arasında bağlantı olabilir; ancak, yine de, Smurna/Smyrna adıyla Samor na adının öğeleri, türetiliş biçimi ve anlamı ayrıdır.

1 William M.Ramsay, Anadolu’nun tarihî coğrafyası, Çeviren Mihri Pektaş, MEB yayını, İstanbul 1960.
2 Ramsay, s. 112 No.4 sonu.
3 Bu yapıt, Synekdemos (Yol Arkadaşı, Yoldaş) adlı, İS 528’de yazılmış, Doğu Roma İmparatorluğu’nun yollarını ve yol durağı kentlerini anlatan bir tür yol rehberidir.
4 Lmvi’ler, Hitit’lerin çağdaşı, dil ve kültür yönünden onlara hısım olan bir halktır. Her iki halkın dili, eski İran dilleri ve eski Hind dilleri gibi, HindAvrupa dillerindendir. İnsanlık gerek Hitit’leri gerek Luwi’leri binyıllar boyunca unutmuşken, özellikle Hattusa’da 1906’da başlatılan kazılarda ve diğer bazı yerlerde bulunan Hitit belgelerinin okunmasıyla, eski Hitit’ler çağı (İÖ
2. binyıl) Anadolu’sunun tarihi ve ulusal yapısı, oldukça geniş ölçüde aydınlığa çıkarıldı. Bu arada, görüldü ki, Hitit’lerin tüm anıtlarında, anıtsal yazıtlarında kullandığı özel bir tür hiyeroglif yazısının dili, Hitit’lerin kendi dili değil, Luwi dilidir. Bu yazı ve dil de şimdi bir hayli geniş ölçüde sökülmüştür. Günümüzde, Luwi dilinin temel kuralları ders kitaplarında anlatıla bilmekte (örneğin Ali M.Dinçol, Eski Anadolu dillerine giriş, İstanbul 1970, s.101120), hatta Luwi dili üzerine sözlükler yazılmış bulunmaktadır (.Emmanuel Laroche, Dictionnaire de la langue louvite, Paris 1959; Piero Meriggi, Hie roglyphischhethitisches Glossar, 2. genişletilmiş basım, Wiesbaden 1962).
5 Swa, Luwi dilinin yakın hısımı eski İran dillerinde de bulunan ve Hellen dilindeki eu önta kısmın tam karşılığı olan, çeşitli biçimlerde (bu arada, khwa biçiminde) söylenen öntakının o çeşitli biçimlerinden biridir. Örneğin, bizim Harzern diye söylediğimiz ad, aslında “Kutlu Ülke, Güzel Ülke” anlamındadır ve bu takı (khwa biçimi) kullanılarak türetilmiştir (Ernst Herzfeld. The Persian Empire. Studies in geograplıy and ethnography of the ancieııt near east. Fıanz Ste* iner Verlag, Wiesbaden 1968, s.316 ve özellikle orada dn.6). Karş. Sanskrit dilinde “iyi” anlamındaki sözcük, su (.Kemal Çağdaş, Devanaga ri alfabesi ve Sanskrit Türkçe küçük sözlük, DTCF yayını, Ankara 1963, s. 129) ve Hitit dilinin aynı anlamdaki sözcüğü, assu {Ali M.Dinçol, s.63).
