Çayın Karadeniz Bölgesi için önemi ve tarihi seyri

Doğu Karadeniz Bölgesi’nin sözlü halk kültürüne göre, yörede çay üretimi Osmanlı döneminde, hatta 19. yüzyılın sonlarında başlamıştır. Nitekim 1878 yılına ait Trabzon vilayeti salnamesi bu görüşün doğruluğunu belgelemektedir. Zira salnamede 1878 yılında Lazistan sancağına bağlı Hopa kazasında 20.000 kıyye çay elde edildiği kayıtlıdır…

 

Yazı:Dündar Alikılıç

Çay, nemli iklimlerde yetişen küçük boylu ağaçtır. Çay (Camellia sinensis), Çaygiller (Theaceae) familyasından ana vatanı, batıda Assam- Birmanya sınırı boyunca uzanan Nayaland, Manipur ve Lushai tepeleri, doğuda Çin ve güneyde Birmanya ve Tayland tepelerinden Vietnam içlerine kadar uzanan bölgeler arasında kalan yelpaze biçimli bir alanın oluşturduğu kabul edilen çalı türüdür.
İlk çay biraz keyif, biraz da tıbbi nedenlerle içilmiş, çay içerek zihni uyanık tutmak, bin bir derde deva özelliklerinden yararlanmak hep söz konusu edile gelmiştir. İşin güzel ve şaşırtıcı yanı ise, çayın sıcak bir içecek olmasının ötesine geçmesiyle başlıyor.