6 Tarihsel coğrafya adları üzerine yürüttüğüm inceleme, Adramytteion (Edremit), Madra Dağı, Madran Dağı, Sodra Dağı, Modrene (Mudurnu), Adranos (Beyce/Orhaneli), Adras Dağı, Adrasan Köyü (Antalya’nın Kumluca ilçesinde, şimdi Çavuşköy) gibi tam 78 ad içinde Adra/Od ra öğesini görmeme olanak verdi. Hellen destanlarındaki Atreus ile Iliada’nın Phrygia kralı diye andığı Otreus’un adlarında da bulduğumuz bu öğenin anlamını, Tevrat’taki bir bölüm (2. Krallar, XVII 31) açıkladı. Tevrat, o bölümde, Filistin’e sürgün gelmiş bir halkın taptığı karı koca tanrılar çiftini Ana Melek ve Adra Melek diye anar. Hitit dilinde anna, Luw dilinde anni, Türkçemizdeki ana/anne ile aynı anlamda olduğu için, Ana Melek’de, Anadoluıııuzun Ana Tanrıçasını hemen tanıyoruz; onun kocası baş erkek tanrının Tarkhun (Luwi dilinde: egemen olan, buyruk yürüten), Sanda (Luwi dilinde: Kutsal), Atta (Hitit dilinde: Baba) gibi pek çok adı arasında bir de sırf onun “Erkek, Koca” niteliğine işaret eden Adra adının bulunduğunu da böylece anladık. Bu konuda ilk yayın, tarafımızdan yapılmıştır (Umar, Lydia, Genişletilmiş 2. bsl., Salihli Belediyesi Kültür Yayım, İzmir 1989, s. 10). Her türlü duraksamayı ortadan kaldırmak için ekleyelim ki, diğer en eski HindAvrupa dilleri ile yapılan karşılaştırmalar da Adra’mn “erkek” (buradan: Koca) olduğunu göstermektedir. Örneğin eski ve yeni Hellen dilinde aynı anlamdaki sözcük Andros’tur; bu yüzden Anadolu’daki birçok Adra’lı ad, Hellenleşme döneminde Andros’lu edilmiştir: Adraka yâni Adraka, Adrayeri adının Andriake’ye çevrilmesi gibi. Adra/Odra’lı adlar konusunda, şimdi basılmakta bulunan yeni bir yayınımızda (bundan böyle kısaca THİT diye yollama yapacağımız, Türkiye Halkının İlkçağ Tarihi kitabımızın 1. cildinin bir kat genişletilmiş 2. basımında, bölüm 16’da) ayrıntılı inceleme vardır. Anadolulu adlarda Adra/Odra, Atreus/Otreus, Kadys/Kotys, Atys/Otys gibi a’lı ve o’lu çeşitlemelerin niçin görüldüğü de orada açıklanmaktadır.
7 Nitekim Iliada Mawana’yi (Mawana, Ma ülkesi) Maionia ettiği gibi, Xenophon da, Anabasis’ inde, geçtiği yörelerin, kentlerin adlarını sayarken, Lukkawana’yi Lykaonia edivermiştir.
8 Luwi dilinin “vadi” anlamındaki sözcüğü mut, Anadolu’nun en görkemli vâdisinin orta yerindeki kentin de adıdır. Romalılarca buna Clau diopolis dendiği ve Bizans İmparatorluğu’nun belgelerinde, kilise kurultaylarının tutanaklarında vb. kayıtlarda hep Claudiopolis adı geçtiği halde Türkler yerli halkın ağzında böyle bir ad değil, Mut adını bulmuşlardır. İÖ 300 dolaylarında I.Seleukos, kendi yurdundaki Edessa/ Aigai gibi dağ dibinde sulak bir kent olduğu için Urhay/Urfa’yı Edessa diye adlandırmıştı ve bin yıllar boyunca Hellenistik krallar, Romalılar, Bizanslılar, Haçlılar bu adı kullandılar; ama orayı Bizanslılardan alan Araplar halkın ağzında Edessa değil, Urhay adını buldular.
9 Örneğin Ramsay, s. 108 başı.
10 Bu nedenle, THİT c.I 2. basımında, Luwi kültürünün Anadolu’da nerelere yayılmış bulunduğunu saptamak ve özellikle, tüm Batı Anadolu’ya da yayılmış bulunduğunu kanıtlamak gibi pek sınırlı bir amaçla da olsa, belli bazı Luwi sözcüklerinden ve takılarından türetilmiş Anadolulu tarihsel coğrafya adlarını incelememiz, bunlardan bir haylisinin anlamını açıklamamız mümkün olmuştur.
11 Herodotos’un (VII 110112) andığı bir Thrak boyu. Thrak ulusları, yurtlarının adından da anlaşıldığı üzere (konuyu birazdan metinde inceleyeceğiz) Adra/Odra tapınıcısı idiler. Satrai, Hellen ağzında çoğul biçime getirilmiş, “Satra Halkı” anlamını belirten bir sözcüktür; Sat ra/Sadra ise, hemen şimdi metinde göreceğiz ki, Luwi dilinde “Kutlu Koca”dır (Ana Tanrıça Ma’nın Kocası).
12 Milâs’ın yaıubaşındaki dağ. Bkz. Aşkıdil Akarca/Turhan Akarca, Milâs, İstanbul 1954, s.13: “Milâs, Sodra’nın doğu eteklerinde … kurulmuştur”.
13 Lâpseki yakınlarında çok eski bir kent. Uiada’ da anılır. Kentin ilk kuruluş yeri, sanıldığına göre, Umurbey’in 10 km. kadar doğusunda, Er dağ adlı tepenin sırtlarındaydı, yani kent gerçekten bir perga (yüksek yer, dağ) üzerinde kurulmuştu. Antalya’da düz ayak yerdeki Perga/Per ge kenti kalıntılarını gezenler, perga’nın anlamı konusunda açıklamamıza karşı çıkmakta acele etmemelidirler. Çünkü o kentin en eski bölümü ve özellikle Artemis Pergaıa tapınağı, yamaç yukarısında idi. Bkz. Strabon, 14 IV 2: “Yüksek bir yerde … Artemis Pergaia tapınağına gelinir”.
14 Laroche, s^S, “kutassara”nın sur anlamında olduğunu belirtiyor. Meriggi, s.77, aynı sözcüğü kutasr biçiminde veriyor, kutassar biçiminin Hitit diline özgü olduğunu kaydediyor ve kök sözcüğün duvar anlamında kutt(a) olduğunu belirtiyor.
15 Luwi dilinin sözcük başlarındaki k’yi, hiç değilse e yahut i sesinden önce gelmesi halinde, atmak yani sözcüğün k’siz çeşitlemesini kullanmak eğiliminde bulunduğu zaten saptanmıştı {Ali M.Dinçol, s. 103).
16 Luwi dilinde d ve t sesleri birbirinin yerine kul lamlabilmekteydi, yani aynı sözcüğün hem t ile hem d ile söylenmesi olağandı (Ali M.Dinçol, s.49).
17 Pausanias, 7 V 5; George E.Bean, Aegean Tur key, An archaeological guide, Emest Benn Ltd.,
3. bsl., London 1972, s.153*154; Cevdet Bay bur t luoğlu, Erythrai, TTK yayım, Ankara 1975, s.52.
18 Pausanias, aynı yer.
19 “Yeri, yurdu, yuvası” anlamına gelen ve Hellen dilindeki eion takısının, eski İran dillerindeki ka takısının, çağdaş Farsçadaki gâh takısının tam karşılığı olan Luwi dilindeki ka takısı, Sanskrit ve Hitit dillerinde de vardı. Örneğin, şimdi Allahabad denen kentin eski adı Pra yaga, Praya (kurban) kök sözcüğüne, “yeri” anlamındaki ga takısının eklenmesiyle türetilmişti, “Kurban yeri” (Sunak) anlamındaydı (Türk Ansiklopedisi, “Allahabad” maddesi). Aynı takı, aynı anlamda, kan veya san biçiminde olarak Hitit dilinde de kullanılıyordu (Ali M.Dinçol, s.56). Orhaneli Çayının eski adı Rundaka (Hellen ağzında Rhyndakos) bu takıyla türetilmiştir: Rundaka, Geyik yeri. Artaka (Erdek), Mazaka (Kayseri) kentlerinin adında ve Aydın iline bağlı ilçe merkezi Sultanhisar yakınında Akharaka tapınak kentçiğinin adında yine bu ka takısını görüyoruz. Bu takıyla türetilmiş adlara THİT c.I, 2.bsl., s. 108112*de pek çok örnek verilmektedir.