Beş bin yıldan beri bilinen, sevilen, efsanesi, deyimleri, şiirleri, sanat ve sanayisi ile bir çay kültürü oluşmuştur. Çin’den Rusya yoluyla Osmanlı Devleti’ne giren çay, Anadolu’da içme alışkanlığı olarak 1600 yıllarında tanışır. Özellikle Tanzimat’tan sonra tüketimi artmış, 19. yüzyılın sonlarında kahvaltı sofralarında yerini almıştır.
Dünyada sudan sonra en fazla tüketilen gıda ve ihtiyaç maddesi olan çay bugün yaklaşık kırk ülkede yetişmektedir. Kişi başına tüketimde dünyada beşinci sırada yer alan Türkiye, üretim bakımından altıncı sırada bulunmaktadır. Yaklaşık bir milyon insanın gelir kaynağı olması hasebiyle iktisadi hayatta olduğu kadar, sosyal hayatta da önemli yer işgal etmektedir. Türkçeye kattığı kelime ve deyimlerle, maddi kültüre soktuğu eşya ve gereçlerle, folklorik tıptaki yararlarıyla Türk kültürü ve etnografyasında derin izler bırakmıştır.
Çay, Karadeniz’de sahilden dağların tepelerine kadar bütün araziyi kaplayan yemyeşil bir örtüdür. İnsanımız bu örtünün üzerine sere serpe serilmişçesine aralıklarla evlerini yapmıştır. Gerek coğrafi yapısı itibariyle, gerekse çayla her karış toprağın değerlenmesi sonucunda Karadeniz’de hangi köyün nerede bittiğini, hangi ilçenin nerede başladığını kestiremezsiniz. İnsanımız, toprağını kıymetlendiren bu “yeşil altın” a göre ayarlamış hayatını. Karış karış her tarafı şen yapmış, canlı tutmuş, metre metre ıssızlığı ve tenhalığı buralardan kaçırmıştır. Çay ile ilk defa gurbetten geri dönüşü yaşamıştır. Onunla mürüvvet görmüştür, mutluluklar yaşamıştır. “Varlık” kelimesini öğrenmiştir. Çay sayesinde kendisini bütün dünya tanımıştır.4
Doğu Karadeniz Bölgesi’nin sözlü halk kültürüne göre, yörede çay üretimi Osmanlı döneminde, hatta 19. yüzyılın sonlarında başlamıştır. Nitekim 1878 yılına ait Trabzon vilayeti salnamesi bu görüşün doğruluğunu belgelemektedir. Zira salnamede 1878 yılında Lazistan sancağına bağlı Hopa kazasında 20.000 kıyye5 çay elde edildiği kayıtlıdır. Halk arasında Moskov Çayı olarak bilinse de halis Çin çayından başka bir şey olmayan bitki, şehir merkezi de dâhil olmak üzere Trabzon’un çeşitli mıntıkalarında yetişmekte idi. Fakat rakamsal değer açısından salnamede Hopa ve Arhavi rekolteleri dışında kayıt bulunmamaktadır.6
Tamamen bireysel çabalarla geliştirilen bu üretim, çalışmak amacıyla başta Batum olmak üzere Rusya’nın çeşitli şehirlerine giden Rize ve Artvinli işçilerin, memleketlerine döndüklerinde getirdikleri çay fidanlarını burada dikmelerinin sonucuydu. İlk zamanlarda özel bahçe ve tarlalarda ekilen egzotik bitkinin daha sonra ormanlık sahalarda ve kırlarda kendiliğinden yetiştiği tespit edilmişti. Yaklaşık yarım metre boy veren ağaçlar başlangıçta kimsenin dikkatini çekmemiş, sıradan bir ot olarak nitelendirilmişti. Orman ve Maadin Nezareti, çay bitkisinin cins ve niteliğinin sağlık açısından yarar ve zararının yeterince bilinmediğini, bu nedenle bitkinin incelenmesi amacıyla fidan, dal, çiçek ve tohumundan bir miktar numunenin merkeze gönderilmesini istemişti.7
Sultan 2. Abdulhamid’in Orman, Madenler ve Tarım Bakanı Selim Paşa, kendi imzasıyla 06.10.1894 tarihli ve 250 sayılı sadrazama yaptığı arizada şöyle yazmaktadır: “Bu hakir ve zayıf kulunuzun arzı şudur ki, çay bitkisi, besleyici ve iyileştirici özellikleri olduğu için ticaret pazarında ehemmiyetli bir konuma sahiptir. Bundan dolayı Osmanlı topraklarında da yetiştirilmesi ve tarımın yaygınlaştırılması hususlarına teşebbüs edilmesi padişahımızın buyruklarına bağlıdır.” Ülkemizin çeşitli yerlerinde bulunan numune çiftlik ve tarlalarında daha önceleri hazırlanmış olan birer dönümlük arazilerde deneme amaçlı olarak ekilmesi ve yetiştirilmesi için Japonya’ya yeterli sayıda tohum ve fidan sipariş edilmiştir. Trabzon (Samsun’dan Artvin’e kadar Doğu Karadeniz Bölgesi), Maraş, İzmit ve Bursa civarlarında kendiliğinden yetiştiği haber verilen bir tür çay bitkisi de vardır. Bunun da fidanlarından yeteri kadar örnek alınıp numune çiftlik ve tarlalarına dikilecektir…

Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde ferdi teşebbüslerin ilki Rize Ziraat Odası reisi Hulusi Bey’dir. Memuriyeti sırasında, Rize ile Batum’un ilkim şartlarının birbirine benzerliğini göz önüne alarak 1912 yılında Batum’dan tedarik ettiği tohumları kendi bahçesine ekmişti. Tohumlar kısa müddet sonra boy verdi. Ancak Birinci Dünya Savaşı’nın başlaması ve Rize’nin Ruslar tarafından işgali üzerine Hulusi Bey hicret etmek zorunda kaldı. Beş yıl sonra 1919 yılında bölgeye geri döndüğünde çay konusuna eğilmeye devam etti. Faaliyetleri hakkında kaynaklarda başka bilgi bulunmayan Hulusi Bey, deneyimlerinin sonucunu Hariciye Nezaretine ve ayrıca Halkalı Ziraat Mektebi hocalarından Ali Rıza Bey’e sunmuştur.9
Osmanlı döneminde çayın tarımsal serüveninde teorik anlamda en etkin kişi şüphesiz Ali Rıza Bey’dir. Batum’un zirai yapısıyla ekonomik durumunu incelemek üzere, 1918 yılında Ziraat Nezareti’nce Güney Kafkasya’ya görevlendirilmişti. Burada, Kafkasya kıyı bölgesinde ılıman iklim bitkilerinden mandalina, limon, portakal, bambu ve çayın yetiştirildiğini gördü. Saptadığı toprak ve iklim özellikleriyle bölgenin meteorolojik yapısını rapor etti. Ayrıca işgal sırasında Ruslar tarafından derlenmiş olan Rize’yle ilgili meteorolojik verileri de ele geçirmişti. Bu verilerden hareketle Rize ile Batum’un toprak formasyonunun benzerliğini tespit edince, Batum’da yetişen bitkilerin Doğu Karadeniz’de de yetişebileceği kanaatine varmıştı. Ali Rıza Bey tuttuğu raporları ilgili bakanlığa sundu. Söz konusu raporlar 1921 yılında kitap haline getirilerek yayınlandı.
Çayın ekilmesi, yetiştirilmesi, işlenmesi, nakliyesi ve pazarlaması safhalarıyla birlikte, bitkinin botanik mahiyetine temas etmesi bakımından o tarihe kadar yapılmış en kapsamlı ve bilimsel eser olan Ali Rıza Bey’in raporu, Türkiye’nin ekonomik geleceğinde çayın oynayacağı role değinmesi açısından da büyük önem taşımaktaydı.10

Ekim 1917 devrimiyle birlikte Rusya kapıları kapanınca Karadeniz halkı önemli bir iş kaynağından mahrum kalmıştı. Öte yandan Birinci Dünya Savaşı’nın yol açtığı ekonomik bunalım, ardından Osmanlı Devleti’nin çöküşü ve devlet otoritesinin zayıflığını fırsat bilen bazı kişiler diğer bölgelerde olduğu gibi Doğu Karadeniz Bölgesi’nde de eşkıyalık hareketlerine ve halktan haraç almaya başlamışlardı. Bütün bunların yol açtığı emniyetsizliğin önüne geçmek, bölgede huzur ve güveni sağlayıcı tedbirler almak amacıyla Nisan 1921’de Ankara’da bir komisyon kuruldu. Her nezaretten temsilcinin iştirak ettiği komisyon iktisat vekâleti adına Ziraat Müdür-i Umumisi Zihni Bey, Rize’de huzur ve asayişin sağlanmasının iş istihdamı yaratılmasına ve çalışma ortamlarının iyileştirilmesine bağlı olduğu vurgulanmıştı. Zihni Bey görüşlerini sıralarken Ali Rıza Bey’in raporlarına atıfta bulunmuş ve Batum modelinin Rize’de uygulanabileceği üzerine durmuştu.11
Hükümet nezdindeki görüşmelerden sonra Zeki Bey 1923 yılında, araştırma ve incelemeleri yerinde yapmak ve kurulması kararlaştırılan üretme fidanlığı projesini hayata geçirmek üzere Rize’ye gitti. Daha sonra Ankara’ya dönerek, çalışmalarına hükümet desteği düşüncesiyle bir kanun teklifi hazırlayarak meclise sundu. Dönemin Rize mebusları Esad ve Ekrem Beyler’in desteğiyle tasarı 6 Şubat 1924
tarihinde kanunlaştı. Kanunun çıkması ardından Zihni Bey Nisan 1924’te yeniden Rize’ye gitti.