20 Bizzat Troas, Troia adlarının dahi, Drava, At roa/Otroa, Odrys vb. birçok ad gibi aslında (O)dra uwa öğelerinden
türetilmiş (ve senkop yasası gereğince, birleşme yerinde yanyana gelen iki ünlü sesten birini yitirerek büzülmüş) Od ruvva, yani Adra/Odra Tapınağı’ndan başka şey olmadığı kanısındayım. Luvvi dilindeki uwa takısının tam karşılığı, Türkçedeki lık takısıdır; örneğin Arza (“orman” anlamına geldiğini, Ar zura adı dolayısiyle, Herzjeld belirtmiştir) kök sözcüğüyle uwa takısından Arzavva, Ormanlık; Assa (“yerleşim” ve buradan köy, kasaba, kent anlamında bulunduğu THİT c.I 2.bsl.’da ortaya konmaktadır) kök sözcüğüyle uvva takısından Assuvva, “Kentlik, kasabalık; kentleri kasabaları bol yöre”. Ancak bu takının, tıpkı Türkçedeki lık takısının odunluk, samanlık vb. sözcüklerde yüklendiği işlev gibi, “yapısı” anlamına da geldiğini, örneğin Alabanda adındaki Alaba bölümünün gerçekte ala (at) kök sözcüğüyle bu takıdan türetildiğini, “atlık yapı” yani ahır anlamına geldiğini Brandenstein(Pau\y/Wissow3i RE, Supplementband VI, “Karische Sprache” maddesi, s. 142143) görmüş ve anlatmıştı. Ondan bir adım daha ötesini görebilen ve Kandyba gibi adlarda wa/ba takısının tapınağı anlattığını, örneğin Lykia’daki Kandyba kentinin adının Kanda/Sanda Tapınağı anlamına geldiğini anlayabilen de ben oldum. Bu konu dahi THİT c.I,
2. bsl.’da (s.9098), pek çok örnek üzerinde durularak, İncelenmektedir.
Troas bölgesinde ve kendi adını da Adra/Od ra’dan alan Traka/Thrake/Trakya bölgesinde, hatta Skodra (İşkodra) başta olmak üzere Balkan Yarımadası’nın geri kalan bölgelerinde karşılaştığımız pek çok Adra/Odra’lı tarihsel coğrafya adının örnekleri, THİT c.I, 2.bsl., s. 144 157’de verilmektedir.
21 Adra/Odra tapkısının İtalya, Sicilya yörelerine belki Anadolu Etrüsklerce, belki onlardan çok daha önce taşınmış ve yayılmış bulunduğunun kanıtları yine yörede karşılaştığımız tarihsel adlardadır. Bunlar arasında, Etrüsklerce kurulan Adria yani Adr(a)ia, Adra Yurdu kentinin adı; Ploutarkhos’un andığı (Timoleion’un Yaşamı,
12 ve 16) Sicilya’daki Adranos kentinin ve onun baş tanrısı Adranos’un adı (bizim Orhaneli de eskiden Adranos’tu) ilk akla gelen örneklerdir.
Adra/Odra’lı adların kuzeybatı sınırını, Almanların Oder, ama Çeklerin adını çarpıtmadan Odra dediği ırmak; kuzeydoğu sınırını Hazar Denizi’ne dökülen Atrek (Adra/Atra ve Eski
İran dillerinin cik anlamındaki küçültme takısı ek); güneydoğu sınırını Arap yarımadasındaki Adramut/Hadramut (AdraMut, Adra Vadisi; bizim Adramut/Adramytteion/Edremit’in adaşı) ve karşısındaki Sokotra (SkaOdra, Odra Adası); güneybatı sınırını ise, İspanya’da, Akdeniz kıyısındaki Adra kenti belirler.
22 İtalya’daki Euandros hakkında “bilgi” için Vergilius’un Aeneis’ine ve Titus Livius’un I. kitabına bkz. Türk Ansiklopedisi “Euandros” maddesinde ve Büyük Larousse “Euander” maddesinde de bu konuda birkaç satır vardır.•
23 Anatole Bailly, Dictionnaire Grec Français (inanılmaz derinlik ve genişlikte bir emek ürünüdür), 16. basım, Librairie Hachette, Paris 1950, “Phokaa” maddesi.