Ancak devletin çay tarımı işine el atmasına rağmen, üretimde herhangi bir ilerleme meydana gelmedi. Bu durum sonucu Türkiye’de çay yetiştirme işi 1923 yılında hükümetin kendi kendine yetme politikası çerçevesinde yeniden ele alınmıştır. O sırada Edirne’de Ziraat müşavirliği görevini yürütmekte olan Zihni Derin’e bir kez daha başvuruldu. Vekâletin baş müşavirliğine atanan Zihni Derin, Rize’deki zirai teşkilatı koordine etmekle görevlendirildi. Böylece Rize’de çay yetiştirme projesi daha bilinçli ve programlı bir hüviyete sokulmuş oldu. Önceki yıllarda köylüye dağıtılmış olan fidanların yavaş yavaş mahsul vermesi de umutları arttırmıştı. Köylülere yüz binlerce fidan dağıtıldı. Sovyetler Birliği’nden 1937 yılında 20, 1939 yılında 30 ve 1940 yılında da 20 ton tohum satın alındı. 1938 yılında 81 lira bedel mukabilinde 135 kilogram çay yaprağı istihsal edilerek, ilkel vasıtalarla elde edilen 30 kilogram kuru çay Ankara’ya gön-derildi. 29 Mart 1940 tarihinde çıkarılan 3788 sayılı “Çay Kanunu” ile çay tarımının ve üreticisini desteklenmesi güvence altına alındı. Bu kanuna dayanılarak çay tarım alanları, ekolojik ilkelere göre Araklı deresinden komşumuz SSCB (Gürcistan) sahiline kadar, sahile 15 km içeriye olmak üzere belirlendi. Çay tüketim ve dış alım durumu dikkate alınarak 30 bin dönümlük bir alan çay tarımı için ayrıldı ve Ziraat Bankası’nın 5 yıl süreyle üreticiye faizsiz olarak 25 lira kredi vermesi kararlaştırıldı. Aynı kararname ile 1940 yılında Hopa, Sürmene ve Of’ta çay tarımı yapılmasına izin verildi.

Zihni Derin (1880-1965)

Sonraki yıllarda kahveyle birlikte çay alımı da Tekel kapsamına alındı. Böylece uzun süren tecrübe aşamasından sonra hedef tutturulunca, ilkel atölyelerin yerine modern fabrikaların tesiri kaçınılmaz oldu. Nitekim Fener mahallesinde 1946 yılınca temeli atılan Rize Çay Fabrikası 1947 yılında işletmeye açıldı ve Türkiye çay ihracatına başladı.  Çay tarımının ve çay üretimi ile pazarlanmasının ayrı bakanlıkların sorumlulukları altına yürütülmesine 06.12.1971 tarihinde çıkarılan bir kanunla son verildi. Çay Kurumu Genel

Müdürlüğü’nün kısa adı ile ÇAYKUR’un 1947 sayılı kanun ile kurulmasından sonra Türkiye çaycılığı hızlı bir gelişme sürecine girmiştir. Özel sektörlere çay üretimi izni 04.12.1984 tarih ve 3092 sayılı çay kanunu ile verildi ve böylece yeni bir uygulama başlatıldı. Yine açılan alanlarla birlikte çay üretimi üç misli artmaya başladı. Ve Karedeniz halkı için yeni iş imkânları ve alanları açıldı. Bugün çaylık alanların %65’ i Rize, %21’ i Trabzon, %11’i Artvin, %3’ ü ise Giresun ve Ordu illerinde bulunmaktadır.

1.Wikipedia.org
2. http:// biriz.biz/cay/kultur/index.htm
3. Kemalettin Kuzucu, “Türkiye’de Çaycılığın Tarihi Gelişimi” Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi, İstanbul 2003, Sayı 8, s. 75
4. Muhammet Safi, “Osmanlı’da İlk Çay Tarımı”, Tarih ve Düşünce İstanbul 2006, Sayı 63, s. 41
5. Kıyye: Okka adlı eski bir ağırlık ölçüsünün diğer ismi olup, şimdiki 1282 gramdır. Midhat Sertoğlu, Osmanlı Tarih Lügati, İstanbul 1989, s. 186, www.Sozluk.net
6. Trabzon Vilayeti Salnamesi, Sene 1296, s. 169
7. Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA), İrade, Şura-yı Devlet (İ.ŞD.), nr.2515, (4 Recep 1296/24 Haziran 1879)
8. Muhammet Safi, a. g. m. s. 44
9.Asım Zihnioğlu, a. g. e. s. 15-16
10. Kemalettin Kuzucu, o. g. m. s. 95,
www.caykur.gov.tr,www.cayudad.com

Please follow and like us:

Enjoy this blog? Please spread the word :)