24 Anatole Bailly, “Phokaia” maddesi.
25 Strabon, 13 IV 5.
26 Herodotos, I 80.
27 Tuncer Baykara, İzmir şehri ve tarihi, EÜ Arkeoloji Enstitüsü yayım, İzmir 1974, s. 121’de yayınlanmıştır.
28 Pa, “su”; uvva, “lık”; ka, “yeri, yurdu” öğelerinden. Son ikisine dn.19 ve 20’de değinmiştik. Luvvi dilinde ve onun ardılı Anadolu dillerinde apa/pa’nın “su” demek olduğunu, günümüzden 100 yıl kadar önce, Luvvi’lerin adı bile duyulmamışken, büyük bilgin Ramsay farket mişti (s. 158). Bu kök sözcükten türetilmiş Anadolulu tarihsel coğrafya adlarının tipik örnekleri, THİT c.I, 2. bsl., s. 158160’da İncelenmektedir. Özellikle, Anadolunun en büyük ırmağı Kızdırmağın ağzındaki kentin adı, Paura (Arına Komnena, 11 VIII 4), şimdiki Bafra, bu yönden çok aydınlatıcıdır çünkü Pa kök sözcüğü ile, Luvvi dilinde hem “büyük” hem de “ülke, ülkesi” anlamına gelen ura’dan türetilmiştir ve oradaki pa’nın suya, akarsuya, ırmağa işaret ettiği pek açıktır. Keza ortaçağdan beri Çermik (Er menicede “Ilıca”) denen ve sıcak su kaynaklarıyla ünlü olan kent de, ilkçağda Abarna adını taşıyordu ki bu ad “Su pınarı” demektir, bkz. aşağıda dn.38.
29 Gerek eski gerek yeni Hellen dilinde, p ile ph (0 sesinin birbiri yerine kullanılması eğilimi vardır. Örneğin, “terzi” anlamındaki sözcük hem raptis hem raftis diye; “yedi” anlamındaki sözcük hem epta, hem efta diye söylenir. Anadolulu adlardaki apa/pa öğesinin Hellen ağzında bazı örneklerde afa/fa’ya (Latin yazımıyla, Apha/ Pha’ya) çevrilmesi bu yüzdendir. Karş. Apasa’ dan Ephesos.
30 George Thomson, Frühgeschichte Griechen lands und der Aegaeis, Berlin (DDR) 1961, s.363.
31 Bu ad Luvvi dilindendir ve aslı tdaka yâni İda ka, “ağaç/orman yeri”dir. Bkz. THİT c.I, 2. bsl., s.112.
32 Iliada I 246, IV 671, 845 vs.
33 Ma ile Ama, birbirinin çeşitlemesidir. Luvvi dilinin yakın hısımı eski İran dillerinde de, başında A olan sözcüklerin bu ses atılarak kullanılabildiğinin birçok örneği bulunduğunu Ernst Herzjeld (s.306 dn.2) belirtiyor. Luvvi/Pelasgos dilinde apa/pa çeşitlemesini biraz önce gördük; bir diğer çeşitleme de “baş” (buradan: uç, doruk vb.) anlamında akra ile kra/kro/kar/kor çeşitlemesidir (THİT c.I, 2. bsl., s. 119129).
34 Bkz. Pausanias, 7 IV 4.
35 Bu yazıda dn.l9’a ve metnin ilgili bölümüne bkz.
36 Adra/Odra tanrının Madra (MaAdra, Ma’nın Kocası) yahut Modra (MaOdra; aynı anlamda) diye de anıldığını kanıtlayan tarihsel coğrafya adlarının örnekleri THİT c.I, 2. bsl., s. 155 157’de İncelenmektedir. Bunların başlıcaları Madra, Madraka, Madran, Matra, Modra, Modran, Modrica, Mondros, Modrene (Mudurnu), Maiandros (MaiaAndros), Mandrom, Mandros, Mudra, Mudras Boğazı, Skamand ros’tur.
37 A.J. van IVindekens, Le Pelasgique, Louvain 1952, s.53.
38 Arna sözcüğünün, Luvvi dili gibi HindAvrupa dillerinden olan eski Hellen dilinde keza “kaynak, kaynak havuzu” anlamındaki krana/kre ne sözcüğüne ve Hitit dilinde “deniz” anlamına gelen arunas sözcüğüne benzerliğini vurgulayalım ve arna’dan türetme Luvvi/Pelasgos tarihsel coğrafyası adlarının birkaç ilginç örneğini sıralayalım:
1. Abarna, şimdiki Çermik (Ernst Honigmann, Bizans devletinin doğu sınırı, çev. Fikret Işıltan, İÜ Edebiyat Fakültesi yayını, İstanbul 1970, s.32, 33, 138 dn.2). Karş. yukarıda dn.28. Apa Arna’dan senkop yasası gereğince Aparna/ Abarna, “Su Pınarı”.
2. Atarna/Atarneus. Dikili kuzeydoğu yakınındaki Nebiler Köyü ılıcasının yambaşında ilkçağ kenti. Bu ılıcayı Pausanias (4 XXXVI 10) Ast yra diye anıyor ve ılıcanın Atarneus arazisinde bulunduğunu söylüyor. Ada/Ata ile Arna öğelerinden türetilen Atarna adı, bu ılıcaya işaret eder; Ada kök sözcüğünün anlamı THİT c.I, 2. bsl., s.l60162’de açıklanmaktadır.
3. Alisarna, Lâtin yazımında Halisarna. Bergama yakınında kentçik (Xenophon, Anabasis, 7 VIII 17; Xenophon, Hellenika, 3 I 6). Şimdi Kleopatra Ilıcası diye reklâm edilen ılıcanın yanı başında. Dolayısiyle, Alisarna adının Sama bölümü, s(vva) arna’ya, “şifalı kaynak havuzu” na işaret eder. Svva’yı bu örnekte “kutlu, iyi, güzel” diye değil, “şifalı” diye çevirmek daha doğru olur.
4. Syrna. Bozburun Yarımadası’nda Rodos Pe reia’sının (karşıyaka ülkesinin) kentçiklerinden biri ve Asklepios’a adanmış bir sağıtım yeri, şimdi Bayır Köyü (George E.Bean, Turkey beyond the Maeander, Ernest Benn Ltd., London 1971, s. 160). Şifalı havuz, köy camiinin bitişiğindey di, 1970’lerde üstü kapatıldı. Bir diğer svva arna; senkop olayı bu örnekte svva’nın vva’sını değil, arna’nın ilk a’sını götürmüştür.
5. Yparna, Latin yazımında Hyparna. Arria nos’un (1 XXIV 4) andığı, Köyceğiz Gölü yakınlarında bir hisar. Bu gölün batı kıyısı boyunca ılıcalar, “içme’Mer, “girme’Mer sıralanır. Muğla ilinde, “Sıcak su kaynaklarının en önemlisi Köyceğiz ılıcasıdır. Mayıs ayından Ağustos sonlarına kadar Türkiye’nin çoğu yerlerinden akın eden dertlilere şifa veren bu sıcak su kaynağının olduğu yere oldukça güzel tesisler kurulmuştur” (Muğla 1973 İl Yıllığı, s.49).
6. Arn/Arın/Arin Gölü. Van Gölü kuzey yakasında, Adilcevaz yakınında bir gölcüktür (Türk Ansiklopedisi “Adilcevaz” maddesi).
7. Arna/Arne. Bizim İsparta’nın adaşı Sparta’ nın kuzey ilerisindeki Arkadia bölgesinde, adı birçok destan öyküsüne karışan bir kaynak havuzudur fPausanias, 13 VIII 12).
8. Kavvarna. Hitit belgelerinde anılan bir kent ya da yöre adı (Hayri Ertem, Boğazköy metinlerinde geçen coğrafya adları dizini, Ankara 1973, s.74). Kavva (“sığır” olsa gerek; konu THİT c.I, 2. bsl., s. 177178’de inceleniyor) ve arna öğelerinden türetilmiştir, kanımca Sığır Pınarı ya da Sığır Gölü anlamındadır.
Hitit krallarında gördüğümüz Labarna ve Ar nuvvanda adlarının da (THİT c.I, 2. bsl., metnini basımevine verdiğimiz sırada henüz anlamını görmemiş bulunduğumuz, dolayısiyle o kitapla inceleyemediğimiz) arna kök sözcüğüyle bağlantısı olabilir. Örneğin Arnuvvanda adı, Arna vvanda öğelerinden türetilmiş, “Pınarlı” anlamında olabilir; karş. Hitit dilinde Suppi luli uma, temiz (duru) kaynağın insanı.
Vy Umar, Bithynia, Akbank yayını, İstanbul 1987, s.13.
4″ Akurgal, “Eski Izmir / I. Yerleşme katları ve Aıhcna tapınağı” adlı yapıtında (TTK yayını, Ankara 1983) konuyu ele almaktadır.
41 Van Windekens, s.70 satır 8.
42 Xenophon, Anabasis, 5 III 8.
43 Bkz. yukarıda dn.20.

Please follow and like us:

Enjoy this blog? Please spread the word :)